Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kendimizi ne sanıyoruz aslında Ne yiz?

Başlatan ivrin, 01 Nisan 2009, 02:55:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ivrin

İnsanlık önce bireyde düzelir, sonra toplumlar sonra dünya düzelir. Önce kendimizi düzelterek ancak dünyayı düzeltebiliriz.

Ben beyni iyi kullanmanın en iyi yönteminin, düşünen kısmını iyi takip etmek ve onu kontrol altına almak olduğuna inanıyorum. Düşünüşü izleyen bir bilincimiz olduğunu asla unutmamamız gerektiğini ve gözlemleyen olarak daima orada olmamız gerektiğini savunuyorum.

Eğer kendimizi, psikolojide "otomatik düşünce" diye yer alan düşünen zihnin ellerine bırakırsak, kendimizi ondan ibaret zannetme hatasına düşebiliriz.. oysa biz sadece zihinden ibaret değiliz! Öz benliğimiz yani derin bilincimiz evrendeki "bir" olan o büyük varlığın bir parçasıdır. Öz benliğimiz doğasına aykırı bir davranış, tutum sergilemez.. ancak, kontrolü zihnimize bırakmış isek doğamıza ve bilince aykırı tutumlar sergilemeye başlarız.

Zihnimiz doğası gereği olumsuzu üretmekle görevlidir, bizi hayvandan ayıran, insan yapan bu yararlı mekanizma, kendimizi ona teslim ettiğimizde maalesef hayatımızı karartan, savaşlara neden olan karanlık bir dünya yaratmamıza neden olabiliyor.

Bir bebek ilk yürümeye başladığında yolda rastladığı bir taşa takılıp düşeceğini bilmediği için takılıp düşüyor, ama ikincisinde zihin onu depolamış ve bir daha aynı hatayı yapmaması için olumsuzu üretmiş ve ona ikinci taşı gördüğünde "bu taş kötü dikkat et ayağına takılacak" önermesi ile sentezlediği kurguyu sunuyor insana. Bu olumsuz doğaya sahip zihin, bizi aslında tüm kötü tecrübelerimizden uzak tutması gerekirken bazen de çok büyük yanlışlar yapmamıza neden oluyor.

Düşünün ki; çocukken size daima şiddet uygulayan adama benzer bir adamla karşılaştınız ,işte o an eğer kontrol bilincinizde değil de zihninizde olursa, o yine olumsuz doğası gereği ama sizi koruma amaçlı, başlayacak kurgulamaya "Bak bu adam o adama benziyor hem de galiba o, şimdi sana saldıracak, o saldırmadan sen ona saldırmalı ve ona engel olmalısın" önermesiyle tamamen tesadüf eseri benzerliğe sahip bu zavallı hiç bir şeyden habersiz adama saldırmanızı önerecek ve siz bu ilizyonla zavallı masum birine saldırmış olacaksınız.

Evet en basit örnekten yola çıkarak beynimizin işlevini düşünüşe teslim etmememiz gerektiğini asla unutmayalım.. onu, düşüneni izleyen büyük iradeye yani derin bilincimize teslim edelim. Ve düşünenin daima gözlemcisi olalım, ondan biz sorumluyuz, yani özümüzü oluşturan doğal zekamız, derin bilincimiz. Biz düşünceden ibaret değiliz!


Düşüneni izlediğinizde göreceksiniz öyle anlamsız önermeler sunuyor ki bize.. bunlar, durmadan geçmişle geleceğe projekte eden ama asla gerçeğe dayalı olmayan kurgulardan ibaret oluyorlar. Zihin, anı değerlendirirken olumsuz önermeleriyle aslında sadece bizi koruyor.. ama ne yazık ki, kendisini sadece zihinden ibaret sanan derin bilinçten yoksun zavallı varlıklar durmadan kaos, savaş ve kavga üretebiliyorlar. Ya da durmadan illüzyon içerisinde herkesi rakip görüp kardeşçe yaşanması gereken bu güzel dünyada hayatı kocaman bir yarış parkuruna çeviriyorlar.

İzleyin düşüneni, daima izleyin.. bazen onu öyle komik anlarda yakalayacaksınız ki, gülümseme ihtiyacı hissedeceksiniz.

Eğer düşünen mekanizma olmasaydı ne olurdu?... Hayvanlar gibi yaşar, tecrübelerimizden ders alamaz, hatalarımızı göremez, daha iyi bir yaşam kalitesine asla ulaşamazdık. Düşüneni takip eden bilincimiz, düşünüşün önermelerini iyi gözlemleyip yerinde değerlendirdiğinde hayat kalitemiz artar ve biz düşünceyi kullanmış oluruz, o bizi kullanmış olmaz!

