Her Duygu Ruhsal Değildir / Kimyasal Zehirler

Başlatan Tiversonus, 08 Nisan 2009, 11:10:38

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Önemli bir konu! Deneyim, bilgi ve gözlemlerimizi paylaşalım.

Tiversonus

#1
Kasyopya Celselerinden Bazı Alıntılar:



Çoğu insan duygusu, bazılarının düşündüğü gibi ruha ait değildir, kimyasaldır. Ve bu kimyasalların açılıp kapanması dışarıdan stimüle edilebilir. Premenstrüel sendrom yaşayan kadınlara bak. Etrafımızda her tür dalgalar ve frekanslar var ve buna diğer insanlardan yayılanlar da dahil. Ve tüm bunlar bu kimyasalları açıp kapatabiliyor. Yakınlarındaki birinin "kancalar"ı etine saplandığı zaman olan şey de bu. Yeni biriyle karşılaştığında aynı şey tekrar tekrar güçlü bir şekilde meydana gelebilir ve yeni bir uyaran dizisinin neden olduğu mutluluk etkisinden dolayı 'Ooo, bu FARKLI! Bu RUH' diye düşünürsün. Seni temin ederim ki eğer iki insan arasında olan şey YALNIZCA diğerinin fiziksel varlığından dolayı oluyorsa, dikkatli olman gerekir! Bu bilgi zorlukla elde edildi, inan bana.

----------

O diğer kişi küçük psişik kanca misali sinyaller gönderiyor ve bunlar bedenine, zihnine, ruhuna gömülüyor ve sonra da geri çekildiklerinde senden birşeyler koparıyor. Etindeki bu psişik kancaların çekilmesi feci şekilde acı verici oluyor.

-----------

Bu bir alışkanlık, yakınlık, kimya, psişik kanca meselesi. Ve zihin programlaması... "Bu ilişkiyi bitirmeliyim..." ile "O kadar kötü değildi... YALNIZ kalmaktan iyidir!" arasında gidip gelirsin. Ve bu şekilde duruma razı olup kendini kaybedersin. Uzun bir süre belirli bir kişinin etrafında olursan, kendi kendini devam ettiren bir kimya oluşuyor, ve o insan artık orada olmayınca ve o fermonları veya senin kimyanı sürdüren şey her neyse onu yaymayınca, bu tıpkı bir uyuşturucudan mahrum kalmaya benziyor!

-----------

Kasyopyalılar insanların "frekans vektörleri" olabileceklerini söyledi. Eğer "frekans vektörü" niteliğinde biriyle ilişki kurarsan, o kişi gittiğinde, değişmek için sağlıklı bir şekilde düşünmeye başladığında bir uyuşukluk ve kafa karışıklığı deneyimlersin ve aslında bu gayet berrak olan zihin halinin anormal olduğunu düşünürsün! Ümidini yitirirsin...

---------[/font=Comic Sans MS]



İki gerçek olaya anlatacağım. Yaşanmış şeyler. Bugün çok ilginç "eşzamanlılık" yaşadım ve hala devam ediyor. Güzel frekanslar algıladım. Eterik ve zihinsel enerjim minumuma düştü. O nedenle uzatmayacağım: Bugün gelen arkadaşım anlattı. "Doğu vilayetinden geldik ve abim birini sevdi. Hala şu yaşta sevgisini anlatırken şaşıyorum, ilginç bir sevgi. Bu sevdiği insanı ailesi vermedi diye kaçırdı...Bir gün ufak yaştayım, okula dahi gitmiyorum. Mahalleli evimizi taş yağmuruna tuttu. O manzara beynime kazındı. Ve yıllar geçtikten sonra geçenlerde, yakın zamanda beynimde ampül yandı. Evet ben "korku" yordum. Ve bütün hayatıma bu yansımıştı. İlginç bir durum anlatamam" dedi arkadaşım. Kendisine 2 adet Ra kitabını hediye ettim, sohber ettik ve sarılarak gitti.


