Kendimizi ne sanıyoruz aslında Ne yiz?

Başlatan ivrin, 01 Nisan 2009, 02:55:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ivrin

#15
Evet şimdi bir bakalım.. insan kendisini nasıl zihninden kurtarır?...

Birisi doktora gitse ve dese ki "Doktor kafamın içinde bir takım sesler monolog ve diyaloglar var" dese, kuvvetli ihtimalle doktor kişiyi psikiyatriste gönderecektir. Oysa sizinde kendinizde daima deneyimlediğiniz gibi (bunu kendinizi gözlemleyerek tespit edebilirsiniz!)  gerçek şu ki, herkes her zaman kafasının içinde bir ya da bir kaç ses duyar.. ve onlar sürekli -andaki gerçeğimizin dışında-ki zihinsel analizlere dayalı, illüzyoni diyalog ve monologları içeren kurgulardan ibarettir: bunlar -onları durdurma gücüne sahip olduğumuzu fark etmediğimiz- istem dışı düşünce süreçleridir. Takip ettiğinizde net bir şekilde kendinizde göreceğiniz üzere bunlar kesintisiz sürüp giden monologlar ya da diyaloglardır.

Sokaklarda durmadan mırıldanan kendi kendine konuşan "kaçık" insanlar görürüz hep. Eh bu bizim ve diğer "normal" tabir ettiğimiz insanların sessizce yaptıklarından pek te farklı bir şey değildir, sadece biz bunu kaçıklar gibi yüksek sesle yapmayız, o kadar.

Bu ses daima yorumda bulunur, tartışır, yargılar, kıyaslar, yakınır, beğenir beğenmez v.s. bir sürü önerme ile bizim asli varlığımızın önünü perdeler.
Ama hiç dikkat ettiniz mi bu sesler içinde bulunduğunuz durumla alakalı olmayabilir, çünkü o durmadan geçmişte olan şeyleri yeniden canlandırır ya da gelecekte olan şeyleri imgeler.. ve yine durmadan onların provasını gerçekmiş gibi yapar durur. İşte biz henüz bu mekanizmanın esiri iken nasıl olup da öz-varlığımıza ulaşacağız ve o varlığımızın bütündeki tüm boyutlarıyla iletişim haline geçebileceğiz???
 

ivrin

#16
Yaratımdan bahsediyoruz, peki yaratım yapabilecek kadar zihnimizden arınmış halde miyiz?

Yoksa yine zihinsel imgelemelerle kendimizi mi kandırıyoruz? Yaratım yetisi zihnimizin değil öz-varlığımızındır!
 

ivrin

#17
Zihnimizin imgelemeleri zihnin olumsuz doğası nedeniyle, işlerin ters gittiğine dairdir olumsuz imgelerdir onun ötesinde bir yaratım yeteneği yoktur ama bu "vardır" MİT'i tıpkı diğerleri gibi bize asırlardır dayatılmıştır. Zihnin yaratımları olumsuz doğası nedeniyle, işlerin ters gitmesine dairdir, sürekli olumsuz imgelerinin yaratımı kaoslardan ve girdaplardan başka hiçbir şey değildir.. bunların adına endişe denir, korku denir, her türlü duygu formu denir. Formdur onlar! Ancak öz-varlığımızın yaratımları öyle mi ya, onun yaratımlarında hiçbir duygu formu yer al(a)maz, o süptil bir enejinin akışkan halleriyle yoğrularak hem yüksek farkındalık, bir o kadar da dinginlik, sükunet ve huzurla inşa eder. Ve gerçek bir yaratım yaptığımızı anlamanın yegane ölçütü yaratımımızdan duyduğumuz huzurdur. O yaratım zannettiğinizde endişe varsa, korku varsa ve sukunet ile dinginlik yoksa o sadece zihinsel bir senaryodan ibarettir!
 

ivrin

#18
Yazı dizisi devam edecek arkadaşlar ancak bir yoğunluk nedeniyle biraz ara verdim, merak etmeyin en kısa zamanda aktarmaya devam edeceğim:)

Işıkla..
 

ivrin

#19
Evet zihinsel gürültü dedik; bazen bu seslere görsel imgeler yani "zihinsel film şeritleri, çeşitli tiyatral sahneler v.s." eşlik ederler. Bu sesler o anda içinde bulunduğumuz durumla ilgili olsa bile, zihin bu durumu geçmiş deneyimlerine göre yorumlar. Çünkü bu gürültü bu ses bizim hem tüm geçmişimizin, hem de miras aldığımız ortak düşünce biçimimizin sonucu olan, konuşlanmış zihnimize aittir. Böylece, bizler mevcut duruma geçmişin penceresinden bakar, yargılar ve realitedeki durumla ilgili tümüyle çarpıtılmış bir görüş elde ederiz ama bunun zihinsel bir illüzyon olduğunu fark edemediğimizden zaten böyle olması gerektiğine inanırız. Bu sesin bir insanın en kötü düşmanı olması yaygın görülen bir durum değil midir? Ve insan, kafasında sürekli kendisine saldırıp onu cezalandıran ve yaşam enerjisini durmadan tüketen bir işkenceciyle yaşamaz mı? Bana inanmayın kendinizi gözlemleyin lütfen!  Bu durum hem tarifsiz bir ıstırap ve mutsuzluğun, hem de tüm hastalıklarımızın (psikolojik veya fizyolojik) yegane nedenidir.