Bu değerli mekanizmanın daima farkında olalım ve kendimizi ona kaptırmayalım.. sadece onu iyi gözlemleyip, onun analizlerini iyi değerlendirip, onu kendimiz ve çevremizin yaşam kalitesini arttırmak için kullanalım. Düşüneni kullananlardan olalım kendisini düşünenden ibaret zannedenlerden değil.. ki, içimizdeki o büyük ve tüm evrenle "BİR" olanla buluşalım.
 

ivrin

#1
Arkadaşlar; bu başlık eğer yönetici arkadaşlarım da izin verirlerse bir yazı dizisi başlığı olacak. Benim sizlerden ricam bu başlıkta yorum yapılmaması olacak. Tenkit veya takdirlerinizi başka bir başlıkta, bu konunun tartışılması adı altında yazınız ki yazı dizisinin akışı değişmesin. Bunun nedenini hemen açıklıyorum; Bu yazı dizisinin konusu kendimiziz, kendimiz ve zihnimizin işleyişi. Bu "kendimiz" bize asla öğretilmemiş belki de hayatın en önemli konusudur. Dolayısıyla kontrol bilincimizde değildir, ya dışşal güdümlü halde ya da zihinsel diyalog ve monologlarla bloke edilmişizdir!

Ne toplumumuzda ne eğitim sistemimiz ne de ebeveynlerimiz bizlere zihnimizi kullanmayı öğretmezler. Çünkü sistemler böyle bir gelişime izin vermemiştir ve insanlığın farkındalıksız ve güdümlü yaşamasına neden olmuşlardır ki yönetebilsinler. Yüzyıllardır bilim adamlarına rağmen itinayla saklanmış bir konudur insan zihninin kontrol edilebilirliği, dolayısıyla insanlık bu bilgiden bi-haber kendisini otomatiğe bağlamış ve güdümlü yaşamaktadır.

Oysaki o kadar kolaydır ki irademizle yaşayıp zihnimizi kontrol etmek, bir kaç zaman süren çeşitli egzersizlerden sonra alışkanlık geliştirip tefekkür ile yaşamayı öğrenebiliriz. Ben yaklaşık son 10 yılımı bunu araştırmaya verdim ve psikolog arkadaşlarımla istişarelerde bulundum, çeşitli düşünürlerin önermelerinden yola çıktım, psikoloji felsefe derken yaşamın içerisinde nelerin farkına varamadan ölüp gittiğimizi gördüm ve insanlığın çıldırma noktasına geldiği şu çağda artık kontrolü otomatik düşünceye değil de irademize vermemiz gerektiğinin tam zamanıdır diye düşünmeye başladım.

Eğer güdümlü yaşamaya devam edersek ne insanlığımızın farkına varacağız ne de savaşlar bitecek, o halde en büyük sorumluluğumuz zihin kontrolünü öğrenip duygu durum bozukluklarımızı ortadan kaldırmaktır ki sulh içinde yaşayabilen üstinsanlar olarak varlığımızı sürdürebilelim.

İşte tüm bunlardan bahsederken bu konunun bir tartışma ya da muhabbete dönüşmesini engellemek için ve bu yazı dizisinin normal akışında devam edebilmesi için, yorum yapılmamasını rica ediyorum. Ama isteyen olursa ayrı bir başlık açılıp bu konu hakkında bir tartışma alanı yaratabiliriz arkadaşlar, böylece orada bu konu hakkında kendi firiklerinizden oluşan fikir fırtınalarını da sunabilir, hatta bu yazı dizisi kaynak olarak kalmasına rağmen sizlerin beyin fırtınasıyla da çok daha gelişmiş bir düzeyde zengin bir paylaşıma da dönüşebilir o başlıkta. Bana bu konuda destek olacağınıza inanıyor hepinize saygılarımı sunuyorum..
 

ivrin

#2
NEDEN GÜDÜMLÜ YAŞAMAKTAYIZ? İşte bunu, OSHO'dan alıntımı yorumlayarak yapacağım.

Demiş ki; "Tefekkür" yönlendirilmiş düşünce demektir (KENDİ TARAFIMIZDAN YÖNLENDİRİLMİŞ DÜŞÜNCE!). Hepimiz düşünürüz; ama bu tefekkür değildir!
O düşünme yönsüz, belirsiz, hiçbir yere gitmeyen bir düşünmedir. Gerçekte bizim düşünmemiz tefekkür değildir. Freud'cuların çağrışım dedikleri şeydir. Bir düşünce, senin yönlendirmen olmadan bir başkasına yol açar. Düşüncenin kendisi, çağrışım yüzünden bir başkasına gider.

Sokağı geçen bir köpek görürsün. Köpeği gördüğün an zihnin köpekler hakkında düşünmeye başlar. Köpek seni bu düşünceye götürmüştür ve sonra zihne pek çok çağrışım doluşmuştur. Daha çocukken, belirli bir köpekten korkuyordun. O köpek aklına gelir ve sonra çocukluğun aklına gelir. Sonra köpekler unutulur; sonra çağrışım yoluyla, çocukluğun hakkında gündüz düşleri görmeye başlarsın. Sonra çocukluk başka şeylere bağlanır ve çemberler halinde hareket edersin.

Rahat olduğunda, düşünceden geriye, düşüncelerin nereden geldiğine dönmeye çalış. Geri dön, kendi adımlarını takip et. O zaman göreceksin ki, bir başka düşünce oradaydı ve bu düşünceye yol açtı. Ve düşünceler birbirleri ile mantıksal olarak bağlantılı değildir, çünkü sokaktaki bir köpek senin çocukluğunla nasıl bağlantılı olabilir?

