29 Aralık 2018

Başlatan bozadi, 02 Ocak 2019, 18:06:07

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#75
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen ogeday

Ben Kumran Yahudileri ile ilgili bisey bulamadim paylastigin bloglarda onunla ilgili ne yapabiliriz

Verdiğim linklerde o konu geçmemiş olabilir.

Kumran / Ölü Deniz yazmaları veya parşömenleriyle ilgili olarak genel bilgi kaynaklarına baktığında, bunları yazanların bir veya birkaç marjinal Yahudi grubu olduğuna dair açıklamaları görebilirsin. Yine bu konuyla ilgili çeşitli kaynaklarda, bu grupların çok yaklaşmış bir Kıyamete ve kıyametten hemen önce gelip Yahudilerin düşmanlarıyla savaşıp onları yenecek, Kudüs'ü Romalıların/Bizanslıların elinden kurtaracak Savaşçı bir Mesih'e dair güçlü bir inançları olduğu belirtiliyor.

Konuyla ilgili bir google taraması için: https://goo.gl/v96Btr

O Yahudi grupların, güçlenip Bizans'a kafa tutmaya başlayan Araplarla en azından belirli bir süre boyunca önemli bir işbirlikleri olduğuna dair çeşitli İngilizce kaynaklarda, örneğin celsede atıf yapılan Townsend'in "The Mecca Mystery" (Mekke gizemi) adlı kitabında, Stephen J. Shoemaker'ın "The Death of a Prophet" (bir peygamberin ölümü) adlı kitabında bazı mantık yürütmeler ve tarihsel ipuçları paylaşılıyor. Türkçe kaynaklarda, örneğin paylaştığım linklerde ve bağlantılı sayfalarda buna dair net görüşler var mı bilmiyorum, şu an hatırlayamadım ama dolaylı da olsa aynı görüşün bir şekilde paylaşıldığından eminim kendi adıma. Müsait bir vaktimde kontrol edeceğim.

İslam'da/Kuran'da "Kıyamet" vurgusunun çok güçlü olması, yine "Mehdi" inancının çok güçlü olması da bu konuyla yakından bağlantılı görünüyor.

bozadi

#76
Sufilik ve İran konularında bazı yazılar okurken, şu İngilizce linkteki bazı bilgiler dikkatimi çekti:

http://www.khamush.com/sufism/persian_sufism.htm

Bir kitabın tanıtımı olduğunu sandığım bu makalede, her ne kadar İslam dünyasının farklı yerlerinden büyük Sufiler çıkmış olsa da, Sufiliğin esas merkezinin İran/Persiya olduğu ve Sufiliğin aslında Arap imparatorlarının "fetih" süreçlerinde zorla dayattıkları, ikiyüzlülükler ve işkencelerle dolu olan İslam'dan (daha doğrusu onu dayatan Arap fatihlerinden) alınan bir "intikam" olduğu söyleniyor ve nedense bu görüş bana hiç de yabana atılmaması gereken bir görüş gibi geldi.

En önde gelen bazı Sufi önderlerin görüşlerini ve tutumlarını incelediğinizde, geleneksel veya 'Kurani' ve/veya Selefi/Vahabi İslam'la hiç uyuşmayan anlayışlar içerdiğini görüyorsunuz.

Bunları forumda zaman zaman ele alıyorduk zaten.

Örneğin Kuran'a göre bir Müslüman'ın ulaşabileceği en yüksek ve tek gerçek ödül sonsuz cennete kavuşmaktır. Son derece şüpheli birkaç istisna dışında (örn. "Dönüşünüz O'nadır"), Kuran'da Allah'ın kendisine erileceği, Allah'la "birleşileceği" yönünde bir beyan, öyle bir anlayış yoktur. Biliyorsunuz, Kuran'da Cennetle ilgili olarak "Erkek" Müslümanlara sunulan en büyük cazibelerden biri de "Huriler"dir ve bu cazibe unsurunun hem Kuran hem de genel olarak İslam açısından ne kadar ciddi bir akıl ve vicdan tartışması konusu olduğu apaçık ortadadır.