Bir başka hikaye ise benim yaşadıklarımdan: Yakın akrabalarımdan birisi, beraber gezip tozduğumuz biri, sanayi de iş kurdu. Bir memur maaşı ile geçinen aile, bir zaman sonra müthiş bir iş potansiyelinin içerisine girdi. Aslında ticarete yabancı bir aile idi. Evde arabalar, eşine işyerine kamyon ve yeni daireler almışlardı. İşyerine ziyarete gittiğimde, bir memurum ömründe göremeyeceği çekler yazdığına şait oldum... Sonra bu arkadaşdaki tavır değişikliklerini çokça ortamlarda konuştuğumu farkettim. Hep yerici konuşuyor ve irtibatımı da aza indirmeme rağmen kesmiyordum. Geldiği nokta daki ticari başarısı benim ailemin belkide on katıydı ve hem de kısa sürede...Ra yı okuduktan sonra,sevgi alıştırmaları sırsaında durumumu farkettim. Bilinçsizce yaptığımın farkına vardım. Ben kıskanıyordum. Farkına varmam la beraber bir tefekkür süresinden sonra bu "kıskançlık" duygusundan kurtuldum. Her şey farkındalık ile başlıyor.

İnsan kendini izlemeli, gözlemlemeli ve bu tür kimyasal zehirleri önce tesbit etmeli va sonra arınmasını yapmalı diyorum Elbette bu öneri ve tavsiyedir. Herkes seçimlerinde özgürdür, yargılanamaz, yargılanmamalı.

Pınar

#2
Sevgili Tiversonus, ben bu psişik kanca olayını anlamadım, zihnimde herhangi bir model oluşturamadım  açıkcası, bu konuda daha ayrıntılı bilgiler verebilirsen sevinirim.:)Nedir psişik kanca?
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#3
Kasyopya celsekerinde geçen "kanca" ile ilgili yerler:


S: ... (T) Bunun uzaktan yapılan bir hipnoz olup olmadığından emin olmak istiyorum... (TM) Bana bir türlü kancalarını takamamışlardı. (L) İyi soru, bu programlama hala etkin mi?
C: Ama çok yaklaşmışlardı.

S: (L) Bunu hangi soruya yanıt olarak söylediniz?
C: Neredeyse başaracaklardı.

S: (T) Yaklaşmak derken onunla olan yakınlıklarını mı kastediyorlar? (L) Evet. (T) Ama...
C: Hayır.

S: (T) O zaman o cevabı benim sorduğum soruya vermemişler. (L) Demek ışıklar, ateşler ve ilahiler vardı...
C: Verdiğimiz yanıt "Kancalar" ile ilgiliydi.

-------

S: (L) Karısı ve çocuğu o kancanın bir parçası mı?
C: Evet.

S: (TM) Kanca fiziksel mi, duygusal mı, ruhsal mı, yoksa hepsi mi?
C: Hepsi.

S: (TM) Üç etkinin birleştiği fiziksel bir yer var mı?
C: O süreçte özellikle çok hassas bir durumdaydın, hatırla, ve o grup sorunlu bir geçmişe sahip ebeveynleri olanlara kancalarını atabilmede özel bir yeteneğe sahip. [Gelen bir telefon celseyi araladı. Telefon TM'nin karısındandı.]

--------

S: (L) Bu bireylerin acıma reaksiyonlarımıza dayalı bir tür psişik kanca yoluyla bizimle ilişki kurduklarını görüyorum. Acımanın doğası hakkında yorumda bulunabilir misiniz?
C: Acıyanlara acıyın.

S: (L) Ama acınan kişiler, acıma duygusu oluşturan kişiler aslında kimseye değil, bir tek kendilerine acıyor.
C: Evet...?

S: (L) O zaman oğlumun söylediği şey doğru. Birine acıdığın zaman, karanlıktakilere veya şikayet edenlere ve kendileri bir çaba göstermeden "kurtarılmak" isteyenlere sevgi ve ışık gönderdiğin zaman, suistimal ve manipülasyon karşısında nazik olduğun zaman, aslında bu kişilere verdiğin güçle iyice parçalanıyor ve bencilleşiyorlar. Yani KH'ye düşüşlerine güç kazandırıyorsun. Bu doğru mu?
C: Yanıtı biliyorsun!

