Fizikselliğin Sınırında Ne Var? Bu Fiziksel Mi?

Başlatan Tiversonus, 04 Haziran 2009, 05:28:01

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Bildiklerimiz ile bir zihin "Overclock" u yapmaya ve buna katkıda bulunmaya davet ediyorum. En azından deneyelim, denemeden ne çıkacağını anlayamayız değil mi? [Overclock bir işlemciyi orijinal çalışma hızından daha yüksek hızlara ulaştırmaktır. Örneğin 1800MHz'lik bir işlemci hızını 1900 MHz'e çıkartırsanız sisteminizde bir bozulma meydana gelmemiş ve BIOS ekranında bu değeri görüyorsanız başarmışınız demektir.]

Bildiklerimiz neler önce bunu sade bir dille anlatmaya çalışalım. Örneğin ben şu örnekteki sadeliği kullanmayı seçiyorum: S.Freud, özete olarak Psikoanaliz ile bir çok ruhsal problemin temelinde "anal ve oral güdülerin" olduğunu söylemeye çalışmıştır. Bir insan küçükken erkek ise ilk karşı cins olarak anneye, kız ise babaya kimyasal ve dolayısı ile bilinaçaltı bir çekim duyacaktır. Kısaca insan tamamen hayvansal güdülerin ve giderilemeyen kimyaların sonucunda "pislikleşir". Olayın bilgi temelli farkındalığı ile Freud 41 yaşından sonra seksi terk etmiştir, doğasından dolayı. İncelediği kadın vakaların çoğunda küçük yaşlarda uğradıkları cinsel temelli taciz ve kötü muamele dolayısı ile bu tür kişilerin psikolojik dengelerini yitirdikleri sonucuna varmıştır. Yani ortada cinsel istekler dolayısı ile "koruması zayıf" insanların istismarı ve bunun sonucundaa da psikolojik rahatsızlıklar tetiklenmiştir.

C.G.Jung ise bir papazın oğlu olarak yani dinsel bilgiye yabancı olmadığı için işin içeine "toplumsal/kollektif bilinçdışı" kavramını ortaya atmıştır. Yani bir avrupalı genetiğinde eski yıllarda yaşanan veba saldırısının izleri dna yoluyla nesilleri akatarılabiliyordu. Bu nedenle çok fazla yaşam tehditi olmamasına rağmen avrupada en fazla farelerden korkuyorlardı insanlar. İşte kişi dna yoluyla bi "bilgi havuzu" ndan eski sorunları, probleri taşıyabiliyordu. Kollektif/toplu bilinçdışı nın anlattığı kabaca bu durumdu. İlkel çağlardan beri insan yaşadığı yaşamdan bilgileri bu havuza aktarıyor ve bu sonra şablonlar şeklinde kişiye geçebiliyordu.


Tiversonus

#1
Bir de bu arada fizik biliminin gelişimine bakmak gerekiyor. Newton dönemi-Einstein dönemi-Kuantum dönemi.

Newton ekolünde bir çok doğa yasası formüle edilmiş ve bu formüller ile anlaşılan işleyiş uygulamaya konularak bir çok icat yapılmıştır. Bir çoğunu da hala kullanıyoruz. Her şeyin "ölçülebilir" fizşkselliği temelinde yürümüştür newton fiziği. Hatta artık dünyayı ve evreni yöneten yasaların tamamı öğrenildi ve Tanrı'nın yarattığı sistemi anlayarak Tanrı'yı anlayabileeklerini söylüyorlardı.

Einstein çıkar bir bir fomül ortaya atar: denklemin bir tarafında fiziksel ölçülebilir "kütle" vardır. Diğer tarafında "fiziksel olmayan" ancak bir şekilde ölçülen enerji vardır. Bir de "ışık". İşte hepsi bu. İşte normal anlaşılır şekilde anlatalım diyorum fiziği bu yüzden. Çoğu kişi bu formülü bilir ancak "anlamını" kavrayamaz. Aslında okullarda anlatılsa anlaşılır. Fiziksel herşey aynı özü taşır: ENERJİ...Ve bir şekilde "her şey enerjidir" ve "herşey ışık la ilgilidir"...Evet özet bu..

