• Dan Gibson'un Petra Belgeseli (Türkçe Dublaj) 5 0 5 1

Dan Gibson'un Petra Belgeseli (Türkçe Dublaj)

Başlatan bozadi, 18 Ocak 2019, 01:55:58

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bona fide

#15
birde don gibson rivayetleri baz alıyor ayşe şöyle demiş buhari böyle demiş tıpkı noah haririnin buğday üretmek o kadar zorduki güney amerikada bulunan genç kız iskeletinde kemik yetersizliği bulunmuş, bu tespitten -kimse bu iskeletin gerçekten hangi döneme ait olduğunu ve sanki tek bir kemik yetersizliği tespitiyle dünya insanının beslenme şekli hakında ahkam kesmek yeterlidir mantığıyla mantık buysa tabi hastalıkları yaşam koşulları bilinmeden bir örnekle, resmen alay ederek- yola çıkarak insanlar etoburdu.demesi gibi. buyrun cenaze namazına. saçmalığın devamı şöyleydi bu kız dereden su çekerek buğday suluyordu dünyanın buğday ticareti bu uygulamalrla sağlanıyordu kısaca haririye göre taşıma suyuyla. hani duyan o dönemlerde buğday ticareti varmışta şartlar oldukça elverişsizmiş gibi zırvalamak zırva kitaplarla ekol olmak bedava yeterki kitleye satacak reklamı yap denetimindeki medya basın yayında bi kaç röportaj bi kaç satılmış eleştirmenden övücü cümleler işlem tamam. tarihi kazananlar yazı-(dırı)-yor.don gibsonun tezkipleri var demişti yanlış beyanlarına dair fakat bunları yayınlamıyorlar diyede belirtmişti bu cami yönleri hakkında bi video. tek dünya dinine yol alan tüm çalışmalar sırıtıyor amacımız bu diye.

mavi ışın projesinde böyle bir bölüm vardı bu açıklamaları yüzünden öldürüldüğü iddia edilen serge monast tarafından 1994 te hazırlanmış sanırım. projemi yoksa monastın verdiği bilgilermi 1983 yılına ait bu kısımdaki çeviriyi tam anlayamadım.

"Aldatmaca "Keşifler"
İlk adımda anlaşılması gereken önemli olan, bu depremlerin, bilimsel ve arkeolojik öğretilerin gizemli gizemlerin gömüldüğünü gösterdiği dünyanın farklı yerlerine isabet etmesidir . Bu tip depremlerle mümkün olacaktır. Bilim adamları, bütün temel dini doktrinleri itibarsızlaştırmak için kullanılabilecek bu gizemli gizemleri yeniden keşfetmeye çalışıyorlar: Bu, insanlık için ilk hazırlıktır çünkü yapmak istedikleri şey, gezegendeki tüm Hristiyanların ve Müslümanların inançlarını yok etmektir . onlar kadar geçmiş bazı yanlış 'kanıtı' ihtiyaç onların dinleri bütün yanlış yorumlandığını, yanlış anlaşılmış dikkat tüm uluslar olacağına."

gökyüzündeki Büyük Uzay Gösterisi
NASA Blue Beam Project'teki ikinci adım, üç boyutlu optik hologramlar ve sesler , her biri farklı bir görüntü alan birçok holografik görüntünün lazer projeksiyonunu içeren devasa bir 'uzay şovu' içeriyor. egemen olan bölgesel ulusal dini inanca göre. Bu yeni 'tanrı'nın' sesi tüm dillerde konuşacak.

"Nakit ve Bağımsızlığın Sona Erdirilmesi
Dördüncü adımda kullanılan teknikler geçmişte SSCB'de insanları Komünizmi kabul etmeye zorlamak için kullanılan tekniklerle aynıdır. Aynı teknik, Birleşmiş Milletler tarafından yeni dünya dinini ve yeni dünya düzenini uygulamak için kullanılacak. Birçok insan bunun ne zaman olacağını ve Bin Yıldızların Gecesi'nin vizyonlarını ve başlayacağı günleri gösterecek olayları nasıl gerçekleştireceklerini soruyor.

