Haberler:

🎉 BaskalarinaHizmet.com 17. Yaşında! 🎉

Ana Menü

Kaderi sorgulamak

Başlatan Enginbaysan, 06 Kasım 2025, 18:38:23

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Enginbaysan

İçerik yükleniyor…


"Kader" dediğin şey, sorumluluktan kaçmak için uydurulmuş en zarif bahanedir.
Geleceği yazan ilahi bir kalem yok; kendi hayatımızın yazarları biziz.
İnsan, attığı her adımla kendi yolunu şekillendirir.
Eğer kader olsaydı, düşünmenin; seçmenin; çabalamanın bir anlamı kalır mıydı?

Bazıları 'yazılmış' der, ben ise 'yazıyorum' diyorum.
Yaşadığım hiçbir şey bir planın sonucu değil; kendi seçimlerimin yankısı.
Kader varsa özgürlük yoktur; özgürlük varsa kader susar.

Ben, kaderi değil;
iradeyi savunuyorum.
Ve biliyorum ki insanın sonu, boyun eğdiğinde değil, karar verdiğinde başlar."

bozadi

Son zamanlarda çeşitli mecralarda sıkça karşılaştığım bir tartışma konusu bu. Özgür irade var mı, yok mu...

Ben Ra-Kasyopya öğretisine olan ilgim, sevgim ve bu bilgilerle uyumlu olan sezgim nedeniyle, özgür iradenin varlığına sonuna kadar inanıyorum.

Hint kökenli Advaita (non-duality, ikisizcilik, bircilik) hakkında yorum yapan bazı şahısların "Birey aslında mevcut olmadığı için, bireysel özgür irade diye birşeyden bahsetmek anlamsız" şeklinde yorum yaptıklarını fark ettim. Benim çok sevdiğim Advaita üstatlarından olan Maharaj da bireylerin varlığının geçici olduğuna sıkça dikkat çekiyor (birey, tek olan varlıktan geçici olarak bir uzantı şeklinde çıkıyor ve eninde sonunda tümsel varlıkla tam birleşmeye dönüyor; varlığının hiçbir noktasında da tümsel varlıktan tamamen ayrı veya bağımsız bir varlığı yok). Ve hatta Maharaj'ın söylediği bazı şeyler de sanki özgür iradenin varlığının reddi gibi görünebilir ama ben bu konuyu "Ben O'yum" kitabında ayrıntılı olarak inceledim ve Maharaj'ın özgür iradeyi kesinlikle reddetmediğinden emin oldum.

Maharaj, aydınlanmış bir insanın tek bir yasaya itaat ettiğini ve o yasanın da "özgürlük yasası" olduğunu söylüyor. Varlığın (=farkındalığın) tamamen özgürlük prensibine dayalı olduğunu vurguluyor. Nitekim Ra-Kasyopya öğretisinde de "özgür irade yasasının" ne kadar temel bir yasa olduğuna dikkat çekiliyor.

Non-duality (advaita, ikisizcilik) öğretisine inandıkları halde özgür iradeye inanmayanların bu konuda şu tür düşünceleri olduğunu fark ediyorum:

- İnsanlar egolarının (sahte benliklerinin) aldatmacaları ve esareti içinde yaşıyorlar. Dolayısıyla onların gerçek manada bir özgür iradeleri olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.

- Aydınlanmış varlıklar, varlığın yasalarına itaat ediyorlar, kendi şahsi eğilimleriyle hareket etmiyorlar. Dolayısıyla onların durumu da özgür iradenin varlığını doğrulamıyor.


Bu üstteki her iki gerekçenin veya gözlemin de özgür iradenin yokluğunu kanıtladığını hiç sanmıyorum. İnsanların binlerce yıldır negatif varlıkların köleleri haline gelmiş olmaları, insanların kendi özgür iradelerini kullanış (veya kullanmayış) şekillerinin bir sonuçları. Özgür irade var demek, kişi asla esaret deneyimi yaşayamaz demek değil. Özgür irade iki tarafı da keskin bir kılıç gibi. Dikkatli kullanılmazsa, kişinin kendisine de zarar veren sonuçlar üretebiliyor doğal olarak.

Pozitif manada aydınlanmış varlıkların evrensel bazı yasalara, örneğin sevgi/birlik diyebileceğimiz bir tür yasaya uydukları doğru ama bu onların başka türlü davranma "hakları" olmadığı anlamına gelmiyor. İstedikleri gibi davranmakta özgürler ama onlar o şekilde davranmayı "seçiyorlar".

