BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi


bozadi

#196
Daha önce varoluş küresinde yoğunluklar dizilimini göstermek için kullandığım bir resim üzerinde küçük bir değişiklik yaparak tekrar dikkatinize sunmak istedim üstteki resimde. Yaptığım değişiklik, 3. yoğunluğu temsil eden sarı alana küçük bir dünya simgesi eklemek oldu.

Dünya simgesi çok küçük ama aslında dünyanın 3. yoğunluktaki toplam gezegen (veya yaşam/ders alanı) sayısı içindeki oranını birebir yansıtmak gerekseydi, sanırım dünya bu resimde göründüğünden binlerce kat daha küçük görünürdü, hatta bu resim boyutunda hiç görünmezdi bile. Kimbilir varoluşta 3. yoğunluğu deneyimleyen kaç tane gezegen veya yaşam alanı vardır.

Bizim epeyce yoğun negatif duygu ve düşünce akımlarına ve hastalıklarına kapılmış bir halde olmamız, varoluşun toplamında ve hatta sadece 3. yoğunluk düzleminde dahi adeta toz zerresi kadar küçük olan bu gezegen üzerinde olan biten şeylerden kaynaklanıyor. Kendimizi bu gezegenle, bu gezegen üzerindeki yaşam koşullarımızla çok fazla özdeşleştiriyoruz ve sonuç doğal olarak epeyce hastalıklı.

İşte, "Dünyayla özdeşleşmeyeceğiz de neyle özdeşleşeceğiz?" meselesi gündeme geliyor doğal olarak. Tabi ki tüm varoluş küresiyle, o kürenin çekirdeğindeki 7y ile ve kürenin bütünüyle. Dünyayla da özleşmemiz son derece doğal ve hatta kaçınılmaz ama sadece veya aşırı derecede yüksek oranlarda dünyayla özdeşleştiğimizde, ondan başka hiçbir şeyimiz olmadığını, "dünyadaki insan" varlığımız/kimliğimiz dışında bir varlığımız olmadığını sandığımızda, dünyada oluşmuş veya oluşturulmuş
şiddetli negatif realiteler, bizim tüm hayatımız, tüm varlığımız, tüm gerçeğimiz, tüm geleceğimiz anlamına gelmeye başlıyor. Bir tür kapana kısılmış oluyoruz yani.

İşte, bu nedenle büyük resimde nerede olduğumuzu hatırlamak ve dolayısıyla büyük resimle olan birliğimizi, özdeşliğimizi, tekliğimizi hatırlamak, dünya deneyimimizin bilincimizde neden olduğu şiddetli dejenerasyonu iyileştirmek için faydalı olacaktır diye tahmin ediyorum.

Dünya hayatımızdaki olumlu-olumsuz koşullardan etkilenmemek mümkün değil elbette çünkü onunla adeta kesintisiz bir şekilde etkileşiyoruz. Neredeyse ondan başka bir hayatımız, gerçeğimiz, hikayemiz olmadığını sanıyoruz. K'lar ve elimizdeki diğer kaynaklar bizim sadece 3. yoğunluktaki sonsuz gezegenlerden biri olan dünya üzerindeki birkaç milyar insan varlığından biri değil, varoluş küresinin özü (7y) ve kürenin tamamı/bütünü olduğumuzu söylüyorlar. Var olan herkesin/herşeyin, tüm varoluşun ayrılmaz bir parçası ve kendisi olduğunu tekrar tekrar vurguluyorlar.

Ve varoluş seviyelerinde ilerlerken, yükselirken veya derinleşirken, yani varoluşun saf özüne yaklaştıkça KH'nin giderek bırakılması, BH'leşilmesi gerektiğini biliyoruz. Çünkü KH yokoluş yoludur, BH varoluş yoludur. Varoluşun özüne doğru ilerlemek, mutlak varlığa doğru ilerleyiştir ve elbette o öze doğru yaklaşırken de KH'nin giderek bırakılması, BH'nin giderek artırılması gerekiyor. BH ve KH kavramlarının pozitiflik ve negatiflik kavramlarıyla olan özdeşliğini de biliyoruz, elimizdeki kaynaklarda bu pek çok şekilde ifade ediliyor. Buna iyilik-kötülük de denebilir 3y bakış açısından ama bu kavramlar büyük resimde anlamını biraz yitiriyor. Varoluşun devamı için olmazsa olmaz bir düalitenin bir kutbuna "kötü" diyemeyiz nihai resim açısından bakıldığında. Yani yargılama, karalama anlamnında "kötü" diyemeyiz. Sadece tercihler ve sonuçları var. Ama 3y içindeki deneyimler açısından bakıldığında iyilik-kötülük, adalet-adaletsizlik gibi kavramların gayet somut bir gerçekliği olduğu da inkar edilemez.

Her neyse, iyilik, pozitiflik dediğimiz şey, BH ile, yani "varlık" ile çok yakından ilişkili. Pozitiflik, iyilik, olumluluk, yüksek moral dediğimiz şeyin ruhumuz için "gıda" gibi bir niteliği var. Ve varoluşun özü ve geneli olumluluğu destekliyor, hatta olumluluğun ta kendisi o, çünkü varlığın ta kendisi.

Kendimizi dünyada olan bitenlere çok fazla kaptırıp onunla "birleştiğimizde", maalesef dünyada egemen kılınan negatif frekanslar da bizim doğal (adeta kaderleşmiş, sorgulanmaz) frekanslarımız haline geliyor. Bir tür "dünya tutulması" deneyimi yaşıyoruz. Yani dünyanın gölgesi (dünyevi yaşam şartlarımızdaki şiddetli olumsuzluklar) Güneş'le veya diğer bir deyişle 7y ile, yani varlığımızın ve tüm varlığın özüyle aramıza girmek suretiyle onu gözden kaçırmamıza, onun varlığını, onunla özdeşliğimizi unutmamıza neden oluyor ve bunun sonuçları da çok olumsuz oluyor doğal olarak.

Dünyada belirli bir zaman diliminde olan bitenler sanki tüm varoluşta tüm zamanlarda olan biten egemen durumu temsil ediyormuş gibi bir korkuya kapılıyoruz. Küçücük bir dünya, koskoca varoluş bütününü ve onun sonsuz kudretini, bilincini, sevincini, huzurunu kaybetmemize neden olabiliyor. Ve o sonsuz varoluş küresi, özü ve geneli, biziz, tıpkı var olan diğer herkes ve herşey gibi. Tüm varoluş bir. Dünya üzerinde nasıl bir beyin yıkanması ve işkence hali içinde olduğumuzu düşünebiliyor musunuz?!!

bozadi

#197
İşte dünya deneyimimizdeki tüm şiddetli olumsuz (şeytani!) şartlara rağmen içimizde bir şekilde devam eden olumluluk veya ümitlilik, "büyük resim"le, yani "varoluş"la olan hukukumuza, birliğimize, tekliğimize dair bilincimizin derinlerinde mevcut olan sezgiden, bilgiden kaynaklanıyor.

bozadi

#198

"Anlatmak Zamanı" başlığında "birlik gerçeğine uyandıkça kabustan uyanma / kurtulma" şeklinde ifade ettiğim şeye dair bir-iki açıklama yapmak istiyorum netleştirme amacıyla.