..Ancak bu korkunç esaretten dolayı karabasanlara bürünmenin hali ve gereği de yoktur dostlar.. çünkü iyi haber şu ki; biz kendimizi zihnin bu korkunç esaretinden kurtarabilme ve zekamızın, öz varlığımızın nezdinde gerçek özgürlüğümüze kavuşabilme, ve varlığımızla tam ve bütün halde olabilme farkındalığına hemen şimdi burada sahip olabiliriz. Hemen şimdi bu konuda, hep birlikte gerçek özgürlüğümüze adım atabiliriz. Gelin kafamızdaki bu sesi dinleyelim arkadaşlar, bunu elimizden geldiğince sık sık yapalım. Özellikle tekrarlanıp duran düşünce kalıplarına, zihnimizde belki yıllardır durmadan çalıp duran o eski plaklara, bir dikkat edelim! İşte "düşüneni izlemekten" kastim budur! Ki bu da "kafanızdaki sesi dinleyin, orada bir tanık olarak bulunun" demenin değişik bir yoludur.
 

ivrin

#20
Ancak, bu sesi tarafsız bir biçimde ve yargılamadan dinleyin, duyduğumuz şeyleri yargılamadan ve suçlamadan dinlemeliyiz. Çünkü, böyle bir hatalı davranış (suçlayarak ve yargılayarak dinleme) aynı sesin daha büyük oranda ve daha etkin bir biçimde arka kapıdan gelmesine neden olur. Biz bu sesi dinlemeye başladığımızda  çok geçmeden bir şey fark ederiz; ses vardır ve biz onu dinleyebiliyor ve izleyebiliyoruzdur!

Bu "ben" farkındalığı ve zihnin ötesindeki kendi mevcudiyetimizi hissetmemiz, asla bir düşünce kalıbı ya da bir duygu değildir. O zihnin ötesinden varlığını yükselten asli varlığımız, derin bilincimizdir.

Böylece, düşünceyi dinlerken, artık sadece düşüncenin değil bir de "düşüncenin tanığı" olduğumuz bir bilincin farkında oluruz. Ortaya çıkan bilinç boyutuyla düşünceyi dinlerken, düşüncenin ardındaki bilinçli varlığımızı, derin benliğimizi yoğun bir biçimde hissetmeye başlarız. İşte o zaman "düşünce" üzerimizdeki gücünü tamamen yitirir ve öz-bilincin istediği zaman kullanmak üzere açıp kapatabileceği bir elemanı haline gelir.. öyle ki bilincin ona ihtiyaç duymadığında hızla batıp kaybolacak ama ihtiyaç duyduğunda sanki yeni doğan bir özellikmiş gibi yeniden varolacaktır. Yani taa ki biz ona ihtiyaç hissedip kullanmak isteyinceye kadar ortaya çıkmayacaktır. Çünkü biz artık zihnimize onunla özdeşleşerek güç vermemeye başlarız. Bu muhteşem durum da istem dışı ve kesintisiz bir şekilde düşünmemizin sonudur ama bu son bilinçli varlık ile bir halde sınırsızca yaşamanın da başlangıcıdır.
 

ivrin

#21
Bir düşünce battığında bizler zihinsel akışımızda bir kesinti ve bir düşüncesizlik boşluğu yaşarız. İlk deneyimlerimizde bu boşluklar sadece birkaç saniye sürebilir ama deneyimlemelerimiz devam ettikçe yavaş yavaş bu alan genişleyecek ve boşluklar artacaktır.. Böylece zihin artık öz-varlığın elemanı olup, istediğimiz zaman açıp kapatacağımız değerli bir mekanizmaya dönüşecektir.

Bu boşluklar ortaya çıktığında, içimizde belirli bir sessizlik ve huzur hissederiz, dikkat ediniz! Bu boşlukları yaşadığımız zamanlar tıpkı bir manzaranın güzelliği karşısında donup kaldığımız anlardaki yüksek huzur algısına benzer bir ruh durumu ile karşı karşıya kalırız. Artık gürültü yoktur! Ve durmadan devam eden sanal diyaloglardan ve monologlardan kurtulmuş, öz-varlığımızın kontrolünde tam ve bütün halde yaşamımızın tam ortasında yani içerisinde oluruz. Bu durum bizim öz-varlığımız ile bir olduğumuzu hissettiğimiz doğal halimizin ortaya çıkmasıdır ve artık zihin tarafından engellenen doğal zekamızın çalışmasının da başlangıcıdır. O bütüne dair ortak zeka ile artık işbirliği başlamıştır.