Bunun dışında, özgür iradenin varlığını test etmek amacıyla yapılan bazı bilimsel deneylerde (Libet deneyi başta olmak üzere) özgür iradenin yokluğuna işaret eden sonuçlar alındığı iddia ediliyor ama bu deneylerin sorunlu tarafları da tespit ediliyor yine bilim camiası içinde.

Bu arada, daha önce forumda bazı tartışmalarda konusu geçtiği gibi, bir varlığın "olmama" (yok olma) seçeneği bile mevcut. Hem Kasyopya celselerinde, hem de Michael Newton'un "Ruhların Kaderi" adlı kitabında, aşırı derecede dejenere olan ruhların yok oluşuyla ilgili bazı açıklamalar geçmişti. Yani varlık ve varlığın bireysel uzantıları o kadar tam bir özgürlüğe sahipler ki, bu özgürlüğe yok olma özgürlüğü bile dahil.

Michael Newton ve benzer yazarların, on binlerce reenkarnasyon ve ölüme yakın deneyim raporlarının ve yine elimizdeki kanal bilgilerinin açıkça işaret ettiği gibi, ruhsal tekamülde özgür irade çok temel bir önem taşıyor.

Varlıkların bilinç düzeyleri arttıkça, özgür iradelerini giderek daha geniş çaplı veya daha derin şekillerde kullanabiliyorlar.

bozadi

Grilerin ve kaçırılmaların insanların "iyiliği" için olduğunu savunduğu için feci şekilde gıcık olduğum Dolores Cannon adlı rahmetli kadının "Ölümün Ötesi" adlı kitabının varlığını bildiğim halde bir türlü okumamıştım (önyargımın da etkisiyle). Nihayet bir süredir bu kitabı okumaya başladım ve henüz başlarında olmakla birlikte, tahminimden iyi çıktığını söyleyebilirim. Bu kitap da tıpkı Michael Newton'unkiler gibi epeyce vaka raporu alıntıları içeriyor.

Kitaptan özgür irade konusuyla ilgili bir kısmı burada paylaşayım:

Alıntı YapS: ... Tekrar dünyaya dönüp bir bedene girmeniz zorunlu mu, yoksa bir seçime sahip misiniz?

Y: Hayır, çünkü zorunluluk diye bir şey yok. Eğer bu en uygun şey ise, evet; o zaman bu yapılacak en iyi şeydir. Ancak, bir varlığın enkarne olmak zorunda olduğunu söyleyen bir yasa yok, çünkü bir varlığın ebediyen yeniden enkarne olmamayı seçebileceğini kim söyleyebilir? Bu işin içindeki yaşam-gücüne bağlı bir şeydir. Ben burada kalıp öğrenimime devam da edebilirim ya da dünyaya geri dönebilirim. Sanırım, geri döneceğim. Burada hissettiğim huzura bakıyor ve yeni mücadelelere hazır olduğumu düşünüyorum.

S: Ne zaman geri döneceğinizle ilgili bir karar veriyor musunuz?

Y: İhtiyacıma uygun olduğunu hissettiğim birini bulduğumda bir seçime sahip olacağım. Siz başka insanlarla ilişkiye giriyorsunuz. Onlarla ilgili bağlar ve duygular oluşturuyorsunuz. Açıksınız, hissediyor, duyumsuyorsunuz ve onların yaşamları sizi etkiliyor.

S: Tüm bunlar önceden mi planlanıyor?

Y: Öyle olmak zorunda, çünkü geri dönmek isteyen çok varlık var ama enkarne olunacak beden az.

S: Tüm bu kararları siz kendiniz mi veriyorsunuz?

Y: Hayır, biz daha küçük kararları veriyoruz. Büyük kararları vermemize ise öğretmenler ve üstatlar yardım ediyor.

S: Bu biraz karmaşık bir şey gibi görünüyor.

Y: Evet, ama işe yarıyor. Asıl sizin kendi başınıza karar vermeye çalışmanız karmaşa yaratabilir. Ayrıca, herkes hiçbir sorunla karşılaşmamak için her şeyi son derece kolaylaştırmak isteyebilir. Ve bu şekilde tekamül edemezsiniz.

S: Nasıl bir insan olacağınızı seçebiliyor musunuz?