"Birlik" derken bu aslında basit "varlık" gerçeğidir. Varlık ise "pozitiflik" demektir. Pozitifleşmek, varlığın saf merkezine doğru ilerlemektir. BH kutbiyetinin artması mutlak varlığa (tekliğe, birliğe) doğru götürürken, KH kutbiyetinin artması mutlak yok oluşa doğru götürür. İşte, "birlik gerçeğine" uyanmak derken, Varlık ile Pozitiflik arasındaki ilişkinin farkına vararak, pozitifliğini/varlığını saflaştırmaya, artırmaya hayatını adamayı kastediyorum.

Dünya genelinde negatiflik o kadar yaygın ve egemen ve biz buna (bu hastalığa, yozlaşma haline) o kadar alışığız ki, pozitifleşme "kaslarımızda" çok ciddi bir hamlık, zayıflık sıkıntısı var. Kendimizi doğal ve kaçınılmaz olarak dünya insanlığıyla özdeşleştiriyoruz ve "çan eğrisi" denebilecek bir nedenle, dünya insanlığının çoğunluğunun bilinçsel olarak ve BH kutbiyetini artırma performansı bakımından berbat hali nedeniyle, yani "üzüm üzüme baka baka kararır" misali, insanlığın/çevremizin genel durumu bizlerin de bilincini, frekansını, titreşimlerini her zaman değil ama çoğunlukla olumsuz yönde etkiliyor. Pozitifleşme konusunda teşvik görmüyoruz, aksine negatifleşme teşvik ediliyor; sömürü, aldatma teşvik ediliyor, hatta "emrediliyor". Bu düzende, bu sosyo-ekonomik işkence sistematiğinde, şiddetli negatif eğilimlere sahip global egemen güçler bu KH'leştirme / negatifleştirme sistemini destekleyenleri ödüllendirici, direnenleri, karşı koyanları ise cezalandırıcı dayatmalar yapıyorlar. Kötülük, elitizm, sömürü egemen kılınmaya çalışılıyor.

Ve sonuçta bizler "pozitifleşme" konusunda çok pasif, çok yetersiz kalıyoruz genellikle. Pozitifleşmek, iyi'leşmektir, iyilik halinin, sağlık halinin, yüksek moral ve motivasyon halinin artması demektir. Hayatın amacı budur. Eğer pozitifleşmiyorsanız, varlığınızda ciddi kayıplar yaşama tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız. Bir bakıma hayatın tek amacı pozitifliğinizi, iyiliğinizi, moralinizi ve bunun doğal bir sonucu olarak bilincinizi, gücünüzü, sevginizi giderek artırmanızdır. Bu olmuyorsa, ciddi sorunlar var demektir. Ve hepimizin bu konuda ciddi sorunlar yaşadığımızı düşünüyorum. Aksi şaşırtıcı olurdu. Çamurda oynayıp kirlenmemek ne kadar mümkünse, insanlığın genelinin çiğliği ve egosallığının yarattığı boşluklar sayesinde böylesine şiddetli "KH'leştirici" mekanizmalarla ağzına kadar doldurulmuş bir hayat yaşayıp da varlık / hayat deneyiminde ciddi sorunlar yaşamamamak o kadar mümkündür. Bir hastalığın, bir virüsün içinde yaşıyoruz adeta. İşte bu yüzden hastalıklar, sakatlıklar, ciddi sıkıntılar eksik olmuyor.

Olağan hayatımızda telaşla, aceleyle ve "yüksek beklentilerle" çok büyük değişimlere kalkışmamızı tavsiye etmek amacıyla söylemiyorum bunları. Bu da ciddi istikrarsızlaşma, denge kaybı riskine yol açabilir. Basit bir mesele değil, bugünden yarına çözebileceğimiz birşey değil. Sabır, dikkat, işbirliği, dayanışma gerektiriyor. Sosyo-ekonomik hayat koşullarımızın aksi yöndeki şiddetli dayatmaları nedeniyle, çok ciddi sıkıntılara, streslere de hazır olmak gerekiyor bu konuda. İşbirliği ve dayanışma, bu sürecin zorluklarının azalmasına yardımcı olacaktır ve yolunu kaybetme riskini de azaltacaktır.

bozadi

#199

 Hepimiz Tanrı'dan (7Y), mutlak birlikten türedik ve şimdi ona, mutlak birliğe geri dönüş yolculuğundayız. Hangi yoğunlukta, hangi boyutta olursanız olun bu değişmez. Hatta kutbiyetiniz veya kutbiyet eğiliminiz ne olursa olsun, yine değişmez; tek bir istisnayla ki, o da %100 KH'yi (yokoluşu) seçenler. Onlar dışında, ister BH, ister KH olun, ister 3Y'de, ister 4, 5 veya 6Y'de olun, 3Y iken ister enkarne halde olun, ister 5Y'de (yuvada) enkarnasyon/öğrenim değerlendirme merkezinde olun, bu gerçek yine değişmez. Mutlak birliğe (7Y) geri dönüş yolculuğundayız.

Ve bu yolculuk, BH eğiliminin, yani pozitifliğin kademeli olarak artırılmasını gerektiriyor. Hayatımızın amacının pozitifliğimizi giderek artırmaktan ibaret olduğunu söylemek yanlış olmaz bence. Pozitifliğin / olumluluğun ne olduğuna dair hepimizin az çok fikri vardır. Ben bunu genellikle "yüksek moral" hali olarak düşünürüm ama her türlü olumluluk (yerine göre; huzur, sükunet, dinginlik, neşe, sevgi, iyilik...) buna dahildir elbette.

Egemen bir takım negatif eğilimli güçlerce pozitifliği parçalamak, negatifliği var gücüyle artırmak için özel olarak yapılandırılmış bir dünyada / hayatta yaşıyoruz. Görünür ve görünmez nitelikte bir sürü negatiflik bombardımanına maruz kalıyoruz ve böylece hem şahsi varlığımızın derinliklerinden, hem de evrensel çevremizden gelen pozitiflik sinyallerini, enerjilerini alıp kullanmakta zorlanıyoruz. Dünya dikkatimizi çok fazla çekiyor ve bu da zihnimizin veya bilincimizin 3Y'ye özgü egosal arzu ve korkularla çok fazla dolmasına neden oluyor. Pozitiflik potansiyelimizi uyandırmayı, kullanmayı, güçlendirmeyi, yaymayı çok zorlaştıran bir durum bu ve zaten böyle olması amaçlanıyor sosyoekonomik, siyasi, askeri vs. olarak egemen malum global güçlerce ve onların 4Y'deki efendilerince. Sonuçta yapmamız gereken "tek şey" olduğu söylenebilecek "pozitifleşmeyi" gerçekleştiremiyoruz. Elbette acılar da hayatın çok doğal, kaçınılmaz ve hatta gerekli bir parçası, bunu reddetmiyorum. Hatta zaman zaman konusu geçtiği gibi, acı çekmek bazen ruhsal tembelliklerimizi yenmemizi sağlayabiliyor. Ama bu durum "acı çekmeyi" yüceltmek veya amaç haline getirmek gerektiği anlamına gelmez sanırım. Acılarımızı giderek azaltmayı amaçlayabiliriz ancak. İşte bu da pozitifleşmeyle mümkün. Pozitifleşmek hem sorunlarımızı çözme imkanlarını artırır, hem de evrensel/varoluşsal yolculuğumuzda ilerlemizi sağlayan şeydir.

