• Dan Gibson'un Petra Belgeseli (Türkçe Dublaj) 5 0 5 1

Dan Gibson'un Petra Belgeseli (Türkçe Dublaj)

Başlatan bozadi, 18 Ocak 2019, 01:55:58

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#30
Diyelim ki Hristiyanlığın da İslamın da, başta peygamberleri ve kitapları olmak üzere büyük ölçüde sahtelikler/uydurmalar veya bencil siyasi çıkarlar üzerine inşa edildiği iddiaları/kanıtları doğrulanmış olsun. Ben bu iddiaların ciddi bir doğruluğu olabileceğini düşünüyorum ama özellikle kendi adıma henüz bunun çok net bir kanıtını, resmini görebildiğimi düşünmüyorum, araştırmaya, sorgulamaya devam ediyorum. Ama diyelim ki o iddialar ciddi manada kanıtlanmış olsun geniş bir kitle için. Bu durumda bu dinlere mensup kişilerin bu dinlere dayalı tüm inançları, maneviyatları, buna dayalı çabaları, psişik kazanımları da tüm anlam ve önemini, realitesini yitirmiş mi olur? Hayır, bence kesinlikle öyle olmaz. Önemli olan ahlaki seçim ve çabalardır. Bu dinler (tarihsel realiteleri) bize anlatıldığı şekliyle büyük ölçüde yanlış veya yalan da olsa (yani bu yanlışlık/yalan kanıtlanmış bile olsa), bu durum dindar kişilerin dinlerini bir araç, bir yol, bir vesile olarak kullanmak suretiyle ruhsal/manevi olarak sağladıkları ilerlemeyi ortadan kaldırmaz.

Ben söz konusu iddiaların kanıtlanmış olduğundan %100 emin olacak hale de gelsem, kimseye dini inancını terk etmesi tavsiyesinde bulunacağını sanmıyorum şu anki bilincimle sezebildiğim kadarıyla. Belirttiğim gibi, dinlerin çok büyük ölçüde "kültürel" oluşumlar olduklarını düşünüyorum. Din = Ahlak diyemiyoruz. "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" ifadesi bile Din ile Ahlağın aynı şey olmadığının bir beyanı, itirafı. Din ayrı, ahlak ayrıdır. Evet, aralarında önemli bir bağlantı vardır ama aralarında mecburi bir doğru orantı olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Yani "bir insan ne kadar dindar ise o kadar ahlaklıdır" diye bir denklem yok. Dini kurumların en başlarında yer alan, binlerce insanın "öğretmen/yol gösterici/mürşit" diye kabullendiği kişilerin ne kadar "ahlaksız" olabildiklerine dair kanıtlar hayatımızın neredeyse sıradan tartışma/eleştiri konularından biri haline geldi. Bu durumun "yeni" bir durum olmadığı da yeteri kadar aklı/vicdanı olan herkesin malumudur.

Ahlakın belirli bir din ideolojisini benimsemekle hiçbir alakası yoktur. Bir deist, hatta ateist ve hatta materyalist, pek çok dindardan çok, çok daha fazla "iyi ahlaklı" (yani iyi ahlaktan kastedilen pozitif erdemlere sahip) olabilir; ille öyledir diye birşey yok tabi ki, ama ille tersi geçerlidir diye de birşey yok. Din ile ahlak arasında hiçbir zorunlu ilişki yoktur, bu bu kadar basittir.

Bir insan belirli bir dinin mensubu olsun ya da olmasın, bunun hiçbir nihai önemi yok bana göre. Önemli olan ahlaki durumudur. Hiçbir din ideolojisi mevcut olmasaydı, biz o zaman iyi bir insan olmanın, vicdanlı olmanın, yardımlaşmanın, şefkatin, sevginin anlam ve önemini bilemez miydik? İyiyi, doğruyu, güzeli sezmek, bilmek, yaşamak, paylaşmak din ideolojilerinin tekelinde olan birşey mi? Telif hakkı onlara mı ait? Dinler mi yarattı sevgiyi, iyiliği, doğruluğu, adaleti? İnsanı "insan" yapan ahlaktır, pozitif ahlaki gelişim doğrultusunda gösterilen samimi çabalar, ilerleyişlerdir ve bu kesinlikle din ideolojilerinin tekelinde olan birşey değildir.

Din ahlaktan ziyade kültüreldir. Kültürler gelenekselleşen bir alışkanlıklar dizisidir. Kültür ile ahlak arasında zorunlu bir ilişki yoktur. Her kültürün içinde en iyisinden en kötüsüne kadar her türden insan vardır, tıpkı her dinin içinde de olduğu gibi.

Bir insana kültürünü bırakmasını söylemek veya onu buna zorlamak potansiyel olarak ne kadar aptalca ve zalimaneyse, aynı şekilde dinini, dinsel inançlarını bırakmasını söylemek de aşağı yukarı böyle birşeydir bana göre. Bir insanın manevi iyiliğini, kötülüğünü, iyiye veya kötüye doğru gidişini belirleyecek olan şey o insanın dini (dinsel kültürü) değildir. Bu tamamen bir ahlak meselesidir. Kültürün ahlaka ve ahlakın kültüre hiçbir etkisinin olmadığını, olamayacağını iddia etmiyorum kesinlikle. Şu veya bu düzeyde etkileri olur illa ki ama bu etkiler çoğunlukla yüzeyseldir. Manevi gelişim hızını duruma göre az veya çok etkileyebilir ama manevi gelişimin "yönünü" zorla belirleyemez, değiştiremez bir kaide olarak. Bu kişinin kendi vicdanına, özgür iradesine göre şekillenen birşey. Hangi din, hangi kültür içinde olursa olsun.

Bir insana "senin dinin sahteymiş" demek, "senin kültürün sahteymiş" demek kadar anlamsız birşey olur. Ahlakta sahtelik (karakter özelliği haline gelmiş kasıtlı ve bencilce yalancılık, ikiyüzlülük vs.) eleştiri ve hatta yargılama konusu olabilir ama kültür genel itibariyle sahtelikle itham edilebilecek birşey değildir. Aralarında tabi ki ilişkiler, etkileşimler vardır ama zorunlu, bağlayıcı, mutlak bir ilişki değil.

Elbette bu konular basit konular değil, bu iddialar basit iddialar değil. İddia ve kabul edilen kanıtlar ne yönde olursa olsun, ciddi tartışmaların, şiddetli duygusal reaksiyonların konusu olabilecek şeyler. Ne diyelim, hayırlısı!

ogeday

#31
kumran yahudileri hakkinda uzun zaman once konusmustuk.Hamza 12.30 da bahsediyor.

https://www.youtube.com/watch?v=LfhThrHX384&list=WL&index=62&t=1319s