avatar_fidelista

Maharaj Ben O'yum

Başlatan fidelista, 12 Ağustos 2024, 21:38:12

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
Maharaj'ın aydınlanmış biri olduğuna inanıyorum. Ama BH'ye mezun olmuş değildi, en azından dünyadaki enkarnasyonu sırasında. Enkarne haldeyken BH'de olmamasına rağmen BH alemiyle istikrarlı bir bağlantı kurduğuna inanıyorum. O bilgileri o sayede aktardığını sanıyorum. Bana göre onu BH olarak kabul etmek yanlış olmayacaktır. Maharaj'ın anlattığı şeylerin çok büyük bir kısmı BH'nin tanımını, BH perspektifinin tasvirlerini içeriyor gibi geliyor bana. Ve ezbere bir bilgi anlatmıyor, ezberlediği şeyleri hatırlayarak anlatmıyor, soru anında BH alemiyle (kendi özüyle, Yüksek Benliğiyle vs) olan bağlantısı sayesinde epeyce saf, gerçek bilgiyi canlı canlı alıp (görüp, bilip) aktarıyor bence.

bozadi

#16
Bizi mutsuz eden şey "ikilik" muhtemelen ve bununla bağlantılı olarak "zaman" (erteleme).

Yani sanki varoluşun tepesinde bir otorite varmış ve bize belirli bir kader ve sınırlılıklar "biçmiş", biz onun insafındaymışız (o zengin ve kudretli mekan sahibiymiş, biz de fakir ve aciz kiracı veya sığıntıymışız) gibi bir sıkıntı algılıyor veya deneyimliyor olabiliriz.

Örneğin, varoluşun tepesindeki veya merkezindeki güç veya güçler bizi sonsuz bir döngüde at gibi koşturup duruyor mu? Varoluş anlamlı mı? Varoluşu çekip çeviren güç veya güçler akıllı mı, adil mi? Onunla veya onlarla aramızda mutlak bir ikilik, bölünmüşlük, erişilmezlik var mı?

Savunduğum şeye kendim mutlak bir inançla inanamıyorum henüz ama teorik ve kısmen de olsa kalbi bir şekilde, evet, Maharaj'ın anlattığı gerçekliğin doğru ve geçerli olduğuna inanıyorum. Varoluşta veya en azından özünde ve genelinde anlamsızlık, kötülük, çirkinlik, haksızlık yok. İkilik yok. Çokluk, çeşitlilik var ama hepsinin kökü aynı.

Varoluştaki "sonsuz döngü"nün yanlış yorumlanması bizi "zaman"ın esiri haline getiriyor olabilir. Birileri varoluşun tepesinde veya özünde, rahatta, sonsuz kudrette, biz dış çeperlerde (ilüzyonda) saçsapan ve berbat koşulları olan alemlerde işkencedeyiz gibi görünüyor. Böyle görünmesi bizim zihnimizi/aklımızı ilüzyona fazlasıyla kaptırmış olmamızdan kaynaklanıyor. İlüzyondayız, çok zorlu, berbat koşullardayız ama biz sadece bu değiliz. Kendimizi bu dışsal deneyime (filme) fazla kaptırdığımızda, filmin koşullarının bizim üzerimizdeki gücü, belirleyiciliği de o ölçüde veya ölçüsüzlükte artıyor.

İşte Maharaj burada devreye girerek bizi bu rüyadan uyandırmaya çalışıyor, varoluşa sadece ilüzyon aleminin gözlüğünden bakmayı bırakıp ebedi gerçeği hatırlamaya (kabustan uyanmaya) teşvik ediyor.

Varoluşun kısır gibi görünen sonsuz döngüsü de ilüzyonun bir parçası. Zaman'ı, yarış atı gibi koşturulmayı, acizliği, ikiliği, anlamsızlığı, adaletsizliği çağrıştırıyor. Biz (herkes, herşey) varoluşun saf çekirdeği, özü, varlığın ta kendisiyiz. Koşulları kötü giden ilüzyona aklımızı kaptırmış olmaktan kaynaklı mutsuzlukları, öfkeleri varoluşla ilgili öğretilere de yansıtmak suretiyle o öğretileri (örneğin Maharaj'ın bir temsilcisi olduğu advaita öğretisini) sanki varoluşun aslına-esasına dair bir anlamsızlığı, yanlışlığı, kötülüğü gizlemeye, iyi birşey gibi yutturmaya çalışıyormuş, makyajlıyormuş (anlamsız birşeyi anlama buluyormuş) gibi algılıyor olabiliriz.


bozadi

#17
Lafı şu an için son olarak şuraya getirmek istiyorum:

Varlığın saf iyiliğini, birliğini, neşesini, kudretini, güzelliğini "şimdi ve burada" deneyimlemek mümkündür. İlüzyondaki berbat koşullara rağmen.

Ama ilüzyondaki şartlar dikkatimizi o kadar celbediyor, bizi o kadar etkiliyor ve "belirliyor" ki, ve ilüzyonumuza epeyce hakim olmuş olan virüsler (şiddetli KH egemenliği) nedeniyle kendimizi o kadar aciz ve berbat hissediyoruz ki, varlığın aslını-esasını ciddi ölçüde unutmuş, hipnotik bir şekilde ilüzyonun içine kıstırılmış gibiyiz. Bu da zamandan ve mekandan bağımsız, sonsuz gerçekliğin kudretini, sevgisini, neşesini hatırlamamızı, güvenmemizi, deneyimlememizi zorlaştırıyor. Bu aslında "Tanrı" diye dışsal bir varlığın değil, kendi ebedi benliğimizin kudreti, sevgisi ve neşesidir. Her an erişime açıktır ama biz kendimizi öylesine lanetlemiş durumdayız ki, geçici ilüzyon koşullarını kendi varlığımızın ebedi gerçeğinden daha gerçek olarak algılama hatası nedeniyle kendimizi ilüzyonun berbat, acizleştirici koşullarına zihnen hapsetmiş durumdayız, mutlak değilse bile çok büyük ölçüde.