Aldığımız birçok rapora göre, bunun bir tür dünya ekonomik felaketiyle başlayacağına inanıyoruz . Tam bir çarpışma değil, tüm kağıt ya da plastik paraların yerine geçecek elektronik paralarını vermeden önce bir miktar para birimi tanıtabilmeleri için yeterli. Aradaki para birimi, para biriktirmek veya paraya çevirmek için birikimi olan herkesi zorlamak için kullanılacaktır, çünkü parası olan ve onlara bağımlı olmayan insanların, kendilerine karşı bir ayaklanma yapacak olanlar olabileceğini biliyorlar. Herkes paramparça olursa, hiç kimse herhangi bir savaşı finanse edemez: kağıt para biriminin var olması sona erecektir. Bu ilk işaretlerden biri."

tamamını okumak için "mavi ışın projesi"
http://educate-yourself.org/cn/projectbluebeam25jul05.shtml yazı. bozadinin dediği gibi en azından deşifre olmaları sağlanıyor ayrıca hayır böyle bir amaçları yok diyen olursa dinlemek isterim yazının kasetten tam metni http://educate-yourself.org/cn/sergemonast1994transcript.shtml
ve buvideoda http://www.metacafe.com/watch/1195360/project_bluebeam_a_holographic_rapture_and_the_prophet_hologram/

yasaklı site izlenecek yollar var yine çok zeki olduğum için free web proxi den izledim. ingilişçe izleyip çeviren olursa haarpten de bahsediyor burada haarp hakkında bir yazı https://www.sechaber.com.tr/bilim-soslu-komplo-teorilerim-2-haarp-teknolojisi/ derlenmiş haberlerden olşuşuyor.

 

bozadi

#16
Bana sorarsanız, evrensel ve etik açıdan dinlerin pek itibarı yok zaten, özellikle üç "büyük" dini kastediyorum. Kendi içlerinde tabi ki itibarları vardır, olmalıdır da. Ayrıca bu dinlerin çok sayıda inananı olduğu için ve o insanlar arasında negatiften ziyade pozitif eğilimli pek çok kişinin bulunması da doğal ve kaçınılmaz olduğundan, bu dinlerin herşeye rağmen belirli bir itibarı, saygınlığı vardır, olmalıdır. Ama burada dikkate alınması gereken bir denge hususu da vardır, ki o da din ideolojilerinin özellikle global şeytani güçlerin tezgahından geçmiş (şiddetli bir şekilde egosallaştırılmış) halleriyle insanlığı ilerletmek şöyle dursun, neredeyse tüm evrensel/insani gelişmelerin önünde bir blokaj olarak duruyor olmalarıdır.

Düşünüyorum da, "din kültürü ve ahlak bilgisi" ifadesi önemli bir gerçeği formüle ediyor sanki. Din ve ahlakın aynı şey olmadığının bir itirafı, beyanı sanki. Din dediğimiz şeyler "kültür"den ibaret. Yani çeşitli kavimlerin veya grupların, kesimlerin "kültürü", alışkanlıkları, subjektif değer yargıları bunlar ve pozitif yönleri olmakla birlikte, karanlık ve bloke edici yönleri daha fazladır. Dincilerin veya dindarların "dinin hayati önemi, vazgeçilmezliği" ile ilgili anlayışlarının ve iddialarının belirli bir gerçekliği vardır ama aslında burada bir itibar hırsızlığı da söz konusu. Esas itibar dinlerin, kültürlerin, grupların, kesimlerin itibarı değil, evrensel "ahlakın" itibarıdır. Şüphesiz bir şekilde itibarlı, doğal, güzel, şifalı, rehberlik edici olan şey dinler/kültürler değil, ahlaktır. Evrensel/varoluşsal doğrunun, iyinin, güzelin bilgisi ve sezgisidir. "Din" dediğimiz kültürel oluşumlar evrensel ahlakı desteklemekten ziyade kösteklemiştir. Hiç desteklememiştir veya desteklemiyor demiyorum. Şu veya bu ölçüde desteklemiştir ve desteklemektedir ama gerçeği tüm güzelliği ve sağlığıyla apaçık ortada olan şeyin (ahlak) "ucubesine" veya global şeytanların etkisiyle iyice ucubeleştirilmiş hallerine (din) çok fazla itibar atfetmemizin anlamı yok bence. Her kim genel olarak pozitif eğilimli olduğu ve/veya pozitif eğilimini artırmakta olduğu halde kendini din kültürü veya ideolojisi olmadan hayal edemiyorsa, onsuz yapamıyorsa, bırakalım o kişiler dinlerin itibarını yaşasınlar, paylaşsınlar, avukatlığını yapsınlar, artırmaya çalışsınlar. Üç büyük din başta olmak üzere genel olarak din ideolojilerinin dünya insanlığını yükseltmek, içinde bulunduğu sefillikten çıkarmak gibi bir kabiliyeti veya hatta "niyeti" dahi bulunmuyor. Pozitif niyetler aşağı-yukarı pozitif eğilimli bireylerin vicdanında ve aklında bulunuyor yalnızca, din ideolojilerinde ve kitaplarında değil. Belli başlı din ideolojilerinde ve kaynaklarında negatiflik pozitifliğe, nefret sevgiye apaçık bir şekilde ağır basmaktadır.

