Cihatçı Örgütlerden Halep'e Büyük Saldırı (3 Temmuz)

Başlatan bozadi, 04 Temmuz 2015, 15:43:00

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

03 Temmuz 2015

Cihatçı örgütlerden Halep'e büyük saldırı


Aralarında El Kaide'nin Suriye kolu Nusra Cephesi ve Ahrar uş-Şam'ın bulunduğu cihatçı örgütlerin Halep'e ağır saldırı başlattığı bildirildi.
 




Suriye 'de cihatçı örgütlerin Halep'e Perşembe günü akşam saatlerinde yoğun havan topu ve roket saldırısında bulunduğu bildirildi. Fars haber ajansının bildirdiğine göre 13 örgütün birleşmesi ile oluşturulan Ensaru'ş Şeria adlı grubun Halep'in Suriye ordusunun kontrolü altındaki yerleşim merkezlerine düzenlediği havan topu ve roket saldırılarında toplam ölü ve yaralı sayısı 107'ye ulaştı.

Beni Zeyd bölgesinden yapılan saldırıların Eşrefiye, Nil Caddesi, Halidiye, el-Mugabu, Dahiyedu'l Esed ve Cemiyetu'z- Zehra gibi bölgelere yoğunlaştığı bildiriliyor. Yerel kaynaklar, saldırıların iftar saatinde başladığını, halen devam ettiğini ve Beni Zeyd'deki silahlı grupların Eşrefiye ve Halidiye bölgelerine 50'den fazla roket ve havan topu attıklarını söyledi. Silahlı grupların saldırılarında ilk belirlemelere göre 11 kişinin öldüğü, 96 kişinin de yaralandığı belirtilirken ölü ve yaralı sayısının artmasından endişe edildiği bildirildi.




ORDU BOMBARDIMAN DÜZENLİYOR

Öte yandan, Eksar el-Bezzar, Liyermun ve Cemiyetu'z Zehra bölgelerinde Perşembe gecesinin ilk saatlerinden itibaren şiddetli çatışmalar yaşanmaya başlandığı ve çatışmaların hala devam ettiği bildiriliyor. Haberde, Halep'e yönelik saldırı için Nusra Cephesi liderliğinde oluşturulan Ensaru'ş Şeria adlı grubun düzenlediği saldırılarda 80 kadar militanının öldüğünü veya yaralandığını açıkladığı bildiriliyor.

Çatışmaların Eksar el-Bezzar bölgesinde yoğunlaştığı belirtilirken Suriye ordusuna ait savaş uçaklarının da Cebb Gabşe, Dekvane, el-Cubul ve Kuveyris bölgelerindeki silahlı gruplara ait mevzileri bombaladığı bildiriliyor.

Saldırıların başlamasından sonra Halep'in batı bölgelerindeki halkın Suriye bayraklarıyla gösteri yaptıkları ve saldırılara karşı kenti savunacaklarına dair sloganlar attıkları bildirildi.




HALEP'E SALDIRI İÇİN YENİ KOALİSYON






Kaynak: radikal.com.tr

bozadi

3 Temmuz 2015

Suriye ordusundan cihatçı örgütlere sert yanıt


Suriye ordusunun, dün Halep'e ağır saldırı başlatan cihatçı örgütlere karşı yoğun hava bombardımanı düzenlediği bildirildi.




Suriye ordusu, ülkenin ticari başkenti olarak bilinen Halep'i ele geçirmeye çalışan Ensaru'ş Şeria adı altında koalisyon kuran cihatçı örgütlere karşı yoğun hava saldırılarıları düzenledi. Ülkenin resmi haber ajansı SANA, örgütlerin püskürtüldüğünü ve 100'den fazla militanın öldürüldüğünü bildirdi.

Esad karşıtı örgütlere yakınlığıyla bilinen Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ise Perşembe gecesi rejim güçlerinin kontrolündeki en az yedi bölgeye yüzlerce roket ile saldırı düzenlendiğini ve çatışmaların sabah erken saatlere dek sürdüğünü duyurdu. Çatışmalarda ağır silahların kullanıldığı, Halep'in batısında bazı binalara giren militanların daha fazla ilerleyemedikleri bildiriliyor.

Suriye medyasında, Başbakanın Halep'e gidip askeri birlikleri denetlediği, yerel yönetime nakit maddi yardımda bulunduğu yönünde haberler yayımlandı.