Tekrarlamak gerekirse, ilüzyonun koşulları ne olursa olsun, Varlığın saf iyiliğini, birliğini, neşesini, kudretini, güzelliğini "şimdi ve burada" deneyimlemek mümkündür. Ve bunu "part time" ve tesadüfi bir meşgale değil, hayatımızın tek yolu, tek amacı haline getirmemiz icap ediyor sanırım, ilüzyonun (ilüzyondaki virüslerin) zihnimiz üzerinde sahip olduğu hipnotik esaretten, kabustan kalıcı olarak uyanabilmek için.

sybleman

#18
Eline sağlık bozadi. Mabel Matiz'in düldül şarkısında dediği gibi

Sen seçtin, yazıldı yazgın
Olur mu dizgin o ata, anam?
Anlarsın, balık da kızgın
Halik de üzgün, yok hata

Hata yok. bilmediğimiz şeylerden dolayı yorumladıklarımız var. Arayışın bitmesi durumu da KH telkinidir. Bu telkini de çok yedim. "Evet artık buldun, son bilgi bu, artık aramana gerek yok, kitapları okuyup da kafanı karıştırma, artık sadece zamanını bekle.." "Kitaplar yanlış bilgilerle de dolu.. Onların da bildiği bir şey yok aslında. Buraya kadar." Bu telkinler kh tuzaklarından birisidir. Bu telkini her yendiğimde ve çıkmayı başardığımda daha fazlası olduğunu görüyorum. Ayrıca bilmek de yeterli değil, bu bilgi idrak haline dönüşmedikçe fayda etmiyor. KH manipülasyonuna ve unutmaya açık halde kalıyor.

Okumayı ve tefekkür etmeyi alışkanlık etmek lazım. Bu konuda Tgur abiyi tebrik ediyorum. Düzenli okumalar yapıp, birleştirip yorumluyor, notlar alıyor. Günlük hayatın yoğunluğunda bazen bunu bırakıyorum. Yine de günlük açıp bir kaç sayfa celse, kitap okuyup araştırma yapmaya çalışıyorum. Zihni uyanık tutmak lazım.

bozadi

Alıntı yapılan: sybleman - 06 Ekim 2024, 12:30:12 Arayışın bitmesi durumu da KH telkinidir. Bu telkini de çok yedim. "Evet artık buldun, son bilgi bu, artık aramana gerek yok, kitapları okuyup da kafanı karıştırma, artık sadece zamanını bekle.." "Kitaplar yanlış bilgilerle de dolu.. Onların da bildiği bir şey yok aslında. Buraya kadar." Bu telkinler kh tuzaklarından birisidir. Bu telkini her yendiğimde ve çıkmayı başardığımda daha fazlası olduğunu görüyorum.

Evet, örneğin BH olmayı "aydınlanmak" olarak kabul ettiğimizde (KH'lerin de kendilerindeki tanrısal özü anlamaları ve yönelmeleri ölçüsünde aydınlandıklarını varsayıyorum), 4BH'de öğreniş bitmiyor, 7'ye kadar yolu var. Dolayısıyla, evet, biz daha henüz 3KH'deyiz, 4BH'ye geçtiğimizde dahi arayış, öğreniş bitmeyecek, hatta bir anlamda daha yeni başlıyor olacak. Yani "aydınlanma" arayışın, öğrenişin, ilerlemenin durması anlamına gelmiyor. Ama burada birbirini dengeleyen ikili bir durum var gibi geliyor bana. Aydınlanmada zamanın esaretinin dışına çıkılıyor. Yani, birey açısından, eninde sonunda varılacak olan şeyle (7Y'de tüm varoluşla mutlak birleşme) olan birlik anlayışı artık bir daha kaybedilmeyecek şekilde oturuyor. O anlamda artık "mutlak gerçek" bilinmiş, görülmüş, benimsenmiş oluyor. Bundan sonra olacak olan öğreniş ve ilerleyiş, bilinen mutlak gerçek ile mutlak birleşmeye doğru ilerleyişten ibaret. Ve tabi başka varlıklara hizmet sürecinde de öğreniş/farkındalık zenginliği artıyor.

Bireysel ruhun ilerleyişi/öğrenişi dışında bir de  Ra'nın bahsettiği, Logos'ların deneyim zenginliğini sürekli artırma (Tanrı'nın "kendini bilme" zenginliğinin niteliksel ve niceliksel olarak artırılması) süreçleri var anladığım kadarıyla.

Feylefus

#20
Alıntı yapılan: bozadi - 12 Eylül 2024, 12:19:55
Alıntı yapılan: Feylefus - 11 Eylül 2024, 23:40:27 Arkadaşlar, benim idrakim şu ki; erişilecek bir son durak yok! Sadece akış devam ediyor ve biz de bu akışta sürükleniyoruz. Referans noktası olarak:Sonsuzluk söz konusu iken alınan milyonlarca mil mesafe hiç bir şey ifade etmeyecektir. Macera devam edecektir. Yani ben şu an 3. boyutta isem ve X kişi de 400. boyutta ise hem benim hem de o varlığın gelişimi bitmeyecek. Ben 400 e geldiğimde o 800 e çıkacak belki de ama gelişim son bulmayacak.

Paylaştığın eleştiriler ve öneriler için teşekkürler Feylefus.

Tartışmayı "kesip atmak" için veya körü körüne eleştiri yaptığımı düşünme lütfen. Ayrıntılı olarak tartışmamızı, meseleleri birlikte sabırla aydınlatmaya çalışmamızı dilerim.

