Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Dersim Katliamı'nda Kimyasal İzi İlk Kez Ortaya Çıktı (4 Aralık)

Başlatan bozadi, 04 Aralık 2013, 20:00:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

04.12.2013

"Dersim Katliamı"nda Kimyasal İzi İlk Kez Ortaya Çıktı


Dersim Katliamı'nda kimyasal kullanıldığına dair ilk somut kanıtlar ortaya çıktı. Orduya Elazığ'da kimyasal gaz kullanımı kursları verilmiş.[/b]





"Dersim Katliamı" döneminde Malatya Emniyet Müdürü olan İhsan Sabri Çağlayangil'in Kemal Kılıçdaroğlu 'na söylediği "Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi" itirafını destekleyecek belge açığa çıktı.

Cnnturk.com'dan Murat Aydın'ın haberine göre Dersim Katliamı sırasında Malatya Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten ve Dersim harekatının sonuçlanmasının ardından kurulan mahkemede, idama mahkum edilen sanıkların infazını düzenlemekle görevlendirilen İhsan Sabri Çağlayangil, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yıllar evvel konuşmuş ve çarpıcı itiraflarda bulunmuştu.

"BUNLARI FARE GİBİ ZEHİRLEDİ"

İhsan Sabri Çağlayangil, "Abdullah Paşa şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim'in de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük, yeni mehil istendi. Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim'e girdi. Bugün Dersim'e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da girer, siz de girebilirsiniz" demişti.




Yönetmenliğini Nezahat Gündoğan, yapımcılığını ise Kazım Gündoğan'ın yaptığı İki Tutam Saç Dersim'in Kayıp Kızları belgeselinin devamı olan "Hay Way Zaman" adlı belgeselde yapılan arşiv çalışması sonucu ulaşılan ve ilk kez yayımlanan belge İhsan Sabri Çağlayangil'in itiraflarını teyit eder nitelikte.

"YAKICI VE BOĞUCU GAZ BOMBALARI İSTEDİM"

50. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Belgesel Jüri Özel Ödülü alan ve 5 Aralık'ta galası yapılacak olan "Hay Vay Zaman"da yer alan belge Dersim'de "yakıcı ve boğucu gaz" kullanımına işaret ediyor.

Dersim'deki harekata dair önemli ayrıntılar taşıyan telgraf, 30 Mart 1937'de 4. Umumi Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan tarafından Elazığ'dan İçişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı'na gönderilmiş.




Harekatın yeni başladığı dönemde Abdullah Alpdoğan'ın bilgilendirme amacıyla gönderdiği telgrafta, Dersim'de yürütülen faaliyetler hakkında bilgi veriliyor.

Telgrafın en can alıcı bölümü ise, Alpdoğan'ın, "Tayyare Alay Kumandanı'ndan yangın ve Milli Müdafaa'dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim" sözleri. Alpdoğan'ın gaz temini için talimat verdiği bu bölümün, Dersim'de kimyasal gaz kullanıldığını gösterdiği yorumu yapılıyor.

HAREKAT BAŞLAR BAŞLAMAZ BOMBARDIMAN UÇAKLARI GÖNDERİLDİ

Telgrafta ayrıca Alpdoğan, "Tayyare Bölüğü bugün Elaziz'e geldi. Çanakkale'den tertibine emir buyrulmuş olan jandarmaların Balıkesir'den bindikleri trenin dün hareket ettiği haberi de alındı. Her sıkıntılı zamanlarda vazifelerimizi kolaylaştırıcı ve bizleri kuvvetlendirici yüksek eli, yardımı yetiştirmekle büyüğümüze arzı şükran müsaraat ederim" sözleriyle harekata Çanakkale'den getirilen askerlerin de katıldığını belirterek hükümete şükranlarını sunuyor.

