Alevileri böyle katletmişlerdi (19.12.2018)

Başlatan bozadi, 19 Aralık 2018, 14:21:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

19 Aralık 2018

Alevileri böyle katletmişlerdi


"Kanımız aksa da zafer İslam'ın" sloganlarıyla saldırdılar




Tarih 19 Aralık 1978'i gösterdiğinde Kahramanmaraş'ta bir sinemada Cüneyt Arkın'ın başrol oynadığı "Güneş Ne Zaman Doğacak" isimli film gösteriliyordu. Milli duygulara hitap eden bu film gösterilirken sineme salonuna atılan patlayıcı madde Maraş katliamının fitilini ateşledi.

Patlayıcı maddenin atılmasından sonra bir grup "Kanımız Aksa da Zafer İslam'ın"ve "Müslüman Türkiye" sloganlarıyla sinemaya yapılan saldırının sorumlusu olarak gördükleri CHP ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) 'in il binalarına saldırdı.

Ertesi gün olduğunda olaylar yatışmadı, aksine çoğalarak devam etti. Hatta olaylarda yer almak için başka şehirlerden insanlar da geldi. Alevilerin yoğunlukla oturduğu mahallelerde saldırılar başladı. 2 Alevi vatandaş öldürüldü. Bunun üzerine dönemin Kahramanmaraş valisi askeri güç gönderilmesini talep etti fakat talebi kabul edilmedi. Öldürülen vatandaşların cenaze törenlerinde de olaylar çıktı ve bu olaylarda 3 kişi de yaşamını yitirdi.

Daha sonra insanlar galeyana geldi ve Alevi vatandaşlara bir katliam yapıldı. Diri diri gömülenler, yakılanlar, karnı deşilip çocuğu çıkartılan hamile kadınlar, kolları kopartılan çocuklar ve daha neler neler.

Bugün hala tartışılmaya devam edilen Maraş Katliamında resmi rakamlara göre 120 kişi öldürüldü, 176 kişi yaralandı, Alevilere ait 200'ün üzerinde ev yakıldı. 100'e yakın işyeri tahrip edildi. Resmi olmayan beyanlara göre ise ölü sayısı 500'e yakındır.

Duayen gazeteci Mehmet Ali Birand "12 Eylül'e gidişte bir utanç sayfası" olarak nitelendirdiği Maraş katliamını 32. Gün'de masaya yatırmıştı. Maraş Katliamının kan dolduran görüntülerini katliamın yıl dönümünde 32. Gün arşivinden paylaşıyoruz.

İşte Maraş Katliamı:



Kaynak: OdaTV


bozadi

#1
Erdoğan'ın ABD ve NATO'yla ilişkileri sorguya çekip Rusya ve müttefikleriyle ilişkileri geliştiriyor olmasından büyük bir rahatsızlık duyanlar, Alevilere-Şiilere, Solculara sürekli nefret ve nifak kusanlar, Maraş ve diğer katliamlarda global şeytanlara büyük bir iştahla taşeronluk yapan "yerli ve milli" görünümlü şeytanların soyudur.

Erdoğan'ın kendisi de bu Amerikan/İsrail/Suudi kapatmalarının etkisinden tam olarak çıkmış değil ama çok şükür o yönde önemli bazı adımlar attı, atıyor. Aynı global şeytanların İslam dünyasındaki baş köpeği olan Suudi hanedanı ve onların diğer Arap müttefikleriyle ilişkilerin de giderek daha derinden sorgulanıyor olması, Yemen konusunda kısmi de olsa bir perspektif değişiminin meydana geliyor olması bir diğer destekleyici, olumlu gelişme, çok şükür.