Ve yine bu başlık altında yukarıda konusu geçtiği gibi, Kuran'da Hurilere atıf yapılan bölümün, Süryani Hristiyanlardan alınarak Kuran'a yerleştirilmiş metinler üzerinde yapılan oynamalar sonucu meydana gelmiş bir anlam sapması olduğu, işin aslında o metinde cennetteki Hurilere değil, "Üzümlere" atıfta bulunulduğuna, Süryani Hristiyanlığında "cennet" ile "üzüm" kavramları arasında güçlü bir çağrışımsal bağ olduğuna dair bazı görüşleri alıntılamıştım.

Şimdi bu noktada meseleye bir de Yunus'un açısından bakalım tekrar:

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni

Daha önce de dikkat çekmeye çalıştığım gibi, Yunus burada çok açık bir şekilde, Kuran'ın ve dolayısıyla Allah'ın Müslümanlara en büyük ödül olarak vadettiği "Hurilerle dolu sonsuz cennet"i resmen elinin tersiyle itiyor, küçümsüyor, bunun anlamsızlığını vurguluyor, Allah'ın doğrudan kendisiyle mutlak bir birleşmeye, özdeşleşmeye yönelik isteğini, tavrını haykırıyor. Ve Yunus'un ve pek çok başka önemli Sufi'nin kavuşma, birleşme isteği gösterdiği Allah'ın, Kuran'da tasvirleri yapılan Allah kavramına hiç uymadığı da ortadadır, yüzlerce, binlerce ayetten örneklerle ortaya konabilir bu.

Pers kökenli Mevlana'nın öğretisinde de Kuran'la/İslam'la uyumsuz pek çok görüş tespit edilebilir.

En büyük Sufilerden biri olan Arabi'nin en örnek alınacak Müslüman olduğu görüşü yaygın olduğu gibi, İslam'ın bir numaralı düşmanı olduğu yönünde görüşler de İslam aleminde yabana atılmayacak kadar yaygındır. Özellikle bizim ülkemizde Sufilerin ve Sufiliğin, İslam'a ve Allah'a dost değil düşman olduğu yönünde görüşler hiç de nadir değildir ve işin garibi şudur ki, bu görüşü savunanlar görüşlerinde tamamen haksız da değillerdir. Yani Sufiliğin veya daha doğrusu en büyük Sufi alimlerinden bazılarının yaymaya çalıştığı hayat/evren/varoluş anlayışının Kuran'da anlatılan İslam'la son derece çelişkili yönleri vardır.

Buna rağmen, Alevi ve Şii İslam anlayışını bir kenara bırakalım, hem bizim ülkemizde, hem de diğer İslam ülkelerindeki Sünni Müslüman kitlelerin hiç azımsanamayacak bir kısmında, o Sufi önderlere duyulan büyük bir hayranlık ve öykünme söz konusudur.

İşte İslam konusunda ilginç olan, tartışılması gereken mesele budur. Bu mesele bana K'ların bir beyanını hatırlatıyor: "Kurallara uyarsanız hayatta kalamazsınız" anlamındaki beyanları.

Yani, eğer Müslüman kitleler gerçekten Kuran'a veya Kuran'a dayandırılan İslam'a %100 riayet etselerdi, varlıklarını anlamlı bir şekilde sürdürmeleri çok ama çok zor hale gelirdi. O yüzdendir ki Müslümanların hiç azımsanamayacak bir kısmı, Kuran'la ve/veya İslam'la çok ciddi çelişkiler içeren Sufi bazı önderlere ve onların görüşlerine ciddi bir hayranlık ve özlem duymaktadır.

Ve tamamen değilse bile, bu Sufilik meselesinin, Arap fatihleri tarafından uydurulan ve dayatılan İslam'a Pers'in verdiği bir "cevap", yani insanlık namına İslam'a "İslam'ın içinden" yapılan bir karşı müdahale olduğu görüşüne dikkat çekiyorum. Çok ciddi incelemeyi hak eden bir görüş. İyilik, doğruluk, güzellik Pers'in/İran'ın tekelinde olan birşey değildir elbet ve Sufiliğin sadece Pers'le ilişkilendirilmesi de tam olarak doğru değildir bence ama yine de bu görüşte hafife alınamayacak bir isabetlilik olduğunu düşünüyorum.