S: (L) Evet. Bunu tekrar ve tekrar gördüm. Yaşamlarımızdaki bireyler acıma duygusu oluşturmak için çok gelişmiş bir yeteneğe sahip olanlar arasından seçilmiş bireyler miydi, ya da diğer insanların açıkça gördüğü bazı şeylere körleşmemize neden olacak şekilde acıma duygumuza özel bazı tepkiler göstermek üzere programlanmış kişiler miydi?
C: İkisi de değil. Nihai olarak enerjini tüketecek olan hipnotik bir tepkiyi tetikleyecek kişilerle etkileşime girmek için seçildin.

S: (TK) Doğru. Benim enerjim kesinlikle boşaltıldı. (L) Bu enerji boşaltımının amacı nedir?
C: Sence?

---------

S: (L) [BRH'ye] Karını bir "diken" olarak mı tanımlıyorsun? Ayakkabının içindeki bir çapağa ne dersin? Bir sürü benzetme kullanılabilir! Kısacası benim durum çok benzerdi. İnsanlar aşık olduklarını düşündüklerinde ve bir ilişki kurmaya karar verdiklerinde, çoğu durumda bu programlanmış bir tepkidir. Bu ayrıca kimyaya da programlanıyor. Olan şey şu: O diğer kişi küçük psişik kanca misali sinyaller gönderiyor ve bunlar bedenine, zihnine, ruhuna gömülüyor ve sonra da geri çekildiklerinde senden birşeyler koparıyor. Etindeki bu psişik kancaların çekilmesi feci şekilde acı verici oluyor. Bu bir alışkanlık, yakınlık, kimya, psişik kanca meselesi. Ve zihin programlaması... "Bu ilişkiyi bitirmeliyim..." ile "O kadar kötü değildi... YALNIZ kalmaktan iyidir!" arasında gidip gelirsin. Ve bu şekilde duruma razı olup kendini kaybedersin. Uzun bir süre belirli bir kişinin etrafında olursan, kendi kendini devam ettiren bir kimya oluşuyor, ve o insan artık orada olmayınca ve o fermonları veya senin kimyanı sürdüren şey her neyse onu yaymayınca, bu tıpkı bir uyuşturucudan mahrum kalmaya benziyor! Kasyopyalılar insanların "frekans vektörleri" olabileceklerini söyledi. Eğer "frekans vektörü" niteliğinde biriyle ilişki kurarsan, o kişi gittiğinde, değişmek için sağlıklı bir şekilde düşünmeye başladığında bir uyuşukluk ve kafa karışıklığı deneyimlersin ve aslında bu gayet berrak olan zihin halinin anormal olduğunu düşünürsün! Ümidini yitirirsin... S___ ölmeden önce bana şöyle birşey söylemişti: "Bu durumlarda tespit ettiklerinin bir listesini yap ve #8216;aslında o kadar kötü değildi' diye düşündüğün her seferinde o listeyi açıp oku." Sorularına dönelim... (BRH) Her tarafta açık kapılar görüyorum, şimdi nereye gitmem gerekiyor?

------------

S: (L) Çoğu insan duygusu, bazılarının düşündüğü gibi ruha ait değildir, kimyasaldır. Ve bu kimyasalların açılıp kapanması dışarıdan stimüle edilebilir. Premenstrüel sendrom yaşayan kadınlara bak. Etrafımızda her tür dalgalar ve frekanslar var ve buna diğer insanlardan yayılanlar da dahil. Ve tüm bunlar bu kimyasalları açıp kapatabiliyor. Yakınlarındaki birinin "kancalar"ı etine saplandığı zaman olan şey de bu. Yeni biriyle karşılaştığında aynı şey tekrar tekrar güçlü bir şekilde meydana gelebilir ve yeni bir uyaran dizisinin neden olduğu mutluluk etkisinden dolayı 'Ooo, bu FARKLI! Bu RUH' diye düşünürsün. Seni temin ederim ki eğer iki insan arasında olan şey YALNIZCA diğerinin fiziksel varlığından dolayı oluyorsa, dikkatli olman gerekir! Bu bilgi zorlukla elde edildi, inan bana.
C: Eğer D___'nin soruları varsa, neden müsaade etmiyorsun?

------------[/size=1]


Elbette şunu söyleyebilirim: Bunları Kasyopyalılar böyle söylüyorlar. Takdir okuyucunundur.

