Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#135
Laura'ların faaliyetine Batı tipi ruhsal aydınlanma derken, bu biraz hatalı bir tanımlama olabilir. Laura'lar Batı'daki pek çok aydınlanma hareketinin ilgilenmediği pek çok konuyla da ilgileniyorlar. Çok daha kapsamlı, çok daha derin, bence çok daha "sağlam"lar. Hatta Laura'lardan üstün veya denk bir harekete rastlamadım (çok araştırmadım da). Örneğin Ra ekibinden rahmetli Carla Rueckert'in öncülüğünde kurulan LL Research, Laura'larınkiyle karşılaştırılabilir bir etkinliğe sahip değil görebildiğim kadarıyla. Laura öncülüğündeki ekibin faaliyetleri, Batı medenetinin en ileri, en yüksek aşamasını temsil ediyor bence.

"Batı tipi ruhsal aydınlanma" derken kastettiğim şey, dünyevi bilgilere (her türlü bilim dalı) en az ruhsal bilgiler kadar önem verilmesi, ikisi arasında bir denge güdülmesiyle ilgili. Akıl ve Kalp dengesi olarak da düşünülebilir belki bu. Doğu tipi ruhsal aydınlanma dünya bilgisinden ziyade ruhsal ve kalbi bilgiye odaklanma eğiliminde gibi görünüyor. "Kaçış" öğretisi ifadem biraz da bununla ilgili. Dünyayı, dünyanın geçmişinde, bugününde olan bitenleri ve yakın gelecekte olabilecekleri ve enkarnasyon döngüsünü mümkün olan en kısa sürede kaçıp kurtulunması gereken birşey olarak görme eğilimi bakımından. Nitekim, pek araştırmamış olsam da, Budist öğreti de buna dayalı sanırım. Dünyevi enkarnasyon döngüsünden kaçıp kurtulma eğilimi/öğretisi.

Dionysos

#136
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Hem Ra'da hem de K celselerinde, bireysel olarak 4BH'ye mezun olunabildiği ve bunun çok sınırlı ölçekte de olsa meydana geldiğine dair bazı açıklamalar geçti. Yani işin içinde bir ruh grubu olsun veya olmasın, BH kutbiyetini %51'e ulaştıran herhangi bir birey hemen 4'e mezun oluyor gibi görünüyor.

Tamam bunu anlıyorum ve bu muhtemelen bizim onu parçalamamız ve onun ölmesi şeklimde ya da ikinci olasılıkta sessizce bir kaza ölüm görünümünde aramızdan çekip gitmesi görünümünde oluyor/olurdu gibi anlıyorum

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi
KH frekans sınırları içinde yaşıyor olmasına rağmen BH yönünde kutuplaşmakta olan bir kişi kendi KH benliğiyle (veya belki "egosuyla") çatışıyor olabilir gerçekten hatta bu son derece yaygın bir durum olabilir. Ama BH yönünde istikrarlı bir kutuplaşma artışı oldukça, bunun artık kendiyle bir çatışma durumunu aşacağı izlenimine sahibim. Yani BH'yle bağlantı arttıkça, o aleme doğru çekim gücü arttıkça, KH kutbiyeti azaldıkça, egodan arınma süreci zorlu bir mücadele olmaz sanırım.

BH yönündeki kutbiyetlerini artırmalarını amaçlıyorlar. Aslında BH'ye mezuniyet için ille bu bilgileri edinmeye gerek yok. Bence BH'ye mezuniyet açısından hakkında en çok bilinç sahibi olmamız gereken şey "pozitifliktir". Gerçek pozitiflik. İyilik eğilimi.


Tamam burada sadece ego ve pozitiflik kavramına "subjektivitenin kapıda bırakılması" ve "objektiflik/objektivite" vb kavramı eklemek istiyorum. Ego dediğimiz şey subjektivitenin bir yansıması ve subjektivitenin kapıda bırakılması yaklaşık olarak bizi sanırım Maharaj vb gibi yapardı. bh yapmasa bile ve bu durumda olmak ister miydik? Kendimizi evrensel bir hiçlik (hiçlik değil ama birleşiklik gibi algılama non-dualizm. ve insan olarak ne/kim olacağız? bildirimler vaazlar veren bir kaçık mı? Kazıkta yanarak ölen bir deli mi?

