Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Deizme yönelim

Başlatan ogeday, 10 Nisan 2018, 23:30:50

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


ogeday

#1
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen ogeday

https://www.youtube.com/watch?v=tx49FbFIF9k

Konya Üniversitesinde Din hocasının yaptığı çalıştay raporlarına göre imam hatipli gençler başta olmak üzere gençliğin deizme kayışı söz konusu imiş.ancak raporu gelen baskılar sonucu kaldırdılar
 

bozadi

#2
Paylaşım için teşekkürler ogeday.

Doğrusu, şimdiye kadar hayatımda ne deizmi, ne teizmi, ne ateizmi derinlemesine araştırmadım. Ama bu son gelişmeler üzerine deizm başta olmak üzere bu kavramları derinlemesine araştırma isteğim var.

Klasik "İbrahimi" dinlerin (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam) olumlu bazı potansiyellere veya yönlere rağmen, en az o kadar negatif potansiyellere de sahip olduğunu insanlar çeşitli şekillerde gözlemliyorlar. Dini dogmaların sorgulanması kadar doğal ve gerekli birşey yoktur. Her kim bize "bak bu kuralları sorgulamadan kabul edeceksin" diyorsa, onu özellikle daha fazla sorgulamak ve şüphe duymak gerekir.

Ben elimizdeki bilgi kaynaklarının verdiği bilgilere dayanarak Musa'nın ve Muhammed'in genel olarak gayet pozitif eğilimli ve "misyonlu" varlıklar/bireyler olduklarına, topluma ve toplumlara yardımcı olmaya çalıştıklarına inanıyorum. Ama insanların genelinin egosal/negatif eğilimleri ve onların egolarından yararlanarak onları bir kölelik düzenine boyun eğdirmiş olan küresel bazı sömürücü güçlerin egemenliği nedeniyle, Musa ve Muhammed gibi pozitif eğilimli yol gösterici varlıkların misyonları da bu egemen negatiflikten ciddi zarar görmüş, ciddi ölçülerde yozlaşmıştır.

"Şunu şunu sorgulamadan, mecburi olarak kabul edecek, itaat edeceksin" şeklindeki dayatmalar çoğu durumda negatif/sömürücü varlıkların ayırt edici özelliğidir. Evet, büyükler bazen çocukları çeşitli tehlikelere karşı korumak için onlara kurallar empoze ederler, yaptırım uygularlar, bazen şiddet bile uygulamaları belirli ölçülerde kaçınılmaz ve meşru olabilir. Bu tabi ki normalde meşru değildir, ama içinde bulunduğumuz koşullarda egemen olan negativite, çocuğun kendi egosuyla ve dikkatsizliğiyle birleştiği zaman çocuğun kendisi için çok tehlikeli hal alabilir veya çocuk aşırı şımarabilir, ve bu tür durumlarda, anne-baba yeri geldiği zaman sözlü, duygusal ve hatta fiziksel şiddet kullanarak çocuğu belirli bir tercihten veya davranıştan men edebilir.

Dinlerin de böyle bir yönü olduğu iddia edilebilir ve dinler yoluyla insanlığa yapılan baskıların, korkutmaların da böyle "iyi niyetli" bir yönü olduğu iddia edilebilir ve bu iddia kısmen doğrudur ama kısmen de yanlıştır, hatta bu tür dayatmaların yanlışlık düzeyinin doğruluk/meşruluk düzeyinden çok daha fazla olduğuna inanıyorum ben şahsen. İşte bu yüzden de dinsel dogmaların ve itaatlerin sorgulanması ve mesafe konması kadar doğal birşey olamaz bence.