Y: Siz zaten belli özelliklere sahipsinizdir. Siz o ana dek olduğunuz ve yaptığınız her şeyin bir toplamısınız. Siz bir kişisiniz. Tabii, enkarne olduktan sonra, çocukluğunuzda çevrenizdeki insanlar tarafından biraz etkilenip koşullandırılabilirsiniz, ama bu etki sizi gerçekten değiştirmez. Siz ne iseniz, ne yapmış, ne söylemiş, ne düşünmüş, nasıl yaşamış ve her durumu nasıl ele almışsanız o'sunuzdur. Siz tüm bu şeylerin bir toplamısınız.

S: Peki, özgür irade konusunda ne düşünüyorsunuz?

Y: Her ruh bir kişiliğe sahiptir. Bu yüzden, biz bir insanın o kişiliği nedeniyle belli bir durumda nasıl karar vereceğini, özgür iradesini nasıl kullanacağını biliriz. Diğer geçmiş yaşamlarında neler yaptığına bakarak, kişiliğin nasıl davranacağı önceden tahmin edilebilir. Onlar değişerek ya da karakterlerine ters davranarak belli şeylerin olmasını önleyebilirler ama yine de, bir kişinin birden ağır ve kesin bir değişim geçirmesi olağandışı bir şeydir.

S: Bu şeylerin önceden oluşturulduğunu ve böyle olmak zorunda olduklarını, bu konuda söyleyecek bir şeyleri olmadığını kastettiğinizi düşünmüştüm.

Y: Siz kendi kararlarınızı vermedikçe sonuçlardan ders alamazsınız. Kendi hatalarınızla kendiniz başa çıkmak zorundasınız.

S: Öyleyse kader denen şey bir gerçek mi?

Y: Gördüğünüz kader size aittir, o gökyüzünde oturup, "Sen şunu, sen de şunu yapacaksın," diye buyuran bir Tanrı tarafından belirlenmez. Kaderiniz tamamen size aittir, çünkü gideceğiniz yolu siz kendiniz seçersiniz. Burada sözü edilen "siz"in, sizin erişebileceğinizden daha geniş bir bakış açısına sahip bir "siz" olduğunu da belirtmem gerekir. Her birimizin içinde, farkında olduğumuzdan çok daha büyük bir parça vardır. Her birimiz kendi buz dağımızın sadece üstte görünen bölümüyüz ve kaderimizi seçen de bu buz dağının kendisidir. İşte bu yüzden "nahoş" diyebileceğiniz deneyimleri bir tanrıya, bulutların üzerinde oturan bir ilaha atfetmek çok kolaydır. "Sen sürüm sürüm sürünecek, feryat figan edeceksin, ama yanındaki varlık ihtişam dolu bir yaşamın tadını çıkaracak," diye buyuran birine... Durum kesinlikle böyle değildir. Bu durumda sadece kendi sınırlı perspektifimizden konuşuyor oluruz.

S: Öyleyse her şey tümüyle "önceden belirlenmiyor" öyle mi?

Y: Sadece belli bir dereceye kadar. Dediğim gibi, o insanın kişiliğini bilirsiniz ve o kişinin eninde sonunda o karara varacağını tahmin edebilirsiniz, bu anlamda bir "önceden belirlenme" söz konusudur. Kişilik temelde aynı kalır. O sadece siz tekamül ettikçe değişir.

S: O halde, onların ne tür bir durumda işlev görecekleri konusunda bir fikriniz oluyor. Bazı insanlar ise sizin işlerin gidişatıyla ilgili hiçbir seçime sahip olmadığınızı söylüyorlar.

Y: İnsanlar bunu bir mazeret olarak kullanıyorlar. "Eh, bu konuda hiçbir seçime sahip olmadığımıza göre, neler olacağı konusunda neden tasalanayım ki, çünkü ne yaparsam yapayım, başıma gelecekleri engelleyemem," diyorlar. Bence bu, insanın gelişme konusundaki tembelliğinden ve isteksizliğinden kaynaklanıyor.

S: Peki, bu hayatta kimlerle karşılaşıp ilişki kuracağınız önceden planlanıyor mu?

Y: Bir dereceye kadar, çünkü siz yaşamınız boyunca karşılaştığınız insanların çoğuyla bir tür eski bağa sahipsinizdir. Belli insanlarla aranızda halletmeniz gereken bir karma olabilir. Bazen iki-üç kişiyle, bazen de tüm bir grupla olan karmanızı halletmeniz gerekebilir. Bazen onların arasında doğarsınız ki bu işleri kolaylaştırır. Bu ayrıca, bazı ana-babaların ve çocukların birbirlerine neden dayanamadıklarını da açıklar, çünkü onlar önceki yaşamlarında birbirlerinden nefret etmişlerdir. Onlar en azından bir şeyleri halletmek istediklerine karar vererek birlikte enkarne olmuşlar, ama bunu pek başaramamışlardır.

benguonat

Her seferinde konuyu dönüp dolaştırıp aynı yere getiriyorum ama özgür irade kavramını ben şöyle ele alacağım.