Aslında birlikte kafa yoralım diye bunu dile getirmiştim. Enerji vampirliği ve "kandırıldım" konuları da tartışmaya, fikir yürütmeye dahil edilmelidir diyorum. "Kandırılma" bir savunma ve legallaştirme veya sorumluluğu üzerinden atma mekanızması olarak kullanılır (her iki taraf için). Kişi kendi özgür iradesi ile ancak köleleştirilebilinir. Ortada seçimden başka bir şey yoktur aslında.Yani seçim... Kandırılma sorumluluğu atmak için bir yoldur. Kişi kendini gözlemlediğinde (açık fikirlilikle ve önyargılardan arınmış olarak) bu kavramların neyi ifade ettiğini bulabilecektir. Bilgi fiziksel değildir dolayısı ile mutlaktır; sadece "içe" yolculuk ve sezgilere başvurulmaldır. Cevaplar kanımca içerdedir.

Belki Kamil insan olarak, duygusal mekanizmanın yerine ruhsal olanın devreye sokulması ile ilgilidir. Paylaşan olursa sevinirim.

Arkadaşlar insan bedeni kimyasal bir ayaklı bomba gibidir, o "dışarıdan" manipüle edilebilir ancak kişi izin verdiği kadar. Bu da bir farkındalık oluşturma ile başlayan bir süreç ile azaltılabilinir.

Psişik kancayı bir çok değişik şekilde anlasam da genel olarak, yaşam enerjisini çekebilmek için kullanılan (hani uçaklar havada yakıt ikmali yaparlarken bir hortum fırlatılır ve enerji yüklemesi yapılır örneğindeki olduğu gibi), gözle gözükmeyen çeken ile çekilen arasında bir kontaktır. Fiziksel, eterik/ruhsal, kimyasal olabilir veya hepsi; kanca görevi yapan ilişki kurmak, bir çok yolla yapılabilinir. Amaç "dengesiz" bir psişik beslenmedir. Bir kendine hizmet hareketidir. Tabi bunlar kişisel fikirlerim ve hala üzerlerinde düşünüyor ve kavramlaştırma çalışmasına devam ediyorum.

Benim aktarımlarım bu kadar, üzerinde düşünülüp, gözlem yapılması gereken bir önemli konu bence. Sizlerde paylaşırsanız ortak bir bakış ve "farkındalık" geliştirebiliriz diye düşünüyorum, "otomatik" tepkiler ise herzaman tehlikelidir.

Alemtac

#4
Bildim bileli kardesim beni kiskanmistir :)) Buyuduk, evlendik, bosandim ve kardesimle ve esiyle iyi bir dostlugumuz oldu. O kadar ki kardesimin esinin de sir ortagi olmustum. Ailemiz de benim yikilan evliligimin ardindan onlarin beraberliklerindeki mutluluktan mutlu oluyordu. Fazlaca mutlu !!!...Annemle oturup konustugumuz zamanlarda, basbasa, konu nasil oluyorsa hep kardesimin esine geliyordu ??? ve kaynana gorumce , onu cekistiriyorduk. Yavas yavas annemin gozunden dusmustu gelin hanim. Kziyordu zaman zaman gelinine, ama oglunun mutlulugu icin de susuyordu. Neyse uzatmiyayim, ne yaptigimi farkettigimde daha gec olmamisti. Annemin gelinine olumlu duygularini kazanmasina yine de ugras vermem gerekti. Yiktigimi yeniden yapmak, yikmaktan daha zormus. Ve ilk kez kardesimi kiskanmis olmak gercekten kotuymus, kiskanclik duymak insani kotu yapiyor mus...

Farkina vardigim bu duygudan kurtulmam uzun surdu aslinda ve ne yaptigimi neden yaptigimin farkinina vardim. Sonralari yaptigim arinma calismalarinda kurtuldugumu sandigim bu duygunun hala derinlerde gizlendigini farkettim. Artik yok ve ozgur olabilmek guzel :))
 

Gülay

#5
DUYGULARIN KİMYASAL BOYUTU



Dünyaya gelirken her duyguyu içimizde barındırarak geliyoruz, bunların en temel kısmı geçmiş yaşamların tortusu olarak bu hayata taşıdıklarımız...

Getirdiğimiz tortu duygular kimyasal reaksiyon yaratmak, ve yaşayan bir organizma haline gelebilmek için enerji bedeni içinde ve ilgili çakra düzeyinde salgı bezlerimiz ve tabikide hormonlar vasıtasıyla harakete geçerek realite yaratırlar..

