ŞİMDİNİN GUCU

Başlatan Alemtac, 19 Nisan 2009, 15:02:27

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

• Zihin eğer doğru biçimde kullanılırsa muhteşem bir alettir.
• Ama yanlış bir biçimde kullanılırsa çok yıkıcıdır. Zihin sizi kullanır
• Zihin sorunları çiğnemekten hoşlanır
• Ayrıca gerçekten önemli olan her şeyin, güzellik, sevgi yaratıcılık, sevinç ve iç huzurun, zihnin ötesinden kaynaklandığını da fark edersiniz.
• İçinizde bir ses duyarsınız bu ses işlerin ters gittiğini yani olumsuz şeyleri imgeler. Buna ENDİŞE denilir.Bazen bu sese görsel imgeler ve zihinsel filmler eşlik eder.
• Ego için şimdiki an mevcut değildir. O sadece geçmişi ve geleceği önemli görür. O daima geçmişi canlı tutmakla ilgilenir.
• Şimdiki an özgürlüğün anahtarını barındırır..
• Duygu zihnin ve bedenin buluştuğu yerde ortaya çıkar.
• Bir saldırı düşüncesi yada düşmanca bir düşünce, bedene öfke dediğimiz bir enerji birikimi yaratır.
• Fiziksel ve psikolojik olarak tehdit edildiğimiz düşüncesi bedenin kasılmasına neden olur. Bu korku dediğimiz şeyin fiziksel yanıdır.
• Eğer zihninizi gerçekten tanımak istiyorsanız beden size daima doğru bir yansıma verecektir. Bu yüzden duyguya bakın ve onu bedeninizde hissedin.
• Kendinize şunu sormayı alışkanlık haline getirin.
• " Şu anda içimde ne olup bitiyor"
• Kişi üzerinde durarak düşünce duyguyu enerjiyle besler, daha sonra duygu düşünceyi enerjiyle besler bu totem döngüsü sürer gider. Bu temel duygu kısaca ACIDIR.
• Zihin bu acıdan kurtulmak için ne kadar uğraşırsa acıda büyür
• Her ne zaman düşünce akışında bir kesinti bir boşluk meydana gelse, kısa sevgi, sevinç yada derin huzur anları yaşanır.
• Haz daima sizin dışınızdaki bir şeyden alınır, oysa sevinç içinizden yükselir.
• Çoğunlukla sevgi olarak görülen pek çok ilişki haz ve heyecan verici olabilir. Bir çok ilişki başlangıç halleri geçtikten sonra, sevgi nefret "çekim" ile "saldırı " arasında gider gelir.
• Gerçek sevgi size ızdırap vermez, o birden nefrete dönüşmez, Gökyüzü bulutlarla dolup kaplandığında bile aslında güneş kaybolmamıştır. Burada acı ve ızdırap arzular yüzünden ortaya çıkıyor,
• Anda mevcut olun orada zihnin gözlemcisi olarak bulunun
 

Alemtac

#1
• Acınızın 2 düzeyi vardır
1. Şimdi yarattığınız acı
2. geçmişten gelen ve hala zihninizde yaşayan acı
• Yarattığınız acı olanı kabullenmemekten, direnmekten kaynaklanır.
• Düşünce düzeyinde direnme bir yargı biçimidir
• Şimdiyi ne kadar çok onurlandırır, ve kabul ederseniz, acıdan ısdıraptan ve egosal zihinden o kadar çok kurtulursunuz.
• Zaman ŞİMDİDİR.
• Bir kere acı bedeni sizi ele geçirdiğinde siz daha fazla acı istersiniz.
• Öfkenin olduğu her yerde alta yatan bir acı vardır
• Dikkatinizi içinizdeki hisse odaklayın. Onun acı bedeni olduğunu kabul edin
• Acınızla bağımlılığınızı gözlemleyin
• Çok uyanık olun, hakkında konuşma yada onu düşünme dürtüsünü gözlemleyin
• Egoya göre ölüm daima köşe başında beklemektedir.
• İçinizdeki her tür savunmacılığa dikkat edin, Siz neyi savunuyorsunuz.
• BAŞKALARI ÜZERİNDE GÜCE SAHİP OLMAYA ÇALIŞMAK, KUVVET KILIĞINA BÜRÜNMÜŞ ZAYIFLIKTIR.
• Gerçek güç içimizdedir ve ona şimdi ulaşabiliriz.
• Egosal zihin yaşamınızı yönettiği sürece gerçekten rahat ve huzur içinde olamazsınız.
• Ölüm siz olmayan her şeyin soyulup gitmesidir
• Yaşamın sırrı "ölmeden ölmek ve ölüm diye bir şeyin olmadığını görmektir.
• KENDİNİZİ ZİHİNDE ARAMAYIN
• Zihin sorunları zihin düzeyinde çözülemez
• Zaman ve zihin birbirinden ayrılmaz, Zihinden zamanı ayırın, zihin durur ve siz onu kullanmayı seçmedikçe öyle kalır
• Zaman hiç de değerli bir şey değildir. Çünkü o bir illüzyondur.
• Hiçbir şey geçmişte vuku bulmamıştır. Hiçbir şey gelecekte vuku bulmayacaktır.
• O şimdi de vuku bulur.
• Büyük zem ustası öğrencilerinin dikkatini zamandan uzaklaştırabilmek için onlara sürekli şu soruları sorar
- Şu anda eksik olan nedir
- Eğer şimdi değilse ne zaman?
 