Meditasyon denen şeyin önemi de bununla ilgili. İlle belirli şekilde yapılan bir ritüelden bahsetmiyorum. Yavaşlama, gevşeme, sakinleşme, dikkatimizi bir süre dünyanın negatifleştirici bombardımanlarından uzaklaştırma çabasının "organize" bir hali olarak düşünebiliriz belki meditasyon kavramını.

Biz sadece bir 3Y varlığı değiliz. 5Y'de bireysel bir varlık özümüz var. 6Y'de bir Yüksek Benliğimiz var ve 7Y'de birey-ötesi (bütünsel) bir varlık özümüz var. Ve bizi şiddetli negatifleştirici bombardımanlara maruz bırakan malum yaşam koşullarımız, bu "yüksek" bağlantılarımızı zayıflatma amacı güdüyor. Meditasyonumsu faaliyetler ise o bağlantılara dair farkındalığımızı ve o bağlantılardan yararlanma imkanlarımızı artırıcı etkiler yapıyor.

Ben çok veya düzenli meditasyon yapan biri değilim. Hatta "hiçbir şey düşünmemeye çalışarak sabırla bekleme" gibi bir alışkanlığım veya motivasyonum neredeyse hiç yok. Olsa muhtemelen daha iyi olurdu benim için ama bu konuda biraz sorunluyum sanırım. Ama meditasyonun sağlaması amaçlanan "pozitifleşme"ye odaklanma konusunda hevesim ve az çok düzenli sayılabilecek çabalarım var. Önerim de buna dayalı.

Hayatımızın pozitifliğimizi artırmaktan başka bir amacı yok. Pozitifliğini artırmak, varlığını artırmaktır. BH kutbiyetini artırmaktır. Bizi Tanrı'ya, 7Y'ye, özümüze, mutlak birliğe, mutlak bilince, mutlak varlığa doğru ilerleten şey elbette varlığın, pozitifliğin, BH'nin giderek artırılmasıdır. "BH kutbiyetini artırmak" deyince, bu biraz belirsiz kalabilen bir ifade, bu nedenle "pozitifliği/olumluluğu artırma" kavramının daha anlamlı, kullanışlı olduğunu düşünüyorum.

Hayatımızın pozitifleşmekten (olumluluğumuzu giderek artırmaktan) başka bir amacı olmadığını iddia ederken, ciddiyim. Bunun dinsel/inançsal bir ilke olarak benimsenmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü Tanrı'ya dönüş yolculuğunu sağlayan şey budur. Yani hem dünyasal hem de evrensel yolculuğumuzda ilerleme ancak böyle mümkündür; BH kutbiyetinin, pozitifliğin giderek artırılmasıyla. Biz pozitifleştikçe, "başkalarına hizmet" imkanları da giderek artacaktır. Önce kendimizden sorumluyuz. En derin, ruhsal, bilinçsel, dinsel bağlamda, kendimize yardımcı olamıyorsak, başkalarına da olamayız.

Konuyu işlemeye devam etmeye çalışacağım. Kendim de bu anlattıklarımı keşfetme, deneme, yanılma sürecindeyim elbette. Çeşitli görüşlerimi zaman içinde güncellemem, değiştirmem gerekebilir. Dolayısıyla, her ne kadar çok ciddiye aldığım ve alınması gerektiğini söylediğim şeyler paylaşsam da, elbette bunların sorgulanmadan, tartışılmadan, eğrisi-doğrusu değerlendirilip güncellenmeden "çok" ciddiye alınmasını beklemiyorum, ki öyle bir beklenti pek gerçekçi de olmazdı.

sybleman

#200
İçerik yükleniyor…


9 gün prosedürü adında bir yöntem. Bana faydalı göründü.


İlk üç gün saatimizi 3 saatte bir alarm kuruyoruz. Her çaldığında durumumuzu kontrol ediyoruz. Ne düşünüyoruz ne izliyoruz neye bakıyoruz ne hissediyoruz. Pozitif şeyler mi negatif mi. Negatifse düzenleyip pozitif düşünmeye ve duygulara geçiyoruz.

Sonraki 6 gün saatimizi 2 saatte bir alarm kuruyoruz. Yine aynı şekilde kendimizi dinliyoruz.

Mantıklı geldi yapılabilir bir yönteme benziyor.

Marina Jacobi ilginç bilgiler veriyor. Pleiades kanallamasi yaptığını söylüyor.

Bir sorumun cevabını ararken rastladım. Hiç Bir yerde duymadığım şekilde açıkliyordu.

bozadi

#201

Paylaştığın için teşekkürler sybleman. Marina Jacobi'yi ilk kez duyuyorum, araştırmaya çalışacağım.

Doğrudan pozitifleşmeyi hedefleyen tüm çabalar ilgimi çekiyor.

Linkini verdiğin kısa videoda "galaktik" gibi sözcükler geçmekle birlikte, Bayan Jacobi çok "dünyevi" bir perspektiften konuya yaklaşıyormuş gibi göründü bana. Müsait zamanımda videonun varsa uzun versiyonunu bulup incelemeye çalışacağım daha objektif bir değerlendirme yapabilmek için. Ama sadece bu kısa videoya bakarak değerlendirdiğimde, pozitiflikle aramızdaki ilişkiyle veya hukukla ilgili doğru bir tespit yapılmadığı izlenimini ediniyorum.

Jacobi videoda şuna benzer birşey söylüyor: "Telefonunuzu falanca saat aralıklarla alarm çalacak şekilde ayarlayın, alarm her çaldığında kendinizi kontrol edin, negatifteyseniz pozitife geçin, şükran duyun." vs.

İyi de "pozitiflik" nedir? Pozitifliğin ne demek olduğuna odaklanılmazsa ve doğru anlamı anlaşılmazsa, pozitifleşme çabaları muhtemelen ciddi ölçüde kısır kalacaktır.

Benim elimizdeki belli başlı kaynaklardan çıkardığım sonuçlara göre, "pozitiflik" dediğimiz şey varlığımızın "ta kendisi". Yani pozitifleşmek demek, varlaşmak demek. Negatifleşmek, yokoluşa doğru gitmek demek. İşte pozitiflik bu kadar "hayati" birşey. Hayatımızda ihtiyaç duyduğumuz bir "fayda" değil, hayatın, varlığın özü. Ve bilincimize/varlığımıza var gücüyle negatiflik pompalayan bir KH sisteminin içinde ağır bir gaflet ve işkence hali içinde zombi gibi yaşıyoruz. Pozitifleşmenin mevcut yaşam şeklimizi / koşullarımızı daha iyi hale getirecek bir "teknik" olarak değil, bizi hayatımızın / varlığımızın tek amacına doğru götüren yola rehberlik eden bir "din" olarak benimsenmesi gerektiğine inanıyorum. "Din"den kastettiğim şey, hayatımızın / varoluşumuzun en temel, en birincil inancı.

