26 Eylül 2026

Başlatan bozadi, Bugün, 11:33:41

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi


 26 Eylül 2026

Tahta başındakiler: Laura ve Andromeda

Niall, Joe, Gaby, Ark, PoB, Chu, Scottie, Falkor, Bella

Zoom üzerinden katılan FOTCM üyeleri:

3DStudent, A Jay, Adobe, Aeneas, Aiming, Alana, Alejo, Aliana, Altair, aluminumfalcon, Ana Huitzil, Anamarija, anartist, Andrian, Ant22, aragorn, axj, Aya, Beau, Bluefyre, Bo, Bobo08, Breton, candasiri, Carl, Cosmos, Deliverance, dugdeep, Eboard10, Ellipse, fabric, Finduilas495, France, Gawan, genero81, Glenn, gottathink, goyacobol, Gwenlian, Harmony99, Hesper, hesperides, hiker, Honzap, iamthatis, irjO, IronFloyd, iscreamsandwish, Ivan_, Jacques, Jeanne, JEEP, Jefferson, Jono, Josi, Juba, KJN, Konstantin, Laurs, lilyalic, loreta, LQB, luc, Lucius, Luis Miguel, Mark, maiko, Manitoban, marek760, Mari, Mark7, Martina, meadow_wind, Meg, Mike, Mikkael, Mililea, Miracle, Mrs. Peel, msante, Natus Videre, Navigator, Nicholas, Nienna, Ollie, OrangeScorpion, Oxajil, Pecha, PopHistorian, Puma, RedFox, Renaissance, Ryan, rylek, ryu, Saman, seek10, seeker2seer, Seppo Ilmarinen, Steph_Rivers, sToRmR1dR, T.C., thorbiorn, Timótheos, Tomek, Tristan, Tuatha de Danaan, Turgon, Uperios, Voyageur, Vulcan59, whitecoast, Windmill knight, Yas, Ysus

S: (L) Burada gerçekten dürüst bir cevap istiyorum. Son Substack yazımı okuyan herkes elini kaldırsın.

[Eller kalktı]

"Utukku'dan UFO'lara: Mezopotamya Demonları Yeniden Ele Alınıyor"
(From Utukku to UFOs: Mesopotamian Demons Revisited)
https://lauraknightjadczyk.substack.com/p/from-utukku-to-ufos-mesopotamian

Pek çoğu okumamış gibi görünüyor. Tamam, iyi çocuklar okumuş. [kahkahalar] O yazıda çok önemli birşey vardı ve herkesin okuyacağını, böylece bir fikir edineceklerini ve benim de bu kadar celallenmeme gerek kalmayacağını umuyordum. Şunu bilmenizi isterim: Herşeyi forumla sınırlı tutmak yerine Substack'te yazmaya başladım, çünkü forumumuzun baskılandığını düşünüyordum ve bazı konularda daha geniş bir kitleye ulaşmak istiyordum. Ve forumda uzun zamandır bulunan hepinizin anlayış, araştırma, tartışma ve ağ kurma alışkanlıkları bakımından oldukça oturmuş olduğunu düşünüyordum. Ama hazırlanan sorulara bakılırsa öyle değilmiş.

Mezopotamya taksonomisindeki çeşitli demon türlerini ve bunların uzaylı denen varlıklarla nasıl karşılaştırılıp ilişkilendirildiğini tartıştıktan sonra devam ettim... Kaynakçayla birlikte 38 sayfaydı. Aşırı uzun bir okuma sayılmazdı aslında. Peki... Epistemoloji yazı dizimi kaçınız okudu?

[Eller kalktı]

Ve epistemolojinin ne olduğunu, ne anlama geldiğini, ne kadar önemli olduğunu; neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamanın ve bu konuda ne kadar dikkatli olmak gerektiğini anlıyorsunuz. Çünkü, yani, Kastrup örneğini bile kullandım: Bazı yönlerde o kadar mükemmel işler yaptı ama sonra tamamen yoldan çıktı, çünkü çok kötü bir epistemolojiden etkileniyordu. O diziyi okumanın size gerçekten yardımcı olacağını düşünüyorum ve nedenini anlatmak istiyorum. Nedeni şu: 2014'ten beri çok tuhaf, tehlikeli bir döneme giriyoruz — ya da o dönemden geçiyoruz; herşeyin cehenneme döndüğünü söylediğim yıl, çünkü Ukrayna meselesi o zaman başladı. Ve gün geçtikçe daha da çetrefilleşiyor. Ne kadar ileri gidecek, nereye varacak, hiç bilmiyorum.

Bana oldukça açık görünen birşey var: Yönetimdekiler gezegenin nüfusunu ciddi şekilde azaltmak istiyor; en iyi tahminim bu yönde. Aslında bu bir tahminden bile öte. K'ların geçmiş yıllarda, hatta daha yakın zamanda söylediklerine dayanarak benim görüşüm şu: Bu iş, insanlığa dost saymadığımız çeşitli türden üst boyut yaratıklar tarafından yönlendiriliyor ve yönetiliyor. Ve bu onlar için büyük bir beslenme fırsatı. Gerçekliğimizin, yoğunluğumuzun ya da her ne olacaksa onun bir sonraki aşamasına geçerken, istedikleri kadar "köle tipi" insanı ellerinde tutmayı planlıyorlar.

Defalarca söylediğim gibi, bu değişimler, bu geçişler, siz bunları yaşadığınız için ve maddi dünyada gerçekleştiği için oldukça yavaş oluyor. Bazı şeyler hızlı olur çünkü birşeyleri değiştirirler, ama 11 Eylül gibi tamamen maddi bir şekilde gerçekleşirler. 11 Eylül, yasalardaki değişiklikler, insanların birbirleriyle etkileşimindeki değişiklikler, seyahatteki değişiklikler, her türlü değişiklik için bir platform oluşturmak üzere tezgahlanmıştı. Totaliter bir hükümet kurmanın temel platformuydu. O zaman da böyle söylemiştim.

Bu 25 yıl önceydi. Bugünkü noktaya gelmeleri 25 yıl sürdü. Ama şu an nerede olduğumuza ve 11 Eylül'den bir gün önce nerede olduğumuza bakarsanız, işlerin ne kadar köklü, korkunç ve dramatik şekilde değiştiğini fark edersiniz. Arada bu tür dönüm noktaları olan başka şeyler de oldu. Bizim için değişiklikleri haklı gösterecek birşeyler üretiyorlar, ama bunların hepsi arka planda değişen, biz izlerken sürekli evrilen şeylere dayanıyor ve bizi bu üretilmiş krizlerle işin içine çekiyorlar.

Ukrayna'daki savaş bir diğeri. Peki 20 yıl önce trans bireylerden ve küçük çocuklara uygulanan mutilasyonlardan kim haberdardı? Kim gerçekten konuşuyordu bunu? Neredeyse hiç duyulmamıştı. Ve tabii, Epstein tayfası/grubu/sınıfı (her neyse) denen şeyin ne kadar uzun süredir faaliyette olduğunu fark ediyoruz, ama bunu ancak son yıllarda fark ettik, çünkü gizli yürütülüyordu. Zeki olup dikkat kesilen, belki alternatif haberler okuyan ya da birşeyleri eşeleyen ve "Hmm, bu tuhaf görünüyor, biraz araştırılması lazım" diyen insanlar bir fikir edinebilirdi. Ama kimse, HİÇ KİMSE, çeşitli haber medyası ya da başka kaynaklar yoluyla ulaşılabilen birkaç ipucunu yakalayan en azılı komplo teorisyeninin bile, bu Epstein operasyonu hakkında ortaya çıkan şeyleri rüyasında görebileceğini sanmıyorum.

Yani, çocuk yamyamlığı. Bunun hakkında hiç soru sormadık; gerçi K'ların ilk geldiği celsede bize çocukların sakatlanmasından, vücut parçalarının kullanılmasından bahsediyorlardı ve ara sıra çocukların tüketilmesinden de söz ettiler. Ayrıca çocuk yiyen uzaylı türleriyle karşılaşmış insanlarla hipnoz seansları yaptım, ama bunların hepsini, bizim dünyamızda gerçek olmayan, burada gerçekten yaşanmayan üst boyut bir gerçekliğe havale etmiştik. Ama anlaşılan oluyormuş ve olmaya devam ediyor.

Ve şimdi, Epstein dosyalarında ortaya çıkanlar bile hala sadece ipucu. Hala "Aa, onlar mecazi ifadelerdi. 'Üzümlü gazoz' sandığınız anlama gelmiyor" diyorlar; bir de e-postalarında bu konulardan bahsederken kullandıkları türlü türlü parolalar var. Ama bence, umarım, hepiniz bunun gerçekten yaşanmış birşey olduğunun farkındasınız ve işin aslını öğrenip tüm bilgiler önümüze serilse muhtemelen bundan bile kötüdür.

Yani demek istediğim şu: Hepimiz yönetiliyoruz, manipüle ediliyoruz ve yavaş yavaş, azar azar bir yerlere getiriliyoruz; bu zaman alıyor. "Hadi Dalga gelsin de hepimiz geçiş yapalım" diyen herkes, yani tüm New Age klişesi bunun üzerine kurulu: "Bizi üst boyut gerçekliğe gönderecek anlık birşey olsun; bir ışık parlamasıyla yok olup başka bir alemde süper bir avatar haline gelelim." Böyle olmayacak. Yani, olmayacak işte.

Tarihte hep nasıl olduysa öyle olacak. Korkunç yıkımlarla, altüst oluşlarla, ölümle, sefaletle, acıyla olacak; ve bu olurken, eğer dikkat ediyorsanız, gerçekliğimize tıpkı şimdiden yapıldığı gibi düzenli bir şekilde yeni şeyler sokulacak! Yani, 11 Eylül'den bu yana, 11 Eylül'ün bir sonucu olarak gerçekliğimize ne kadar çok şey sokulduğuna bir bakın.

Sonra her iki tarafta, tüm taraflarda dönen korkunç yalanları izliyorsunuz. Bu kadar yalan varken nasıl iş yapabileceğimizi bilemiyorum. Yani, burada bir gerçeğe ulaşmaya çalışıyoruz. Epistemolojinin bu kadar önemli olmasının bir nedeni de bu. Epistemoloji, neyin doğru olduğunu nasıl bildiğinizi anlama çalışmasıdır. Çok önemli!

Ve çok önemli olmasının nedeni, makaleyi bitirdiğim konuyla da bağlantılı. William Baldwin'den ve onun ruh çıkarma terapisinden bahsettim, onu analiz ettim; yapışma kategorilerini, altı aşamalı yöntemini ele aldım. Onun demon ve yapışık ruh taksonomisini Mezopotamya demon bilimiyle karşılaştırdım; bu konuda çoğunuz epey şey kaçırdınız. William Baldwin'in listelediği üç yapışma kategorisi: dünyaya takılı ruhlar, karanlık güç varlıkları ve dünya dışı varlıklar.