Sıradan insan algısında yaşanan bu süreç, kişinin dünyasal eksiklik ve korkularının nedeni ve apaçık sorumlusudur...

Kişinin gözlem yoluyla kendini ve duygularını tanımaya başlaması ve farkındalık oluşturmasıyla duygusal denge sağlanabilir..

Her bir duygusal sapmanın (kıskançlık, hasetlik, yetersizlik vd.)  duygu olarak dengelenmesi hormonal salgıyı direkt olumlu yönde dönüştürmekte böylece kişi daha pozitif bir insan haline gelmektedir...

Bu süreç kişinin ruhsal sağlığını olumlu etkilediği gibi fiziksel sağlığınıda olumlu etkilenmekte ve holistik şifa (bütünsel şifa) deneyimlenir hale gelmektedir...

Duygusal arınma yöntemleri, kimyasal salgıların aktive edeceği negatif unsurları nötrlediğinden, kişinin negatif manipilasyonunu da ayrıca ortadan kaldırmaktadır...

 





 

Tiversonus

#6
Sevgili Gülay, aslında sizin yaptığınız iş bu zehirlerden temizleme ile ilgili. Ancak insanlara faydalı olabilmek için bu duygusal zehirlerin genel bir sınıflandırmasını yaparak, danışanlara ulaşamayanlar için bir hizmet yapabilir miyiz? Bilmiyorum, belkide bir liste yapabilmek belki de zordur. Bence önce basit, yalın şekilde bu zararlı duyguları tanımlamak daha uygun gibi geldi. Sonrasında ise temizleme tekniklerini uygulamak gelir diye düşünüyorum. Amacımız insanlara internet ortamından faydalı olabilmek veya farkındalık geliştirmelerine yardımcı olmak.

Sizin bu konuda (arınma, temizlenme) konusunda çok yardımcı olabileceğinizi biliyorum. Acaba önce bunların belli başlılarını sınıflandırsak mı diye soruyorum, uzman sizsiniz:))

Mordevrim

#7
Bilimsel açıdan yaklaşırsak duygu dediğimiz şey birbirlerine nakşedilen kimyasallardır. Beyinde hipotalamus adı verilen yerde belirli duygulara uygun "peptid" denilen belirli kimyasallar üretilir. Bunlar küçük aminoasit zincirleridir. Zaten beden denilen şey de 20 çeşit aminoasitten oluşan bir karbon birimidir (aynen diğer tüm varlıklar gibi).

Neyse; hipotalamusta üretilen ve peptid denen bu küçük protein zincirlerini alırız ve ruh halimize uygun düşen nöropeptidlere veya nörohormonlara monte ederiz. Yani öfke için ayrı bir kimyasal, mutluluk için ayrı bir kimyasal üretiriz, her şey için ayrı bir kimyasal üretiriz ve bunu gerekli hücrelere göndeririz. Hipotalamus peptidleri üretir ve kana salar. Peptidler hangi hücreye gideceklerini çok iyi bilirler. Çünkü hücrelerin üzerinde reseptörler de hangi peptidi içeriye alacağını çok iyi bilirler.

Peptid hücreye girdikten sonra ise onu değişikliğe uğratır, bir dizi biyo-kimyasal oluşumu tetikler ve hücre çekirdeği değişime uğrar.

Ve işte duygu - düşünce denilen şey. Sadece ve sadece vücudumuzu oluşturan hücrelerle alakalı.

Ve bu sebepler yüzünden kimyasal silahlarla insanların duyguları değiştirilebilir. Ve belki de sürekli oynanıyor duygularımızla.
 

Gülay

#8
Sevgili tiversonus

Önerdiğiniz şeyi planlıyorum, bu ara yoğunluğum fazla, ama düzgün bir şey çıkartacağım:)))

Sevgili mordevrim,

İnsanoğluna herşey uygulanabilir, çok ekstra bir negatif uygulama dışında, hayatın içinde her an bir patlama yaşıyabiliriz, çeşitli etkilerle...