Ra ve K'lar dünya insanlığının yarısının 3. yoğunluğun kendi içindeki olgunluk skalasında orta çizginin altında olduğunu, yani çocuk denebilecek seviyelerde bulunduğunu söylüyorlar. İşte dinlerin bu dogmatik/kuralcı (itaat isteyen) yönü de daha çok çocuklara hitap ediyor. Ancak ebeveynler çocuklardan böyle bir itaat bekleyebilir. İnsanlığın yaklaşık olarak diğer yarısı için, bu tür aşırı baskı ve kontrol mekanizmaları faydadan çok zarar verici nitelik taşıyor. Negatif güçler tek akıllının kendileri olduğunu sandıkları, öyle arzu ettikleri için, hiç kimsenin olgunlaştığını, kendi evren, hayat görüşüne sahip olabileceğini, kendi ayakları üzerinde durabileceğini kabul etmek istemezler. Tüm insanlığı tıpkı ebeveynlerin çocukları kontrol ettiği gibi kontrol altında tutmak isterler. İşte dinlerin kulluk/itaat bilincini baskıyla, zorla uygulayan yönü de bu negatif güçlerin çok işine geliyor, o yüzden de bunu var güçleriyle tırmandırmaya çalışıyorlar. İslam dünyasında Vahabiliğin global egemen güçlerce desteklendiğine dair yapılan ifşalar bunun bir örneği, kanıtıdır. Ki bizim ülkemiz de Suudi patentli Vahabi programlamasından en çok etkilenmiş İslam ülkelerinden biridir. Vahabi eğilimli İslam anlayışıyla tasavvufa dayalı dayalı İslam anlayışı birbirine taban tabana zıttır. Biri resmen KH propagandası yaparken, diğeri daha çok BH propagandası yapar. Bu yüzden de uyuşamazlar, çatışırlar. İstisnalar olabilir. Vahabi/selefi (kuralcı, şekilci, itaatçi) ideolojiyi benimsemiş BH eğilimli bireyler olabileceği gibi, tasavvufu benimsiyor gibi görünen KH eğilimli bireyler olabilir, şüphesiz vardır da (tesadüfi de olabilir, kasıtlı da).

Eğer ebeveynlerimiz, büyüklerimiz (her kimseler) bize sevgiyle, anlayışla muamele ediyor olsaydılar, onların uyguladıkları, talep ettikleri itaati göstermek daha makul olabilirdi. Saygılı, sevgili bir ailenin/büyüklerin saygılı-sevgili çocukları, büyüklerinin itaat taleplerine riayet etmeyi severler. Ama eğer büyükler gerçekten büyük değillerse, otoritelerini suistimal ediyorlarsa, iyilikten ziyade kötülük ediyorlarsa, sömürüyorlarsa, çocuk belirli bir olgunluğa eriştikten sonra o büyüklerin her itaat talebine uymayı doğal olarak sorgulamaya ve olasılıkla reddetmeye başlar.

Bizim büyüklerimiz kimler? Geleneksel, klasik ve halen çok etkili birer kurum olarak devlet (siyasi) ve inanç (dini) "büyükleri", insanların büyükleri olarak kabul edilir. Dünya genelinde bakıp incelediğiniz zaman, devletlerin ve dinlerin egemen global şeytani güçlerin büyük ölçüde kontrolleri altında bulunduğunu görmek zor değildir. Devlet ve din, en büyük düşmanlık, kan dökücülük, nefret, ego ve sömürü gerekçesi olagelmiştir. Bunun sorgulanması kadar doğal birşey olamaz. Elbette dini ve diğer her türlü ideolojinin faydalı yönleri de olmuştur ama belirttiğim sebeplerle, zararı faydasını giderek aşmıştır veya aşmaktadır.

İnsanlar olgunlaştıkça herşeyi sorgulamaya başlıyorlar doğal olarak. Buna Din ve Allah da "özellikle" dahildir. Bu sorgulamaları yapanların, özgürleşmek isteyenlerin hepsi her durumda bunu doğrudan pozitif eğilimlerle yapmıyor olabilir ama genel itibariyle bu sorgulamalar negatiften ziyade pozitif eğilimlidir bence, doğal, kaçınılmaz ve gereklidir en azından.

