Çokluk - (Çokluğun Yokluğu)

Başlatan isiklidusler, 20 Ekim 2014, 02:06:22

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

isiklidusler

birlerin bir çokluğu olması gereken çokluk olanaksızdır.


Çokluk Üzerine Uslamlamalar. /(akıl yürütmeler-fikir türetmeler)

Parmenides\'in, Bir\'in varlığını savunusunu; Zenon, Çokluğun yokluğunu tanıtlayarak güçlendirmeye çabaladı. Gerçek varlık hem bir hem de bölünemezdir. Birlik ve Bölünemezlik birlikte olmalıdırlar. Çokluk ve Bölünebilirlik ise olmamalıdırlar, ve olmamalarını düşünce tanıtlamalıdır çünkü düşünülmek ve varolmak bir ve aynıdır. Başka bir deyişle, gerçekliği ancak düşünce saptayabilir ve düşüncenin düşünebildiği ya da ussal olan vardır, düşünemediği ise usdışıdır ve yoktur. Düşünce çelişkili olanı düşünemez. Bu Eleatik uslamlamanın düğüm noktasıdır.

Çokluk çelişkili bir kavramdır, ve Zenon tam olarak bu çelişkiyi göstermek ister. Evren çokluk ise bir birimler çokluğudur ve öyleyse bölünebilirdir. Ama bölünebilirse bu işlemin sonsuza dek sürmesi gerekir çünkü bir büyüklüktür. Ama her büyüklük kendileri büyüklükler olan ve böylece bölünebilir olan parçalara bölünebilirdir. Ama o zaman birim denilecek birşey olanaksızdır çünkü herşey bölünebilirdir ve böylece bir değildir. Öyleyse birlerin bir çokluğu olması gereken çokluk olanaksızdır,

Alıntı,Kaynak;idea yayınevi
link;
http://www.ideayayinevi.com/2014/on_sokratikler/on_sokratikler_zenon.html

\"Alexander der ki ikinci uslamlama, bölme uslamlaması, Zenon\'undur ve Zenon eğer varolanın büyüklüğü varsa ve bölünürse, o zaman çok olacağını ve bundan böyle Bir olmayacağını, böylece Birin varolmadığını tanıtlayacağını ileri sürer. ... Alexander  Zenon\'un Biri ortadan kaldırdığı görüşünü Eudemus\'un yazılarından almış görünür. Çünkü 'Fizik' üzerine çalışmasında Eudemus şöyle yazar:

   O zaman belli bir şeyin varolmasına karşın bu yok mudur? Bilmece buydu. Anlattıklarına göre... (devamı için ilgili linke tıklayabilirsiniz,)

 

bozadi

#1
isiklidusler, "birlik" kavramı üzerinde durmanı yadırgamıyorum. Aramızda kimsenin de bu kavramı yadırgadığını sanmıyorum. Forumun temel konularını oluşturan bilgi kaynakları da bu kavrama sıkça referansta bulunuyor. Ama aynı bilgi kaynakları aynı zamanda o birliğin tıpkı elektriğin kutupsallığı gibi olan kutupsallığına da önemle vurgu yapıyor. Özellikle içinde bulunduğumuz 3. varoluş seviyesinde ve bir sonraki seviye olan 4. varoluş seviyesinde de bu kutupsallığın son derece belirgin etki ve sonuçları olduğu tekrar tekrar anlatılıyor ve biz bunu içinde bulunduğumuz yaşam sahnesinde açıkça gözlemliyoruz. Negatif eğilim ile pozitif eğilim çok ciddi bir ayrışmaya giriyor içinde bulunduğumuz seviyede.

Dünyada yaşananlara baktığımızda, negatif eğilimli güçlerin insanlığı köleleştirme ve yaşamlarımızı kontrolleri altına alma çabalarını açıkça gözlemliyor ve deneyimliyoruz.

Herşeyin birliği fikrinde bir sorun görmüyorum. Yani tüm negatif güçler ve eğilimler ile tüm pozitif güçlerin ve eğilimlerin nihayette aynı şeyin parçaları olduğu gerçeği üzerinde düşünmekte bir sorun olduğunu sanmıyorum. Ama bu durum bizi pozitif ve negatif kutupsallaşma realitesinden ve sorumluluğundan özgür kılmıyor. Yani hepimizi kutupsallık realitesinin muhatabıyız. Ya pozitif, ya negatif yönde kutupsallaşmaya doğru ilerlediğimiz, buna teşvik edildiğimiz açıktır. Yani derslerimizin önemli bir parçası bu.

