GİZLİ SIRLAR OGRETİSİ

Başlatan Alemtac, 19 Nisan 2009, 05:09:40

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

ERGUN CANDAN

• Eski mısır uygarlığı geçmişten geleceğe tırmanan sırlar köprüsüdür.
• Bilmiş ol ki atalarımız güneş iki defa battığı yerden doğdu, sonra aynı olay tersine cereyan etti dedi. Mısırlı rahibin anlattığından şu sonuç çıkar, Demek ki eski çağlarda kutuplar yer değiştirdi.
• Bir süre önce Himayaların eteklerinde Bohistes Mağalarında bir gök haritası ele geçirildi, Astnomlar bu haritaların doğru olmakla birlikte, bizim çizdiğimiz haritalara uymadığını, çünkü bu haritaların, yıldızlar 13000 yıl önceki konumunda dizilmiş, Bu harita (1925 National Geoprahic Magazinde yayınlandı)
• Gobi Çölü: Efsaneye göre, eski zamanlarda, büyük bir denizdi, Çin bilgelerinin anlattıklarına göre, bu denizde mavi gözlü ve sarı saçlı insanların yaşadığı, bir ada vardı, bu adada yaşayanların gökyüzünden geldiklerini söylerlerdi.
• Mu halkınada uzaydan gelen bilgiler, kozmik sırları açıklamışlar ve onları eğitmişlerdir.Ezoterizm ; İçte kalan saklı demektir. Yani Gizli Öğreticilik Kastedilmektedir.
• İçle değil dış kabukla ilgilenenler elinde, dinler günümüzde, büyük bir oranda dejenere edilerek, yozlaşmıştır. Şüphesiz ki bu dinlerin suçu değil, dinlerin ezoterik halkasından içeriye giremeyenler, bilgisizlerin marifetidir.
• Aktarılan bu bilgilerle, bir enerji aktarımı da söz konusudur. Çünkü her bilginin bir aktarımı söz konusudur.
• Doğal olanı incelerken, onda doğaüstü olanı da görebilmeniz lazım.Çünkü her şey bir şeyin sembolüdür.

• Ezoterizm üç önemli çalışma prensibi vardır.

o SIR; Sükunet içinde sessizce alınır, ve ondan kimseye söz edilmez.
o Aktarılan bilgi açıkça değil, sembolik öğretim metodu kullanılır.
o Öğretmen öğrencisine aktardığı bilgilerle onların şuur halini yükseltecek, manyetik enerjileri de aktarır.

• Osmanlı döneminde sufilerde bu sırları İslam dininde uygulayarak, kendi insanlarına bu bilgileri kuşatan kuşağa kısıtlı sayıda da olsa, aktardılar.

• İnisiyasyona Kabul Şartları

o Beden temizliği: Bedenin iç temizliği, besinlerle bedene iyi bakma konusunda temizlik,
o Duyusal Asalet, Olumlu ve pozitif hislerle dolu olmak,
o Zihin Genişliği;
o Ruhsal Olgunluk Seviyesi; Çeşitli kompleksleri yenmiş, ahlaksal olarak, zaaflarda bulunmamalıydı
.
• İnisiyasyon Safhaları; Tam bir inisiye 3 safadan oluşur.

o Küçük Sırlar:
#61607; Kendini bilmeyen rabbini bilemez
#61607; İnsan egosunun esiridir
#61607; İnsanın içinde büyük bir potansiyel güç vardır.
#61607; İçimizde uyumakta olan tanrısal güç ancak kendini bilme çalışmaları ile açığa çıkabilir.
#61607; Uyanmış insan bu sırra eren kişidir.
#61607; Dünya ruhlar için bir gelişme ortamıdır.
#61607; Tüm dinler aynı gerçekleri farklı bir üslupla insanlara anlatmaktadırlar.
#61607; Her bir olayın bir sebebi ve bir sonucu vardır.
 

Alemtac

#1
o Büyük Sırlar:Mısırın gizli sırlarını, üstü kapalı bir üslupla anlatan mitolojik hikayelerde ve resimlerde Horos un elinde üçlü asa bulunur. Bu asa kamçı, çoban değneği, anabisin değneğinden oluşur Kamçı; beden üzerindeki hakimiyet, Çoban; Duyguların kontrolü, Anobis, Düşünce kontrolünü temsil eder. Lotus çiçeği ruhsal gelişimin bir sembolüdür. Her şey tanrının bir aksinden ibarettir.
 
o Gerçek Sırlar:
• İnisiyasyonda Kullanılan Yöntemler: İnsan_ı Kamil dedikleri bir seviyeye çıkmasıdır. Bunlar oruç, zikir, Konsantrasyon çalışmaları, ve parapisişik yetenekleri, kullanılması ile gerçekleştirilen, özel çalışmalardan oluşur.

o Oruç: her türlü duygusal hazdan, ve negatif enerji yayan düşüncelerden de sakınılan özel oruç tutma yöntemleridir.
o Zikir: Belirli bir enerjiyi beslenmiş, bir kelime kalıbının bir süre tekrarlanmasıdır.
o Konsantrasyon Çalışmaları; Zikir çalışmalarına yardımcı bir yöntemdir.
o Parapsişik Yetenekler: Durugörü, astral seyahat, Telepati,