Ahlaksız (BH ahlakı taşımayan) dindarlığın ifşalarına sıkça tanıklık eder olduk. Çok sayıda dini kurumda çocukların cinsel olarak istismar edilmesine dair artan ifşalar bunların bir parçasıdır. Sadece dini kurumlarda da değil, evlerde/hanelerde çocukların kendi aile bireyleri tarafından cinsel istismarının yaygınlığına dair de ifşalar tırmanıyor. "İstismarın" ille cinsel olması gerekmez. Her türlü duygusal, psişik ve fiziksel istismar istismardır, sömürüdür, ego tatminidir ve tümü kötülüktür sonuçta. Ve din ve devlet büyüklerinin tüm bu egemen egosal yaşam düzeyini sorgulamak ve düzeltmekten ziyade bu düzeni, bu aşağılık statükoyu "sürdüren, destekleyen" eğilimlere sahip olduğunun anlaşılması da din başta olmak üzere herşeyin meşruluğunun sorgulanmasına neden oluyor. Bu sorgulamalar önümüzdeki zamanlarda kısmen yıkıcı, kısmen yapıcı çok çok ilginç gelişmelere yol açacaktır, bunu birlikte izleyip göreceğiz.

Egemen, negatif eğilimli, seçkinci grupların üyesi olarak değil de, halkın kendi içinden ve nispeten pozitif niyetli olarak din ve devlet idaresine gelen insanların da çok büyük bir kısmı, o seviyelerde egemen olan global elitist negatif çevrelerin şiddetli bir kontrol ve baskısıyla karşılaşıyor. Ve onların kural ve beklentilerine uygun hareket etmemesi durumunda da baskı, işkence ve infazla karşı karşıya kalma tehdidiyle ve bazen gerçekliğiyle karşılaşıyorlar. İşte bu durum da tüm bu tartıştığımız meseleleri iyice karmaşıklaştırıyor ama bir sonuç değişmiyor: artık insanların kaybedecekleri birşeyin kalmadığı bir noktaya ulaşıyoruz. Yaklaşan yoğunluk değiştirme dalgası, önemli uyanışları ve sorgulamaları tetikliyor. Dolayısıyla hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor şükürler olsun ki, K'ların dediği gibi. Bu aşağılık işkence düzeninin de sonu yaklaşıyor.

ogeday

#3
orta çağ avrupasında olduğu gibi bu günde islam coğrafyasında bu yozlaşmalar yüzünden dinin zayıflayacağını tahmin ediyorum
 


fidelista

Yüce bir yaratana inanıyorum dinlere inanmıyorum deistmi oluyorum.?

bozadi

#6
Alıntı yapılan: fidelista - 06 Temmuz 2024, 00:04:23 Yüce bir yaratana inanıyorum dinlere inanmıyorum deistmi oluyorum.?
Evet, sanırım deizmin tanımı bu. Ve ben de kendimi bu bakış açısıyla deist olarak görüyordum ve hala da bir ölçüde öyle görüyorum ama panteizmin benim inanç şeklimi daha doğru tanımladığını da düşünüyorum. Bir insanın aynı anda hem deist hem panteist olarak tanımlanması anlamlı mı, değil mi, emin değilim. Bu ve ilişkili kavramlar arasındaki ayrım her zaman siyah-beyaz değil gibi görünüyor. Deizm, teizm, ateizm, panteizm, agnostisizm vs. Hepsinin veya bazılarının birbirinin içine geçtiği gri alanlar da var sanırım. Nitekim, herşeyin tanrının bir parçası ve kendisi olduğu görüşü olan panteizm bir açıdan "ateist" bir durum teşkil ediyor çünkü teizm (örn. İslam, Hristiyanlık vb.) insan ile tanrıyı kesin ve katı bir şekilde birbirinden ayırır (deizmde de insan ile tanrı arasında az veya çok bir ayrım var sanırım). Panteizmde insandan (veya herhangi birşeyden) ayrı, müstakil bir tanrı inancı yok. Ama sonra panteizmin bir türü olarak pananteizm (veya panenteizm) diye bir görüş de olduğunu fark ettim. Buna göre Tanrı herşeyi kapsıyor ama kapsadığı herşeyi aşan bir niteliği de var. Buna göre "herşey tanrıdır" görüşü kısmen doğru; bundan daha doğrusu "herşey tanrıDAdır" olarak kabul ediliyor sanırım. Bu, yani pananteizm, tamamen değilse bile bazı bakımlardan Ra-Kasyopya kozmolojisiyle, Maharaj'ın öğretisiyle ve tasavvuf felsefesiyle daha uyumlu yanlış anlamadıysam.