Ama şu an için öncelikle şu tespiti yapma gereği duyuyorum kendi bakış açımdan: Anlattıklarında sevgiye, birliğe dair birşey göremiyorum. Bu da bana dünyevi olumsuz deneyimlerin tesiri altında bir varoluş tasviri yaptığını düşündürüyor.


@bozadi hocam,
tespitin çok doğru olabilir. Dünyevi olumsuz deneyimlerin tesiri altında uzun yıllar kaldım. Bu hafif karamsarlığın nedeni; arayışın hiç bir zaman bitmeyeceğine olan inancım.Çünkü bu durum ruhumu yoruyor. Düşünsenize; bir oyun bitecek yeni bir oyun başlayacak. Ben bütün bu yorucu oyunlardan çıkışın çarelerini arıyorum.Bu aralar şöyle bir çare buldum. Kendi kendime bazı işlemler yapıyorum:

"Geçmişte yapmış olduğum tüm negatif sözleşmeleri, ruhumun her zerresi ile şu andan itibaren reddediyorum. Tüm görünen ve görünmeyen Evrenlerde, yaradandan aldığım yetkiyle en seçkin ruh olarak; bana yönelen tüm negatif tesirleri görüyor ve hepsini tamamen dışlıyorum. Ruhsal ilerleyişimin önüne set koyan tüm karanlık varlıkların tesirlerini görüyor hissediyor ve engelliyorum. Astral boyutta yaptığım anlaşmaları da kendi irademle fesh ediyorum. Bundan sonra da bu kumpas alanında; rüyalarımda veya uyanıkken, negatif KH varlıklarla, bilerek veya bilmeyerek yapacağım anlaşmaları da peşinen iptal ediyorum"

işte bunu kalkan olarak kullanıyorum, bir rahatlama geliyor. Klon olmayan ve bilince ve ruha sahip olup da denemek isteyen olursa denesin ve sonuçlarını burada paylaşalım. Birlikte ilerleyelim. İyi forumlar...
13 Katmanlı Kozmik Komplo

bozadi

Alıntı yapılan: Feylefus - 13 Ekim 2024, 08:44:04 Dünyevi olumsuz deneyimlerin tesiri altında uzun yıllar kaldım. Bu hafif karamsarlığın nedeni; arayışın hiç bir zaman bitmeyeceğine olan inancım.Çünkü bu durum ruhumu yoruyor. Düşünsenize; bir oyun bitecek yeni bir oyun başlayacak. Ben bütün bu yorucu oyunlardan çıkışın çarelerini arıyorum.
Ben de aynı dertten muzdaribim ve "Ben O'yum" kitabının neredeyse tamamen bu problemin çözümüne odaklı olduğunu düşünüyorum.

Maharaj'ın ve K'ların büyük bir uyumla vurguladıkları şeylerden biri "zaman"ın (ve mekanın) sahteliği. Dolayısıyla, "bitmeyen" ve dolayısıyla bunalıma ve esaret duygusuna neden olan şey de gerçeklik değil, sahtelik. Biz hakikatten değil, sahtelikten muzdaribiz. Sanırım Egemen Arman'ın kastettiği şekliyle, bize bitmeyen oyunu dayatan şeyin negatif varlıklar olduğunu söylüyorsun. Ben buna kısmen katılıyorum. İlüzyon alemlerinin veya oyunlarının sonsuzluğu negatif varlıkların neden olduğu birşey değil, hakikatin doğal bir parçası bana göre ama bizim kendimizi yalnızca o oyunların içindeki bir oyuncu olarak görmemiz (kendimizi "kişiyle" özdeşleştirmemiz) bizi zamanın ve mekanın veesiri haline getiriyor, egosallaştırıyor.

Maharaj tam da bu meselenin çözümüne odaklanıyor bana göre. Zamanın ve mekanın muhatabı olmayan ve "kişisel" olmayan bir varoluş boyutu olduğuna dikkat çekiyor. İşte, derdimizin dermanı da bunun keşfini, hatırlanmasını gerektiriyor sanırım.


Feylefus

Alıntı yapılan: bozadi - 13 Ekim 2024, 10:44:24
Alıntı yapılan: Feylefus - 13 Ekim 2024, 08:44:04 Dünyevi olumsuz deneyimlerin tesiri altında uzun yıllar kaldım. Bu hafif karamsarlığın nedeni; arayışın hiç bir zaman bitmeyeceğine olan inancım.Çünkü bu durum ruhumu yoruyor. Düşünsenize; bir oyun bitecek yeni bir oyun başlayacak. Ben bütün bu yorucu oyunlardan çıkışın çarelerini arıyorum.
Ben de aynı dertten muzdaribim ve "Ben O'yum" kitabının neredeyse tamamen bu problemin çözümüne odaklı olduğunu düşünüyorum.

Maharaj'ın ve K'ların büyük bir uyumla vurguladıkları şeylerden biri "zaman"ın (ve mekanın) sahteliği. Dolayısıyla, "bitmeyen" ve dolayısıyla bunalıma ve esaret duygusuna neden olan şey de gerçeklik değil, sahtelik. Biz hakikatten değil, sahtelikten muzdaribiz. Sanırım Egemen Arman'ın kastettiği şekliyle, bize bitmeyen oyunu dayatan şeyin negatif varlıklar olduğunu söylüyorsun. Ben buna kısmen katılıyorum. İlüzyon alemlerinin veya oyunlarının sonsuzluğu negatif varlıkların neden olduğu birşey değil, hakikatin doğal bir parçası bana göre ama bizim kendimizi yalnızca o oyunların içindeki bir oyuncu olarak görmemiz (kendimizi "kişiyle" özdeşleştirmemiz) bizi zamanın ve mekanın veesiri haline getiriyor, egosallaştırıyor.

