Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Celseler Hakkında Tartışma

Başlatan Anhora, 20 Kasım 2014, 03:22:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Anhora

#15
Alıntı Yap
Alıntı YapÇok düzgün ve net bir şekilde ifade edemiyorum belki ama demek istediğim; bu gören ve görünen ilişkisinden doğan, açığa çıkan ilahi bilincin/bilgi'nin amacını kastetmiştim.
Bilginin değil de, o bilgiye sahip olanın amacının ne olduğu sorulabilir ve amaç "varlığı onaylamak, ona hizmet etmek ve sürdürmek"tir bana göre.

Alıntı YapBen yıllarca iyiliği savunup, kötülüğü dışlayan insanlara şu soruyu sordum:
Yaratıcı/Mutlak güç, kendi yarattığı kavramlar arasında nasıl bir seçim yapabilir? İyiliği severken, kötülüğü nasıl dışlayabilir?

Şu soruya samimiyetle yanıt vermeni ve vereceğin yanıt üzerinde ciddi bir şekilde düşünmeni rica ediyorum sevgili Anhora: hayatında hiçbir şeyi başka birşeye karşı savunmadın mı veya savunmuyor musun? Adaletsizlik karşısında adaleti savunmaz mısın, örneğin, ikisi de bir düalitenin doğal birer parçasıdır diye?

Bu soruyu sorarken elbette doğal fıtratıma uygun olarak ben de iyinin ve gelişimin yanında olmak isterim. Benim kastettiğim şey iki zıtlığın bilgisiyle harmanlanıp, iki zıtlığın da birbirine karşı üstünlüğü olmadığı gerçeğine objektif olarak dışarıdan bakıp anlayabilmemiz ve sonradan bu idraki tamamladığımızda seçmemiz gereken yolu özgür irade çerçevesinde seçmemizdi.

Ben iyiliği seçerken kötülüğü anlamadan dışlayan bir düşünce yapısının, tam da aşkın olamayacağı görüşüne inanıyorum. Çünkü acı olmadan/kötülüklerle örtülü bir dünya olmadan arayış başlamaz ki ?

Alıntı Yap+ Zihin düzeyinde ancak negatif(karşıt) terimler içinde tarif edilebileceğinizi ne kadar berrak bir biçimde anlarsanız, arayışınızın sonuna o kadar çabuk ulaşacak ve sınırsız varlığınızı idrak edeceksiniz.

Alıntı Yap+ Doluluk ve boşluk göreli terimlerdir. Gerçek ise gerçekten ötedir - bilince nazaran öte değil, fakat her türlü ilişkiden öte.
Bu tanımlama beni, sanki bu dualitenin ve özgür iradenin bizim testimiz olduğu düşüncesine götürüyor. Eğer iyilik/kötülük dengesinin farkına varırsak, ilahi bilince yaklaşırız ve bu farkındalık bizi bir adım daha öteye, gerçeğe götürür. Bildiğimiz kavramların ötesine.

Ayrıca benim bu dualiteyi iyilik ve kötülük diye bölmem, bizim önyargılarımızın kabarmasına neden oluyor olabilir. Halbuki her yerde bahsedilen tüm ikilikleri kapsıyor bu dualite. Ben sadece iyilik/kötülük diyerek insanların kafasındaki tabuyu kırmaya teşebbüs ettim.

Alıntı YapKanılara ihtiyacım yok. Ben anılardan ve beklentilerden kurtulmuşum, ne olduğum ve ne olmadığım ile meşgul değilim.Ben kendini-tariflere bağımlı değilim; (Ben O'yum, Ben En Yüceyim) gibi tarifler benim işime yaramaz. Ben hiçbir şey olmak ve de dünyayı olduğu gibi, hiçbir şey gibi görmek cesaretine sahibim. Bu çok basit geliyor, onu bir deneyin!