Erdoğan başta herşeyi kendi arzuladığı gibi görme eğiliminin de etkisiyle, bu toplumda en kalabalık ideoloji olan İslamcılığın veya Türk-İslamcılığın gücüyle iktidarda canı her istediğini yapabileceğini, herkese herşeyi dayatıp kabul ettirebileceğini sanıyordu, ama Atatürkçülerin, Solcuların, Alevilerin ve dahası samimi demokrat bazı İslamcı kesimlerin vs. baskıyla, zorla kontrol altına alınamayacak ve gerektiğinde birleşerek kükreyip meydan okuyabilecek (Gezi) bir kitle olduğunu anlayınca, zihinsel bazı açılımlar yaşadı ve yaşamaya devam ediyor bence. İran'ın Ortadoğu'daki gücünü, başta kendisini destekleyen ABD'nin, İsrail'in ve Suudi Arabistan'ın bizzat kendi iktidarına yönelik şeytanlıklarını tatması, Rusya'nın ve müttefiklerinin desteğini ve tırmanmakta olan güç ve kararlılığını görmesi de Erdoğan'ın bilinçsel olarak önemli gelişmeler göstermesine yardımcı oldu, oluyor bence.

Tabi süreç devam ediyor. Erdoğan ve AKP, şiddetli eleştiriyi, hatta isyanı gerektirecek pek çok kötü icraatlerde bulunmaya da devam ediyor. Ama ben genel gidişattan ümitsiz değilim. Erdoğan'ın da, muhalefetin de önemli bazı erdemleri olduğunu ve şu andaki görüntü neyi gösterirse gösterdin, eninde sonunda iktidar-muhalefet diye bir ayrım kalmayacağını, tüm kesimler içinde gerçekten iyiliğe meyleden herkesin ortak bir cephede buluşmaktan başka yolu olmayacağını düşünüyorum.

bozadi

#2
20 Aralık 2018

MİT raporlarında Maraş katliamı:
Ülkü Ocağı'nda planlandı, polis de öldürdü


KEMAL GÖKTAŞ




12 Eylül darbesine giden yoldaki en önemli kavşak noktalarından biri olan Maraş katliamı, 40'ıncı yılında hala perde arkasındaki faillerin 'meçhul' kaldığı bir ortamda anılıyor.

Maraş katliamına ilişkin hatırı sayılır bilgi ve belge Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'nın yargılandığı 12 Eylül dava dosyasında yer alıyor. Dosyadaki bilgi ve belgeler, Maraş katliamının, darbeden önceki birçok katliam gibi, yükselen sol muhalefeti bastırmak ve 'sağ-sol, Alevi-Sünni karşıtlığı'nı geliştirerek darbeye uygun zemin hazırlama amacına hizmet ettiği görüşünü destekliyor.

Aslında 12 Eylül dosyasına konulan devletin gizli yazışmaları, bu amaca yönelen provokasyon ve katliamların sadece belli bir grubun bilgisi dahilinde 'gizlice' hazırlanmadığını, devlet organlarının da bu amaca uyumlu bir pratik içinde olduklarını gösteriyor. MİT'in Maraş olayları devam ederken devletin yetkili birimlerine gönderdiği raporların odak noktasında katliamlar değil, devlete yönelik 'isyan' uyarısı yer alıyor ve bir adım ötesinde 'iç savaş çıkacağı' uyarısında bulunuluyor.

İstihbarat raporlarındaki bilgiler, MİT'in iktidardaki CHP'yi manipüle etme olasılığını da barındırıyor. Ancak bu rezervle okunduğunda dahi tarihe ışık tutacak çok önemli verileri içeriyor.

MİT'e göre 'Türk-Kürt meselesi'

Dosyadaki gizli MİT belgelerine göre Maraş katliamı MHP Maraş il örgütünde ÜGD (Ülkücü Gençlik Derneği) ile yapılan toplantıda planlandı ve 'sağcı-solcu veya Alevi-Sünni meselesinden ziyade Türk-Kürt meselesi görünümü' veriyordu.

Rapora göre, Akıncılar ve ülkücüler Maraş'taki Alevilerin çoğunluğu Kürt olduğu için onların bir Kürt devleti kurmak için çaba gösterdiklerini, miting ve yürüyüşlerde bunu açıkça dile getirdiklerini halka yayarak tansiyonu yükselttiler.