Pozitifleşme süreci 7y'ye kadar gidiyor ve bizi oraya götürecek / ilerletecek tek şey de bu: Pozitifliğin giderek artırılması, derinleştirilmesi. Mutlak pozitiflik, mutlak varlıktır, var olan herşeyle mutlak birleşmedir.

Konuya dair sezgilerimi, tespitlerimi, sorgulamalarımı giderek daha net, daha somut, daha anlaşılabilir şekilde paylaşabileceğimi ümit ediyorum.

sybleman

#202
Tabii ben de inceliyorum bakmanı tavsiye ederim.

Benim anladığım negatif düşünceler üzgün olmak sinirli olmak gibi negatif duygu durumlarımızı kastediyor. Bunları yaşadığımızı farkedip pozitif düşüncelere geçmek veya izlediğimiz kötü kehanet senaryolarını bırakıp iyi şeyler düşünmeye geçmek gibi.

Tabi bu haller bizim pozitife geçmiş olduğumuzu kastetmiyor ama frekans olarak düşük frekansta kaldığımız süreyi belki azaltma amacı taşıyor gibi.

Daha çok manifeste edebilme yeteneğimiz üzerine yoğunlaşmış epey uzun teknik ve pratik detaylı anlatımlar yapmış. Ve evet dediğin gibi galaktik kelimesi geçmiş :) Ve bir yerde ana gemi meditasyonu gibi bir şeyler de yakaladım... Faydalı yöntemleri varsa bakıp çok derine dalmamak lazım gibi.

gerçek tosun paşa

#203
Pleyades yani KH, sürekli saat kurma zaman algısından çıkamama, sürekli alarma göre ruh halini kontrol etme zorunluluğu yani hayvan koşullanması.

Bu iş böyledir sybleman :) frekans ne yazık ki kendini iyi olduğunu sanmakla yükselmiyor ama elbetteki dip bir modtan yani melankolinin, pesimistliğin zorladığı bir bünyede kendini ufacık bir iyi hissetme adımı bile ne kadar değerli farkındayım.

Ama anlıyorum işler kesat. İnsanlar böyle şeylerle kendini iyi hissedebiliyor ya da psikolojisini toplayabiliyorsa elbette değerlidir. Bu kesat dönemde en ufak şeylerle mutlu olabilmek de kazanç.

sybleman

#204
Yani aynen öyle [:)]

Alarm konusu dediğin gibi bir koşullanma içeriyor. Güzel tespit.

Pleiades kh mi ya bh degilmiydi pleiades öğretileri okuduğumuz değil mi. Yani tabi öyle diye adlandırıp neyi kanalliyor o da ayrı

bozadi

#205
Merhaba arkadaşlar. Uzun zaman önce deneyip başarısız olduğumuz bir denemeyi yeniden yapacağız gibi görünüyor.

GTP arkadaşımızın İngilizce bir iş ilanı sitesinden tanıştığı Hintli bir yazılımcı, bizim forumun yazılımını daha yeni/modern bir forum türüne dönüştürme konusunda öneride bulunmuş.

Dönüştürme işlemi için forumun şu anki en güncel veritabanını yazılımcıya göndermemiz gerekiyor. Ve güncel veritabanı dönüşüme gittikten sonra forumda yazılacak mesajlar, dönüştürülecek yeni forumda (eğer dönüşüm başarılı olursa) görünmeyecek.

3-4 GÜN KADAR SÜRECEĞİ (kesin olmamakla birlikte) öngörülen dönüştürme için forum veritabanını yarın göndermeyi planlıyoruz. Ve veritabanını kopyalayıp gönderdikten sonra forumu bu dönüşüm işlemi boyunca birkaç gün kapalı tutacağız gibi görünüyor. Sadece boş bir ana sayfada durumu açıklayan bir not yazmayı düşünüyorum takipçiler ne olduğunu bilsin diye.

Dönüşüm başarısız olursa, forumun mevcut (eski) halini tekrar uygulamaya koyup devam ederiz.

bozadi

#206
"Kendini iyileştirme" yeteneği üzerinde durmak istiyorum.

En son sevgi konusunun (Pavlus'un sevgi mektubu) vurgulandığı celseyi takip eden yorum/tartışma sürecimizde vurguladığım gibi, eğer BH olacaksak, eninde sonunda "başkalarına hizmete" adanmamız gerekeceğine değinmiştim. Bunu şu an hemen ve tamamen uygulamaya geçirmek pek imkan dahilinde olmasa da, bunun hakkında düşünme, buna niyet etme önerisinde bulunmuştum. Bu önerim değişmedi ama denklemin "kendi üzerinde çalışma" kısmıyla ilgili ilhamlar almaya da devam ediyorum.

Kendini iyileştirmek... Kendini "daha iyi" hale getirmek. Özellikle de bilinçli bir çabayla.

Niyet etseniz, önünüzdeki birkaç dakika boyunca kendinizi şu an olduğunuzdan daha iyi hale getirebilir misiniz? Daha doğrusu, birkaç dakika boyunca kendinizi daha iyi, daha iyi, daha iyi... hale getirebilir misiniz?

Meditasyon niyeti durumunda sakinleşirsiniz, yavaş ve derin solursunuz, günlük hayatın stresli düşünüş tarzını bir süre geride bırakırsınız ve tüm bunlar (yapabilmeniz ölçüsünde) kendinizi biraz daha iyi hissetmenize yardımcı olur. Bu yöntemleri de dahil ediyorum kastettiğim şeye ama bundan daha bilinçli bir şekilde kendinizi daha iyi hale getirmekten bahsedeceğim. "Bundan (meditasyondan) daha bilinçli" derken, meditasyonda "hiçbir şey düşünmeme, hiçbir şey amaçlamama" prensibi vardır genellikle. Bense "daha iyi olmayı" spesifik olarak amaçlamayı, bu amacının bilincinde olmayı kastediyorum. Belki bu da bir tür meditasyon olarak görülebilir veya farklı bir çalışma olarak da düşünülebilir.

Kendini daha iyi hale getirmek ne demek? Bunun harika ve tam bir tanımını yapmak ne kadar mümkün olur bilmiyorum ama bir bakış açısıyla bu "kendine zarar vermeyi azaltıp fayda sağlamayı artırmak" olarak düşünülebilir sanırım. Evet, olağan yaşayış ve düşünüş tarzımızda, farkında olarak veya olmayarak kendimize epeyce zarar verdiğimiz izlenimine sahibim. E zaten bizim ortalama yaşam koşullarımızın epeyce bir kısmı, bizi KH'leştirmek isteyen güçlerce yoğun ve başarılı bir şekilde dizayn edilmiş olduğu için, bizim kendimize azımsanamayacak ölçüde zarar verecek şekilde düşünüp yaşadığımızın çok farkında olmamamız adeta "normal"leşiyor. Bu durumun toplumsal/kitlesel olarak epeyce kanıksanmış olması da bu sorunun norm haline gelmesine çok yardımcı oluyor. Böyle bir düzende adeta kaçınılmaz birşey bu ama bizim artık içinde bulunduğumuz süreçte bu durumu sorgulayıp aşmak için bilinçli bazı çabalarda bulunmamız da doğal ve gerekli sanırım.