Maharaj tam da bu meselenin çözümüne odaklanıyor bana göre. Zamanın ve mekanın muhatabı olmayan ve "kişisel" olmayan bir varoluş boyutu olduğuna dikkat çekiyor. İşte, derdimizin dermanı da bunun keşfini, hatırlanmasını gerektiriyor sanırım.



Evet hocam, bilgi olarak biliyorum; tam olarak ilüzyon içinde olduğumu idrak ediyorum. Ancak hala kurtulmuş değilim:) Egemen Arman'a bir konuda katılmıyorum; bilmek kurtarır diyor ama biliyorum ve bildiğim halde kurtulmak kolay değil. Yani cehennemin ortasında Polyannacılığı oynamak ruhu kurtarmaya yetmiyor. Bunca acılar ve sıkıntılar varken; bunlar bir oyun diyerek sıyrılmak ne bileyim mümkün görünmüyor. Seyirci kalamıyorum. Katılmam gerekiyor ve katılınca da herşey başa sarıyor.  Katılmazsam tüm faktörler zorla katılmaya zorluyor. Katılınca da aynı sıkıntıları yaşıyorum, bunun ilüzyon olduğunu bilmek; acıyı hafifletmiyor. Ben bir yerde hata yapıyorum galiba... :o
13 Katmanlı Kozmik Komplo

Gaia

Bedenin ve dünyevinin verdiği sahte illüzyona olan bağımlılığın ötesinde bakınca faydalı bir psikolojik avantaj sağlıyor maharaj. Korku, öfke, kıskançlık gibi duygular örneğin bedenin ürettiği kimyevi salgıların eseri. Bunların esiri olmamayı bedenin ötesindeki ben'im fikri üzerinden sağlayabiliyorsun. Kendini bedenden fazlası olduğuna ve hissedilen duygu durumlarının stabil değil zamanın içinden geçtiği herşey gibi değişken olduğunu anlayabiliyorsun. Ben oyum fikri beden ve maddenin ötesindeki gerçek ve kalıcı duygu durumlarını hissetmek anlamak için faydalı bir terapi tarzı. Kendi kendini dünya kirinden arındırma yollarından biri.

bozadi

#24
Alıntı yapılan: Feylefus - 13 Ekim 2024, 11:22:07 Evet hocam, bilgi olarak biliyorum; tam olarak ilüzyon içinde olduğumu idrak ediyorum. Ancak hala kurtulmuş değilim:) Egemen Arman'a bir konuda katılmıyorum; bilmek kurtarır diyor ama biliyorum ve bildiğim halde kurtulmak kolay değil. Yani cehennemin ortasında Polyannacılığı oynamak ruhu kurtarmaya yetmiyor. Bunca acılar ve sıkıntılar varken; bunlar bir oyun diyerek sıyrılmak ne bileyim mümkün görünmüyor. Seyirci kalamıyorum. Katılmam gerekiyor ve katılınca da herşey başa sarıyor.  Katılmazsam tüm faktörler zorla katılmaya zorluyor. Katılınca da aynı sıkıntıları yaşıyorum, bunun ilüzyon olduğunu bilmek; acıyı hafifletmiyor. Ben bir yerde hata yapıyorum galiba... :o
Aynı hatayı veya hataları hepimiz yapıyoruz. Egomuz nedeniyle "zaman"ın (ilüzyonun) aşırı derecede muhatabı, hatta bazı bakımlardan esiriyiz.

Reenkarnasyon araştırmalarında ve ÖYD deneyimlerinde anlatılan pek çok şey, Maharaj'ın anlattıklarını şu veya bu şekilde doğruluyor. Özellikle tüm varoluşun "birliği" ve "sevgi temelli" oluşu konusunda.

Alıntı yapılan: Feylefus - 13 Ekim 2024, 08:44:04 "Geçmişte yapmış olduğum tüm negatif sözleşmeleri, ruhumun her zerresi ile şu andan itibaren reddediyorum. Tüm görünen ve görünmeyen Evrenlerde, yaradandan aldığım yetkiyle en seçkin ruh olarak; bana yönelen tüm negatif tesirleri görüyor ve hepsini tamamen dışlıyorum. Ruhsal ilerleyişimin önüne set koyan tüm karanlık varlıkların tesirlerini görüyor hissediyor ve engelliyorum. Astral boyutta yaptığım anlaşmaları da kendi irademle fesh ediyorum. Bundan sonra da bu kumpas alanında; rüyalarımda veya uyanıkken, negatif KH varlıklarla, bilerek veya bilmeyerek yapacağım anlaşmaları da peşinen iptal ediyorum"
Burada vurgulu bir şekilde söylediklerin şöyle bir algın olduğuna işaret ediyor sanırım: Negatif varlıkların senin üzerindeki etkileri, ilüzyonun içinde kaybolmana, kendini ilüzyonla aşırı derecede özdeşleştirmene neden oluyor, ebedi (zamansız, mekansız) hakikatin huzurunu, güvenini, sükunetini, iyiliğini deneyimlemeni engelliyor veya zorlaştırıyor. Ki bu sorun hepimiz için şu veya bu ölçüde geçerli. Negatif varlıklarla sözleşmeler yapıp yapmadığımızı bilmiyorum ama bizdeki egosal negatif açıklıklardan yararlanarak bilincimize epeyce negatif programlama yüklediklerine şüphe yok diye düşünüyorum. Sonuçta yaptıkları etki "negatif". Yani, negatif duygu ve düşünceleri tırmandırıcı etkiler yapıyorlar. Halbuki ebedi hakikate dair bilgi verdiğine az-çok inandığımız kaynaklar pozitif duygu ve düşünceleri artırıcı etkiler yapıyorlar. Yani bütün mesele pozitiflik ile negatiflik arasında. Pozitifliğimizi mi artırıyoruz, yoksa negatifliğimizi?