Mantıklı bir bağlantı yoktur. Yalnızca zihninde bir çağrışım vardır. Ben sokağı geçiyor olsaydım, aynı köpek beni çocukluğuma götürmeyecekti, başka bir şeye götürecekti. Üçüncü bir kişide, bambaşka bir şeye götürecekti. Herkesin zihninde çağrışım zincirleri vardır. Her insanda bir olay, bir kaza zincire yol açar. Sonra zihin bilgisayar gibi çalışmaya başlar. Sonra bir şey diğerine gider, bir başkası yine bir başkasına ve sen bütün gün bunu yapar durursun.

Bir sayfanın üzerine aklına her geleni dürüstçe yaz. Zihninde neler olup bittiği seni şaşırtacak. İki düşünce arasında hiçbir bağlantı yok ve sen böyle düşünüp duruyorsun. Sen buna düşünmek mi diyorsun? Bu yalnızca bir düşüncenin bir başkasını çağrıştırması; düşünceler kendilerine yol gösteriyorlar. Sana yol gösteriyorlar.

Düşünmek çağrışım yoluyla değil, yönlendirildiği zaman tefekkür olur. Belirli bir sorun üzerinde çalışıyorsun. O zaman her tür çağrışımı dışlarsın. Yalnızca o problem üzerinde hareket edersin, zihnini yönlendirirsin. Zihnin herhangi bir yan yoldan çağrışıma kaçmaya çalışır. Sen tüm yolları kesersin; zihnini tek bir yola yönlendirirsin.

Bir problem üzerinde çalışan bilim adamı tefekkür halindedir. Bir problem üzerinde çalışan mantıkçı, bir problem üzerinde çalışan matematikçi tefekkür halindedir. Bir şair çiçeği düşünür. O zaman tüm dünya dışlanır ve yalnızca o çiçek ile çiçek kalır ve şair çiçekle hareket eder. Yan yollardan pek çok şey onu cezp etmeye çalışır, ama o, zihninin başka bir yere gitmesine izin vermez. Zihin tek bir çizgi üzerinde, yönlenmiş olarak hareket eder.

Bilim tefekküre dayalıdır. Her mantıklı düşünce tefekkürdür: Düşünce yönlüdür, düşünce yönlendirilmiştir. Sıradan düşünce saçmadır (VE GÜDÜMLÜ DÜŞÜNCE SIRADAN BİLE DEĞİLDİR!). Tefekkür mantıklı, rasyoneldir.


Ve insan tefekkürle insan olur!!! Güdümlü otomatik olayların akışında düşünüşlerine esir olmuş bir insan nasıl insan olabilir ki!

Düşüncesini izleyebilen, kontrol edebilen ve yönlendirebilen insan gerçek insandır!

Etkiyi bilerek ve isteyerek kendisinde yaratan insan insandır!

 

ivrin

#3
Evet OSHO'nun da dediği gibi "Hepimiz düşünürüz; ama bu tefekkür değildir!"

Diğer yandan, insanlık olarak asırlar boyu kendimizi düşünmemizin çok bencilce ve narsist bir hareket olduğuna dair hipnotize edildik, ola ki kendimizin farkına varmayalım ve zekâmızla düzenlere dur demeyelim diye.

Dolayısıyla da, içimize yönelmek, kendimizi sevmek ve özümüzle buluşup ne olduğumuzu fark etmek konusunu, belki de bir insanın yapabileceği en zor işlerden biri olarak görmekteyiz.

Başkalarıyla meşgul olmak ya da başkalarının inançlarıyla varolmak çok daha kolaydır ve tabii ki kendimizi bilmediğimizde; aldanmalarımızın tefekkürsüz düşüncelerden ibaret olduğunu kabul edip sorumluluk almak yerine, aldanmalarımızı gerçekleştiren kahramanlar arayıp bulmak daha kolay olduğu için, adına "kandırılmak" dedik ve olmayan bir kavramı yarattık!

Hipnozu onun için ret etmedik, kolaydı hipnoza kapılmak ve kandırılmak, çünkü o zaman sorumlusu biz olmayacaktık! Sorumlu biz olamayınca da tefekkür ile düşünme zahmetine de gerek kalmayacaktı.

Veee ne oldu; tefekkürlü düşünce kötü niyetlilere emanet edilmiş oldu ve onlarda düzenlerini kurdular!

Peki ya şimdi; bu cahiliye devrine son vermenin zamanı değil midir???
Uyanıp, hayatımızdaki her şeyden sadece kendimizin sorumlu olduğunu bilmenin zamanı değil midir?

 

ivrin

#4
Zihin Nedir?...
Zihin denen mekanizma niçin olumsuz doğaya sahiptir hiç düşündük mü, ya da öyle olduğunun farkında mıyız acaba?

Niçin bizi yaşamımız içerisinde karşılaştığımız her şeyde önce bize en kötüsünü sunar?
Zihin varlığıyla asıl neye hizmet etmektedir, biz ise onu ne için kullanmaktayız acaba?