Evet aslında, bir amaç ararken beklenti içine giriyoruz. Yaşadığımız yoğunluk seviyesinin beynimize kazınmış egosallığı belki de bu. Bencilce ödül bekler gibi sorguluyoruz, arıyoruz. Ego ölmeden, sorduğumuz sorular / beklediğimiz cevaplar bizi KH'e götürecek. Ego ölmeli ve biz birer hiç olmalıyız.

http://www.youtube.com/watch?v=xxkSAJKMM48
Ad vitam æternam

bozadi

#16
Alıntı YapBu soruyu sorarken elbette doğal fıtratıma uygun olarak ben de iyinin ve gelişimin yanında olmak isterim. Benim kastettiğim şey iki zıtlığın bilgisiyle harmanlanıp, iki zıtlığın da birbirine karşı üstünlüğü olmadığı gerçeğine objektif olarak dışarıdan bakıp anlayabilmemiz ve sonradan bu idraki tamamladığımızda seçmemiz gereken yolu özgür irade çerçevesinde seçmemizdi.

Ben iyiliği seçerken kötülüğü anlamadan dışlayan bir düşünce yapısının, tam da aşkın olamayacağı görüşüne inanıyorum. Çünkü acı olmadan/kötülüklerle örtülü bir dünya olmadan arayış başlamaz ki ?

Pozitiflik-Negatiflik yollarından birinin diğerine "üstün" olduğu şeklinde bir iddia sanırım dillendirilmedi bu ortamda. Ve şahsen benim de bu fikirle ilgili bir sıkıntım yok. Yani pozitiflik ile negatifliğin doğal birer değer olarak birbirine üstün olmadığı düşüncesi bana batmıyor ve absürt gelmiyor aslında. Ama bu durum bizi bu iki yol arasında seçim yapma gerekliliğinden muaf kılmıyor, ki sen de pozitifliği negatifliğe tercih ettiğini söylüyorsun görebildiğim kadarıyla. Yoksa, henüz "bu iki yolun birbirine üstün olmadığı gerçeğine objektif olarak bakıp anlama" konusundaki idraki tamamlamadığını düşünerek henüz özgür iradenle öyle bir seçim yapamayacak durumda olduğunu mu kastediyorsun? Bu hususta daha net bir açıklama yapabilirsen memnun olurum.

"Kötülüğü anlama" gerekliliğinden bahsederken neyi kastediyorsun? Örneğin Kasyopya celselerinde KH'nin ne olup ne olmadığı hakkında pek çok bilgi veriliyor. Bunu mu kastediyorsun? Yani KH'ye körü körüne "tu kaka" şeklinde sadece ahlaki bir yargılama tonunda yaklaşmak iyi birşey değil aslında, mı diyorsun? Ki öyle diyorsan, ben buna itiraz etmem kesinlikle. Aksine, ben de kötülük diye tabir ettiğimiz şeye aynı zamanda soğukkanlı, çok yargılayıcı olmayan, adeta "teknik" veya "bilimsel" bir şekilde yaklaşabilme gerekliliğine de inanıyorum. Ki bu forumda KH dediğimiz kutupsallığın ne olduğu, yaptıklarını neden yaptığı hakkında çok sayıda bilgiler, alıntılar, yorumlar da paylaşıldı. Yani kötülük veya "KH yolu" dediğimiz şeye sadece "tu kaka" diye yaklaşmıyoruz. İşin tekniğini de anlamaya çalışıyoruz. Evrensel düzende ona da bir yer olduğunu onaylıyoruz. Senin de ifade ettiğin gibi kötülük olmasaydı, şiddetli kötülüğe maruz kalmasaydık iyiliğin anlam ve önemi üzerinde düşünmek için motivasyonumuz eksik kalırdı muhtemelen. Hatta, insanlığın "cennetten düşmesi" diye tabir edilen sürecin bizzat böyle bir fonksiyonu olduğuna dair uzun alıntılar ve yorumlar yaptık. Bir anlatıma göre insanlık geçmişte bir noktada bir eli yağda, bir eli balda yaşıyordu. Mutlak güven ve korunma hali içinde. Ama bir yozlaşma, şımarma durumu içine düşmüş, derslerini ilerlemet konusunda çok pasif bir hale girmiş ve durum o kadar tehlikeli bir hale gelmiş ki, KH'nin yani kötülüğün de olduğu bir ortama geçmemiz gerekmiş. Yani iyiliğin değerini anlamak, onun kıymetini bilmek ve onun için gerçek ve disiplinli çaba harcayabilmek için.

Scyth

#17
Kh'nin kendi bakışında eylemlerini kötü olarak değerlendirdiğini zannetmiyorum. Doğru ve haklı sebepleri olmasa yollarına devam edemezlerdi. Sorun şu ki Kh merkeze egoyu koyar bundan dolayı kendi kendilerini doğrularlar ve haklı görürler. Ki bu durum bizlerin hiç yabancı olmadığı bizzat deneyimlediğimiz doğal halimize bir örnek.