Jung'un kaderle ilgili bir sözü vardı sanırım

Alıntı YapSiz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz.


İnsanların hayatlarında bir noktada bir travmaya takılıp, gelişimlerinin orada donduğunu düşünüyorum. Geçmişin travması ile adeta programlanıyorlar. Karşılarına çıkan yepyeni insanlarla geçmişin aynı sahnesini kuruyorlar. Bu travmalar hem bizi, hem de başkalarını sınırlandıracak olaylara sebep oluyor. Bu programlar altta çalıştıkça özgür irade ne kadar olabilir ki?

Özellikle hangi yaşta o üzücü olayı yaşadıysak, orada takılı kalmak görünenden daha ciddi bir mevzu. Çünkü bilinçdışı olarak çocuk veya ergenlikte takılı kalmış yetişkinler o kadar çok var ki. Çoğunluğu oluşturduklarını bile düşünüyorum. Çocuklukta kalmış (kötü anlamda) bir yetişkinin din anlayışıyla, gerçekten bir yetişkin olmuş birinin din, kader vs. anlayışı çok farklı olur.

Mesela cezalandıran tanrı, baba tanrı vs. kavramı var. İşte, insanların maneviyata hayatının kötü bir döneminde sarıp, iyileşince bırakması var. Sınava girecek olanların maneviyata sarılması, sınavdan sonra unutuş. Veya bu şeylerin yaşlılıkta hatırlanması gibi. Bu insanların gelişmesi için farkında olmadıkları bilinçdışlarını, kader diye yaşamaya ihtiyaçları var. Çocuk ve ergen kalmış yetişkinler.

Eğer bir kişi "Ben kendi kaderimi yazarım." diyorsa bu çok güzel bir şeydir çünkü bence gerçek manada yetişkinlik de böyle olur. Geçmişin travmalarından kurtulmuş. Travmaların sınırlandırıcı programlarından kurtulmuş. Kendine ve başkalarına saygı kavramını öğrenmiş bir insan düşünelim. "Benim özgürlüğüm, seninkinin başladığı yerde biter." cümlesini artık adeta yaşayan bir insan. Sınırlandırıcı bir cümle gibi geliyor ama tam tersi. Gerçek anlamda insanın tüm sınırlarından kurtulması. İşte özgür irade ancak böyle yaşanabilir diye düşünüyorum. Tekamül ettikçe.

benguonat

Ayrıca linkteki videoyu izledim ve bozadi'nin bilimsel deneylerden bahseden mesajını okudum. Şahsen mantığın özgür irade konusunda boşa top çevirdiğini düşünüyorum ;D Laf kalabalığı.

Duyguların dünyasını çözmedikçe... Duygu + Mantık barışması değil de Duygu x Mantık çatışması yaratıyorlar, işin yarısını saf dışı bırakıyorlar. Bu yöntemle evrenin %100'ünü açıklamaya niyet edenlere kolay gelsin diyorum xD ;D

sirera

Özgür irade konusu sanki gündelik yaşam diliyle anlatılamaz bir mevzuya benziyor. Kaderi sorgulamak konusunda ise dik başlılıktan da öğrenilecekler var baş eğmekten de. Galiba kendini bir baş belası olarak gören varlık ruhsal olarak dağılma ve yok olmayı seçebiliyor. Belki biraz arada başını dik tutmayı bazen de eğilmeyi öğrenmesi gerekiyorken hiçbirşey öğrenmemeyi tercih edip parçalanıyor. 

Kendini yönetici konumunda zannedenlerin kibirlerini, diplerde sürünen kederden bezdiğini sananların durumu, İkarus un kendinin sanmaya başladığı kanatlarla olan uçma başarısızlığına benziyor. Babasının balmumu ve kuş tüyleri ile yaptığı kanatları ona takarken çok yükselirse güneşin ışınlarının, çok alçalırsa deniz suyunun neminin kanatlarını yok edebileceği öğüdüne rağmen onu dinlemeyen İkarus'un hikayesi. Sorumluluğu üstlenmek iyidir, şifalandırıcıdır. 
Özgürleşme yolu ise tarihin talihli en renkli anlarıdır baktığımızda. 
Tarık Günersel' in yazdığı Merhaba Nietzsche isimli oyununda öğrendim Schiller' in yazdığı Neşeye övgü şiirinin özgürlüğe övgü olduğunu.
Tarık Günersel geçtiğimiz aylarda Mahatma Gandhi Barış Ödülü'ne layık görüldü.
Sabahki "değme felek değme telime benim" türküsündeki 12 Eylül de yaşanan bedbaht hikaye gibi, özgürlük isteyenlerin beğeneceği- alakasız bile olsa- bir şiiri yazmak çarkları öfkelendirebiliyor ya da koskoca bir şiirin ismi bile değiştirilebiliyor işte Schiller şiiri örneğinde. 
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tgur

