Celseler Hakkında Tartışma

Başlatan Anhora, 20 Kasım 2014, 03:22:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#30
Celselerde hatırlıyor musun, Atlantis döneminde insanlığa çok büyük kötülükleri yapan bir grubun, bir ceza olarak Nazi Almanya'sında Hitlerin vahşice katlettiği Yahudiler olarak (topluca) enkarne olmayı seçtikleri anlatılıyordu. Bir tür kazan-kazan durumu yaratılıyor sanırım. Hem "nispeten masum" olanlar o trajediye maruz kalmaktan kurtulmuş oluyor, hem de birileri karmasını hafifletmiş oluyor. Tabi öyle bir anlaşma olması Hitler'in ve ilgili diğer şahısların bütün o yaptıklarını yapmalarından kaynaklanan yeni karmayı önlemiyor.

O şekilde "karma hafifletme anlaşmalarına" girenler bunu rehberleriyle konuşup anlaşarak kabul ediyorlar. Böylece muhtemelen çok daha berbat sonlara maruz kalmaktan da kurtulmuş oluyorlar. Bu tür katliamlara maruz kalanların her durumda geçmişten bireysel veya kitlesel olarak "ağır karması" olanlardan seçilip seçilmediğini bilmiyoruz ama bu mekanizmaya her fırsatta başvuruluyordur gibi geliyor bana. Aynı şekilde Afrika'da çok berbat koşullarda yaşayıp trajik biçimlerde ölen milyonlarca Afrikalı'nın da benzer bir karmik profili olduğu anlatılmıştı. Vs vs. Tabi bu şekilde "anlaşmalı karma hafifletme prosedürlerine" dahil olmak istemeyen, "zalim" birey ve gruplar da vardır mutlaka. Tahmin ediyorum onların çoğununluğu çok daha berbat şeylere maruz kalıyorlardır.

İnsanlığın maruz kaldığı bazı kötülüklerin, o kötülükleri yapanların yanına kar gibi kalmasının veya insanlığın uğradığı travmayla sefil bir şekilde dağılıp gitmesinin "meşruluğu" (izin verilebilirliği) olabiliyor. Çünkü eğer o kötülükleri yapanların kendi KH kutupsallıkları yönünde harcadığı çaba, verdiği emek, çektiği zahmet, gösterdiği disiplin, o kötülüklere maruz kalanların kendi seçtikleri (veya seçmeleri gereken) kutupsallık yönündeki çaba, emek ve zahmet kadar yüksek değilse, yapılan şey "bir bakıma" ve "bir seviyede" meşru hale gelmiş oluyor. "Çalışan" kazanıyor. Kötülük dediğimiz şey de bir yol sonuçta. O yol da bir samimiyet, ciddiyet, emek, disiplin gerektiriyor. "İyi olan kazansın" denir ya. Bazen "kötüler" "iyilerden" daha "iyi" oynuyor. Tabi burada "iyi" dediklerimiz "gerçekten iyi" olabilse, yani kendisine saldıran kötülerin kötü olabildiği kadar iyi olabilseler, muhtemelen çok ağır bir darbe almazlar.

Özgür irade ve seçim gerçekten iki yanı keskin kılıç gibi. Bazen hiç şakası yok. Hele ki önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda ve yıllarda mesele giderek ciddileşecek.

Scyth

#31
Kh varlıkları iyi şeyler yapmazlar mı sadece "yakıp yıkmaya, işkence etmeye, parçalamaya, yok etme" işlevini mi görürler. Bizler de Kh'yiz bütün hayatımız az önce sayılanlardan mı ibaret. Hiç iyi şeyler yapmadık mı.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#32
Adanmış ve adanmakta olan KH varlığı "iyi" birşey yapmaz. Doğasında böyle birşey yok çünkü. KH ve BH kutbiyetinin ne anlama geldiğine dair elimizdeki kaynaklarda neler anlatıldığına ve bizlerin şimdiye kadar BH'den ve KH'den ne anladığımıza girelim, tartışmaya o şekilde devam edelim gerekirse. Bana uyar, sevinirim, kendi anlayışımda eksik/yanlış olan şeyleri keşfetme, düzeltme, güncelleme şansı olarak görürüm.

Bizler, evet, teknik olarak halen KH varlığıyız ama ille de KH'ye "adanıyor" değiliz. KH kutbiyetimizi artırmaya değil, azaltmaya gayret ediyor ve azaltıyor olabiliriz. Yani BH kutbiyeti miktarımızı artırıyor olabiliriz. Yani KH'den BH'ye doğru ilerleme seçeneği var ve bazılarımız, belki de bu forumdaki pek çoğumuz bunu yapıyor.