Tiversonus

#2
Parçalanamayan en ufak fiziksel madde atomdu(!) ders kitaplarında. Sonra parçalandı ve einstein'ın formülü resmi olarak işe yaramış oldu. Atom demek ki "en küçük fiziksellik değilmiş" ortaya çıktı.

Einstein'ın son yıllarında "muhalefet" ettiği bir fizikçi grubu; atomun temel taşları olan çekirdek ve etrafında yörüngede dönen elektronları incelediler. Ve bu temel parçacıkların da daha ufak parçacıklardan oluştuğunu formüle ettiler: KUANTLAR.

Kuantların da daha sonra daha da ufak parçalardan oluştuğu formüle edildi. Daha ufa işi kuantumcuların oldu artık. İşte bu sırada olan oldu: ATOMUN İÇİNDE FİZİKSEL OLMAYAN VEYA FİZİKSELLİĞİ BELLİ BİR ANDA KAYBOLAN PARÇALAR VAR...

İşte herşeyin ölçülebilir fiziksellikten gelinen nokta bu oldu. Doğamızdaki tüm herşey fiziksel görünüyordu. Derine indikçe, bu fizikselliği oluşturan "ufaklıkların/kuantların" bazen DALGASAL ve bazen de fiziksel yapıda olduğu tesbit edildi. Dalgasal=Fizksel olmayan yapı...

Tiversonus

#3
Fizkselliğin Sınırında Fiziksellik Bitti

E şimdi "her şey enerji" den şok olan dünya bilinci, eski felsefeden ve sanattan, sosyal görüşten yenilerini oluşturmaya fırsat kalmadan, hala eski görüşler bir şekilde devam ederken şimdi iş daha da karıştı. Bir de "dalgasal=fiziksel olmayan" çıktı. Şimdi eski felsefeden menfaatlanan bilinçlerin ayak sürmeleri ile mücadele ederek yeni bilgiye göre yeni felsefeler çıkmalıydı.

Neyse devam edelim bakalım "bilgi" nereye götürecek: Şimdi bu ufalıkları/kuantları inceleyenler, bir türlü bunları sabit bir yerde gözlemleyemediler: Yani gözlemi yapan insanın sanki zihninden görünmez bir "ip" gidiyor ve ufaklığa baktığında bunu ETKİLİYOR du. Yani gözlemi yapan kişinin "bilinci" bildiğimiz en ufak fiziksel parçayı ETKİLİYOR du....Hmm iş karşıtı burada işte.

Gözlemi yapanın gözlem yapılan nesnye etkisi veya "belirsizlik" ilkesi denildi bu duruma. Ve yeni fizik artık kesin sonuçlar ile çalışan bir fizik değildi "olasılık fiziği" olmuştu artık.

İşin niye karıştığını anlatalım. Şimdi biz bir doğanın içinde yaşıyoruz. Bu doğa fiziksel bir doğa. Kanunları var. İşte bu fiziksel doğanın en ufak birimleri DÜŞÜNCELERİMİZDEN ETKİLENİYOR!!! Yani belirli koşullar ile tüm insanlığın zihinlerinden çıkan düşüncler, baktıkları, algıladıkları her fizikselliği etkiliyor. Yaşasın işte olayları bilinçlerimiz yaratıyormuş:)) Bizler yaratıyor muşuz.