Sonuç olarak bh bölgesini ona dair bir kavrayış edinme keşfetme sonrasında bunun bir enkarnasyon seçimi olarak (ölüm sonrasında) edinebileceğimizi ya da kutupluluk denen biçimde bir gelişimle edinilebileceğini düşünüyorum ama bu ikinci bu realitede içerideyken yapabilir miydik?
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

bozadi

#137
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Dionysos

 Tamam bunu anlıyorum ve bu muhtemelen bizim onu parçalamamız ve onun ölmesi şeklimde ya da ikinci olasılıkta sessizce bir kaza ölüm görünümünde aramızdan çekip gitmesi görünümünde oluyor/olurdu gibi anlıyorum
K celselerinde, durduğu yerde bir anda ortadan kaybolarak 4'e mezun olan kişiler olduğuna dair birşeyler söylendi gibi kalmış aklımda. Ama tüm mezuniyetler ille böyle olmuyordur herhalde.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Dionysos

 Tamam burada sadece ego ve pozitiflik kavramına "subjektivitenin kapıda bırakılması" ve "objektiflik/objektivite" vb kavramı eklemek istiyorum. Ego dediğimiz şey subjektivitenin bir yansıması ve subjektivitenin kapıda bırakılması yaklaşık olarak bizi sanırım Maharaj vb gibi yapardı. bh yapmasa bile ve bu durumda olmak ister miydik? Kendimizi evrensel bir hiçlik (hiçlik değil ama birleşiklik gibi algılama non-dualizm. ve insan olarak ne/kim olacağız? bildirimler vaazlar veren bir kaçık mı? Kazıkta yanarak ölen bir deli mi?

Sonuç olarak bh bölgesini ona dair bir kavrayış edinme keşfetme sonrasında bunun bir enkarnasyon seçimi olarak (ölüm sonrasında) edinebileceğimizi ya da kutupluluk denen biçimde bir gelişimle edinilebileceğini düşünüyorum ama bu ikinci bu realitede içerideyken yapabilir miydik?
Ben kendi bakış açımdan sadece pozitifliği artırma ihtiyacı algılıyorum. Dünyada olan biten herşeyden bağımsız bir şekilde. Etkileşimli ama mümkün olduğunca bağımsız. Bunun ne zaman bizi BH'ye mezuniyet noktasına getireceğini bilmek pek mümkün değil sanırım.

bozadi

#138
Bir yandan samimi bir merakla bağlantılı gibi görünse de, aslında belki daha ziyade egosal bir korku ve kontrol amacı taşıyan bir soru zinciriyle boğuştuğumu fark ediyorum bazen. Şunun ardında ne var, bunun kökeninde ne var, şunu kim yarattı, yaratanı kim yarattı vs. Bir cevaba rastlasa bile, aslında hiçbir şekilde tatmin olmayacak bir zihin yapısı. Bir kapana kısılmışlık hissi var.

Negatif bir ruh halindeyken pozitifliğe doğru bilinçli bir şekilde geçiş yapmaya çalıştığımda, bazen bu negatif sorgulamaları, şüpheleri aşamıyorum. Tatminsiz, güvensiz, karamsar, sinirli bir sorgulama hali içinde debelenip duruyorum. Ama bazen pozitiflikle özdeşleşmeyi başarıyorum. Negativite dört bir yanımı, içimi, dışımı öyle bir sarıyor ki, derinlerden birşey, "işte, şimdi birşeyi deneme vakti geldi." diyor. İçeriği, bilgileri, sorgulamaları ne kadar önemli, ne kadar gerekli görünürse görünsün, negativite içeren herşeyi "zararlı" ve "yanlış" diye etiketle ve tam tersine yönel.

İlüzyona, yani hayata dair herşeyi bir kenara koyuyorum. Buna elimizdeki tüm bilgi kaynakları da dahil. Sadece, "Ben neyim?" üzerinde duruyorum. "Ne olmak istiyorum?" Negativitenin beni ele geçirmesine izin vermeyecek şekilde ne olabilir, ne yapabilirim?

