Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü
avatar_fidelista

Maharaj Ben O'yum

Başlatan fidelista, 12 Ağustos 2024, 21:38:12

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fidelista

Maharaj ustanın Ben O'yum kitabı sitede değinilmişti,çok değerli bir kitap çok üst seviyeden anlatıyor konuyu en derin spritüel kitaplardan biri.Maharaj Ben'im üzerine odaklanın geri kalan şeyler geçici ve boş siz beden zihin, etiketleriniz değilsiniz diyor .Sorum kendinize bir mantra gibi Ben'im dediğinizde sizde ne uyandırıyor neye karşılık geliyor nereye götürüyor ,İngilizcesi I'am olan bu kelime bende sanki devamı olmalıymış eksik kalmış gibi bir boşluktalık hissi doğruyor daha önceki yıllarda da bu konuyu çok düşünmüştüm.Sizde karşılığı nedir.?

bozadi

Alıntı yapılan: fidelista - 12 Ağustos 2024, 21:38:12 Maharaj ustanın Ben O'yum kitabı sitede değinilmişti,çok değerli bir kitap çok üst seviyeden anlatıyor konuyu en derin spritüel kitaplardan biri.Maharaj Ben'im üzerine odaklanın geri kalan şeyler geçici ve boş siz beden zihin, etiketleriniz değilsiniz diyor .Sorum kendinize bir mantra gibi Ben'im dediğinizde sizde ne uyandırıyor neye karşılık geliyor nereye götürüyor ,İngilizcesi I'am olan bu kelime bende sanki devamı olmalıymış eksik kalmış gibi bir boşluktalık hissi doğruyor daha önceki yıllarda da bu konuyu çok düşünmüştüm.Sizde karşılığı nedir.?
"I am" ifadesinin neden bu kadar vurgulandığını ben de çok merak edegeldim. Evet, sanki bu haliyle eksikmiş gibi. Bunun aslında "Ben'im"den ziyade "Varım" (var olanım) anlamında kullanıldığı izlenimini edindim. Yani, aslında "tek bir şey var" ve "ben o'yum". Yani varlığın/herşeyin birliğine dikkat çeken bir ifade bu bence. Zaten Maharaj kitap boyunca kendinizi "şuyum" "buyum" (falanca isme sahip, falanca zamanda doğmuş) bir birey veya şey olarak görmenin en büyük yanlış olduğunu vurguluyor. Egonun panzehiri bu düşünce. Çünkü ego kendini varoluşla bir "GÖRMEME" hastalığına verilen isim ve hepimiz bu hastalığı şu veya bu derecede taşıyoruz, zamana ve duruma göre değişkenlik gösterse de.

Bu konu üzerinde düşünürken, varlığın birliğini anlamanın veya deneyimlemenin testlerinden birinin "zamansızlığı" anlamak ve deneyimlemek olduğu sonucuna varıyorum. Yani zamansızlığı (zaman diye birşey olmadığını) anlayabildiğimiz, sindirebildiğimiz ölçüde, tüm varlığın (biz dahil) mutlak birliğini de anlamaya, deneyimlemeye yaklaştığımızı düşünüyorum.


fidelista

Alıntı yapılan: bozadi - 12 Ağustos 2024, 23:15:54
Alıntı yapılan: fidelista - 12 Ağustos 2024, 21:38:12 Maharaj ustanın Ben O'yum kitabı sitede değinilmişti,çok değerli bir kitap çok üst seviyeden anlatıyor konuyu en derin spritüel kitaplardan biri.Maharaj Ben'im üzerine odaklanın geri kalan şeyler geçici ve boş siz beden zihin, etiketleriniz değilsiniz diyor .Sorum kendinize bir mantra gibi Ben'im dediğinizde sizde ne uyandırıyor neye karşılık geliyor nereye götürüyor ,İngilizcesi I'am olan bu kelime bende sanki devamı olmalıymış eksik kalmış gibi bir boşluktalık hissi doğruyor daha önceki yıllarda da bu konuyu çok düşünmüştüm.Sizde karşılığı nedir.?
"I am" ifadesinin neden bu kadar vurgulandığını ben de çok merak edegeldim. Evet, sanki bu haliyle eksikmiş gibi. Bunun aslında "Ben'im"den ziyade "Varım" (var olanım) anlamında kullanıldığı izlenimini edindim. Yani, aslında "tek bir şey var" ve "ben o'yum". Yani varlığın/herşeyin birliğine dikkat çeken bir ifade bu bence. Zaten Maharaj kitap boyunca kendinizi "şuyum" "buyum" (falanca isme sahip, falanca zamanda doğmuş) bir birey veya şey olarak görmenin en büyük yanlış olduğunu vurguluyor. Egonun panzehiri bu düşünce. Çünkü ego kendini varoluşla bir "GÖRMEME" hastalığına verilen isim ve hepimiz bu hastalığı şu veya bu derecede taşıyoruz, zamana ve duruma göre değişkenlik gösterse de.