• Her bir düşünce, ister pozitif, ister negatif, değerde olsun, derhal oradaki maddelerin, şekil almasına sebebiyet verir.
• Ne düşünürseniz derhel karşınıza gelecektir.
• Kabir Azabı; Bedeni terk etmiş bulunan varlık, bu anladıktan ve düşünceyi kontrol etmeyi öğrendikten sonra, yavaş yavaş spatyumun daha üst kısımlarına doğru yükselir. Yeniden dünyaya doğması gerekiyorsa bunun hesapları yapılır. Dünyaya doğması gerekmiyorsa, daha kapsamlı imkanlara sahip, kozmozun diğer gezegenlerine doğmak üzere dünya spatyumundan varlığın çıkışına izin verilir.
• Eğer spatyum yaşamınızın mümkün olduğunca, sarsıntısız. Koksuz, normal halde gedmesini istiyorsanız, düşüncelerinizi mümkün olduğu kadar kontrol etmeyi öğrenin, olumlu düşünmek lazım, tüm dinlerin iyi ahlak, kin, nefret duygularından uzaklaştırmaya çalışması işte bu yüzdendir.
• Düşüncelerinizden sorumlusunuz.
• İnsanlar kendi kendilerine söz geçirememektedirler. Çünkü duygu ve düşüncelerine hakim olamamaktadırlar. Kendine güven ise ancak insanın kendi üzerinde yapacağı bir dizi çalışmayla mümkündür.
• Kutsal Coğrafi Merkezler: Delf Mabedi, Eski Mısırda en çok böyle merkezler var. Kudüsten de kayan büyük merkezin şu an nerde olduğu bilinmemektedir.Mekke, Roma, Yukatan bölgesindeki bazı yerler, Peru, Tibet, İstanbulun tam olarak açıklanmayan bir noktası, Sina dağı, Hira Dağı, hep bu kutsal çoğrafyanın belirli noktalarını ifade eden merkezlerdi. İslam Tasavvufunda bu tür yerlere Kutup denilirdi. Kozmik tesirlerin biriktiği, ve yansıtıldığı bu yerlerde ortaya çıkan, muazzam enerjiler, çevreye adeta bir ışın gibi yayılmaktaydı.
• Muhittin Arabi bu seviye ye gelen muritlerine şöyle der. " Arif için din yoktur."
• Kutsallık her yerdedir ve her kutsalın dışında bir yer yoktur.
• Bizim devrimizden önce, örneğin Mu ve Atlantiste dinler mevcut değildi, çünkü buna gerek yoktu bütün kozmik sırlar apaçık ortadaydı
• Ezoterik kayıtlarda Kıyametin tarihi 21 yüzyıl olarak gösterilir.Kıyamet tufanla karıştırılmamalıdır. buradaki kıyamet ruhsal değişimi gösterir. Kıyamet şuurlanmak ve ayağa kalkmak demektir. Kıyamet uzun bir süreyi kapsayan süreçtir. Tek bir günle sınırlı değildir. Kıyameti anlatan dini tasvirlerden biride güneşin doğudan batacağıdır. Bu beklide kutupların yer değiştirmesinin de sembolüdür. Güneş ilahi gerçekliği, birliği ve Tanrıyı ifade eder. Kıyamet sembollerinin açılması, gerçeklerle insanların karşılaşması, ve insanların şuurlanarak, yani uyanması demektir.
• İnsanların kökeni denildiğinde hep bir cennetten kovuluş mizanseli vardır. Niye cehennemden değilde cennetten kovulma, en büyük sırlardan biri beklide burada
• Grek geleneklerine göre altın çağı bir nevi cennet hayatıydı, İnsanlar uzun yaşar ve hiç ihtiyarlamazdı, Mevcudiyetleride tanrınınkine benzerdi, zamanla insanlar aşamalı olarak aşağıya inmiştir.
• Mısır Geleneğinde ise, İnsanların tanrılarla birlikte yaşadıkları dönemlerden bahsedilir.
• Müslümanlıkta da adem ve Havva mükemmel bir yerden yani cennetten kovulmuştu.
• İnisiyatik öğretilerde tüy gerçeğin sembolü olarak ele alınmıştır. Eski tarihte insanların vücutlarının tüyle kaplı olması, maymun olduğu anlamına gelmemektedir. Mısır Mitolojisinde ölen bir kişinin ruhunun cennete gitmesi için, anobis tarafından sınavdan geçirilir, ölen kişinin kalbi terazinin bir kefesine, bir tüy parçası ise diğer kefeye, Altay efsanesinde de yasaklanan meyveyi yedikten sonra, törüngey ve karısının tüylerinin dökülmesi,
• Kendinizi karşınıza koyup ona hiç dışardan baktınız mı? Taşlara geçirdiğiniz sözün, ne kadarını kendinize geçirebiliyorsunuz. Eğer dikkatli bakacak olursanız ömrümüzün %90 ının hissi faaliyet içinde geççiğini görürüz, Tüm yaşantımız boyunca, hislerimize, duygularımıza hakim olarak verdiğimiz kararlar %10 geçmez.
• Günümüz insanlarının yaşamını düzenleyen, asıl faktör, onların ne zekası, ne de şu veya bu kanaldan öğrendiği bilgiler değil, içgüdüsel hayatlarıdır.
• "Kah çıkarım gökyüzüne, seyrederim alemi, kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni" sözünü hatırlayamamaktadır.
• Hint efsanesinde İndra bir tanrıdır ve bir gün domuzlara gözü takılır ve domuz olur onları deneyimlemek için, daha sonra tanrılığa dönmesi emredilir amam İndra reddeder. Daha sonra tanrılar indrayı geri getirmek için domuzu öldürürler.Burada domuz insanı İndra ise insanın tanrısal özelliğini ifade eder. Yani insan kendi ilahi kökenini unutmuş bir şekilde yaşar.
• Demir çağının sonunda yaşanacak bir aydınlanma, (Kıyamet) yeniden dünya üzerinde eskiden olduğu gibi, altın bir devrin yaşanacağına işaret edilmektedir.

• Eski tarihi belgeler ve kutsal kitaplar, değişik bir bakışla, incelenecek olursa, insanın meydana getirilişinin iki safhalı olduğu görülür.
o Galaktik İnsan; Yeryüzünde altın çağı meydana getirmiş olan varlıklar,
o Yeryüzü İnsani;
 

Alemtac

#2
• Tevrat ta iki farklı yaratılıştan söz edilir. Birincisi Elohimlerin Yarattığı İnsan, Yehuvanın yarattığı insan,
• İslam dada bahsi geçen adem yeryüzü insanıdır. Ancak , En'am suresi 6/6 da Onlardan önce nice nesiller yok ettiğimizi görmediler mi Onları sizi yerleştirmediğimiz bir şekilde yeryüzüne yerleştirmiş, gökten bol yağmur yağdırmış, altlarından ırmaklar akıtmıştık. Fakat onları günahlarından ötürü yok ettik, ve artık başka bir nesil yetiştirdik.
• Altın çağın bulunduğu dönemlerde yeryüzünde, Galaktik Irka mensup varlıklar bulunmaktaydı, Galaktik Irk ın en son uzantıları olarak, Mu ve Atlantisi görmekteyiz. Ezoterizm de bu varlıklara Naakaller adı verilir. Ezoterik kayıtlar, Naakallerin Tibet dolaylarında, gizli bir yer altı uygarlığı olduğundan bahseder. Agarta adı verilen bu yer altı uygarlığı günümüzde hala varlığını sürdürmektedir. İşte Tevratta Yehuva olarak nitelendirilen uzaylı varlıklar, devreye girmiş ve bizim devrimize ait, ilk bedenleri imal etmişlerdir. Bu sır tüm dinlerde ve tüm mitolojilerde üstü kapalı olarak anlatılmıştır. Mitolojik anlatımlarda geçen ilahların bir kısmı, Galaktik İnsana mensup, ileri seviyeli insanların sembolüdür.
 