Birlik kavramının bazı öne sürülme biçimleriyle ilgili sorun şu: Eğer birlik fikri, içinde bulunduğumuz deneyim ortamında, negatif yönde kutupsallaşan çevrelerin dünya insanlığı yani bizler üzerinde kontrol kazanma çabalarını ve bu yöndeki ilerleyişlerini görmezden gelmeyi teşvik ediyorsa, burada ciddi bir sorun var demektir. Çünkü bize zarar veren güçlerin faaliyetlerinin dolaylı bir onaylaması anlamına gelir bu. Şiddetli bir şekilde saldırı ve zarara maruz bırakılırken, pozitiflik ve negatiflik diye bir ayrımın olmadığını savunmak, negatife odaklanan ve bu odaklanma ile başkalarının yaşamlarını kendi çıkarlarına malzeme yapanların yaptıkları şeyi teşhis etmeyi engelleyen bir tutumdur.

İnsanlığın pozitif yönde ilerleyebilmesi, yükselebilmesi, gelişebilmesi, güçlenebilmesi için kendisini "koruyabilmesi" gerekir. Ama dünya sahnesinden çok iyi gözlemleyebildiğimiz gibi negatif güçler genel insanlık kitlesi üzerinde aşırı derecede egemenlik ve kontrol sağlamış durumdadır. İnsanlık "birleşip" de o karanlık güçlerin şeytani faaliyetlerini durduramamakta, yani kendini etkili bir şekilde koruyamamaktadır. İşte, IŞİD örneğini izliyoruz. İslamcılık söylemiyle hareket eden bir örgüt ve yaptıkları ortada. Ve milyarlarca Müslüman "bir" olup da bu terör örgütünü durduramamakta, ona engel olamamaktadır. Hal böyleyken, İslam'ın "birliği, bütünlüğü" de en hafif ifadesiyle "anlamsız" bir söylemden öteye gidememektedir. Daha gerçekçi bir ifade kullanmak gerekirse, burada bir "sahtelikten" söz etmek daha isabetli olacaktır.

Birlik, bütünlük fikrinde bir sorun yok ama pozitifliğe, iyiliğe, doğruluğa, güzelliğe, adalete inanan, bunları arzulayan insanların, aktif kötülük karşısında birleşip de kendilerini koruma konusunda feci şekilde sınıfta kaldığı koşullarda, kutupsallık ayırdını yapmaktan sakınan ve hatta bunu özellikle yadırgayan bir anlayışın bize ne kazandıracağını sormak kadar doğal birşey olabilir mi?

Evet, kötü güçlerle bile biriz biz en nihayetinde. Ama bunu bilmek şimdi ve buradaki sorunumuzu, eksikliğimizi, yanlışımızı, tembelliğimizi, istikrarsızlığımızı, disiplinsizliğimizi, gafletimizi ortadan kaldırıyor mu? Kötülüğün bize ve sevdiklerimize her geçen gün neler yaptığını izlerken, önce kendimizi korumanın yolları üzerinde odaklanmak yerine herkesle ve herşeyle bir olduğumuz üzerinde odaklanmanın, iyilik-kötülük diye birşey olmadığını savunmanın neye hizmet ettiğini sorgulamamız da gerekir. Biz yeteri kadar iyi olabilseydik, kötülük bize bu denli tecavüz edemez, bizi bu denli yaralayamaz, parçalayamazdı. Ben soyut şekilde iyilik-kötülük kavramları üzerinde de odaklanmıyorum. Somut realiteyi daha fazla önemsiyorum. Ve "ben iyiyim" de demiyorum elbette, çünkü değilim. Hiç birimiz de yeterince iyi değiliz. İyilik kavramıyla soyut bir özdeşleşme çabasını da savunmuyorum. Sadece objektif ve gerçekçi olma gerekliliğine işaret etmeye çalışıyorum. Kendimizi yeterince koruyamıyoruz! İşbirliği yapamıyoruz. Negatif güçler çok ciddi bir kontrol sahibi oldular yaşamımızın pek çok koşulu üzerinde; ekonomi, siyaset, askeriye vs vs. Elbette biz gerekli açıkları vermeseydik bu mümkün olmazdı ama verdik.