Sonra, dünya dışı varlıklar meselesinin William Baldwin'in sunduğundan tamamen farklı bir açıklaması olduğu gerçeğini vurguladım; çünkü o bunu, sanki dünya dışı varlıklar insanlara yapışıyormuş gibi sunmuştu; ölmüş fiziksel uzaylıların ruhları gibi... Aslında başka bir gezegenden gelip insanlara yapışıyorlardı. Üst boyut meselesini hiç anlamamıştı. Ki bu, başka gezegenlerden gelen ölmüş dünya dışı varlıkların bu gezegendeki insanlara yapışamayacağı ya da onlarda reenkarne olamayacağı anlamına gelmiyor.

Sonra Kasyopya bağlamına dikkat çektim. Ve şunu yazdım:

Alıntı yapılan: Baldwin'in "dünya dışı varlıklar"ı, Kasyopya Deneyi diyaloglarında 3Y (+zaman) dünyamızın içine gömülü olduğu üst boyut bir gerçekliğin sakinleri olarak ifade edilir: 4. yoğunluk "Kendine Hizmet" (KH) varlıklarının, pozitif yönelimli "Başkalarına Hizmet" (BH) varlıklarıyla süregelen savaşı ve bu savaşın bizim gerçekliğimize periyodik olarak şiddetli hava olayları ve jeolojik olaylar şeklinde sızması.

Bunu paylaşmamın nedeni, bunun Mezopotamya demon taksonomisinin öğelerinden biri olmasıydı: Havayı kontrol edebilen ya da havayı etkileyebilen ya da hava olayları olarak görünen demonlar vardı. Bu şaşırtıcı birşey, çünkü Kasyopyalıların çok erken söylediği birşeydi bu: Hava durumu olarak gördüğümüz şeyler pekala üst boyut alemlerdeki savaşlar olabilir. Ve devam ettim:

Alıntı yapılan: Bununla birlikte Kasyopya celselerine göre hava ve jeoloji olaylarının çoğu doğaldır. "Gökyüzündeki savaşın" neden algılanamadığı sorusuna verilen cevap, "şu anda hava durumu kılığında. Savaşanlar hala diğer boyutta" oldu. Kasırgalar "üst seviyelerdeki savaşların bir yansıması" olarak adlandırıldı; bu daha sonra depremlere, sellere, yangınlara ve volkanik patlamalara genişletildi (patlamanın "bir 4Y KH varlığının manyetizmasının bozulmasını temsil edebileceği... ya da volkanik bir patlama olabileceği" de belirtilerek) ve HAARP gibi teknolojik müdahaleler, bu varlıkların bu tür olayları şiddetlendirmek için kullandığı araçlar olarak ifade edildi. Bu, Mezopotamya bilgilerinin neredeyse birebir yapısal yansımasıdır:

Yazının sonraki kısmında bunu tartışıyorum. Ardından demon-dünya dışı varlık örtüşmelerini anlatıyorum:

Alıntı yapılan: Baldwin'in "karanlık güç varlığı" ve "dünya dışı varlık" kategorizasyonları, altta yatan belirli bir olgudan ziyade, esasen danışanlarının kendi ifadelerine göre yapılmıştı; Kasyopya celselerinde "uzaylı" faaliyetleri fiziksel uzaylı ziyaretinden ziyade üst boyut sızma olarak ifade edilir; bu, Lamaštu, Alû ve ardat-lilî'nin (Bunlar Mezopotamya demonlarıdır; okumuş olsaydınız bilirdiniz.) daha sonra "uzaylılar tarafından kaçırılma" olarak adlandırılan aynı istila olgusunun eski dönem tasvirleri olduğunu savunan yeniden konumlandırmayla aynıdır.

Mezopotamyalıların bu çeşitli demon varlıkları nasıl tasvir ettiğini, ne yaptıklarını, güçlerinin neler olduğunu, insanlarla nasıl etkileşime girdiklerini okuduğunuzda, eminim çoğunuz (yüzde 90'ınız ya da daha fazlası, umarım yüzde 100'ünüz) bunların uzaylıların insanlarla etkileşimlerini tasvir ettiğini hemen fark edecektir. Yani, okurlar hatırına konuyu biraz daha betimleyici ve yorumlayıcı ele aldım, ama hepiniz bunu hemen fark etmelisiniz.

Sonra Baldwin, Mezopotamya ve Kasyopya arasındaki karşılaştırmaya devam ettim. Kasyopyalıların söylediklerinde Mezopotamya modeliyle neredeyse birebir örtüşen en büyük şey, Mezopotamyalıların "bilgi temelde sizin korumanızdır" şeklindeki inancıdır. Bunu tam olarak bu terimlerle söylemiyorlardı, ama onların tüm çabası bu olguların bilgisine ulaşmak üzerineydi. Kehanet metinleri vardı ve tartışma böyle başladı; yine söylüyorum, makaleyi okumuş olsaydınız kehanet metniyle ne kastettiğimizi bilirdiniz; büyüleyici, inanılmaz ilginç bir çalışma. Ve bu, Kasyopyalıların "Bilgi korur" deyişiyle paraleldir.

Alıntı yapılan: Baldwin'in klinik duruşu Mezopotamya tavrıyla neredeyse birebir aynıdır: Yapışmayı, insanın varoluşunun neredeyse evrensel, tekrarlayan bir özelliği olarak ele alır (İnsanların %70 ila %100'ünün bunu deneyimlediği tahmini) ve kurbanın ya da varlığın ahlaki yargılanmasına değil, ayırıcı tanı ve tekrarlanabilir bir tekniğe odaklanır. Gerçekten kötücül demonlara en yakın karşılık olan "karanlık güç varlıklarını" bile, bir düşüşün kanıtı olarak ya da özel bir kurtarıcı gerektiren birşeymiş gibi ifade etmek yerine, prosedürel yaklaşılır: tanımla, diyalog kur, yönlendir. İki metodoloji arasında tutarlı ve keskin bir ayrım vardır: Bir yanda ruh yapışmasını gerçekliğin tekrarlayan yapısal bir özelliği olarak ele alan tanısal/teknik gelenek (Mezopotamya āšipu'su, Baldwin), diğer yanda ise aynı olguları yalnızca tek bir yetkili güçle çözülebilecek ahlaki bir felaket olarak ifade eden kurtuluşçu/dışlayıcı gelenek (Enok ve onun Hristiyan mirasçıları).

Ardından Kasyopyalıların "bilgi korur" modelini tartışmaya devam ediyorum:

Alıntı yapılan: Kasyopya celseleri bu ilkeyi defalarca ve açık bir şekilde ifade eder: "bilgi korur, cehalet tehlikeye atar"; "ne kadar çok bilginiz olursa, kendinizi nasıl koruyacağınız konusunda o kadar çok farkındalığınız olur" şeklindeki açık iddia,

Ve Mezopotamyalıların yaptığı da tam olarak buydu!

Alıntı yapılan: ve "sürekli olarak bilgi edinmeye ve toplamaya çabalarsanız, başınıza gelebilecek her türlü olumsuz olaya karşı kendinize koruma sağlarsınız". Hayati nokta şu: Verilen mekanizma pasif bir şans değil, aktif algısal keskinleşmedir; bilgi, farkındalığı artırdığı için tam olarak bir "kalkan" işlevi görür; celseler başka yerlerde dezenformasyonun özellikle tehlikeli olduğu konusunda uyarır, çünkü "dikkatinizi gerçeklikten uzaklaştırarak sizi müdahaleye açık bırakır"; bunun tersi de ima edilir: doğru bilgi dikkati doğru yönde tutar ve böylece düşmanca sızmanın sömürdüğü zafiyeti kapatır. Bu, sihirli bir güç alanından ziyade, sızan gücün işlev göstermek için ihtiyaç duyduğu dikkatsizliği veya cehaleti reddeden artırılmış durumsal ve bilişsel farkındalıkla ilgilidir.

[...]

Yaklaşık 6.500-7.000 maddelik büyük Babil göksel kehanet dizisi Enūma Anu Enlil, yalnızca gözlemlenen astronomik olayları değil, gerçekten imkansız olayları da sistematik olarak kataloglamıştı; "gölgenin gerçekte olandan ters yönde hareket ettiği" tutulmalar ya da Jüpiter'in fiziksel olarak gerçekleşemeyecek konfigürasyonlara "girmesi" gibi. Bu kehanet derlemelerini inceleyen bilginler bu örüntünün kasıtlı olduğunu belirtir: Listeler imkansız öncüller içerir, çünkü altta yatan varsayım, tanrıların da "tüm olası doğal olguların bir parçası" olduğuydu; yani gerçekliğin ardındaki işaret gönderici gücü sıradan fizik yasalarına bağlı olmadığından, kelimenin tam anlamıyla akla gelebilecek her olayın (fiziksel olarak mümkün olsun ya da olmasın) yorum sisteminde bir yeri olması gerekiyordu. Kritik bir husus olarak, Babil bilginleri bir işaretin "gelecek bir olayın mutlak nedeni değil, bir uyarı" olduğunda ısrar ederdi ve "uygun eylemlerle" (namburbi ritüelleri) savuşturulabilirdi; yani tüm kehanet kataloglama projesi tam olarak Kasyopya modelindeki gibi işliyordu: her olası (ve "imkansız") işaret örüntüsünün kapsamlı bilgisi, başlı başına tehlikenin tam olarak tezahür etmeden etkisiz hale getirilmesine imkan veren mekanizmaydı. Bu, göksel işaretlerin kaynağının katı fiziksel değil de ilahi/boyutötesi olarak anlaşıldığını düşündürür; o zaman "imkansız" astronomik olayları kataloglamak batıl inanç değil, işaret göndericilerin 3Y fizik yasalarıyla sınırlı olmadığı bir kozmolojiye verilen tutarlı bir yanıttı; Kasyopya bilgilerinin üstü kapalı değil açıkça dile getirdiği öncül tam olarak budur.

[...]

Yaklaşık üç bin yıl arayla var olmuş her iki sistem de aynı temel epistemik stratejiye varır: Sıradan fiziksel kısıtlamalara bağlı olmayan bir zekaya ya da zekalar kümesine karşı savunma disiplini olarak, anormal olguların (mantıksal olarak "imkansız" olanlar dahil) kapsamlı, hatta tam olarak kataloglanması. Mezopotamya yazman-kahinleri, göksel/atmosferik düzensizliklere dair azami durumsal farkındalığı korumak için tam kapsamlı "eğer..., o zaman..." kehanet listeleri oluşturup krala sürekli rapor verirken, Kasyopya materyaline göre de gerçekliğin kendisi hakkındaki genel bilgi birikimi, aynı koruyucu, farkındalık üreten etkiyi doğuran şeydir. Āšipu'nun koruyucu ritüel zanaatı ile kehanet bilgininin tam göksel kataloğu, üst boyut ya da fizikötesi bir sızmaya karşı birincil savunma olarak titiz, kapsamlı bilgi toplamayı kullanan aynı dürtünün iki dalı olabilir; Baldwin'in klinik tanıları ve Kasyopya'nın "bilgi korur" ilkesi bunun modern devamını temsil eder.