• YILAN SEMBOLÜ; Her dinde hayatsal bir kudreti, hayatsal değişimi, simgeleyen sembol yılandır. Kuyruğunu ısıran yılan, tekrar eden bir süreci anlatır. Bu tekrarlama evrendeki kanunların birbiri ile olan yakın ilgisi ni de ifade eder. Aynı zamanda tekrar doğuşu simgeler, yaşamın ve ölümün arka arkaya olduğunu dile getirir. Yeşil Tüylü yılan galaktik uygarlıkları da temsil eder. Yeşil tüylü yılan gökyüzünden gelmiş Amerikan yerlileri ile 52 yıl yaşamış ve daha sonra gökyüzüne uçup, gitmiştir.
• Tanrı oğlu sözüyle de galaktik uygarlıklar dan söz ediliyor, İsa peygamberin doğumu bile bilinen normal yollarla olmamıştır. Sadece bu mesele bile araştırılsa, Onun kozmik kökeni, ve dünyaya nasıl geldiği, soruları açıkça cevaplanabilir. İsanın "Ben Tanrının Oğluyum" sözü,

• İLKELLERİN BİLİNMEYEN DÜNYASI; Aztek, İnka, Maya gibi uygarlıkların, arkalarında bırakmış olduğu bilgi, izleri hayli semboliktir. 1519 yıllarında İspanyol saldırıları ile bırakmış oldukları pek çok izler yok edilmiş, zamanın piskoposu "İçlerinde sadece yalan ve şeytan işi bulunan çok sayıda resimli kitap ele geçirdik, ve hepsini yaktık. Bu mayaları çok etkiledi ve üzdü" demiştir.

• Mayaların Astronomik Bilgileri;
o Dünyanın güneş etrafında yörüngesini, 365,2421 olarak hesaplamışlardır.Bu rakam şu anda 365,2424 dür.
o Gökyüzü hareketlerini biliyorlardı, Çeşitli yıldızlara ait tanımlarla karşılaşıyoruz.
o Venüs Yılını, 583,92 olarak hesaplamışlar, 6000 yıl içinde sadece 2 saatlik hata yaptılar,
o Merkür, Jüpiter, Satürn ve Mars ait çeşitli bilgilere de yer verilmiştir.
o Mayalara ait kutsal kitap, Popol Vuh rahip Brasso tarafından, ispanyadaki bir profesörden teslim alınmış, Paris Kodeksi ise bu kitabı 1860 yılında Paris Ulusal kütüphanesinin çöp kutusunda bulmuştur. Pek çok değerli şey gibi, astroloji bilimi de günümüzde bilgi sahibi olmayanların eline geçmiş ve dejenere olmuştur.
o Kukultan Piramiti: Piramid, 55,5 metre uzunluğunda bir karedir. Piramitin en üstünde, iki yanı tüylü yılan sembolü ile süslü bir sütun vardır.Bu bölüm tanrısallığa yükselişin ifadesidir. Piramit öylesine ayarlanmıştır ki, 21 Martta güneşin batışından yaklaşık bir buçuk saat önce, büyüleyici bir ışık gölge oyunu ortaya çıkar, güneşin batışıyla birlikte aşağı doğru süzülen bir yılan görüntüsü oluşmaktadır. Basamağın en altında ışık gölge oyunlarının yardımı ile bir yılan başı oluşmaktadır. 21 Eylül de ise güneş doğarken aynı olaylar tersi istikamette yinelenmektedir. Önce tüylü yılanın başı canlanmakta ve güneşin yardımı ile yukarı doğru çıkmaktadır. Sözü edilen ışık gölge oyunlarının ayarlanabilmesi için yüksek seviyede matematik bilgisine ihtiyaç vardır.

• ATEŞ: Arınmanın sembolüdür. Ateş fizik bedenin olmadığı bir ortamda bize acı vermesi mümkün değildir. Ateş vücuda değince doğal olarak ızdırap duyarız. Vücut yoksa bu ızdırap da yoktur.

• POPOL VUH: Orta Amerika da yaşayan bir halkın öyküsüdür. Tıpkı Meryem gibi bakire ikiz doğurmuş ve ikizler tanrısallaşmıştır. İkizler kendilerine yapılan haksızlıklara sessizce katlanıyorlar,
• Düşünceni zevk veren şeylere yöneltme ki, yandığın zaman bu acıdır diye bağırmayasın,
• Mitolojilerde karşımıza çıkan devlerle savaş yada canavarlarla savaş sembolü içimizdeki ,iç potansiyelin ortaya çıkmasına engel teşkil eden, tortudan arınmadır. Aynı mesele Türk Mitolojisinde de vardır. Kafdağı'nın arkasında bir ülke varmış ülkeye bolluk getiren ırmak kurumuş, kuraklık başlamış, ırmağın sonunda bir canavar ırmağın önüne oturmuş, genç bir kahraman 7 başlı ağzından alevler saçan canavarı bir kılıç darbesi ile yenmiş, Burada

o Ülke: İnsanı sembolize eder
o Ülkenin Susuz Kalması; İç gücün dünyada kullanamaması,
o Genç Kahraman; İnisiye adayı
o Canavar.: iç potansiyeli engelleyen tortu (ego)
o Kesilen Başların Yeniden Yerine gelmesi; Bu tortuyu özel bir bilgi olmadan temizlenemeyeceğini
o Ak Sakallı İhtiyar: Bilge kişi,
o Suların yeniden ülkeye gelmesi,

• ATEŞ VE SU: Anadolu da çok eskilerde bir sufi sözü vardır. Nara(Ateşe) giren nur (ışık) olur.