Negatif varlıklar negatifliğimizi artırmaya çalışırken, pozitif varlıklar (niyetimize ve yardım taleplerimize bağlı olarak) pozitifliğimizi güçlendirmeye çalışıyorlar.

Kendimizi sıkça ilüzyonun ayrıntılarına, hırgürüne kaptırmamız doğal ve hatta kaçınılmaz sayılır. Ama durup da "ya sanırım ben birşeyi yanlış yapıyorum" gibi bir his veya sezgi duyduğumuzda, sükunetimizi, huzurumuzu, dinginliğimizi artırıcı birşeyler yapma ihtiyacı duyarız. Olumsuz şeylere odaklanmayı azaltmak, kenara veya geri çekilmek, yavaşlamak, dinlenmek, sakinlemek bunlar arasında. Nitekim "meditasyon" denen şey neredeyse tamamen bunları yapmayı teşvik eden birşey. Yavaşlama, derin nefes, sükunet, huzur...

Yani ilüzyonun hengamesine ve çeşitli iş-güçlere, mecburiyetlere, bunların içerdiği arzu ve korkulara kendimizi bazen çok kaptırıyor olsak da, kendimize ayırabileceğimiz, kenara çekilebileceğimiz boş zaman veya imkanlar buldukça, ne yapmamız gerektiği aslında oldukça açık: Halimizin negatifliğini (ilüzyonsal veya egosal arzu ve korkuların aşırı baskınlığını) kabul edip zamandan-mekandan bağımsız, ebedi huzur-güven (pozitiflik) doğrultusunda irademizi ortaya çıkarmak ve güçlendirmek.

İşte, burada bir çeşit "din" (yol, seçim) faktörü devreye giriyor. İlüzyonun içeriği bizi ne kadar cezbederse ve kışkırtırsa kışkırtsın, ve hatta o kışkırtmaya zaman zaman kendimizi ne kadar kaptırırsak kaptıralım (ve bunun sonucunda egosallığımız ne kadar tırmanırsa tırmansın), eğer istersek, eğer bizim yolumuzun pozitiflik olduğuna, pozitifliğimizi daima artırmak olduğuna inanıyorsak, aleyhteki tüm koşullara rağmen yolumuza dönebilir, yolumuzda ilerleyebiliriz. Eğer bunu yapmıyorsak, yola (dine, seçime) yeterince inanç/güven geliştirmemişiz demektir. Başka birşey ağır basıyor demektir. Çoğu durumda "dünya" ağır basıyordur. Dünyaya çok fazla aidiz. Halbuki ölümün ne kadar kaçınılmaz ve her an (en geç birkaç on yıl içinde) gerçekleşecek birşey olduğunu çok iyi biliyoruz. Öbür taraf hakkında anlatılan pek çok şeyi de okuduk, azımsanamayacak bir güven geliştirdik, sevinç tepkisi gösterdik. Tüm bu anlatılanlar da pozitiflik (BH) kutbiyetinin artırılması teşviğini içeriyor açık bir şekilde.

Varoluş çok iyi, son derece pozitif, adil ve "bizimle bir". Dünyada ne kadar haksızlıklar, adaletsizlikler olursa olsun, bu durum varoluşun sonsuz pozitifliğine, adaletine, sevgisine, bütünlüğüne gölge düşüremez. Olan bitenlerin kökenleri hakkında epeyce açıklama okuduk ve bence anlatılanlar gayet ikna edici. Tüm insanlık ciddi şekilde ego hastalığından muzdarip. Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Bizim egomuz, bizden çok daha güçlü egolar tarafından sömürülüyor. Bu da çok normal bir durum. Tüm yapmamız gereken egomuzun (negatifliğimizin) farkına varıp bundan arınmaya, kurtulmaya samimiyetle niyet etmek ve pozitifleşme artışı konusunda dayanışmaya çalışmak. Negatif varlıkların bizimle etkileşime girmesine, negatifliğimizi artırıcı programlamalar yapmalarına imkan tanıyan tek şey bizim kendi negatifliğimiz (egomuz). Bizim pozitifliğimiz, iyiliğimiz, huzurumuz, güvenimiz arttıkça negatif varlıkların bizimle etkileşime girme ve bizi etki altına alma imkanı o ölçüde düşüyor.

Dünyadaki iş-güç, baskı, işkence, haksızlık-hukuksuzluk, hatta terör ve katliam koşullarına bakıp da tüm bunların bizim pozitifleşmemizi imkansızlaştırdığı sonucuna varıyoruz belki. Tüm bu olan bitenler karşısında olumlu olmaya, iyi olmaya, huzur-güven-sevinç duymaya "hakkımız" yokmuş gibi de hissediyor olabiliriz. Ama az-çok muteber bulduğumuz tüm kaynaklar bize pozitifliğimizi, huzurumuzu, güvenimizi sürekli artırmayı tavsiye ediyor, bu doğrultuda yardım ve teşvik sunuyorlar. Meditasyon denen şey de özünde böyle bir etki yapması için öneriliyor.