Nitelikli/Olgun KH ve BH deneyimleri, BH için en az %51 BH kutuplaşma, KH için ise en az %95 KH kutuplaşması gerektiriyor. Bu da aynı zamanda 4. yoğunluğa mezuniyet anlamına geliyor. Kararsızlığın, belirsizliğin tamamen aşılması anlamına geliyor. Bizim şu anda biraz kabaca da olsa isabetli bir şekilde İyilik ve Kötülük yolu dediğimiz yollara "gerçekten" girmiş olunuyor. Ona uygun bir toplum düzeni oluşuyor. Artık aynı gezegende hem KH hem BH eğilimliler bulunamıyor. Çünkü "perde" kalkmış oluyor. Tüm toplum BH veya tüm toplum KH olduğu için de kutuplaşma hızla artarak devam ediyor.

Halen 3. yoğunlukta bulunan bir varlığın BH kutbiyeti %51'in, KH kutbiyeti ise %95'in altında demektir. Ve üstelik henüz kesin karar verilmedi demektir. Yani hala pozitiflik ile negatiflik arasında gidip gelmeler, sürüklenmeler olabilir. Ki bunu hepimiz deneyimliyoruz, her ne kadar BH eğilimimiz KH eğilimimizden fazla olsa da. Çünkü KH güçleri insanlığın BH değil KH yönünde kutuplaşması ve kendi komutası altına girmesi için olağanüstü bir çaba harcıyor ve insanlığa feci şekilde işkence ediyor. İçinde yaşadığımız düzen bir "KH'leştirme makinesi" adeta. BH yönünde kutuplaşma eğilimindeysen bir "işkence makinesi" bir yönüyle. Ama BH yönünde kutuplaşma yeterince ivmelendiği, güçlendiği zaman, en berbat koşullar bile o kutuplaşmaya hizmet ettirilebilir. Rotasını belirleyen gemiye tüm rüzgarların yardım etmesi örneğinde olduğu gibi.

Bizim teknik olarak KH/negativite kapsamı dahilinde olmamız, deneyimlediğimiz negatif duygu ve düşünce miktarının, pozitif duygu ve düşüncelerden fazla olmasıyla da anlaşılabilecek birşey. Tabi sahte pozitifliğin gerçeğinden ayırt edilmesi gerekebilir. Ama miktar olarak hala pozitiflikten çok negatiflik duyumsuyor ve yansıtıyor olmamız, bilincimizin ve kalbimizin derininde daha fazla pozitifleşme ve negatifliğimizi azaltma iradesine sahip olmamızı engellemiyor ille de. Bizi KH'den BH'ye doğru ilerleten şey de bu. Nehirde akıntıya karşı yüzen balıklar gibiyiz bir bakıma. Bu süreçte elbette "iyilikler" yapabiliriz. Bundan doğal birşey yok. BH adayı olan, yani BH'ye adanmakta olan bir varlığın çeşitli durumlarda iyilikler yapması ve iyilikler bulması gayet doğaldır. Ama yine de gerçek iyilik/pozitivite deneyiminin miktarı, KH sınırları içinde olduğumuz sürece kötülük/negativite deneyimimizin miktarından her halükarda daha az olacaktır. Madem negatifliğimiz pozitifliğimizden fazla, o halde nasıl oluyor da pozitifliğe ilerliyor olabiliriz diye sorarsan, KH'liğimizin önemli bir miktarının sırf toplum ortalamasına "uyum sağlama" eğilimimizden ve mecburiyetinden kaynaklandığını belirtmek gerekir. Toplumun çoğunluğu adanmış ve adanmakta olan KH varlıklarının faşist faaliyetlerine karşı olağanüstü derecede itaatkar davranıyor. Bu KH güçleri için harika bir avantaj sağlıyor. Çünkü normalde o koşullara karşı güçlü bir şekilde itiraz etme ve direnç gösterme eğiliminde olacak pek çokları bile sırf toplum genelinden fazla farklı olmama namına, "mahalle baskısı" yoluyla toplumun tepkilerini taklit ediyor ve böylece pasif bir şekilde de olsa KH kutbiyeti artmış oluyor. Kalabalığın bu kadar "lanetli" bir etkisi olabiliyor ne yazık ki. Tabi daha nadir de olsa, bazen bir şekilde kitlesel bazı pozitif eğilimler söz konusu olduğunda toplumdan yararlanma ve korunma da bulabiliyoruz. Örneğin toplumun KH ortalamasını aşırı artırma eğilimindeki bazı müdahalelere toplum bir ölçüde direniyor bazen. Ve belki bizim o sırada şahsen gösteremeyeceğimiz kadar yüksek bir direnç de olabilir bu bazı durumlarda. Ve o zaman da kalabağın olumlu bir etkisini deneyimlemiş oluyoruz.

