Self-Made Man (Kendini Yapan İnsan)

Başlatan isiklidusler, 07 Ekim 2014, 20:20:14

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

isiklidusler




İnsan, tekrar yücelmesi için kendini yeni baştan inşa etmek zorundadır. Ve bu yenileşmeyi ızdırap çekmeden yapamaz. Çünkü o hem mermerdir, hem de heykeltraş. Hakiki biçimini yeniden kazanmak için, büyük çekiç darbelerini kendi maddesine indirerek kıvılcımlar çıkaracaktır.

Alexis Carrel – İnsan Denen Meçhul

İnsanın kendin yapması - yontması? nedir?
 

Scyth

#1
Kendi kendini açıklamış acı çekmek.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#2
bence hep acı çekmeye odaklanmış, şatlandırılmış durumdayız. Çünkü haklıyız; Yunus Emre, Mevlana, Köroğlan'dan başlayıp, yüzyıllar boyunca acı ile tekamüle ulaşmış bir genetik yapımız var. Bu gün biliyoruz ki, genlerde bizim hükmümüz altında :) Maalesef sadece bizim bilmemiz de yetmiyor...belki bizlerden sonraki nesiller, dna larını kontrol altına alarak kader dediğimiz bu oyunu kıracaklar.
 

maiterya

#3
Acı çekerken ürettiğimiz negatif enerji kertişlere besin oluyor ve programı onlar yazmışlardır belki.Bu işte (acı çekmekte) bir yanlışlık var gibi geliyor bana.
 

Scyth

#4
Kertiş ve Orion kh sadece negatif enerjileri çekmiyorlar. Örneğin sex yaptığınızda mutlu oluyorsunuz, uyuşturucu kullandığınızda da bu enerjileride alıyorlar hatta diğerlerinden daha da çok. Tabi tapınma ve korkuenerjilerini eklemek lazım. Benim burada acı çekmekten bahsettiğim ruhsal dönüm noktları büyük acılarla karşılaşan insanlar ruhsal olarak güçleniyorlar. Bunu bağışıklık kazanmak gibi düşünün. Zaten acı çekmek sizin isteğinizle olacak bir şey değil sürecin içinde gerçekleşiyor. Bunun yanında kendine fiziksel acı çektiren gruplarda var onlar olayı yanlış anlıyorlar.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#5
K'lar "acı çekmek (suffering) DNA'ları etkinleştiriyor" gibisinden birşeyler söylemişti. Çok dikkat çekici bir yorumdu. Tartışılması çok faydalı olabilir gibi görünmüştü gözüme, şimdi bir tartışması geçiyor. Çok çeşitli açılardan bakılıp yorumlanabilecek bir konuya benziyor.

Madem hayatta en önemli şeylerden biri "bilgi ve farkındalık", o halde acıların bilgi ve farkındalığa ne tür etkileri olduğunu düşünmek gerek.

Fiziksel bir acıya dayalı olarak basit ama önemli olduğunu düşündüğüm bir örnek vermek istiyorum. Çocuk sobaya elini değiyor, eli yanıyor ve çektiği acıdan dolayı çocuk sobaya dokunmanın zararlı olduğunu anlıyor. Elbette bu örnek kaba bir örnektir ama burada önemli olan bu basit prensibin çok daha derin gerçekliklerle doğrudan ilişkilendirilip ilişkilendirilemediğidir. Evrendeki mutlak gerçeğin veya gerçekliklerin acı çekme prensibine dayalı olduğunu, acının kendi başına bir erdemmiş gibi övülebileceğini sanmıyorum ama acının, sıkıntının ciddi bir "öğreticiliği" olduğu sanırım tartışmasızdır. "Acı" ile "yanlış" kavramları arasında bir çeşit doğru ilişki var belki de. Yanlışlar acıya neden oluyor bir şekilde sanki. Bedenimiz nasıl "acı" tepkisiyle bizi "yanlış" olan şeyler konusunda "uyarıyorsa", beden gibi çok büyük bir organizma olan hayat da sanki acı/sıkıntı yoluyla bizi "yanlış" olan şeyler konusunda uyarıyor olabilir.