Alemtac

#2
• Geçmişte belli şeyler sizin istediğiniz gibi olmamıştır. Siz hala geçmişte olup bitene direnmektesiniz. Ve şimdide olana direnmektesiniz Umut sizin devam etmenizi sağlar, umut sizi geleceğe odaklanmış halde tutar. Bu odaklanma Şimdiyi yadsımanızı ve dolayısıyla mutsuzluğunuzu sürdürür.
• Seslerin altındaki sessizliği dinleyin.
• TÜM SORUNLAR ZİHNİN İLLÜZYONUDUR
• Dikkatinizi Şimdi de odaklayın ve bana şu anda ne sorununuz olduğunu söyleyin.
• Yaşam zaten yeterince zor değildi? Sizin sorunlara neden ihtiyacınız var.
• Bir sorun yarattığınızda acı da yaratırsınız.
• Durumların koşulların yerlerin yada insanların sizi mutlu etmelerini talep etmez ve onlar böylece onlar beklentilerinize uygun davranmadıklarında ıstırap çekmezsiniz.
• Sizin bilinç düzeyinizin en iyi göstergesi yaşam mücadelesi ile zorlukları ile nasıl başa çıktığınızdır.
• İsa havarilerine şöyle demiş " Endişeli bir düşünce yaşamınızı bir gün bile uzatabilir mi?"
• Kendinizi gözlemleyerek zihinsel, duygusal, halinizi izlemeyi bir alışkanlık haline getirin. " Ben şu anda huzurluğuyum?" sorusu kendinize sık sorabileceğiniz iyi bir sorudur
• YAPTIĞINIZ ŞEYİ YAPTIĞINIZ İÇİN İÇERLİYORMUSUNUZ? Size yakın olan bir insana karşı açığa vurulmamış bir içerleme mi taşıyorsunuz? Bundan dolayı yaydığınız enerjinin çok zararları olduğunun, bundan hem kendinizi hem de çevrenizdekileri kirlettiğinizi farkın damısınız?
• İçinize bir bakın içinizde içerlemenin bir kırıntısı varcı gözlemleyin. Zihniniz bu durumla ilgili nasıl düşünceler üretiyor, Sonra duyguya bakın, Bedeniniz hangi duygularla tepki veriyor,
• O İÇİNİZDE BULUNMASINI GERÇEKTEN SEÇECEĞİNİZ BİR ENERJİ Mİ? SİZ BİR SEÇİME SAHİPMİSİNİZ? GERÇEK SİZİN OLANA DİRENMENİZDİR.
• Siz şimdiki anı bir düşman bir hasım haline getirmektesiniz.
• GEZEGENİMİZİN KİRLENMESİ MİLYARLARCA İNSANIN İÇSEL PSİŞİK KİRLENMELERİNİN DIŞSAL YANSIMASIDIR.
• Mutsuzluk fiziksel bir hastalıktan daha çabuk bulaşır
• Olanı yargılamadıysanız, ona direnmesiydiniz, bu olumsuz hislerde ortaya çıkmazdı. Siz zihninizde her şeyin pekala olduğu fikrine sahipsiniz. Ama derinlerde buna gerçekten inanmıyorsunuz. Ve böylece eski zihinsel, duygusal direnç kalıpları hala yerindedir. Sizin kendinizi kötü hissetmenize neden olan budur.
• HERNERDEYSENİZ TAMAMEN ORDA OLUN.
• YAKINMAK DAİMA OLANI KABUL ETMEMEKTİR.
 