Bu konu üzerinde düşünürken, varlığın birliğini anlamanın veya deneyimlemenin testlerinden birinin "zamansızlığı" anlamak ve deneyimlemek olduğu sonucuna varıyorum. Yani zamansızlığı (zaman diye birşey olmadığını) anlayabildiğimiz, sindirebildiğimiz ölçüde, tüm varlığın (biz dahil) mutlak birliğini de anlamaya, deneyimlemeye yaklaştığımızı düşünüyorum.

Zamanın olmadığı mekanın olmadığı bir yerde özümüz var ve zihin bunu algılayamıyor,zaman yoksa biz yaratılmadık hep vardık hatta bu cümlede yanlış sadece varız,ben'im le bunu mu anlatıyor,her ülkenin dilin  bilinçaltı kodları çağrışımları farklı buna çağrışım bulutu gibi bir şey diyorlardı sanırım Ben'im ifadesi bu yüzden bizde karşılıksızmış gibi kalıyor.Var olanım dediğide karşılık buluyor.Acaba bu ifadenin boşluta kalması ruhsal tekamülle ilgili ,seviye ilemi ilgili yani bir anda şimşek çakıp olayı çözebilecekmiyiz.

sybleman

Şimşek benzetmen çok doğru. Bilmekle farkındalığına varmak çok farklı. Farkındalık anında o bilgiyle bağlantılı ne kadar ufak büyük bilgi varsa bir anda bütün nöronlar birbiriyle hızlı bir bağlantı kuruyor. Anlam bütünüyle ortaya çıkıveriyor. Bağlantısı kopuk veya oluşamamış ne kadar nöron varsa ateşlenip bağları kuruyor. Beyninde şimşek çakma hissi de oluşuyor flaş çakması gibi, nöronların hızlı aktifleşmesinden kaynaklı. Bir çok farkındalık anı yaşanabilir, farklı konularla ilgili. Çok değerli. KH'ın unutturma, manipüle etme ataklarına kapanıyor o bölge. Labirentte kapalı bir bölgeyi açmışsın gibi. Artık kapatılamıyor.


Alıntı Yap"I am" ifadesinin neden bu kadar vurgulandığını ben de çok merak edegeldim. Evet, sanki bu haliyle eksikmiş gibi. Bunun aslında "Ben'im"den ziyade "Varım" (var olanım) anlamında kullanıldığı izlenimini edindim.

Bence de bu anlamda olabilir. ingilizcenin kalıp yapısından kaynaklı. Benlik anlamı doğru gelmiyor. Bozadinin dediği gibi var olanım gibi bir anlam daha doğru geliyor.

Tgur

#4
Bunu en güzel Bozadinin çevirdiği "Spirit of releasement" son çevirisindeki hipnoz çalışma örneğinde görebiliriz bazıları mesela ben bunu normal yaşamımda da bir hafta kadar ara ara hissetmiştim "her şeyle bir olma hali",yüksek tepe zirvelerinde ve evrensele açık zihinli olanlar bir ağaca sarıldığında da hissettiklerini söylemişlerdi,olağan bir hal gibi,
Ancak ayrılığa egoya takıntılı bir zihin için muazzam bir aşama olmakta ve bilinçlerde bütünlük her şeydir sözünü diden düşürtmüyor..
Alıntı,

"T: "Kaynaktan dışarıya doğru çıkarken şimdi hareketini yavaşlat. Bir irade eylemiyle hareketini yavaşlat. Şimdi dur, yön değiştir, parlaklığa doğru geri dön, Kaynağa doğru geri hareket etmeye başla, (duraklama) Şimdi daha hızlı, o parlaklığın yüzeyine doğru geri hareket et." (duraklama) "Şimdi yavaşla, yüzeye girerek birleş. Kaynak ile tekrar birleş. Bu deneyim hakkında hangi kararları veriyorsun? (duraklama) Bireysel titreşimini koru ve Birlik ile birleş. Bu nasıl hissettiriyor? (duraklama) "Şimdi bir kez daha, ayrılık geliyor. Kaynaktan dışarı doğru hareket ediyorsun. Bu sefer o kadar hızlı değil. Bu nasıl bir his? Bu sefer uzaklaşırken, hangi kararları veriyorsun?"

Terapist, danışan ayrılma kaygısından kurtulana kadar geri dönme ve ayrılma talimatlarını birkaç kez tekrarlayabilir. Genellikle bu dört ya da beş dönüşten fazla sürmez.