Belli başlı dinlerin inananları, dinlerini evrensel ahlakın bekçisi ve sahibi sanıyorlar ve aralarında bir de sidik yarıştırıyorlar bu konuda. Ahlakın başına gelmiş en büyük felaketlerden biri din olagelmiştir. Dinlerin dolaylı yolla da olsa en büyük ve belki tek erdemi (bu erdem kasıtlı, bilinçli bir erdemden ziyade yine ilgili insanların ahlak güdüleri sayesinde mümkün olmaktadır), çok sayıda insan arasında değerli sayılabilecek bir bağ, ortaklık, ilişki, güç birliği, dayanışma oluşturuyor olmasıdır. Bu bağ her zaman pozitife hizmet etmese de (örn. farklı dinlere veya aynı dinlerin farklı mezheplerine mensup olanlar arasındaki kavgalar, cinayetler), genel itibariyle değerli bir yönü var şüphesiz. Ağacın kökleri gibi toplumu güçlü kılan bir yönü var ama köklerde ve ağaçta pek çok hastalık da var, aynı kökler, aynı bağlar sadece hayat enerjisi değil, aynı zamanda hastalığı da taşıyor, yayıyor. Ümit edelim ki hastalıklar azalsın. Bünyede tam bir iyileşmenin olduğu durumda "din" diye ideolojilere ihtiyaç ve imkan olmayacak. Ahlak, dinler tarafından çalınmış tahtına geri oturacak. Ahlak gerçeğin ta kendisidir. Hayat dindir; din ahlaktır.

ogeday

#17
 

ogeday

#18
 

ogeday

#19
 

ogeday

#20
 

bozadi

#21
İslamın kökenleri konusunda "Sneaker's Corner" adlı İngilizce bir youtube kanalı dikkatimi çekti.

Bu kanalın yöneticileri İslamın karanlık yönlerini ifşa etmeye ve dolaylı olarak Hristiyanlığı yüceltmeye yönelik faaliyet gösteriyorlar anladığım kadarıyla. Hristiyanlığın karanlık yönleri üzerinde durmuyorlar doğal olarak. Mel ve Murad adlı bu şahısların yaptıkları işin benim dikkatimi çeken yönü ise, Dan Gibson'un büyük sansasyon yaratan "Petra" ifşalarının açamadığı bazı çıkmazlara ışık tutabilecek bazı "olasılıkların" mevcudiyeti.

İngiliz olabileceğini düşündüğüm "Mel" ve Arap olduğunu sandığım "Murad" adlı bu iki kişi, İslamın doğum yerinin bugünkü "Irak" olduğunu söylüyorlar temel olarak. Henüz çoğu videolarını izlemedim, müsait vakitlerimde izlemeye çalışacağım. Petra'nın da büyük bir önemi olmakla birlikte, İslamın esas oluşum koşullarının anlaşılması için üzerinde durulması gereken yerin Petra'dan ziyade bugünkü Irak ve çevresindeki bazı bölgeler olduğunu söylüyorlar.