Evet sevgili arkadaşlar; elimden geldiğince bu konularla alakalı bilgilerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.. lütfen sizlerde konu ile alakalı bilgi ve deneyimlerinizi bizimle paylaşın. Çünkü bu paylaşımlar farkındalık denen hazineyle tanıştıracak bizleri. Evet "farkındalık" bu belki de bir çoğumuzun yaşamı boyunca keşfedemeden ölüp gitmesine izin vermeyecek bir bilgi paylaşımı olacaktır.

Çünkü, bizler ailelerimiz ve öğretmenlerimiz tarafından zihnin işleyişiyle alakalı asla bilgilendirilmediğimiz için, kendimizi sadece zihinden ibaret sanmaktayız bu farkındasızlık bizleri ilizyonlarla yaşatıp gerçekleri kaçırmamıza neden olmaktadır. Umarım bu paylaşımlarla burada öğreneceklerimizi hayatımıza geçirir ve yaşam boyu kontrollü kurgularla zekamızı destekleriz.. umarım.
 

ivrin

#5
Sözümüz mantıktan ziyade daha geniş bir bilinç alanının keşfine dayalı.. sözümüz düşünenin ötesindeki çok daha büyük bir realiteye dayalı. Biz sadece düşünenden ibaret değiliz ama evet düşünen bir varlık olarak hayvanlardan ve tüm varlıklardan daha üstünüz! Ancak, nedense yüzyıllardır çağrışımlı düşünce yi benimsemiş ve hala duygularıyla savaşlar üretebilen zavallı varlıklarız

Farkına varacağız sırlarımızın ve yetilerimizin! Asırlardır, tabu ve mitlere dayalı olan mantık dediğimiz boyuta ulaşana kadar, işleyiş sürecinin nasıl oluştuğunu kavramamıza engel olan sistem yaratıcılarına inat, yarattıkları hipnotik toplumlardan da ne cevherler çıkabileceğini göstereceğiz dostluklar ve birliğimizle. Ve tüm dünya ya "ÖNCE İNSAN!" diyeceğiz dedirteceğiz.

Öncelikle, yazımızı okurken önyargılı bir bakış açısıyla oluşmuş bir iç-görüden ziyade, daha geniş çerçeveli bir bakış açısı ile; yine yüzyıllardır yaptığımız gibi hiç tanımadığımız bir konuyla karlılaştığımızda, alışkanlıklarımıza dayalı tepkiler ve sorgulamalar yerine, bize sunulanı kendi devasa realitemize yani büyük irademize ve onun analiz yetisine güvenerek özümsersek anlamaya gayret edeceğinizi biliyor. Ve o yüksek ön-görünüzün samimiyetiyle yazıyorum tüm bunları.

Evet, iletişim konusunda insanlara yeterli derecede ulaşabilme yetime gerçekten sonsuz güveniyorum ama yine biliyorum ki ben de bundan 10 yıl önce bin bir sorularla doluydum ama bugün en azından sabit fikirli olmayıp çevremdeki gerçek bilgeleri yeterince dinlediğim ve anlatılanı özümseyip irademle analiz ettiğim için üst-insan farkındalığımı bir hayli kazanmış durumda olduğuma inanıyorum.

Çok sevdiğim değerli bir sözü hemen eklemek istiyorum;
"Eğer iyi bir öğrenci olabilirseniz ; çevrenizdeki herkes mükemmel birer öğretmen olacaktır."

Unutmayınız ki, bilgide almak vermekten çok daha değerlidir. Yine de siz benim yazılarıma değil ama benim yazılarımı okuduğunuzda kendi iradenize ve karar yetinize güvenin, ancak bir şeyi okurken yeter ki şuna dikkat edin; acaba konuyla ilgili bir önyargınız sizin iradenizle konuyu analiz etmenize engel oluyor olabilir mi???
 

ivrin

#6
Zihin aslında, sayısız düşünce formlarını üreten düşünen kısmımızı da içerisinde barındıran bir sistem ve size geçmişten geleceğe projeksiyonlarla, biriktirdiği tecrübeleri sonucu, sizlere sunduğu çözüm önerilerini oluşturan bir mekanizma. Bu mekanizma zekanın en güçlü elemanıdır aslında. İnsanı tüm varlıklardan farklı kılmaktadır. Çünkü, o yeni yürümeye başlayan bir bebeğin ayağı ikinci kez yerde taş gördüğünde birinci taşa nasıl takılarak düştüğünü hatırlatacak ve böylece zekamız da ne şekilde taşın etrafından dolaşması gerektiğini veya ayağı tekrar takılmadan taşın üzerinden nasıl geçmesi gerektiğini bilip uygulayacağı şekilde sistemini yönlendirecektir.