T: "Şimdi Işıkta gözden geçirme aşamasına geri dönüyoruz. Az önce Kaynak ile deneyimlediğin her şeyi hatırla, (duraklayın) tanımla."

Danışan Kaynak deneyiminin hislerini, ilk ayrılığı ve geri dönebilme hissini tanımlayabilmelidir. Bu, şimdiki yaşamda reddedilme ve terk edilme acısını hafifletebilir.

Birçok insan için bu güzel ve derin bir ruhsal uyanış deneyimidir."

sybleman

Kaynakla bir olma alıntısı çok çok güzeldi. Çok doğru bir bilgi. Ayrılık acısını unutmaları için bu deneyimi tekrar tekrar yaşamaları. Artık ayrılık hissetmeyene kadar kaynakta erimek, bir olmak. Artık aslında ayrı olmadığını anlayana kadar tekrar kaynağa dönme ve ayrılma anını hatırlamak.

bozadi

#6
Hakikaten K'lar SRT kitabını boşuna tavsiye etmemiş. O kitapta K'ların anlattığı bir çok şeyi doğrulayan ve ayrıntılandıran bilgiler var.

Zaman, arzu-korku ve ego kavramlarıyla ilgili aklıma gelen birkaç husus:

Mevcut sosyoekonomik şartlarda, elimizdeki para miktarı ödemelerimizi aştığında ya borçlanmak zorunda kalırız ya da çeşitli imkanlarımızdan, tüketimlerimizden kısmak zorunda kalırız ve bu durum "özgürlüğümüzü" azaltır ("esaretimizi artırır" demek belki çoğu durumda daha doğru). Ve bu durum "arzuları ve korkuları" (egoyu) tırmandırır. Arzular ve korkular bizi zamanın esiri yapar. "Acaba arzuladığım şeye ne zaman ulaşacağım, acaba korktuğum şey ne zaman meydana gelecek?" vs.

Manevi açıdan düşündüğümüzde, paranın yerini "moral" alıyor diye düşünüyorum. (Pozitiflik veya pozitifleşme)

Pozitiflik düzeyimiz olayların-durumların-şartların yoğun bir şekilde dayattığı negatifliklerin toplam etkisinden daha düşük kalırsa, bu durum arzuların-korkuların (egonun, zamanın) üzerimizdeki etkisini artırıyor.

Öyle sanıyorum ki, zamansızlığı (hakikati) anlamanın, hatırlamanın, deneyimlemenin başlıca yolu veya yollarından biri pozitiflik düzeyimizi artırmak ve artırmaya devam etmek.

Moralimiz bozukken hayatın dayattığı zorluklar/negatiflikler gözümüzde büyür ve şimdimizi de, geçmişimizi de, geleceğimizi de o negatifliklerin dayattığı kararan (kötümserleşen) senaryolar zinciri olarak görürüz. (belirli bir "zaman hattı") Ama o haldeyken olur da moralimizi çok artıran, neşe patlaması yaşamamıza neden olan birşey olursa, az önce değişmez mutlak gerçekliğin ta kendisiymiş gibi görünen şimdi, geçmiş ve gelecek senaryolarının üzerindeki karanlık kalkıverir. Bir yalan balonu patlayıverir adeta. Yüksek neşe ve moral halindeyken şimdimiz, geçmişimiz ve geleceğimizle ilgili bakış açımız değişir ve zaman hattı değişir. Celselerde de konusu geçtiği gibi, sadece gelecek değişmez, geçmiş de değişir çünkü önemli olan kişinin bakış açısıdır. Pozitif açıdan mı yoksa negatif bir açıdan mı bakıldığına bağlı olarak herşey değişir.

Maddiyatta para neyse, maneviyatta moral odur.

Matrix işkence sistemi halkın ezici çoğunluğunu maddi olarak sıkıntı içinde tutarak onları arzuların, korkuların, egonun, zamanın giderek daha fazla esiri haline getirmeye, böylece onları kendilerine asimile etmeye, kalıcı olarak negatifleştirmeye çalışıyor.

K'lar "neşe iyidir" deyip durdular bir sürü celsede. Bu elbette boşuna değil. Sevinç-neşe (pozitiflik) halinde çok yüksek veya çok derin bir "farkındalık", bir bilgi var. Mutlak gerçeğin bilgisi, sezgisi. Birlik, teklik bilgisi. Sınırsız bilinç, sevgi, kudret bilgisi.