Alemtac

#3
• EĞER ŞİMDİNİZİ KATLANILMAZ BULUYORSANIZ, VE SİZİ MUTSUZ EDİYORSA, ÜÇ SEÇENEĞİNİZ VARDIR.
1. Ya o durumdan uzaklaşın
2. Ya onu değiştirin
3. Ya da tümüyle kabul edin
• Korku sizin eyleme geçmenizi engelliyor mu? Korkuyu kabul ve tasdik edin, onu izleyin, dikkatinizi ona verin onunla tümüyle mevcut olun.
• Yapmanız gereken ama yapmadığınız bir şey varcı kalkın onu şimdi yapın
• GERGİNLİĞE
1. "Burada olmak ama orada olmayı istemek"
2. Şimdide bulunmak ama gelecekte olmayı istemek yol açar
• Her an geçmişi geride bırakın, sizin ona ihtiyacınız yok,
• Kendine sık "Şu an ne soruna sahipsin?" sorusunu sor
• Siz beklemeyi alışkanlık haline getirdiniz. Yaşamınızın ne kadarını bekleyerek harcıyorsunuz.
• Temelde bu sizin geleceği istediğiniz şimdiyi istemediğiniz anlamına gelir.
• Siz yaşam durumunuzu düzeltebilirsiniz ama yaşamınızı düzeltemezsiniz. Yaşam asıl olandır.
• Bir zihin hali olarak beklemeyi bırakın beklemeye kaydığınız anda kendinizi o halden tamamen kurtarın. Şimdiki ana girin.
• Birisi sezi seni beklettiğim için özür dilerim dediğinde " Özür dilemene gerek yok ben burada durmuş yaşadığım anın tadını çıkarıyorum " diyebilirsiniz.
• Geçmişle şimdi başa çıkın, Siz kendinizi geçmişe giderek bulamazsınız. Siz kendinizi şimdiye gelerek bulunsunuz.
• Geçmiş sizin huzurunuzda varlığını sürdüremez o sadece sizin yokluğunuzda varlığını sürdürür.
• Egosal zihin batan bir gemidir gibidir. Eğer onun dışına çıkıp kurtulamazsanız. Onunla beraber batarsınız.
• Sessizliği dinlemek bin an içinizde sessizlik yaratın.
• Tüm dikkatinizi zihniniz aldığı sürece sizin varlıkla bağınız kesilir. Zihin tüm bilincinizi emer. Siz düşünmeyi durduramazsınız.
• Dikkatinizi bedeninize verin, bedeniniz hakkında düşünmeye başlayın. Onu hissedin. Hissedebildiğiniz şeye dikkat edin. Sadece his üzerinde odaklanın. Bedeniniz canlanmaktadır.
• Neden dinlerin çoğu bedeni suçlamış yada yadsımıştır.
• Tüm bedensel işlevlerimiz hayvanlarla ortaktır. Cennetten kovulduktan sonra insanlar birden bir hayvan bedeni gibi görünen. Bir bedende uyandılar ve bunu çok rahatsız edici buldular. Adem ve Havva çıplak olduklarını görmüşlerdi ve korkmuşlardı. Sonra bedenin belli bölümü ve cinsellikle ilgili ayıplar ortaya çıktı. Kendilerini bedenden ayırmaya başladılar. Dinler ortaya çıktığında bu ayrılık siz bedeniniz değilsiniz inancı olarak daha çok vurgulandı. Onlar bedeni günahkar gördüklerinde bedeni cezalandırmak için bedene acı bile verdiler.
• Değişim dönüşüm bedenle olur. İşte bu yüzden hiçbir gerçek üstat asla bedenle savaşmayı yada onu terk etmeyi savunmamıştır.
• Bedenle savaşmayın, İç bedeninizi bulun içsel beden yoluyla siz ebediyen tanrı ile birsiniz.
• Her hangi bir yerde herhangi bir şey beklerken bu zamanı içsel bedeni hissetmek için kullan.
• BAĞIŞLAMAK: Tam olarak işlev yapan bir organizmada bir duygu çok kısa bir ömre sahiptir. Ancak siz bedeninizde bulunmadığınızda bir duygu sizin içinizde haftalar, günler boyunca varlığını sürdürür. Yada birleşip acı bedeniniz içinde enerjiyle beslenen bir asalak olur. Bağışlamama çoğunlukla başka bir insana yada kendimize karşı olabilir. Zihin bağışlayamaz Bunu sadece siz yapabilirsiniz.
• Dışsal beden normal olarak hızlı bir şekilde yaşlanır görünürken, içsel beden zamanla değişmez. Siz bedeninizde bulunduğunuzda şimdiki anda yaşadığınızda
1. Yaşlanma süreciniz yavaşlar
2. Bağışıklık sisteminiz güçlenir
• Beden sizin dikkatinizi ona vermenize bayılır.
 