Raporlara göre, olayların, sağ kesim tarafından yönlendirilen hareketler ile başlatıldığına dair emareler vardı ve 23 Aralık'ta belediyenin hoparlöründen yapılan "Milliyetçiler toplanın" anonsu önemli bir yer tutmuştu.

MİT'in 17 Ocak 1979 tarihli raporunda ise katliamın ülkücülerin iki üç hafta önce MHP Maraş il örgütünde il yöneticileri ve ÜGD mensuplarının katılması ise yaptıkları bir toplantıda planlandığı belirtiliyor. Rapora göre toplantıya ÜGD Genel Merkezinden bir yetkili katılmıştı ve bu kişi büyük bir ihtimalle Sefa Şevkat Çetin'di. Rapor, toplantıda konuşulanları şöyle aktarıyor:

"Toplantıda Maraş'daki Alevilerin ve sol grubun son zamanlarda ülkücü ve Sünniler üzerindeki baskılarını artırdıkları gerekçesiyle, bunlara bir ders vermenin zamanı geldiği belirtilerek ilk önce sol gruba mensup Alevilerin meskun bulunduğu mahallelerde, ileri gelenlerin adresleri tespit edilmiş daha sonra tespit edilen adreslere eylem yapacak şahıslar belirlenmiştir. Bu işlemler tamamlandıktan sonra, müsait bir ortamda eylemin gerçekleştirilmesi için görüş birliğine varılmıştır.

22 Aralık 1978 günü sol gruba mensup 2 öğretmenin cenaze namazları bahane edilerek 'Alevilerin Sünnilere karşı baskın hazırlığında oldukları, Alevilerin çoğunlukta olduğu mahallelerde Sünni kadınların ırzına geçtikleri' söylentileri halk arasında yayılarak önceden planlandığı gibi olay önce cenazelerin bulunduğu cami civarında başlamış ve daha sonra belirlenen semtlerdeki evlere baskın şeklinde gelişmiştir."

Polisler de öldürdü




MİT'in olaylar devam ederken gönderdiği raporlarda ise 'ölümlerin çoğunluğunun uzun menzilli silahlardan ve hemen hepsinin göğüs nahiyesinin üstünden yara alarak' gerçekleştiğini belirtiliyor.

25 Aralık 78 tarihli raporda, Sağlık Koleji'nde okuyan kız öğrencilerin 22-23 Aralık 78 gecesi, çatışmanın olduğu mahalledeki kolejden Eğitim Enstitüsü'ne nakledilmeleri sırasında, bir polisin bir kız öğrenciyi vurarak öldürdüğü bilgisi yer aldı. Rapora göre hastane görevlileri ile baştabip cinayeti görmüştü ama 'karanlık nedeniyle polisi teşhis edemeyeceklerini' söylüyorlardı.

Rapora göre bir sonraki gece de yakınlarını kaybeden Alevilerin hastane önünde bekledikleri sırada, bir polisin ateş ederek iki genci öldürdüğü, kalabalığın linç etmek istediği polisin baştabip tarafından hastane, görevlisi üniforması giydirilerek kurtarıldığı anlatılıyordu.

MİT'e göre sağcıların tutuklanması halkı rahatsız ediyor

MİT raporunda jandarmanın Mağaralı Mahallesi'ndeki Sünni grubun oturduğu kesime ateş açarak iki kişiyi öldürdüğü belirtilerek "Askeri birliklerin bu tarz davranışının devamı halinde sağ kesim ve ülkücüler askere silahla karşı koyacaktır" ifadeleri kullanılıyor.
 



MİT'in raporlarında özellikle ülkücülerin tutuklanmasına veya askerin ülkücülere müdahalesinin önlenmesine yönelik ifadeler kullanılması da dikkat çekti.

Olaylar bittikten bir gün sonra 29 Aralık 1978'de yazılan raporda "Sağ görüşe mensup Sünni vatandaşlar, komünizmle mücadele için devletin yanında yer alan sağcıların tutuklandığını ve tutuklamaların devam etmesi halinde nahoş hadiselerin doğabileceğini söylemekte ve gözaltına alınan şahısların suçlu-suçsuz dövülmesini tasvip etmemektedir" deniyor.