Tekrarlamak gerekirse, adanmış ve adanmakta olan KH varlıkları, yani 3. yoğunlukta KH kutbiyetini kararlı ve iradeli ve elinden geldiği kadar hızlı bir şekilde artırmakta olan bireyler ve 4. ve 5. yoğunluktaki KH varlıklarının bizim anladığımız şekliyle kasıtlı olarak "iyi" birşey yapması mümkün değildir. Anca kutbiyetini değiştirip BH'ye geçmesi durumunda olabilir böyle birşey (ki bu da olabiliyormuş). Ya da istemeden neden olduğu göreceli iyilikler olabilir.

Dediğim gibi, bu meseleye odaklanmamızı öneriyorum. Yani KH ve BH nedir ki birinin alamet-i farikası "kötülük" diğerininki "iyilik" olsun.

Scyth

#33
İyiler göründüğü kadar iyi kötülerde göründüğü kadar kötü olmayabilir. Düşünsenize yaratılmış olanların yönelimlerini tanımalayan dualiteden bahsediyorken bu denli basit bir ayrım nasıl yapılabilir. Eğer dualite dediğin gibi ayrılsaydı koca evren sadece siyah ve beyaz tonlardan oluşurdu.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#34
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

İyiler göründüğü kadar iyi kötülerde göründüğü kadar kötü olmayabilir.
Elbette. Hangi iyilerden ve hangi kötülerden bahsettiğine bağlı. 3. yoğunluktaki KH-BH eğilimlerinden mi bahsediyorsun? 4. yoğunluktaki netleşmiş kutbiyetlerden mi? 5. yoğunluktalilerden mi? Daha üst yoğunluklardan mı? 7 yoğunluğun her biri kendi içinde 7 alt seviyeye, onların da her biri yine 7 alt seviyeye ayrılıyor ve bu sonsuza kadar böyle devam ediyor.

Tüm varoluşun BH ve KH şeklinde basit bir düaliteye dayalı olması (ki o düalite de "birliğe" dayalı) sende neden bir kısırlık algısına neden oldu bilemiyorum. Bizim bu forumda bu iletişimleri kurabilmemizi, resimler, videolar izleyebilmemizi, canlı olarak yazılı ve görüntülü iletişim kurabilmemizi sağlayan tüm bilgisayar yazılım teknolojisi "0 ve 1" şeklinde "ikili" bir sayı sistemine (binary digit system) dayalı. Bilgisayarla yapabildiklerini ve yapabileceklerini ne kadar "kısır" ve "monoton" buluyorsun, bilmiyorum, ama evrenin KH-BH temel seçenekleriyle ne kadar çok zenginlik üretebileceğini tam olarak anlamaya bizlerin şu anda bilinç kapasitesi yetmiyor. 7 ana seviyede (ve sonsuz 7'li alt seviyelerde) ifade bulan o zenginliğin henüz 3. seviyesini bitiremedik.

Ra'nın anlattığı bazı hususlar:

SORU: Benim asıl anlamaya çalıştığım şey şu; madem ki bu yirmi bir felsefi temelin hepsi sonunda yirmi ikinciye, yani Seçim'e götürüyor, o halde seçim çok önemli olmalıdır. Niçin bu denli önemlidir ve niçin Logos bu seçimi bu kadar vurguluyor, bu kutbiyet seçiminin tekâmülde ya da Logos tarafından yaratılmış şeylerin deneyiminde ne gibi bir fonksiyonu vardır?

RA: Her varlığın kutuplaşması ya da seçimi, üçüncü yoğunluk derecesinden hasat edilmeye uygunluk kazanabilmek için gereklidir. Diğer yoğunluk dereceleri bu seçimle kazanılmış kutbiyet sayesinde çalışmalarını yapabilirler.

SORU: Bizim yoğunluk derecemizdeki bu çalışma, bütün alt-Logoslar bir Logos'un belli bir ifadesinde ya da tekâmülünde aynı kutbiyeti seçmiş olsalar yine de yapılabilir miydi? Şimdi güneşimizin, özgür irade yolu ile, pozitif kutbiyetten başka bir şey yaratmadığını varsayalım. Pozitif kutbiyet dışında hiçbir ürün bulunmasın. Bu takdirde, dördüncü ve daha yüksek yoğunluk derecelerinde, sadece bizim alt-Logosumuz'un ilk yaratımından kaynaklanmış olan pozitif kutuplaşmanın bir fonksiyonu olarak çalışma yapılabilir miydi?