Alemtac

#4
UYGULAMA
• Rahatça uzan, Gözlerini kapa, önce dikkatini bedenini değişik bölümlerinde odakla, yaşam enerjini içinde hisset. Her bölüm üzerinde en az 15 dakika odaklan
• Sonra dikkatini ayaklarından başına doğru dalgalandır. İçsel bedenini bir bütün enerji olarak hisset.
• İçsel bedenle temas kurmakta zorlandığında nefes alıp verişine odaklan, karnını genişleyip büzüldüğünü hisset. Işıldayan bir maddeye bir bilinç denizine gömüldüğünü gör, ışığı nefes alıp verirken içine çek. Bu his üzerine yavaş yavaş odaklan
• Her hangi bir düşünce faaliyeti içindeyken, içsel dinlenme içsel sessizlik halinde gidip gelmeyi alışkanlık haline getir.
 
• Bir başka insanı dinlerken onu zihninle değil tüm vücudunla dinle
• Seslerden daha çok sessizliğe dikkat edin. Dışsal sessizliğe dikkat etmek, içsel sessizliği yaratır.
• Siz zamanla gerçekleşecek bir olayın sizi kurtarmasını bekliyorsunuz. Bu üzerinde konuşup durduğunuz esas yanılgı değilmi?
• İnsanların çoğu fiziksel hazların yada değişik psikolojik doyumların peşinden koşar, çünkü bunların onları mutlu edeceğine yara korku ve yoksulluk hissinden kurtaracağına inanırlar. Değişmez bir biçimde onların elde ettikleri her türlü doyum kısa ömürlüdür.
• Siz zamanı kurtuluşa götüren bir vasıta olarak görüyorsunuz. Oysa o kurtuluşla sizin aranızdaki en büyük engeldir.
• Sevgi ilişkilerinin çoğu çok geçmeden sevgi/nefret ilişkilerine dönüşüyor. O zaman sevgi en ufak bir darbede vahşi bir saldırıya, düşmanlık hissine yada sevgisizliğe dönüşebiliyor.
• Her bağımlılık kendi acınızla yüzleşip, onu aşmayı bilinçsiz olarak reddetmekten kaynaklanır.
• Her bağımlılık acıyla başlayıp, acıyla biter, Siz acınızı örtmek için bir şeyi yada birini kullanmaktasınız. Acı ve mutsuzluğa neden olan bu ilişkiler değildir. Onlar içinizde zaten var olan acı ve mutsuzluğu ortaya çıkarır.
• Acıdan kaçınmak için ilişkilerden kaçınmakta bir çözüm değildir. Acı yine oradadır.
• Bir ilişkide değişim için en büyük katalizör partnerinizi yargılama ve herhangi bir şekilde değişmeye ihtiyaç duymadan olduğu gibi kabul etmektir.
• Sevgi bir varlık halidir sevginiz dışarıda değil, içinizin derinliklerindedir.
• Nasıl güneş ışığı seçici değilse, sevgi de seçici değildir. Dışlayıcı sevgi tanrı sevgisi değil, ego sevgisidir.
• Eğer ilişkinin sizi mutlu etmek yerine, bilinçlendirmek için, varolduğunu kabul ederseniz. O zaman ilişki size kurtuluşu sunacaktır.
• Hissettiğiniz şeyi suçlamadan ifade etmeyi öğrenin.
• Eşinize kendisini ifade etme fırsatı verin. Orada mevcut olun,
• Her meydan okuma aslında kılık değiştirmiş bir kurtuluş fırsatıdır.
• Bir kadın özellikle belli adet döneminde kendi acı bedeni tarafından ele geçirilir.
 