Bu uygulama sonucunda hem huzur ve sessizlik duygusu derileşir, hem de öz-varlığımız illüzyonsuz net bir tablo üzerinde kararlarını kendi gücüyle alır ve zihinden faydalanmak istediği zaman onun kurgulamasına izin verecek kadar da daima uyanık ve tam halde kalır. Artık farkındalık sahibi insanlar olmuşuzdur ve yine artık tanrısal varlığımızla, yani o tam ve bütün halimizle zihnimizin eleman olduğunu biliyor ve gerektiğinde kurgulamasına izin de veriyoruzdur. Ayrıca bu durumla birlikte, içimizin taaa derinliklerinde süptil bir sevincin yükseldiğini ve bu sevincin de tek başımıza olduğundan çoook daha büyük bir varlığın sevinci yani tüm evrenin doğal sevinci olduğunu hissetmeye başlarız. Artık perdelerimiz kalkmıştır ve her deneyimimizde tam ve bütün halde olma durumumuz artarak büyümektedir.

Bu transa benzer bir hal değildir.. çünkü bu yüksek farkındalıkta bilinç zaten hiç bir biçimde yitirilmez! Ancak bu hali yeniden iplerimizi zihnimize teslim etme kararı alırsak yitirebiliriz.

Tam ve bütün halde iken transta değil tam tersine bilinç daima uyanık ve anda'dır ama yine de başlarda bir çeşit meditasyon olarak algılanır zira artık o illüzyoni gürültüler ortadan kalktığı için, elde edilen dinginlik ve huzurun yarattığı alan bir meditasyon çalışması gibi gelebilir çünkü eski kimliklerimizden henüz sıyrılmışızdır. Ve meditasyondan çoook daha derin ve daimi yani kesintisiz ama bilinçli bir alana, yeni yeni vakıf olunmaktadır.

Bu daimi an'da, illüzyonsuz, zamandan arınmış varlığımız, bir meditasyondan çook daha etkin bir durumdur.. bunu bir meditasyonla kıyaslayarak bir ölçek geliştirebilirsiniz mesela kendinize. Şöyle ki; yaptığınız durum -bir meditasyon mudur yoksa ondan çok daha derin bir varlıkla öz-varlığınızla daimi olarak bir olma durumu-mudur analizi ile kendinizi gözlemlediğinizde, eskiden yaptığınız meditasyonlarla arasındaki farkı bir ölçek olarak kullanabilirsiniz. İşte o zaman tam ve bütün halde kalma durumumuzun asla bir meditasyonla kıyaslanamayacak kadar etkin bir durum olduğunu kavrama şansınız olacaktır. Yani gerçeğin tam da içindesinizdir bu durum asla bir meditasyon kadar sığ bir durum değildir. Ve bu durum her hangi bir sürece bağlı değildir, o artık sizin daimi olarak yaşamın içerisinde tam ve bütün olma durumudur!
 

ivrin

#22
Eğer huzurumuzun bedeli bilincimizi zayıflatmak olsa idi ve yine eğer sessizliğimizin bedeli canlılığımızı ve uyanıklığımızı ve evrenin diğer seslerini ve tüm varlığını yitirmek olsa idi, o zaman o bilince sahip olmamızın ne anlamı olurdu. Ama biz zihinsel kimliğimizle tam da onu yapmaktayız yani zihnimizin illüzyoni kurguları ve sanal yaratımları ile  bilincimizi dolayısıyla da canlılığımızı ve uyanıklığımızı yitirmiş vaziyette koskoca sanal bir dünyada yaşamaktayız. Asli olarak var iken varlığımızın farkında olmama durumu bizi illüzyonun içerisine hapsetmekte. İşte bu sebeple o yüksek bilinç boyutu asla bir trans olayı değildir.

Bu içsel birleşme yani öz-valığımızla tam ve bütün olma halimiz içinde, zihinle özdeşleşme halimizden çok daha fazla uyanıklık ve farkındalık hakimdir. Çünkü biz artık tümüyle yaşamın içerisinde net bir şekilde mevcut oluruz.. sahte diyalog ve monologlardan (gerekmedikçe) uzakta ve gerçeğin taa içinde varoluruz. Bu demek değildir ki "istediğimiz zaman hayal kuramayacağız" elbette eğer istersek zihnin hayal kurmasına istediğimiz kadar izin verebiliriz;) ama kontrol bilincimizde ve daima gözlemleyen olarak varolma halinde bunu gerçekleştireceğiz.. ve bir daha yaşamımızı zihne kaptırmayacağımızın da bilincidir bu aslında! Bu durum, ayrıca fiziksel bedene yaşam veren, enerji alanının titreşim frekansını da hızla yükseltir ve yaşam enerjisi zihinsel illüzyonlarla oluşan duygu formları yüzünden sömürülmemiş olur.

İşte böyle dostlar; düşüneni  yani zihni izlemeyi ve onun kontrolsüz bir biçimde bizi istediği gibi yönetmesine izin vermemeyi bir kapı olarak görebiliriz. Bu kapı öz-varlığımıza giren temel kapılardan biridir hatta ilk giriş kapısıdır diyebiliriz. Sanırım bu ilk giriş kapısı konusunda yeterince açık ifadelerle hem fikirlerimi hem de deneyimlerimle de pekişmiş olan bilgilerimi paylaştım zannediyorum. Bundan sonraki yazılarımda farklı giriş kapılarından bahsetmeye çalışacağım dilim döndüğünce ve öğrendiklerimden aklımda kaldığınca. 