Ama şimdi eski klasik dinlerde, Tanrı göklerden kaderimizi yani yaşadığımız olayları düzenliyor du ya. Gerçi bir dar bantta "cüzi irada/kısıtlı seçimimiz" var deniliyordu. İşte bu durum yeni "bilgi" ile formül olarak çatladı. Realitelerimizi bizler düşüncelerimiz ile bilinçli olsun ya da olmasın YARATIYOR muşuz. Elbette toplu büyük işlerde toplumun/kollektifin baskın olduğu düşünceler daha olasılıklı oluyordu. Ama unutmayalım, "bilinçli" olanın yaratım kapasitesi, bilinçsiz olndan üssel olarak çok daha fazladır. Formülü tam bilmiyorum ama, demek istediğim şu: Bilinçli kişilerin toplumda diyelim ki yüzde oranı 10 olsun, yaratımı kendisinin yaptığına inanmayanların ise 90 olsun, işte 10 çok daha YARATICI olabilir:))

Eee niye bazı menfaat gruplarının ilk önce "kitapları yaktıkları" açığa çıktı. Veya ilk iktidara gelenin eğitim kitapları ile uğraştıkları açığa çıktı. Oyunlar açığa çıktı işte. Bir de dünyada genel olarak "Tanrı dan ayrılık ilüzyonu" taşıyan mezheplerin neden deliler gibi insanları küçük yaşdan "beyin yıkamaya" aldıkları da anlaşılır oldu. Ve daha işte küresel yayınlar, medya, filmler, aşk filminde cinayetler v.s. TÜRLÜ TÜRLÜ FREKANS TUZAKLARI anlaşılır oldu. Neden?

Çünkü yaratımın kuvvetli olduğu zihinsel sinyaller belirli bir frekansta olunca daha ETKİLİ. Alfa modu veya "dinginlik" veya "huzur" veya SEVGİ modunda çok daha ETKİLİ. Hmmm derhal bir aşk filmi çevirilip, içine cinayet koymalılar. Veya "Köpekler Tuzağı" filmi çevrilmeli ve bu seyrettirilmeli, oradan da ibadete. Oradan da aaaa 3 gün öbce "başçavuşun oğlu" aileden 8(SEKİZ) kişiyi öldürmüş...Hayret neden acaba? Kriz neden acaba? Yani bir de cep telofonlarının "SİNİR" yaptığını bilgileyelim. Bilimsel konuşalım: Beyin nötron duvarını ısıtıyor ve 10 dakikalık görüşme sonunda stres frekansına gelen BEYİNCİĞİMİZ tam 30 dakika sonra tekrar eski frekansına dönüyor....Neden SİNİRLİYİZ anlamadım gitti yani.

Tiversonus

#4
Biyogenetik İnsanda HANGİ Noktaya Kadar Fizksel Etki Bırakır?
Ya Adam Gibi Söyleyeyim: Herşey BİYOGENETİK Mİ? ÖRNEĞİN Maddenin Dalgasal Yanı?

Ruh Nedir? Ne Olabilir? İNANÇ NEDİR? Turizmi Var mI?
Ruh (Dalga) Fiziksel Mi? Ruh Kaç Gram? "İnanmak" İçin HAngi Fizik Formülü Gerekir? İnanmamak mı Kolay İnanmak Mı? İnanmamak Neden Kolay?

[Dostlar, şimdi sigara içip yatmam lazım, aman hayanlış söyledim tütün içeceğim ve yarın cep gsm kullanmayacağım:)))]

Not: 8 günde mucizevi, "Tv bırakma ve Cep telofonu Bırakma Kursu" Açmayı Planlıyorum. Ücretli elbette, bu parayla Telofon alacam da:)))

İyi Sabahlar...

Tiversonus

#5
Evet, dostlar, bu yazıyı okuma şansını bulanlar:)) Şimdi buraya kadar yazdıklarımızın/bildiklerimizin bir özetini yapalım. Bildiklerimiz ile "inancın formülünü" çıkartacağız hep birlikte. Ama unutmayalım anlattıklarımız perdenin hep bu tarafından bildiklerimiz olacak. Yani gidip görmüş gibi atıp, tutmak yok anlaşıl dı değil mi? Yani insan biliminin/araştarmılarının "bilgi" leri ile çalışacağız.