ivrin

#5
Canım arkadaşım bu harika enerji dolu satırları aktardığın için çok teşekkür ederim, yeniden net hallerini görmek çok hoşuma gitti.. artık hayat felsefemi şimdi'de yaşamaya başlayalı bir hayli zaman olmasına rağmen bu satılların nasıl benliğime ve bilincime kazındığını görebiliyorum. Osho gibi, Mevlana gibi, Nietzsche gibi, rehberlerimden birisi de Eckhart Tolle olduğu için bu aktarımların beni çok mutlu etti. Ve her birisini kendi deneyimlerimde de kullandığım için ne kadar garantili olduğunun isbatını net ölçülerle yaşadım. Altına imzamı basarım!

Uzun zaman olmuştu beni bilinçlendiren bu satırlara şöyle bir geri dönmeyeli, hasret gidermemi sağladın sevgili dostum. Hoş onlar artık bende birer satır değiller yaşanmış birer enerjiler ama olsun onları orjinal halleriyle net bir şekilde görmek bile beni heyecanlandırmaya yetti.

Sevgimle kal güzel insan..
 

Tiversonus

#6
Neden korkarız.!

Korku, beynin yarattığı bir illüzyondur. Kişisel gelişim konularında örneğin NLP de uzmanlaşmak isteyen biri korkunun kaynağını bilir. Kaynağı bilinen bir davranışın üstesinden gelmek ise oldukça kolaydır.

Korku illuzyonu

Bütün davranışların temeli, beynin çalışma prensiplerine dayanır. Korkunun da bir prensibi vardır. Eğer bunu davranışlarımızda gözlemleme alışkanlığına kavuşturursak, sahip olduğumuz ya da olacağımız her türlü korku ve kaygının da üstesinden gelmiş oluruz. Bu alışkanlığa biz "farkındalık" ta diyebiliyoruz. Farkındalık, benim tabirimle duyguları kontrol etme gücüdür. Aynı zamanda kendini tanımanın diğer adıdır.
Eğer farkındalık konusunda az çok bilgi sahibi iseniz, kendinizi tanıma konusunda, hiçbir zaman tam anlamıyla kendinizi tanıyamayacak olmanızın gerçekten ürkütücü olduğunu da anlamışsınızdır. Bu kendini bilme-tanıma-öğrenme ya da farkındalık denilen şey, siz ölene kadar devam eder.

Kişisel gelişim konusunda sadece beynin çalışma prensiplerini bilmek yeterli olmuyor. Örneğin çakra bilgisi, bilinmesi gereken önemli konulardan sadece biri. Çakra bilgisi ayrı bir konu olduğu için korku konusuna kaldığımız yerden devam edelim.

Duyguları kontrol etme gücü dedik. Bunu nasıl sağlayabiliriz? Duygularınızı kontrol edemezseniz duygularınız sizi kontrol eder. Bu bir kuraldır. Ne yazık ki insanların % 100'e yakını duygularını kontrol edemiyor. Bunu neden yapamıyor? Çünkü kolay bir şey değil. Duyguları kontrol etmek derken kontrol edip, robotik bir davranışa geçilsin anlamında söylemiyorum. Her davranışın yeri ve zamanı vardır. Örneğin size çok yakın birini kaybettiğinizde duygularınızı serbest bırakıp ağlamanız gerekir. Bu konuda kendinizi kontrol edebileceğiniz sınır, aşırı tepki vermeme hususudur.

Bütün davranışların temeli beynin çalışma prensiplerine dayanır demiştik. Her duygu için geçerlidir bu. Şimdi korkunun beyinde nasıl işlendiğini görelim.