Hayatınızın "kendinizi daima daha iyi hale getirmek"ten başka bir amacı olmayabileceğini düşünün. Bu kulağa bir parça "bencillik" gibi gelebilir ama benim kastettiğim şekliyle "daha iyi olmak", aslında "başkalarına hizmet"e adanış sürecini zorlaştıran değil, kolaylaştıran birşey. Kalbinizde, niyetinizde başkalarına hizmet (pozitiflik, sevgi) varsa, siz ne kadar iyi olursanız, başkalarına sunabileceğiniz, yayabileceğiniz, paylaşabileceğiniz iyilik de o kadar çok olur. Normalde BH alemindeki BH toplumlarına mensup bireylerin tümü "başkalarına hizmet" modunda oldukları için, hizmet/ilgi/sevgi bağlamında birbirlerini sürekli olarak besliyorlar ve dolayısıyla da bireysel olarak kendi iyilikleri üzerinde çalışma yapmaları gerekmiyor muhtemelen. Ama bizim içinde bulunduğumuz KH-baskın yaşam koşullarında böyle bir imkan bulmak, özellikle de bu imkana sürekli sahip olmak pek mümkün değil sanırım veya en azından çok sık rastlanabilecek bir durum değil. Dolayısıyla bizim kendi iyiliğimiz üzerinde şahsen durmamız gerekiyor. Belirli bir pozitif enerjiyle dolup bu enerjiyi elimizden geldiğince çevremizle paylaştıktan sonra bu enerjinin dıştan (başkalarınca) yeterince beslenmesi ve böylece kesintisiz bir akıcılıkla devam etmesi çok zor olduğu için, bir süre sonra pozitif enerjimiz düşecektir ve dolayısıyla kendimizi yeniden şarj etmek için (artık bu ne zaman ne ölçüde mümkün olursa) biraz geri çekilme, içe çekilme ihtiyacı doğacaktır. Tıpkı uyku ihtiyacının oluşması gibi.

İşte, kendimizi bilinçli olarak daha iyi hale getirme, pozitiflik/varlık enerjisi bakımından kendimizi bilinçli olarak şarj etme konusu üzerinde durmak istiyorum. Olağan dünyevi hayatımıza ait dışsal şeylerin yardımını almak da kendimizi daha iyi hale getirme amacına hizmet eder tabi ki ama benim kastettiğim şey en çok bunu tamamen kendi içimizde, kendi bilincimizde, düşüncelerimiz ve farkındalığımız yoluyla bilinçli olarak yapmayı kapsıyor.

Eğer istersek, kendimizi daha iyi hale getirebilir, bunu giderek kesintisiz hale getirecek şekilde adanabiliriz de.

Önce bunu isteyip istemediğinizi düşünün. Bunun mümkün olup olmadığına dair duygu-düşüncelerinizi gözden geçirin. Böyle bir "yeteneğiniz" var mı? Hemen uygulamaya koyacak şekilde olmayabilir ama potansiyel olarak da mı yok? Mutlaka vardır. Kendini daha iyi hale getirmeye adanış fikrinin ne ölçüde anlamlı olduğunu da düşüneceksinizdir elbette.

Biz genellikle kendimize zarar verecek veya pek fayda sağlamayacak şekilde yaşayıp düşünmeye o kadar alıştırıldık ki, "kendini bilinçli olarak sürekli daha iyi hale getirme" fikri ve yeteneği pek imkanlı ve anlamlı görünmeyebilir.

İşte, belirttiğim gibi, önünüzdeki birkaç saniye veya dakika boyunca kendinizi daha iyi (ve daha iyi... ve daha iyi...) hale getirmeye niyet edip bunu "deneyebilirsiniz". Pozitifleşmeyle ilgili bu. Giderek daha olumlu, daha pozitif olmayla. Korkunun, üzüntünün, kızgınlığın, her türlü olumsuzluğun giderek azalmasıyla ilgili. Kendinizi ve hayatınızı iyi'leştirmeyle ilgili. Hayatınızı giderek tamamen buna adama ihtimaliyle ve niyetiyle alakalı. Bundan başka bir amacınız, kalbinizin en derininde bundan başka bir isteğiniz olmayabileceğiyle ilgili. Hayatı bir noktada durdurup sadece şimdiye kadar yaşanmış olanların içerdiği bolllll miktardaki olumsuzlukları, yaraları iyileştirme, şifalandırma niyetiyle. "Hayatı durdurmak" derken, bu daha ziyade bilinçsiz (şifalandırma amacı gütmeden) yaşamayı bırakma niyetiyle ilgili.

İsterseniz daha iyi olabilirsiniz. Yaşam koşullarınızın bunu (buna adanmayı) imkansızlaştırdığını veya anlamsızlaştırdığınızı hissedebilirsiniz belki. Ama belki de, eğer gerçekten isterseniz, hiçbir şey bunu engelleyemez. Özellikle de bu konuda kendi aramızda bir destekleşme, dayanışma geliştirebilirsek.

K'ların "3. yoğunluk düşünmeyi bırakma veya azaltma" önerisiyle de alakalı bu tabi. Yani klasik dünyevi hayatımıza aynı şekilde devam etmek yerine, yine K'ların deyişiyle bazı "yaşam tarzı değişiklikleri" yapmayı gerektiriyor bu.

Bir yandan olağan şekilde yaşamaya devam edeceğiz (ki bu zaten ciddi oranda "engellenemez" nitelikte birşey) ama bir yandan da, giderek sonlarına yaklaşmakta olan bu yaşam (!) şeklimizde, daha doğrusu hayata, varoluşa bakış şeklimizde pozitif bir değişime niyet edeceğiz ve bu niyeti ve çabayı giderek güçlendirmeye çalışacağız.

Tanrıdan geldik ve ona geri dönüş yolundayız. Bu aynı zamanda kendi evrensel/varoluşsal saf özümüze doğru geri dönüş yolculuğu olarak da tanımlanabilir. İyiliğin, pozitifliğin artırılması, bu yolda ilerleyişin kısmen yakıtı, kısmen de kendisidir, diye düşünüyorum. Pozitifliğin artırılması ile bilincin artırılması, kısmen birbiriyle doğru orantılı, kısmen de eşanlamlı. Negatifliği artırma yoluyla da belirli bir ölçüde ilerlenebildiğini, hatta yoğunluk atlanabildiğini (sadece 3'ten 4KH'ye geçişle sınırlı olsa da) okuduk ama eğer niyet yokoluş değilse, negatif eğilimin mutlaka pozitife doğru evrilmesi gerekeceğini de okuduk. Pozitiflik varlığın ta kendisidir, her ne kadar varlığın sürdürülmesi için pozitiflik-negatiflik arasındaki etkileşim döngüsü de sonsuza kadar devam etmek durumunda olsa da. Bilimde de "pozitif" terimi "var" anlamında kullanılır. "RH pozitif" demek, kanda RH adı verilen bir faktör "var" demektir. Virüs testinde, örneğin "korona pozitif" demek, "korona var" demektir, her ne kadar "virüs" potansiyel olarak yok etme amacı taşıyan birşey olsa da. Varlığı test edilen herhangi birşey için pozitif = var, negatif = yok, anlamında kullanılır. "Pozitif bilim", 'var'lığı deneysel olarak kanıtlanabilen şeylerin bilimidir, her ne kadar bilim dünyasında egemenleştirilen materyalist anlayış nedeniyle asıl varlık olan "ruhsal/bilinçsel" varlığın araştırılıp keşfedilmesine "ölümüne" bir karşı koyuş sergilese de bu pozitif (!) bilim!