Gerçek Muhammed'in Sasani imparatorluğunda bugünkü Irak topraklarında "Hira Valiliği" yapmış bir Arap olan "İyas bin Kabisa et-Tai" (İngilizcede "Iyas ibn Qabisah al-Ta'i" olarak geçiyor) adlı kişi olduğunu, daha doğrusu sonradan bu şahıs esas alınarak "kurgulandığını" iddia ediyorlar . İddiaları bundan ibaret değil, İslamın doğuş şekliyle ilgili bayağı ayrıntılı ve ilginç tarihsel incelemeleri, teorileri var.


gerçek tosun paşa

#23
Burada çok önemli bazı konuları ele almışsınız. Tgur kanal bilgileri kısmında son paylaşımı yaptığında onu okumuştum. İsabet olmuş. Videolar ve üstüne yaptığınız yorumlar çok değerli ellerinize sağlık.

Ben şahsen daha Kas. celselerinden bihaberken İslam dini üzerindeki bir çok uygulamanın son derece negatif yönelimleri tetiklediğinden emindim. Hayatta her şeyin kendi içerisinde özel olarak ele alınması gerektiğine inanırım. Fakat çok çeşitli mezhepler de bile gördüğüm şey genelde negatif etkiler. Örneğin cenaze törenleri ya da Kur'an eğitimi.

Kas. celselerinde geçtiği gibi tüm bu ritüellerin 4KH a gittiğinden şahsen pek şüphe duymuyorum. Çünkü uygulamalar tamamen negatif enerjinin tavan yapmasını sağlayacak şekilde oluyor.

Şahsen tüm inanç ve dinleri tüm samimiyetimle söyleyeyim çok değerli buluyorum. Pozitif yanları olmadığını asla düşünmedim. Ama asıl inandığım mesele vicdan. Bir insanı pozitif ya da negatif yönde kutuplaştıran şey vicdandır. Bilgi ve farkındalık da vicdan üzerine kurulur.

Gerçekte anlatıldığı gibi dinler oluşmuş ve peygamberler gönderilmiş midir? Sanmıyorum. Gerçeği bilemeyiz. Bilmemiz çok mu gereklidir? Onu da sanmıyorum.

Fakat bu peygamber gibi çok değerli hizmetleri üstlenmiş ışık varlıklarının insan olarak reenkarne olmuş olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hayat herkes için aynı senaryoda ilerlemiyor. Bir şeyleri anlayabilmek hakikaten çok zor. Özellikle bu kadar eski konuları ele almak hiç kolay değil.

Her zaman gücü elde edebilecek unsurları yaratmak ve ya manipüle etmek önemli bir konu olmuştur. Bugünde böyle. Muhtemelen binlerce yıl öncesinde hatta Atlantis zamanında da bu katıksız bir gerçekti. Kutsal değerler ortaya koymak gücü elde etmenin en etkili yolu değildir de nedir?

Bir itirafta bulunmak gerekirse kişi ön yargı perdesini gerçek manada kırdıktan sonra tüm bu anlatılanların arasından gerçeği ve yanlışı ayırt etmek için çok bir çaba sarf etmesine gerek kalmayacaktır.

Bu videolar için özel olarak bir gün ayıracağım ve internette birçok şeyi okuyacağım. Önemli bir mevzu.

Tekrardan teşekkürler.

gerçek tosun paşa

#24
Buradan çok önemli olduğunu düşündüğüm bir diğer noktaya da parmak basmak istiyorum. Özellikle bu foruma katılım gösteren arkadaşların muhakkak kafasını yormalarının gerektiğine inandığım konu şu ki celselerde de çok bahsediliyor ve evrensel kanunun çok önemli bir noktası da aynı zamanda. Algı ve manipülasyon. Mutlak soru işaretleri bırakmak son derece risklidir arkadaşlar. Çünkü soru(n)lar çözülür. Fakat ortaya yanlış bir cevap atarsanız ve doğru yanıtın o olduğuna inandırırsanız o zaman gerçekten algıyı yönetebilirsiniz. Buna manipülasyon denir.