• ERGENEKON DESTANI:"Yerle gök arasında bir kutsal kapı varmış, Çift başlı büyük kartal, bu kapıyı tutarmış" Türk Mitolojisinde geçen semboller 13 başlık altındadır.
#61607; Gök- Tanrı.Kurt: Kurt oğuz hana yol gösteriyor, Kurt sembolü evrensel bir semboldür, Kurt sembolünü anlamak için, Afrika da yaşayan DOGONLARI inceleyelim; Dogonlar, 300000 civarında, hiçbir teknolojik imkana sahip olmayan, çadırlar içinde yaşayan ve avcılıkla beslenen ilkel bir kabiledir. Bu ilkel insanlar, güneş hareketlerini, Jupiter in uydularının olduğunu, Ay da kraterler olduğunu bilmekteler.Bunları nerden öğrendikleri sorulduğunda atalarımız dan öğrendik diyorlar. Dogonlar atalarından öğrendiği sırları, kendilerine özgü sembolik şekillerle muhafaza etmişler, ve bu sembollerin, anlamlarını kuşatan kuşağa sözel olarak aktarmışlar.Sirrus yıldızını çift yıldız olduğunu, spiral galaksimiz dışında başka spiral galaksilerinde olduğunu bilmekteydiler. Uygarlığımızın ancak 1930 larda temasa geççiği Dogonlar, bu kadar bilgiyi nereden elde etmişlerdir. Dogonlar, uzay gemisiyle inen, mitolojik, bir atalarının soylarından geldiklerini söylüyorlar. Sirrus B yıldızı mitolojik sembollerinde bir kurt başı olarak sembolleştirilmiş.Ayrıca günümüz astronomi bilimi Sirrus Yıldızının bağlı olduğu takım yıldızını "Büyük Köpek Takım Yıldızı" adını vermişler, Ne dersiniz, bunlar sadece basit bir tesadüf mü, Türklerin uzaydan gelen, bir ışık huzmesinin, içinden çıkan Gök-Kurt'u binlerce yıl önce ataları olarak göstermeleriyle,Dogonların arasındaki benzerlik, Roma mitolojisinde de en temel sembollerden biri iki küçük çocuğu emziren Kurt dur. Eski mısırlılara göre, sirrus yıldızı, gökteki en önemli yıldız dır. Takvimleri bile Sirrus yıldızının hareketlerine göre düzenlenmiştir.
 

Alemtac

#3
#61607; BABALARINI ÖLDÜREN KAHRAMAN; Büyük Hun imparatoru Mete, Oğuz Han gibi kendi babasını öldürmüştür. Burada anlatılmak istenen, insanların eski bir realiteyi terk edip, bir üstüne çıkabilmelerinin, gerektiğidir. Burada ana ve baba eski anlayışları sembolize eder.

#61607; GÖKLERİN SESİ HALA DUYULUYOR: Oğuz Kaan Destanı ve benzerleri, islami düşünceye uymuyor diye Türkler tarafından tahrip edilmiştir. "Gök mavisiydi sanki, bezi bu oğlancığın, Ağzı kıpkırmızı ateş, rengi bu oğlancığın, Al al idi gözleri saçları da kapkara, Perilerden de güzel kaşları var ne kara" Bu mitoloji oğuzkaanın doğuşunun kutsal bir şey olduğunu gösterir, Yüz eski Türklere göre insanın en önemli yeriydi, Utanç, kötülük, iyilik yüzle sembolleştirilmiştir. Kötülerin yüzü karadır, iyilerin ak, kutsal insanların yüzü maviyle sembolize edilmiştir.

#61607; ATEŞ, Ateş yakıcı özelliği ile mikropları yok eder, Manevi temizlenmede de ateş sembolü kullanılır. Ateş o denli önemli bir sembol olmuş ki daha sonra gelen insanlar ateşe taptıklarını hatasına düşmekten kendilerini alamamışlardır. Yakut Şamanları, çakmak taşıyla yaktıkları ateşi kutsal görürler, Altaylılar ateşe karşı yaptıkları, dualarda ateşi güneş ve aydan ayrılmış bir parça olarak görürüler, Başkurtlar ve kazaklar, yağlı bir paçavrayı, tutuşturup, hastanın çevresinde ALAS ALAS diyerek dolaştırır dı, Ateşte temizlenme anlamına gelen bu kelime, Altayların dualarında sık sık geçerdi.

#61607; ŞEYTANIN İZLERİ: Oğuz Kaan ın vücudunun tüylerle kaplı olduğu söylenir. Efsanede "Tüylerle kaplı olan ilk insan, Tanrıya karşı günah işlemiş, ve bundan dolayı da tüyleri dökülmüş, Tüyler dökülünce de insan oğlu bir türlü hastalıktan kurtulamamış, ve ölümsüzlüğü elinden kaçırmış, " İnsan oğlunun aşağı inişini anlatan bölümleriyle efsane devam eder. " Tanrı insanı yaratırken şeytan gelmiş, ve insanın üzerine tükürerek, her tarafını pislik içinde bırakmış, Tanrıda insanın içini dışına dışını da içine çevirmek zorunda kalmış, "Bu suretle insanın içinde kalan şeytan pisliği, insanoğlunun ruhunu ve ahlakını olumsuz yönde etkilemiş, Gerçektende öyle değimlidir. İçimizden gelen egoistçe, haykırışlardan kendimizi kurtarabilmiş durumda mıyız.

#61607; FETHEDİLECEK ÜLKE; Destanın devamında Oğuz Kanın korkunç bir canavara benzeyen gergedanla, mücadeleri ele alınır. Zapolunacak en büyük ülke ile insanın kendisi motive edilir. Feth edilecek ilk ülke insanın kendisidir.

#61607; GÖKYÜZÜNDEN GELEN ELÇİLER: Ak Sakallı bilge ermiş kişiler, Türk Mitolojisinde çok önemli bir yer tutar, Bazı sırlar rüyalar kanalıyla alınır. Tanrının oğlu olmak, aynı zamanda belli bir vazife ile yeryüzüne doğmuş bulunan bir elçiyi de ifade eder.

#61607; ERGENEKONDAN KAÇIŞ; Destan demirden meydana gelmiş büyük dağların, kurulan bir çok körükle, eritilmesinden ve bir kurt un yol göstericiliğiyle, oradan uzaklaştırılan insanların yaşadıklarını anlatır. Bu çizilen motif demir çağının bitişinin sembolüdür. Kutrun yol göstermesi ise Sirrus bilgilerinin yeniden açıkça ortaya çıkmasıyla, insanlığın yeniden mükemmeliyete doğru yükseleceğini, anlatan son derece gizli bir bilgidir.