Maddi düzlemde yükseliş para artışıyla, manevi/ruhsal düzlemdeki yükseliş pozitiflik artışıyla meydana geliyor. İstisna gibi görünen bir biçimde, negatif eğilimli varlıklar 3y'den 4y'ye mezun olurken pozitifliklerini değil, negatifliklerini artırıyorlar ama bir açıdan "yükseliş" teşkil eden bu durum onların KH'lik düzeyini en az %95'e getirdiği için, yok oluşa %5 ve hatta daha fazla yaklaşmış oluyorlar. Negatifliği (yok oluş düzeyini) artırdığı halde nasıl olup da bir yoğunlukdan daha üst bir yoğunluğa geçilebildiği ise "bilgi artışıyla" ilgili.  Bu varlıklar başka varlıkları köleleştirmeye yarayacak bilgi ve farkındalıklarını artırmaya olağanüstü bir istek ve çaba gösteriyorlar ve çok sınırlı bir alanla (sadece fetih ve sömürüyle) bile ilgili olsa, bu durum bir tür varlık (pozitiflik) artışı sağlıyor. Ama o varlık artışı küresel, bütünsel bir varlık artışı değil, "çizgisel" bir varlık artışı. Ve o sivri, çizgisel yükseliş/varoluş hali de ciddi bir yokoluş olasılığıyla karşı karşıya kalıyor. Eğer varlık yok olmak istemediğine karar verirse, KH eğiliminden hemen vazgeçmeyebilecek olsa bile, yoğunluklarda ilerlemeye devam edebilmek içkin KH kutbiyet düzeyini giderek azaltmak durumunda oluyor (4kh'den 5kh'ye yükselişte KH kutbiyeti bırakılmasa bile miktarı artmıyor, azalıyor) ve bildiğiniz gibi en geç 6y'de KH tamamen terk ediliyor.

Yani aslında 3'ten 4'e yükselişte de, sonraki tüm yoğunluklardaki yükselişte de her zaman pozitifliğin (varlığın) artırılması gerekiyor. 3'ten 4kh'ye yükselişte bir istisna var gibi görünüyor ama aslında bence orada da istisna yok. Orada varlıkta aynı anda hem ciddi bir "daralma" (küçülme) hem de "uzama" (büyüme) faktörü var. KH bağlamında "yılan" sembolünün bu daralma ve uzamayla bir bağlantısı var belki de.

Kendini yokoluşun eşiğine getiren bir varlıkta bile (özellikle de var olmaya devam etmek isterse) tüm varoluşu fethetme ve köleleştirmeye yönelik güçlü bir "arzu" var ve kendi tanrısal güçlerine dair elde ettikleri bilgilerinin sağladığı bir kudret ve keyif var, o bilginin, gücün daha fazlasına erişmeye yönelik duyulan bir çekim var. "Varlığa", yani nihai anlamda pozitifliğe duyulan bir istek bu.

Ve düşünebiliyor musunuz, yokoluşun eşiğine gelen o varlıklar bile eğer yok olmak yerine varlıklarını sürdürmeye karar verirlerse, artık eninde sonunda BH'ye geçmeleri kaderleşiyor. Ve şimdi onların durumuyla bizim durumumuzu karşılaştırın. Yok olabilecek kadar negatifleşen bir varlık bile pozitiflik yoluna giriyorsa (ki tam olarak hatırlamıyorum ama Ra 4kh'lerin çoğunluğunun var olmaya devam etme kararı aldığını söylüyordu sanki bir yerde) bizim kendi pozitifliğimizi/varlığımızı artırma konusunda bu kadar zorlanmamız bir açından "utanç" vesilesi :))) Toplumsal şartlanmışlıkların bunda büyük etkisi var elbette. Yani toplumsal asimilasyon faktörü güçlü burada. Körle yatan şaşı kalkar misali, toplumun KH baskılarına epeyce boyun eğen niteliksiz ezici çoğunluğu nedeniyle meydana gelen şiddetli negatif şartlar, bizi pozitifleşme konusunda epeyce pasifleştirici etkiler yapıyor. Ama kıyametin yıkım/dönüşüm/şoklama sürecinde bu ölü toprağını üzerimizden atma imkanlarının artacağına inanıyorum.

Dünya denen bu küçücük sayılabilecek yerdeki kötücül, adaletsiz sosyoekonomik şartlar, bizim kendi özümüzde ve varoluş bütününde bolca mevcut olan pozitifliğe erişme ve onunla özdeşleşme konusunda epeyce caydırıcı, uyuşturucu, zayıflatıcı etkiler yapıyor üzerimizde.