Örneğin bundan sonraki yazımda "Düşüneni izlemek" yerine ayrıca bütün dikkatimizle AN'da yani daima burada olduğumuz yerde kalmaya odaklanarak da, o kontrolsüz düşünceler silsilesinden kurtulup, o esaret zincirinin süregitmesinde  kesinti ve boşluk yaratabileceğimizi işleyelim. Ve böylece zamansız sonsuzluktaki her şeyi bilen olduğumuzun ispatlarını daha çok görelim;) Çünkü zamandan tam olarak arınmayı başardığımız gün artık tüm olanı bilen hale gelebileceğiz. Ama tabi başlangıç olarak yapabileceklerimizin en temeli 3.boyutta iken zamansızlığı hızla kavramaktır.

Şimdilik bu kadar Melekler bundan sonraki yazıda buluşmak üzere sevgiler..
 

ivrin

#23
Evet sevgili arkadaşlar, dünyevi işler biraz biraz hafiflemeye başladı.. gerçi tempo devam ediyor ama ben yinede yavaş yavaş yazı dizime zaman ayırabileceğimi düşünüyorum, elimden geleni yapacağımı zannediyorum.

Yalnız başlamadan önce bir açıklama yapmak istiyorum; tüm bu yazdıklarımı farketmek ve uygulamaya çalışmak başkadır, bu yazdıklarımın kendisi olmak ise çok başkadır. Kendisi olmaya da deneyimlerimizle başlayabiliriz, deneyimlemeden ne olacağını hiç birimiz bilemeyiz. Ben deneyimlediklerimi aktarmaya çalışıyorum dostlarım ama deneyimlerimin içerisinde süresiz kalma konusunda yüzde yüz başarı oranının sınanması çalışmalarını doğrusu küçümsüyorum. Zira hepimiz olma yolundayız ve birbirimizi sınamak değil asıl hedefimiz, kendimizi sınamaktır!

Deneyimlemek, sınamak ve olmaktır hedefimiz ama kendimizi, sadece kendimizi!

Deneyimlerini aktaran birine "konuşuyorsun ama bakalım uygulayabiliyor musun" tarzında bir had bildirme çabası bir baskılama yöntemi sadece bize ondan akacak olan deneyimlerinin getirilerini kaybettirir kanaatindeyim. Ve burada bir başka gerçek daha ortaya çıkar; bu sorgulamayı yapanın asıl hedefinin "ol"maktan ziyade yargılamak olduğu gerçeği:( işte o zaman "sevgi" ve "bir"liğe olan bakış açısı da ortaya çıkar ki, bu da "toplu bilincimizde fireler mi oluşuyor?" sorularıyla bizi geriletir. Amacımız bütünün hayrına ise, sorgularımız kendimizi geliştirmeye ve "bütünün hayrına daha nasıl faydalı olabiliriz"i inşaa etmeye yönelik olmalıdır.

Bizimse niyetimiz bu olmamalı! Yani kusur arayıcı bir hal ve tavır içerisinde paylaşımlarını aktaranları sınamak olmamalı amacımız. Ben kendi adıma buna çok dikkat edeceğimi buradan hepinizin şehadetinde aktarıyorum dostlarım.

Dostlar bu genel bir yorumdur ve kimseye cevap hakkı doğuran bir ileti olma durumunu içermemektedir, bu mesajı alması gereken ilk kişi de kendimimdir. Öğüdüm banadır ve "ben/biz/bir" olan herkese:)

Ben bazen bu tür gaflara düşen dostlarla karşılaşabiliyorum ya da bu gafları ben yapabiliyorum, yani beni sınayarak benimle isbata çalışmaları ya da benim başkalarını sınayarak "acaba söylediklerini kendileri "ol"muşlar mı" gafletiyle kendime/kendilerine/kendinize hiç bir zaman gerçeği ispatlayamayacağızdır. Ancak tüm bunları kendileri/kendiniz/kendim deneyimleyip ispatlayabiliriz. Dedim ya tesbit başka şeydir tesbit ettiğinizi "ol"mak başka. Bırakalım birbirinizin ne kadar "ol"duğunu sorgulamayı ve birbirimize had bildirmeyi, gelin sadece kendimiz ne kadar olabiliyoruzun derdine düşelim. Çünkü isbatı sadece kendimizdedir!

Ben şahsım adına bana bu tavrı sergileyebilecek potansiyelde varlıkların şimdiden zaferini kutluyor ve kazandıklarını tüm bunlar yaşanmadan ilan ediyorum ve sevgimle onları ve kendimi tüm hatalı süreçlerimizden dolayı sonsuz bağışlıyorum.. zira bir yarış içrerisine girecek vakti kendime hak görmüyorum af edip, tesbit ettiğimi "ol"mak adına, durumun içerisinde yer almayı düşünüyorum. Daha olmadı susar giderim ama böyle bir yarış içerisinde, asla olgunlaşabilmem için ayırabilceğim zamanları böyle işlevsiz bir yarışa ayırmaya hakkım yoktur diye düşünüyorum.