• ANTİK YUNAN SIRLARI: Yunan mitolojisi temel olarak Mısır sırlarına dayanır. Ezoterizm özellikle üç büyük gelenekle çok yakından ilgilenmiştir. Mısır,Hint ve Yunan Mısır, sır dünyasına majiyle, Hint meditasyonla, Yunan ise sır dünyasının kapısını aralayabilmek için dövüşü tercih etmiştir.
• Antik Yunan Mitolojik sırlarında şiddetin ifadesi gibi görünen dövüş motifleri, aslında insanı teslim almış olan, alışkanlıklara, ön yargılara, peşin fikirlere, arzu ve tutkulara karşı girişilen, bir mücadelenin öyküsüdür.
• Antik Yunan da içteki uyuyan tanrı tüm mitolojilerin ana teması olmuştur. Truva efsanesinde tüm kahramanların peşinden koştukları HELEN---- Aslında bilgeliğin ilahi çekiciliğinin sembolüdür. Ve o sadece arınmış kişilere verilir. Güzel Helen in sürekli başkaları ile evlenmesindeki tema ise, Helen ile evlenmeye muvaffak olanlar daha yukarı çıkmak için onu terk etmek zorunda kalacaklardır. Oysaki günümüz insanı çok rahatlıkla edinmiş olduğu birkaç bilgiyi, ulaşabileceği en son gerçek zannetme yanılgısına çok rahatlıkla düşmektedir. Hatta bundan gurur bile duymaktadır.
• "En El Hak " diyen Hallacı Mansurda aynı şeyi anlatmaya çalışıyordu, İnsanlığın ilahi bir kökene sahip olduğu,
 
• OLİMPUS DAĞI TANRILARI: 12 Büyük Tanrının oturduğu söylenir. Olimpus dağı mitolojik bir semboldür. Bunların hiçbiri yaradanı ifade etmez hepsi bir semboldür.
• Zeus ölümlü bir insan kılığına girerek Firigyada oğlu Hermes ile beraber dolaşıyor, Bütün evlerin kapılarını çalıyorlar, ve tanrı misafiri olarak kabul edilmelerini söylüyorlar, Ne var ki bütün kapılar yüzlerine kapanıyor. Burada anlatılmak istenen; Burada insanların gerçekleri açık olarak kavrayamadıkları, anlatılmak istenmektedir. Yani gerçekler insanın burnunun dibine de gelse insanlar sırt çevirebilmektedir. Sadece iki ihtiyar karı koca misafirleri içeri alır, bunlar oldukça fakirdir, Buradaki anlam bilgisiz ama iyi niyetli insan sembolüdür. Fakir olmaları dünya nimetlerine aşırı bağlanmamış olduklarının simgesidir. Diğer kişiler tufanda sular altında kalırken, bu ihtiyarların kulübeleri tapınak haline geldi, Onlar mabedin bekçileri oldular.
• Hep kendini seyrettikçe tanrını göreceksin, Su; Bilgini sembolüdür. Bu iki ihtiyar sonra yapraklanarak ağaç oldular, Bu inisiyatik çalışmanın sonunda insanların uğrayacağı değişim bu kadar güzel tasvir edilemezdi.

• ATLARIN OTLATILMASI; ezoterik bir semboldür. At duyguları temsil eder, Atların otlatılması duygulara hakimiyeti temsil eder, Çoban sembolü duygularına hakim olmuş inisiyeyi sembolize eder.
• Artemisin sürekli kendi güzelliğini kıskanmasından söz edilir, Burada bahsedilen, güzellik, gerçekten fiziki güzellik midir. Artemis bir gün bir mağaraya girer, mağarada bir su kaynağı vardır. Artemis soyunup yıkanmak istedi, ama ölümlü bir erkeğin bakışları ile kirlendiğini hissedince onun yüzüne su attı, erkek birden geyiğe dönüştü, yanı başında duran av köpekleri onu parçalayarak öldürdü,
o Mağara: Gizli inisiyelerin yapıldığı yer
o Su: Bilgi
o Su ile yıkanmak, Bilgiye sahip olmak
o Artemis; İnsanlardan gizlenen sır
o Köpek tarafından öldürülmek, Sırrın ortaya çıkması ile değişimin başlaması

• Zira insanlar uyumakta, Ve uyku onlara baldan tatlı gelmekte,
• Sevgili; Peşinde koşulan hakikat sembolüdür.
• Ölüm; Yeni realitenin doğuşu, yeni bilgi eski bilginin ölümünü simgeler.
• Kuzey kutbunda Hiperboreos adlı bir uygarlık tarih öncesinde yaşadığı yunan mitolojisinde de anlatılır. Mitolojide bu ülkenin insanı gece nedir bilmez der. Bunu anlamı iki anlamı vardır. Bir coğrafi yapısından dolayı, ikincisi de bilginin hakim olduğu bir yaşam biçiminin olması,

• NARSİS EFSANESİ; Narsis çok yakışıklıdır. Bir gün su birikintisinde kendi aksini görür ve kendine bakmaktan kendini alamaz, giderek hissizleşti ve kök salarak, kendi ismini taşıyan, (nergis) dönüştü,
• Kendilerini aşırı şekilde beğenen egoist kişilere narsis ismi takılmıştır. Aslında Narsis, üzerine eğildi su birinkitisi, duru görü yeteneğini harekete geçirdi, ve suda gördüğü kendi yüzü değil, kalpteki tanrı Diyonizos un çehresiydi, ve bu onu aşktan çılgına çevirdi, görmüş olduğu diyonuzos ise kendi ilahi benliğinden başkası değildi, Böylelikle en büyük sırrın kendi içinde saklı olduğunu fark etti.
 

Alemtac

#4
• HİNT EZOTERİZM
• Veda; Dini bilgi demek,4 büyük bölümden meydana gelir,
• Rig Veda; Bilge kahinler tarafından destanlar ve şiir şeklinde yazılmıştır.
• Atarva Veda; Majik ritimler, mejik sırlar. Maji günümüz türkçesinde büyü demektir. Büyü konusu yurdumuzda çok fazla istimrar edilmiştir.M.Ö.3000 yıllarından itibaren majik çalışmalar, Mısır da ve Kaldede de altın çağını yaşadı, Eski devirlerde sözü edilen büyüsel çalışmalar tamamen düşüncenin konsantrasyonuydu, " Düşüncelerinden sorumlusun" denmesini nendi budur. Dua, bir konsantrasyon aracı olarak, sizin düşüncelerinizin, belirli bir noktaya kitlenmesine yönelik bir çalışmadır.
• Samara ve Vajur Vedalar; Kurban ritüellerine ait bilgiler içerir.

• ATEŞ VE CEHENNEM; Agni ikinci derece bir ilah olarak ortaya çıkıyor, Agni bir ateş ilahı olarak simgelenmiş.
• İlamdaki cehennem ateşi, esasında insanların günahlarından arınması için konulmuştur. Yani insanları kurtaran bir ateştir. Ateşin arınmayla ilgisi, cehennem giden herkesin sonunda cennete gideceğidir.
• İlahi İçki Sembolü; İslam dada Kevser şarabı vardır. Vedalarda ise ilahi içki soma ya benzetilmektedir. Bu içki öncelikle tanrılara, kuvvet ve cesaret verir.