#6
Kader hakkında dostlarin yazdıkları oldukça ilginç ve gerçekçi , vaktiyle kader hakkında çok şeylerden bahsettik şimdiyse şu basit dörtlükle ben de ilave etmek istiyorum
Bir minibüsün arkasında şu ibareyi görmüştüm,

 "Felek(kader)bana yine yalan yaptı"

Hemen dörtlüğü yapıştırdım,

Kader bana yalan yaptı dersiniz
Yalanı hayat yapan sizlersiniz
Sizi bizle buluşturmadıkça
Bu dünyadan çok küskün gidersiniz

bozadi

#7
Alıntı yapılan: sirera - 07 Kasım 2025, 01:01:17 Galiba kendini bir baş belası olarak gören varlık ruhsal olarak dağılma ve yok olmayı seçebiliyor. Belki biraz arada başını dik tutmayı bazen de eğilmeyi öğrenmesi gerekiyorken hiçbirşey öğrenmemeyi tercih edip parçalanıyor.
Hangi varlıkların veya ne yapan, nasıl bir durumda olan varlıkların yok olmayı seçtiği konusu üzerinde fikir yürütmeye çalışıyorum bazen.

Öncelikle yokoluşun "KH" nitelikli olduğundan şüphe etmiyorum kendi adıma. Pozitifliğin (+) mutlak veya %100 hali tüm varoluşla mutlak birleşme (7. yoğunluğun big-bang aşaması) anlamına gelirken, negatifliğin (-) mutlak veya %100 hali ise tamamen yokoluş anlamına geliyor diye düşünüyorum.

K'lar kara deliklerin tüm KH enerjilerinin son durağı olduğunu söylemişti (yolunu değiştirmemesi ve negatif mutlaklığa ulaşması halinde). 3Y varlıklarının 4KH'ye mezun olabilmek için en az %95 oranında KH kutbiyeti geliştirmesi gerektiğini söylüyor Ra. Bu çok enteresan bir oran, çünkü buna %5 daha eklediğiniz zaman yokoluş demek bu. Yani 3Y'den 4KH'ye mezun olmak, neredeyse "yokoluşa mezun olmak" anlamına geliyor. Nitekim, 3KH ve 4KH varlıklarının insanlığı sömürme ve yok etme sürecinde ne ölçüde sınır tanımaz olduklarını, empatinin, vicdanın zerresine bile sahip olmadıklarını yakinen biliyoruz. İşte, başkalarının hayatını ve varlığını bu kadar çekincesizce yok etmeye adanmış güçlerin, yokoluşa çok yaklaşmış olmaları da bu bakımdan şaşırtıcı bir durum değil. Onların başkalarına yönelik yokedicilikleri aslında aynı zamanda kendilerine yönelik bişi. Onların yok etme sevgisi, aynı zamanda onların yok olma sevgisinin bir göstergesi. Gerçekten öyle. Varlıktan nefret ediyorlar.

Tabi tüm KH varlıkları KH'liklerini %100'e (yokoluşa) erdirmiyorlar belli ki. Miktarını veya oranını henüz hiç anlamamış olsam da, KH varlıklarının bir kısmının (teorik bir varsayımla %50?) varolmaya devam ettikleri ve yokoluşun adeta direğinden dönerek eninde sonunda BH'ye geçmek üzere varoluş yolculuklarına devam etmeyi seçtikleri anlaşılıyor.

Yalnız, bu "yok olanların" hepsi 4KH varlıkları mı acaba diye bir soru geliyor akla. Yani bu varlıklar zaten en az %95'le 4KH'ye mezun olmuşlardı, orada bu yüzdeyi biraz daha artırmak suretiyle bir kısmı yok oluyor belli ki ama yok olan, parçalanan ruhların hepsi 4KH ruhları mı sorusu kafamı meşgul edegeldi.