Hep söylenir bilinçaltı şöyle, bilinçaltı böyle. Fakat kimse bunu tam anlamıyla açıklamaz. Ne olduğunu tam anlamıyla kimse bize anlatmaz. Sadece bazı davranışları örnek verirken, bilinçaltı hakkında fazla bilgimiz olmadığı halde, "bilinçaltına yerleşmiş" falan deriz. Bilinçaltı, otomatik kazanılmış davranışlarımızın kaynağıdır. Buna fobi dediğimiz korkular da dâhildir. Örneğin ben bu yazıyı on parmak kullanarak yazıyorsam bu bilinçaltı sayesinde olur. Araba sürerken pedalların ve vitesin nerde olduğunu düşünmeden hareket ediyorsak bu bilinçaltı sayesindedir. Yine yazı yazarken ya da kitap okurken,yemek yerken, yürürken rutin sergilediğimiz davranışlar bilinçaltı sayesindedir.

Bilinçaltı, saniyede binlerce bilgiyi depolar. Bunu fark etmezsiniz. Bu yazıyı okurken dışarıdan geçen arabaların sesini, yan odada çalan radyoyu, kedinizin miyavlamasını, içerde yemek yapan annenizin söylediği şarkıyı, işyerindeyseniz, çalışma arkadaşlarınızın ya da müşterilerin konuşmalarını hep kaydeder.

Peki, bilinç ne yapar? Bilinç de sizin bu yazıyı okumanıza yardımcı olur. Eğer okuduğunuzu anlıyorsanız bu bilinciniz sayesindedir. Sadece okuyorsanız da bilinçaltı sayesinde. Diğer tarafta msn de arkadaşınıza bilincinizle cevap verirsiniz. Excel'de yapacağınız hesap tablosunu bilinciniz sayesinde düzenlersiniz. Bilinçaltı ve bilinç devamlı bir koordinasyon halindedir. Örneğin ben bu yazıyı bilincim sayesinde yazarken bilinçaltım sayesinde de on parmak yazıyorum. Koordinasyonu görüyorsunuz değil mi?

Korkunun nasıl oluştuğunu anlamak için ham bir beyni ele alalım. Bir yaşında henüz emeklemekten yürümeye yeni geçmekte olan bir bebeğin korkusu bu. Annesinin, yerde emeklerken odanın içinde bulunan sobaya doğru hareket ettiğinde cıs diyerek uyarı vermesi sebebi ile yanına yaklaşmaya çekindiği nesneden korkması için henüz bir neden yok. Yürümeye yeni başladığı için sağa sola tutunarak ayağa kalkması ve dengesini kaybedip sobanın üzerine doğru düştüğünde, yüzünü düşeceği nesneden korumak için elini öne doğru attığında, artık o nesnenin kendisi için gerçekten korkutucu olduğunu öğrenmiş bulundu. Annesinin çığlıkları sobada yanan eli için feryat eden kendi çığlıklarına karıştı. Annesi, hemen yanan ele soğuk bir su tutup acının daha fazla büyümesini engelledi. Akşam babası eve gelip de kendisini kucağına aldığında babasına sobayı göstererek cıs dedi.

Şimdi bu korkunun beyinde nasıl işlendiğine bakalım. Normalde korku denilen şey bilinçlidir. Bilincimiz, korkulacak şey meydana geldiğinde beynimizde bulunan amigdala denilen bölümü uyarır amigdala, bu sayede korku dediğimiz duyguyu meydana getirecek kimyasalları salgılar. Eğer amigdala ya uyarıyı bilinçaltımız göndermiş ise o zaman bunun adı fobi olur. Yani bu korku artık otomatik bir hal alır. Yükseklik fobisi, kedi-köpek fobisi, topluluk içinde konuşma fobisi gibi fobilerin kaynağı bilinçaltıdır. Bize çok komik gelen bir fobi, ona sahip olan için gerçekten elem vericidir. Bu basit korku için devamlı kendini suçlar. Ah benim aptal kafam falan der. Aklınıza her hangi bir şey getirin onunla ilgili fobisi olan biri mutlaka vardır.