Örneğin; elimde bir nesne tuttuğumu gören insanlara elimde hiçbir şey yok demem muallak yaratır. Fakat nesnenin işlevini saklamak için bambaşka bir yalan bulmam gerekecektir. Olan bir şeyin inkarı soru işaretleri yaratır. 4KH algı mekanizması bu yüzden birçok yayın ve din yoluyla soruları cevaplar. Bu cevaplar doğru değildir. Bilginin saptırılmasına dezanformasyon denir. Bu algının başka bir yöne çevrilmesini sağlar ve yöneten olursunuz.

Bir köpeği eğitmek, bir hayvanı terbiye etmek gibi düşünün. Tüm olay algıyı doğru yönetmekten ibarettir. İşte KH ilüzyonu tamamen bunun üzerine kuruludur.

Modern algı yönetimi ve medya konusunda Noam Chomsky yi okumanızı tavsiye ederim. Sadece modern toplumu ve medyayı anlamak için değil birçok konuya bakışınızı etkileyecektir.

bozadi

#25
İlginç bir şekilde son videolardan bir-iki tanesinde tartışma konusu Irak'tan da kuzeye, Türkiye'ye kadar geldi. Bu videolarda Mel'le birlikte görünen kişi Hristiyan polemikçisi "Jay". Onun kendi kanalı var ama Sneaker's Corner ekibiyle (Mel ve Murad) ortak videolar da yapıyor.

Hz. İbrahim, Urfa/Harran, Kabe...

Hz. İbrahim'in doğum yeri olarak "Ur" kenti diye bir yer geçiyor. Bunun Bağdat civarındaki kadim Sümer kenti "Ur" olduğu kabul ediliyor ama İbrahim'in yakından ilişkili göründüğü bir "Ur" kenti daha var: Urfa (Edessa, Ur vs. adlandırmaları da var). İbrahim'in esas doğum yerinin Urfa'daki bir mağara olduğuna dair kuvvetli görüşler var gibi.

Meselenin ilginçliğini derinleştiren hususlardan biri "Kabe" meselesi. Urfa'da, sanırım Harran civarında kadim bir "kabe" olduğu söyleniyor; Sin (Ay Tanrıçası) tapınağı ("Ya-Sin" suresiyle ilgili bir tartışmanın da konusuymuş bu). Yanlış anlamadıysam, İbrahim'in bu kabedeki putları yıkıp tek tanrı inancını yayma girişimleri olmuş. Tıpkı Muhammed'in Mekke'deki Kabe'de yaptığı söylenen şey gibi. Hikayeler arasında enteresan benzerlikler var. Tabi "kabe" deyince, Petra ve Kudüs konuları da var, onlar ayrı.

Harran'da o tapınağı/kabeyi kullanan grubun Sabiiler (kendilerine verdikleri adla "Mandenler" veya Mandeanlar [Mandeizm]) olarak adlandırılan bir grup olduğu söyleniyor. Ve İslamdakilere çok benzer ibadetleri olduğuna değiniliyor bazı açıklamalarda. Sabiilerin Yahudi tarikatlarından biri (Nasuralılar) olduğuna dair görüşler var.

Bu arada Sabiiler "astronomi" ile yakından ilgililer ve Urfa'daki Göbeklitepe mabetleriyle de bir bağlantıları olması şaşırtıcı olmaz çünkü o mabetlerin de astronomiyle, yıldızlarla yakından bağlantısı var bazı araştırmalara göre. Geçmişte kuyrukluyıldız/komet (göktaşı) afetlerinin meydana getirdiği travmaların da bu astronomi ilgisinde bir rolü olmuş olabilir gibi geliyor bana.

Değindiğim iddiaya göre İslam'ın Arap yöneticiler tarafından oluşturulma, şekillendirilme çalışmalarının çoğu bugünkü Irak topraklarında olsa da, Anadolu topraklarına uzanan yönleri de var gibi görünüyor. Emevi ve/veya Abbasi döneminde çeşitli sebeplerle İslam'ın doğum ve gelişim yeri hikayesi, coğrafi olarak Hicaz'a (Mekke-Medine) kaydırılıyor ve bunun nedenleri ve nasıllarına dair de bazı göstergeler, kanıtlar ileri sürülüyor. Konuyu inceleyip az-çok kavradıkça, bu görüşlere, öne sürülen kanıtlara değinmeye çalışacağım.