bozadi

Alıntı yapılan: sybleman - 13 Ağustos 2024, 11:49:24 Kaynakla bir olma alıntısı çok çok güzeldi. Çok doğru bir bilgi. Ayrılık acısını unutmaları için bu deneyimi tekrar tekrar yaşamaları. Artık ayrılık hissetmeyene kadar kaynakta erimek, bir olmak. Artık aslında ayrı olmadığını anlayana kadar tekrar kaynağa dönme ve ayrılma anını hatırlamak.
Ve bizim "kaynakla" birliğimizi hatırlamamız, onaylamamız, deneyimlememiz için ille birinin bizi hipnotize ederek bu uygulamayı yapması gerekmiyor. Pozitiflikle bilinçli olarak etkileşime girdiğimizde, onu kendimiz olarak, varlığımızın (tüm varlığın) ta kendisi olarak gördüğümüzde, kaynakla birliğimizi deneyimliyoruz aslında. Ve o noktada artık kaynak ve uzantı diye bir ayrım da kalmıyor. Sadece varlık. Mahraj'ın "Ben O'yum" dediği varlık.

Dionysos

'Ben', kendilik, ' 'ben benim' vb ne dendiğinin önemi olmayabilir.

Yani Hintçenin bir ifadesi önce İngilziceye sonra Türkçeye çevriliyor.

Belki de en iyi yanıtı Maharaj ın orjinal Hintçe söylemini ve Hintçe Türkçe her iki dili iyi bilen biri vetebilir ancak ben şunu anlıyorum.

K'ların "subjektif" diye bir yanıtı var.
Tam olarak bu yanıtı verdikleri durumlar

Yine K'ların subjektiviteyi kapıda bırakma ve objektiflik için çaba harcama diye ayrıca bir yanıtı var.
Sanırım Maharaj tam olarak bundan söz ediyor

Başka bir yol denersem
Futbbol da şahsi oynamak diye bir şey var.

Bize şahsi oyanayan ve şahsi olan bir ben duygusu aşılandı

Ben şahsi midir?

Mülkiyet kavramıyla da ele alınabilir?
Ben'ine sahip misin? Tek sana ait ve tek senin malın mı?
Eğer öyleyse o halse sen kimsin?

Sen kendine ait misin nasıl?

Sen kendi kendiliğinin yani ve sadece ve sadece tek sana ait olan ve sadece senin olan kendi kendiliğin sahibi misin?
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Feylefus

#9
Herkese Selam,
Bu foruma bayılıyorum ve kendimce bir katkı sağlamak istiyorum izninizle.

10 yıl önce Maharaj'ın "Ben O'yum" kitabını okumuştum beynimi yakan bilgileri sindire sindire almıştım ama, şimdi o halime gülüyorum:  Çünkü aylarca " ben kimim?" sorusunu iç alemime yöneltmiştim. Sanırım 6 ay ve her gece ikişer saat durmadan süreki sormuştum...Fakat eksik bir pusula idi. Bilinçte şimşeklerin çakması için yeterli değildi yaptıklarım. Çünkü her an bunu sormak gerekiyordu ki (24 saat ve aydınlanana kadar)  insanı delirtebilecek bir yol...
 Tehlikeli... Daha az tehlikeli yollar aramak gerek.

Mesela Başka bir öğretide Samadhi ( araştırınız)  mertebesine ulaşmak için 47 dakikalık konsantrasyon yeterli iken ( Bknz Kriya Yoga öğretisi) Maharaj'ın yolu çok daha zor. Daima 7/24 " ben kimim?" sorusunu sormak ve cevap beklemek, cevabın gelip gelmeyeceği belli değil. Ayrıca negatif varlıkların sahasına girme ve obsesyon tehlikesi de daima var. Negatif varlıklar; verdikleri her 3 bilginin 2'sini doğru verirler, 1'ini yanlış verirler ve bireyi etki altına alırlar.

....
Efendim, aydınlanmış bireylerin; (Buddha, maharaj, osho, sadguru, babaji, vivekananda, sri yukteswar, Papaji, Mooji vs vs ) diğer insanlarla kedi fare oyunu oynamalarından iyice bıkıp usandım. Gerçeği asla ver(e)miyorlar. Sadece koklatıyorlar. Çoğunda da gerçek bilgi yok.

 Sadece Seçkin insanlar; gerçeği bilebilir dayatması ile yıllarca oyalandık. Hayır efendim, bence doğrusu şu olmalı: Arayan herkes gerçeği bulabilir. Arama bilinci varsa- o gerçek de bulunabilir. Ama 1 yıl ama 50 yıl sürse dahi aranan bulunacaktır.... Guruların söylediği gibi gizemin anahtarı " sadece lutfedilen belli bir zümreye has  değil kesinlikle...

Gurular neden böyle davranageldiler ve davranagidecekler?