K'lar "ruh parçalanması" konusundan bahsederken, bunun sanki 3Y'de de meydana gelebilen birşey olduğunu ima ediyor gibiydi. Yani insan ruhları da yok olabilir. Peki hangi insan ruhları? 4KH'nin dünyadaki uzantıları denebilecek psikopat ruhların yok olması şaşırtıcı olmaz, nitekim celselerde buna dair şeylerden bahsedilmişti diye hatırlıyorum. Yalnız, ister 3KH ister 4KH durumunda olsun, yokoluş konusunda belirleyici olan husus "ne kadar kötü, vicdansız olunduğu", veya ne kadar sayıda başka varlığın işkenceye, travmaya veya sömürüye uğratıldığı değil sanırım. Mesele daha ziyade öğrenmeye (yaşamaya, var olmaya) devam ETMEME, yani öğrenmeyi, merak etmeyi, ilerlemeyi, yani varoluşa ilgi göstermeyi BIRAKMAYLA ilgili gibi görünüyor. Örneğin K'lar Kertişlerin yokoluşa ciddi ölçüde yakın olduklarını ima etmişlerdi diye hatırlıyorum. Yani kendilerini 4Y'ye yapıştırma ve 5Y'ye doğru ilerlemeye (yeni şeyler öğrenmeye, bilinçlerini artırmaya) direnç nedeniyle aşırı dejenerasyon yaşadıkları anlamında birşeyler söylemişlerdi. İşte, 3KH'de de bir varlığın başka varlıklara karşı ne kadar çok "psikopatlık" yaptığından ziyade, öğrenme veya bilinç artırma istekliliğini ne ölçüde sürdürdüğü, onun yok olmaya yaklaşıp yaklaşmadığını belirlemede daha belirleyici olur diye tahmin ediyorum. Ve örneğin bir insan normalde az çok BH eğilimli olduğu halde, eğer KH baskılarının da etkisiyle gittikçe dejenere olup ve kendine yeterince sahip çıkmayıp varoluşa ilgisini tamamen yitirecek hale gelirse (ki yüzeysel değil, çok derin bir durum veya senaryoyu kastediyorum), o da yokoluşa yaklaşabilir. Hayatı feci şekilde anlamsızlaştığı için intihar eden insanların durumunun çok daha ileri bir versiyonu olur sanırım bu. Başka varlıklar, rehber ruhlar elbette böyle bir şahsa yardımcı olmaya çalışırlar ama varlığın kendisi bu yardıma özellikle kapanırsa, yani özgür iradesini bu şekilde kullanırsa, yardım etmek imkansızlaşabilir. KH varlıkları da bir şahsın böyle birşey yaşamasından memnun olurlar, varlığın bu süreçte ürettiği negatif enerjiden yararlanmaya bakarlar muhtemelen.


bozadi

Alıntı yapılan: Tgur - 07 Kasım 2025, 07:45:58 Kader hakkında dostlarin yazdıkları oldukça ilginç ve gerçekçi , vaktiyle kader hakkında çok şeylerden bahsettik şimdiyse şu basit dörtlükle ben de ilave etmek istiyorum
Bir minibüsün arkasında şu ibareyi görmüştüm,

 "Felek(kader)bana yine yalan yaptı"

Hemen dörtlüğü yapıştırdım,

Kader bana yalan yaptı dersiniz
Yalanı hayat yapan sizlersiniz
Sizi bizle buluşturmadıkça
Bu dünyadan çok küskün gidersiniz

Suçu kadere atan kişinin durumunu güzel yorumlamışsın Tgur :)

bozadi

Bengü'nün de dikkat çektiği gibi, özgür irade tartışması aslında pek de öyle tartışarak sonuca varılabilecek birşey olmayabilir. Buna katılıyorum, ama ben şahsen sadece özgür iradeye "Allah'ına kadar" inanmayı tercih ettiğimi belirtmek isterim kısaca. Kim özgür iradesini ne ölçüde kullanabilir durumda olursa olsun, bu onun ve çevresindekilerin özgür iradelerini bireysel ve kitlesel olarak kullanış veya kullanmayış biçimlerinin neticesidir. Tek bir kareye bakarak yorum yapmak sağlıksız olur. Tüm insanlık tarihini yoklamak gerekebilir, şahıslar neden özgür iradelerini sağlıklı bir şekilde kullanamıyorlar meselesinde. Özgür iradesini kullanıp kullanamamak da özgür irade seçimlerinin bir sonucudur ve şahıslar "eğer isterlerse", özgür iradelerini giderek daha fazla ve daha etkin bir şekilde kullanmalarını sağlayacak seçimler yapabilirler. Çevrelerinden ne ölçüde etkilenecekleri de onların tekamül düzeyine ve yine özgür irade seçimlerine kalmış bişi.