Sufiliğin Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan Yesevi, Hacı Bektaş, Yunus, Pir Sultan gibi öncülerini de dikkate almak gerek. Orta Asya dediğimiz şey de Persiya'nın komşusu ve bir ölçüde içiçe geçtikleri bir coğrafya. Bu anlamda Türklerin ve Perslerin, Araplar tarafından dayatılan ve pek çok negatif, ezici, aşağılayıcı unsur içeren İslam'ı daha kabul edilebilir bir hale getirmek için yaptıkları bir karşı müdahalenin adı olabilir Sufilik. Ve bazı Selefi/Vahabi (Suudi-patentli!) eğilimli çevrelerin Sufilerden nefret etmesi veya bazı durumlarda alternatif bir Sufilik anlayışı yaratmaya çalışmalarının nedeni de bu olabilir.

Osmanlı hanedanının, kuruluş döneminde o Sufi önderlerin anlayışıyla uyumlu yönleri sayesinde ve onların desteğiyle halkla karşılıklı destekleyici bir çizgide yükseldikleri ama sonra Vahabi İslam'ın doğrudan veya dolaylı etkileri altına girdikçe de halka işkence eder hale gelerek yozlaşıp çöküşe geçtiği kolaylıkla iddia edilebilir, ki bu yönde pek çok görüş uzun zamandır dile getiriliyor zaten çeşitli düşünürler, yazarlar tarafından.

bozadi

#77
Persiya'nın, Perslerin, onlar tarafından veya onların topraklarında kurulmuş yapıların ille her durumda masum/iyi olduğunu iddia etmiyorum kesinlikle. Hiçbir devlet ve hiçbir millet çok masum değildir okuduklarımızdan anladığımız kadarıyla. Ve Sufilik dediğimiz şey de Perslerle bağlantılı resmi kurumlar tarafından kurulmadı herhalde. Bu, devletlerin, resmi kurumların ötesinde, onlardan çok daha derinlerde oluşan birşey muhtemelen. Ve Pers topraklarına özgü birşey de değil. Ama İslam meselesinde nedense özellikle Pers merkezli olarak, Araplar tarafından fetih süreçlerine dinsel kılıf olarak uydurulmuş görünen İslam'a karşı yapılmış çok değerli bir müdahale söz konusu olmuş olabilir gibi geliyor bana. Belirttiğim gibi, Sufiliğin sadece Persle ilişkilendirilmesi de doğru olmaz muhtemelen, tüm dünya insanlığının evrensel ve pozitif bazı değerlerinden beslenen birşey gibi görünüyor bana, her ne kadar Sufiliğin tanımıyla ilgili pek çok tartışma olsa da. Son derece yüksek, pozitif, evrensel bazı vicdani değerler içeriyor gibi görünüyor, en saf, en gerçek haliyle.

bozadi

#78
Oldukça zorlu bir konu. Hem forum üyeleri, hem de diğer takipçiler arasında İslami inançları ve/veya hassasiyetleri nedeniyle burada paylaştığım görüş, iddia ve tartışmalarla üzmüş, incitmiş olabileceğim herkesten özür diliyorum.

Ben İslam'ın, iddia edildiği gibi Muhammed adlı bir peygamberin aldığı ve sonra Kuran'ın içeriğini oluşturduğu söylenen vahiylere dayalı "ilahi" bir din olmadığı, Emevi ve/veya Abbasi döneminde Arapların emperyalist fetih süreçlerinde tıpkı ayrıntılı Yunan mitolojisi hikayeleri gibi uydurulup imparatorluk çıkarlarına hizmet edecek şekilde biçimlendirildiği, zamanla çok geniş İslam toprakları içindeki çeşitli milletlerin, grupların anlayışlarına göre de kısmi değişimlere uğrayarak bugünlere geldiği görüşünü son derece mantıklı, açıklayıcı buldum. Bu henüz çok net bir şekilde kanıtlanmış bir durum değil ama mesele sadece bu görüşün kanıtlanıp kanıtlanmaması değil.