1. Freus Ve Jung: Freud resmen insanın bir "pislik" olduğunu söyledi, yani "anasını becermek isteyen veya babası ile yatmak isteyen" ve bunların ufak yaşlarda istirsmar edilerek, psikolojik rahatsızlıkların çıktığını. Jung ise yine iyi suçu "insan atalarımızın vahşi" deneyimlerine attı, olsun yinede insan bir "pislik" gibi hareket ediyordu. Yani resim bu.

2. Fizik alanında, "herşey enerjidir" çıkınca, 1960 larda, aynı otobüse ve restorana binemeyen siyahi ırk mensupları bu formül sayesinde(!) ayaklandılar ve şimdi dışı siyahi içi "beyaz" başkanlar oluştu. Herşey enrji ve "Realitemizi Yaratıyoruz" diyen kuantum fiziği oluştu. Ve maddesel yapının fiziksel olmayan "dalgacıklı" yapısı açığa çıktı, aslında özeti Gandi'nin sözü yani:

"Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür... Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür... Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür... Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür... Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür... Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür... Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür... "


İşte herşeyin özeti burada...

Tiversonus

#6
Şimdi buraya kadar bazı eklemeler yapalım. "İnsanın Tanrı ile Bir ve Tanrı'nın tüm insanları sevdiği" görüşünde Anadolu da ve dünya da yaşamış eski düşünürlerin başına neler geldiği bellidir. Klasik din ekolleri ne diyor "sen kulsun" sen yaratamazsın, yaratma senin işin değil, verenden iste, sen zavallısın. İşte bütün bu bilgilerin insanlığın geldiği veya araştırdığı doğa yasalarında olmadığı gözüktü. Bu nedenle insanlar bilimsel alada uyanmadan ufak yaşlarda zihin yıkamaya tabi tutuldular. Toplumda bu doğa yasalarından ne kadar kişinin haberi var ki, zaten beyin yıkama darbesini yemiş insanlar:))) Bilgi diyor ki, fiziksel realiteni yaratırsın....Hmm bir de hologram evren modeli bilgisinin işlediği "bilgilendi" yani her küçük parça en büyük olanın bir "modeli" dir... İşte bilginin geldiği nokta bunlar, ama eski düzen ve bilinçlerin ayak diretmesi devam ediyor hala, zihin yıkamalarının da etkisiyle.

Birde "yaratıldık mı, yok sa evrimleştik mi" sorusu hala bir bilinç savaşı şeklinde devam ediyor. Geçiş fosili bulunamamış. Yahu biz bulduklarımız ile ne yapıyoruz ki? Durun önce bir bulduklarımaız ve ne yaptıklarımıza bakalım:



Bulduklarımız İle Ne Yapıyoruz?


Bakın şimdi eskiden Vietnam da yapılan deneyleri duymuşunuzdur. İşte saniyede 25 kare akan bir filmin içine bir kare koyuyorlar ve insan bilinçli farkına var masa da bu karedeki, tek karedeki mesajdan etkileniyor...Hmmm işte zihni programlanıyor yani.. Bildiğimiz bu. E kardeşim Hollwood ve film sanayi ne işe yarar. Artık açık açık şiddet görüntüleri saatlerce tv lerde izleniyor. 10 saniyelik kol kopma hareketi eklenerek dakikalarca veriliyor, o sırada çocuklarınız nerede? Hmm yatmıyorlar değil mi? İşte artık nere de 1 karelik beyin yıkama operasyonu, açık açık beyinler yıkanıyor. Bunu biliyoruz değil mi? Şimdi bir insanı bir sinemaya götürelim, (çok stresli bir anımda GORA filmine gitmek zorunda kalmıtım zamanın bir anında) yavaş yavaş frekansa etkileşimi başlıyor , sonra zihnindeki hatıra, acı dolu olan yavaş yavaş eriyor ve o da ne filmin sonunda gülümsüyorum...Durun işte burada bir beyin frekansı var diyelim ki bu neşe frekansı saniyede 20 hertz bir dalga yaygın. Frekansımız 20 hertz zihin dalgasına geldi, eyvah bu frekans vucudumuza rahatlık getirir:))