• ÖLÜM VE ÖTESİ; Ölü bu dünyayı bırakınca, günahları yakan, fakat iyilerin geççesine izin veren iki ateş arasından geçer, İslam da bu sırat köprüsüdür,
• Tekrar doğuş ilamda üstü kapalı geçilmiştir. Sadece sufi tarikatları gibi, özel eğitime alınmış, müritlere çok sonraları açıklanırdı.
• Ezoterizm de at, timsah, tilki,kartal vb hayvanların her birinin aryı sembolik anlamı vardır.

• AT; Duygusallığı temsil eder,

• KARMA inancı hint geleneklerinin en belirgin özelliklerinden biridir. Her insanın karmik yükü, geçirdiği tüm yaşamlarının, sonucu olarak ya ağırlaşmakta, yada hafifleyerek, artık bu dünyaya doğmasına gerek kalmayacak bir noktaya gelmesidir. Bu üstü kapalı bir şekilde kumandada belirtilir." Bizim emirlerimize karşı gelmekte ısrar edenleri biz helak ederiz" Buradaki helak etmek yok etmek anlamına gelir. Burada ortadan kaldırılan ruhun kendisi değil, özel bir tesirle, astral bedenin, hafifletilmesidir. Astral bedende birikmiş olan tortunun ortadan kaldırılmasıdır.
• İnsanların gerçeği görememesinin sembolü Tanrıça Maya ile ifade edilmiştir.Mayanın örtüsünü kaldırmadıkça sırra ulaşılamayacağından bahsedilir. İslamiyet inancında insanların kalpleri mühürlü, gözleri bağlı sözü Hintlilerde Maya ile ifade edilmiştir.
• Kuranda bir çok ayetlerde "biz" olarak, konuşan, varlıklar grubu, veya varlıklar grubunun sözcüsü ile Allah'ın aynı kavramlar olmadığı, tüm açıklığı ile ortadadır. Biz olarak, konuşan varlık aynı ayette ayrıca, Allah tan bahsetmekte ve onun emirlerini aksettirmekte. "Cebrail Muhammede şöyle dedi, "Biz ancak Rabbimin buyruğu ile ineriz, geçmişi geleceği ve ikisinin arasındakileri bilmem Ona mahsustur""(Meryem Suresi).
• Ruhsal İdare merkezi karşımıza çıkıyor ve yine ezoterizm'e göre bu yıldız Sirrus Yıldızı
• Hint felfesinde LİNGAM erkeklik organı olarak ifade edilir. Lingamı seks ile karıştırmışlardır. İçinde gizlediği anlam bambaşkadır. O insanın değil, ilahi neslin sembolüdür. Bunun içinde her şey saflıktır. Işıktır, çıkarsız sevgidir. İnsanı sevgi ile bunun dünyaya olan yansımasıdır. Dünyada yaşanan sevgi onun negatif kutbudur. Genellikle geçici olan zevkleri ile, beşeri aşk, beraberinde huzursuzluk, hayal kırıklığı, ahenksizlik, nefret getirebilmektedir. Dünyasal aşk, insanı hürriyete kavuşturacağına, tam tersine, çoğunlukla zincirlere bağlar. Bu düşünce sistemi Hint azizlerinin yaşamlarına yansımıştır. Ancak onların uyguladıkları bazı cinsel perhizler genellikle yanlış anlaşılmıştır. Hint rahiplerinin cinsel perhizleri, seksüel zevkten yoksunluk şeklinde değil, bu gücü, ruhsal bir enerjiye, dönüşmesini sağlamaya yönelikti. Yani negatifi pozitife dönüştürmeye çalışıyorlardı.
• Saçların ve kılların bolluğu bir güç işaretidir. Hintli rahipler saçlarını kazıtırlar, Bu kendilerinin henüz tanrısal değil, insani özelliklerle çevrili olduğunu göstermek içindi. Saçlarının kazıtmalarının altında yatan bir başka etkende kıl ın hayvanında bir işareti olarak görülmesindedir.

• MAYMUNLAR CENNETİNDEN KAÇIŞ; Hint Geleneklerinin en büyük sırlarından biri de maymun Hannuman için inşa edilmiş tapınaktır. Maymun ilkel formdaki insanın ilk halini sembolize eder.Maymun Hannuman aslında Tanrıyı taklit ederek bu başarıya ulaştığından söz edilir. Bu insanlığın 2000 yıllarda ulaşacağı bir hedeftir. (NLP)
• İnisiyasyonun ilk aşamalarında öğrenciden, öğretmeni taklit etmesi istenirdi, Anadolu da kökeni taklit büyüsüne dayanan bir çok uygulama vardır.
• İyi güzel birbirlerinden tamamen farklı şeylerdir.Bu her iki şeyde insanın faaliyet göstermeye sevk eden birer etkendir. İyiyi seçenler kutsal kişilerdir. Güzeli seçenler ise gerçek amacı yitirmiş olan kişilerdir. Dünya tutkularına bağlanmış, ahmak kişi kör bir insan gibidir. İyi bir öğretici tarafından yetiştirilmiş olup, Onu anlayabilen kişi kutsal bir insandır.
• Ölümsüzlüğün sırrı kalbin arınması derin düşünme ve insanın manevi aleme dönük gerçek ben ile (Tanrı) aynı varlık olduğunu idrak etme yoluyla bulunabilir.
• Kendini bil tanrını da bilirsin, Mısırda Kalpteki tanrı Horos un hikayesidir. Yunanda, Kalpte gizlenmiş olan tanrı, Diyonizos'un uyanışı, İslamiyet'te, Kendini bilmeyen rabbini bilemez. İşte bunlar aynı sırra atıfta bulunan sözlerdir. Açılması için belki de 2000 li yılların gelmesi gerekmektedir. Şüphesiz ki her şeyin, doğrusunu sonunda zaman bize gösterecektir.
 