RA: Hangi Logos'tan söz ettiğinizi bilmediğim için bir önceki sorunuza yanıt veremeyeceğim. İkinci sorunuza dönersek, önce özgür iradenin uygulanışı taahhüdü altına girmeden, her bir gerçek renk bedeni yoluyla akıl/beden/ruh bileşimlerinin faal hale geçirilmesini (aktive edilmesini) plânlamayı seçen Logoslar vardı. Bizim bildiğimiz kadarıyla, sizin söz ettiğiniz koşullar ancak özgür iradenin bulunmadığı hallerde elde edilebilir. Yoğunluk derecelerinin böyle meydana çıktığı hallerde sizin zaman ölçülerinize göre son derece uzun bir üçüncü yoğunluk derecesi ve aynı şekilde çok uzun bir dördüncü yoğunluk derecesi bulunur. Sonra, varlıklar Yaratan'ı görmeye başladıklarında ise, sizin zaman ölçülerinize göre çok kısa bir sürede sekizinci yoğunluk derecesine doğru gidilir. Bunun nedeni, "bilmeyen önemsemez" gerçeğidir. Bunu göstermek için sizin ilkel kabileler adını verdiğiniz topluluklardan birindeki oldukça uyumlu ve değişmeyen varoluş biçimini gözlemleyelim. Varlıklarda yasak ve serbest (haram ve helal, tabu ve caiz) kavramı vardır ama yasa amansız ve acımasızdır, değiştirilemez ve tüm olaylar önceden kararlaştırıldığı şekilde cereyan ederler. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü kavramları yoktur. Bu tek renkli bir kültürdür. Bu açıdan bakıldığında Lucifer (Şeytan) dediğinizin gerçek bir ışık-getirici olduğunu söyleyebilirsiniz, çünkü iyi ve kötü bilgisi bu Logos'un akıl/beden/ruhlarını sürekli hoşnutluk ve rahatlık içeren cennetvari koşullarından ayırmış, ayrıca onlara ilerleme, çalışma ve öğrenme güdüsünü vermiştir. Yarattıkları âlemlerde özgür iradeye yer vermemiş olan Logoslar, Yaratan'a, Kendi Kendini deneyimlemesi için, özgür iradeye en üst noktada yer ve önem vermiş olan Logoslar'ın yarattıkları âlemler kadar çeşitli ve nitelikli deneyimler sunamazlar. Böylece bu Logoslar da, zamanın olmadığı hallerden daha sonraki bir uzay/zaman'a (bir önceki oktavdan bir sonraki oktava) geçerken ve kendi temellerini tarif ve beyan ederken özgür irade karakterini seçerler.

Majisyen

#35
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. İyi bir beyin fırtınası oluyor.Daha önceden de aklıma takılmıştı.Yeri gelmişken sorayım. Nedir bu sekizinci yoğunluk?Tekrardan döngüye mi giriliyor? Her şey 1. yoğunluktan tekrar mı başlıyor?
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

bozadi

#36
Tartışmaları ilgiyle takip ediyor olmana sevindim sevgili Majisyen.

Ra'da bahsedilen "8. yoğunluk" kavramı, Ra'nın defalarca tanımladığı 7 ana yoğunluk seviyesinden bağımsız/ayrı bir yoğunluk seviyesi değil. Her yoğunluk seviyesi kendi içinde 7 alt yoğunluktan oluştuğu için, örneğin 3. yoğunluğun 7 alt seviyesinin sonuncusundan "8.'sine geçtiğinde", aslında bir sonraki yoğunluk seviyesi olan 4. yoğunluğun 1. alt seviyesine geçmiş oluyorsun. Bir yoğunluk seviyesinden bir sonrakine geçişle ilgili kullandığı bir kavram. Ra "oktav" örneğini verir. Müzikte oktav "8 notayı" ifade eder. Ama bildiğiniz gibi aslında 8 değil, 7 nota vardır. "Do" ile başlayıp "Si" ile biten 7'li nota dizisinde 8. nota, bir sonraki oktavın başlangıcı olan "Do" notasıdır yine.

Kasyopyalılar özenle ve önemle "8. yoğunluk" diye bağımsız bir yoğunluğun bulunmadığını vurguluyor/hatırlatıyor.