Sevgililerim..
 

ivrin

#24
Evet şimdi, dikkatimizi bulunduğumuz an'a vererek düşünce akışında kesinti yaratabiliriz böylece ortaya çıkan boşlukta gerçek varlığımızla baş başa kalma alanımız ortaya çıkar.. bunu ancak içinde bulunduğumuz anın yoğun bir biçimde bilincine vararak yapabiliriz. Bu uygulama hayatımızda hiç yaşamadığınız kadar derin bir doyum ile varlıkla içsel birleşme sağlar. Bu yolla bilincimizi zihinsel faaliyetlerden uzaklaştırır ve son derece uyanık ve farkında olduğumuz, aynı zamanda da gerçek dışı düşünmediğimiz, varlığın kontrolünde bir düşüncesizlik boyutu yaratırız. Şimdi hemen şöyle bir soru yöneltebilirsiniz "yaşamın içerisinde an'a odaklanmak kolay olacak belki çünkü onun bir sürü veçhesi var, çevremiz yaşamın içindeki diğer varlıklarla dolu ama, ben bir zindandaysam ne olacak?" Şöyle ki; nerede isek oranın tüm veçhelerine dikkatimizi vererek ve varolana yorum getirmeden sadece varlığının farkında olarak. Evet eğer bulunduğumuz ortam bir zindansa ve karanlıksa bile, orada olmamızı sağlayacak olan o karanlığa ve o karanlığın içindeki varlığımıza dikkatimizi vererek bunu yapabiliriz. Hatta sadece nefesimize ve yaşıyor olmamızın gerçeğine, bedenimize odaklanarak belki de ellerimize, kokumuza, ayaklarımıza, tüm organlarımıza.. ve içindeki yaşam enerjisine odaklanarak. Sıcaklığımıza mesela! Ama onun nasıl oluştuğuna değil olmasına odaklanarak. O vardır ve buradadır, hemen şimdi, burada. 
 
Günlük yaşamımızda ise bunu, normalde yaşama vasıta olan rutin bir faaliyete bütün dikkatimizi vererek yapabiliriz, böylece onu kendi başına bir amaç haline getirerek de uygulamış oluruz. Örneğin işyerimizde, evimizde ya da bir alışveriş merkezinde, merdivenleri çıkarken veya inerken, teker teker her adımımıza veya hareketimize, hatta nefes alış verişimize bile çok dikkat ederek bunu uygulayabiliriz.. ve tümüyle burada ve bu anda oluruz.. adımlarımızın tabanında hissettiğimize odaklanabiliriz. Ya da yediğimiz yemeğin dilimizde ve damağımızda bıraktığı hisse (lezzet veya tat demiyorum dikkat edin, o güdümlü bir algının yarattığı his de olabilir, ispatı da herkesin gustosu kendi etrafındaki güdümlerden nasibini alarak şekillenmiştir ki damak zevki diye bir form vardır.) sadece yediğimiz yemeğin organik olarak dilimizde damağımızda oluşturduğu hisse, yani yorumsuz ve lezzetsiz olana odaklanabiliriz (lezzet deneyimleri yorum katar!).  Ya da ellerimizi, yüzümüzü yıkarken bu faaliyetle ilişkili tüm bedensel ve duyusal algılara odaklanabiliriz, suyun dokunuşuyla elimizde yarattığı hisse, suyun sesine, sabunun kokusuna ve ellerimizin birbirine değerkenki hissine hareketlerinin şekline odaklanabiliriz. Ya da çalışma masamıza oturduğumuzda çalışmaya başlamadan önce bir kaç saniye nefes alış verişimizi izleyebiliriz tüm dikkatimizi sadece nefesimize vererek, yaşam enerjisinin nasıl içimize doğru akıp geçtiğini, ve oksijenin vücudumuza girerken ki hissini algılayarak. Kısacası yaşama dair tüm veçhelerle tam ve bütün olarak orada onları hiç yorumlamadan sadece yaşayarak zamansız gerçeğin içine dalabiliriz. Böylece varoluşun ,içerisinde o muhteşem gerçek ve devasa gücü düşüncelerimizin dilini damağını kurutur, siz tam ve bütün halde iken düşünüş gerçekler karşısında susar.

Deneyimleyelim arkadaşlar ve sessiz ama güçlü mevcudiyetimizin farkında olana değin deneyimleyelim, çünkü güdümsüz olmayı tefekkür ile düşünmeyi ancak bu yüksek farkındalık sayesinde öğrenebileceğiz, işte bu ilk adımlardan birisidir tıpkı bundan önceki sunduğum varlığa giriş adımı gibi. Aksi takdirde zihnimiz farkında olmadığımız her anımızdan oluşan boşluğu değerlendirecek ve egemenliğini otomatik olarak yeniden kuracaktır.

