Iran'a şeriyat nasıl geldi?

Başlatan Aoibheann, 18 Nisan 2017, 20:12:12

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aoibheann

İran'a "Şeriat" nasıl geldi?
(Turkiye'de seriatin yaklasan adimlarini duyyor muyuz?)

İranlı gazeteci Bahman Nirumand anlatıyor:
"Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım. Şah'ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım. Aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.
Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.
Her şey 14 ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran'ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran'da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.
Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına "islam mahkemesi" denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çarptırıldığı haberini okuduk.
Haberi ciddiye almadık; "üç beş sapsızın işi" dedik.
Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. "ufak tefek şeylerin" toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.
Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı.
"Müslüman kadınların yanında fahişelerin yeri yoktur" denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.
Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk!
Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.
Biz ise hâlâ büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! "ittifak", "eylem birliği" gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.
Humeyni, "bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız" diyor; genç mollalar terör estiriyordu.
Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu. Şiraz'da "islam mahkemesi" eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran'da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.
Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki !..
Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda "tamam bu sonuncusu" diyorduk ama arkası hep geliyordu.
Kızların evlenme yaşı 18'den 13'e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.
Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.
Biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu.
Üç ay önce Humeyni, Paris'te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri islam düşmanı ilan etmişti.
Mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı.
Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: "islam Cumhuriyeti'ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?"
Kuşkusuz bu bir oyundu ...
Yapılan propaganda belliydi; dediler ki: "islam'a evet mi, hayır mı diyorsunuz?" biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: "önemli olan Cumhuriyet'tir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir.
İslam Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?" Sonuçta, "evet" diyen 20 milyon, "hayır" diyen ise sadece 140 bindi. Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.
Mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar. Örneğin, tirajı bir milyon olan liberal Ayendegan Gazetesi'ni kapattırdılar. Sıra Keyhan Gazetesi'ne geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.
Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik. Sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı. Örtünmek moda oldu!
Tüm bunlara "gelip geçici bir fırtına" diye bakmak ne büyük yanılgıydı.
Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal islamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu. Şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi. Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı. Kaçanlardan biri de bendim.
Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır."
(Bahman Nirumand, Hür dünyanın diktatörlüğü)
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#1
İran Devrimi'nin diktatörce yönleri var ama son derece onurlu yönleri de var. Humeyni Devrimi olmasaydı bugün Global Şeytanlar Ortadoğu'daki nihai şeytani amaçlarına çok daha yaklaşmış olurlardı. ABD ve İsrail boşuna mı çıldırıyorlar İran diye?! İran ve Hizbullah Ortadoğu'da özellikle ABD-İsrail Müttefiki Suudi Arabistan tarafından sponsorluğu yapılan Vahabi/Selefi terör örgütlerine karşı en büyük mücadeleyi veren güçler. Onlar olmasaydı bugün Türkiye'de ve bölgede Global Şeytanların piyonu cihatçı terörü çok daha yüksek düzeylerde olurdu.

bozadi

#2
AKP'de başı açık, dudağı boyalı pek çok kadın yetkili var. AKP şeriat düzeni kurmaya çok meraklı olsa buna önce kendi partisinden başlar. AKP'nin destekçi tabanının azımsanamayacak bir kısmı liberal denebilecek tipte insanlardan oluşuyor ve AKP bunun son derece bilincinde. Yobazlığı resmi/yasal boyutta tırmandırmak istemesi durumunda destek tabanının önemli bir bölümünü kaybedeceklerini biliyorlar.

AKP'nin her türlü fiili yanlışına itiraz edelim, karşı gelelim ama olmayan tehditler yaratmayalım.

Elbette aynı AKP'nin içinde ciddi ciddi Şeriat isteyenler var ama AKP'yi onlar belirlemiyor. Etkiliyorlar ama belirlemiyorlar. AKP'yi etkileyen pek çok farklı iç faktör var. Birbirleriyle çatışan faktörler de var. Ve tabi ki AKP'nin tamamen dışında giderek güçlenen bir "Muhalefet" var. Referandum sonucununda gösterdiği gibi ilginç ve bence değerli bir denge veya dengeler var.

bozadi

#3
Muhalefet dediğimiz insanlar da tamamen demokratik kişiliklerden veya gruplardan oluşmuyor, CHP'sinde de, MHP'sinde de son derece faşizan eğilimli nice bireyler ve gruplar var!

O yüzden, kurtuluş her zaman tüm toplum kesimleri ve tüm ideolojik kesimler içindeki pozitif eğilimli insanların işbirliğinden geçer.

AKP'ye muhalif olanların azımsanamayacak bir bölümü tüm AKP'lileri aptal ve kötü görme eğiliminde ama bu tavır aslında biraz da onların kendi aptallıklarının ve kendi kötülüklerinin bir sonucu.

Aoibheann

#4
En güzeli taraf tutmadan insanca yaşamaya çalışmak. Okuyorum ama okuduklarım mantıklı gelmiyor. Kısacık bir yaşam süresi için bunca hırsa sahip olmak çok mantıksız. Sabip olduklarımız değil deneyimlediğimiz güzellikler, tecrübelerimiz önemli. Ne zaman anlayacağız bunu? Ne zaman bu 'hırs' son bulacak? Kendimizden tiksinmeden ne zaman duracağız?
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#5
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

En güzeli taraf tutmadan insanca yaşamaya çalışmak. Okuyorum ama okuduklarım mantıklı gelmiyor. Kısacık bir yaşam süresi için bunca hırsa sahip olmak çok mantıksız. Sabip olduklarımız değil deneyimlediğimiz güzellikler, tecrübelerimiz önemli. Ne zaman anlayacağız bunu? Ne zaman bu 'hırs' son bulacak? Kendimizden tiksinmeden ne zaman duracağız?
Belki de senin başkalarının hırsından bu kadar rahatsız olmanın nedeni, onların hırsının senin kendi hırsını tetiklemesine engel olamamandır. Kendi aşırı hırsını yenmek öncelikle senin sorumluluğunda ve kendi aşırı hırsını yendiğinde, başkalarının hırsı seni bu kadar olumsuz etkilemeyecek.

Aoibheann

"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

fidelista

#7
Akp nin islam temelli bir devlet kurma gizli gündemleri olduğunu düşünüyorum,15 yıl içinde evrimleşerek bundan uzaklışmış oldularmı bilemem ama bunlarda savaşta her yol mübahtır ve takkiye yani hile esastır ,referandumda görüldüğü gibi.Kendileri zaaflarıyla hırslarıyla açgözlülükleri ile sınır tanımazlıkları ile dinden çok uzak kişiler ve emparyalistler ile savaşacak ne yiğitliğe, cesarete, ahlaka nede ideale sahip değiller.Kendine hizmet ağırlıklıdırlar.

Diğer partiler farklımı bence değiller ama bu durum onları AKparti yapmıyor.