HALEP'E SALDIRI İÇİN YENİ KOALİSYON

Suriye 'de cihatçı örgütler, Halep'e Perşembe günü akşam saatlerinde yoğun havan topu ve roket saldırısında bulunmuştu. Ensaru'ş Şeria (Şeriatın Yardımcıları) adını verdikleri bir koalisyon kurduklarını belirten silahlı gruplara İdlib saldırısında olduğu gibi el-Kaide'nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi liderlik ediyor. Ensaru'ş Şeria imzasıyla yayımlanan bildiride Halep'e saldırı için oluşturulan yeni koalisyonda şu örgütlerin yer aldığı açıklandı:

Nusra Cephesi, Ensaru'd- Din Cephesi, İslam Mücahitleri Hareketi, Ensaru'l Hilafe, Ahraru'ş Şam Hareketi, Tevhit ve Cihat Tugayları, Fevcu'l Evvel, Ebu Amara Tugayları, Fevcu'l Hilafe Tugayları, Seraya el-Miad, Cundullah, Sultan Murad Tugayları.


Kaynak: radikal.com.tr

bozadi

Suriye'deki Şiilik anlayışı ilginç. İran'dakinden ciddi şekilde farklılaşan bir yönü var gibi görünüyor. Anadolu Aleviliği ile benzeşen bazı yönleri var sanki. Bu özellikle kadınlarda başın/saçın kapatılması konusunda bir zorunluluk bulunmamasıyla belli ediyor kendini sanki. Ve başını örtenlerle örtmeyenlerin gayet sorunsuz, komplekssiz bir şekilde bir arada olabilmesiyle. Özellikle dini bağlamda kadın ve erkek arasındaki abartılı yalıtım da bir ölçüde aşılmış görünüyor. Bunu çok takdir ediyorum şahsen.

Global Şeytanların ve onların "cihatçı" taşeronlarının böyle bir Müslüman Ortadoğu ülkesinden, Alevilikten, Şiilikten neden ölesiye nefret ettikleri de biraz daha anlaşılmış oluyor gibi geldi bana.

macka

Suriye İran şiiliği arasındaki fark ve kadının konumu farkını çok güzel dile getirmişssin bozadi aynen katılıyorum.Esad la tayip önceleri resim verirken Esma hanımın çizdiği görüntü modernlik içimizi burkmuştu,laik genç ülkemiz adına
Gerçek her zaman gönlünüzün dilediği değildir.Ancak gönlünüz arındıkça onu bulacaksınız,şüphesiz

bozadi

Sevgili macka, bu aslında uzun zamandır dikkatimi çekiyordu ama temas etme fırsatını yeni fark edebildim. İran'ın ABD ve İsrail devletlerinin Ortadoğu'daki faşist politikaları karşısında aldığı tavrı çok onurlu ve dğerli buluyorum ve şimdiye kadar anlayabildiğim kadarıyla "Humeyni devriminin" de bu tavrın alınmasında çok önemli bir yeri var ve Humeyni aynı zamanda Şiilikle Sünnilik arasındaki ideolojik uçurumların azaltılmasına da çok önem vermiş, çünkü Global Faşist güçlerin bu ayrımları sonuna kadar zorlayarak başarılı olabildiklerini iyi analiz edebilmiş. Bu bakımlardan Humeyni'nin İran İslam devrimini çok takdir ediyorum ama Humeyni İslamcılık vurgusunu güçlendirmek için başörtüsünü zorunlu hale getirmiş ve zaman içinde çarşaf kullanımı da artmış. Bazı toplumsal kesimlere yobazlık anlamına gelebilecek çeşitli baskı ve yaptırımlar da uygulanmış anlayabildiğim kadarıyla. Giysi meselesine bir tercih gözüyle bakarım. Bir kadın başörtü takmak istiyorsa veya takması gerektiğine inanıyorsa takması engellenmemelidir. Aynı şekilde çarşaf giymek istiyorsa giyebilmelidir. Kısacası, bir insan başkasına karşı bir nefret, saldırı veya taciz suçu teşkil etmedikçe giyim kuşam konusunda özgür olabilmelidir.