SEYİT RIZA: "BİZ YAPMADIK"

Telgrafa göre, harekatın başladığı ilk günlerden itibaren Seyit Rıza'nın hükümetle irtibat halinde olduğu, yıkılan köprünün ve askerlere karşı saldırının kendileriyle ilgisinin olmadığını askeri yetkililere iletiyor.

Telgrafta "Dün Seyit Rıza'nın büyük oğlundan ve bugün Seyit Rıza'nın bizzat kendisinden Sin'deki müfreze kumandanının yanına adamlar geldi. Kendilerinin bu işlerle karışmadıklarını iddia ediyorlar" tespitinde bulunuluyor.




ZEHİRLİ GAZ KURSLARI AÇIYORLAR!

İlk kez yayınlanan ikinci belge de 3 Ağustos 1937 tarihli Tan gazetesinin haberi.

"Kırmanjlar Bunların Kürtlük Denilen Şeyle Hiç Alakaları Yoktur" başlıklı haber ise Abdullah Alpdoğan'ın "Yakıcı ve boğucu gaz istedim" sözünün uygulamaya geçtiğini gösteriyor.

Latif Erenel tarafından yazılan haberde, Dersimlilerin öz be öz Türk oldukları belirtilerek, Alpdoğan tarafından Elazığ'da zehirli gaz kursu açıldığı belirtiliyor.

Haberde Alpdoğan'ın gaz kursunu açarken "Devlete uzanan eli kırmak, devlet kanununu tecavüz edilemez hale getirmek vazifemizdir" dediği aktarılıyor.

GÜNDOĞAN: "BM İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇLAR"

"Yeni belgeler ne anlama geliyor?" sorusunu cevaplayan "Hay Way Zaman"ın yapımcısı Kazım Gündoğan, "Dersim katliamında her geçen gün yeni belgeler açığa çıkıyor. Ancak en güçlü belge tanıkların kendisidir. Gerek mağdurlar, gerekse failler cephesinde her bir tanık devletin resmi tarih yazımını yıkıyor ve yeni bir tarih yazımının önünü açıyor. Devlet cephesinden pek çok görevlinin anlatımları, itirafları bu en güçlü belge niteliğindedir. İ.Sabri Çağlayangil'in 'Ordu zehirli gaz kullandı, o Dersimli Kürtleri fareler gibi öldürdü' itirafını destekleyen bu belgeler şunu gösteriyor. Devletin Dersim'de yaptıkları BM İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar kriterlerinin hepsiyle örtüşüyor. Bugün ve yarın tartışılması gerek budur" dedi.

"HAY WAY ZAMAN"

Belgenin yer aldığı "Hay Way Zaman" adlı belgeselin kısa özeti ise şöyle:

"Köklerinde koparıldığında henüz 5-6 yaşlarındaydı. Ailesi öldürülmüş yaralı abisiyle ölülerin içinden çıkıp köylerine giderken yolda abisini de kaybeder. Onun travmalı çocuk hafızasında, 75 yıldır abisinin kan kokusu vardır. İki Tutam Saç-Dersim'in Kayıp Kızları belgesel filminden sonra ulaşılan yüzlerce kayıp kızdan biri Emoş Gülver... Ailesinden, dilinden, inancından, tarihinden, kültüründen koparılmış bir kız çocuğunun 74 yıl sonra köklerini arama ve hatırlama hikâyesidir Hay Way Zaman..."