Sonuçta pozitiflik varlıktır. Ve bizim hayatımızda egemen olan negatiflikler de neden doğru dürüst bir varlığımız olmadığını açıklamış oluyor kabaca. Ayrıca negatif varlıkların, eğer yollarını değiştirmezlerse eninde sonunda yok olmaları da negatiflik (negatifleşme) ile yokluk (yokoluş) arasındaki ilişkiyi gösteriyor.

İşte, bizim Tanrıdan (varoluşun saf, tamamen birleşik özünden) gelmiş veya türemiş olup şimdi o saf ve mutlak birleşme haline doğru geri gidiyor oluşumuz da "pozitifleşme" kavramıyla birebir alakalı, dolayısıyla. Tanrı adını verdiğimiz mutlak birlik veya birleşme evresine doğru ilerleyiş, pozitifliğin giderek artırılmasıyla gerçekleşiyor. "Başkalarına hizmet" kutbiyetinin artışı, pozitiflik kutbiyetinin artışı.

Ve işte bunu bireysel bazda kendimize uyguladığımız zaman, bireysel "pozitifleşme" iradesi ve yeteneği kavramlarıyla karşılaşıyoruz. Az-çok BH eğilimli bireyler olarak hayatımızın pozitifleşmekten başka bir amacı olmadığını görmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu, negatif gerçekliklere körlük taslamak, üç maymunu oynamak anlamına gelmiyor kesinlikle. Tam aksine, gerçek pozitifleşme ölçüsünde, hayatımızdaki negatif gerçekliklerin ve müdahalelerin tüm boyutları hakkında bilinçlenme ve uygun şekilde karşı koyuş / korunuş da daha mümkün hale gelir. Bizi negatif baskılar ve müdahaleler karşısında büyük ölçüde aciz bir kızgınlık haline sokan şey pozitiflik eksikliğidir. İnsanın pozitiflik gücü ne kadar yükselirse, "kendi küpüne zarar veren" aciz bir kızgınlık hali içine girme ihtimali o kadar düşer. Zararlı anlamda "kızgınlığa" neden olan şey daha ziyade zayıflıktır, acizlik kompleksidir.

Pozitifliğin, pozitifleşmenin anlamı ve kendimizi daha iyi hale getirme yeteneği, imkanı, yolları ile ilgili görüşlerimi somutlaştırmaya çalışacağım.

bozadi

#207
İslami, deist ve hatta panteist bir perspektiften, Allah dediğimiz/diyebileceğimiz şey, varlığın ve dolayısıyla pozitifliğin saf merkezidir. Allah'la olan ilişkimiz, pozitiflikle/varlıkla olan ilişkimizdir, nihai olarak kendi en öz benliğimizle olan ilişkimizdir. Allah'tan geldik ve ona dönüyoruz, çekiliyoruz.

Allah'ın "pozitiflik" ile ilişkisini, "özdeşliğini" iyi anlamak, emin olmak gerekiyor. Tabi diğer yandan, varolan herşey Allah'ın bir parçası ve kendisi olduğu için, negatifliklerin veya kötülüklerin de Allah'tan başka bir yerden geldiğini söylemek teknik olarak yanlış olur. Ama varoluşun saf merkezi olarak Allah saf pozitiflik olduğu için, oradan diğer (bireysel) varlıklara yönelik herhangi bir negatiflik/kötülük yöneltilebileceğini düşünmüyorum. Gerçi, dolaylı bir şekilde mümkün bu. Şöyle ki, Allah saf pozitiflik/varlık ışığını yaydığı için ve o ışık da nötral bazı yanları olmakla birlikte aynı zamanda güçlü bir "pozitif" niteliğe sahip olduğu için, güçlü bazı pozitif tesirler yapıyor, varlığı koruyor, sürdürüyor. Dengeyi (dengeleyici karmik etkileri) meydana getiren şeyin de Allah'ın ışığı veya tesirleri olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, bizim kötülük ve hatta şeytanlık olarak tanımlayabileceğimiz şiddetli negatiflikler içeren karmik neticelerin meydana gelmesine neden olan şeyin de aynı Allah, aynı ışık, aynı doğal mekanizmalar olduğu söylenebilir. Ama sonuçta bu derslerin bir parçasıdır ve o dersin ille öyle alınmasını "Allah" zorlamadı, Allah'ın bir parçası ve kendisi olan bireyler ve birey grupları özgür iradeleriyle yaptıkları seçimler sonucunda derslerinin bir kısmının öyle negatif nitelikte karmik bazı etkiler yaratmasına neden oldular. Bu noktada, evet, "hayır da şer de Allah'tan" demek yanlış görünmüyor. Varoluşun saf merkezi (7y) anlamında Allah bence saf pozitifliktir ama bizzat o pozitif nitelik, duruma göre bize son derece negatif ve hatta şeytani gelebilecek şeylerle karşılaşmamıza da neden olabilir, "yapacağımız seçimlere" bağlı olarak. Bu şuna da benziyor: Adalet "iyi"dir, pozitiftir ama o (ilahi) adalet bazen bazı bireylere çok ters, hatta şeytani görünebilecek yaptırımlar da uygulayabilir. Adaletin niyeti kötü değildir ve hatta bazen birilerine çok ters gelebilecek yaptırımlar uyguladığı zaman da niyeti negatif değil, pozitiftir aslında. İnsanlık kendini bedenden ibaret gördüğü için ve tek bir ömür yaşadığı zannına sahip olduğu için, hayattan maruz kaldığı olumsuzlukların/negatifliklerin sebeplerinin geçmiş yaşamlara uzanan yönleri olabileceğini anlamaz veya anlamakta zorlanabilir. Örneğin K'lar Yahudi soykırımını yaşayan Yahudilerin tamamının veya büyük bir kısmının geçmişte Atlantis döneminden ağır karmalara sahip bireyler/gruplar olduğunu ve karmalarını hafifletmek için Yahudi katliamını yaşayacak bireyler olarak enkarne olmayı seçtiklerini söylemişti. Yani ruhsal düzeyde, doğmadan, enkarne olmadan önce, ne yaşayacağını biliyor. Ama enkarne olduktan sonra bunu bilinçli olarak hatırlamıyor ve soykırıma maruz kaldığı zaman muhtemelen aşırı büyük bir adaletsizliğe, kötülüğe, şeytanlığa maruz kaldığını düşünüyor ve böyle düşünmekte haksız değil ama resim tamamen bundan ibaret değil... O şeytanlığa maruz kalması aslında onun uzunvadede varlığını pozitif bir şekilde sürdürmesine hizmet etmiş olacaktır. Maharaj'ın dediği gibi, "Karma, doğruluk için çalışan bir yasadır; o Tanrı'nın şifa verici elidir."