5 Ocak 1979 tarihli raporda da olaylarla ilgili gözaltına alınanların çoğunun Sünni olmasının Sünniler arasında kınandığı belirtiliyor.

29 Aralık 1978 tarihli rapora göre, olayların bitmesinin ardından sağcılar sıkıyönetim ilanından memnundular ve solun olaylarda hırpalandığını düşünüyorlardı.

Ökkeş Kenger'e MİT koruması

MİT'in 8 Ocak 1979 tarihli raporunda, Ökkeş Kenger'in (Şendiller) 5 Ocak günü yakalandığı, Emniyet Genel Müdürlüğü'nden gelen beş kişilik bir ekip tarafından sorgulandığı ve sinemaya bomba attığı iddiasını yalanladığı belirtildi. MİT'e göre Kenger'in sinemaya bomba attığına ilişkin bir emare yoktu. Kenger'in bomba attıktan sonra ÜGD Genel Merkezi ile yaptığı telefon görüşmesini duyan bir vatandaşın ihbarı da 'patlamayı sağ kuruluşlara mal etmek amacıyla' yapılmıştı.
 



12 Eylül dosyasına giren Kenger'in el yazısı ifadesinde ise olayların gelişimine ilişkin ayrıntılı bilgiler yer aldı. Kenger'in "Pişman olduğum için hiçbir baskı altında olmadan yazıyorum ve parmak basıyorum" diye imzaladığı el yazısı ifadesine göre ÜGD ikinci başkanı Mustafa Kanlıdere, kendisine 'Güneşi Gördüm' filminin gösterimi sırasında sinemaya bomba atılacağını söylemişti.

Kenger'in ifadesinde anlattıkları şöyleydi: "Birinci başkanla görüştüğünü ve halkı kışkırtmak ve tahrik etmek için, (solcuların attığı süsü verilerek tahrip gücü az bir dinamit atılarak halkın isyanını sağlamaktı.) Bu arada 1. Başkan Ankara'ya genel merkeze gitmişti. 2. başkan dinamitin atılması için Mustafa Tecirli ve bana emir verdi. O gün saat 3'de Şekerli Camii'nden gelip almamızı söyledi. Ben de aldım."

Aldığı paketin ayrıntılarını tarif eden Kenger, Yunus İlhan, Mustafa Tecirli ve kendisinin sinemada, filme ara verildiğinde kimsenin oturmadığı ön sıralara bombayı attıklarını ve daha sonra sloganlarla halkı kışkırttıklarını anlattı.

Yunus İlhan da ifadesinde kendisinin sinemanın damına attığı dinamitin patlamaması üzerine, ön sıralara bombayı kendisinin değil Ökkeş Kenger'in attığını söyledi.

MİT ise bu ifadenin 'işkence altında alındığı için doğru olmadığını' ileri sürüyordu.

Kaynak: Diken


bozadi

#3
Devlet Bahçeli bana göre "ülkücü"lerin global şeytanlar güdümünde ülke içinde nifak çıkarma işlerinde taşeronluk yapma eğiliminde olan kısmını ciddi oranda kontrol altına almış bir isim. Geçenlerde NATO'nun bu ülkeye hep zarar verdiği yönündeki bir açıklamasını alıntılamıştım. Ülkücülerin elbette hepsi değil, ama bir kısmı Devlet Bahçeli'den bizzat bu nedenle nefret ediyor bence. Amerikan patentli yerli şeytani nifak projelerine taşeronluk yapmalarını istemediği için.

Görüldüğü gibi Bahçeli son dönemde Erdoğan'ın ABD faşizmine direnç gösteren, karşı koyan tavırlarını, politikalarını destekliyor. Kendine Türk milliyetçisi diyen, bu ülkeyi gerçekten seven, sayan herkesin bu konuda göstermesi gereken tavır budur. Hepimize birden tecavüz eden ve bir de bunun suçunu birbirimizde aramamız için şeytani nifak projeleri yürüten global şeytana karşı dayanışma ve direniş göstermek.