Ra-Kasyopya kozmolojisine göre her yoğunluk kendisinden önceki yoğunlukları kapsıyor. Örneğin biz 3y'yiz ve bu bizim 1y ve 2y sınıflarını "bitirdiğimiz", bunların tam bilgisine sahip olduğumuz ve bunların üstüne 3. sınıfın bilgilerini eklemekte olduğumuz anlamına geliyor. 7y de doğal olarak ilk 6 yoğunluğu kendi bünyesinde barındırıyor. İlk 6 yoğunlukta varlık mükemmel saflıkta değil, az veya çok ayrışmış durumda (ki buna ilüzyon diyoruz). 7y'ye yaklaştıkça ayrışma azalıyor, tekleşme artıyor ve nitekim 7y'de veya 7y'nin big-bang (büyük patlama) aşamasında mutlak birleşme veya tekleşme (varolan herşeyle mutlak birlik) meydana geliyor. 7y saf varlık, saf ışık. K'lar bir yandan çeşitli yoğunluk seviyelerinden (örneğin bizim 3y oluşumuzdan) bahsetmelerine rağmen "Herşey 7. yoğunluk" ifadesini de kullanıyor. Var olan herşey Tanrı (herşey varlık). 7y'nin diğer yoğunluklardan temel farkı, hiçbir "ayrışmışlık" (ikilik) içermemesi. Saf varlık, saf ışık. İlk 6 yoğunlukta "bireyler" var, bu bireysellik/ayrışmışlık 7y'ye yaklaşıkça azalıyor ve nihayet 7y'de (veya en azından big-bang aşamasında) bireyler bireyliklerini tamamen bırakarak saf varlığa, saf ışığa dönüşüyor ve bu ışık tüm varoluşa yayılıyor, tüm yoğunluklardaki varlıklarla/bireylerle şu veya bu oranda birleşiyor, onları besliyor. Bu bakımdan 7y'nin diğer tüm yoğunluklardan farklı veya "aşkın" bir özelliği olduğu söylenebilir ama o aynı zamanda var olan herşeyin ta kendisi.

Bu anlamda, pananteizmdeki "herşey tanrıDAdır" görüşü, tüm yoğunlukların 7y'de olması (7y'nin önceki 6 yoğunluğun tümünü bünyesinde barındırması) görüşüyle uyumlu görünüyor. Ve yine, pananteizmdeki "tanrı aynı zamanda diğer herşeyden aşkındır" görüşü de, "7y'nin önceki 6 yoğunluktan aşkın olması" (bir yönden tüm yoğunluklar bir, bir yönden ise sürekli dönüşüm/ilerleyiş halinde farklı bilinç düzeyleri var) görüşüyle uyumlu gibi.

Gereksiz yere daha fazla kafa karışıklığı yarattıysam üzgünüm :|  Düzeltilebilecek veya geliştirilebilecek, netleştirilebilecek ne varsa birlikte yapabiliriz inşallah.

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: bozadi - 06 Temmuz 2024, 19:52:54 panteizmin benim inanç şeklimi daha doğru tanımladığını da düşünüyorum.

Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Tabi panteizm biraz daha ayrıntılı ve konuya yabancı olanlar için anlaşılması daha güç bir konu. Verdiğin bilgiler için de ayrıca sağol  :)