Dünyadan kopmaya gerek yok, olan bitene körlük taslamaya gerek yok ama kendimizi tüm bu oyunlara fazla kaptırmanın olumlu bir sonuç doğurmadığı ortada. Evrensel-ebedi gerçeği hatırladıkça sakinliyoruz, huzurumuz, güvenimiz, sevincimiz artıyor. Kabustan uyanıyoruz adeta. Bir yandan hayatımızın/kaderimizin karşımıza çıkardığı olayların içine gireceğiz, yapmak istediklerimizi yapacağız, beğendiğimiz veya beğenmediğimiz bazı sonuçlarla karşılaşacağız ama esas mesele varoluşun özündeki iyiliğin, huzurun, güvenin, sevginin, birliğin değişmediğini hatırlamak ve dolayısıyla bu bilginin teşvik ettiği iyimserliği, pozitifliği, kudreti, huzuru, güzelliği sürekli artırmaya devam etmek.

bozadi

#25
Alıntı yapılan: Gaia - 13 Ekim 2024, 12:41:25 Bedenin ve dünyevinin verdiği sahte illüzyona olan bağımlılığın ötesinde bakınca faydalı bir psikolojik avantaj sağlıyor maharaj. Korku, öfke, kıskançlık gibi duygular örneğin bedenin ürettiği kimyevi salgıların eseri. Bunların esiri olmamayı bedenin ötesindeki ben'im fikri üzerinden sağlayabiliyorsun. Kendini bedenden fazlası olduğuna ve hissedilen duygu durumlarının stabil değil zamanın içinden geçtiği herşey gibi değişken olduğunu anlayabiliyorsun. Ben oyum fikri beden ve maddenin ötesindeki gerçek ve kalıcı duygu durumlarını hissetmek anlamak için faydalı bir terapi tarzı. Kendi kendini dünya kirinden arındırma yollarından biri.
"Ben'im" (I am) ifadesinin ne anlama geldiğiyle ilgili düşünüyorum bazen, birçoğumuz düşünüyor sanırım. Kitabın kendisinde bunun "var olanım" anlamına geldiğine dair ifadeler geçiyor. Sanırım bunun ifadelerinden biri de şu: "Sadece ben varım", "Benden başka birşey yok", "Var olan herşey Ben'im".

Bu arada Maharaj'ın bu konuda önemle ve tekrarla vurguladığı birşey var. O tek olan mutlak benlik, ilüzyon içindeki zihin düzeyinde gerçek manasıyla "BİLİNEMEZ", bilinebilmesi için "OLUNMASI" gerekir. "Bilmenin yetmemesi" meselesi bununla ilgili sanırım.

Dünya ilüzyonu içinde arzularımız ve korkularımız bağlamında daha avantajlı olacağına inandığımız bir duruma ulaşmak amacıyla değil de, pozitifliğin kendi güzelliği ve hakikati için pozitifleşmek... İşte "olmak" budur bana göre. En azından o doğrultuda atılan somut bir adım.

Tgur

#26
Bir sebeple yahut yasak elmayı ısırmak altına kanıp atlamak veya varoluşta mevcut zaman ve mesafe ihtiva eden kasedi seçmek gibi sembolizmaları ile anlatılan  kısa dalga madde hayatı illüzyonuna girmişiz ,

Bu illüzyondan farkındalık için sorgulamaları yaparak kanal yoluyla gelen bilgileri soğurarak bu işin ana kilidini çözmeye yönelmişiz ve sonunda denge denen işleyişin devrede olduğunu farkederek kurtuluşun bu yönde olduğunu sabitlemişiz,

Yani pozitif ve negatifin işlediği madde illüzyonunda teraziyi düz seviyeden kaydırırsak mutlaka hırpalanıp dengeyi sağlamaya koyulma mecburiyeti ile karşılaşacağız bunun idraki ise her ne kadar ben oyum deyip sıyrıldık sansak da aşırı pozitife kayan terazinin dengelenmesi için bozadinin bahsettiği madde yaşayışının argümanları ile de karışıp hem hal olmalıyız,

Bu karma yaşamın içinden gerçeğin özdeki bütünlüğün hepsini kabul eden bir düsturu yani hayat dindir gerçeğini zihinlerimizden silmeden yaşamak gerekli.

Dengedir bu hayatın düzeni
Yaşarken kaydırırız ekseni
Bozuk nota hoş ses vermez kulakları tırmalar
Sık gelerek akortlarız sazeni
(Sazen=Saz)






gerçek tosun paşa

#27
Alıntı yapılan: Feylefus - 13 Ekim 2024, 11:22:07
Alıntı yapılan: bozadi - 13 Ekim 2024, 10:44:24
Alıntı yapılan: Feylefus - 13 Ekim 2024, 08:44:04 Dünyevi olumsuz deneyimlerin tesiri altında uzun yıllar kaldım. Bu hafif karamsarlığın nedeni; arayışın hiç bir zaman bitmeyeceğine olan inancım.Çünkü bu durum ruhumu yoruyor. Düşünsenize; bir oyun bitecek yeni bir oyun başlayacak. Ben bütün bu yorucu oyunlardan çıkışın çarelerini arıyorum.
Ben de aynı dertten muzdaribim ve "Ben O'yum" kitabının neredeyse tamamen bu problemin çözümüne odaklı olduğunu düşünüyorum.

Maharaj'ın ve K'ların büyük bir uyumla vurguladıkları şeylerden biri "zaman"ın (ve mekanın) sahteliği. Dolayısıyla, "bitmeyen" ve dolayısıyla bunalıma ve esaret duygusuna neden olan şey de gerçeklik değil, sahtelik. Biz hakikatten değil, sahtelikten muzdaribiz. Sanırım Egemen Arman'ın kastettiği şekliyle, bize bitmeyen oyunu dayatan şeyin negatif varlıklar olduğunu söylüyorsun. Ben buna kısmen katılıyorum. İlüzyon alemlerinin veya oyunlarının sonsuzluğu negatif varlıkların neden olduğu birşey değil, hakikatin doğal bir parçası bana göre ama bizim kendimizi yalnızca o oyunların içindeki bir oyuncu olarak görmemiz (kendimizi "kişiyle" özdeşleştirmemiz) bizi zamanın ve mekanın veesiri haline getiriyor, egosallaştırıyor.

Maharaj tam da bu meselenin çözümüne odaklanıyor bana göre. Zamanın ve mekanın muhatabı olmayan ve "kişisel" olmayan bir varoluş boyutu olduğuna dikkat çekiyor. İşte, derdimizin dermanı da bunun keşfini, hatırlanmasını gerektiriyor sanırım.