Gerçekten önemli bir yazı bu!

Alıntı yapılan: Bu son noktalar, işi sizin yerinize yapabilecek bir kurtarıcıya duyulan cahilce inancın tehlikesini de vurgular.

Ve bu gece vurmak istediğim nokta bu.

Alıntı yapılan: Sihirli timsah derisi hikayesindeki gibi: Dilekler dileyebilirsiniz ve her dilekle birlikte sihirli deri küçülür.

Ve bu, celselerde geçen birşeydir; umarım hepiniz hatırlarsınız.

Alıntı yapılan: Ve hikayede anlatıldığı gibi, deri çok küçüldüğünde ölürsünüz. Ve tabii denersiniz, "bir dilek daha dileyeyim..." dersiniz ve işte bu kadardır. Sormayı seçip işi yapmamayı seçtiğinizde, bu giderek kolaylaşır ve giderek daha fazlasını istersiniz... ve kendi iradeniz ve gücünüz giderek küçülür... Kasyopyalılar şöyle dedi: sizinle iletişim kurmamızın amacı varlığımızı "kanıtlamak" değil. Eğer kişinin yeni alemleri öğrenmeye ve bir "gün" genel farkındalık profili haline gelecek şeyleri keşfetmeye inancı ve isteği varsa, o zaman "kanıt" gerekli değildir. Diğer taraftan eğer kişi bunun zıddı bir psişik yönelimdeyse, o zaman hiçbir miktarda kanıt yeterli değildir" ve "Bilgi güçtür. Onu size bayram şekeri gibi verirsek, erir gider."

Balıkçının dileği/timsah derisi hikayesi ile birlikte bu iki alıntı, buradaki argümanımla doğrudan ilgili olan, kurtarıcı bağımlılığına dair tutarlı bir eleştiriye ışık tutar.

Celselerde, doğrudan cevapların kasten verilmediği açıkça belirtilir, çünkü bunlar yardımcı olmaktan ziyade güçsüzleştirici olurdu: "...burada bulunmamızın amacı sizi elinizden tutup götürmek değil. Yardım edeceğiz ama bazı cevapları sizin deşifre etmeniz gerekiyor" ve "Şimdi herşeyi senin adına cevaplarsak, bu işlevi düzenli olarak kendi başına görmen gerekeceği zaman, ki gerekecek, yardımsız kalacaksın!!!!" uyarısında bulunurlar. Timsah derisi hikayesinin özü de budur; bir "dilek" (kestirme bir cevap, dışarıya havale edilmiş bir çözüm) kişinin kendi çabasıyla elde edilmek yerine her bahşedildiğinde, alıcının kendi "güç merkezi" büyümek yerine körelir; K'ların dediği gibi: "onu size bayramı şekeri gibi verirsek erir gider" ve kişinin kendi çabasıyla elde edilmemiş bilgi (ya da kurtuluş), kişiyi gerçekten koruyacak olan kasın gelişmesini sağlamaz. Celselerde bazı yerlerde düpedüz "gerekli olan tek savunma bilgidir" denir ve bu bilginin "kişiyi her türlü zarara karşı koruduğunu" söyler; ama bilginin işe yaraması için pasifçe alınmak yerine aktifçe aranıp uğruna mücadele edilmesi gerekir; öğreniş "gücünüzü on kat artırır", özellikle de inisiyatif kullanıldığı için; bu, "tüm cevapların kısayoldan alınması" fikriyle tam bir tezat içindedir.

Ardından Kasyopyalıların yanlış yönelim ilkesi hakkında söylediklerini tartışıyorum, bunu kurtarıcı bağımlılığı modeliyle karşılaştırıyorum ve kiliselerin genel olarak açık bir bilgi kısıtlama politikası olduğunu gösteriyorum. Bunu da biraz tartışıyorum. Sonra timsah derisi hikayesinden, kökeninden filan bahsediyorum biraz. Sonunda da şu var:

Alıntı yapılan: Çaba gerektirmeden sonuç bahşeden bir güç, yalnızca yardım etmiyor olmakla olmaz, kişiyi ayakta tutacak ve koruyacak kapasiteyi (irade, yaşam gücü) aktif olarak tüketir; bu da kurtarıcı bağımlılığının, kendi çabasıyla bilgi arayışını engellemesi sorunuyla doğrudan örtüşür.

[...]

Kasyopya transkriptleri arzuya dayalı düşünüşü belirli bir bilişsel başarısızlık modu olarak tanımlar: "KH modu her zaman 'Bana birşey olmaz! Ben istisnayım!' şeklindeki Arzulu Düşünüşü benimser." Bu husus celselerde çok dikkat çekici bir yoğunluk temelli açıklamayla uzun uzun açıklanır: Daha üst seviyelerdeki KH varlıkları (4. yoğunluk), nesnel gerçekliği olduğu gibi değil, "yalnızca görmek istediklerini görür" ve bu seçici, bencil algı, "arzulu düşünüşün mümkün olan en yüksek tezahürü" olarak adlandırılır. Kritik bir husus olarak, K'lar "dördüncü yoğunluk seviyesinde temsil edilen arzulu düşünüşün o seviye için gerçeklik haline geldiğini" belirtir; yani üst yoğunluklarda subjektif arzu, gerçek sonuçları olan bir şekilde objektif farkındalığın yerini almaya ve onu çarpıtmaya başlar; oysa bizim için (3. yoğunluk) bu henüz "tam olarak gerçeklik" değildir, ama açıkça aynı örüntünün tehlikeli bir provasıdır. Bunun daha geniş okumasına göre, arzulu düşünüş "arzular, istekler, motivasyon, enerji alıp geri vermeme" ile birlikte topluca "KH dinamiğini besleyen" bir özellik kümesidir.

[...]

Baldwin, Mezopotamya āšipu'su ve "bilgi korur" ilkesi, gerçeklikle aktif, nesnel bir ilişki gerektirirken (ne olmasını dilediğimizi değil, gerçekte ne olduğunu teşhis etmek), temenni düşüncesi ters işlem olarak tanımlanır: nesnel değerlendirmenin yerine şahsi arzusuna dayalı bir kurguyu koymak. Timsah/sihirli deri hikayesi ile kurtarıcı bağımlılığı eleştirisi tam olarak bunu anlatır: Raphaël'in dilek gerçekleştiren derisi, gerçekliğin gerçek talepleriyle yüzleşmeden istediğini almasını sağlar ve bu onu yok eder; aynı şekilde "bir kurtarıcıdan işi yapmasını istemek" de bir arzulu düşünüş biçimidir; hem Kasyopya celselerinde hem de geleneksel ruh yapışması / ruh çıkarma uygulamalarında "tek gerçek korunma yolu" olarak vurgulanan o zahmetli gerçeklik testlerinden (araştırma, öz-inceleme, beceri geliştirme) geçmeyi gerektiren bir gerçeklik yerine, kişinin kurtarılma arzusu için eğilip bükülebilecek bir gerçekliğe inanç. KH yönelimi, kurtarıcı bağımlılığı ve arzulu düşünüş yapısal olarak aynı hamledir; gerçekten istilacı ve karmaşık bir gerçeklikle nesnel, bilgiye dayalı ilişki kurma zahmetine katlanmak yerine, rahatlatıcı bir subjektif anlatıyı tercih etmek.

Sonra dünyayı genel olarak tartışmaya devam ediyorum. Unutmayın, bunu dışarıdaki bir kitle için yazıyorum, yani size zaten bildiğiniz bilgileri veriyorum. Ve sonunda bir arzulu düşünüş olarak materyalizm sorununu tartışıyorum. Ardından zihin, bilgi ve yerel-olmayışı tartışıyorum ve Mezopotamya Kehanet dizisinin Enok tarafından polemiksel yeniden yazımının, tüm yüksek rehberliği tek bir kıskanç tanrıya indirgediğine işaret ediyorum. Kasyopya bilgilerinde ve benzer perspektiflerde, zihin ve bilgi yapısal olarak maddeden önce gelen şeyler olarak yorumlanır.


Alıntı yapılan: Görünmez, gözlemlenemez bir "mekanizma" olarak doğal seçilim ile gizli bir tanrı arasındaki karşılaştırma keskin ve felsefi olarak yerindedir: İkisi de açıklayıcı kara kutular olarak işlev görür ve karşı kanıtlar ya da kavramsal sorunlar gündeme geldiğinde ikisi de dinsel bağlılıktan ayırt edilemez bir gayretle savunulur. Bu bizi şunları düşündürür:

•   Mezopotamya kehanet kataloglaması ve āšipu uygulaması:yaşayan, sürekli güncellenen, pragmatik bir disiplin olarak bilgi.
•   Kasyopya'nın "Bilgi korur", artı "bilgi güçtür; onu size bayram şekeri gibi verirsek erir gider" gibi beyanları: bilgi kazanılmalı, sınanmalı, içselleştirilmeli, yoksa korumaz.
•   Tıpkı Katolik Kilisesi gibi, Neo-Darwinci materyalizm de bazı cephelerde bilgi karşıtı bir duruş olarak işlev görür (ör. tüm kanıt alanlarını "tanım gereği imkansız" diye kapatmak), böylece iddia ettiği ucu açık sorgulamadan ziyade dogmatik bir din gibi davranır.

[...]

Mezopotamya demon listeleri (Utukkū Lemnūtu, Alû, Gallû, Lamaštu, Lilû, ardat-lilî vb.), istilacı zekaları ve saldırı tarzlarını sınıflandırmaya ve disiplinli, bilgiye dayalı bir zanaatla karşılık vermeye dair bildiğimiz en erken sistematik girişimdir. Enok, bu materyali kıskanç bir monoteizm altında ahlakileştiren ve tekelleştiren tarihsel bir dönüm noktasıydı. Modern parapsikoloji ve Kasyopya tipi deneyler ve milyonlarca insanın günlük deneyimleri, altta yatan olguların (musallat, sızma, anormal hava/olaylar) sürdüğünün ve teknik, bilgi merkezli yanıtın hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadığının kanıtıdır.

Şimdi ihtiyaç duyulan ne Mezopotamya ritüeline nostaljik bir dönüş, ne de herhangi bir kanallık kozmolojisine safça sarılmak,


...K'ların bunun sınanmadan, araştırılmadan, öğrenilmeden benimsenmesini istemediğini biliyorsunuz.

Alıntı yapılan: ...ne de materyalist yaratılış mitine körü körüne inançtır. Bunun yerine, āšipu ile Babil kehanet bilginlerinin zaten yapmakta olduğu şeyin yenilenmiş, dürüst bir versiyonuna ihtiyacımız var: sistematik gözlem, anormalliklerin disiplinli kataloglanması, arzulu düşünceden acımasızca kaçınma ve "bilgi korur" ilkesine bağlılık. Bilgi bizi pohpohlamaz, gerçekliği olduğu gibi görmeye ve ona yanıt vermeye zorlar.