Kaynak: haberler.com

bozadi

Atatürk'ün Dersim katliamına birinci dereceden iştirak etmiş olması çok üzücü. Atatürk'ü genel itibariyle çok seven, hayran olan Dersim kökenli bir Alevi olarak bu konuyu konuşmak, tartışmak gerçekten çok zor ama eğriye eğri, doğruya doğru. Yeteri kadar belge, bilgi ve biraz da sezgiler, Atatürk'ün ömrünün özellikle son zamanlarında gerçekten tanınmaz hale geldiğini düşündürüyor bana. Kurtuluş Savaşı ve takip eden sürecinin belirli kısımlarında son derece ilerici, sevgi dolu, insan-üstü bir insanı izlerken, iştirak ettiği mucizelerin tam olarak istediği gibi devam etmemesi nedeniyle Atatürk'ün ciddi bir çöküntü ve sonrasında ciddi karakter sapmaları deneyimlediğini düşünüyorum. Onu savaşta alt edemeyen karanlık güçler ne yazık ki savaş sonrası sürecin ilerleyen dönemlerinde Atatürk'ü giderek yozlaştırmayı başarmışlardır bir şekilde.

Kasyopyalıların deyişiyle, son derece pozitif bir donanım ve kararlılıkla dünyaya gelip bir güruha öncülük etmeye çalışan ama sürecin pek çok zorlukları nedeniyle arzuladığı ilerlemeyi sağlayamayıp durumu kabullenemediği için yozlaşan ve gaddarlaşan, bu yüzden sahneden çekilmek zorunda kalan Musa'nın hikayesine de benziyor Atatürk'ün hikayesi biraz. Bunları kimseyle tartışmak için yazmıyorum. Yok Atatürk yapmadı da, etmedi de... Bunlara girmek istemiyorum. Tartışmak istemiyorum. Sadece bu konuda ne gördüğüme, ne düşündüğüme dair birşeyler paylaşmış olmak için söylüyorum.

Atatürk'ü hala çok seviyorum. Ama o gerçekten öncülük ettiği mucizenin istediği gibi gitmemesinden dolayı büyük bir sinir travması yaşayıp gaddarlaşmış gibi görünüyor. Anlıyorum. Onun yerinde ben olsam ondan daha iyi olabileceğimi de düşünmüyorum. Sadece üzücü, keder verici. Dersim katliamı bir şekilde olacaktı inancındayım. Osmanlı devrinden beri devam eden kitlesel Alevi katliamları Cumhuriyet döneminde de değişmemiş, bizzat devlet/ordu eliyle sonu gelmez katliam süreçleri devam etmiştir. Atatürk'ü en sonunda çıldırdıp ciddi sapmalar deneyimlemesine neden olan şeyin de karanlık güçlerin hayat koşullarımız üzerindeki bu inanılmaz derinlikteki egemenliğidir diye düşünüyorum.

İşte tartışıyoruz ya dünyayı kontrol altında tutan karanlık güçleri. Bu karanlık güçlere karşı inanılmaz bir direnç ve başarı sergileyen Atatürk bile durumun vehametini kaldıramadı, durumun gerçekliğiyle yüzleşemedi ve ciddi bir yozlaşma sergiledi gibi görünüyor bana. Bu ondan nefret etmeme neden olmuyor. Sadece anlamaya çalışıyorum. Anladığım ise, belirttiğim gibi, savaş sonrası dönemin ilerleyen süreçlerde korkunç bir hayalkırılığı içinde nefret dolduğu ve giderek gaddarlaştığıdır. Karanlık güçler onu giderek daha fazla çevreledi. Giderek şiddetlenen hastalığından veya hastalıklarından ölümüne kadar olan sürecin berbatlığı, giderek içine battığı korkunç üzücü bir psikolojinin bir yansımasıydı muhtemelen. Yargıladığımı düşünmüyorum, sadece anlamaya çalışıyorum ve hiçbir ideolojinin kulu-kölesi olmadan sadece bu büyük insanın içine düştüğü duruma kederleniyorum, onunla birlikte üzülüyorum. Yaşadığı derin hayalkırıklığı ve ruhsal sapmalar spatyomda özel bir tedavi gerektirmiştir diye tahmin ediyorum. Ve illa ki kendini toparladığında dönüp neleri güzel neleri kötü yaptığıyla yüzleşmiştir. Atatürk'ü seviyorum. Dersim'i de. İkisi de benimdir. Bizim.