İddia edildiği şekliyle Muhammed diye bir peygamberin yaşayıp bildiğimiz İslam dinini getirdiği iddiasının doğru olmadığına ikna olduğum gibi, aynı şeyin İsa ve Hristiyanlık için geçerli olduğuna da ikna oldum. Ama bu durum bu "peygamberlerin" varlığına ve getirdikleri söylenen dinlere inanan insanları aptal ve inançlarını beyhude yapmaz. Dinler insanın içine olmayan bir "inanç potansiyeli" enjekte etmez, inanç potansiyeli insanda zaten mevcuttur, dinler bireylerin inanç duygularını, düşüncelerini ve hareketlerini şekillendirme süreçlerinde seçenek dizileri gibidir. İstisnaları olabilecek olsa da, bir insanın daha ziyade iyiliğe mi yoksa kötülüğe mi meylettiğini veya meyledeceğini belirleyen şey din (Hristiyanlık, Yahudilik, İslam vs.) değildir, o insanın şahsi vicdanıyla aldığı bir karardır ve benimsenen dini görüşler o eğilimin daha ziyade ifade biçimini etkiler, yönünü değil. Bu biraz da ilgili kişinin pozitiflik veya negatiflik yönündeki kutuplaşmışlık, yoğunlaşmışlık, ivme almışlık durumuna bağlıdır. Pozitifliğe veya negatifliğe doğru yeterince yoğunlaşmamış, ivmelenmemiş bir kişi, dinlerin şekilsel içeriklerinden daha fazla etkilenecek, karşılaştığı emir, kural ve ilkeler o insanın pozitif veya negatif yönde yoğunlaşma hızını, kararlılığını, derecesini, biçimini daha fazla etkileyecektir. Pozitif veya negatif yönde yeterince hızını almış, yoğunlaşmış olan bir kişi içinse dinsel kural ve ilkeler çok belirleyici değildir, kişi düşüncelerini, planlarını, faaliyetlerini o kural ve ilkelere göre belirlemez, daha ziyade onları kendi pozitif veya negatif anlayışına ve amaçlarına uydurur, ona göre yorumlar.

Çoğu zaman anladığımız şekliyle "din" olgusunun (veya "dinler"in) çok "yapay" olduğunu ve "ahlak" olgusunu çarpıtıp içini boşaltmak için insanlığın gündeminde egemenleştirilmiş ve siyasileştirilerek birbirine düşürülmüş şeyler olduğunu düşünüyorum. İfade etmeye çalıştığım şeyi dikkatli bir şekilde değerlendirecek olursanız, neden tüm dinlerin "sahte" olduklarını düşündüğümü de kolayca anlayabilir ve hatta şu veya bu düzeyde hak verebilirsiniz.

Müslüman, Hristiyan, Yahudi veya diğer herhangi bir dinden kardeşlerim burada söylediklerimden üzülmesinler; ben onlar şu veya bu dine inanıyorlar diye onları kötü görmem ve hatta "yanlıştalar" diye bile düşünmem. Benim için sizin hangi dine inandığınızın nihai bir önemi yoktur, önemli olan "din" durumunuz değil, "ahlak" durumunuzdur, yani iyilik veya kötülük, diğer bir ifadeyle pozitiflik veya negatiflik yönündeki irade ve ilerleyiş durumunuzdur. Bunu söylerken, yani "benim için önemli olan dininiz değil, ahlakınızdır" derken, mükemmel bir iyi/pozitif ahlaka sahip olmayanlara "kötü" gözle bakıyormuşum, onların dostluk/arkadaşlık kurulabilecek kişiler olmadıklarını düşünüyormuşum gibi görünmek istemem. Ben iyiliğin, doğruluğun, adaletin parmakla gösterilebilecek bir timsali değilim. Herhangi bir dine inanan bir kişi, örneğin bir Müslüman, "ahlaken" yani evrensel insani değerler olan iyilik/doğruluk/adillik ilkeleri bakımından benden çok daha ileride, yani çok daha güçlü ve aktif bir şekilde pozitif eğilimli biri olabilir; bu bana imkansız değil, sevindirici gelir. O bireyden örnek, ilham, bilgi ve cesaret almaya bakarım.

Burada din ve ahlak konusunda paylaşmakta ve inşallah paylaşmaya devam edecek olduğum görüşlerde, tüm dinlerden bireylere çok ters, üzücü, kırıcı gelebilecek değerlendirmelerim, iddialarım olabilir, bunun için özür dilerim ama kısavadede "yıkıcı" görünebilecek olsa da, uzunvadede hepimizin ortak iyiliği yönünde yapıcı olacağına inandığım bazı netleştirmeler sağlanması gerektiğine inanıyorum.