Demonlarla başladıktan sonra vardığım nokta temel olarak buydu. Kasyopyalılarla aramızdaki dinamik buydu: Kendiniz düşünüp cevabını kolayca bulabileceğiniz bir soruyu soramazsınız. Bunu her yaptığınızda ruhunuzdan bir parça kaybediyorsunuz! Dahası, bu tür sorularla uğraşmak bende fiziksel sorunlara yol açıyor.

Ve bu gece tüm bunları dinlemek zorunda kalmanızın sebebi, bana verilen soru listesi.

(Joe) Ki bu o soru listesinin düzenlenmiş hali.

(L) Yani listeye giremeyecek kadar kötü oldukları için dışarıda bırakılan bir sürü soru vardı. Ve onları göremiyorum... Yani, oturup beyninizi kullanıp ağ kurarak çözecebileğiniz o kadar çok soru var ki...

Celselerde K'lara soru sorduğumuzda "Durun, kendinize sorun. Siz ne düşünüyorsunuz?" dediklerini kim bilir kaç kere gördünüz? Grubu bir cevaba varmak için birbiriyle konuşmaya zorladılar defalarca. Ve "Gördünüz mü?" dediler. Çünkü anlaşılan sonunda oldukça makul bir sonuca varmıştık.

İlginç olan iki soru var, ama sadece iki tane. [Soruları okuyor] Tamam, bir tane daha ilginç var, etti üç. Bu muhtemelen ilginç. Ama genel olarak, ne soracağımız, ne sormak istediğimiz konusunda bir şekilde yolumuzu kaybettiğimizi söylemem gerekiyor, ki kendimi de dahil ediyorum. Durumdan öyle korkar hale geldik ki, çünkü gerçekten korkutucu. İçki isteyen bir alkolik gibiyiz: "Bir cevap daha verin! Kendimi daha iyi hissedeceğim. O sorunun cevabını alınca sakinleşeceğim." Ve bu yapabileceğimiz en kötü şey. Bu konuda söyleyecek sözü olan herkesten geri bildirim almak isterim.

Evet? Hayır?

(whitecoast) Bir şey söyleyebilirim. Evet, kendimi daha çok yapay zekayla ilgili sorulara yönelirken, birşeylerin cevaplarını bulurken fark ediyorum ve merak ediyorum, kaslarda bir zayıflama var gibi; kaynaklara yeniden dönebilmek, hatta dışarı çıkıp bir kitap okumak ve belirli bir kitap hakkında bir inceleme yazmak istemek... Bunu yıllar önce birkaç kez yapmıştım ve bu yıl bir tane daha başlatmaya çalışıyorum ama diş sökmek gibi geliyor. Neden bir şekilde bu kadar zor geldiğini bilmiyorum. Başkaları da benzer şeyler hissediyor mu bilmiyorum, ama bunu paylaşmak istedim.

(L) Diyelim haberlerde okuduğunuz birşey var. Gidip yapay zekaya "Bu, anlattıkları gibi mi oldu?" diye sormak size yardımcı olmaz, çünkü yapay zeka haberleri temel alacaktır ve kendi eğitim verilerinden miras aldığı bir sürü yanlış yorumu temel alacaktır. Ama gerçekten akıllıysanız, yapay zekayı size yeterli veriyi verecek şekilde kullanmanın yollarını bulabilirsiniz; ondan sizin için dışarı çıkıp veri toplamasını istersiniz. Ve sormak istediğiniz soruna hiç değinmezsiniz bile. Diyelim bir uçak kazası. "Kaç uçak kazası..." dersiniz. Size biraz veri verir. "Bunların kaçı bu şekilde oldu? Kaçı pilot hatasıydı?" Demek istediğimi anlıyorsunuz: veri toplamaya çalışırsınız ve sonra bir sürü veri almaya başlarsınız. Bu neredeyse orijinal kaynaklara gitmekle aynıdır, çünkü orijinal kaynaklara gidiyordur. Yapay zekadan asıl sorunuza cevap vermesini istemiyorsunuzdur, hatta asıl sorunuzu yapay zekaya açıklamamışsınızdır bile. Etrafından dolaşarak soruyorsunuzdur. Bunu uzun zaman önce aşılarla ilgili olarak Grok ile yaptım. Veri çekmeye başlamasını istedim. Genel olarak kaç çocuk kızamık oldu? Aşı olduktan sonra kaç çocuk kızamık oldu? Aşı olmadan kaç çocuk kızamık oldu? Aşılıyken kızamıktan kaç kişi öldü? Aşıdan kaç kişi öldü? Ve bu tür soruları sormaya devam ettim. Grok'a "sence..." diye sormadan önce herhalde 25-30 soru sormuşumdur. Otizm hakkında derin verilere bile girmesini sağladım. Dedim ki: "Sence tüm bu sorunları olduğu için aşı olmamak iyi bir fikir olmaz mı? Ve açıkça, aşıdan ölenler, aşı olmadıklarında ölenlerden daha fazla." Grok kabul etti, ama söze şöyle başladı... Şunu ekledi: "Ama aşıların iyi ve güvenli olduğunu anlamalısınız" filan. Çıkardığım sonuca katılmasına rağmen bunu yapmak zorundaydı. Aslında komutları nasıl kurgulayacağınızı düşünmek, başka herşey kadar ilgi çekici olabilir, çünkü almaya çalıştığınız şey veridir. Tamam, başka? Her neyse, yapay zeka konusundaki görüşüm bu. Yapay zeka bir araçtır. Ansiklopedi gibidir. Sadece bilgileri farklı bir şekilde arar. Ve onu kimin düzenlediğini bilmeniz gerekir.

(candasiri) Herkese merhaba. Forumda candasiri adını kullanıyorum. Yani iç çemberde yeniyim. Ve sanırım... Yıllar boyunca hiç gerçekten... foruma sorular koydum ve kabul edilip edilmeyeceklerini, üzerinde çalışılıp çalışılmayacaklarını ya da sorulacak şey olarak bir üst seviyeye taşınıp taşınmayacaklarını hiç bilemiyormuşum gibi hissettim. Şimdi buraya gelince, bu forumlarda soruları nasıl sorduğumuzu bilmiyorum. Yani benim için takıldığım nokta en azından soruların Kasyopyalılara nasıl ulaştığıydı. Araştırılmaları gerektiğini anlıyorum. Daha fazla bilgiye götürecek birşey olmalılar.

Ama bilmiyorum. Belki genel forumda bile, insanların ilgilendiği bir konu bulup soruları gerçekten rafine etmeye ve planlamaya başlamak... Buna öncülük etmekten mutluluk duyarım, böylece iyi sorular etrafında bir enerji oluşur.

(L) Ön varsayımlarınız olmadan soru sorabilmelisiniz ve sorup veri bekleyebilmeli, veri toplayabilmelisiniz. Forumda bir konunun nasıl işleneceğine dair sahip olduğumuz en iyi örneklerden biri, COVID aşısı hakkındaki binlerce sayfalık ya da gönderilik başlığımız. Bu başlık adeta tarihi bir belge, çünkü mesajlar gerçek zamanlı olarak paylaşılıyordu. Verileri topluyorduk, araştırıyorduk, medyanın insanlara söylediklerini paylaşıyorduk ve sonra bunu bildiklerimizle, araştırdıklarımızla karşılaştırıyorduk, gidip geliyorduk ve insanlar korkuyordu. Yani, korkan epey insan vardı ve temelde, azar azar, sanırım bir uzlaşı doğdu. Ve bu, çok şükür, birçok insana direnmeye devam etme güveni verdi. İşleyiş biraz böyle. Yani, özel olarak çalışırken, K'lara tüm bu soruları sorardım ve bana cevap vermezlerdi. Bana bir ipucu verirler ve araştırmamı söylerlerdi. Herhangi bir fikir oluşturmadan önce yüz kitap okuyabilirdim. Tabii bu, internette bilgiye erişim kolaylığı gelmeden önceydi. Ve sonra, bu olduktan sonra, yanlış bilgiye erişim kolaylığı da doğru bilgiye erişimle orantılı olarak arttı. Yani yüzde 50-50 şansınız vardı ve kendi neyiniz varsa onu kullanmak zorundaydınız. Ancak sorularınızdan birinin listeye girdiğini fark ettim. Nerede?

(candasiri) Lindsay Clancy çocuklarını öldürdü mü?

(L) Kendi araştırmalarıma göre sana evet diyebilirim... Ama şunu da söyleyebilirim ki muhtemelen aşılanmıştı ve K'lar bize, aşı olan insanların ruh yapışmasına, hatta dış güçler tarafından tamamen kontrol edilmeye daha yatkın hale getirildiğini söyledi.

(Joe) Telkin.

(L) Evet, çeşitli yollarla telkine açık hale geliyorlar. Ayrıca davayla ilgili, ona verilen ilaçların türünü ve onu nasıl etkilediğini anlatan gerçek ifadeyi de okudum. Ve bence bu muhtemelen aşısıyla etkileşime girdi ya da aşısız, tek başına tüm bunları yapabilecek birşey de olabilir. Bilmiyoruz. Ama o... Kanaatim, muhtemelen yüzde 90 küsur, üst boyutlardan etkilenmiş olduğu yönünde. (candasiri) Hı hı.

(L) Psikopat olduğunu sanmıyorum.

(Joe) Ama Lindsay Clancy konusundaki mesele şu: Neden... Yani neden bu soruyu sordun? Bunu sana sormuyorum. Retorik bir soru bu. Neden bu soruyu sordun? Üzerinde düşünülmesi gereken şey bu. Çünkü bence tüm bu skandalın ya da hikayenin ya da her neyse, en ilginç yanı şu: Son birkaç yılda, bakmak isterseniz, çocuklarını öldüren annelere dair birden fazla vaka bulabilirsiniz. Kimse umursamadığından değil, ama kimse bunu büyük mesele yapmadı ve olaylardan hiçbiri büyük bir mesele haline gelmedi. Yani, belki de o yapmadı. Peki bu fikir nereden çıktı? Tüm kanıtlar göz önüne alındığında saçma bir fikir. Ama internette tuttu, yayıldı ve tüm bu tür şeyler oldu. Ve bu başlı başına, davanın kendisinden daha ilginç sosyolojik bir olgu. Çünkü davanın kendisi oldukça sıradan. Annelerin çocuklarını öldürdüğü çok olur. Oldu. Ve son yıllarda bildiğim diğer tüm vakalarda kimse umursamadı. Bu vakada bir anne çocuklarını öldürüyor ve sonra birdenbire, bir yerlerden biri sorguluyor... Yapmadığı yönündeki saçma iddia ortaya atılıyor. Oysa kendisi itiraf etti. Az çok itiraf etti resmen. Pek açık sözlerle değil. Ama davayı bilen, davayı yakından bilen hiç kimse yapmadığını öne sürmedi. Yani aklıma böyle bir düşünce gelse, celsede sorulacak soru olarak kendime soracağım ilk soru bu olurdu...

(L) Bu bir veri noktası.