Şahsen, kadınların başörtüsü ve özellikle çarşaf giymesini "genel itibariyle" doğal ve estetik bulmuyorum ama içinde bulunulan ortam itibariyle eğer kendileri bunları kullanmayı samimiyetle gerekli veya uygun buluyorlarsa, öyle rahat ediyorlarsa da bununla çatışmam kesinlikle ve hatta bozulmam bile; umursamam, bir giysi neticede. İçindeki kişinin tavır ve tutumları çok daha önemli. Giysiye genel olarak önyargıyla yaklaşmamalı diye düşünüyorum.

Kuran'da başın mutlaka örtülmesi gerektiğine işaret ettiği "iddia edilen" ayetlerle ilgili yorum farkı tartışmaları var. Dini emir-yasaklar da dahil olmak üzere herhangi bir ideolojinin emir ve yasaklarının toplumsal, grupsal ve yerine göre bireysel bilincin ve vicdanın önüne geçirilmesinin, bunun zorla herkese dayatılmasının yapay ve zararlı olduğuna inanıyorum.

"Şehvet" sorunu insanlığın dünya üzerindeki hikayesinin başlarından beri önemli bir sorun olagelmiş gibi görünüyor, başka çeşitli sorunlarla birlikte. Bunu kabul etmek gerek. Ama genel olarak kadını ve erkeği birbirinden var gücüyle yalıtmak, birbirine yabancılaştırmak, yasaklamak aslında bu sorunun çözümünden ziyade çözümsüzlüğüne hizmet eder diye düşünüyorum. Bir ideolojinin körü körüne kulu-kölesi olmak yerine, bilincin, vicdanın gereğine bakmak gerek. Bu ülkede adı "dincilikle" özdeşleştirilen AKP'nin mensuplarının bile kendi din anlayışlarıyla çelişen sayısız davranışları vardır. Yolsuzluklardan, hırsızlıklardan, adaletsizliklerden, nefret ve ayrımcılık suçlarından, fitnecilikten bahsetmiyorum, onlar apayrı bir kategori. Örneğin AKP'nin pek çok başı açık kadın görevlisi ve üyesi var. Madem onların Kuran anlayışına göre başörtüsü zorunlu, neden bu kuralı bu kadar keyfi bir şekilde ihlal ediyorlar? Veya yine onların din anlayışına göre "birbirine nikah potansiyeli olan" kadın ve erkeğin el sıkışması caiz değil ama bunu kendi aralarında milyonlarca kez ihlal ettiklerine şüphe yok ve basından bunun sayısız örneği bulunabilir. Bunlar en basit, en masum örnekler. Öyle "Din-kitap kesin olarak bunu emrediyor" diye ahkam kesmekle olmuyormuş demek ki; o ahkamlar egolarına hizmet ediyor. Birbirleriyle yakından bağlantılı olarak bilinç ve vicdan dediğimiz şey aslında din dahil her tür ideolojiden önce gelir.




Düzce'de AKP'nin erkek adayının bir kadın adayın elini tuttuğu bir seçim afişinde "erkek ile kadının ellerinin birleştiği yerin" AKP mensuplarınca "şehvani" bulunarak sansürlenmesi haber konusu olmuştu. O çıkmazlarda, o çukurlarda daha ne kadar debeleneceklerine kendileri karar verecekler. Allah/Hayat sabırlı; evrim için geniş geniş zaman tanıyor. On binlerce, yüz binlerce yıl...

Erkek ve kadın cinsiyetiyle, insanların hayatı birlikte yaşamaları kaçınılmazdır. Koşullara göre, toplumsal, grupsal ve bireysel vicdanın bir dengesinin imkan tanıdığı ve meşru kıldığı ölçülerde "yabancı" erkek ve kadınların bir arada bulunması, zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak birbirlerine temas etmeleri bence genel itibariyle doğal, gerekli ve değerlidir. Hele ki içinde bulunduğumuz süreç ve koşullarda erkek ve kadın ayrımcılığının aşılması, karşı karşıya olduğumuz faşist baskılara direnebilmenin ve bunların hakkından gelmenin doğal bir gerekliliği haline gelecektir diye düşünüyorum. Aslında erkek ve kadın temelde tamamen aynı varlık. İçinde bulunduğumuz düzlemdeki düalite işleyişi nedeniyle bu nispi ve geçici cinsiyetsel bölünmüşlük ve bütünleyicilik hali de doğal ve güzel bir katalizörden başka birşey değildir diye düşünüyorum.

Müslüman bir Ortadoğu Arap ülkesi olarak Suriye'de gözlemlenen örnek de bence bu bağlamda çok değerli, ilham verici bir örnek.