Az önce bir bebeğin korkusunu ele aldık. Şimdi bu korkunun bilince mi yoksa bilinçaltına mı yerleşeceğini irdeleyelim. Bebek sağa sola tutunarak ayağa kalktı ve o çok merak ettiği cıs'ın yanına doğru hamle yaptı fakat henüz tam olarak yürümeyi öğrenemediği için dengesini kaybetti. Dengesini kaybettiğini fark eden annesi bir çığlık attı. İşitsel uyarı. Bu işitsel uyarı başına gelecek olan şeyin gerçekten kendisine acı vereceğini hissetmesi için ilk uyarı oldu. Düşerken cıs denilen nesneyi gördü. Görsel uyarı. Yüzünü cıs'a çarpmamak için elini uzattı ve eli yandı. Duyusal ya da Kine Estetik uyarı.
Bu üç uyarı şekli bir insanın bir şeyi tam anlamıyla öğrenmesi yani bilince ya da bilinçaltına yazılması için gerekli uyarı şekilleridir. Eğer bir şeyi tam olarak öğrenmek istiyorsanız. Onu dinlerken görür ve uygularsanız öğrenmenizde çok etkili olur. Bu bir korku olsa bile. Hele hele belli yaş gruplarına kadar çok önemli olan beyin dalgalarının en hassas olduğu anlarda bu uyarılar çok daha önemlidir. Eğer bu bebeğin bilinçaltına bahsettiğim şekilde bir korku yerleşmişse o zaman bunun adı fobi olur. Kendisi küçükken sobada yanan elini hatırlamasa bile, yetişkin bir insan olduğunda bilinçaltı bir soba gördüğünde kendisini uyaracaktır.

Korkular gereklimidir?

Hem de nasıl. Diyelim ki araba kullanıyorsunuz. Hatalı solama yaptınız karşıdan gelen arabaya çarpmamak için uyarıyı size amigdala verir. Hemen direksiyonu ne tarafa kırmanız gerektiği yönünde bir hareket yaparsınız. Eğer amigdala size korku uyarısını vermemiş olsaydı. Karşıdan gelen arabaya çarpmanın korkulacak bir duygu olmadığını düşündüğünüzden sürmeye devam edecektiniz. Başka bir örnek. Yolda yürüyorsunuz karşıdan ağzında salyalar akarak size doğru koşan bir köpek var. Burada yapacağınız iki korku davranışı var. Bunlardan birincisi, tabana kuvvet kaçmak, ikincisi de durup savaşmak. Eğer amigdala size korku uyarısını vermeseydi, hiçbir şey yapmayıp kuduz köpeğin kurbanı olacaktınız.

Bütün korkular yukarıda anlattığım şekilde gerçekleşmez. Örneğin kaygı dediğimiz bir çeşit korku da amigdala uyarımı sayesinde olur. Küçük bir çocuğa sorduğunuzda sizin kaygı diye isim taktığınız şeyi korku olarak açıklayacaktır. Daha henüz kaygı terimini öğrenmemiştir çünkü.
Kaygı, fobi denilen öğrenilmiş, otomatikleşmiş korkulardan farklıdır. Fobiler ve kaygılar mutlaka aşılması gereken korkulardır. Bunlar aşılmadığı sürece stres dediğimiz duygulara sebep olur. Stres ise psikosomatik hastalıkların kaynağını oluşturur. Psikosomatik hastalıklar çok tehlikeli kanser türlerinden ülsere kadar bir çok irili ufaklı hastalıklar olabilir.

Kaygı, korkunun bir versiyonudurGereksiz korkular ve kaygılar için neler yapabiliriz?

Özellikle fobi konusunda çok çeşitli yöntemler var. Bunların arasında NLP yöntemiyle herkesin rahatlıkla uygulayabileceği hızlı fobi yenme tekniğini başka bir yazıda açıklayabilirim. Yine fobiler için bilinçaltına inip hipnoz yöntemi kullanılabilir. Fobiler için kullanılacak farklı yöntemler ayrı bir yazı konusu olabilecek kadar uzundur.

Kaygıda ise temel sebep An'ı yaşamamaktır. Bilinç, geçmiş kötü anılar ve gelecek kaygısı arasında gider gelir. Sizi gerçekten sıkıntıya sokan bir probleminiz, geçmiş kötü anılarınızdan kurtulamayan bir bilinciniz, depresif bir yapınız ve devamlı gelecek ile ilgili bir kaygınız var ise çok şanslısızın. Evet, yanlış duymadınız çok şanslısınız. Çünkü kendinizi tanıma adına, farkındalık adına, NLP öğrenme adına bir fırsat geçmiş elinize. NLP yi en iyi şekilde üzerinizde bir problem bir musibet varken öğrenirsiniz. Size tavsiyem eğer imkânınız varsa hemen şimdi öğrenmeye başlayın.

http://interaktif.gazetevatan.com/teknoloji//bilgiDetay.asp?bilId=29#top