Alemtac

#5
• MISIRIN ÖLÜLER KİTABI : Ölüler kitabı aslında bir inisiyasyon kitabıdır. Mısırlı rahipler, yaptıkları astral seyahatler, duru görü yetenekleri, vasıtasıyla öldükten sonra, gidilecek olan spatyuma, daha ölmeden önce inceleme imkanı bulabiliyorlardı.
o Ölüler kitabında binlerce yıldır saklanan sırlar, I Babdan, XIV.Bab kadar aydınlanmış mumyaların cenaze törenlerine hazırlanması anlatılır.
o XV.Bab da ölüler, kalplerindeki pislikleri atmak için yapması gereken şeylerle uğraşır. Kalbin arınmasından söz edilir. Burada bedeni terk eden insan öbür alemde arınma mecburiyetindedir.
o Mısır dini ve onun kutsal kitabı Ölüler Kitabında öte alem ile ilgili yoğun bilgi olmasına rağmen Kur-ı Kerimde son derece sınırlı bilgi verilmiştir . Dünya üzerindeki tüm dinler karşılaştırmalı incelense, inisiyatik özellikleri tüm bilgilerin Kur-ı Kerimde son derece kapalı olarak verildiğini göreceklerdir. Asıl gerçekler Kuran-ı Kerimde semboller içinde eritilmiştir. Bunun böyle olmasının nedeni, insanlığın aşağıya doğru, iniş sürecinin tamamlayabilmesi için, açık bir şekilde, bazı gerçeklere, temas etmemeleri gerektiğinden dolayıdır.
o Ölen varlık öte alemin şartlarına gittikçe uyum sağladığı, ve kendisine aktarılan bilgilerle, öte alemin üst katmanlarına doğru tırmandığını ve uyanmaya doğru hızla ilerlediğini söyleyebiliriz. Şu anda varlığın hala uyanmadığını görüyoruz. Bunuda Semavi Nil'in sularına sahip olman için gerekeni yap, sözlerinden anlayabilmekteyiz. Ezoterik öğretilerde Semavi Nil sembolü Ruhsal İdari Mekanizmasının şuurlandırıcı, bilgilendirici tesir ve enerjileri olarak açıklarlar.
o Ruhun güneşe nasıl yükseleceği, isis bağrında nasıl gençleşeceğini, anası olan gök mekanizmanın yanında oturmaya nasıl kabul edileceğini ölüye anlatılır. buradaki semboller, GÜNEŞ, gerçeğin sembolü, GENÇLEŞMEK, Ruhun özündeki yetenek ve bilgilere yeniden kavuşması, Anası olan Gök Mekanizma, Ruhun kozmik kökeni ve ilahi potansiyelinin mitolojik anlatımı, Ruhun her şeyi yeniden hatırlaması TANRILAR YANINDA OTURMAK, Ruhsal İdare Mekanizmasının sembolü,
o Mısır Ölüler kitabında da THOT un gizli kitabından söz edilmektedir. Atlantisli bir bilge olan sırlarını Mısıra getiren Thot tan bahsedilir.
o Işığın yedi derecesinden bahsedilir. Bu başlı başına büyük bir semboldür. Kuranı Kerimde 7 kat bohçalanarak verildiğinden bahsedilir. Ezoterizmde yedi sayısının bir başka özelliği ise dünyayı temsil eden 4 sayısı ile göğü sembolize eden 3 sayısının birleşiminden yedi sayısı gök ile yeryüzünün evliliğinden sembolüdür. Bu durum tanrılarla insanlar arasında köprüyü yani kopmayan irtibatın sembolüdür. Yani Ruhsal İdare Merkezinin yeryüzü insanı ile zaman zaman kurduğu bilgilendirmeye dayalı irtibatların sembolüdür.
o Yani her bir ezoterik sembol, yedi ayrı dereceden anlaşılabilecek bir potansiyelle oluşturulmuş durumdadır. Bir başka deyişle yedi kat bohçalanmıştır. Her insan kendi şuur kapasitesine göre bu sembolleri çözebilecektir. Günümüzde yapılan din tartışmaların da yorumların farklı olmasının da asıl nedeni budur.
o Ruhsal idare merkezinin görevlilerince ölen kişinin tüm yaşantısı gözden geçirilir, bunun sonucunda varlığın yeni yaşam planı hazırlanır. Bu bilgi insanlara uzun bir süre açık bir şekilde verilmedi,

• İSLAM EZOTERİZMİ;Türkler orta Asya da yaşarken Şamanizm'le de çok sıkı bir temas halindeydi, Şamanizm eski Türklerde önemli bir yer tutmuştur. Bu durum güzümüzde de hala devam etmektedir.
• Sufi çalışmaları İslam ezoterizminin temelini oluşturur

• SAABİLER: Mu kültüründe olduğu gibi, Sabilerde de Güneş çok önemli bir semboldü, Sırlarla dolu, dışarıdan bakıldığında hiçbir şey anlaşılmayan, çok ilginç ayinler yapan saabiler, Hermes, Orfe, Eflatun gibi, inisiyeleri de yakından tanıyorlardı.Kuran-ı kerim tek tanrılı dinler arasında Saabiliği de saymaktadır. İbadetleri güneş ay ve bazı gezegenlere göre düzenlenmişti. Pazar günü, Güneş, Pazartesi ay, Salı Mars, Çarşamba Merkür, Perşembe Jüpiter, Cuma Venüs, Cumartesi Satürn ayinleri olurdu, Latince kaynaklı gün isimlerinin bu ayinlere ayrılan gezegenle benzerliğine bakarmısınız.
o Pazar:Sunday (Güneş Günü)
o Pazartesi :Monday (Ay Günü)
o Cumartesi: Saturday(Satürn Günü)
 

Alemtac

#6
• Halife Ömer döneminde işgal edilen, Mısırda Müslümanların ilk işi "İskenderiye Okulunu" dağıtmak oldu. Bu olay tarihe Büyük İskenderiye Kitaplığının yakılışı olarak geçer. Bu yıkım dünyanın aşağıya iniş sürecinde büyük bir hız sağladı, yıkım müthişti, büyük bir tarih yok edildi.
• Osiris rahipleri, Kuran-ı Kerimdeki sembolik bilgilerin derin anlamlarını, ele almaya başladılar. Suni Müslümanlar, buna şiddetle karşı çıktılar, Çünkü Osiris Rahipleri, o zamanlar oldukça etkin bir konumda olan, Peygamberin damadı Ali'nin yanında yer alarak, kendilerine gelecek baskılardan uzak kalmayı başardılar. Alevilik mezhebinin içinde kendi Ezoterik Öğretilerini yaşatabildiler. Suni Müslümanlar bunu bir sapkınlık olarak nitelendirdi.İslamiyet'i kabul eder gibi görünen rahipler, Fisagor ve eflatunun eserlerini yaymaya başladılar, Yeni eflatuncu Filozofların etkisi kuşaktan kuşağa sürdü, bazı filozoflar bu akıma Tasavvuf kendilerine Sufi dediler. Tasavvufta, "Bu dünyada olma ama dünyanın bir parçası olmama prensibi geliştirildi, Zihin kontrolüne yönelik çalışmalar,
o Özel nefes alma egzersizleri,
o Yabancılar arasına girildiğinde, zihnin dağılmasına müsaade etmeme ve negatif tesirlerden uzak durabilmek için pratik uygulamalar,
o Zihnin konsantrasyonunu dağıtan etkenleri fark etmek ve bu etkenleri yok etmek,
o Konsantrasyonu geliştirmek için her gün belirli bir süre gruplar halinde zikir çalışmaları yapmak

• Zikir çalışmalarında geçilen safhalar,
o Sesli ve sessiz zikir
o Nefes alma tekniklerinin devreye girmesi,
o Vecd halinin yaşanması,
o Aydınlanma bilgi ve spitüel güçlerin elde edilmesi

• Doğuda uygulanan meditasyon kurallarıyla, Sufilerin uyguladıkları Zikir çalışmalarının temeli aynı prensiplere bağlıdır. Sadece kullanılan mantralar yani kelime kalıpları değişiktir.