Burada, kişinin çektiği acıyı fark etme ve onu yorumlama ihtiyacı söz konusu olabilir. Ruhun veya 3. yoğunluktaki ruh uzantısının çektiği acı, bedenimizin çektiği bir acı kadar basit, tespit edilebilir ve doğrusu anlaşılabilir şeyler olmayabiliyor bazı durumlarda. Özellikle de içinde yaşadığımız ciddi beyin yıkama, hipnoz, propaganda, yalan, işkence koşulları altında, "acı çekmek" hayatın en temel gerçeklerinden biri olduğu halde, bu acıları analiz etmek ve gereğini yapmak hiç de göründüğü kadar basit olmayabiliyor. Bir matematikçinin bir problemi çözerken uyguladığı formülde bir yanlış olduğunu fark eder etmez gittiği yolu düzeltmesi veya en azından aynı hatayı tekrarlamaması örneğinde olduğu gibi, biz de hayatımızda bize çok acı çektiren şeyleri fark edip onun doğrusunu yapabiliyor olsaydık, hayat da bu kadar zor olmazdı sanırım. Ama bizim acı çekmemiz, birilerinin çıkarlarının devam etmesi açısından "elzem" olduğu için, ve o birileri dünya insanlığı üzerinde çok ciddi bir kontrol sahibi olduğu için, yaşadığımız pek çok acıyı (yanlışı) bile bile yaşamak ve kendimizi ona "alıştırmak" zorunda hissediyoruz ve hatta zorunda kalıyoruz. Bu tavır insanlık tarihinde o kadar somutlaştı ki, artık genetiğimizin bir parçası oldu belki de. Fazla sorgulamadan kabul ettiğimiz o kadar çok acı var ki, onlara acı bile demiyoruz, "hayat böyle!" diyoruz. Halbuki hayat kesinlikle insanlara zorla acı falan dayatmıyor. Bence, insanlığın şimdiye kadar kendini içine düşürdüğü ve binlerce yıldır bizim de genetiğimize işleyen koşullar o kadar kesin bazı sonuçlar meydana getiriyor ki, acılara "çarpmadan" veya acılara "uğramadan" "düze çıkmak" mümkün görünmüyor bence. Bütün mesele acılardan "ders" alabilmek.

Çok farklı açılardan ve örneklerden de yaklaşılabilir "acı" konusuna.

bigsenfoni

#6
Hemen anlatayim...:D

Bundan 1 ay önce hayatimin en büyük acisi/soku...

Hislerim söyle idi.Bir Askeri düsünün ... Ailesini (esini ve cocuklarini)yeniden görme ,yeniden birlesme ,  umuduyla yillarca savasmak zorunda kaliyor, hayatta kaliyor,yaralaniyor,hastalaniyor, aldatiliyor,kullaniliyor, o kadar negatiflik/olumsuz seyler, o kadar igrenclik,o kadar vahset görüyor ki askerin , Askerin kalbini sicak (temiz!) tutabilen/ Ruhunu ayakta tutan sey sadece esinin ve  cocuklarinin sevgisi ve yeniden birlesme umudu...

ve 4-5  sene  gectikten sonra ne yapip edip bir sekil evine esine cocuklarina kavusma umudu doguyor ve evine gidiyor.

Evine yaklasiyor  gecenin karanliginda evini izliyor ve ne görsün!esinin yaninda baska bir adam var ilk önce tanidik falandir diye aklina kötü birsey gelmiyor..ama yinede durumu kavramak icin ve evini izlemeye devam ediyor.Bakiyor ki esinin annesi ve teyzesi adami cok seviyorlar muhabbetleri o bicim...:D Ki savasa girmeden önce bu ikiside evlenmelerinden yana degillerdi hatta karsilardi!sonra bir bakiyor askerin esini  annesinin  ve teyzesinin yaninda öpüyor ve Odaya götürüyor (anlayin iste!) ve esinin teyzesi ve Annesi bu ise  karsi cok mutlular...

Bir ay önce yasadigim aci/sokun bu askerinkinden daha büyük idi...O kadar büyüktüki Annem bile  3 bin KM den hissetti...