Zihnimiz bize daima geçmişteki olumsuzlukları hatırlatacak ve bizde doğal zekamızla zihnimizin geleceğe projeksiyonla kurgulamasına kontrol altında izin vererek çözümler üreteceğiz. Ancak bizler zekamızı unutur ve sadece zihnimizin sürekli bıdı bıdı yapmasına izin verirsek, yani zihnimizle özdeşleşir onun bir eleman olduğunu unutursak,  bu durum düşünmenin durdurulamaz ve istem-dışı hale gelmesine neden olacağızdır. Yani tefekkürsüz otomatik düşünce ile, çağrışımla, etkiye tepki ile yaşamak zorunda kalacağızdır.

Düşünmeyi durduramamak korkunç bir derttir ve bizi ona karşı aciz kılar, ama biz bunu günlük yaşamımızda fark etmeyiz bile öyle değil mi ve yaşadığımız tüm aksiliklerin hesabını başkalarına keseriz, kahramanları vardır hep her durumumuzun ve asla sorumluluk üstlenmeyiz.. çünkü biz çoktan ipleri zihnin eline vermişiz onu öz-bilincimizle  izlemekten vazgeçmişizdir. Bu sebeple o durmadan biz farkında olmadan gürültü yapmaya devam eder çünkü kontrol ondadır. Hatta öyle zavallı bir duruma gelmişiz ki zihin artık kendi başına kararlar almaktadır ve zavallı bilincimiz varlığının farkına bile varamadan bir ömür devirip cahil ruhlar olarak sonsuzluğa intikal etmektedir.
 

ivrin

#7
Geçmişte adamın biri size saçma sapan bir nedenden dolayı tokat atmış olsun ve siz bugün ona benzeyen birini gördüğünüzde zihin "bu adam sana tokat atacak o sana atmadan sen onun kafasını kır" diyebilmektedir. Çünkü onun görevi sizin yaşamınız içerisinde sizi olabilecek kötülüklerden korumak için uyarmaktır. Ve siz kendinizi ondan ibaret zannettiğinizde yani onun bu önermesini değerlendirmeye alıp tefekkür ile düşünmek yerine, onun bu önermesi ile karar aldığınızda zavallı masum bir adamın kafasını kırabilmektesiniz. Hemen herkes bu derdi çekmektedir, böyle o normal bir durum olarak yüz yıllardır egemenliğini sürdürmektedir.. savaşlara, kavgalara, katliamlara neden olmaktadır. Oysa onun görevi sadece olumsuzları zekaya sunmak değil miydi!?

Biz ne yaptık yüz yıllardır onu kendimiz sandık, onu eleman olmaktan çıkarıp efendimiz ilan ettik. Yani insan olmamızın ayrıcalığını kullanmak yerine onu bir canavara dönüştürdük.

İşte bu ardı arkası kesilmeyen zihinsel gürültü, sizin öz benliğinize ayrılmaz bir biçimde bağlı olan, o içsel sessizlik ve sükunetinizi bulmanıza engel oldu. O ayrıca bir korku ve sürekli ıstırap gölgesi oluşturan sahte, zihin ürünü bir otomatik benlik yarattı.
 

ivrin

#8
"Düşünüyorum o halde varım" felsefesi ile kodlandığımız illüzyoni  yaşam biçimlerimizde, haklı olarak en temel gerçeği yaşadığımıza inanıyoruz. Ama aslında en temel yanlışın yaratımını yapmış ve düşünen mekanizmanın esiri olmuşuzdur. İşleyişi ona teslim etmiş düşünmeyi zeka'ya  ve kimliği de düşünmeye eşitlemiş ve düşünen mekanizmamızın ötesindeki koskoca realitemizi unutmuşuzdur. Dolayısıyla da aşikar bir ayrılık hali içinde, sürekli sorunlardan ve çatışmadan oluşan delicesine karmaşık bir dünya yaratıp, zihnin sürekli artarak parçalanmasını yansıtan bir dünyada kaybolup gitmişizdir.


İşte aydınlanma düşünen mekanizmamızın efendisi olup, asla onun bilincimize hizmet veren bir eleman olduğunu unutmadan, zeka ile bir bütünlük içerisinde huzur ölçeğimizi de kullanarak yaşayabilmek demektir. Aydınlanma otomatik söylemlerle bizi güdülmeyen zihnin esiri olarak gerçekleşemez, hem yaşamımızın ortaya çıkmamış yönü ile yani 3. boyut yaşam ile bir olmak, hem de en derin benliğinizle öz-varlığımızla bir olmaktır.
 

ivrin

#9
Aydınlanma sadece ıstırabın ve kendi içinizdeki/dışınızdaki sürekli çatışmanın bitmesi anlamına gelmez, aynı zamanda sürekli ve kontrolsüz bir biçimde sokakta kendi kendisine konuşan deli misali, kontrolsüzce düşünmenin korkunç esaretinin de sonudur. Ve inanılmaz bir özgürlük ve tarif edilemez bir huzur alanı yaratır. Çünkü artık insan düşüncelerini takip edebilen ve onları tefekkür ile yönlendirebilen varlığını keşfetmiştir. Ve böylece -Düşünüşün yarattığı duygu durumları-nın negatif enerjilerini keşfetmiş, artık olumsuz yaratımlarına kahramanlar aramamaktadır.  Artık o insan hiçbir şeyden güdümlenmeyecek ve yine hiçbir şeyin peşinden kendisinde etki ile tepki yaratarak sürüklenip gitmeyecektir. O düşüncelerinin ötesindeki varlığını, kim olduğunu fark etmeye başlamıştır.