Çünkü-bana göre- gerçeği hep gizemli ve ulaşılamaz olarak sunmaya bayılıyorlar. Onlara gerçeği doğru tarif edemiyorlar.  Her zaman Biz eriştik siz erişemezsiniz modundalar. Mesela Osho'ya gerçeği verin diye soran birine şöyle cevap vermişti: "Size şekerin tadını anlatamam ancak ağızınıza bir şeker koyarsam onu anlayabilirsiniz." Şimdi bu açıklamanın kime ne faydası var?

Madem ki burası Spiritüel bilgi paylaşım platformu o halde kendi içselleştirdiğim bilgilerimi aktarayım:
 
Arkadaşlar, benim idrakim şu ki; erişilecek bir son durak yok! Sadece akış devam ediyor ve biz de bu akışta sürükleniyoruz. Referans noktası olarak:Sonsuzluk söz konusu iken alınan milyonlarca mil mesafe hiç bir şey ifade etmeyecektir. Macera devam edecektir. Yani ben şu an 3. boyutta isem ve X kişi de 400. boyutta ise hem benim hem de o varlığın gelişimi bitmeyecek. Ben 400 e geldiğimde o 800 e çıkacak belki de ama gelişim son bulmayacak.

Özetle konu Maharaj'dan açıldığı için şöyle kapatayım. Maharaj ve diğer guruların bize vereceği bir gizem yok. Sadece bizdeki gizemi ortaya çıkarmak için teşvik etme izinleri/ çabaları var o kadar.
Saygılarımla..
13 Katmanlı Kozmik Komplo

Dionysos

#10
Maharaj'ın ben benim'i subjektiviteyle ilgili ve bu basittir.

Kendini tekil ve müstakil varlık sanan (bu duygu aşılanmış) kavak ağacına benlik üzerine düşünmeyi salık verdiğimizi düşünelim.

Zamanla diğer kavak ağaçlarından bir farkı olmadığını, kavak ağacı olmayan ağaçlarında aslıdan ağaç olduğunu, ağaç olmayanların bitki olarak kendi cinsi olduğunu ve aslında ormanın bir parçası olarak varolduğunu, kendi varlığını -kendi tekilliği olarak- ormandan soyutlayamayacağını ve aslında bu durumda sonuçta eskiden anladığı gibi 'kendi' ve 'ben' olamayacağını bir noktada belki farkedebilirdi.

Sabun köpükleri gibi subjektif özerk bilişlerimiz var. Sabun köpükleri gibi.

Bunu anlamanın en güzel yollarında biri de sahip ve ait olma kavramları. Bireysel mülkiyet üzerine düşünme. Bu bize aşılanmıştır. Bir Kızılderili ya da yerli bireysel mülkiyeti başta karmaşık bulur.
İnsana benlik duygusu için de aynısı aşılandı.

Benliğine sahip olamazsın çünkü ölür değişir, (ölüp değişmeyense subjektif değildi ve o benlik sanılan değildi) subjektivite
ve diğer yandan çok düşünürsek sahipten ziyade ait ve bağlı oluşu bulurduk. Ait oluşta ya diğer herşeyin de aidi ve dolayısıyla sahibi de olma ama diğer herşeyin de senin aidin dolayısıyla sahibin de olması gibi bir his ve kavrama.

Yani ruh ya da benlik kavramına burada bize öğretilen/aşılanan gibi bir sahip olmayı -mülkiyet ilişkisini- iliştiremiyoruz. Bunu farkedebilirdik.

Kendini, kendine özgü bir kaya sanan kaya parçasını düşünelim ve bir gün büyük bir kaya bloğu görüyor ve düşünmeye başlıyor. Ne yani ben oradan mı koptum? hepimiz aynı mıyız? Bu nasıl olabilir ama aramızda farklar var, ben ayrıyım (özel)

Doğa da bu yok. Bizim zehirlenmemiz. Özel mülkiyetle ortaya çıkıyor ve kölelikle sahiplenilme ilişkisiyle ,toplumsal çıkar ilişkileri ve insanlar arasında fark çatışması ve güç ilişkileri belirmesiyle ortaya çıkıyor.
Doğadaki doğal durum, bir yerlinin durumu, bu Maharaj'ın durumu gibi.

Alıntı YapDoğa da bu yok. Bizim zehirlenmemiz.

Bu tıpkı K'ların monotezim ve diğer şeyler (zehirlenme) örneklemeleri gibi

Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

bozadi

#11
Alıntı yapılan: Feylefus - 11 Eylül 2024, 23:40:27 Arkadaşlar, benim idrakim şu ki; erişilecek bir son durak yok! Sadece akış devam ediyor ve biz de bu akışta sürükleniyoruz. Referans noktası olarak:Sonsuzluk söz konusu iken alınan milyonlarca mil mesafe hiç bir şey ifade etmeyecektir. Macera devam edecektir. Yani ben şu an 3. boyutta isem ve X kişi de 400. boyutta ise hem benim hem de o varlığın gelişimi bitmeyecek. Ben 400 e geldiğimde o 800 e çıkacak belki de ama gelişim son bulmayacak.