Simdi gelelim o acinin/sokun  bana ne yaptigina Bütün vücudumun yani hücrelerimin catir catir yandigini hissetttim,  sanki omurgalarimdan gelen 1000 volt degerinde elektirigin beyin nörönlarimi nasil hoplattigini nasil cayir cayir yaktigini, beynimin elektirik sisteminin en ince  hattina kadar  o bin voltluk elektirigin heryeri dolaystigini (yildirim carmasi gibi ama yildirim omurgalardan geldi)ben hayatimda ne böyle bir Beyin acisi ne böyle bir ruh ve beden acisi hissettim! bütün varligim aciyordu !Inanin bana ölmekten beter bir his hani derler ya \'\'ölüp ölüp dirilmek\'\' Ben yarim saatten fazla Ölüp ölüp dirildim.Bütün DNAlarim DNSlerim hücrelerim cayi cayir yandi sanki; beynimdeki sok dalgalari kelimelere dökülemeyecek kadar aci veriyordu...


O olaydan sonra Resmen bütün vücudum, beynim Düsüncelerim degisti!!?Yeni bir ben dogdu sanki!Ben artik o eski ben degilim dostlarim...sanki o eski ben ve benler öldü/öldürüldü.su anda ben, yeni bir ben oldum, daha güclü/daha olgun/daha bilincli...

Bir de bir sey daha var nasil kelimelere dökecegimi bilmiyorum ama o yasadigim sokve aci ... derinlerden  ama cok derinlerden ki ve kesinlikle sürüngen/ejderha/vahsi  genetiginden/DNA/DSN ciktigindan eminim!!!bazi tehlikeli belki de koruyucu! genetik bilgileride ortaya cikardi!Bir ses/kükreme cikardim ki bir insandan cikmasi mümkün degil!Bu zamana kadar ne kendim böyle bir ses cikardim ne de duydum o kadar güclü ve korkutucu idi ki...Sanki karanlik bir ormandan cikti ve ovadaki bütün canlilara karsi ben geldim diye kükredi!


Dönüsüyorum...Dönüsüyoruz!!!


Kalbiniz temiz ,Gözünüz acik olsun.


DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#7
Tam olarak nasıl bir olay yaşadın bilmiyorum bigsenfoni ama insanın hayatını değiştiren ve herkesin kaldıramayacağı türde derin bir acı ve şok olduğunu iyi anlıyorum anlattıklarından. Geçmiş olsun kardeşim. Karşılaştırma yaptığın örneğe bakıldığında, oldukça kötü bir deneyim olmasına rağmen, bir yandan da bir o kadar patlatıcı, dönüştürücü, geliştirici birşey olduğunu da iyi anlıyorum anlattıklarından ve üzülmek yerine seviniyorum. Çünkü gerçekten yaşadığın şeyi bir şekilde pozitif bir katalizör olarak kullanabildiğini algılıyorum, ve seviniyorum. Geçmişte benzer şeyler yaşamış ve bundan sonra benzer şeyler yaşayabilecek olanlarımız için de önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum. Evet, dönüşüm şart galiba ve dönüşümler gerçekten sancılı olabiliyor. Kasyopyalılar, içinde bulunduğumuz koşullarda 4. yoğunluğa geçiş sürecinin doğum kadar sancılı ama sonunda doğum kadar eşsiz güzellikte birşey olacağını söylemişlerdi. Bizler de uyanış ve mutlak irademizi ortaya koyma sürecinde belli ki bu tür uyanış ve dönüşüm sancıları yaşamayı ciddi bir ihtimal olarak göz önünde bulundurmalıyız.

Tgur

#8
Konu acıyla öğrenme noktalarına gelince şu dörtlüğümü tekrar göz önüne getirme aklıma geldi ,

Üstatların sözlerine dikkat et, onlar bilge genidir
Ama bastıkları yerden gitme, zaman eski değildir
Zoru seç, koru tut gerekirse
Yansa bile ellerin ,gelen yeni deridir

Acılardan kaçarak yaşamaya çalışan benlik, KH doruklarında ,daha doğrusu derinliklerinde kök noktalara doğru gidişine devam eder o yaşantı artık normal yaşam halidir ve onu korumak için yapılan her çaba hayatın kendisidir ,onun dışını düşünmek anormalliktir, bertaraf edilmesi tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır ,yaşam kuralları acıyla buluşmamak üzere inşa edilmiştir.