Tersini tapalım, müzikleri ile filmin içine dalışımımıza yardım eden bir daram seyredelim, ne olsun? Hmm biz Anadolu genetiği taşıyoruz canım hemen ağlarız işte, dur aklıma geldi "İstiklal Harbi" filmi olsun, tecavüze uğrayan yakılan yıkılan bir memleket, dedelerimizden verdiğimiz şehitler, müzikler ve evet filmden çıktığımızda artık ya bir damla gözyaşı dökmüş ya da bayağı ağlamışızdır. Yani niye savaş öncesi marşlar dinletilir insanlara, beyin frekansını bir hertze getirmek için elbette. Durun işte bu da şiddetli bir beyin dalgalanması yaratan bir zihin dalgası olsun ne olsun 40 hertz lik zihin dalgası...

Bildiğimiz tek karenin beyin yıkadığı idi, şimdi ise, "gerçek olmayan" ihtiyaçların tüketilmesine yönelik beyin yıkamalardan tutunda, saatlerce adam öldürme ve silahın renkli sesli cıvıl cıvıl adam öldürme gmrüntülerini ve edebiyat eseri diye sanki büyük bir iş yaptığını -seyret mekle- zanneden insanların seyrettikleri gözyaşı yüklü dram özelliğindeki yerli dizileri, asi si yok yaprak dökümü yok köpeklerin ovası yok aman beeee. Dur ya...Frekanas ne olur? Frekans ne olur? Ya işte bir alet olacak ve yanında taşıyacan ölçecen işte, hemen ölçecen frekans 40 olur...50 den sonra psikolojik hastalıklar ve stres başlar. Filmde, fiziksel güzeller güzeli kadınlara binbir sex hayali ile filmi syreden erkekler. Veya yakışıklı aktör ile öpüşmeyi, sex yapmanın hayali ile seyreden dişiller. Yok ya adam gibi ailecek film izleniyordu....Ah işte o anda bir ölçü aleti olsada sevgili Freud ve Jung un teorileri doğru mu bir ölçsem...Ya ben bazen inasnları çok izlerim cam arkasından, kimyasalı üst seviyedeki baskıcı ailenin kzıları açık ailenin kızlarını vallahi herkes zihninde sex yapıyor, yapmıyor mu? Erkekler de öyle? Zihinler ayvayı yemişler fzizksel odaklı birer hayvan gibi çalışıyorlar.

Zihin yıkamayı bilenler ne yapıyor? Hmm tv seyrediyoruz değil mi? Yani bilgiyi at çöp sepetine. Beyin ferkansları 40 larda hatta 50 lere yakın.


Cep telofonundan bildiğimiz nedir? Arkadaş, mikrodalga bir frekans işte, beynine tutursun ve 10 dakika da beyni ısıtıyorsun ve sinirlilik yaratıyor. Bilim bunu söylemiyor mu? E söylüyor. Akıllı insanlar ne yapıyor? Cep telofanları kullanıyor. E şimdi "ya ne yapalım işte MODERN hayatın icabı, ne yapalım dumanla mı haberleşelim" diyecekler, demezlerse ayıp olur:)) Ben de "ee kardeşim sen şu sigara şirketinin sigarası kanser yapıyor bilgisi ile ne yapıyorsun?" diye soruyorum. Bana ne ya allahalaha yahu:)) Bilgi bu ne yaparsan yap:)) Ve beyin 40 hertz te.

