Haberler:

🎉 BaskalarinaHizmet.com 17. Yaşında! 🎉

Ana Menü

İnanç ve Bilgi

Başlatan bozadi, 20 Eylül 2023, 00:12:54

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

STT arkadaşımızla forumun sadece üyelerin görüntüleyebildiği bir kısmında inanç ve bilgi kavramlarıyla ilgili kısa bir diyaloğumuz oldu. Bunun kendi başlığını hak eden bir tartışma olabileceğini düşündüğüm için buraya taşımak istedim.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen STT

İnanmak ile bilmek ayrı şeylerdir.
İnanç insanı sınırlar, bilmek genişletir.
İnandığın şeyi bilemezsin, bildiğin şeye inanamazsın.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

 İnanç kavramından ne anladığımıza bağlı olarak bu görüşün yanlış olabileceği durumlar olduğunu düşünüyorum. Bilincinin derinliklerinde bildiğin halde, günlük hayat düzeyinde aksi yöndeki programlamalar, baskılar nedeniyle bildiğini unuttuğun (inanç kaybı yaşadığın) şeylerle bazen yine "inanç" yoluyla bağlantı kurup bilgini tazeleyebilirsin. Yanlış bilgiler, yalana dayalı baskılar, insana doğru bildiklerini unutturabiliyor ve bu tür durumların bazılarında, doğru bilgiyle bağlantının tekrar sağlanmasında "inanç" faktörünün çok önemli bir rolü olabiliyor diye düşünüyorum. Tabi, tekrar vurgulamam gerekirse, burada "inanç" ve "bilgi" kavramlarından ne anladığımıza, hangi açıdan tartıştığımıza bağlı olarak farklı sonuçlar çıkarılabilir elbette.

Ben sadece "inancın" her durumda sınırlandırıcı olmayabileceğini, olasılıkları, imkanları artırıcı yönlerinin de olabileceğini düşünüyorum.

sybleman

#1
Farklı bir konu olmuş. Bilmeden inanmak zaten olmaz. Ama belki doğrusunu bilmeden inanmak, körü körüne sorgulamadan, bilgileri tartmadan, test etmeden inanmak tehlikeli olabilir.

Bilgi köprüsünü oluşturmak için de zaman zaman bilgileri inanca dönüştürmek lazım, yoksa bağlantılı bilgileri nasıl birleştirebiliriz ki? Nöronlar bile bağlanacak başka bir nöron arıyor. İnanıp bilgiyi birleştiremezsek o bilgi yok olur gider.

Bozadi senin de dediğin gibi bir yerde inanç bilgiyi canlı tutuyor.

Gerçi bu ara kendi açımdan söyleyebilirim. İnanç yapım sadece olasılıklar ağacı gibi karman çorman :) O da olabilir, evet o doğruysa bağlantılı bu bilgi var, eğer o bilgi de doğruysa şunu ona bağlayabilirim gibi.

Belki STT'nin bahsettiği sınırlamaktan kasıt olasılıklara açık olmak da olabilir. Bilgi ağacımda tam olarak inandığım bazı şeyler dışında hepsini açık uçlu bırakıp ağacı yükseltmeye çalışıyorum sadece, bilgiler akıp geliyor. Bazen o dala tutunuyorum, bazen öbür dala.

Hiç birşeye inanmıyorum değil, ama sadece olabilme olasılıklarına inanıp birbirine bağlıyorum kendimce. Olasılık inancı da olsa, inanmadan bilgi üremiyor, bağlanamıyor.

bozadi

#2
Şimdi, elimizdeki temel bilgi / görüş kaynaklarının hepsi, varoluşla ilgili olarak nihai anlamda korkulacak hiçbir şey olmadığını vurguluyorlar. Yani, varoluş kötü değildir, adaletsizliğe, sevgisizliğe, anlamsızlığa dayalı değildir. Özü ve geneli itibariyle gayet güzel, adil, güçlü ve "bir"dir. Tüm varoluş birdir ve dolayısıyla biz de ebedi Varlık'ın bir parçası ve kendisiyiz. Dünyevi deneyimlerde cevabını bulamadığımız bir sürü büyük varoluşsal/felsefi sorular, acizlikler, kızgınlıklar, korkular deneyimleyebiliyoruz. Ama reenkarnasyon döngüsünün hem bu tarafı, hem de diğer tarafı hakkında bilgi veren kaynaklara baktığımızda, bize normalde anlamsız ve/veya adaletsiz gibi görünebilecek pek çok şeyin mantıklı, normal, vicdanlı (sevgiyle, adaletle çelişmeyen, aksine destekleyen) açıklamaları olabildiğini görüyoruz.

İşte, bir yanda bize nihai anlamda varoluşla ilgili korkulacak hiçbir şey olmadığını, varoluşun çok ihtişamlı, adalete, sevgiye ve özgür iradeye dayalı olduğu ve bizim onunla aslında tamamen "bir" olduğumuzu söyleyen, çok da değer verdiğimiz birden fazla bilgi kaynağı var, birbirini bu temel konularda açıkça doğrulayan. Diğer yanda ise dünyevi deneyimlerimiz, KH-baskın bir realite, işkenceler, sömürüler, acizlikler, insanı cinnete sürükleyen koşullar var. Olağanüstü negatiflik bombardımanlarına maruz bırakılıyoruz, varolan pozitiflik irademizin zayıflaması, kırılması için, negatifleşmemiz, KH'leşmemiz için. Ve tüm bu müdahaleler doğal olarak epeyce negatif duygu-düşünce silsilelerine, krizlere neden olabiliyor zaman zaman. Öyle zamanlarda insan varoluşun iyiliğine, adaletine, sevgisine, anlamlılığına ve daha da önemlisi onunla birliğine olan "inancında" ciddi bir kayıp yaşayabiliyor. Ve dengelenmek için o inancı bir şekilde yine artırmamız gerekiyor. İşte, burada "bilgi" ile "inanç" kavramı arasındaki ilginç ilişkilerden biri incelenmeye çalışılabilir.