Majisyen

#37
Yani 7.nin 7. Oktavndan sonrası 8 mesela.Ama celselerde yanlış hatırlamıyorsam deminki  sorumdaki gibi bir döngüden bahsediliyor.Yediye ulaşmak yaratılışn başa sarması gibi geldi bana.Tabi yanılıyor da olabilirim, yedi sonsuza kadar sürecek bir deneyim de olabilir, ya da ikisi de değil. Sizlerin görüşlerini de almak isterim tabii.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

Scyth

#38
Sadece bu kavramlar üzerinden gidildiğinde kolayca kandıralabileceğimizi düşünüyorum. Birde üst boyutlardaki Bh- Kh eylem veya eylemsizliğinin bize zannetiğimizin tersi etkileri yapabileceğini düşünüyorum. Bunu daha önceki mesajımda Ra'dan alıntılayarak Hitler örneğiyle verdim. Yani Bh'ye iyi diyeceksek insanları dünyada yaşadığı kadere terk etmek nasıl bir iyiliktir. Dünya 4. yoğunluğa geçerken 4 kh dünyayı imparatorlukların bir parçası yapmak için buraya geliyorlarsa 4 Bh'nin aklına şimdimi geldikte onlarda yola koyuldular. Eğer burada özgür iradeyle karma borcumuzu ödüyorsak  neden şimdi müdahale ediyorlar ki bıraksınlar karmamızı tamamlayalım o zaman. Bunun için illa ki dünyanın 4 Kh'e doğrudan ev olma ihtimalinin ortaya çıkması mı gerekiyordu. Yani üst yoğunluk kaynaklarda dünyadaki yaşam ile ilgili özgür irade ifadesinin kullanmasını olaya uzaktan bakan eksik bir görüş olduğunu düşünüyorum. 6. Yoğunluk varlıkları sonuçta burada yaşamıyorlar onlar için konuşmak kolay. Her şeye çok önceden bir dur deme ihtimali varken müdahale etmeyerek bize en büyük kötülüğü yaptılar belkide. Daha öncede söyledim gene söyleyeceğim burası bir kumar masası gibi her seferinde daha fazla borçlanarak masadan kalkıyoruz ve bundan kurtulabilenlerin sayısı çok çok az. Ama bize buranın mükemmel bir öğrenme mekanı olduğunu söylemişlerdi. Şimdiye kadar yükselebilmiş bir kaç kişinin yükselebileceği bir sahnenin devamı için acı çeken milyarlarca ruh. Böylesi küçük bir ödül için ne kadar büyük bir bedel. O yüzden ben kimin kuzu kimin kurt olduğuna dair inancımı sorguluyorum. Yanlış olabilirim fakat üst yoğunluğun mesajları ne kadar değerli olsada bunun içinde yaşayan bizleriz. İnsanlık bunca zaman böylesine yanlız bırakılmamalıydı.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Ka

#39
neyin Kh olup olmadğına yapılan davranışın niteliği değil sonuçlarına göre yorumlamalıyız bence, Hz.Hızır ve Hz.Musa nın öyküsünde olduğu gibi hızırın bir çocuğu öldürmesi, bir gemiyi batırması sonuç ve sebeplerine göre değerlendirmeliyiz.(googlda öyküyü bulabilirsiniz)  Scyth arkadaşıma (hitler konusu dışındaki) önermelerini doğru buluyorum. Biz anlamlandırabildiğimiz bilgiler ile bir yapıyı çözmeye çalışıyoruz. Adını koyamadığımız birçok sistem ve bilgi varken davranış yapılarını iyi ve kötü yada bh veya kh ile sınırlarla ayırmak banada tam mantıklı gözükmüyor. Yani zamanı lineer algılarken sonuçlarını göremediğimiz bir boyutta birşeye kh veya bh önyargısı ile yaklaşmak sapmalara yol açabilir. Bu konuda bence en iyi referans vicdandır diye düşünüyorum.

Belkide bir zaman sonra kavramları açıklamak için BH ve KH bize yetmiyecek, belkide onun sancısıdır bu tartışmalarımız. Dediğiniz gibi bu koca resmi sadece siyah ve beyaz olarak çizemeyiz, içinde grileride tonlarıda fark edersek daha bütün bir anlayaşa yaklaşırız diye düşünüyorum. Kısaca BH ve KH bu sistemin alfabesi  ise artık kelimeler yaratmalıyız..
Bozadi ve Sytc arkadaşıma bu güzel tartışmayı başlattıkları ve geliştirdikleri için ayrıca teşekkür ederim.
 