Pozitiflik olmak istediğimi fark ediyorum. Saf pozitiflik. Sadece pozitiflik. İlle bir kişi, şahıs olmam gerekmiyor. Evet, belli ki dünyada ve hatta öbür dünyada bir kişi rolünde olmaya devam edeceğim. Bunda bir yanlışlık, bir kötülük de yok ama ben sonsuza kadar, yani zamandan, mekandan, herkesten, herşeyden bağımsız varlığımı bilmek, hatırlamak, olmak, kutlamak istiyorum. Bunu tattıktan sonra kişi olmaya devam edebilirim. Sonsuz varlığımla, sonsuz özelliklerimle neden buluşmayayım, olmayayım, bilmeyeyim? Zaten bunu bilmez, hatırlamaz, olmazsam, ilüzyonda hep kayıp durumda olacağım gibi görünüyor. Hep egonun pençesinde olacağım. Hep kabusta. Buna bir son vermek gerek. Sonsuz olanı, zamandan, mekandan, tüm ilüzyondanlardan bağımsız olanı, mutlak olanı, sarsılmaz, değişmez olanı hatırlamak, olmak, onaylamak gerek.

İşte buna en yakın şey olarak, durduğum yerde, bir süreliğine tüm ilüzyondan kendimi yalıtmaya gayret ederek, sadece pozitiflikle özdeşleşmenin, o olmanın, böyle bir hoşnutluk, rahatlama, sükunet, huzur ve güç sağladığını gözlemliyorum.

Başka hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. Tek gerçek bu. Ben saf pozitifliğim. Dünyada az-çok isabetli bir şekilde pozitiflik olarak tanımlanan şeylerin birleşmiş ve çok daha gerçek bir hali. Ve mutlaklık kazanmış. Ondan başka birşey yok. Müthiş. İşte bu.

Buna inanabildiğim, bununla özdeşleşebildiğim zaman, ilüzyondaki hikayeme rahatlamış, sakinlemiş olarak dönüyorum. Buna tekrar tekrar dönmeliyim diyorum. Ama ilüzyondaki kirlenme, yozlaşma sürecinden sonra bunu hatırlamak pek kolay olmuyor, hatta çoğu zaman mümkün de olmuyor. O derece kayboluyorum. Anca çok acı çekip çok derin sorgulamalar yaptıktan, tüm ilüzyonu sorgulayıp karşıma aldıktan, herkese, herşeye meydan okuyup susturup bir kenara attıktan, "Peki bu boşlukta ne olacağım, kim olacağım, nasıl olacağım?" diye sorup iyilikten, huzurdan, sevinçten, güzellikten, şifadan, mutlak iyilikten, pozitiflikten başka hiçbir ihtiyaç ve isteğim (ve kimliğim!) olmadığını kabul edip bununla mutlak bir şekilde özdeşleştikten sonra yeniden huzur bulmuş oluyorum. Bunu daha düzenli hale nasıl getiririm bilmiyorum. Dünya ilüzyonu feci şekilde içine çekiyor, onun içinde yoğruldukça, ona dönüştükçe, basit, ebedi, mutlak gerçekten kopup gitmek o kadar kolay ki... Ancak acılar, dertler, sıkıntılar ve bundan kaynaklı çaresizlik, nefret ve isyan bir maksimuma ulaşınca ilüzyona meydan okuyabiliyorum. Ben sen değilim diyebiliyorum. Sana mecbur değilim. Sen sahtesin, yanlışsın. İşte gerçek bu, deyip saf pozitiflikle basit ve ebedi özdeşleşmeye dönebiliyorum bir süreliğine.

İlüzyon aslında yanlış veya kötü birşey değil elbette. Bizim ilüzyonumuzda, dünya hayatı ilüzyonumuzda çok fazla hastalık var. Bu da ilüzyon mekanizmasının / realitesinin suçu değil. İnsan kitlelerinin seçimlerinin doğal sonucu. Özgür iradenin, derslerin bir parçası. Herşey olması gerektiği gibi. Sorun hem var, hem yok.

bozadi

#139
Çok negativite içeriyor/dayatıyor diye tüm ilüzyonu (tüm hayatı) terk edince, geriye bir "varlık" kalmış oluyor mu, diye sorulabilir elbette. Saçma, anlamsız, boş birşey gibi görünüyor bu niyet ve çaba. Sadece ben varım. Neredeyse "hiçbir şey" denebilecek, varlığı-yokluğu tartışma konusu bir ben. Umrumda değil. İlle de saf pozitiflik.

Bomboş, kapkaranlık bir evrenin, bir sonsuzluğun ortasında bir ışık noktası. Bir pozitiflik noktası. Hepsi bu.