bozadi

#10
Alıntı yapılan: sirera - 07 Kasım 2025, 01:01:17 Tarık Günersel' in yazdığı Merhaba Nietzsche isimli oyununda öğrendim Schiller' in yazdığı Neşeye övgü şiirinin özgürlüğe övgü olduğunu.
Tarık Günersel geçtiğimiz aylarda Mahatma Gandhi Barış Ödülü'ne layık görüldü.
Sabahki "değme felek değme telime benim" türküsündeki 12 Eylül de yaşanan bedbaht hikaye gibi, özgürlük isteyenlerin beğeneceği- alakasız bile olsa- bir şiiri yazmak çarkları öfkelendirebiliyor ya da koskoca bir şiirin ismi bile değiştirilebiliyor işte Schiller şiiri örneğinde.
Bu bilgileri paylaştığın için teşekkürler sirera. Beethoven 9. senfonisinin sonunda yer alan "Ode to Joy" (Neşeye Övgü) kısmında Schiller'in "Neşeye Övgü" adlı şiirinin sözlerinin bir kısmını kullanmış anladığım kadarıyla:






Friedrich Schiller'in "Neşeye Övgü" (veya Neşeye Şarkı ["An die Freude"]) Şiiri:


NEŞEYE ŞARKI

Neşe, güzel kıvılcımı tanrıların,
Elisium'un kızı,
Giriyoruz ateş-sarhoşu,
Kutsal tapınağına Tanrıça!

Birleştirir tılsımın yeniden
Ayırdıklarını törenin kılıcının;
Kardeş olur dilenci prense,
Uzandığı yerde yumuşak kanadının.

Kucaklaşın, milyonlar!
Alın bu öpücüğünü bütün dünyanın!
Yıldızlı göklerin ötesinde, kardeşler,
Seven bir baba yaşıyor olmalı.

Kim yakalamışsa o büyük talihi,
Başarmışsa bir dosta dost olmayı,
Kim kazanmışsa soylu bir kadını,
Katsın sevincimize sevincini.

Evet, — kim tek bir ruha bile olsa,
Benimdir demişse bu dünyada!
Ama kim yapamamışsa bunu,
Terketsin ağlayarak bu topluluğu.

Neşe içer tüm varlıklar,
Göğsünde Doğanın;
Tüm iyiler, tüm kötüler
İzler gül döşeli yolunu onun.

Bize öpücükler verdi, ve şarap,
Ve ölümle sınanmış bir dost;
Giderek esrime verildi kurta bile,
Ve durur melek Tanrının önünde.

Önünde eğilir misiniz, milyonlar?
Yaratıcıyı duyumsar mısın, dünya?
Yıldızlı göklerin ötesinde ara onu.
Yıldızların ötesinde yaşıyor olmalı.

Kucaklaşın, milyonlar!
Alın bu öpücüğünü bütün dünyanın!
Yıldızlı göklerin ötesinde, kardeşler,
Seven bir baba yaşıyor olmalı.

Önünde eğilir misiniz, milyonlar?
Yaratıcıyı duyumsar mısın, dünya?
Yıldızlı göklerin ötesinde ara onu.
Yıldızların ötesinde yaşıyor olmalı.

Kucaklaşın, milyonlar!
Alın bu öpücüğünü bütün dünyanın!
Yıldızlı göklerin ötesinde, kardeşler,
Seven bir baba yaşıyor olmalı.


bozadi

#11
Bu şiirde geçtiği şekliyle Tanrı/Yaratıcı kavramının ne ölçüde makul olduğu da tartışılabilir belki bazı açılardan ama, genel olarak son derece pozitif bir niyetle yazıldığı izlenimine sahibim.

sybleman

Parçalanmış ruhlarla ilgili spirit release kitabında da geçiyordu. Çok büyük bir günah işleyen ruhlar (birini öldürmek gibi) acı ile ruhlarını parçalayabiliyordu. Ve bir de büyü yapan kişi büyünün bağlanması için ruhundan bir parçayı da büyüye katıyordu.

Kader ile ilgili bir söz. Astrolojiye ve insan üzerindeki etkilerine dem vuran İbnül arabi'nin bir sözü.