bozadi

#40
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Majisyen

Yani 7.nin 7. Oktavndan sonrası 8 mesela.Ama celselerde yanlış hatırlamıyorsam deminki  sorumdaki gibi bir döngüden bahsediliyor.Yediye ulaşmak yaratılışn başa sarması gibi geldi bana.Tabi yanılıyor da olabilirim, yedi sonsuza kadar sürecek bir deneyim de olabilir, ya da ikisi de değil. Sizlerin görüşlerini de almak isterim tabii.
Varoluşun başa "sarması" gibi bir durum yok. Varoluşun  enerjileri, sabit olan 7 yoğunluk seviyesi içinde sürekli olarak devridaim durumunda. Vücudumuzdaki bütün kan kalbe bir anda hep birlikte dolmuyor ve bir anda hep birlikte kalpten çıkmıyor. Kan tüm vücutta sürekli bir devridaim hali içinde. "Başa sarma" gibi bir durum yok, bir devridaim var ve "varlık" o devridaim boyunca daima yeni şeyler yaşıyor, üretiyor vs. Asla tıpatıp aynı deneyimi başa sarıp tekrarlamıyor.

bozadi

#41
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

Sadece bu kavramlar üzerinden gidildiğinde kolayca kandıralabileceğimizi düşünüyorum. Birde üst boyutlardaki Bh- Kh eylem veya eylemsizliğinin bize zannetiğimizin tersi etkileri yapabileceğini düşünüyorum. Bunu daha önceki mesajımda Ra'dan alıntılayarak Hitler örneğiyle verdim. Yani Bh'ye iyi diyeceksek insanları dünyada yaşadığı kadere terk etmek nasıl bir iyiliktir. Dünya 4. yoğunluğa geçerken 4 kh dünyayı imparatorlukların bir parçası yapmak için buraya geliyorlarsa 4 Bh'nin aklına şimdimi geldikte onlarda yola koyuldular. Eğer burada özgür iradeyle karma borcumuzu ödüyorsak  neden şimdi müdahale ediyorlar ki bıraksınlar karmamızı tamamlayalım o zaman. Bunun için illa ki dünyanın 4 Kh'e doğrudan ev olma ihtimalinin ortaya çıkması mı gerekiyordu. Yani üst yoğunluk kaynaklarda dünyadaki yaşam ile ilgili özgür irade ifadesinin kullanmasını olaya uzaktan bakan eksik bir görüş olduğunu düşünüyorum. 6. Yoğunluk varlıkları sonuçta burada yaşamıyorlar onlar için konuşmak kolay. Her şeye çok önceden bir dur deme ihtimali varken müdahale etmeyerek bize en büyük kötülüğü yaptılar belkide. Daha öncede söyledim gene söyleyeceğim burası bir kumar masası gibi her seferinde daha fazla borçlanarak masadan kalkıyoruz ve bundan kurtulabilenlerin sayısı çok çok az. Ama bize buranın mükemmel bir öğrenme mekanı olduğunu söylemişlerdi. Şimdiye kadar yükselebilmiş bir kaç kişinin yükselebileceği bir sahnenin devamı için acı çeken milyarlarca ruh. Böylesi küçük bir ödül için ne kadar büyük bir bedel. O yüzden ben kimin kuzu kimin kurt olduğuna dair inancımı sorguluyorum. Yanlış olabilirim fakat üst yoğunluğun mesajları ne kadar değerli olsada bunun içinde yaşayan bizleriz. İnsanlık bunca zaman böylesine yanlız bırakılmamalıydı.
Dünyadaki insan popülasyonuyla ilgilenen, yani bir bakıma bu konuda görevli olan üst düzey BH varlıklarının veya varlık gruplarının "insanları dünyada yaşadığı kadere terk ettiğinden" nasıl böyle emin olabiliyorsun, hayret ediyorum. Ama daha önce de belirttiğim gibi, konuyla ilgili fikir farklılığını ve itirazını gündeme getiriş konusundaki medeni cesaretine hayranlık duyduğumu ifade etmek isterim.   

Michael Newton'un sitemizde alıntıladığımız iki kitabında ("Ruhların Yolculuğu" ve "Ruhların Kaderi") anlatılanların, sitede esas aldığımız üç kanal bilgisi kitabında anlatılanlarla genel olarak gayet uyumlu olduğu fikrimi yinelemek isterim ve Newton'un o kitaplarında anlatılanların doğruluk yüzdesinin gayet yüksek olduğunu düşünüyorum. Bu benim fikrim elbette, herkes aynı şeye inanmak zorunda değil. Ama eğer o kitapları okuduysan ve orada "öbür dünyada" nasıl bir düzen olduğu ve oradan dünyada olan bitenlere dair neler anlatıldığını okuyacak olursan, üst seviyelerdeki ilgili/sorumlu BH varlık gruplarının dünyadaki insanların durumuna asla bir duyarsızlık veya ilgisizlik hali içinde olmadığını da okuyabilirsin.