Pozitifliğin, sevginin, iyiliğin, güzelliğin, iyileşmenin, istikrar ve disiplin kazanmanın, güç kazanmanın yolu biraz da bunların tersiyle ilgili koşullrın gözlenmesini ve olumsuzlukları var güçleriyle yaşamlarımıza dayatan güçlerin faaliyetlerini görmeyi, sorgulamayı gerektiriyor. Bir grup şeytan tüm dünyaya yakıp yıkarken, hayatlarımıza her gün tecavüz ederken, böyle birşeyi görmemek, duymamak, konuşmamak neye hizmet eder? Ahlaken kendimizi, birbirimizi vahşice yargılamayı savunmuyorum. Sahiplenelim gerçeğimizi, olduğumuz gibi de kendimizi onaylayalım, yani kabul edelim durumumuzu. Yargılamadan, hatta severek. Ama gerçekçi olalım, mevcut durumun gidişati hiç iyi değil. Bu kadar büyük bir tehlike varken, birileri yaşamlarımızı adım adım tamamen kontrolleri altına geçirmeye, yani hepimizi köleleştirmeye doğru var güçleriyle ilerlerken, yani ağır bir saldırı altındayken bunu görmezden gelmenin, ayrım yapmayı kötülemenin ne manası var?

Kurtuluş Savaşı'na bak... Dünyanın en ücra köşelerinden insanlar geldi, saldırdılar bu memlekete. Ayrım yapmasaydık, buyrun istediğiniz gibi saldırıp talan edin mi deseydik? Ve o düşmana karşı savaşmamız, onları öldürmemiz, onlarla bir olduğumuz gerçeğini inkar etmeyi de gerektirmedi. Atatürk çıktı, öldürülen Anzaklar için onlar da bizim evladımızdır dedi. Onlarla birliğe vurgu yaptı. Ama bu durum, onlar bize saldırırken onlara karşı savaşmamızı engellemedi, öyle değil mi? Gerektiğinde bir ayrım yapmak, saldırına karşı birleşip kendimizi korumakta, gerekirse onları öldürerek durdurmakta bir yanlış mı vardı?  Önce kendini koruyabilmek gerekiyor. Her gün tecavüzüne uğradığımız güçlerle birliğimize vurgu yapmak tecavüzü ortadan kaldırmadığı gibi onu meşru kılıyor! Şiddetli bir baskı ve saldırı altındayken birleşip de kendini koruyamadıktan sonra birliğin ne manası var?

bozadi

#2
Bu forum sitesi, KH güçlerinin global ve yerel faaliyetlerini ele alma konusunda özel vurgusu olan bir forum. Ele aldığımız, esas aldığımız bilgi kaynakları da bu konuda pek çok bilgi veriyor. Bu forumda birlik fikrinin savunulmasında hiçbir sakınca yok. Ama özellikle içinde bulunduğumuz seviyede varoluşumuzun temel dinamiklerinden biri olan kutupsallığın inkar edilmesini veya görmezden gelinmesini savunan anlayışları sorgulamak kadar doğal birşey olamaz. Senin "Birlik var" demende sorun yok. Ama "kutupsallık yok" diyorsan, veya "kutupsallığa bakmamalıyız, bunun üzerinde durmamalıyız" diyorsan, burada bir sorun var demektir. Görüşlerini, eleştirilerini, sorularını net bir şekilde ortaya koyarsan ve tartışmaktan, konuşmaktan kaçmazsan, ne kadar farklı şeyleri savunuyor ve çatışıyor gibi görünsek de karşılıklı faydalı ilerlemeler kaydederiz. Ama temel bazı niteliklerini belirttiğim bir forumda tek yanlı olarak "ben böyle düşünüyorum ve bunun propagandasını yapmaya devam edeceğim ve bu tutumumu tartışmayı ve sorgulanmasını reddediyorum" dersen, bu forumda böyle bir lüksün olmayacağını söylemem gerekiyor.