Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

25 Şubat 2023

Başlatan bozadi, 28 Şubat 2023, 15:51:54

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Dionysos

#30
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sybleman
Burada neden devam etmiyorlar. Bazen anlamıyorum. Sorunun cevabını alabilirler ama hop konu başka bir yere kayıyor gibi geliyor bana.

Mesela burada genetik değiştirelecek diyorlar, onlar yapay zekaya kayıyor. Sonraki cevap sonuç bu olmayacak diyor. Keşke burada neyi değiştirecekler ve bunu nasıl yapmayı planlıyorlar gibi bir soru gelseydi.


Bu ilk celsedeki bir sorunun uzantısı ve bu çok açık.
(Taşıyıcı olma ve içerikler için tüketim denen)

Bu şuna benziyor. insan ormanda bir çit çevirir içindeki tüm hayvanlar artık onundur (Taşıyıcı olarak kullanma ve içerikleri için tüketim)
Bazılarını hayvanat bahçesine getirir, bazılarını tıbbi deneyler için kafeslerle üniversitelere ve laboratuvarlar götürür (Taşıyıcı olarak kullanma ve içerikleri için tüketim)
Koyun Dolly'i kopyalarken aslında çaba koyun çoğaltma değil genetiği öğrenme vs(Taşıyıcı olarak kullanma ve içerikleri için tüketim)

Bir gün uzayda bir koloni kurmak üzere yeni gezeğen aradığımız ve bir gezegeni işgal etmeyi planladığımızı düşünelim. Uzak uydular gönderelim gezegeni çevirelim ve inceleyelim. Orada bize göre ilkel bir tür bulalım. Gidip inip onlarla genetik deney yapalım .(Sibergenetik robotlarımız için) . Sonra göklerine bir elektromanyetik kafes yerleştirelim ..
Onlar bizim taşıyıcılarımız ve onları içerikleri için tüketiyoruz. Genetik materyal olarak dahil. Anlatılan bu..


(Taşıyıcı olarak kullanma ve içerikleri için tüketim)


Alıntı YapEklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen sybleman
Burada hep hiç bir şey kalmayacak, sadece taştan adacıklar kayalar vs. kalacak gibi düşünüyordum, demekki heryerde yıkım olmayacak, bazı yerler ayakta kalabilecek.


Aslında kızıl bir gökyüzünde mağara adamı olarak yeni bir döngüye baştan başlama gibi bir tabirde sanırım ayrıca vardı..

Tekno uygarlık çökerse ya da başımıza ne geleceğini bilmiyorum ama atyapımızın yarısı çökerse ve insanların %70 ini felan kaybedersek eski dünya olacağını sanmıyorum. Yani üretim toplumları enerji şebekleri, iş emek döngüsü, para sistemi, iktidarlar, sermaye her şey yerle bir olacaktır. Kentler iki gün elektrik su ve ısıtma olmadan yaşayamaz. Enerji sürekliliği ya da toplumun mevcut yapısı olmadan iş emek üretim döngüsü yönetim döngüsü hiçbir varolamaz.

Aslında burada ne yaşanacağı önemli ve onu bilmiyoruz ve bilmeksizin de hiç bir şey kestirilemez ve öngürülemez
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#31
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

S: (L) Peki tehlikeler nelerdir?
(Pierre) Başka depremler.
C: Evet

S: (Andromeda) Zincirleme reaksiyon...
C: Evet

S: (L) Peki o zaman bu insanlar bizi güneşten korumak için atmosfere toz koymanın hiç de iyi bir fikir olmadığının neden farkında değiller?
C: Bunu onlar da biliyor ama korku yayma taktiği olarak bu tür saçmalıklar öne sürüyorlar.

S: (Joe) Sadece küresel ısınma ve iklim değişikliği görüşlerini desteklemek için. Türkiye'deki depremin bir dizinin parçası olduğunu mu söylediler?
C: Evet. Bu yıl daha fazlası olacak.

S: (Joe) "Dizi" derken, illa aynı coğrafi bölgeyi kastetmiyorsunuz o zaman?
C: Hayır.

S: (Joe) Diğer...
C: Ama Afrika'yı izleyin.

S: (Joe) Afrika'da genellikle deprem olmuyor.
(Niall) Büyük Rift Vadisi mi? Somali ve Afrika Boynuzu...
C: Birkaç yıl önce kıyı açıklarında yaşanan garip olayları hatırlayın.

S: (Joe) Gaz çıkışları mı?
C: Evet

S: (Joe) Yani Afrika derken, Afrika kıyısı açıkları olabilir.


İlginç bir şekilde K'ların br depremi olguyu direkt işaret etmeyeceğini bir şey ima edeceğini düşünüyorum. Yani ne demek istediler

Biraz düşündüm ve bir şey çıkaramadım ama bunları buldum..