Sitemizde esas aldığımız kanal bilgilerinin her üçü de insanlık tarihi boyunca üst seviye BH gruplarının dünya insanlığıyla daima ilgilendiğini, yardım çabalarında bulunduğunu ve zaman zaman da KH gruplarının müdahalelerine karşı müdahalerde bulunduklarını okuduk.

Bence senin şu anda anlamakta zorlandığın şeylerden biri, "özgür irade" denen şeyin ne kadar ciddi sorumluluklar doğurduğu konusudur. Sen sanki insanlık çok masum, çok iyi niyetliymiş de, bizden daha güçlü KH varlıkları gelip bizi ezip mahvetmiş, onlarla eşit güçteki BH güçleri ise onların negatif müdahale ettiği kadar pozitif müdahalede bulunmadığı için aslında bizi "satmış" gibi bir tasvirde bulunuyorsun. Burada en çok gözardı ettiğin faktörlerden biri, "özgür irade" ilkesi. K'lar anlatıyor, "insanlık BH varlıklarının tarafındaydı ama sonra Kertişlerin tarafına geçti" diye. Yani insanlık düşüş süreci öncesinde pozitif üst seviye varlık gruplarıyla uyumlu yaşıyormuş ama düşüş sürecinden sonra negatif varlık gruplarının frekanslarına daha uyumlu hale gelmişler. İnsanlık ciddi oranda negatifleşmiş. 3BH'den 3KH'ye geçmiş. Ra'da bu paralelde açıklamalar yapıyor. Elbette sırf K'lar veya başka bir varlık grubu öyle birşey söylüyor diye o anlatımı mutlak doğru diye kabul etmeye gerek yok ama madem bu forum büyük ölçüde o bilgi kaynaklarına dayalı, o bilgi kaynaklarının sunduğu açıklamaları anlamaya gayret etmek gerekir biraz. Ben kendi anladıklarımı paylaşmaya çalışıyorum.

İnsanlık negatifleşince, KH'nin insanlığın geneli üzerindeki güdüm gücü, BH varlıklarının güdüm gücünden daha fazla olmuş. Hal böyle olunca da tabi ki BH varlıklarının müdahale olanakları azalıyor. İnsanlığın genel Kertişlerle sürttükten sonra BH varlıkları neye müdahale edecekmiş ki? Tüm kaynaklar bas-bas bağırıyor, "BH özgür iradeye çok ama çok özen gösterir" diye. İnsanlığın çağrıları, tercihleri ne kadar yardıma ve müdahaleye imkan tanıyorsa, ilgili üst düzey BH grupları da ona göre yardım ve müdahale sunmuşlar. Ra'da insanlığa yapılan yardım ve müdahalalere dayalı çeşitli tasvirler var. Diğer kaynaklarda da öyle.

Ra'nın "gezgin" diye anlattığı varlıklar tarih boyunca dünyaya gelmiş ama içinde bulunduğumuz süreçte, yani bir döngünün kapanışına yaklaşıldıkça ve KH grupları baskılarını arttırdıkça insanların çağrılarında artış olmuş ve gezgin akımı da artmış böylece. Ve başka çeşitli yardım ve müdahaleler olmuş. Kaç milyon gezgin gelmiş dünyaya. Üstelik üst düzeyle yardım bağlantısı kuranların pek çoğu da yine gezginler. Dünya nüfusu tamamen kendi haline bırakılsa dünya çoktan KH'nin mutlak bir çiftliğine dönüşürdü. Aslında ciddi oranda o durumda zaten şu anda ama direnç gösteren ciddi bir nüfus da var. Bir mücadele var.

Hitler'le ilgili Ra alıntını göremedim. O kısmı paylaşıp fikirlerini / sorularını / eleştirilerini kısaca tekrarlarsan sevinirim. Hitler ile ilgili söylediklerine bazı cevaplar verdim, yorumlar yaptım. O konuda ne düşündüğünü söylememişsin.