Tiversonus

#7
Şimdi de vucut kimyamıza gelelim: Arkadaş bir şekilde herkes hayatında "oruç" tutmuştur bir dönemde. Eee şöyle 7-8 saat sonra ne biçim susuyor insan be ve çeşit çeşit yiyeceklerin hayali ile hazırlıklar ve o da ne...Yiyince hazırladıklarının çoğu yenmeden kalıyor:)) Hmm şimdi bu insan vucutları kimyasal üretiyor arkadaş, cinsellik kimyasalı, kaşç yaşında kızlarda 13 erkeklerde 15...Bakın kızlar erkeklerden gelişmişler. E kediler kimya üretince ne oluyor?:)) Ya kadınlar boşanmışlar, erkekler bekar ne üretir sevgili biyoloji okuyan dostlarımız?

Tiversonus

#8
Yok ya dönüp bile bakmaz kimse, kimsenin kıçına, fiziksel bir yerine yapma yaaa:)) Freud ne dedi hatırla:))) Yok zihinle yenermiş yok kardeşim sen bir cola alda çalkala ve çalkala ve kapağı kapat bakalım: Bummm. Yok ya o çok hanım bir DİŞİ hayatta öle düşünmez. Ya öteki de sufi ya o hiç düşünmez, hmmm, kimyacılara soralım bakalım ne diyecekler. Yok aşağıdan kalbe çekecekmiş aurasını, yok anam bu kimyasal bombalar böyle çalışmaz:))) Biyologlar ne der acaba? Ya da psikologlar? Ya işte buyuz dostlar, annelerimiz, babalarımız, kardeşlerimiz, bziler buyuz, birer hayvani kimyasal bombalar, ve ikiyüzlülük makinaları. Ya tuvalettetiki attığımız konuşmamsak o yok mu olur yani şimdi...

Ya insanlar neden sinir li ki anlamadım gitti, hayret yani?

Hmm şimdi daha iyi anlıyorum, gizli bir el, bu cinsel özgürlüğün önünü tıkamak için, sevgi temelli bir orgazmı yok etmek için bir takım toplumsal ve dinsel kanunsal yapılar kurmuşlar. Hayret yani seven sevdiği ile seks yapmasın diye:))))

Sonuçta frekans çemberlerimiz işliyor işte ve frekansalar 50 hz:)) Yani kavga dövüş, savaş, ruhsal taravma sınırındalar:))

Tiversonus

#9
Ben bugün Ruhçu olarak değil eldeki bilimsel "veriler" eşliğinde gerçeğimizi konuşmak istiyorum, işte buradan nasıl oluyorda 20 hertzlerde, huşu, dinginli içinde yapabileceğimiz "bilinçli yaratımın" elimizden nasıl alındığına geliyoruz. Elbette zihin frekansları 50 hertzlerde olduğunda stresin, korkunun, sıkılmanın, can sıkıntısının, stresin ve ruhsal hastalıkların kapımızda olduğunu anlatmak.

Çeşitli çeşitli oyunlar ile kurulan FREKANS TUZAKLARI ile bilinçli yaratım yapmamız engelleniyor.

Pınar

#10
Yazının bütünlüğünü bozacağım (özür dilerim) ancak dün ekleyeceğim ancak bir türlü açılmayan forum nedeniyle yarım kalan işi tamamlayayım diyorum.Konu ile de ilgili ayrıca. Çünkü sadece görsel değil, işitsel olarak da bombardıman altındayız.:) (Daha önceki deneyimlerimden yola çıkarak sürekli bilinçli ya da bilinçsiz bir bombardıman altında olduğumuzu düşünüyorum, bu subliminal telkinleri kendi isteğim ile dinlemiştim.Şiddetli baş ağrısı, mide bulantısı ve anksiyeteye maruz kalmıştım.)

Subliminal imajlar beyin üzerinde etkili.
 