Şu anda topyekün böyle düşünmüyor veya davranmıyor muyuz ,hatta bana şimdi kızılıyor, bunun böyle olması normal değil midir..Psikopatlığı mı savunuyorsun..Ne çarpık düşünce,

Oysa, yaşantısı ve bilinci ile birlik bilincinin öncüsü olan kadim(çok eski) toplulukların rehavetinden kurtulup gelişebilmeleri için kutuplaşma konulup kısa döngü ortaya konmadı mı ,yani olumsuzluk, negatif dediğimiz , acı unsuru değil midir

Buna göre acı gelişme için motivasyondan başka bir şey değildir .

KH unsurları, genetik düzenlemeleri üzerimizde yaparken yorgan altında ayaklarımızı ana karnındaki gibi büzüp oturan, acıdan kaçmak  dışında başka bir şey düşünmeyen varlıklar halinde dizayn ettiler

Bu oluşa ve mantığa göre öğrenebilmek için , DNA da yeniden bağlantı için, bu miskin halden kurtulmak için acıyla buluşmak lazım..

Problem ,bahsi geçen acıyı tarif etmekte,
Kimine göre, yataktan kalkıp hayata başlamak bile acıdır ,kimine göre alışkanlıklarından geçici kısa bir süre ayrılmak bile acının en alasıdır..Kimine göre bilgilenmek ve araştırmak için gösterilecek gayret büyük bir acıdır, başkaları söylesin ben biat edip o yola koyulayım der, çok aşina olduğumuz gibi..Başka misalleri siz sıralayın,

Acının bu şekilde geniş bir tanımlaması konuyu daha anlaşıabilir mecraya sokmaktadır ve o korkutucu durumundan uzaklaştırmaktadır ve başlangıçta biraz ters gelen Bozadi nin de işaret ettiği kasyopya alıntısını ,evvelce yorumlamaya koyulduğumuz "C: Kişi bedenini" bir çentik atlatmaya" hazırlandığında, fiziksel ve psişik eylemlerle kendini bu "sorunları" meydana getirmeye sevk ediyor." şeklindeki alıntıyı daha net anlamaktayız.



Scyth

#9
Dalganın yaratacağı ortam herkez için büyük bir gelişim potansiyelini ortaya çıkaracak.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#10
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

Dalganın yaratacağı ortam herkez için büyük bir gelişim potansiyelini ortaya çıkaracak.
Evet, kıyametin anlamı ve önemi de bu belki de. "Bittik, mahvolduk"tan ziyade, birşeyleri (hem kendimizi, hem kendimiz dışındaki şeyleri) belki çok fazla sancıyla ama "gerçekten" değiştirmek için büyük bir olanak. Bu demek değil ki dönüşüm sadece kahırdan, kederden, acıdan, travmadan ibaret olsun... Ama sabır, dikkat ve samimi çabayla, çekilen acılar insanı "düşünmeye", gerçekten çözüm üretmeye teşvik ediyor olabilir. Hayatımızdaki sahtelikleri azaltıcı, gerçekçiliği teşvik edici, tevazuyu artırıcı bir yönü var.

Tgur'un söyledikleri, daha önce yaptığım yorumdaki eksik veya yanlış olan birşeyi fark etmemi sağladı. "Yanlışlar acıları doğuruyor/gösteriyor" şeklindeki tanımım bu meselenin mutlak gerçeğini temsil etmiyor sanırım. Bazı durumlarda acı çekmek "doğru" yolda olduğumuzu gösterir. Çok basit bir örnek olarak, kilo vermeye çalışırken, çok yemek istediğimiz ama bizim için pek de sağlıklı olmayan birşeyi yememek için sıkıntıya, acıya katlanırız. Kilo vermek veya kaslarımızı güçlendirmek için egzersiz yaparken kaslarımızı "zorlarız". Bunun gibi, konfor yerine sıkıntıya katlanarak bizi ilerleten, daha iyiye, daha doğruya, daha güzele götüren süreçlerde emek sarfederiz. Bu sadece fiziksel meselelerle değil, psikolojik/ruhsal bazı koşullarla da alakalı. Hangi acının veya sıkıntının ne ölçüde "hayırlı" olduğunu anlama çabası gerekiyor bu durumda sanırım.