Allah dediğimiz merkeziyetin saf pozitiflik (ve iyilik) olduğuna inandığım halde nasıl oluyor da "Hayır da şer de Allah'tan" ilkesinin de geçerli olduğunu düşündüğümü açıklayabilmek için değindim yukarıdaki örneğe. Bu yazıda pozitiflikle/varlıkla, yani "Allah"la ilişkimize, hukukumuza odaklanmaya çalışmak niyetindeyim. Tabi Allah/Varlık tüm varoluşu kapsıyor, sadece 7y'deki saf varlığı ve birlik deneyimini değil ama zaten 7y'nin diğer tüm yoğunlukları kapsadığına da değinilmişti (tüm yoğunluklar aslında 7. yoğunluk, gibisinden bir açıklama vardı).

Çok fazla negativite/olumsuzluk deneyimliyoruz ve olumluluk/iyilik deneyimlerimiz çok yetersiz kalıyor, diye düşünüyor, gözlemliyorum. Dünyadaki yaşam koşulları, egemenleşmiş dünyevi ve dünyadışı negatif güçlerin şiddetli baskıları sonucu epeyce dengesiz, epeyce adaletsiz durumda. Ve bizler kendi egolarımızın da etkisiyle dünyevileştikçe, ki bu da varlığımızın özüne ilişkin bilinç bağlantılarımızın zayıflamasıyla yakından bağlantılı, dünyadaki egemen negatif koşullar bizim kendi varoluş deneyimimizin de epeyce negatifleşmesine, patolojik/hastalıklı hale gelmesine neden oluyor. Bu da dünyeviliği azaltarak varlığımızın saf pozitif özüyle bilinç bağımızı güçlendirmemiz gerektiği anlamına geliyor, eğer manevi ve fiziksel hastalıklarımızın azalmasını, şifalanmasını istiyorsak.

Allah'ın / Tanrı'nın, varoluşsal özümüzün (7y'nin) saf pozitiflik olduğuna inanır, güvenirseniz, ona yapacağınız yatırımın ters tepmeyeceğine inanabilir, güvenebilirsiniz. Ama bu aynı zamanda dünyevi hayattan ciddi bir bağımsızlaşma da gerektiriyor. Dünyevi yaşam koşullarında epeyce negatiflik/olumsuzluk var ve bu durum önümüzdeki süreçte giderek de tırmanacak gibi görünüyor. Dolayısıyla eğer bizim şahsi pozitifleşmemiz (BH kutbiyetimizin artması ve BH'ye mezuniyete doğru ilerleyişimiz) dünyevi koşulların pozitifleşip pozitifleşmeyeceğine kalırsa, pozitifleşmemiz pek de mümkün olmaz gibi görünüyor. Koşullarda epeyce ve giderek tırmanan bir negatifleşme olduğu halde biz pozitifliğimizi artırmak istiyorsak, bu yönde güçlü bir isteğimiz, inancımız, motivasyonumuz, kararlılığımız, adanışımız olması gerekir. Hiçbir şeyin bundan daha önemli olmaması gerekir. Ama işte dünya hayatını/ilüzyonunu yaşarken, onun dayattığı kısmen olumlu/çekici ve daha çok şiddetli olumsuz koşullardan etkilenmemek pek mümkün değil. Bu normal ama önemli olan uzunvadede dünyevi etkilerin bizim şahsi hayat amacımıza (pozitifliğimizi artırmak, yani Allah'a, yani özümüze doğru ilerlemek) baskın gelmesine izin verip vermeyeceğimizdir.

Allah'la (7y) sizi birleştiren bir çizgi çizin ve o mesafeyi katetmekten başka bir temel amacınız olmadığını, olamayacağını görün. Ve bu yolculukta "ilerlemek" demek, pozitifliğinizi (bh kutbiyetinizi) sürekli artırmak demektir. "Bugün Allah için ne yaptın?" gibi bir söz vardır. Bu bağlamda bunu şöyle yorumlamamız gerektiğine inanıyorum: Bugün Allah'a (öze) doğru yolculuğunda ilerlemek için ne yaptın?

Pozitifliğimizi artırmak, moralimizi artırmak demektir. Moralin yüksek olması ile düşük olması arasındaki farkın ne kadar önemli, ne kadar ciddi olduğunu hepimiz biliriz ve halen de deneyimlemekteyizdir. Dünyevi hayatımızın içeriğinde olan bitenlerin moralimizi, pozitiflik durumumuzu etkilemesi (genellikle olumsuz yönde) doğal ve hatta kaçınılmazdır ama önemli olan uzunvadede eksiye değil, artıya doğru ilerlemesi, artmasıdır ve bu yönde bilinçli bazı çabalar harcayıp mümkün olduğunca da dayanışmamız belki de hayati öneme sahiptir.

Biraz din vurgulu konuşuyorum. K'ların dediği gibi, "Hayat dindir." Hiçbir din ideolojisinin mensubu değilim ama forumda da zaman zaman değindiğimiz bazı büyük tasavvufçuların mesajları ve bu mesajların elimizdeki diğer kaynaklardaki açıklamalarla olan örtüşmeleri dikkatimi çekiyor.

Bizim pozitifliğimiz / moralimiz arttıkça ve güçlendikçe, çevremizdekilere bu yönde sunabileceğimiz katkılar, hizmetler de o ölçüde artacak, güçlenecektir. Zaman zaman hayatımızı "başkalarına hizmet"e adamamız gerektiği görüşümü paylaşıyorum. Ama tekrar tekrar şu sonuca varıyorum ki, nasıl olmayan bir parayı dağıtmak mümkün değilse, olmayan bir pozitifliği dağıtmak da mümkün değildir. Ve en yakınımızdakiler başta olmak üzere çevremizdeki insanlara sunabileceğimiz en değerli şey moraldir, psikolojik destektir, yani kendilerini iyi hissetmelerini desteklemektir. Ama bunun için önce bizim kendimizi gerçekten iyi hissetmemiz, bu konuda güçlü olmamız, bunu "yalan dünya"nın hayhuyuna, insafına bırakmayacak şekilde güçlenmemizdir. İşte bu da yalan ile gerçek arasında ayrım yapabilme yeteneğimizle yakından ilişkilidir diye düşünüyorum. Şöyle ki, dünyadaki yaşam koşullarımız bize her gün mutsuz/üzgün/güvensiz/karamsar/öfkeli/aciz olmak, bu hali sürdürmek ve hatta derinleştirmek için milyonlarca "sebep" sunuyor, o sebepleri var gücüyle dayatıyor, böylece bizi sürekli daha fazla egosallaştırmaya, KH'leştirmeye çalışıyor. Bu şiddetli negatifleştirici etkilere direnebilmek ve hatta bu etkilere rağmen pozitifliğimizi sürekli artırmak için, pozitifliğin aslı/esasıyla ilgili bazı bilgilere, sezgilere, inançlara sahip olmanız gerekir. Hem de güçlü bir şekilde. Elimizdeki kaynakların sundukları resim, pozitifliğin varoluşun özündeki ve genelindeki gücünü açıkça ortaya koyuyor. Negatif varlıkların eğer eninde sonunda yollarını değiştirmez ve negatifliklerini (KH kutbiyetlerini) sürekli artırırlarsa, sonunda yok olacaklarını anlatıyor. Özellikle 4y'den itibaren, 7y'ye doğru ilerlemek için KH kutbiyetinin giderek azaltılması, BH kutbiyetinin (pozitifliğin) giderek artırılması gerektiğini okuyoruz Ra-Kasyopya kozmolojisinde ve diğer çeşitli kaynaklarda da doğrudan veya dolaylı olarak aynı gerçeklik anlatıyor. "Gerçek" derken bunu kastediyorum. Ve dayatılan yalanlara karşı ısrarla gerçeğe yönelmemiz, adanmamız gerekiyor. İşte bu gerçekle, bu bilgiyle, bu inançla, aksi yöndeki tüm şiddetli koşullara rağmen pozitifliğimizi artırmanın mümkün olduğuna inanıyorum. Buna dair görüşlerimi giderek somutlaştırmak ümidiyle.