İngiliz bilim adamlarının bu araştırma sonuçları BBC News'a haber oldu.
İngiliz araştırmacılar, bir insan izlediğinin farkında olmasa bile, subliminal imajları beynin kaydettiğini bildirdi.
 
http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/6427951.stm
 
Araştırmayı London University College'dan bir ekip yaptı. Beyin faaliyetleri MRI yöntemiyle tarandı. Beynin dikkat açısından boş kapasitesi olduğunda Subliminal imajları kaydettiği belirlendi. 
London University College Kognitif Nörobilim Enstitüsü'nden Dr. Bahador Bahrami, beynin dikkat açısından boş kapasitesi olduğunda, bu kaynağı bilinçaltı aktiviteye ayırdığını söyledi.
Çalışma 7 kişi üzerinde yapıldı. Bu kişilere farkında olmadıkları bir şekilde Subliminal imajlar gösterilirken iki faaliyet yapmaları istendi.
Bunlardan ilkinde, harfler arasından L harfini bulmaları istendi. Diğer faaliyette, daha çok dikkat gerektirecek şekilde Beyaz N ya da Mavi Z harflerini bulmaları istendi.
Bu çalışma esnasında MRI teknolojisiyle beyin faaliyetleri gözlendi. Sonuç olarak, az dikkat gerektiren faaliyet esnasında beynin, gönderilen subliminal imajı da, kişi bunu gördüğünün farkında olmasa bile kaydettiği ortaya çıktı.
Bu faaliyet beynin Birincil Görme Korteksi adı verilen bölümünde gözlendi.
Bu araştırma sonucu gösteriyor ki, beyin, kişi izlediğinin ya da dinlediğinin farkında olmasa da subliminal imajları kaydediyor. Ancak bu çalışmaların daha başarılı olabilmesi için kişinin çok dikkat gerektiren bir iş yapmaması gerekiyor. Beyin böylece kullanılabilecek kapasitesini bilinçaltı aktiviteye ayırıyor.
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#11
Sonuç olarak, elimizdeki "bilgiler" ile ne yaptığımıza -insan olarak- baktığımızda "hayvandan mı geldik yoksa yaratıldık mı?" pek bir anlamı yok, "fizik kimyası" olarak "dengesiz" bir insan ve "zihinsel" yapısı gereksiz bir takım ihtiyaçların varlığına manipüle edilmiş "zihinsel" dengesiz bir insanlar topluluyuz artık.

Birisi çıkıp yine "ee ne yapalım toplum ve şarttlar böle, ne yapalım?" dediğinde ben de ona "ee sigara kanser yapar bilgisi ile ne yapıyorsan yani onu düşün" derim. Öyle ya elimizdeki "bilimsel veriler" bunlar iken tam zıttı olan yaşamlarımıza onay veren bilinler olarak sen şimdi bu frekansal yani  50 hz lik frekansla ne Mevlana olabilirsin ne de sufi derim. Ancak onlar gibi "konuşuan budalalar" olursun.

İşin garip yanı şu, bu frekanstaki (50 hertz zihin) kişi artık ne doğru dürüst öğrenebilir kavramları, ne de düzgün bir imgeleme yapabilir, artık kişi kullaştırılmıştır. Nasıl sa üst bir grupta zaten kaynaklar var onlar herşeyin iyisini yaparlar? Ne yaparlar??? Klasik müzük eşliğinde yemek yerleeeer:))) FREKANS dostum FREKANS...:)))) Yani hepsi Bilgi temelli...