Dinlerin pozitif ahlakı, yani iyiliği, doğruluğu, adaleti, sevgiyi destekleyici yönleri olmuştur ve olmaya devam ediyordur mutlaka ama sanki tersi daha fazla oluyormuş gibi görünüyor bana. İnsanlığın kendisinde zaten bulunan çeşitli egosal tembellik, sorumsuzluk vb. durumlar karşısında, dinlerin uyguladığı veya şart koştuğu disiplin ve sorumluluk duygusunun, zor ve gıcık edici yönlerine rağmen bireylerin kendilerini geliştirmede çok faydalı yönleri de olabileceğini düşünüyorum. Yani ben dinlerin olumsuz yönleriyle ilgili ne söylersem söyleyeyim, doğrudan veya dolaylı olarak insanların kendilerini ve birbirlerini geliştirmelerine yardımcı olumlu etkileri de olduğuna samimiyetle inanıyorum. Kimsenin dinini bırakmasını da teşvik etmiyorum, sadece din ile ahlak olguları arasındaki bağlantıyı netleştirip, hangi dini inançtan (veya inançsızlıktan) olurlarsa olsunlar, hep birlikte yaşamakta olduğumuz hayatı, olan-biteni daha bilinçli bir şekilde değerlendirip inançlarını hepimiz ve tüm insanlık için daha verimli bir şekilde yaşamalarını isterim.

Her ne kadar kendim hiçbir dini benimsemesem ve hatta tüm dinlerin "ilahilik ve diğer dinlerden üstünlük" iddialarının yanlış veya anlamsız olduğunu düşünsem de, iyilik, doğruluk, adalet, sevgi yönünde ilerlemek için kimsenin mevcut dinsel inançlarını terk etmesi gerektiğini düşünmüyorum. Hatta, eğer hep birlikte ortaya koyacağımız, netleştirmeye çalışacağımız görüşler gerçekten hepimiz için önemli bir isabetlilik, doğruluk ve faydalılık içeriyorsa, bu görüşlerin mevcut dinsel inançlar terk edilmeden benimsenmesi çok daha kıymetli olabilir çünkü o zaman o görüşler dindaşlarla paylaşılabilir ve onları da yapıcı biçimde etkileyebilir.

İyilik, adalet, doğruluk timsali değilim ama o yönde ilerlememizin hepimiz için tek gerçek şifalanma yolu olduğuna inanıyorum.

bozadi

#79
Din konusuna aşağıdaki başlıkta devam edeceğim; herkesin katılımına, görüş ve eleştirilerine açıktır:

https://www.baskalarinahizmet.com/index.php/topic,2893.0.html

gerçek tosun paşa

Seviyorum seni Bozadi.

bozadi

#81
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Seviyorum seni Bozadi.
:)

bigsenfoni

DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#83
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bigsenfoni

Yeni celse cikmis dostlar

https://cassiopaea.org/forum/threads/session-23-march-2019.47029/?fbclid=IwAR0uSvECz8Q73kvgPa4abDM0yfs6_fszICY8NzC7EdgG_mBE9eOqcLm54iM
Haber verdiğin için teşekkürler big :) Bugün yetiştiremem ama yarın sanırım bu saatlere kalmadan paylaşmış olurum çevirisini.

bigsenfoni

#84
Insallah kardesim :)
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#86
MUTMAİN BİR ÜMMET
Gerçek mi?
Gölge mi?
Şablon (Mu...)?


DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#87
"Karmati Arman" adıyla görüşlerini paylaşan şahıstan alıntılar için teşekkürler bigsenfoni.