• Zikir çalışmaları, belirli nefes alma teknikleriyle birlikte uygulanır ve sonunda zihnin ve şuurun değişimine sebebiyet veren vecd (trans9 haline geçilirdi. Bu aydınlanmaya giden bir yoldu. Tekrarlanan kelime kalıbı, öğrenciye yoğun bir enerji geçmesine, sebebiyet verirdi, Zira öğrenci bu enerjiyi belli bir süre sonra kendi üstüne çektiği için tükenirdi. Tükenen enerjinin öğretmen vasıtası ile, yeniden doldurulması gerekirdi, Aksi takdirde öğrencinin negatif etkileri üzerine çekme tehlikesi vardı.

• Günümüzdeki meditasyon çalışmalarında bu kurala uyulmadığı için bir çok kişi psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıklarla karşı karşıya kalabilmekte.

• Sufiler, Suni Müslümanlarca hiçbir zaman anlaşılamamıştır. Bunların başında Hallacı Mansur gelir, Hallacı Mansur " Enel Hak" (Ben Tanrıyım) dediği ve bu sözünden geri dönmediği için önce kırbaçlandı, derisi yüzülüp, taşlanarak öldürüldü.

• Hallacı Mansur diğer Sufiler gibi, İnsan-Tanrı-Evren üçlemesini içeren, varlık bilgiliğini savunuyordu, Mansurda İskenderiye Filozofları ile tanıştı, daha sonra tüm Türkistanı dolaştı, Mansura göre gerçek olan bir' di İnsan tanrıydı ama tanrı insan değildi, O tüm varoluşun kendisiydi, Tanrıdan ayrı hiçbir parça olamazdı, parça bütüne aitti, Her birey kendi içine dönerek, bu sezgi gücünü, belirli bir eğitimle ortaya çıkarabilir. Bu içe dönüşün sonucunda önce Tanrısal sevgi uyanır, sonra gönülde tanrısal nur açık açık görünmeye başlar, gerçek sır Tanrısallığı insanın içinde görmesidir. "Kendini bilen, Tanrıyı Bilir" "Enel Hak" denmesinin altında yatan felsefe buydu.Zamanından önce açıklanan sırların nelere sebebiyet verildiğine örnek Hallacı Mahsurdur.

• Feredettin Atar; "Mazhar'ül Acaib " adlı eserinde, Tanrı görünmeyen durumda iken kendisine olan sevgisi yüzünden görünür olmak istedi, Böylece Tanrısal südur başladı, ve tüm varlık türleri oluştu. Sevgi bu oluşun kaynağıdır, ilk nedenidir. Diye yazar. Atar'a göre Varolamk yüce bir nur olan Tanrıdan fışkırmak, görüş alanına çıkmaktır. Oluş Tanrıdan çıkış ve tekrar ona dönüş tür. İnsan Tanrıdan ayrı bir varlık değildir. Onun görünümlerinden sadece bir tanesidir. Çünkü Tanrıyı görmek için bütünün tüm parçalarını aynı anda görmek gerekir. Tanrı çoklukla birlik arzeden Tek'in kendisidir. Her şey Tek in farklı görünümlerinden ibarettir. Ruh ölümsüzdür, Tanrıdan gelmiş ve ona geri dönecektir. Beden ise ruhun yeryüzünde kullandığı arcıdır.

• MEVLANA: 1207 YILINDA Horasan da doğdu, Daha sonra Anadoluya göç etti, Dönemin en ünlü Sufisi olarak tarihe geçti. İlk derslerini bilginler Sultanı olan babası Mehmet Bahaettin Velet'ten aldı, İkinci hocası, babasından el almış olan, Seyyid Burhanettin Tırmizi oldu. Mevlana Şems Tebrizi ile karşılaşmasından sonra, kendi ekolünü şekillendirmeye başladı.
o Gel gel Yine gel yine gel
o İster Kafir ol, ister putperest, ister Mecusi..
o Bizim dergahımız pişmanlık dergahı değil,
o Bin kere tövbe etmiş olsan da,
o Bin kere bozmuş olsan da tövbeni,
o Umutsuzluk kapısı değil bu kapı..
o Gel yine gel yine gel..

• Mevlana Feredettin Atar la Ni****da karşılaştı, Feridun Atar daha ilk bakışta Mevlana nın çok farklı biri olduğunu anladı. Mevlana nın babasını kulağına, "Biliyor musun senin oğlunda dünyayı yakacak ateş var dedi."

• Muhhindin Arabi ile Bağdat ta tanışan Mevlana uzun sohbetlerde bulundu, Ayrılırken Arabi arkalarından baktı Mevlana kervanın en ön tarafında babası ise en arkada idi ve Arabi şöyle dedi " Hey gidi Dünya Hey! Küçük bir nehir, koskoca bir denizi önüne katmış gidiyor."

• Nişabur Bağdat derken yolları Şam dan geçer, İlk kez Şems ile burada tanışır. Ve bir daha hiç ayrılmazlar, Şems in ölümü onu çok etkiler, Şems ile öte alemde karşılaşacaklarını çok iyi bilir. En büyük sırdaşı artık yoktur. Konyanın bağnaz dincileri Şems öldürmüştür. Bunların içince kendi öz oğlununda olması onu derinden etkilemiştir.

• Mevlananın öğrencilerine Sır katibi adı verilmekteydi. Mevlananın kendi tekkesi dışında en huzur bulduğu ortam, Bilge hatun Manastırı idi. Ünlü Sufi bu manastırda bazen haftalarca kalırdı.

• Rumcayı çok iyi biliyordu, Eflatunun tüm yapıtlarını orijanilinden okudu,
o Ey Hacca gidenler, nereye böyle?
o Tez gelin çöllerden döne döne,
o Aradığınız sevgili burada,
o Duvar bitişik komşunuz
o Durun gördünüzse suretsiz suretini onun
o Hacıda sizsiniz, Kabe de Ev Sahibide