Varoluşun iyi/güvenilir/adil, sevgiye-birliğe dayalı olduğu, elimizdeki kaynaklar tarafından bir "bilgi" olarak sunuluyor. Elbette objektif olmamız gerekirse, buna kesin manada "bilgi" değil de, "görüş" demek daha isabetli olabilir. Ama sanıyorum ki az-çok pozitif eğilimli insanlar için bu görüşün sadece bir görüş, bir "iddia" olarak kalması mümkün değildir çünkü kalbimizin, aklımızın, bilincimizin, ruhumuzun derinlerinde bir yerde o görüşü doğrulayan bir ses var, bir sezgi var, diye düşünüyorum. Koşulların olağanüstü berbat olmasına, bizi ezim ezim ezmesine rağmen, hiç değilse zaman zaman, varoluşun bütünlüğüne, sonsuz adaletine, sonsuz güzelliğine, sonsuz gücüne ve bizimle ebedi birliğine inancımızı tazeleriz. İşte, burada "inanç" diye ifade ettiğim şeyin aslında sadece bir inanç olmakla kalmayıp aslında "bilgi", hem de "çok sağlam" bir bilgi olduğuna dair güçlü sezgilerimiz olmuştur ama yaşadığımız hayat o sezgiyi, o inancı geri dönüşsüz bir şekilde "bilgi" olarak deneyimlememiz için çok uygun koşullar sunmuyor. Ve belki de "%51 BH" olduğumuz zaman (veya kısa bir süre sonrasından itibaren) olacak olan şey budur. Varoluşun doğasıyla ilgili o en temel bilgiyi artık sadece bir inanç olarak değil, mutlak bir "bilgi/farkındalık" olarak benimsiyor olacağız belki de.

Bu açıdan bakıldığında, "inanç" ve "bilgi" kavramlarının birbirinin zıddı olmaktan ziyade iç içe geçtiği bir durum da var gibi algılıyorum.

İnanç, bilgiye yapılan bir yatırım, bu anlamda. Bu yüzden olsa gerek ki, K'lar "tüm inançlar bir seviyede faydalıdır" gibisinden birşey söylemişti. İmanlı/inançlı/ümitli olmanın, neşeli olmanın faydalarından ve gerekliliğinden bahsetmişlerdi. İşte ben "inanç" derken bunları kastediyorum. Biz bilmemiz gerekeni bilseydik hiçbir korkumuz kalmaz, negatife adanan varlıklara da kolay kolay yem olmazdık. Ama her türlü negatif duygu ve düşünceleri bolca ve bazen son derece şiddetli biçimlerde deneyimliyoruz, negatif varlıklara besin olabiliyoruz, bilinçli olarak farkında olarak veya olmadan. Yanlış inançlar (yanlış bilgiler) insanı daha kötü veya daha negatif durumlara sürüklerken, doğrunun bilgisi, sezgisi, inancı arttıkça daha olumlu durumlara doğru ilerliyoruz.

"Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak." diye önemli bir özlü söz var. O gerçek karmaşık birşey değil. Varoluşun bizimle bir ve bütün olduğu, nihai manada korkulacak birşey olmadığı, yaşadıklarımızın bireysel ve kitlesel özgür irade kullanım şekillerimizin sonuçlarından ibaret olduğu, dikkatli olursak, pozitif yönde irademizi artırırsak her türlü sıkıntıdan, dertten giderek kurtulabileceğimiz vs. Kısacası, varoluş aslında "muhteşem" birşey. Sonsuz zengin, sonsuz kudretli ve bizimle sonsuz biçimde "bir". Bilgi bu. İçimizde bunu doğrulayan sezgiler, derin bazı farkındalıklar da var. Ama olağan enkarnasyonel yaşam koşullarımızdaki şiddetli olumsuzluklar ve egosal faktörler, o "bilgiyi/farkındalığı" koruma, geliştirme, güçlendirme konusunda olağanüstü zorluklar dayatıyor. Hatta bu nedenle o "hakikat" ile bilinçli bağımızı ciddi oranda kaybetmiş halde yaşıyoruz genellikle. K'ların dediği gibi, uykunun derinliklerinde bir yerde, o bağ nispeten onarılıyor sanki, en azından bazen. Uykuyu "küçük ölüm" olarak adlandıranlar var. Çok isabetli görünüyor. Ve büyük ölüm yani gerçek ölüm / dezenkarnasyon durumunda da, basit ebedi hakikatle olan biliş / oluş bağımız daha güçlü bir şekilde onarılıyor diye algılıyorum. Ki bir sonraki enkarnasyona yeterli boyutta bir varoluş enerjisiyle, gücüyle gidebilelim.

İşte, varoluşumuzla ilgili çok basit ve "Tanrısal" (sonsuz) kuvvette bir hakikat bilgisi var, ama biz mevcut yaşam koşullarımızda o bilgiyi bilgi olarak benimseyemiyor, paylaşamıyor, üzerinde odaklanamıyoruz. Ve ona "inanç" diyoruz bazen. Sezgi diyoruz, umut diyoruz. Tanrı, din, iman diyoruz duruma göre.