Evet hocam, bilgi olarak biliyorum; tam olarak ilüzyon içinde olduğumu idrak ediyorum. Ancak hala kurtulmuş değilim:) Egemen Arman'a bir konuda katılmıyorum; bilmek kurtarır diyor ama biliyorum ve bildiğim halde kurtulmak kolay değil. Yani cehennemin ortasında Polyannacılığı oynamak ruhu kurtarmaya yetmiyor. Bunca acılar ve sıkıntılar varken; bunlar bir oyun diyerek sıyrılmak ne bileyim mümkün görünmüyor. Seyirci kalamıyorum. Katılmam gerekiyor ve katılınca da herşey başa sarıyor.  Katılmazsam tüm faktörler zorla katılmaya zorluyor. Katılınca da aynı sıkıntıları yaşıyorum, bunun ilüzyon olduğunu bilmek; acıyı hafifletmiyor. Ben bir yerde hata yapıyorum galiba... :o

Dilersen çalışmayı ufaktan düzenleyelim ve diğer arkadaşlar da benzer istekte bulunurlarsa okuyup onlar da faydalansınlar.

Bu tarz çalışmaları yapmadan önce meditasyon öncesi gibi düşünmekte fayda var. Bunun mantığı aslında olabildiğince sinir, stres, ani duygusal boşalmaların olmadığı stabil diyebileceğimiz bir anda yapmak daha olumlu olacaktır. Bu sebeple yatakta uzandığınız ya da omurganın dik olduğu bir oturuş pozisyonunda (bacak ve kolların kesinlikle çaprazlanmadığı düz tutulduğu) öncesinde en az 8 defa burundan alıp ağızdan vermeli bir diyafram nefesi tekniği uygulayın.

Sonrasında herkes kendi mantrasını / duasını oluşturabilir. Fakat seninkinden örnekle ilerleyelim.
Alıntı yapılan: bozadi - 13 Ekim 2024, 12:54:33 "Geçmişte yapmış olduğum tüm negatif sözleşmeleri, ruhumun her zerresi ile şu andan itibaren reddediyorum.

Şimdi geçmiş kelimesi iradeyi bozar. Burada vakit geçiren kişilerin artık geçmiş/gelecek muhabbetlerinden sıyrılmasını tavsiye ederim. Süreç/yaşam kelimeleri daha uygun.

Dualarınıza evrensel akıl ve yüksek benliğinize seslenerek başlayabilirsiniz. Burada önemli nokta ruhsal rehberlerinize ve ruhsal atalarınıza selam ve sevgi göndererek müsade istemeniz.

Alıntı yapılan: bozadi - 13 Ekim 2024, 12:54:33 bana yönelen tüm negatif tesirleri görüyor ve hepsini tamamen dışlıyorum.

Kendi farkında olduğunuz şey için yardım dilemenin manası yok.  Tüm tesirleri filan göremezsin. Göremediğin şeyi de dışlayamazsın. Uzaktan üfleyerek ne kendinizi ne yüksek planları kandıramazsınız. Alçak gönüllü ve saygılı olmakta fayda var.

Öncelikle imajinasyonel bir meditasyonla destekleyin dualarınızı/çalışmalarınızı.

Siz yaradanın bir suretisiniz. Bu imajinasyonlar hayal edebileceğinizden çok daha etkilidir.

Öncelikle kendi vücüdunuz üstünde fiziksel vücüdunuzun aynısı olarak beyaz parlayan bir ışık beden düşünün. Negatif etkiler, duygu ve düşünceler, tüm olumsuz telkinler bu enerji alanında siyah lekelenmeler ve haşlanan yumurtanın akının topaklanması gibi tıkanıklıklar yapar. Amaç imajinasyonel olarak bu siyahlık ve topaklanmaları berrak, akıcı ve sıcak parlayan beyaz ışıkla takas etmektir.

Bu çalışmayı desteklemesi için yüksek benliğinizden ve rehberlerden süreci olumlaması için ricada bulunun.

Size etki eden tüm negatif etkileri, enerji akışlarını, negatif düşünce kalıplarını, farklı boyutlardan olan saldırıları, aile ve ata diziliminizden gelen karmik borçları (burası en önemlisi) redderek kendinizi affedin. (bakın negatif enerjiyi değil, kendinizi affedin) Çünkü neden? İnsansın. İnsan olmak demek travmalarla uğraşmak zorunda olup sürekli hata yapmak ve doğru düşünce kalıplarına sahip olamamak demektir.

Güneşi hayal edin. Karanlığı aydınlatan yaşamı var eden kocaman mükemmel bir güneşe bakın. Güneşin altın sarısı ısısının ve ışığının yaydığı bilgi alanının sizin o beyaz parlak enerjisel bedeninize tesir ettiğinin farkında olun. İzin verin güneşin tesiri enerjisel bedeninizle kaynaşsın. Sonra yapmanız gereken tüm bu bahsettiğimiz negatif enerji kalıplarını bir karadelik hayal ederek kendi alanınızdan kurtarıp o kara deliğin içine yollamak. Telkin olarak "tüm negatif enerji ve düşüncelerim benden akıp boşluğa gidiyor, bunların hepsinden ışığın yardımıyla kurtuluyorum" cümlesini kullanabilirsiniz. Güneş ışınlarının dağıttığı karanlık ve tıkanıklıklar vücudunuzdan dökülüyor siz de onları ilerideki kara delikten içeri atıyorsunuz.

Celseleri takip edenler "karadelikleri ve işlevlerini" iyi bilirler. Güneşi de çok iyi bilirler :) Sana da celseleri daha yakından takip etmeni öneririm.