Zihninizle özdeşleşmeniz tüm gerçek iletişimlerinizin önünü kesen silik donuk ve işlevsiz kavramlar, yargılar, etiketler, imgeler, sözcükler, tanımlamalar perdesi yaratır. Ve sizin hayatınızın bir başka güç tarafından kontrol ediliyormuşçasına algılamanıza neden olur. Ancak öz-varlığınızın kontrolündeki bir zihin, emrimize amade bize hizmet edecektir.

O sizinle diğer insanların, sizinle kendinizin ve doğanın ve tüm gerçeklerin arasına girer. Böylece ayrılık illüzyonunu yani sizin tabiattaki diğer tüm varlıklardan tümüyle ayrı olduğunuz  illüzyonunu önünüze sererek, gerçek yaşam alanınızdan alıp, illüzyoni, egosal tatminlerin beslediği kaotik alana nakleder.

Yüzyıllar boyu düşünmek hastalık halindedir çünkü sağlıklı yani tefekkür ile düşünme gerçekleştirilmemektedir. Ve insan bu hastalığı ancak bir şeylerin dengesi bozulunca fark eder, bazen de hiç fark edemeden ölüp gider. Örneğin, bedende hücrelerin bölünmesi ve çoğalması! Evet, bu yanlış değildir ama zihinsel kontrolsüz işlem tüm organizmaya aldırmadan sürdüğünde, hücreler bu kez dengesizce çoğalmaya başlar ve bizler hastalanır acılar çekeriz.
 

ivrin

#10
Eğer zihnimizi bilincimizin, doğal zekamızın nezdinde doğru bir biçimde kullanmış olsaydık, muhteşem bir mekanizmaya bir elemana sahip olduğumuzu fark ederdik. Biz onu yanlış biçimde kullandığımız için, hatta onu hiç kullanmadığımız(!) ve onun kurgularının yarattığı çağrışımlarla o bizi kullandığı için, çok yıkıcı, tahrip edici bir hale geldik. Bu bireyde tahribat toplumda tahribat demekti! Ve işte bu hastalıkta böylece ortaya gerçekmiş gibi çıktı ve tüm evrene hakim oldu çünkü bizler zihnimizden ibaret olduğumuzu zannettik. Böylece yüzyıllar boyu alet bizi ele geçirmiş ve bizi mit'lerden oluşan sanal bir dünya yaratmamıza zorlamıştır.

3. boyutu deneyimlemeye gelirken yaptığımız anlaşmanın içerisinde, bize yardımcı bir elemanımızın (zihnin) esiri olacağız anlaşması yoktu. Ama biz ne yaptık tam ve bütün halde yaşamak sorumluluğundan kaçıp, zihnimize esir olup, karmalar yarattık. Sorumlu, tam ve bütün halde yaşamak yerine, zihnin kurgularına dayalı senaryolarıyla oluşturduğumuz kimyasal etkenlerin yaşam enerjimizi sömürmesini tercih ettik. Böylesi kolaydı.. çünkü her olumsuzluğa bir kahraman üretme yeteneğimiz vardı ve onlar sorumluydular her durumumuzdan, bu illüzyon hoşumuza gitti. İşte biz bu kadar gaf içerisinde farkındalıksız yaşarken tam ve sorumlu halde olmanın etkisini bilen ama kötü niyetlilerin eline teslim ettik yaşam denen armağanı, ve asırlarca güdümlendik.

ŞİMDİ uyanış zamanı! Artık elemanlarımızın (zihinlerimizin) esiri değil efendisi olmanın hakkını vermenin zamanı. Önce kendimizi kandırıp sorumsuzca yaşamayı tercih ederken, yaşam armağanını teslim ettiğimiz kötü niyetlilerin, bu gafletimizden faydalanarak çıkardığı tüm MİT'lerden arınmanın zamanı.
 

ivrin

#11
Öyle Mitler geliştirdiler ki bir daha asla kendimize gelememeliydik ve bunu bize öyle bir güdülmediler ki tüm bunları kendi anlaşmalarımız sandık!

Dediler ki; "Başka arayışınız olmasın çünkü insanlık zaten gelişiminin en üst noktasındadır.