Paylaştığın eleştiriler ve öneriler için teşekkürler Feylefus.

Tartışmayı "kesip atmak" için veya körü körüne eleştiri yaptığımı düşünme lütfen. Ayrıntılı olarak tartışmamızı, meseleleri birlikte sabırla aydınlatmaya çalışmamızı dilerim.

Ama şu an için öncelikle şu tespiti yapma gereği duyuyorum kendi bakış açımdan: Anlattıklarında sevgiye, birliğe dair birşey göremiyorum. Bu da bana dünyevi olumsuz deneyimlerin tesiri altında bir varoluş tasviri yaptığını düşündürüyor.

Dionysos

Maharaj'ı neden anlamıyoruz? (bence)

Bir batılının bir amazon yerlisini anladığını düşünelim ve şunu diyor

Biz kaybolmuş bir uygarlığız, başkanlar seçmişiz ama hiç bir şeyi kontrol edemiyoruz, para güç kontrol herşeyi mahfetmiş, çok az şeye sahibiz ve gerçek yemek yemiyoruz, elimizde para denen bir şey var ve yönetimin kim de olduğu belli değil, suçluluk duyuyoruz yalnızlık çekiyoruz depresyon obez ve diyabetiz, bombalarla birbirimizi öldürürüz ve suçlar işleniyor ve bak onlar ne güzel de saflar ve bir arada barış uyum içinde yaşıyorlar ve hepsi aynı olanaklara sahip bir çatışma yok, topluluk duyguları var ve o halde biz ilkeliz ya da yozlaşmışız ve bu durumda onlar bizden daha iyi asil bir durumda, o halde asıl bir topluluğa sahip olmak istiyorsam onlar gibi olmalıyım

Anlayabiliriz?

Onları geri de ilkel maymunlar gibi görmeyi seviyoruz

Çoğu materyalist bunu anlıyor oysa bunu ileri-farklı bir aşama alır ya da insanlığın yolu ve seçimi ,ilerisi, ereği vb görür. Doğadaki ilk parçalanma olarak mülkiyeti bulduklarında bunu kavradılar.
Buna ilkellik demekte yanıldılar.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

bozadi

#13
Feylefus, bu başlıktaki tartışmayı uzun zamandır ihmal ettim. Aslında bir yandan da, getirdiğim ilk veya ön eleştiriye bir yanıt vermeni beklemiştim, senden bir yanıt gelmeyince birşey yazasım gelmemişti ama Maharaj'ın anlattıkları benim için Ra ve Kasyopya celseleri kadar, hatta bazen daha da derin ve istikrarlı bir etki meydana getirdiği için, üzerinde düşünmeden edemiyorum. "Ben O'yum" kitabını tekrar tekrar okurken, senin savunduğun birşeye dair bir ifade geçince onu paylaşmak istedim. "Arayışın hiç bitmemesi" konusu hakkında:

Alıntı YapM: ... Gerçeğe varmayı arayan insan arzulara bağımlı değildir; o arzulara karşı giden bir arayıcıdır, arzularıyla birlikte giden değil. Özgürlüğe duyulan genel bir özlem sadece başlangıçtır. Uygun vasıtaları bulup kullanmak bir sonraki adımdır. Arayan insan bir tek hedef görmektedir; kendi gerçek varlığını bulmak. Bütün arzular arasında en tutkulu olan da budur, çünkü hiçbir şey ve hiç kimse onu doyuramaz; arayan ve aranılan birdir ve önemli olan yalnızca arayıştır.
                           
S: Arayış bitecek. Arayan kalacak.
                           
M: Hayır, arayan eriyip dağılacak, arayış kalacak. Arayış nihai ve ebedi bir gerçektir.
                           
S: Arayış yoksunluk, istek, eksiklik, tamam olmayış demektir.
                           
M: Hayır, tamam ve mükemmel olmayana razı olmamak, onu reddetmek demektir. Gerçeği arayışın kendisi gerçeğin devinimidir.                           
Bir bakıma bütün arayış gerçek mutluluk içindir, ya da gerçeğin mutluluğu için. Ama burada biz arayış derken, insanın, bilinçli olmanın kökeni ve zihnin ötesindeki ışık olarak kendini arayışını kastediyoruz. Bu arayış asla sona ermeyecektir, fakat gerçek ilerleyişin olabilmesi için diğer bütün huzursuzca ihtirasların son bulması zorunludur.                           