"Peki bu uygulamada başarımızın ölçüsü nedir?" dediğinizi duyar gibiyim, başarımızı tek bir ölçütle  ölçebiliriz; içimizde duyduğumuz sessiz gürültüsüz zihnin bıdı bıdısı olmadan, sadece siz olduğunuz ve varlığınızın tümüyle tam olduğunuz huzurun derecesiyle. Evet artık illüzyon yoktur çünkü andasınızdır, yaşamın ta içinde. Ve şu an başımıza bir olay gelse bunu çözecek olan zekâmız,  derin bilincimiz, varlığımız devrede olacaktır.. yani güvendeyizdir. Ve  zihnin stilizasyonları olmadan çağrışımsız ve güdümsüz sadece anda olana, direk çözüm ile müdahale etme şansımız da vardır artık.  Varlık kendi gerçeğine en uygun olanı bilmektedir, güdüsel yeteneğiyle kendi tabiatını bilmektedir, çözümü bilendir, kısaca o bilendir ve hızla çözümünü zihnin gölgesi altında kalmadan üretmektedir. Korkmayınız, içinde bulunduğunuz en kötü durum dahi olsa, zihnin stilize ettiği önermeleri olmadan da durumu çok daha kesin çözümlerle çözümleyeceksinizdir. Hatta bugüne kadar hiç deneyimlemediğiniz kadar kesin çözümlrle. Çünkü varlık varolana dair olanı en net ve katışıksız halde bilendir. O yaşama dair olan her şeyi bilendir, o zaten yaşamın kendisidir. Artık gürültüden bağımsız ve yüksek bir idrakle her daim düşüneni kontrol altında tutabileceğimizin de bilincindeyizdir.
 

ivrin

#25
Aydınlanmada ikinci en önemli adımımızı böylece deneyimlemeye başlamış oluyoruz sevgililer.. ve artık biliyoruz ki zihnimizden ayrılmayı ve onu kontrol etmeyi yani onunla özdeşleşmemeyi başarabiliyoruz. Hatta başarı ne demek bu durum aslında bizim doğal yetimiz;).. başarmak, olmayan bir şeyi ortaya koyma konusunda kullanılabilir ama bu durum bizim doğal yetimiz, zaten varolan bir şey. Sadece yüzyıllar boyu yani asli kimliklerimizi terk ettiğimizden bu yana, farkındalık sahibi ama kötü zihniyetli patronların tasarımları olan bize yüklenen bilgi ve mitlerin de yardımıyla, biz bu yeteneğimizi tamamen unutmuştuk. ama şimdi hatırladık ve zihnimiz avuçlarımızın içinde artık.. ve biz zihnimizi durdurabiliyoruz, kodlayabiliyoruz, kısacası biz onu kullanabiliyoruz o bizi değil! Dolayısıyla bize zarar veren duyguların oluşumuna izin vermiyoruz veya diyelim ki bir an durum kontrolden çıktı ve duygulandık bu duygularımızı dönüştürebiliyoruz.. hatta öyle ki o duyguların enerjileriyle tedavi bile olabiliyoruz. Zihnin söylemleriyle değil artık kendi irademizle kararlar alıyoruz, böylece o bize artık eskisi gibi öfkelenmemiz gerektiği önermesini veremiyor.. çünkü düşüncelerimiz bilincimizin kontrolünde, böylece olumsuz duygu oluşturacak düşünceler üretmiyoruz. Veee artık düşüncelerimiz sonucunda ortaya çıkan, duygularımızın salgılamamıza neden olduğu, zarar veren salgılardan da uzak duruyoruz. Örneğin stres altındayken mide asidimizin yükselmesini önlemiş oluyoruz;) ya da aşırı heyecan dolayısıyla taşikardi ile nabız düzenimizi bozmuyoruz, hepimizin de bildiği gibi bunlar vücudumuzun ömür törpüleri. Yani -tek bedende sonsuz yaşam enerjimiz-i tüketen formlar. Ama yine de istediğimiz zaman onun kurgulamasına izin verip kurgularından ve analizlerinden yani stilize ettiklerinden faydalanabiliyoruz, ancak artık asıl kararı bilinçli varlığımız öz-varlığımız veriyor:) yani tefekkür ile düşünmenin sonucunda elde edilen en sağlıklı kararı asli varlığımız tüm evrenle bir olan doğal zekası ile veriyor!

Artık düşünce akışımızda her yarattığımız boşluk, bilincimizin ışığını güçlendiriyor olacak.. böylece bir gün kendimizi, kafamızdaki sese küçük bir çocuğun maskaralıklarına gülümsediğimiz gibi gülümserken buluvereceğiz:) bu bizim artık zihnimizin içeriğini çok ciddiye almadığımız anlamına gelir.  Onun sadece bilincimizin kullanmak istediğinde açıp kapatacağı bir mekanizma, bir eleman olduğunun bilincinde olacak ve artık benlik duygumuzu ona dayandırmayacağızdır.
 