Bazen bizden yüksek varlıkların dünya üzerinde binlerce yıldır çekilen cefaya son verecek güçte olmalarına rağmen neden bunu yapmadıklarını; bunun bizler için yapılmış bir kötülük olduğunu düşünüyorum. Hayatta seçilen onca zorluk ne için bir şeyler öğrenme ihtimali. Yani onca sıkıntı çekebilirsiniz genede bir şey öğrenemeyebilirsiniz ve bu aynı zamanda karma çuvalınızı daha da doldurur. Sanki  burada ki her yaşantımız kumar oynamak gibi  pullarınız biter ölüm gelir işte her şey bitti dediğiniz anda size yeniden pulları verir ve o kumar masasına geri gönderirler. İnsan o masadan her kalkışında biraz daha borçlandığını bilerek niye tekrar ve tekrar aynı masaya geri döner. Öğretmenlerimizin 5. yoğunluk Bh varlıkları olduğu sanıyoruz öyleyse neden her seferinde bize bu kötülüğü yapıyorlar. Şimdi bazılarınız "Ama buraya özgür irade ile geliyoruz" diyecekler. Öyleyse bizleri iyilik yapmak için durduramazlarmıydı. Neden bu kadar sıkıntı çekmek için gönüllü oluyoruz.

Hitler'i düşünün zayıf milletleri yok etmek istiyordu. Ne büyük bir kötülük değil mi. Halbu ki başarılı olabilse reenkarne olduğunuzda çok daha iyi bedenlere ve hayata sahip olurdunuz. Dünya nüfusu azalmış kişi başına düşen kaynaklar çoğalmış olurdu. Nazi'lerin dünyadışı bağlarından dolayı dünyada ki teknoloji hayal edebileceğimizin ötesinde gelişir çok daha kolay ve konforlu hayatlarımız olurdu. Şimdi biri çıkıp böyle bir hayat sunsa hangimiz hayır diyebilir. Ben bunu minnet duyulacak büyük bir iyilik olarak adlederim.

İyilik ve kötülük subjektif kavramlar. Bh ve Kh'yi tanımlamak için yetersiz kalıyorlar. Olay empati ve ego arasında bir seçim yapmakla ilgili gibi geliyor bana.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Anhora

#18
Ben iki karşıtlığı da yaratıcının bakış açısından anlamayı kastetmiştim. Birini diğerinden üstün kılmak, yaratılışa aykırı. Ben bu iki karşıtlığın da sonunda mutlak birliğe ulaşacağını düşünüyorum. Bunun ne tarafında olacağınız sizin seçiminiz. Ben şahsen iyilerin tarafında olmayı seçiyorum.
Ad vitam æternam

Scyth

#19
Seçimler, eylemler ve anlayış kazanmakla olur.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#20
İyi kötü, doğru yanlış bunlar o kadar kişiseller ki bir sonraki adımda bocalama ihtimali çok fazla.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#21
Alıntı YapKh'nin kendi bakışında eylemlerini kötü olarak değerlendirdiğini zannetmiyorum. Doğru ve haklı sebepleri olmasa yollarına devam edemezlerdi. Sorun şu ki Kh merkeze egoyu koyar bundan dolayı kendi kendilerini doğrularlar ve haklı görürler. Ki bu durum bizlerin hiç yabancı olmadığı bizzat deneyimlediğimiz doğal halimize bir örnek.
Katılıyorum. Adanmış ve adanmakta olan KH varlıkları kendi bakış açılarıyla "doğru" olanı veya "yapılması gerekeni" yapıyorlar. Tıpkı adanmış ve adanmakta olan BH varlıkları gibi. Bu bir tercih, ve evrensel (en yüksek) bakış açısıyla bu seçimler birbirinden daha üstün veya daha "haklı" değil. KH varlıklarında da bir "samimiyet", "ciddiyet", "adanma" olmasaydı, 3'ten 4'e, 4'ten 5'e ve hatta 5'ten 6'ya mezun olamazlardı.