sybleman

Bozadi eline sağlık. Sonsuz enerji alanının pozitif olduğunu düşünmüyorum. Benim deneyimledigim tamamen nötr. Sadece muazzamlik ve herseye muktedir bir zeka ve güç. Biz de o alandan ayrı değiliz. Sanki suda yüzen sudan yapılma varlık gibiyiz. O alanı suya benzeterek. Tamamen bir ve aynı.

bozadi

#209
Alıntı yapılan: sybleman - 31 Ocak 2024, 19:04:59 Bozadi eline sağlık. Sonsuz enerji alanının pozitif olduğunu düşünmüyorum. Benim deneyimledigim tamamen nötr. Sadece muazzamlik ve herseye muktedir bir zeka ve güç. Biz de o alandan ayrı değiliz. Sanki suda yüzen sudan yapılma varlık gibiyiz. O alanı suya benzeterek. Tamamen bir ve aynı.
İlginç bir tartışma konusu olabilir sanırım bu sybleman.

Aslında ben de 7y'nin diğer 6 yoğunluğa "bölünmesi" için bir miktar negativiteye ve yine bir miktar nötürlüğe ihtiyacı olduğunu ve bu potansiyelleri de bir şekilde içerdiğini düşünüyorum ama yine de 7y'nin temel olarak mutlak saf bir pozitiflik/varlık durumu olduğunu düşünüyorum.

Ra-Kasyopya kozmolojisine göre özellikle 4y'den itibaren, varlıkların (ister BH ister KH olsun) 7y'ye doğru ilerleyebilmeleri için BH (pozitif) kutbiyetlerini sürekli artırmaları, KH kutbiyetlerini de sürekli azaltmaları gerekiyor. Yani 7y'ye gelindikçe pozitif eğilimin giderek mutlak düzeye ulaştığı anlaşılıyor. Hatta, negatif varlıkların en geç 6y'nin başıyla ortası arası bir noktada BH'ye geçmek durumunda kaldıkları (kendi özgür iradeleriyle) söylenmişti. Tüm "yüksek benlikler"in de pozitif (BH) nitelikli olduklarını, yani negatif eğilimli bir "yüksek benlik" olmadığını da okuduk. Yani, varoluşun saf çekirdeğine gidildikçe negatiflik giderek sıfırlanıyor, pozitiflik giderek mutlak (%100) düzeye ulaşıyor.

Tabi burada şunu da hatırlamak gerekiyor: 6y'nin aynı zamanda BH-KH yollarının bir birleşme alanı olduğu söylenmişti ama yukarıda hatırlatmaya çalıştığım hususlar düşünüldüğünde, bu birleşmenin sonucunun nötrlük değil, daha BH nitelikli olduğu görülüyor. 6y'nin ileri bir aşamasında bulunduğu söylenen tüm yüksek benliklerin (YB) BH nitelikli olması da bunu doğruluyor gibi görünüyor. Yani YB'ler "nötr" değil, son derece pozitif varlıklar. Ama bu durum onların özgür iradeye saygı duymalarını engellemiyor. Örneğin son derece negatif eğilimli bir varlığın YB'si de BH eğilimli (artık o negatif eğilimli varlığın YB'siyle nasıl bir ilişkisi, etkileşimi var, o da ayrı mesele).

6y açısından bakıldığında BH-KH'nin birleşmesi ve ikisinin aynı şey olduğunun netleşmesi ve yine Ra'da belirtildiği gibi Bir'in Yasası'nın BH'ye ve KH'ye eşit / dengeli bir yaklaşımı olması, 6y varlıklarının, özellikle de 6y'nin ileri aşamalarındaki YB'lerin hiçbirinin negatif olmayıp tam aksine hepsinin son derece pozitif varlıklar olması gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Ve yine 7y'den tüm varoluşu besleyecek şekilde yayılan ışığın son derece pozitif nitelikli olduğu da anlaşılıyor.

Bana göre 7Y'de BH-KH kavramlarının bir anlamı kalmıyor ama BH ile çok yakından alakalı olan "pozitiflik" geçerliliğini sürdürüyor ve hatta mutlak düzeye ulaşıyor. Öncesinde BH ile pozitiflik hemen hemen aynı şeydi, BH varlığı/bireyi demek pozitif eğilimli varlık/birey demekti ama 7y'de artık bireysel deneyim yaşama imkanı sona eriyor gibi görünüyor. En azından 7y'nin big-beng aşamasında bireysellik tamamen sona eriyor çünkü varlığın/enerjinin tamamı tüm yoğunluk seviyelerine dağılıyor, artık bir bireyden bahsetme imkanı kalmıyor.

İşte 7y'de bireysel varlığın sona ermesi, BH-KH kavramlarını anlamsızlaştırıyor. Çünkü orada mutlak birlik var. "Hizmet" kavramından bahsedebilmek için, kendine veya başkasına hizmet edecek bireyler olması gerekir, ama bireysellik artık sona erdiği için, hizmet kavramı da anlamını yitiriyor ama bu durum "pozitiflik" (varlık) kavramını ortadan kaldırmıyor. Bireysel olmayan saf varlık tüm varoluşa yayılıyor. %100 pozitif olmak demek, tüm varoluşla %100 birleşmek, varlığın/varoluşun ta kendisi olmak demek ve bu deneyim bir birey olarak yaşanabilecek bir deneyim değil. İşte burada "nötrlüğe" benzetilebilecek bir durum olabilir ama bence bu nötrlük değil, pozitifliğin %100'lüğüdür. Nötürlük etkisizliktir ama 7y'den tüm varoluşa yayılan ışık tüm varlıkları besleyici, "hayat vericidir", tıpkı güneş ışığı gibi.