İlüzyondan %100 kopmuyorum elbette. Kopmak istemiyorum da. Onun bir kenarda beni beklediğini biliyorum. Dönmeyi de istiyorum. Zaten bir "konu" olmazsa, bir sorun olmazsa, bir kullanım alanı olmazsa pozitifliğin ne anlamı kalır ki? Bir ilüzyonsuzluk, hayatsızlık, olaysızlık (bir bakıma hiçlik) evreninde saf pozitiflikle özdeşleşmenin güzelliğinden, sevincinden, huzurundan bahserken, aslında tüm bu pozitiflikleri ilüzyondaki durumuma, sorunlarıma "nispetle", onların farkında olarak, onlar karşısındaki acizliğimden kurtulabileceğime dair bir inanç ve irade oluşması nedeniyle deneyimliyorum.

bozadi

#140
K'ların zamansızlık konusuna çok vurgu yapmasının bu konuyla bağlantısı var gibi. Bir de, uzayın kapkaranlığında süzüldüğümüzü hayal etmemizi istemişlerdi. Yukarı yok, aşağı yok, sağ yok, sol yok. Hiç kimse, hiçbir şey yok. Meditasyon önerilerinde sağlanmaya çalışılan şeyle de alakalı sanki.

Kimisi, sanırım özellikle budist felsefe "hiçlik" üzerinde vurgu yapıyor. Belki bu daha derin, daha doğru, daha erdemli bir anlayıştır, bilmiyorum, ben pozitiflik üzerinde odaklanmayı, "olmayı" çekici buluyorum. Sadece pozitiflik. Sonsuz kudretli, alternatifsiz, rakipsiz, güzel, güçlü. Ra'nın "sonsuz yaratan", "sonsuz zeka" dediği şey sanırım. Varlık. Tabi ilüzyon olmadan, düalite olmadan çok anlamı olmuyor pozitifliğin.

bozadi

#141
Dünyadaki yaşam koşullarımızın berbatlığı "Hayat, varoluş anlamlı mı?" sorgulamalarına yöneltiyor bizi muhtemelen. Kendimizi ilüzyonla çok özdeşleştirdiğimizde, ilüzyonda oluşan hastalıkları bünyemize, bilincimize almaktan kaçınmak da zorlaşıyor.

Hayatın ne anlamı var? Var olmanın ne anlamı var? Öbür dünyanın ne anlamı var? Tanrı'nın ne anlamı var? Ra'nın, K'ların, 7. yoğunluğun, BH'nin ne anlamı var?

K'ların deyişiyle, Kertişlerin telkin ettiği "buhranlı, berbat hislerle" dolup taşıyorum bazen. Hiçbir şey bir anlam ifade etmiyor.

Ama yukarıda değindiğim şekilde ilüzyonu ve ilüzyondaki tüm sorgulamalarımı bir kenara bırakarak, pragmatik bir şekilde hedefe, pozitviteye yöneldiğimde ve onunla özdeşleşmeyi başardığımda, pozitiflik gerçekten anlam ifade ediyor. Hem de az öncesine kadar anlam konusunda dipsiz bir çaresizlik, karamsarlık ve ümitsizlik içinde olduğum halde. Bir kez samimi bir mutluluk, sevinç deneyimleyince, milyonlarca karamsar sorgulama köpük gibi patlayıp yok oluyor. Pozitiflik kendi anlamını taşıyor, yaratıyor, yayıyor. Pozitif olmadıkça anlam bulunamaz, olunamaz. Pozitiflikten başka bir anlam yok. Bir kez pozitif olunduğunda, tüm anlam sorgulamaları, tüm karamsar, aciz ve sinirli sorgulamalar sona eriyor. Yalan balonu patlıyor. Hastalık bitiyor. KH'lerin üzerimizdeki denetimi sona eriyor.

bozadi

#142
"Kahkaha terapisi" dedikleri şey de bu ilkeye dayalı muhtemelen. Anlamsızlık, karamsarlık, çaresizlik içindeyken, hiçbir sebebe dayanmak zorunda olmaksızın, en saçmasından ama derin bir kahkaha, kişinin frekansını değiştiriyor. Boyutunu değiştiriyor adeta. Zaman hattını, gidişatını, kaderini değiştiriyor veya en azından bir süreliğine buna dair bir imkanlılık, bir olasılık hissettiriyor, gösteriyor, ilham ediyor. K'ların dediği gibi, "Neşe iyidir!"