İslam tarihiyle ilgili dikkat çekici alternatif görüşler öne sürüyor. Web araştırmalarım sırasında denk gelmiştim ama umduğum kadar net veya nihai bir açıklamasına rastlamadığım için çok takip etmedim ama ilk defa bu son alıntıladığın videosunda oldukça somut bir iddia veya daha doğrusu olasılığı paylaşmış. "Muhammed"in Yunan filozofu Aristo'dan modellenerek üretilmiş sahte bir tarihsel kişilik olduğu olasılığını paylaşmış yanlış anlamadıysam. Bu iddiaya veya olasılığa da ilk kez rastlıyorum. İlginç bazı benzerlikler var anlatıldığı kadarıyla ama şu an için bana yeterince ikna edici gelmedi, incelemeye çalışacağım. Kendisi de zaten bir olasılık olarak ele almış gibi göründü bana. Araştırdığı bilgi parçalarını çeşitli biçimlerde birleştirdikçe ortaya çıkan ilginç bazı sonuçları paylaşıyor sanki. İyi araştırma yapıyor, epeyce bilgi sahibi olmuş görebildiğim kadarıyla. Yaptığı iş cesaret ister ve insanları ezbere bilgi ve inançlarını sorgulama konusunda iyi motive ediyor :)

bigsenfoni

#88
Biraz agir ama, taslari yerine oturtmaya yardimci olabilecek cok degerli bilgiler var.Buyruuun ;D

FUSÛSU'L HİKEM DERSİ - 21 Şubat 2016


DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

Dionysos

#89
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi


Celse Tarihi: 29 Aralık 2018

S: (Joe) 22 Aralık'ta Hindistan'ın bir kıyı bölgesinde 50 ineğin ölmesine ne neden oldu? İlk haberlere göre köyün beş çobanı sabah yüzlerce ineği otlatıyormuş. Aniden ineklerin davranışları değişmiş ve beklenmedik bir şekilde yaklaşık 50 tanesi oracıkta düşüp ölmüş.

(Andromeda) Hepsi aynı anda.

C: Virüs.

S: (Pierre) Bu kadar hızlı mı?

(Joe) Çok ciddi bir virüsmüş.

(Artemis) Virüsü ne zamandır taşıyorlardı?

C: 3 gün.

S: (Joe) Agresif virüs! Hepsi aynı anda mı?

(L) Hepsi aynı anda kaptıysa, mantıklı.

(Joe) 50 inek öylece devrilmiş mi? Tuhaf.

(L) Düşün. Bir sürü ineğin var. Muhtemelen sürüdeki tüm inekler genetik olarak ya çok yakın, ya da aynıdır. Onları üretmek için aynı boğa ve muhtemelen aynı iki-üç inek kullanıyorlar. Yani genetik olarak çok farklı olmazlar. Virüsleri ve uzaydan gelebilecek şeyleri düşünürseniz...

C: Evet

S: (Joe) Öyleyse sıradan bir virüs değilmiş. Sıradışı birşey mi oldu?

(L) Evet, özellikle de biyosfere yeni sokulan ve bağışıklık geliştirilmemiş birşey varsa...

C: Evet, aynen!

S: (Artemis) Bu sadece başlangıç mı?

C: Evet

S: (Artemis) Bu tür birşey insanları da vurmaya başlayacak mı?

C: Olası. Bu durumun kesinlikle insanların dikkatini çekmesi gerekiyor.

S: (L) Ama çekmeyecek. Umursamayacaklar. Bunun olası sonuçları hakkında düşünmeyecekler.

(Artemis) Ruslar yaptı! [kahkaha]

(L) Evet, Putin yaptı.




----

Aşağıdaki twitter gönderisindeki video da diyor ki;

Biliyorsunuz ki insanlar çok fazla et tüketiyor ve bazılarını -biz- vazgeçireceğiz ama vazgeçiremediklerimiz olacak işte onlar için insan mühendisliği (biyogenetik) kullanabiliriz. İnsan mühendisliği kullanarak ete karşı alerji geliştirmelerini sağlayacağız. Bunu yapabiliriz.

https://twitter.com/SBakerMD/status/1576981773849808896

Bunu neden sundum?
Covid aşılarında bize ne enjekte ettiklerini ya da etmeyi teklif ettiklerini bilmiyoruz. Bir corona spike'ı denen ama bazılarımızın itaat genin kadar sorguladığı celselerinde bu anlamda atıfta bulunduğu şey. Tanrı geni ,itaat geni kurcalaması dışında bize mutlak anlamda şırınga etmeyi umdukları/hedefleri şeyin bu olacağını ve olduğunu düşünüyorum (bunun başarısız olacağını da, yani bunu yapabiliriz diyor bence yapamazlar)
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com