İçinizde Zihin frekansını güzelleştirecek Klasik Müzk eşliğinde YEMEK yiyen kaç kişi var...Ya adam bıldırcın çiftliğine bile klasik müzk yayını yapıyor:))) Bldırcınlar yiyorlar:)))))

Tiversonus

#12
İşin "Fiziksel doğa kanunları" tarafından bildiklerimiz bilgiler ile "uygulamalr" arasında insan medeniyeti berbat durumda. Yani bu medeniyetin kuralları ile doğanın fizikselliğinin gerçek "bilgisi" arasında bir uçurum var. Zihinler manüplasyonlaşmış ve insan resmen köleleştirilmiştir. İşin perdenin bu tarafında durum bu. İşte savaşların, kavgaların, mutssuzlukların, hayal kırıklıklarının ve psikolojik travmanın arkasında bu yataıyor.

Kısaca, insan, kimyasal olarak dengeli olmadıkça, bastırılmış duygular ile yaşadıkça, gerçek ihtiyaşöları dışında sanal ihtiyaçlara kandırıldıkça, iç huzuru, ne bilinçli zihin temelinde ne de bilinçaltı zihin temelinde bulamayacaktır.

Kısaca şunu söylemek istiyorum: Alfa MODUNDA ZİHİNSEL FREKANSA GELEMEYEN Bilinçli Ve bilinaçtı Zİhin YARATAMAZ,yani Bilinçli YARATAMAZ. İşte bu kölelik değil de nedir?

İnsan medeniyetinin en temel unsurları bu olumsuz frekansı yaratmak üzere ve bu olumsuz frekansı artırmak üzerine çalışır. Bu medeniyet artık işte ancak bugünkü manzarayı üretebir, başka türlüsünü beklemek polyanacılık olur. İnsanlık MEDENİYET KRİZİ yaşıyor.

Pınar

#13
Şimdi Tiversonus, haklısın ve doğru noktalara dokunuyorsun.Problemin kaynağı da, problem de ortada duruyor.Peki, tüm bunları değiştirmek adına neler yapılabilir?Yolun ortasındaki taşı, işaret edip, "vay, arabalara şöyle hasar verir, gelen geçenin ayağına böyle takılır..." tarzındaki söylemler yerine taşı alıp kenara koymak daha akıllıca değil mi? :)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#14
Şimdi herşeyin fiziksel olduğu dünya görüşüne gelelim. Bir biyolog çok iyi bilir ki; insan bedeninin içerisinde çalışan "kimyasal bir dünya" vardır. Hatta o kimyasal reseptörlerin "zekası" bir çok insanın zekasından da ileridir. Harika ilginç bir dünyadır burası. DNA denilen, bütün fiziksel ve hatta psikolojik bozuklukların temelinde bu yapılar da bir biçim veya bir karşılık görülür. Bir de RNA denilen haberci yapılar vardır. İşteu dünya sanki, ayrı bir evren gibi çalışır. Hemen hemen tüm fiziksel temelin özetidir bu tapılar ve hatta bilinaçaltı. Yani bir biyolog için herşeyin kmya olduğu söylenebilir.

Freud "Bilinaçaltı" diye ortaya attığı kavram ile psikoanaliz yöntemlerini geliştirmiştir. Bilinçaltı, yaşamın erken çağlarında yaşanan deneyimlerin bilinçli zihin dışında tutulan kısmıdır kabaca. Yani Freu cu bir bilim adamı için yne herşey fiziksel işlemektedir. Ölçülebilir fizikten ötesi yoktur.

C.G.Jung ise işin içine kişinin bizzt kendi hayat deneyimi
nde olmayan ancak genetik olarak aktarılan "Kollektif bilinçdışı" kavramını ortaya atmıştır. Yani o da eski atalarımızın deneyimlerinin bir takım sorunlara yol açtıını DNA temelli aktarmıştır. Yani Jung'cı birisi içinde fiziksel yani ölçülebilir fizikten başka bir şey yoktur.

İşte bu aşaa DNA yapısını yani genetiğ ve bunların daha alt yapısındaki parçacık/ufaklık fiziğini incelemek gerekiyor. Bütün kapılar bu kuantum da kilitlenip kalıyor. Oradan ötesini anlamak gerekecek.