Majisyen

#42
Peki bizler o halde daha önceden yediye ulaşmış bir enerjinin  3te devridaim eden bir parçasıyız desek çok da yanlış olmaz gibi geliyor bana.Tabi şu anki deneyimlerimiz yepyeni olmalı bu durumda ve bir parçamz da hala yedide, bir parçamız yüksek benlik olarak altıda hatta kasyopyalılarla.En son birleşip yeni deneyimler için devridaime devam ediyoruz herhalde.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

Majisyen

#43
Bir de aranızdaki tartışmada Bozadin in söyledikleri genel olarak mantıklı gelmekle birlikte 3BHtan 3Khya geçme kısmı dikkatimi çekti şimdi. K lar bir kez BH olundu mu bir daha KH kutbuna geçme eğilimine rastlanmayacağını söylüyorlardı.Bu nasıl mümkün olmuş olabilir, henüz 4e geçilmediği için mi?
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

bozadi

#44
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Ka

neyin Kh olup olmadğına yapılan davranışın niteliği değil sonuçlarına göre yorumlamalıyız bence, Hz.Hızır ve Hz.Musa nın öyküsünde olduğu gibi hızırın bir çocuğu öldürmesi, bir gemiyi batırması sonuç ve sebeplerine göre değerlendirmeliyiz.(googlda öyküyü bulabilirsiniz)

O öykü hem BH hem de KH çıkarlarına uygun bir öykü. Tıpkı dinlerin kutsal kitapları gibi. BH çıkarlarına hizmet eden yönü, olayların ilk göründünden daha "derin" anlamları olabileceği meselesidir. Konularla ilgili derinlemesine bilgi edinmeden o konuda yargılamada bulunmanın yanlış olabileceği meselesidir. Öykünün KH çıkarlarına hizmet edebilecek yönü ise, tıpkı bu başlık altında daha önce de konusu geçtiği gibi gözümüzün önünde cereyan eden şeytanlıklara itirazsızlığı, duyarsızlığı, ve olayları/durumları muhakeme edip gerekli müdahalede bulunmayı caydırıcı bir teşvikte bulunuluyor olmasıdır. Konusu geçtiği gibi, birileri örneğin IŞİD'in kan dondurucu katliamlarını aklamak, duruma karşı bir tepkisizilik ve müdahalesizlik ve hatta "savunu" durumu meydana getirmek için senin örnek verdiğin hikakeyi pekala kullanabilir.

Alıntı YapAdını koyamadığımız birçok sistem ve bilgi varken davranış yapılarını iyi ve kötü yada bh veya kh ile sınırlarla ayırmak banada tam mantıklı gözükmüyor.
"Adını koyamadığın birçok sistem ve bilgi varken", bu forumda esas alınan bilgi kaynaklarının defalarca ve ayrıntılı bir şekilde açıkladığı görüşlerin "yanlış" olduğunu nasıl bu kadar kolay bir şekilde iddia edebiliyorsun peki? O kadar bilgi eksiğinle bu kadar emin bir itirazda nasıl bulunabiliyorsun?

Üstelik boş ver "o adını koyamadığımız birçok sistem ve bilgi"yi, adını koyabildiğimiz ve bu forumda esas alınan bilgi kaynaklarını bile doğru dürüst okuyup bilgi sahibi olmadan, o kaynakların ortak bir şekilde vurguladıkları bilgileri bu kadar kolayca geçersiz ilan etmene biraz şaşırıyorum ve biraz da üzülüyorum doğrusu.   

Alıntı YapYani zamanı lineer algılarken sonuçlarını göremediğimiz bir boyutta birşeye kh veya bh önyargısı ile yaklaşmak sapmalara yol açabilir. Bu konuda bence en iyi referans vicdandır diye düşünüyorum.
Forumun temel bilgi kaynaklarını okuyup tekrarlı bir şekilde ifade edilen esaslarını anlamadan, o temel kavramları birer bir çırpıda "önyargı" diye etiketleyerek bir kenara atmanın ne tür bir "vicdani" açıklaması olduğunu merak ediyorum doğrusu.

Alıntı YapBelkide bir zaman sonra kavramları açıklamak için BH ve KH bize yetmiyecek, belkide onun sancısıdır bu tartışmalarımız. Dediğiniz gibi bu koca resmi sadece siyah ve beyaz olarak çizemeyiz, içinde grileride tonlarıda fark edersek daha bütün bir anlayaşa yaklaşırız diye düşünüyorum. Kısaca BH ve KH bu sistemin alfabesi  ise artık kelimeler yaratmalıyız..
Alfabeyi anlamadığını ve hatta o alfabeye saygı duymadığını çok belli ediyorsun sevgili Ka. O yüzden önerini samimi bulamıyorum.

Alıntı YapBozadi ve Sytc arkadaşıma bu güzel tartışmayı başlattıkları ve geliştirdikleri için ayrıca teşekkür ederim.
Ben de teşekkür ederim.