Şunun anlaşılması gerekir ki, gerçeği ya da Tanrı'yı veya Guru'yu arayış ile kendini arayış aynıdır, biri bulunduğunda hepsi bulunur. Zihninizde "Ben-im" ve "Tanrı-dır" (Ben varım ve Tanrı var) birbirinden ayırt edilemez hale geldiğinde, o zaman bir şey olacak ve Tanrı'nın sizden dolayı ve sizin Tanrı' dan dolayı var olduğunuzu en ufak bir kuşku izi bile taşımaksızın bileceksiniz. O ikisi birdir.

İlginç bir şekilde Maharaj burada "asla bitmeyecek" bir arayıştan bahsediyor. Ama bir yandan da aranan şeyin (Tanrı = Gerçek = Benlik) "bulunmasından" bahsediyor. Acaba burada Maharaj'ın kitabında çok sık rastlanıyor gibi görünen çelişkilerin bir diğer örneği mi var? Arayış sonsuza kadar sürecek mi yoksa bir yerde bitecek mi, yani aranan bulunacak mı? Bana öyle geliyor ki bunların ikisi de doğru olabilir. Belirli bir birey açısından düşünüldüğünde, aranan şey eninde sonunda bulunacaktır. Tıpkı Maharaj'ın bulduğu gibi. Ama bu durum bütün varoluştaki tüm arayışın bitmesi anlamına gelmiyor. Yani evren (bütün varlık) açısından bakıldığında, "arayış" bir şekilde her zaman devam edecektir. Ve hatta belki de bu "arayış" varlığın devamını sağlayan bir niteliğe de sahip. Hayatın olabilmesi için düalite (bölünmeler) olması gerekiyor ve düalite olduğu sürece düaliteden birliğe doğru bir yolculuk da olacaktır (ve birlikten düalite alemlerine yayılış). Evet, bu sonsuz bir döngüdür. Ama belirli bir birey açısından düşünüldüğünde, düaliteye ulaşmak sonsuza kadar sürmez, bir noktada ona ulaşılır. Ama varoluş tek bir bireyden oluşmadığı ve bütün düalitedeki bütün bireyler nihayette aynı varlık olduğu için, "arayışın" sonsuza kadar süreceğinin söylenmesi yanlış olmuyor. Hayat/varlık sonsuz olduğu gibi, arayış da sonsuz.

bozadi

#14
Alıntı yapılan: Feylefus - 11 Eylül 2024, 23:40:27 Özetle konu Maharaj'dan açıldığı için şöyle kapatayım. Maharaj ve diğer guruların bize vereceği bir gizem yok. Sadece bizdeki gizemi ortaya çıkarmak için teşvik etme izinleri/ çabaları var o kadar.
Valla bana öyle geliyor ki, Maharaj bize çıplak gerçeği veriyor. Bir kaynaktan, bilgeden, öğretmenden daha ne beklenebilir ki? Bütün mesele bizim anlatılan gerçeğe inanma, güvenme derecemizle ilgili (sorgulamadan inanmayı kastetmiyorum tabi ki).

"Ben O'yum" kitabında karmaşık, çelişkili görünen, fazla gizemli veya bilmece-bulmaca gibi görünen bir sürü şey var ama Maharaj'ın böyle birşey amaçladığını sanmıyorum. Bu kitap Maharaj'ın oturup kendisinin yazdığı bir kitap değil, farklı zamanlarda onu ziyarete gidip soru soran kişilere o kişilerin zihniyetlerine göre verdiği cevapların bir araya getirilmiş hali. Maharaj'ın %100 çelişkisiz ve %100 hatasız olduğunu düşünmüyorum ama kitapta çelişki veya yanlış gibi görünen şeylerin epeyce bir kısmının, kitap sabırla ve tekrar tekrar okundukça şu veya bu şekilde açıklama bulduğunu sanıyorum. Maharaj'ın kendisinin bile, öğretisinin o şekilde (farklı zamanlarda farklı kişilerle olan) soru-cevapların gelişigüzel derlemesi şeklinde sunulmuş olması konusunda biraz rahatsızlık duyduğuna dair web'de birşey okuduğumu hatırlıyorum. "Kişisine göre, zihniyete göre, duruma göre" yapılan açıklamalarda çelişki gibi görünecek ve kafa karıştıracak çok fazla şey olacağı için.

Maharaj'ın görüşlerinin daha derli toplu olarak sunulduğu kitaplar da var. Belki önümüzdeki zamanlarda onları incelemeye çalışabiliriz ama bana göre hiçbiri "Ben O'yum" kitabındaki bu hararetli soru-cevap dizisi kadar zihni uyarıcı, şok edici, sarsıcı ve uyandırıcı etki yapmıyor, her ne kadar kitabın formatının belirttiğim dezavantajlı bazı yönleri de olsa da.