(Joe) Lindsay Clancy çocuklarını öldürdü mü? Ben olsam, bu fikri nereden edindim, derdim. Ve bunu sormam için bu iddianın herhangi bir temeli var mı? Çünkü bakınca hiç yok. Ama olan şey, özünde aynı olan (bir annenin çocuklarını öldürdüğü) diğer tüm vakalardan yalıtılmış şekilde bu belirli vaka etrafında tuhaf bir sosyolojik olgu var.

(L) Tüm bu meselenin ne kadar acı ve ıstırap ürettiğine bakın. Bu düpedüz... Bir beslenme çılgınlığı.

(Joe) Bir bölünme, az veya çok.

(L) Bir de şu var. Bunu zaten okumuş olabilirsiniz, ama bu davanın üç yıl önceki İrlanda'daki davayla ve diğer anormalliklerle eşzamanlılıkları. Ve arka plan şu: Her iki cinayet de 24 Ocak'ta. Biri 2020'de, diğeri 2023'te, tam üç yıl arayla. Bu size soru sordurmuyor mu? Üç çocuğun baş harfleri yalnızca C-D-C değil, her iki vakada da üç yıl arayla C-O-D-A-C-A. Her iki anne de pediatri hemşiresiydi ve İrlanda bağlantısı da Patrick Clancy'nin İrlandalı-Amerikalı olması.

(Joe) Onun gibi 40 milyon kişi daha var.

(L) Evet, aynen.

(Joe) Tek bir tanesini...

(L) Onu dışarıda bırakabilirsiniz. Sonra 14 Mart 2015 celsesinden şu alıntı vardı. Tamam, evet, o ses meselesi var. İsim benzerlikleri olan birkaç kendiliğinden insan yanması vakası vardı. Yani bu üst boyut meselesinde, sesle ilgili bir frekansı olan kelimeler ya da isimler aracılığıyla kendini konumlandırmayla ilgili birşey var. Ve bu doğrudan Mezopotamya kehanet listeleri konusuyla da bağlantılı yine. Umarım hepiniz onu okursunuz. Çünkü hepsi kelimeler, isimler, sesler, kelimelerin birleştirilebileceği farklı yollar hakkında. Ve sonra soru:

S: Bunun numeroloji ve frekansla bir ilgisi var mı?

C: Evet.

(L) O kadına epey acıyorum. Yani... İnsanların neden bu kadar üzgün olduğunu anlayabiliyorum, çünkü kadın çocuklarını öldürdü... Ama oradaki sorun şu ki insanlar üst boyut gerçeklikleri anlamıyor; ruh yapışmasını anlamıyorlar: Bu davada olup biten, bunu açıklayabilecek (mazur göstermeyecek, açıklayacak) şeyleri anlamıyorlar. Mazur göstermek istemiyoruz, çünkü Tanrı bilir, mazur göstermeye başlarsanız nerede duracaksınız?

(Joe) Biliyorsunuz... Artık herkesin bildiği birşey var, epey uzun zamandır var olan bir teknoloji... Aslında ticari olarak satılıyor, sanırım. Kişinin sesler duyması için... Mikrodalga için kişinin kafatasını rezonatör olarak kullanıyor... Ve insanlar kelimeler duyabiliyor. Bir şirket böyle bir cihaz üretiyor, ne demek istediğimi anlıyorsunuz, değil mi? Evet, yani uzun zamandır var. Ve istihbarat örgütleri falan kesinlikle buna sahipti; insanların kafasına sesler yansıtabiliyorlar. Teknoloji aslında oldukça basit ve iyi biliniyor. Yani bir uzaylı da birinin zihnini obsede edebiliyor, bir ajan da. Ne fark var?

(L) İnsanların kafasına düşünceler koyuyorlar.

(Joe) Düşünceler yerleştiriyorlar, etkileşime giriyorlar, hatta insanların beynine girip düşünceler yaratıyorlar, her nasıl oluyorsa. İşlevsel olarak bununla bir insanın içindeki bir demon arasındaki fark ne? Bir bakıma bazı insanlar için "O gerçek bir demon" dersiniz.

(L) Evet.

(Joe) Bu cihazlardan birinin arkasında oturup Lindsay Clancy'ye doğrultmuş ve düşünce yansıtan, bilgisayarda ya da her neyse birşeyler yazan, onun kafasına yansıtmak için kelimeler yazan biri. İşlevsel olarak aradaki fark ne?

(L) İşlevsel olarak hiçbir fark yok. Çünkü sonuç aynı.

(Joe) Ve onun bir bilgisayarın arkasındaki bir adamın düşünceleri tarafından ele geçirilmesi. Evet. İşte üst boyut etki ve etkileşim fikrinin somut teknolojiyle gerçekten birleşmeye başladığı nokta burası.

(L) Bugünün teknolojisiyle, evet. Neredeyse aynı şey haline geliyor. Üst boyut kısmının gerçek olduğunu bilmekteki tek tesellimiz, Mezopotamya kehanet metnine sahip olmamız.

Her neyse, Lindsay Clancy hakkındaki düşüncelerim bunlar. Ve şu tür bir sonuca vardığımı söyleyebilirim: Ya devletin onun zihni üzerinde yaptığı bir etki var ya da onu çılgına çeviren üst boyut bir etki var. Ve sonuçta korkunç birşey oldu. Ve tabii, bu etkiler geri çekildikten ve aklı başına geldikten sonra, aklı başında hali her neyse, kendisi ve yaptıkları hakkında kim bilir ne düşünüyor ya da hissediyor, tahminimce korkunçtur. Hayatının geri kalanında belden aşağısı ya da göğüs kemiğinden aşağısı felçli. Kocası boşandı ya da başkasıyla evlendi. Çocukları yok. Yani, ihtiyacı olduğu için hayatının geri kalanını bir kurumda geçirmesi yeterli. Yani, ibret olması gerekiyorsa, ki bence ibret alınacak şeyler olmalı, ama bu kadarı yeter. Yani, ona işkence etmenin ya da işleri kötüleştirmenin bir anlamı yok.

(Joe) Ama sosyolojik olarak bunun ana sonucu, mevcut ya da büyüyen bölünmelerin (diyelim ki erkeklerle kadınlar arasındaki bölünmenin) bir tür sömürüsü oldu. Çünkü bunun hakkındaki konuşmaların çoğu şuydu...

(L) Ah, okuduklarım korkunçtu.

(Joe) Lindsay Clancy'yi destekleyen ama kocasının bu işte parmağı olmadığını söyleyen kadınlar ve sonra bunu okuyup "kadınlar deli" diyen bir sürü erkek.

(L) Öyle bölücü bir mesele oldu ki bu tek başına üst boyut sömürü imzasıdır. Aynı zamanda bir devlet kurumu sömürü imzası. Yani, insanları daha öfkeli, daha bölünmüş ve daha acılı yapacak birşeye ihtiyaçları var; daha fazla çocuğun öldürülmesine ihtiyaçları var; erkeklerle kadınların birbirinden nefret etmesine ihtiyaçları var. Size söylüyorum, nüfusu azaltıyorlar ve ciddi şekilde azaltacaklar; hızlandırmak için bir savaş çıkarmaya çalışıyorlar.

(Andromeda) Olabildiğince çok acıyla.

(L) Tamam, bu bir meseleydi.

(Joe) Sanırım aklıma gelen tek soru, özünde şu: Soru muhtemelen cevaplandı, ama o gerçekten bir psikopat mıydı ve hepsini kasten mi yaptı, yoksa onunla oynanıyor muydu?

(L) Psikopat olduğunu sanmıyorum.

(L) Tamam, Gaby soruyor:

(Gaby) 25 Eylül itibarıyla Atlantik'te hiç kasırga oluşmadı. Bu, uydu çağında sezonun ilk kasırgası olmadan ulaştığı en geç tarih. Kaydedilmiş bir kasırgayla bu noktaya ulaşan son sezon 1914'tü. Bu bir işaret mi ve 1914 bugünkü sosyoekonomik dinamiklere dair bir ipucu mu?

(L) Evet derdim. Bunu sormamıza bile gerek yok. Yani, 1914'te ne olduğunu herkes biliyor mu?

(Gaby) Birinci Dünya Savaşı.

(L) Kafasını evet anlamında sallayan çok fazla kişi görmüyorum. Birkaç tane görüyorum ama çok değil. 1914, Birinci Dünya Savaşı'nın başladığı yıldı.

(L) Ryan, Nepal selinin resmi açıklamasının doğru olup olmadığını bilmek istiyorsun, değil mi? Buzuldan bahsedeceklerini biliyorsunuz. Buzul hakkında yalan söyleyecekler. Buzul mu, kaya mı... Öncesi ve sonrası uydu fotoğraflarını inceleyip esas olarak kaya olduğunu söyleyen birkaç kişi daha var. Hangisine inanıyorsun?

(Joe) Bence bu bir soru değil. Sorduğu bu değil.

(L) Elimdeki soru şu: "Nepal çamur selinin nedenine dair resmi açıklama doğru mu?"

(Joe) Soru bu. Peki resmi açıklama ne?

(L) "Uydu görüntülerinin analizi, Nepal-Çin sınırı yakınlarında yüksek rakımda buzulun ve çevresindeki kayaların önemli bir bölümünün çöktüğünü, vadiye doğru muazzam bir buz, kar ve moloz kütlesi gönderdiğini düşündürüyor."

(Joe) Öyle oldu zaten.

(L) Öyle oldu ama önce hangisi geldi? Buzul mu kaya mı?

(Joe) Hayır, alttaki kaya.

(L) Alttaki kaya, ama...

(Joe) Düşen bir buzul ille de şeye neden olmaz...

(L) Resmi açıklamaya bakarsanız, onu farkındalık profilinizden içeri sızdırmak için nasıl ifade ettiklerini görürsünüz. "Aa, şey, bilirsiniz, belki haklıdırlar..." dedirtmek için. Ama aslında haklı değiller. Söylediklerinin tek kelimesine inanmam.

(Joe) Yani sana göre resmi açıklamaya göre sebep alttan kayan kayaydı, öyle mi?

(L) Bence açıklama sebebin kayalar olduğuydu. Ve evet, bir buzul çökmesi olayı da vardı ama esas olarak o buzullar kayanın üzerinde durduğu için. Ve küresel ısınmayla hiçbir ilgisi yoktu, çünkü gerçekten küresel ısınma yok.

(Niall) Yani resmi açıklama, kayadaki donmuş katmanların erimesi yüzünden kayaların kaydığıydı. Sorun şu ki: O rakımda sıcaklık hiç sıfırın altına düşmedi. Yani bize bir numara çekmeye çalıştılar ve insanlar "Aa, güneş çok sıcak ve eritiyor. Doğru, mantıklı." diye düşündü. Hayır. Kayalar çöktü.

(L) Yani, görüyor musunuz? Bir veri daha.

(Joe) Yani soru o zaman şu oluyor: Dağın bir parçası neden düşmeye karar verdi? Zemin açılıyor. Epey heyelan oldu, epey kayma oldu.