bozadi

#26
Kuran'ın en ufak bir değişikliğe bile uğramadan bugüne geldiği iddiası aleyhine öne sürülen başlıca konulardan biri "Hafs" ve "Verş" Kuranları veya kıraatleri (okumaları) denebilecek en az iki ayrı Kuran versiyonunun mevcut olması. Sözlü aktarımlardan kaynaklanıyor gibi görünen karmaşık bir mesele ama bu iki versiyon birbiriyle çok büyük ölçüde aynı olsa da, imla ve gramer olarak bariz bazı farklılıklar da içeriyor.

Biz (en azından ben ve sanırım pek çok kişi) tüm dünyada okunan (Arapça) Kuran'ın her harfine kadar aynı Kuran olduğunu sanırdık ama öyle değilmiş. En yaygın, baskın Kuran versiyonu "Hafs" (adlı adlı kişinin aktardığı), Türkiye dahil dünyanın çoğu ülkesinde benimsenen versiyon. Ama Kuzey Afrika ülkelerinde genellikle Verş (adlı kişinin aktardığı) versiyonu kullanılıyormuş. Az da olsa bu versiyonlar arasında imla ve gramer farkları var. Üstelik "versiyonlar" bu ikisiyle sınırlı değil, bu ikisi pek çokları arasından sıyrılıp gelenler.

Bu arada Hafs adlı aktarıcı, Kuran'la ve İslam'la ilgili pek çok "tasarımsal" işlemin gerçekleştirildiğinin iddia edildiği "Irak"lı biri.

Sonuç itibariyle, Kuran'ın 1400 yıldır tek bir harfi değişmeden bugüne ulaştığı iddiası pek gerçekçi görünmüyor çünkü bugün bile pek çok harfi farklı olan Kuran versiyonları mevcut. Üstelik örneğin Hafs Kuran versiyonu da zaman içinde "standartlaştırma" çabalarının konusu olmuş ve en son 1924 yılında Kahire'de Ezher Üniversitesi yetkilileri tarafından bugünkü haline getirilmiş ("1924 Kahire versiyonu" deniyor).

bozadi

#27
Hafs ve Verş (veya Warsh) versiyonları arasındaki bazı farklılıklar için bkz.

https://eksisozluk.com/warsh-mushafi--5596170

https://dinsizdeist.blogspot.com/2011/01/mushaflar-aras-farkllklar.html


GİG TV'den (henüz tamamını izlemedim):

Elinizdeki Kur'an'ı aktaran HAFS Kimdir
https://www.youtube.com/watch?v=1KjDqj9dCp4

Kuran-ı Kerim'de Dil Bilgisi Hataları Var mı? Kuran'da İmla Hataları Giriş !
https://www.youtube.com/watch?v=R3WXYRP6u7g&list=PLXTDAAY-UbTISGjA_giqsGqTfh2lBrAu9

Kur'an'ın Başına Gelenler
https://www.youtube.com/watch?v=nCT-YVpnelQ

bozadi

#28
GİG TV (Gizlenen İslam Gerçeği) kanalı, Dan Gibson'un bu tartışmalarda popüler hale getirdiği Petra'yı Kuran'ın ve İslam'ın esas merkezi olarak görüyor anladığım kadarıyla. Ben "Sneaker's Corner" youtube kanalını takip ettiğimden beri o merkezin Petra değil Irak olduğuna ikna olmuş durumdayım. İncelemeye devam ediyorum. Sneaker'cılara göre Petra konusu da önemli ama Kuran'ın ve İslam'ın "tasarımının" yapıldığı yer orası değil.

bozadi

#29
Hristiyanlık tarihindeki/hikayesindeki sahteliklerle ilgili olarak, özellikle "Hz. İsa" karakterinin Jül Sezar'dan modellenerek yaratıldığına dair bir iddiayı daha önce kısmen ele almıştık. Bu iddiayı desteklemek üzere ileri sürülen kanıtları önümüzdeki günlerde İngilizce web kaynaklarından tespit edebildiğim ölçüde ayrı bir başlıkta ele almaya çalışacağım.