Peki ya bu doğru muydu?
Bir bakalım;
Michael Murphy dini incelemeleri, tıp bilimini, antropolojiyi ve sporları karşılaştırarak insan tekamülünün daha ileri aşamaları bulunduğu şeklinde ilginç bir sonuca ulaştı. Bir insan ileri ruhsal olgunluk düzeylerine eriştiğinde, sevgi, canlılık, kişilik, bedensel farkındalık, sezgi, algı, iletişim ve irade gücüyle ilgili olağanüstü yetenekler ortaya çıkarmaktaydı, olmayan bir şey nasıl ortaya çıkabilirdi ki(!) sadece üstü kapatılmış keşfine izin verilmemişti. Ama sorumlusu buna izin vermeyenler değildi, asli sorumlu içinde bulunduğu gaftan egosal bir haz ile yeterince doyuma ulaşma kaygısıyla yaşayan, üstü zihinsel örtülerle örtülü olan gerçek varlığımızdan çok uzakta olan soyut varlığımızdı. Bu MİT'ten kurtulmak adına birinci adım, varolmayan bir şeyi yaratmak değildir, sadece farkındalıkla varolan varlığımızı tam ve bütün halde tutmaktır. Ve yaşamımızdaki her şeyden sadece kendimizin sorumlu olduğuna artık vakıf olmaktır.
 

ivrin

#12
Peki başka  ne tür MİT'lere ihtiyaçları vardı bu üstü örtülü varlığımızın uyanmaması için?
Dediler ki; Bizler birbirimizden, doğadan ve kozmos'tan ayrıyız.

Peki bu doğru muydu sizce?
Bu "benden başkası" MİT'i savaşlardan, bitki ve hayvanların katli ile ve kimyasal yaratımlarla gezegenin ırzına geçilmesinden, ve insanın zihinsel yaratımı olan adaletsizliğinin tüm biçim ve ifadelerinden sorumludur!

Eğer bir insan karşısındaki insanın, hayvanın veya bitkinin dolayısıyla tüm varolanın kendisinin bir parçası olduğunu bilse idi, ona nasıl zarar verebilirdi ki?
 
Stan Grof, sıradan olmayan bilinç halleri araştırmasında şöyle ifade ediyor: "Her birimizin psişesi ve bilinci, son tahlilde, Tüm-Varolan'a eşittir. Çünkü beden ve ego ile varoluşun bütünlüğü arasında hiçbir mutlak sınır yoktur."

Era-2 zihin-beden tıbbına tezat olarak Dr. Larry Dossey'in bir insanın düşüncelerinin, tutumlarının ve şifa niyetlerinin bir başka insanın fizyolojisini etkileyebildiği, Era-3 tıbbı, duanın şifa verici gücü üzerinde yapılan bilimsel incelemelerle çok iyi bir biçimde desteklendi.

Bu durum fiziğin insanlığa güdümlenen fiziğin bilinen prensiplerine ve geleneksel bilimin dünya görüşüne göre meydana gelemezdi. Gelin görün ki kanıtların sayısal üstünlüğü bunun varlığını yüzyıllardır gözler önüne seriyor.
 

ivrin

#13
Sonra uyanmayışımıza katı bir kalıp daha yerleştirmeleri gerekti;  "Fiziksel dünya varolan tek şeydir." dendi.

Yapma yaa(!)


Bakalım gerçekten böyle mi?

Bu MİT, maddeye bağlı geleneksel bilimle ölçülemeyen, laboratuarda test edilemeyen ya da beş duyuyla veya onların teknolojik uzantılarıyla incelenemeyen herhangi bir şeyin varolamayacağını varsayar. O "gerçek değildir."
 
Böylece, sonuçta tüm realite fiziksel realitenin içine gömülür ve varlığın üzeri tamamen kalıplarla zihin perdesi arkasına gömülür. Spiritüel, ya da fiziksel-olmayan realite boyutları tamamen dışlanır.

Bu , "asırları kapsayan felsefe" çağlar, dinler, gelenekler ve kültürler arasında köprü oluşturan ve farklı realite boyutlarını tarif eden felsefi görüş ile çatışır. Bu realite boyutları en yoğun ve en az bilinçli olandan yani madde boyutundan, en az yoğun ve en bilinçli olana yani spiritüel boyuta kadar uzanagelir.
 
Ancak yine ilginçtir çok boyutlu realite modeli, süper luminal yolculuğu tarif eden, Jack Scarfetti gibi kuantum teorisyenleri tarafından ortaya atılmıştır. Diğer realite boyutları ışık hızından daha hızlı olan yolculuğu, hız sınırlarının en yüksekliğini açıklamak için kullanılmıştır. Ya da fizikçi Davit Bhom'un çalışmasını, onun fiziksel ve fiziksel olmayan çok boyutlu realite boyutunu da düşünebiliriz. Ve artık yalnızca bir teori değildir, 1982'de Fransa'da yapılan Veçhe Deneyi ile, iki birleşik kuantum parçacığının, birbirlerinden büyük mesafelerle ayrıldıklarında bile birbirlerine bağlı kaldıkları ispatlanmıştır. Eğer bir parçacık değişirse diğeri de anında ayrı şekil ve hareketle değişmektedir. Bilim adamları bu ışık hızından daha hızlı iletişimin nasıl gerçekleştiğini bulabildiğini bilmemekte, ancak bazı teorisyenler bu bağlantının yüksek boyutların giriş kapıları yoluyla gerçekleştiğini ileri sürmektedirler. Böylece, geleneksel paradigmayı destekleyenlerin  düşüncelerinin tam tersine, etkili öncü bireyler; bizim henüz insan tekamülümüzün en yüksek noktasının farkındalığına erişmediğimizi ve bizim tüm yaşamdan ayrı olmadığımızı,  birbirimize bağlı olduğumuzu, hatta tüm bilinç tayfının hem fiziksel hem de fiziksel olmayan realite boyutunu kapsadığını ortaya koyarlar. Özde bu yeni dünya görüşü zannedilen ama üstü örtülü olarak zaten kodlarımızda dahi varolan kendimizi ve diğerlerini, aynı zamanda da tüm yaşamı zamanda doğup zamanda yaşayan küçük zihinsel benliğimizin gözleriyle değil de, zekamızın ruhumuzun bilincimizin kısacası tam ve bütün haldeki ÖZ-Var'lığımızın yani gerçek benliğimizin gözleriyle görmeyi içerir. Böylece insanlar bu farkındalıkla birer birer daha yüksek ama aslında daha kendilerine doğru bir yörüngeye sıçramaktadırlar.
 