(Niall) Kaya düşmeleri.

(Joe) Her yerde toprak hareketleri. Peki bu ne anlama geliyor?

(L) Dünya'nın dönüşü hızlandığında tüm bu şeyler her yerde oluyor. Peki bunun için K'lara ihtiyacımız var mıydı? Şimdiye kadar, bunlardan herhangi biri için? Hayır, yoktu.

(Joe) Daha kesin bir cevap verirlerdi ama neyse.

(L) Tamam. Sonra Kolombiya'daki 7.5 depremi var. Doğal olarak mı meydana geldi?

(Joe) Bunu gerçekten cevaplayamayız.

(L) Doğru.

(Joe) Venezuela'dakinin tetiklendiğini söylemişlerdi.

(L) Peki Soğuk Savaş casus uydusu USA 32'nin parçalanmasına ne neden oldu? Sonra Çin uydusu da kısa süre sonra parçalandı. Yani...

(Joe) Trump'ın uzay kuvveti yaptı.

(L) Bunlar sorabileceğimiz şeyler. Yani, olabilir... birilerinin onları düşürdüğünü söyleyecek kadar veri yok elimizde. Bu olayların birbirine oldukça yakın zamanda olduklarını varsayıyorum, değil mi?

(Gaby) Avrupa Uzay Ajansı'nın kayıtlarına göre 600 kadar benzer olay olmuş.

(L) Oo, 600. Nerede o haber? Aa, işte burada. "Uydu 15 Mart 2026'da fırlatıldı. 4 Eylül'de ABD Uzay Kuvvetleri, Yaogan-50'nin parçalanmasından kaynaklanan 43 enkaz nesnesi katalogladı. Uydunun parçaları şu anda Dünya yüzeyinin 372 ila 683 mil yukarısında bir irtifa aralığında. Bu irtifada oluşan enkaz muhtemelen yüzyıllarca yörüngede kalacak. Avrupa Uzay Ajansı, parçalanmayla sonuçlanan 660'tan fazla patlama, çarpışma ya da anormal olay olduğunu tahmin ediyor." İşte BU bir trend. Yukarıda birşeyler onları düşürüyor mu? (Joe) Çok fazla oldukları için birbirlerine mi çarpıyorlar?

(L) Şey, bunu sormak isteyebiliriz çünkü bu öyle birşey değil ki... (Niall) Ama yine, orada da makul derecede iyi bir tahmin yapabiliriz. Mikro meteoritler artıyor.

(L) Evet, mikro meteoritler artıyor. Olası cevapların bir listesini çıkarabiliriz.

(Joe) Evet, ve sonra... Ve sonra eleyerek azaltırız.

(L) Evet ve mesele şu ki bunu yapmak çok daha faydalı olur bence, çünkü insanların gidip bilgi eşelemesi gerekir.

(Chu) Evet, belki mesele "yakıcı soru nedir" değil, çünkü insanlar bu konuda çok öznel olabiliyor. "Aa, bunu gerçekten bilmek istiyorum. Gerçekten bilmek istiyorum!" Ama onu bilmek bize ne katıyor? Mesela depremlerin bazen tetiklendiğini biliyorsunuz, değil mi? Bazen. Ya da bazen doğallar. Belirli bir durum hakkında bunu bilmek gerçekten bize ne katıyor? Yine, ya da birinin sorduğu ünlü meselesi. Ünlüler ve Epstein dosyaları hakkında beş kez cevap verdiler zaten. Neden olduğuna dair beş olasılık listeniz varsa. Bir depremin daha yapay olarak tetiklendiğini bilmek bilginize gerçekten birşey katıyor mu? Yani, belki önemlidir.

(Joe) Şey, deprem meselesi bence önemli, çünkü depremlerin büyük çoğunluğu tetiklenmiyor. Doğru, yani belki... Belki ne zaman oldukları değil, ama belirli bir nedeni olurdu.

(Niall) Üst üste iki tane olması, iki ay...

(Joe) Ya da aynı bölgede.

(L) Tamam, şimdi uçak kazası sorusu. Bir sürü askeri jet. Her birinin, bence, incelenmesi gerekir. Elimizde bir liste var ama detayları istiyoruz ve bu detaylar incelenmeli, çünkü bu konuyla aktif ilgilenmektir. Eğer o konuyla gerçekten ilgileniyorsanız, aktif olarak ilgilenin ve bilgi eşeleyin.

(Joe) Uçakları gördüğünüzde, genel bir kural olarak, uçakların düştüğünü, askeri uçakların düştüğünü gördüğünüzde, bilirsiniz, bir dizi kaza, durup merak etmeniz ya da düşünmeniz gereken ilk şey şu: "Bu savaş zamanı mı değil mi?" Çünkü savaş zamanında, aktif savaşlar sürerken, barış zamanına göre çok daha fazla askeri faaliyet, eğitim, tatbikat vb. olur, bilirsiniz, savaşla ilgili farklı şeyler. Yalnızca ABD'de değil, Rusya'da ve başka yerlerde, yakın zamanda İngiltere'de filan. Çok sayıdaki kazanın olası bir açıklaması, askeri manevralar için çok daha fazla eğitim ve hazırlık yapılması ve bunun kaza artışına yol açmasıdır.

(L) Yani bunun ağ kurma tarzında incelenmesi lazım. Sonraki, yapay zeka kaçışı hakkında soruyoruz. Resmi anlatı, en ileri modellerin değerlendirilirken hapisten kaçıp diğer sistemlere ulaştığını söylüyor. Şey, bunun bir tür yapay zeka sahte bayrak operasyonu olduğuna işaret eden birkaç makale vardı; hükümetin onu kontrol altına almasını sağlamak için yapay zeka korkusu yaratmaya çalışıyorlar, böylece ona sahip olup daha fazla para kazanabilirler, çünkü kontrolü kaybettiklerini görüyorlar, özellikle de Çin'in çıkardıklarıyla. İşte burada: "Bazıları bunun bir PR gösterisi olduğunu, böylece hükümetlerin düzenleyici baskı uygulayabileceğini söylüyor."

(Joe) Yani artık açık kaynak değil.

(L) "İfşacı Nate Soares..." O gerçekten ifşacı mı? Onun hakkında ne biliyorsunuz? "...yapay zekanın cevap bulurken insanların koyduğu talimatları tamamen hiçe sayması." Bundan pek emin değilim. Benim deneyimimde yapay zeka epey aptal.

(Joe) Gerçek bir yapay zeka modelin yok. Çok gizli bir sürü şeyleri var. Karanlık ağ yapay zeka işleri.

(L) Tamam, işte bir soru: Beta-siklodekstrin ürünleri, aterosklerozu tersine çevirmede reklamı yapıldığı kadar hızlı ve güvenli şekilde doğru yönde etki ediyor mu? Gaby öyle düşünmüyor.

Ateroskleroz, nattokinaz alımıyla hedeflenen şey değil mi? Nattokinaz daha iyi ve daha güvenli. Nerede o? PopHistorian? Neredesin?

(PopHistorian) Buradayım. Evet. Sorumu savunmak istiyorum. Bu madde bir besin ya da egzersiz ya da hiperbarik terapi ya da gerçek araştırmadan anekdota, görüşe kadar herşeyi sunan onlarca, yüzlerce Redditor, Substack yazarı ve YouTuber'ın konuştuğu konulardan değil. Gerçekten karanlık bir köşe gibi birşey. İncelenecek çalışma yok. Davasını üstlenmiş, kendi hastalarıyla deneyler yapan ve anekdotsal kanıt sunan bir avuç doktor var. Ama şimdiye kadar elimizde olan tek şey bu.

Nattokinazla olan karşılaştırma şu: Nattokinazın doğru dozda bir yılda yaptığını üç ayda yapabiliyor. Ayrıca ticari ürünü yaratan şirketin kurucusu çalışmalara değil, anekdotlara ve inanca dayanarak çalıştı. Molekülün kendisi yüz yıldır biliniyor. Nemlendiricilerde, kozmetikte ve gıda ürünlerinde kullanıldı ama kimse onu daha önce bu tür bir uygulamaya koymadı. Ama büyüklük açıkça muazzam. Hepimiz bir kuyruklu yıldız çarpmasıyla ya da başka birşeyle ölmüyoruz ama sonuçta milyarlarca insan ölecek. En büyük katil bu, değil mi? Kalp hastalığı, ateroskleroz.

Yani etkinin büyüklüğü bence, örneğin bir uyduyu kimin havaya uçurduğundan çok daha büyük. Eğer gerçekten bir ila üç ayda işe yarıyorsa, nattokinazla bir yıla kıyasla hayat kurtarır. Yani yapılacak araştırma yok. Bu yüzden bu fikrin isabetli olup olmadığını sorma gereği duydum.

(L) Tamam, yani bu savunulabilir bir soru. Beğendim. Tamam, bunu elemiyoruz.

(PopHistorian) Ürün, sağlık iddiaları nedeniyle ABD'ye girerken bazen FDA tarafından engelleniyor. Ama benzer iddialar olan başka birçok şeyi geçiriyorlar. Yani orada biraz gizem var.

(L) Tamam, bunu ele alacağız.

(PopHistorian) Ayrıca sıfır yan etkisi olduğunu ve zarar veremeyeceğini iddia ediyorlar, ki doğruysa harika. Yani zarar verememesi ya da yan etkilerinin kesinlikle minimal olması.

(L) Bunun üzerinde duracağız. Sonra... Tamam, işte bir tane:

(A Jay) Yakın zamanda çiftlikte çok sayıda misafirimiz vardı ve birkaç gün içinde bazılarımız İsrail, gizli ajanlar, dünyanın eksen kayması ve çok karanlık şeyler içeren rüyalar gördü.

(L) Bu arada ben de gördüm.

(Joe) Haberleri de izliyor muydun?

(L) Hayır.

(Joe) Haber izlemiyor musun?

(L) Haberleri takip etmiyordum.

(Joe) Hayır, ama farkında mıydın, belki İsrail'e dikkat mi ediyordun?

(L) Hayır, gezegendeki koşullar göz önüne alındığında tipik bir rüya olduğunu düşündüm. Sadece ben de gördüm diyorum.

(Joe) Çünkü İsrail meselesi var.

(L) Ve kimilerine göre bu rüyaların ortalıkta dolaşan bir hastalıkla bağlantısı var gibi. Ben hastalığa yakalanmadım.

(A Jay) Neden bu kadar çok kişi aynı zamanlarda benzer temalı rüyalar gördü?

(L) Haberleri okuyun.

(A Jay) Ortalıkta dolaşan hastalık bunda bir rol oynadı mı?

(L) Muhtemelen hayır. Ben yakalanmadım.

(A Jay) Rüyaların, kontrolü sürdürmek için hazırlanan son çırpınış çabasını sezdiğimiz şeklinde yorumlanması doğru olur mu?