Meditasyon  nasıl bizi dingin ve huzurlu hale getiriyorsa, duygusal arınma da sosyal hayatın içinde bizi meditif konumda tutuyor...
Öfkesiz olarak yapılan bir diyaloğ, tamamen pozitif tir, içinde hangi cümleleri kullanırsanız kullanın...(küfürü kastetmiyorum:)))
 

Pınar

#9
Sevgili arkadaşlarım benim bir kaç gündür beynim tek bir konuya kanalize olmuş durumda, bu nedenle buraya pek yazamadım.Bu bir süre daha gidecek sanıyorum, bunun için sizlerden af diliyorum.:))

Sevgili Tiversonus, bu başlığı açtığında okuduğum şeyden hiçbirşeyden anlamadım.Beynim bazen fazlaca maddeci oluyor.Psişik kanca nedir?Bu nasıl olur? Hayalet kanca mıdır? Kanca şekli nedir? Tarzında abuk subuk bir sürü soru ile beynim döndü.:))Ama bir kez daha sormak yerine bu kavramı düşünerek anlamlandırmaya ve sizlerin paylaşımlarından yararlanma kararı aldım.Dün gece, sevdiğim bir arkadaşımın bu kancalardan birine takılıp, yaşamını nasıl es geçtiğine tanıklık ettim.Bir yandan onunla konuşuyor, diğer yandan bu psişik kanca işte bu! diyordum.Sevdiğinden ayrılmış ve perişan halde sürekli aynı hikaye içinde dönüp dolaşıyordu.Aslında hikaye bildikti " ben onsuz ne yaparım?" bu tür hikayelere günlük hayatımızda gerek çevremizde gerek kendimizde hep rastlarız.Burada kancadan sonra zihnim, sevgili İvrin ve sevgili Gülayın paylaşımlarına kaydı.Duygularımız zihnimizi ele geçirdiğinde beden acı çekmeye başlar, özellikle negatif duygularda.Burada acı beden devreye giriyor, duyguların sadece kimya olduğunu unutup, bedenin aslında kaybedilenden değil duygulardan/kimyadan dolayı acı çekmeye başladığını farkedene kadar da devam ediyor.Sonra arkadaşımla, daha önce yaşamış olduğu bir tecrübenin tekrar başına gelme ihtimalini hafif bir paranoya haline getirdiğini ve bu ilişkisinin de bu paranoya nedeniyle sona erdiğini öğrendim.Bingo!!!! Korkularımızı bizi ele geçirecek duruma getirirsek, bilinçaltı bunu çözümlemek adına o korkuyu hayatımıza çeker ve bizi onunla yüzleştirip bir Oh! demek için bekler.Ki aynen bu durum gerçekleşmişti, ama bizler gibi o da bu korku ile yüzleşmek yerine, bunu acı beden haline getirip bir zevk mekanizmasına dönüştürmüştü.Ve işin en acı tarafı, bizler bu kimyanın oluşturduğu boşluğu, aynı titreşime sahip olan bir başkasına bağımlılık göstererek bertaraf etme eğilimindeyiz.Daha sonra bunun üzerine epey kafa yordum.Bir kaç gün önce, çok sevdiğim bir kardeşimle yaptığımız tartışma geldi aklıma." sahip olmak/sahip olmamak" işte bütün mesele bu! dedim.Biz insanlar, zihnimizde kazınmış olan " ben sahibim" düşüncesi ile hayatımızı gasbettiğimizin farkına varmıyoruz.Sahip olmak, aynı zamanda sahip olunan şeye( canlı/cansız farketmez) köleliği de beraberinde getiriyor.Bu nedenle, sahip olduğumuzu düşündüğümüz canlı/cansız nesnenin/bedenin/ruhun gitmesi durumunda, oluşturduğumuz bu kölelik bağlantısı bizde duygusal yıkıntı ve dolayısıyla acı beden dediğimiz olayı açığa çıkarıyor.Böylece, sevgi/kabul mekanizmasını da sabote etmiş oluyoruz ki, bu da enerji bedenimizde güçlü tıkanmalara sebep oluyor.Elbette bunlar benim, dün gece yaptığım bir üzücü bir sohbetin ben de bıraktığı izdüşümler ve düşünceler...Dahası da olabilir, ama öğrenmek eğlenceli ve öğrendiklerimi hayatıma geçirmek ve kendimi gözlemlemek daha da eğlenceli...

Sevgiyle...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)