ivrin

#26
Zihnimiz sadece bir alettir önce buna bir vakıf olalım arkadaşlar ve orada belli bir işte kullanılmak üzere bulunmaktadır! Ve bu iş tamamlandığında biz bu aleti kapatıp bir kenara bırakabiliriz.. ve onun olumsuz doğası gereğiyle bize söyledikleri olumsuzluklara artık gülüp geçebiliriz ya da onun önermelerini öz-bilincimizin kontrolünde değerlendirebiliriz. Onun işaret ettiği tehlikelerin artık bilincimizin kararıyla doğru olup olmadığını kontrol eder ve gerçekten AN'da tehlike varsa doğal zekamızın incelikleriyle ve de sevgiyle, huzurla gerçek bir insan olarak çözüme gideriz. Böylece yıllar önce bize kötülük yapmış bir insana benzeyen diğer bir insan gördüğümüzde onu cezalandırmaya da kalkmayız:)) Tam tersine her gün gördüğümüz insanı bile sanki ilk defa görüyor ve deneyimliyormuşuz gibi görmeye başlarız, böylece geçmiş ve gelecek sentezli bir illüzyon ile değerlendirme gafından sonsuza değin kurtuluruz. Dün bize karşı hata yapan birini bugün af etme durumu yaratmadan dünün şu an olmadığı bilinciyle yeni bir günde "pardon" yeni bir AN'da yeni realiteyi deneyimleriz. Tertemiz koşulsuz ve yargısız olarak.

Çoğu insanın düşüncelerinin yüzde 80 ila 90'ının sadece yararsız ve boş, ve sürekli tekrarlanan düşünceler olmakla kalmadığını, bunların çoğunun zararlı düşünceler olduğunu biliyor muydunuz? Zaman içerisinde hep beraber deneyimleyerek göreceğiz. Düşüncelerimizi daima gözlemleyelim ve onu başı boş bırakmayalım,  böylece yaşam enerjimizin de içimizden boş yere sızıp gitmesine izin vermeyelim arkadaşlar:)
 

ivrin

#27
Duygu ruhsal değildir, doğar ve ölür. Bir düşünceyle doğar diğer bir düşünceyle batabilir veya şekil değiştirebilir, duygu "form"dur ve bedenin  düşünceye tepkisidir o kadar. Ama sen bu bedenin hatalı düşüncelere daha ilk tepkisini farketmezsen, o uyarı vermeye hızla devam eder ve salgıları da arttırarak devam eder, öyle ki bir çok insan üzüntüden ölümcül hastalıklara yakalanır.

Beden uyarı verrir düşüncemize, yani aslında duygular bize "hatalı düşünüyorsun" demenin bir başka yoludur. beden lisanını kullanır tüm çabasıyla ama biz duyguları kaderimiz gibi görmeyi tercih ederiz çünkü bunda düşüncelerimizin sorumluluğunu alma durumumuz yoktur. Deneyimleyin en kızgın anınızda düşücenizi değiştirdiğiniz an duygu değişir! İşte o anda tam o anda onu bir şifa enerjisine dahi dönüştürebiliriz. Bunlara ilerki yazılarımda değineceğim.

Sevgiyle..
 

ivrin

#28
Kesintisiz, istem dışı düşünmek nedir diye sorsanız "bir bağımlılıktır!" cevabını verirdim size. Sadece bir bağımlılık.

Peki bir bağımlılığın tipik özellikleri neler olabilir?
Gelin birlikte tespit edelim şimdi; en basit ifadeyle bizler artık onu bırakma seçimine sahip olmadığımızı zannederiz ve o bizden çok daha güçlü görünür, ona karşı direncimiz yoktur. Üstelik bize sahte bir haz duygusu verir ve egosal bir tatmin boyutu algısı deneyimletir ama o sadece bir algıdır ve asla doyuma ulaşmaz. En kötüsü de, önünde sonucunda kaçınılmaz bir biçimde acıya dönüşecek bir haz olmasıdır.

Peki öyleyse neden düşünceye bağımlıyız?
Çünkü biz, yüzyıllar boyu onunla ayrılmaz bir biçimde özdeşleşmişiz! İşte bu da, benlik duygumuzu zihnimizin faaliyetinden ve içeriğinden aldığımızı ortaya koyar. Çünkü düşünmeye son verdiğimiz anda bizim de varolmayacağımıza inanır ve varlığımızı korumak adına durmadan düşünür düşünür düşünür dururuz. Ama ne olursa olsun sessiz bir deli misali durmadan düşünürüz. Kimliğimizi zihne eşitlediğimiz için asli kimliğimizi göremeyiz bile.

Biz ne yiz? Zihinden ibaret bir kimlik mi, yoksa varlığı tüm varolana eşit olanla birlik içerisinde ve yaşamın tüm veçhelerini bilen olarak özünde taşıyan kıymetli bir varlık mı? 

Halk arasındaki düşünmeyen insanın deli olduğu söylentileri de bizde korku yaratıp düşünmeye zorlamıştır bizleri ama gerçek delilik, kontrol edilemeyen sürekli gürültü yapan, susturulamayan bir zihinle yaşamaktır arkadaşlar. Ve yine gerçek delilik zihnin illüzyonlarıyla ortaya çıkmış senaryolarla hayatı kontrolsüzce ve asli gerçeğinden uzak kurguları gerçeğimiz zannederek yaşamaktır.