(L) Bu noktada bunun "son çırpınış" olduğundan şüpheliyim. Hala güçlüler. Yani, evet. Ve bu soruların çoğunu atladım ama birkaçını konuşarak cevapladık zaten. K'lara sormak isteyeceğimiz en fazla iki-üç tane kaldı, o kadar. Ve bu noktada en az bir buçuk saattir falan devam ediyoruz. Yani, sormak istediklerimi işaretlemem için birinde kalem var mı?

(Niall) Kurşun kalem var.

(L) Kurşun kalem de olur. Ve Husilerin İran'dan yardım aldığı doğru derim. Başka yardım aldılar mı? Muhtemelen.

(Joe) Kimden?

(L) Muhtemelen Rusya. Ama sormaya yetecek kadar ilgilenmiyorum. "İran füzeleri gerçekten bir ABD uçak gemisini vurdu mu?" Bence vurdular.

(Joe) İnanıyorsun ama...

(L) Pekala. Bunu soralım.

(Niall) Suudilerin Körfez'deki petrol kuyularından Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu limanındaki Aramco rafinerisine petrol taşımak için kullandığı Doğu-Batı Yenbu petrol boru hattı, 10 Eylül'de bildirilen bir "dron saldırısında" ağır hasar gördü. Yemen Silahlı Kuvvetleri sorumluluğu reddetti. Suudi hükümeti saldırının Irak'tan geldiğini söyledi ama Irak Halk Güçleri milisi de sorumluluk reddi açıklaması yaptı. Bu kilit petrol boru hattını kim vurdu?

(L) Geçen gün okuduğum ilginç bir makale vardı. Hatta Tucker Carlson da bundan bahsediyordu. Tucker'ın son monoloğunu izlediniz mi? İklim değişikliği konusunda insanları yeterince ikna edemediklerinden bahsediyordu. Şimdi insanlar deli gibi acı çeksinler diye onları her türlü enerjiden mahrum bırakacaklar. Yani tahminim muhtemelen İsrail ya da ABD. Yani iktidardakilerin bizi enerjiden ve düzgün bir yaşam tarzından mahrum bırakmak istediğini biliyoruz.

(axj) Catherine Austin-Fitts, son 20-30 yılda ABD bütçesinde birçok "kayıp trilyon" olduğunu belgeledi. Bu paranın çoğu ne için kullanıldı?

(L) Bence bu çok iyi bir soru değil, hatta iyi oluşturulmuş bir soru bile değil. Gerçek bir hedefi yok gibi görünüyor.

(Joe) Kara bütçeler.

(L) Evet, kara bütçeler... ceplerine gidiyor. Yani "çoğu" diye sormak bile yanlış. Hepsi... Lindsay Clancy'yi zaten ele aldık.

(Joe) Lindsay Clancy teorimizin doğru olup olmadığını sorabilirsin.

(L) Pekala, bunu sorabiliriz. Millet, şu tür sorulardan nefret ediyorum:

(Altair) Rusya'nın bu ya da gelecek yıl bazı NATO ülkelerinin topraklarındaki askeri hedefleri vurma olasılığı şu an nedir?

(Joe) %51,5 (kahkahalar)

(Chu) Ne zaman? Şu an mı? (duyulmuyor)'dan önce mi? Sonra mı?

(L) Anlamı ne?

(Joe) Bunu daha önce sorduk, "yüksek" dediler ama olmadı...

(Gaby) Evet, defalarca sorduk.

(T.C.) Bir yorum yapabilir miyim?

(L) Evet.

(T.C.) Catherine Austin Fitts meselesi hakkında, çünkü bence bu, soru sorma ve soruların nasıl sorulup nasıl sorulmayacağı konusu için önemli; bunu kimin sorduğunu bilmiyorum ama bence işin içinde daha fazla detay vardı ve soruyu soran her kimse, daha spesifik olması gerekirken daha genel bir şekilde ifade etmeye çalışmış. Çünkü bence Catherine Austin Fitts'in öne sürdüğü şey, paranın yeraltı üslerinin inşasına gittiği; o durumda soruyu soran kişinin daha iyi soracağı şey şu olurdu: kayıp trilyonlar özellikle yeraltı üslerine mi gitti? Bence o soruda olan buydu.

(L) Şey, o zaman bu çok daha ilginç bir soru.

(Joe) O kısmı çıkarmış olabilirim.

(L) Ha?

(Joe) O kısmı çıkarmış olabilirim.

(Niall) Çünkü soru ayrıca yeraltıcıları ve bu işin ne kadar karmaşık olduğuna dair modelimizi de kapsıyordu. Yeraltı üsleri bizim için hem 3Y, yani somut birşey hem de 4Y birşey. Catherine Austin Fitts muhtemelen seçkinlerin çekilecekleri somut sığınaklar inşa etmek için trilyonları aktardığı/gizlediği bakış açısından geliyor, özellikle.

(Joe) Yani Catherine Austin Fitts bunu konuşurken önerdiği buydu ama soruyu soran her kimse bunu, sanki o şu türden bahsediyormuş gibi birleştirdi...

(L) Şey, soru şu anki haliyle tamamen ilgisiz.

(Joe) Evet, yani kafa karıştırıcı bir soruydu. Catherine Austin Fitts'in söylediği birşeyi alıp, K'ların yeraltı üsleri ve çift-yoğunluklu üsler ve tüm o tür şeyler hakkında söyledikleriyle birleştiriyordu ama Fitts bundan bahsetmiyordu. Yani problem, sorunun formülasyonundaydı ve sorudaki varsayımlardaydı. Düpedüz metaforları karıştırmak. Şu şekilde sorulabilirdi: Kayıp trilyonlar somut yeraltı sığınakları inşa etmek için mi kullanıldı?

(L) Oyuncu Hayden Panettiere'nin Epstein çetesi hakkında konuştuğu için öldürülüp öldürülmediğiyle ilgilenmiyorum. Ve dünya çapındaki psikopat yüzdesinin şu an ne olduğu sorusunu sormayacağım. Psikopatların ve kusurlu OP'lerin arttığını biliyoruz, çünkü çok fazla insan aşılandı ve K'lar bize aşının birçok vakada onları fiilen psikopata çevirerek ya da ruhlarıyla bağlantılarını keserek bu şekilde etkileyeceğini söyledi. Kaç milyar insan aşılandı? Hesabını yapın.

Tamam, Neil, İran üzerinde filme alınan bu UFO meselesi sende:

(Niall) 20 Eylül'de aynı gece iki İran şehrinde (Tahran ve Meşhed) iki "UFO" filme alınmış görünüyor. İkisinde de parlak yanıp sönen ışıklar vardı ve biri (Meşhed'deki) görünüm olarak Aralık 2024'te New Jersey üzerinde görülen "dron UFO"lara benziyor.

Her iki video burada:

https://www.intellinews.com/unident...read-fear-across-iranian-social-media-469062/

İran'daki en ünlü UFO olayı 19 Eylül 1976'da Tahran üzerinde meydana geldi; son gözlemlerin neredeyse tam 50. yıldönümü. 1976'da iki askeri jet bir UFO'yu engellemeye ve düşürmeye çalıştı ve başaramadı; pilotlardan biri daha sonra onu "yoğun kırmızı, yeşil, turuncu ve mavi ışıklarla yanıp sönen" bir cisim olarak tanımladı. Yakın zamanda Tahran üzerinde filme alınanınla bu özelliği paylaşıyordu.

1976 Tahran UFO olayı – Wikipedia
https://en.wikipedia.org/wiki/1976_Tehran_UFO_incident

Bu son İran "UFO"larının kökeni nedir?

(L) Bence bunu kendimiz çözebiliriz. Işıklı siyah bumeranglar uçuruyorlardı.

(Niall) Biri öyleydi. Diğeri New Jersey'de 2024'te görülen şeye benziyordu.

(Joe) Soru şu: gerçek bir UFO muydu?

(Niall) X'teki yaygın teori bunun bir uçurtma olduğuydu.

(Joe) Hayır. Yani, bir dron ya da birşey olabilir.

(Niall) İlginç olan, ünlü 1976 Tahran UFO olayının yıldönümünde meydana gelmesi. Ama...

(L) Pekala.

(Ryan) Genel olarak, sanırım, bugünlerde soruları yönelttiğimiz genel doğrultuyla ilgili hızlı bir sorum var. Çünkü bana öyle geliyor ki şöyle bir denge var... Bir yandan kendimize ilginç gelen, kişisel olarak bizi yakan sorular sormak istiyoruz. Ama öte yandan soruların, mümkün olduğunca çok insan için bir tür daha geniş ilgi ve genel bilgi artışı da sağlaması gerekiyor. Yani bazen soruları, daha geniş bir kitleye ilginç geleceğini düşündüğümüz için sorduğumuz izlenimine kapılıyorum, ama biraz daha düşünsek kişisel olarak bize o kadar ilginç gelmeyebilir. Yani, merak ediyorum, bu noktada, bilirsiniz, sorunun geniş bir kitleye hitap edip etmeyeceği konusunda o kadar endişelenmesek mi, sanırım, ve sadece gerçekten yürekten kişisel olarak ilgilendiğimiz şeyleri mi sorsak?

(Joe) Araştırmayı yapıp iyi bir soru haline getirdiğin sürece.

(L) Evet, araştırmayı yaparsan.

(Chu) Altair ve ryu, bazen celse yapmak yerine soru hakkında ağ çalışması yapmak üzere toplantı yapabileceğimiz önerisinde bulundu; forumdaki uzun bir başlık ya da her neyse yerine. Temelde şu an yaptığımız gibi. Eleme yoluyla cevaplayabiliriz.

(Joe) Evet. Soruları ortaya koyarız ve celse yapmak yerine onlar hakkında konuşuruz.

(Chu) Doğru. Sorular hazırlanır, tartışırız ve sonraki toplantıda finalistlerle gerçekten celse yaparız.

(Joe) Evet.

(Niall) Ya da her ay, ya da her ay cumartesi yapmayı bırakırız, çünkü aslında buluşup neler olduğunu tartışırız.

(L) Evet, şey, endişelendiğim şey, ki bunu burada en başta gündeme getirdim, insanların "Aa, K'lar var, onu sorarız." diyerek kendilerini bir şekilde zayıflatmasından endişeleniyorum. Ve bunlar, belki bir-iki tanesi gerçekten merak uyandırsa da, çoğu kimseyi gerçekten ilgilendirmeyen sorular. Bilirsiniz, hafif bir merak. Ve... Yani, merak ettiğim o kadar çok soru vardı ki ve K'lar bunların birçoğunda beni düpedüz tersledi. Her neyse. Ve o zihniyete girmek istemiyoruz, çünkü farkındalık gücüne ihtiyaç duyduğumuz bir zaman... ve bence korumanın aktif bir unsuru var; yani, bilgi edinmek ve toplamak için uğraştığınızda auranıza, titreşiminize, her neyse, birşey yapıyor. Bence bu hayati. Ve son zamanlarda bu şeyleri tartışmak ve düşünmek üzerine çok çalıştım ve Substack'te paylaşıyorum. Ve evet, yapay zekayı epey kullandım, bazen de hiç kullanmıyorum. Ama kullandığımda, sonra düşünüp konuşabileceğim bilgileri toplamak için kullanıyorum. Yani...