Ben çok meraklısı değilim açıkçası kahkaha terapisinin. Sadece dikkatimi çektiği için değinmek istedim. Bundan çıkarılabilecek dersler var. İpuçları var. Belirttiğim gibi, ben "pragmatik pozitiviteye" inanıyorum daha ziyade. İskender'in Gordion düğümünün icabına bakması gibi, çok fazla sorgulama döngüleri içinde kaybolmaya gerek olmaksızın, küçük bir çocuğun annesine-babasına sığınması gibi, pozitifliğe, olumluluğa, sevince, şifaya, varlığa sığınmak.

bozadi

#143
Bu bağlamda "neşe"nin "bilgi" ile bağlantısına dikkat çekmek istiyorum. Neşenin varlığı ile yokluğunun kişi için ne kadar devrimsel bir fark yarattığına dikkat edelim. BH ile KH arasındaki fark gibi neredeyse. Burada çok büyük, çok derin bir bilgi, bir bilinç, bir farkındalık olayı var.

bozadi

#144
Küçücük bir sevincin, küçücük bir pozitifliğin, varoluştaki tüm sevinçle, tüm pozitiflikle, tüm kudretle, tüm bilinçle bağlantısı vardır; ikisi aynı ve "tek" şeydir. Dolayısıyla küçücük bir pozitifliğe eriştiğiniz zaman potansiyel olarak neye eriştiğinizi düşünün. Onu bırakmayacak, kaynağına kadar takip edecek, gidecek olmanız durumunda? En küçük bir pozitifliğin paha biçilmez değerini düşünebiliyor musunuz?

Tüm dertlerimizin çözümü burada.

Bu, sihirli bir değnek değmişçesine bir anda tüm sorunlarımızın şıp diye çözümü demek değil (bu egosal bir beklenti olur) ama yine de tüm sorunların çözümüne giden yol budur. Varlığın kökeni. Pozitivite. BH veya BH'leşme bu yolu ifade eden bir terim.

bozadi

#145
Moralimiz, keyfimiz yüksek olduğunda "öğrenmenin" ne kadar kolaylaştığını, keyifli hale geldiğini hatırlamak gerek.

Düşük moral, korku, endişe ve negativitenin ise, öğrencileri örneğin sınavda isimlerini bile unutturacak hale getirebildiğini hatırlamak gerek.

Negativite bilinci kapatıcı, daraltıcı bir etki yapıyor. Pozitivite ise tam tersi.

gerçek tosun paşa

#146
bozadi buhranlı duygular sarmış dört bir yanımızı :D  duygulara tercüman olduğun için teşekkürler.

konuyu okuyarak takip ediyorum. Katılım gösteren arkadaşlara sağolsunlar.

sybleman celseleri kavramaya yönelik attığın adımları ve ilerleyişini kutlarım güzel noktalara takılıyorsun.

bozadi

#147
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

bozadi buhranlı duygular sarmış dört bir yanımızı :D  duygulara tercüman olduğun için teşekkürler.

konuyu okuyarak takip ediyorum. Katılım gösteren arkadaşlara sağolsunlar.

sybleman celseleri kavramaya yönelik attığın adımları ve ilerleyişini kutlarım güzel noktalara takılıyorsun.
Efendim, duygularınıza bir nebze mütercim-tercüman olabildiysem gerçekten, ne mutlu bana :)

sybleman

#148
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

bozadi buhranlı duygular sarmış dört bir yanımızı :D  duygulara tercüman olduğun için teşekkürler.

konuyu okuyarak takip ediyorum. Katılım gösteren arkadaşlara sağolsunlar.

sybleman celseleri kavramaya yönelik attığın adımları ve ilerleyişini kutlarım güzel noktalara takılıyorsun.

Ben hepinize teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten herkes çok yardımcı oluyor. Bazen çok yazdığımı düşünüyorum. Kısaltıyorum sizi bunaltmamak için. Keşfetmek güzel, konular çok ufuk açıcı.

arinmak

#149
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sybleman

Evet bu farklı cevap verme durumlarını ben de tam çözemedim. Mesela bir yerde 4.boyuta geçmek için makine yapmalı mıyız demişlerdi. K'lar da evet bu gerekli gibi bir konuşma geçmişti. Ama önceki konuşmalarda sanki bu puf diye olacak gibi bir algı var. Veya kişi boyut değiştirme kabiliyetine ulaşınca seçimini yapıp geçicek gibi bir algı oluşmuştu bende.



Makinayla ilgili kısım ; 3b - 4b geçmek başka hasat olmak başka. 4b ye 1 dakikaliğina veya bu enkarnasyon sonuna kadar (ölene kadar ) gecebilirsin , bu durum geçici olur. kalıcı kısım hasaat olmak .(benim anladığım bu , )