Güneş ışığınızı parlattıkça parlatsın ve enerji vücudunuzdaki akışkan sıcak enerji tekrar akışkan ve sıcak olarak hareket etsin. O ahengi yakalasın.
Bu sırada nefesiniz kontrollü olarak devam edecektir düzenli olarak pratik geliştirdikçe. Bu süre zarfında buna yani nefesinize dikkat edin.

Sonuna doğru kendinizden bir de özür dileyin. Bu son derece olgunca bir harekettir. Çünkü negatif tesirler kadar siz de kendinize az çektirmediniz. O tesirlerin size etki etmesinin asıl sorumlularından biri de kendimiz değil miyiz? Olumsuz duygu ve düşüncelerimiz bize en büyük ket vuran en büyük yozlaştıranlarımızdır. Bunun ne kadar farkındaysanız, algılarınız ne kadar açıksa bu çalışmalar o kadar size yardımcı olacaktır.

Çalışmayı tüm bunlardan sonra birden kesmeyin. Evrensel akıla, yüksek rehberlerinize, ruhsal atalarınıza ve kendinize tüm bu çalışmayı destekledikleri için teşekkür edin ve tekrar selam - saygı ileterek çalışmayı bitereceğinizi ama niyetiniz yönünde sürekli bir olumlama ve yardımı rica ettiğinizi dile getirebilirsiniz. Çalışmayı yine teşekkür ederek bitirebilirsiniz.

"Lütfen, yardım edin" gibi emir kipleri kullanmamaya özen gösterin. Basitçe "güven" duygusu kazanmalısınız. Bu çok zor biliyorum "basitçe" dediğime bakmayın ama mantığı güven duymaktır. Güven duyduğunuz bir zihin yapısında rica yeterlidir. Zaten farkındalıklı bir varlık kendisi için "hayırlı" olanı bilecektir ve ruhsal rehberlerinin, yüksek benliğinin müsadesine anlayış gösterecektir. Bunun kendi iyiliği için yaşanan bir planlama olduğunu bilecektir.

Kişisel farkındalık en önemlisidir.

Şimdi çok basitçe yazıyı/duayı çalışmamız açısından düzenleyelim. Dileyenler kendi niyetlerine göre şekillendirebilir.

Alıntı YapSevgili evrensel akıl, yüksek benliğim, yüksek rehberler ve ruhsal atalarım. Üzerimdeki ......... negatif etkilerden, duygu ve düşüncelerden arınabilmek için, kendi farkındalığım ve algılama kabileyetimi geliştirebilmek için sizden yardımlarınızı rica ediyorum. Benim için en iyisini dileyeceğinizi biliyor ve içinde bulunduğum ......... bu süreci olumlamanız için yardımlarınızı rica ediyorum.

Buradan sonra özel niyet ve dertleşmenizi gerçekleştirebilirsiniz :)

Şimdi imajinasyonlar sırasındaki telkinlere örnek de vereyim;

Alıntı YapSonsuz bilgi ve farkındalığın ışığı üzerime aksın. Tüm bolluk, bereket, huzur, dinginliği ve sevgiyi hak ediyor ve kabul ediyorum. Bunlar ve ............. tutumlarım, düşüncelerim vs. üzerimde bana engel olan, beni kısır döngülere sokan olumsuz tutumlarımı ve negatif tüm enerjileri reddediyorum.  Bunlardan kurtulabileceğim gücü, isteği ve farkındalığı kazanmak için yardımlarınızı rica ederim. -Işık içime aksın ve karanlıktan beni arındırsın.- ....................... negatif etkileri kara deliğe yolluyorum kendimden uzaklaştırıyorum, kabul etmiyorum. Benden uzaklara aksın. Ben değerliyim, varlığın ta kendisi ve suretlerinden bir tanesiyim. Güzel olumlu olan her şeyi hak ediyorum. Pozitif etkilerin, bereketin ............ vs. hayatıma akmasına müsade ediyorum, diliyorum ve kabul ediyorum.


...... alanları kendi niyet ve amaçlarınızdan oluşan cümlelerle doldurabilirsiniz. Sonrasında eğer mümkünse korunmak için yardım talep edebilirsiniz. "Lütfen beni koruyun, sevdiklerimi koru!" bir emir cümlesidir ve KH temellidir.

"Eğer mümkünse beni ve tüm sevdiklerimi korumanızı ve bu süreci olumlamanızı rica ederim." demek ise yüksek planlara duyduğunuz güveni size hatırlayacak ve burada farkındalık geliştirmenize de yardımcı olacaktır. Evrensel akıl sizi koruyup korumaması gerektiğini bilir, panik yapmayın :)







 

Tgur

#28
GTP İmajinasyondaki yumurta akı benzetmesini çok ilginç buldum kara deliklerle dolu beyaz bir pelte çok hoş,

Bir de son paragrafındaki evren sana nasıl davranacağını bilir sözünü "beklenti içinde olma"ile takviyeleseydin güzel olurdu kardeşim ,
Not= Her seferinde bu senin ve Bozadinin kazandırdığın yeni sitede mükemmeliyeti ve kolaylıkları uygularken görünce size hayranlığım kare yapıyor..🤨

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: Tgur - 14 Ekim 2024, 16:28:51 GTP İmajinasyondaki yumurta akı benzetmesini çok ilginç buldum kara deliklerle dolu beyaz bir pelte çok hoş,

Bir de son paragrafındaki evren sana nasıl davranacağını bilir sözünü "beklenti içinde olma"ile takviyeleseydin güzel olurdu kardeşim ,
Not= Her seferinde bu senin ve Bozadinin kazandırdığın yeni sitede mükemmeliyeti ve kolaylıkları uygularken görünce size hayranlığım kare yapıyor..🤨


Teşekkürler Tgur abi.

Herkes için kullanım kolaylığı sunması ve çok daha fazla güven vermesi itibariyle biz de memnunuz :)