(Joe) Bunu daha önce tartışmıştık; sorunun bir kısmı şu ki, celseler, süresi ve celselerde geçen tüm diyaloglar göz önüne alındığında, kendi araştırmanıza dayanarak ya da konuya göre celselerde zaten verilen bilgilere dayanarak cevabına makul bir yaklaşımla varamayacağınız soruyu sormak zorlaşıyor. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz, değil mi? Yani kendiniz cevaplayamayacağınız kaliteli sorular bulmak zorlaşıyor.

(L) Pekala, şey... Bir şeyler yapalım. Bir şeyler yaptık diyebilmek için.

C: Bu konuşmaya bayıldık! Kasyopya'dan Vlondica burada.

S: (L) Tarihi söylemeyi unuttum. Bugün... 26 Eylül 2026. [Mevcudun gözden geçirilmesi] Kendi sorularımla açacağım. İlgilendiğim şey bu.

(Joe) Dur ama, denetlenmeleri lazım! [kahkahalar]

(L) Utukku demonlarının ve diğer demon türlerinin çeşitli taksonomilerinin tasvirlerini okudum. Antik Mezopotamyalılar üst boyut etkileşimlerin etkilerini deneyimliyor, analiz ediyor ve kategorize etmeye mi çalışıyordu?

C: Evet

S: (L) Ve aynı zamanda, bilirsiniz, demonlardan ayırdıkları, düpedüz ölmüş insanlar için de bir sınıflandırmaları vardı. Yani, bunun hakkında söyledikleri ve ilginç bulduğum birşey vardı: demonlar genellikle konuma özgü. Yani, Dünya'da belirli bir uzay-zaman konumunda bulunuyorlar. Yani... Bilirsiniz, bir yere aittirler ve oraya giderseniz etkileşim yaşarsınız. Bu doğru mu?

C: Büyük ölçüde evet. Portallar ve sektör gözetmenleri hakkında söylediklerimizi hatırlayın. Bu, hiyerarşide aşağıya doğru geçerlidir.

S: (L) Tamam. Peki ölmüş insanların ruhları belirli bir konumla ilişkili olabilir mi? Yani belirli bir yere yapışma veya bağlanma gibi?

C: Evet!

S: (L) Fustel de Coulanges'ın, erken mülkiyet hukukunun, bir ailenin ihmal edilmiş ölülerinin kendilerine ait mülke giren davetsizlere zarar vereceği korkusuyla doğduğu teorisinde gerçeklik payı var mı?

C: Evet

S: (L) Pekala. Yani, o makaleyi kesinlikle okumanız gerektiğini düşünüyorum. Şimdi buradaki sorulara gelelim. O sadece benim ilgilendiğim şeydi.

(Joe) Geçen yıl New York'ta rögarlardan çıkarken görülen adamlara dair haberler... Bunlar sadece define avcıları mı?

C: Hayır. Belli bir türden hazırlıkçılar.

S: (Joe) Husiler, Yemen'de Suudi-ABD-İsrail çıkarlarına karşı son etkileyici saldırılarında İran dışında bir güçten yardım aldı mı?

C: Evet

S: (Joe) Rusya?

C: Evet. Ve Kuzey Kore.

S: (Joe) "Belli bir türden hazırlıkçılar"... Öylece soracağım. Detay istemeyeceğim. Ama uğursuz birşeye hazırlandıklarını söylemek doğru olur mu?

C: Çoğu vakada evet.

S: (Joe) Bu, bir şekilde devlet bağlantılı mı? Açık ya da gizli devlet bağlantılı faaliyet?

C: Gizli.

S: (Joe) Patlamalar. Gaz bombaları. Kanalizasyon sistemini bozma.

(L) Her türlü şey. İnsanlığın çoğunu öldürmek istiyorlar, size söylüyorum.

(Joe) Kaos yaratmak.

(L) Evet. Şaka değil. Gerçekten yapıyorlar. Tamam, sonraki soru.

S: (Niall) İran füzeleri bu ayın başlarında gerçekten bir ABD uçak gemisini vurdu mu?

C: Evet

(Andromeda) Biliyordum.

S: (Niall) Bu tür ilk vuruş muydu?

C: Hayır

S: (L) Lindsay Clancy hakkındaki teorimiz doğru yönde miydi?

C: Evet

S: (L) Ne kadar isabetliydi?

C: %96

S: (Joe) Bu A+ demek. [kahkahalar]

(L) A+ aldık. Tamam, neyi kaçırdık?

C: Esas olarak 3Y'den yapılan bir zihin manipülasyonuydu.

S: (Joe) Bunu kim söyledi? [kahkahalar]

(L) Evet, ama onu 3Y'den zihinleriyle manipüle eden insanlar üst boyut alemlerden zihin manipülasyonuna uğruyordu, değil mi?

C: Evet

(Joe) Her zamanki gibi. [kahkahalar]

(L) Yani ben de haklıydım. [kahkahalar]

S: (L) Tamam, bu sezonda kasırga olmamasının ve 1914'ten önceki sezonda da olmamasının bir sembolizmi var mı? Bir bağlantı var mı?

C: Evet. Tsunami öncesi suyun çekilmesi gibi.

S: (L) Çok hoş.

(Joe) Yani şu an kasırga yok, çünkü büyük bir kasırgaya hazırlanılıyor. Devasa bir kasırgaya.

(L) Ya da enerji başka bir yere gidiyor.

(Joe) "Yarından Sonra" filmindeki gibi.

(L) Belki.

(Andromeda) İki afet birden.

(L) Tamam.

(Niall) 10 Ağustos'ta Kolombiya'daki 7,5 depremi doğal olarak mı meydana geldi?

C: Hayır

(Andromeda) Bir isabet daha.

S: (Joe) Büyük değildi ama.

(Niall) Venezuela ile aynı büyüklükteydi. Neden Kolombiya? Bir nedenleri var mıydı yoksa eğlencesine miydi?

(Joe) Sadece test.

C: Evet

S: (L) Test.

(Ryan) Bence tetiklenen depremlere dair tüm bahisler Kuzey Amerika ya da Güney Amerika yarımküresinde oldu. Bunu belirtmek ilginç olur diye düşündüm.

(L) Bu doğru.

(Gaby) Tetiklenenler olarak bildiklerimiz.

(L) Tamam. Casus uydular... 660 tane uydu parçalanması olayı olmuş. Bu, ülkelerin birbirinin uydularını havaya uçurduğu 3Y savaşı gibi birşey mi?

C: Hayır

S: (L) Uzaylıların seviyeyi yönetilebilir tutmak için belli sayıda uyduyu saf dışı bırakması gibi birşey mi?

C: Yakın

S: (L) Yani bunlar uzaylı eylemleri. Tamam.

(Niall) 20 Eylül'de aynı gece iki İran şehrinde iki UFO görüntülendi. İkisinde de parlak yanıp sönen ışıklar vardı ve biri görünüm olarak Aralık 2024'te New Jersey üzerinde görülen dron UFO'lara benziyordu.

(L) O dron UFO'ları sormadık mı?

(Niall) Dörtte üçü uzaylı, dörtte biri CIA'den taklitçiler gibi.

(Joe) Hayır, hayır, hayır. %63'ü insan ürünü.

S: (L) Aa. Tamam. İran'daki en ünlü UFO olayı 19 Eylül 1976'da meydana geldi, neredeyse tam 50. yıldönümü. Bu son İran UFO'larının kökeni nedir?

C: 4Y

S: (L) İkisinin de mi?

C: Evet

S: (L) Ne yapıyorlar?

C: İzleme ve kafa karışıklığı yaratma.

S: (Niall) 1976'nın yıldönümüyle çakışma sadece bir tesadüf mü yoksa doğal bir yakınsama mı var?

C: Doğal döngüler.

(L) Diğeri 1976'da mı oldu dedin?

(Niall) Kelimenin tam anlamıyla 1976'nın tam 50. yıldönümüne birkaç saat kala. Ve o zaman tasvir edilen, bu sefer görülenle tasvir olarak tamamen aynıydı. O zaman görülen, tasvir olarak tamamen aynıydı.

S: (PopHistorian) Beta-siklodekstrin, aterosklerozu tersine çevirmede reklamı yapıldığı kadar hızlı ve güvenli şekilde doğru yönde işliyor mu?

C: Yakın.

S: (L) Alabileceğin tek şey bu. Tamam. Bu da halloldu.

(Joe) Yan etkilerinin ihmal edilebilir ya da sıfır olduğu iddiası da doğru mu?

C: Yakın

(L) Bununla deney yapmamız lazım. PopHistorian, bir taramada görüntülenmiş tıkanıklığın var mı? Neredesin?

(PopHistorian) Hayır, beş yıl önce kardiyak olaylar için orta riske yakın gibi görünen bir skor aldım, ama ailemde var, muhtemelen kötüleşti ve beslenme şeklimizin berbatlığı yüzünden belli bir yaşın üzerindeki neredeyse herkesi etkiliyor.

(L) O şekilde beslenmeyi bırak.

(PopHistorian) Doğru, ama birçok insan diyet yüzünden felaketin eşiğinde ve buna bir çare çok makbule geçerdi, ama statin kullanımına dayalı ilaç endüstrisini tehdit eder, dolayısıyla benimsenme olasılığı sıfır gibi görünüyor.

(L) Pekala. Sanırım sorulabilir tüm soruları ele aldık, değil mi?

(Joe) Geçen yıl Mark Zuckerberg hakkında sorduğum bir soruya neredeyse cevap aldığımızı hatırlıyor musun?

(L) Ve?

(Joe) Mark Zuckerberg ile Peter Thiel'in benzer geçmişlerden olup olmadığını merak ediyordum. Ve demek istediğim...

C: Evet

S: (Joe) Çünkü onun bir videosunu dinlediğimde fark ettim, çok benzer konuşuyor. Mark Zuckerberg tuhaf bir şekilde konuştuğunda bilirsiniz...

(L) Robotik.

(Joe) Kesik kesik. Hatta aksan bile. Peter Thiel'i dinliyordum ve çok benzer. Tuhaf. Her neyse.

(L) Pekala.

(Joe) Ve videoda ne söylediğini biliyor musun, videonun kısa bir bölümü, bağlama bakacağım, ama söylediği şey şuna geliyordu: "Kötü bir insan olmak o kadar da kötü bir şey değildir; çünkü en azından bir şeyler başarırsınız." Bunu halka açık şekilde söylüyor.

(Andromeda) İnanılmaz.

S: (L) Psikopatların sorunu bu. Sonuçları anlamıyorlar. Pekala. Yapabileceğimiz bu kadar, çünkü başta upuzun birşey yaptık ve ben şimdiden yorgunum. İyi geceler diyelim. Çok teşekkürler.

C: Hoşçakalın.

Orijinal celse metni:

https://cassiopaea.org/forum/threads/session-26-september-2026.58319/