Alıntı YapBazen bizden yüksek varlıkların dünya üzerinde binlerce yıldır çekilen cefaya son verecek güçte olmalarına rağmen neden bunu yapmadıklarını; bunun bizler için yapılmış bir kötülük olduğunu düşünüyorum. Hayatta seçilen onca zorluk ne için bir şeyler öğrenme ihtimali. Yani onca sıkıntı çekebilirsiniz genede bir şey öğrenemeyebilirsiniz ve bu aynı zamanda karma çuvalınızı daha da doldurur. Sanki burada ki her yaşantımız kumar oynamak gibi pullarınız biter ölüm gelir işte her şey bitti dediğiniz anda size yeniden pulları verir ve o kumar masasına geri gönderirler. İnsan o masadan her kalkışında biraz daha borçlandığını bilerek niye tekrar ve tekrar aynı masaya geri döner. Öğretmenlerimizin 5. yoğunluk Bh varlıkları olduğu sanıyoruz öyleyse neden her seferinde bize bu kötülüğü yapıyorlar. Şimdi bazılarınız "Ama buraya özgür irade ile geliyoruz" diyecekler. Öyleyse bizleri iyilik yapmak için durduramazlarmıydı. Neden bu kadar sıkıntı çekmek için gönüllü oluyoruz.
Tam olarak neyi kastettiğinden emin olamasam da, tahmin ettiğim şeyi kastediyorsan çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim sevgili Scyth. Ama aynı zamanda bu görüşünü, itirazını samimi olarak ifade etmene de çok sevindim. Kastettiğini düşündüğüm şey (yanlış anlamışsam bunu belirtmeni rica ediyorum) şu: Bize rehberlik eden 5. ve 6. yoğunluk BH varlıklarının 3. yoğunluktaki hayat düzenimizin acımasızlıklarına, berbatlıklarına yeterince müdahale etmediklerini söylüyorsun. Yaptığımız yanlışlar konusunda bizi yeterince uyarmadıklarını ve engellemediklerini düşünüyorsun. Ve bunun aslında iyilik değil, kötülük (veya "aptallık") olduğunu düşünüyorsun.

Alıntı YapHitler'i düşünün zayıf milletleri yok etmek istiyordu. Ne büyük bir kötülük değil mi. Halbu ki başarılı olabilse reenkarne olduğunuzda çok daha iyi bedenlere ve hayata sahip olurdunuz. Dünya nüfusu azalmış kişi başına düşen kaynaklar çoğalmış olurdu. Nazi'lerin dünyadışı bağlarından dolayı dünyada ki teknoloji hayal edebileceğimizin ötesinde gelişir çok daha kolay ve konforlu hayatlarımız olurdu. Şimdi biri çıkıp böyle bir hayat sunsa hangimiz hayır diyebilir. Ben bunu minnet duyulacak büyük bir iyilik olarak adlederim. 
K'lar Hitler'in "üstün ari ırk" yaratma çabasının genetik olarak büyük çaplı bazı negatif müdahaleler için hazırlık olduğuna değiniyordu celselerde. Yani insanlığın daha totaliter/faşist bir şekilde yönetilip köleleştirilmesine hizmet edecek bir projenin bir parçası. Bu fikri kabul edersek, o projenin başarısız olmasına sevinmek gerekir gibi geliyor bana. İlla K'ların yaptığı açıklamayı gerçek kabul etmesek bile, bizim kendi bilgi ve anlayışımız Hitlerin faşist bir psikopat olduğunu ve asla insanlık için iyi bir amaç peşinde olamayacağını anlamamıza imkan verecek düzeyde diye düşünüyorum. Hitler yaratmaya çalıştığı Ari Irk'a iyi bir hayat sunacakmış gibi göründü belki de. Halbuki bu ancak o ırk başarılı bir şekilde yaratılana kadar mümkün olabilir. Dünya nüfusu bir kez kontrol altına alındıktan sonra ve diyelim ki tüm alternatifler imha edilip dünyada sadece ari ırk kaldıktan sonra herkes mutlu mesut mu yaşayacaktı acaba? Açıkça faşist ve psikopat bir şekilde başlatılıp yürütülen bir proje, aslında iyiliğe, doğruluğa, güzelliğe, adalete mi hizmet etmiş olacaktı?