Psikologlar insanları bu delilik hastalığından kurtarmak için, onlara zekâlarını fark ettirerek akıllarını kullanmayı öğretirler ama tabi gelir elde etme kaygılarıyla da bunu kısmen öğretirler. Yani aslında onlar doktor değil akıl hocalarıdır, insanlara düşünce sistemini kullanmayı öğreten birer öğretmendirler. Ama bizlerin zihnimizi kontrol altına aldığımızda bu öğretmenlere ihtiyacımız yoktur.

Bizler büyürken kendimizle yani kim olduğumuzla ilgili -kişisel ve kültürel koşullanmamıza dayanan- bir takım zihinsel imajlar oluştururuz. Oysa ki bu bir hayalet benliktir yani "Ego"'dur. O sadece zihnimizin faaliyetinden oluşur ve yaşamını ancak kesintisiz düşünmeyle sürdürebilir. "Ego" terimi farklı insanlara farklı şeyler ifade edebilir ama o aslında zihinle bilinçsizce özdeşleşip bu özdeşleşmenin sonucunda da yaratılan sahte benliktir. Gözlemleyin kendinizi ve bakın kendiniz görün ne tür zihinsel imajlarla donanmış olduğunuzu ve ne tür sahte birer kimliklere büründüğünüzü.


Ego, daima geçmiş ve gelecek ilizyonlarıyla zamanda seyahat ederek varlığını sürdürebilir çünkü o hiç bir zaman anda mevcut olamaz, çünkü anda sadece gerçekler vardır o ise zihinsel kurgularla oluşmuş bir hayalettir. Dolayısıyla o geçmişi geleceğe projekte ederek yeni senaryolarla varlığını sürdürür. Gerçeğin bu tam tersine çevrilişi, egosal zihnin bu kadar bozuk işlevli oluşunun nedenini yaratır. O daima geçmişi canlı tutarak varolmak zorundadır.. çünkü o varlığının sürmesini sağlamak ve orada bir tür rahatlık veya kurtuluş ya da doyum aramak için kendisini sürekli geleceğe projekte etmek zorundadır.

Der ki zihin; "Bir gün şu veya bu gerçekleştiğinde, ben çok iyi, çok mutlu, huzurlu ve güvende olacağım". Ve sanki şimdiki an ile, yani yaşanan an ile ilgileniyormuş gibi görünse de, onun gördüğü şey net olarak şu anda olanlar değildir. Zihin AN'da yaşananları geçmişin gözüyle değerlendirme yeteneğinden dolayı, yaşananı yüzde 90 veya tümüyle yanlış algılar. Ya da, yaşanan an'ı "hedefe götüren bir araç" haline indirger. Ve dikkat ediniz ki bu daima zihnin "projekte ettiği" gelecekte yatan bir hedeftir. Haydi gelin şimdi zihnimizi gözlemleyelim ve bunun nasıl işlediğini kendimizde deneyimleyerek görelim. Bunu hemen şimdi yapalım. Evet evet hemen şimdi. Bırakın okumayı ve bunu deneyimleyin! Ve göreceksiniz ki özgürlüğün anahtarı sadece şu an'dadır.

Ama siz zihninizden ibaret olarak yaşamaya devam ettiğiniz sürece yani kimliğinizi ona eşitleyip kendinizi ondan ibaret zannettiğiniz sürece, hem an'da olanların tamamını net göremeyecek, hem de öz-varlığınızla yani asli realitenizle asla buluşamayacaksınız demektir. Farkındalığınızı kazandığınız gün, bugüne kadar yaşadığınız silik hayatın anlamsızlığını daha net ortaya koyacaksınız.. ve an'da yaşama dair ve asli varlığınızın gerçeklerine dair kaçırdıklarınızdan dolayı kim bilir belki de hayıflanacaksınızdır.
 

ivrin

#29
Evet dostlar, artık 2 farklı kapıyla içsel alanımıza girerek zihnin hakimiyetini ele geçirmeyi öğrendik öyle değil mi ve zekamızın kontrolünde net ve berrak bir yaşamla, zekanın yetenekleriyle çözümler ortaya koyarak sorunlarımızı da bertaraf edeceğimizi de biliyoruz artık.

Ancaaak, zihin hakimiyeti bilincin tekamülünde sadece bir aşamadan başka bir şey değildir. Bizim artık çok hızla bir sonraki aşamaya geçmemiz gerekir; aksi takdirde yüzyıllar boyu bir canavara dönüşmüş olan zihin tarafından yeniden yutulabiliriz ve yok edilebiliriz. Çünkü düşünmek ve bilinç eş anlamlı değildir arkadaşlar. Düşünmek bilincin sadece küçücük bir veçhesidir ve aydınlanma da düşüncenin çok çok üzerine yükselmek demektir. Aydınlanmış varlık düşünen mekanizmayı sadece gerektikçe kullanan varlıktır ve asla düşüncenin altındaki bir düzeye inmek, bir hayvan ya da bitki düzeyine inmek değildir. Aydınlanma düşüncenin çoook çok üzerine yükselmektir.