ivrin

#14
Evet, işte böyle; insanlığın sorunu derin bir biçimde zihinden kaynaklanıp gidiyor. Ya da daha doğrusu bizim zihinle yanlış özdeşleşmemizden, bizim onu kullanacağımız yerde onun otomatik işleyişine teslim olmamızdan kaynaklanıyor. Yani aslında kadim dinlerin dikkat çektikleri "nefis" tabiri ile anlatılmaya çalışılan, zihnin ta kendisidir. Amma ve lakin kadim dinlere inananlar da günümüzde, bunun özdeşleştikleri zihinlerinden farklı bir şey olduğunu sanmaktadırlar ve dışarıda bir şeytan aramaktadırlar. Akıntıya kapılıp sürüklenen farkındalığımız, içinde bulunduğumuz anda tam uyanık ve mevcut olmama eğilimimiz bir boşluk yaratıyor. Ve yararlı bir hizmetkar olarak  tasarlanmış zamana bağlı zihin bu boşluğu kendisini efendi ilan ederek dolduruyor. Bir çiçekten diğerine uçan bir kelebek gibi, zihin geçmiş deneyimlerle meşgul olup, ya da kendi ürettiği filmi projekte ederek bizi illüzyoni bir yaşam skalası içerisinde gelecek olanı bekler hale getiriyor . Biz yüzyıllardır süregelen bu kaybolmuşluğumuzda  nadiren anda gerçek yaşamın içinde burada bulunuyoruz. Oysaki fiziksel bedenimizin, değişen duygularımızın ve geveze zihnimizin ardında yatan gerçek benliğimizi ancak ve ancak andaki gerçek hayatın içerisinde tam ve bütün olarak, zihinsel perdelerimizi aralayıp hatta yırtıp ortadan kaldırarak, yüksek farkındalıkla bulabiliriz.

Zihnimiz bizim için tecrübelerinden faydalanmamızı sağlayan dolayısıyla bizi bir bölümüyle hayvandan ayıran mükemmel bir mekanizmadır aslında. Ancak, insan tekamülünün en önemli ve en değerli kazanımı asırlardır güdümlendiği gibi düşünme yeteneğimiz değildir. Düşünenin altında izleyen doğal zeka, tıpkı içgüdü gibi, yol boyunca sadece tek bir noktadadır, ne geçmişte, ne gelecekte, ne de başkalarının sorumluğunda ve etkisinde değildir. Bizim etki altında kalan kısmımız o asli realitemizi perdeleyen ve onu bize fark ettirmeyen zihinsel kimliğimizdir. Bizlerin nihai kaderi,  asli Var'lığımız ile yeniden birleşmek ve olağan fiziksel dünyadan anbean, katbekat olağanüstü değerli realitemizi ifade etmekdir. Biliyorum şimdi diyeceksiniz ki "bunu söylemek çok kolay ama biraz da uygulama konusuna gelin" evet haklısınız sadede gelelim. Çünkü gerçekten de bunu söylemek  kolaydır, ancak uygulama konusunda henüz insan tekamülünün daha ileri erimlerine erişmiş olan  insanların sayısı yeterince çok değildir. Elbette bizlere rehberlik edecek yol boyunca farkındalıkla yaşamak için yardım edebilecek kaynaklar ve öğretmenler ve bilgeler vardır. Bizler eğer bu farkındalıklarımızı kazanmak adına birer adım atarsak, kuşkusuz bildiğimiz haliyle dünya değişip çok daha iyiye doğru gidecek ve o değerli bilgeler daima rehberimiz olarak bizlerden bir adım önce sevgi varlığımıza yolculuğumuzu aydınlatan feneri tutacaklardır. Önemli olan seçimimizin sorumluluğumuzu almak kararında olmasıdır. Böylece öz-varlığımızın, farkındalığıyla ve gücüyle korkular ortadan kalkacak, tüm değerler olumlu yönde değişip ve yepyeni bir uygarlık doğacaktır. Bizler artık zihnimizin esaretinden kurtulmuş, onun sadece harika bir mekanizma olup sınırsız hizmetimizde olduğunun bilinciyle ve onu kullanarak (o bizi değil) gerçek insan olmanın doyumsuz huzurunu yaşayacağız.