bozadi

#22
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora

Ben iki karşıtlığı da yaratıcının bakış açısından anlamayı kastetmiştim.
Bu forumda bunu sıkça yapıyoruz veya yapmaya çalışıyoruz. Senin de bu belirttiğin husustaki görüşlerini, önerilerini, çeşitli kaynaklardan konuyla ilgili beğendiğin alıntıları paylaşmana sevinirim doğrusu.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora

Ben bu iki karşıtlığın da sonunda mutlak birliğe ulaşacağını düşünüyorum. Bunun ne tarafında olacağınız sizin seçiminiz. Ben şahsen iyilerin tarafında olmayı seçiyorum.
Konuyu netleştirme namına birkaç soru sormak isterim. İyiler kim? Aklında belirli bir örnek var mı? Ve "iyiler"in varlığını kabul ettiğimizde, bu otomatikmen "kötüler"in varlığını gerektiriyor. Kötüler kim sence? Aklına gelen ilk örnekler?

bozadi

#23
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

Seçimler, eylemler ve anlayış kazanmakla olur.
Katılıyorum.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

İyi kötü, doğru yanlış bunlar o kadar kişiseller ki bir sonraki adımda bocalama ihtimali çok fazla.
Örnek verebilir misin Scyth? Ben iyi ve kötünün, doğru ve yanlışın gayet objektif, gayet bilimsel olabileceğine inanıyorum.

Scyth

#24
Senin vurgu yaptığn evrensel doğru ve yanlışlarla alakalı. Halbu ki benim kastettiğim bunların mevcut olmadığına dair. Evrende varolan varlık kadar doğru ve yanlış var. Senin için doğru olan başkası için yanlış olabilir. Bundan dolayıda doğru ve yanlış üzerine yapılan genellemelerin Bh ve Kh üzerine yaftalamanın yanlış olduğuna inanıyorum. Bh ve Kh'nin kendi içlerinde kabul ettikleri doğru ve yanlışlar onların yönelimlerini belirlese de bunlar asla genel geçer olmaz evrensel değillerdir. Bunlar grubun kabul ettiği doğru ve yanlışlardır. Herkez tarafından kabul edilmezler. Buna binlerce örnek verilebilir. Tibet'te bir kadın iki erkekle evlenebilirken; Arabistan'da bir erkek dört kadınla evlenebilir. Domuz müslaman kültürlerde günah kabul edilirken hristiyan toplumlarında kutsal bir günde kutlama için kullanılabilir. Ortadoğu'da kadınlara başlık parası istenirken; Hindistan'ta erkeklere istenir. Bu bakış açısına sahip insanları birarya getirseniz herbiri kendi dorğularını savunur diğer kültürel eğilimi yanlış bulur.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#25
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

Senin vurgu yaptığn evrensel doğru ve yanlışlarla alakalı. Halbu ki benim kastettiğim bunların mevcut olmadığına dair.
Bence sen de "evrensel (genel-geçer) doğru veya yanlış diye birşey yoktur" der demez evrensel bir doğru ve yanlış önermesinde bulunmuş oluyorsun:

Önerme: "Evrensel doğru-yanlış vardır"
Cevap: "Yanlış"

Önerme: "Evrensel doğru-yanlış yoktur"
Cevap: "Doğru"

Bu önermelere verilen bu yanıtların kendisi evrensellik (genel-geçerlik) imasında bulunmuyor mu? Burada bir yargılama yok mu?

Tüm yargılamalarda doğruluk-yanlışlık şeklinde doğal değer yargıları yok mudur? BH-KH'nin kendisi aynı zamanda birer "yargı" değil midir?

Scyth

#26
Öyleler ama onları iyi ve kötü adamlar olarak nitelendiriyorsanız bu da bir yargılama nihayetinde. Neyin iyi neyin kötü olduğu bizim bakış açımıza bağlı işte bu yüzden yanıltıcı olabilirler. Temeli iyi-kötü, doğru-yanlış, ışık- karanlık gibi kavramlar üzerine kuruyorsanız bu sizi sınırlı düşünceye itmekten başka bir işe yaramaz.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#27
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

Öyleler ama onları iyi ve kötü adamlar olarak nitelendiriyorsanız bu da bir yargılama nihayetinde.
Ben de "yargılama gerekliliğinden" bahsediyorum. Yargılama aceleci, sığ veya vicdansız olmak zorunda değil.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