"Uyanana kadar insan gezegenlerin tesirindedir. Uyanmış kişi, gezegenlere tesir eder." Muhyiddin İbn Arabi

sirera

#13
Alıntı yapılan: bozadi - 07 Kasım 2025, 10:57:30 Friedrich Schiller'in "Neşeye Övgü" (veya Neşeye Şarkı ["An die Freude"]) Şiiri:


NEŞEYE ŞARKI

Neşe, güzel kıvılcımı tanrıların,
Elisium'un kızı,
Giriyoruz ateş-sarhoşu,
Kutsal tapınağına Tanrıça!

Birleştirir tılsımın yeniden
Ayırdıklarını törenin kılıcının;
Kardeş olur dilenci prense,
Uzandığı yerde yumuşak kanadının.

Kucaklaşın, milyonlar!
Alın bu öpücüğünü bütün dünyanın!
Yıldızlı göklerin ötesinde, kardeşler,
Seven bir baba yaşıyor olmalı.

Kim yakalamışsa o büyük talihi,
Başarmışsa bir dosta dost olmayı,
Kim kazanmışsa soylu bir kadını,
Katsın sevincimize sevincini.

Evet, — kim tek bir ruha bile olsa,
Benimdir demişse bu dünyada!
Ama kim yapamamışsa bunu,
Terketsin ağlayarak bu topluluğu.

Neşe içer tüm varlıklar,
Göğsünde Doğanın;
Tüm iyiler, tüm kötüler
İzler gül döşeli yolunu onun.

Bize öpücükler verdi, ve şarap,
Ve ölümle sınanmış bir dost;
Giderek esrime verildi kurta bile,
Ve durur melek Tanrının önünde.

Önünde eğilir misiniz, milyonlar?
Yaratıcıyı duyumsar mısın, dünya?
Yıldızlı göklerin ötesinde ara onu.
Yıldızların ötesinde yaşıyor olmalı.

Kucaklaşın, milyonlar!
Alın bu öpücüğünü bütün dünyanın!
Yıldızlı göklerin ötesinde, kardeşler,
Seven bir baba yaşıyor olmalı.

Önünde eğilir misiniz, milyonlar?
Yaratıcıyı duyumsar mısın, dünya?
Yıldızlı göklerin ötesinde ara onu.
Yıldızların ötesinde yaşıyor olmalı.

Kucaklaşın, milyonlar!
Alın bu öpücüğünü bütün dünyanın!
Yıldızlı göklerin ötesinde, kardeşler,
Seven bir baba yaşıyor olmalı.


Devrimci , özgürlüğe aşık bir ruh olan Beethoven 9. Senfonisinde dördüncü ve sonuncu bölümleri bu şiirden uyarlamış -hiç duyamadığı halde-ve Beethoven' ın "Kardeş olun ey insanlar" seslenişi varmış bestede, şiirdeki gibi,  son seslenişiymiş bu.
Aslında bu bilgileri yine Tarık Günersel' den alıyoruz. Alan Voods'un Devrimci Beethoven başlıklı yazısının çevirisini yapmış. Fikret İlkiz' in yazıyı saklaması ve duyurmasıyla yani haber yapmasıyla bilme şansımız oldu.
Schiller başta Özgürlüğe (Freinheit) Övgü demek istemişse de gerici güçler ve yapılan baskılar sözcüğü Neşe (Freude) yapmış. Ve demiş ki, "yine de Beethoven ve kuşağı için mesaj açıktı: Özgürlüğe Övgü.""
Şiiri ve senfoniyi paylaştığın için teşekkürler

Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

Alıntı yapılan: sybleman - 07 Kasım 2025, 13:54:36 "Uyanana kadar insan gezegenlerin tesirindedir. Uyanmış kişi, gezegenlere tesir eder." Muhyiddin İbn Arabi

Nasıl da güzel söylemiş. Uyanana kadar kişi manyetik alanlardan etkiye açıkken uyanan kişinin manyetik alanındaki yayılım etkisi alemlere tesir edebiliyor.
Ruhun parçalanması için gayretle çalışıyordur 4KH. Ne tuhaf! Denver havaalanında fotoğraflanan diktörgen şekiller gibi kişiyi alfa frekansına sokup programlanmaya açık hale getiren şekilleri programlanan bireylerin yaptığı sanatta da kullanılmıştır belki, en çok manipülasyon en yüksek ilham verici alanlarda oluşturuluyordur diye düşündüm.
Masonik ritüellerde ne yaptıklarını bile bilmeden sosyal aktivasyon için bunu kendi üzerlerine alan ve yayan kişiler! Ne acayip biyerdeyiz yahu!
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)