Neyin iyi neyin kötü olduğu bizim bakış açımıza bağlı işte bu yüzden yanıltıcı olabilirler.
New Age öğretisinin insanlara en çok zarar verdiği görüş bu bence. Ben senin bu görüşü öne sürme nedeninin New Age'in ardındaki kukla oynatıcıların dezenformasyon programlarına hizmet etme amaçlı olduğunu düşünmüyorum ama bu paylaştığın görüş, insanların kendilerine vahşice işkence eden devlet mekanizmalarına ve yetkililerine, faşizan global ve yerel kurumlara karşı sessiz kalıp boyun eğmelerinde başlıca zihinsel programlama olarak kullanılıyor. "Evet, devletimiz bize işkence ediyor ama devlet büyüktür, o birşey yapıyorsa illa ki bir bildiği vardır. Neyin iyi neyin kötü olduğunu biz bilemeyiz." Devlet Allah yerine konuyor, eleştirilmezlik, yargılanamazlık statüsüne yerleştiriliyor. Allah desen ha keza; insanlığa karşı en büyük, en geniş çaplı psikopatça saldırı ve katliamlar onun adıyla yapılmıştır. Ama ne oluyor? Herşeyin iyisini Allah/Devlet/Büyüklerimiz bilir. Onlara kötü olarak bakamayız. O sonuçta bizim Allahımız/Devletimiz/Babamızdır.

Allah, dinler, devletler, ordular, şirketler insanlığı "Allahına kadar" yargılıyor, katlediyor, tecavüz ediyor ve aynı zamanda insanlara onları yargılama yollarını tıkıyor. İnsanlar öylesine korkutulmuş, öylesine sindirilmiş ki, işkenceye işkence, kötüye kötü, psikopata psikopat diyemiyor. Birleşip sesini yükseltemiyor.

Büyük ölçüde İlüminatinin bir kontrol mekanizması olan New Age kültürü de aynı zamanda insanlara sürekli olarak "yargılamama" mesajı veriyor. Bolca "iyinin ve kötünün göreceliliği" masalı anlatılıyor insanları kitlesel bir tecavüz hipnozuna sokmak için.

Daha hafif psikopatlık örneklerini bir kenara koyalım; herifler çıkmış domates-soğan doğrar gibi insan doğruyorlar. Bizim ülkemizdeki bazıları dahil olmak üzere, bu şerefsizlerin yaptığının "kötü" birşey olduğundan "emin olamayanlar", hatta o aşşağılıkları destekleyenler var. Niye? Çünkü dinlerin kendi kitaplarında dahi sırf farklı görüşte oldukları için birilerinin öldürülmesine, katledilmesine cevaz veren beyanlar var. Elbette aynı kutsal kitaplarda hiç de faşizan olmayan, gayet insancıl beyanlar da var. Her zaman olduğu gibi karşımıza yine şizofreni hastalığı çıkıyor. Bizi şizofrenleştirmeye çalışıyorlar ki olaylar ve durumlar hakkında özü-sözü-eylemi bir sonuçlar çıkarıp somut önleyici adımlar atamayalım. Böl ve yönet.

İnsanlığın en büyük hastalıklarından biri değil mi özellikle resmi kurumlar yoluyla yapılan işkencelere, katliamlara karşı gerekli tepkileri gösterememek? "Arkadaş, bu kötüdür. Hem de çok kötü birşeydir. Tekrarlanmaması için gelin birlik olup işkencecilere karşı sesimizi yükseltelim" diyememek? Neden diyemiyorlar? "İyinin ve kötünün göreceliliği" ve "yargılamaktan sakınma" propagandası başlıca nedenlerinden biri.

Scyth

#28
Söylediklerin pek çok kısmına katılıyorum ama Tanrı Kh'yi yargılıyor  ya da cezalandırıyor mu?
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#29
KH varlıkları diğer tüm varlıklar gibi Tanrı'nın kendisi olarak, evrenin doğal bağları yollarıyla kendi kendilerini yargılıyorlar. O (cezai) yargılamanın zamanlaması bizim beklentilerimize uymayabilir. Ama yakıp yıkmaya, işkence etmeye, parçalamaya, yok etmeye adanmış güçlerin nasıl bir yöne doğru ilerlediklerini düşünüyorsun? Sevince, huzura, paylaşıma, güvene, sevgiye mi?