Alıntı YapEklenti:
Etimoloji. Afrika adı, Kartaca'ya ilk defa ayak basan Romalılarca "Afri" veya "Africani" denilen oymakların adından esinlenerek verilmiştir. Bu adın yerel Libya kabilelerini betimlemek için kullanıldığı düşünülse de, genellikle Fenikecede kullanılan afar yani toz kelimesi ile bağlantılıdır.

Antik Romalılara göre, Asya kelimesi Mısır'ın doğusunda kalan Anadolu ve ötesini ifade ederken, Afrika kelimesi Mısır'ın batısını tanımlamak için kullanılmaktaydı. Bu keskin çizgi Yunan coğrafyacı Ptolemy (85-165 MÖ) tarafından belirlenmiştir.

Diğer etimolojik hipotezler ise;

Birinci yüzyıl Yahudi tarihçisi Flavius Josephus tarafından İncil Yaradılış 25:4'te ileri sürülen görüşe göre Afrika adı Libya'yı istila ettiği söylenen İbrahim peygamberin torunu Epher tarafından verilmiştir.
Sevillalı Isıldore'in Etymologiae isimli eserinde belirttiğine göre Afrika adı Latin kökenli aprica, yani "güneşli" anlamına gelen kelimeden gelmektedir.
Massey'in 1881 yılında ortaya attığı teze göre Afrika kelimesi, Mısır dilindeki af-rui-ka cümlesinden gelmektedir. Bunun anlamı "Ka'nın ağzına doğru dönmek" manasına gelir. Mısır felsefesinde "Ka", her insanın içinde olduğuna inanılan hayat özüdür ve "Ka'ya doğru dönmek", doğum yerine başlangıç yerine dönmek manasına gelir. Afrika, Mısırlılar için, soylarının geldiğine inanılan başlangıçtır.
Michèle Fruyt tarafından ortaya atılan bir diğer hipoteze göre, İtalya'da bulunan Umbria bölgesi kökenli "yağmurlu rüzgâr" anlamına gelen Latinceyle bağlantılı "africus" yani "güney rüzgârı" kelimesinden gelmektedir.

Afrika - Vikipedi

Afrika, çok çeşitli iklim bölgeleri bulunan ekvatorun her iki yanında ve dünya üzerinde her iki iklim kuşağında da bulunan tek kıtadır.



Alıntı YapEklenti:
Afrika adının kökenleri üzerine düşünceler.

• Afrika adının Kartaca'ya (Filistin topraklarında bir ticaret imparatorluğu-antik dönem) ilk yerleşen Romalılarca "Afri" ya da "Africani" denilen oymakların adından aldığı ileri sürülmektedir. Ancak Latince'de kıtaya Afrika adının "Pön Savaşları" sırasında verildiği ancak bu döneme kadar eski yunanlı yazarların kıtaya
"Libya" ya da "Lebular Diyarı" adını verdikleri tahmin edilmektedir. Ancak antik dönemde Afrika, Romalıların işgal ettiği Kartaca topraklarını anlatmaya yönelik olarak kullanılma ihtimali yüksek görünüyor.

Fakat M.Ö. Birinci yüzyıl sonunda Afrika adının bütün kıtaya yayıldığı görülmekle birlikte Latincede etimolojik yolla "aprica" (güneşli) ya da Yunanca'da "a-frigo" (soğuk olmayan) isimlerinden türdeğini ve değişim geçirdiğini ileri süren araştırıcılarla da karşılaşılmaktadır.
• Afrika adının bir süre Arapça'da yerini "İfrikiya"ya bıraktığı gözlemlense de bu isimlendirmelerin kıtanın kuzey bölgeleri için kullanıldığı dikkat çekiyor. Aslında Afrika adının kıta geneline yayılışı ve benimsenmesinde buraya gelen Avrupalı sömürgecilerin büyük rolünün olduğu tartışmasız gözüküyor.

PDF Linki


Alıntı YapEklenti:
Arap levhası, Orta Doğu'da bulunan ve Arap Yarımadası ile kuzeyini kapsayan bir levhadır

https://www.wikiwand.com/tr/Arap_levhas%C4%B1

Ayrıca Arap ve "Afrika levha"sı


Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#32
Afrika'nın etimolojisini İngilizce olarak aradım.
Aynı yakın imgeler.

-Uygarlar ve barbarlar.
-Karalar ve beyazlar
-Güney ve kuzey
-Sıcak ve soğuk
-Güneş-güneşli ve soğuk/yağışlı
-Kum/toz
+(Güneyde vahşilerin yaşadığı yer ya da güneyde siyahi vahşilerin yaşadığı yer, güneyde vahşilerin yaşadığı çöl -beyaza göre)
++Güney

Eklenti:
Bazı tarihçiler, Afrika kelimesinin Berberi kabilesi Aoigha'yı ifade etmek için kullanılan Latince afri kelimesinden kaynaklanmış olabileceğini söylüyor. Romalılar bölgeye "Afri ülkesi" anlamına gelen Afri-terra adını verdiler. Latince -ica soneki bir kara kütlesini belirtmek için de kullanılır.

'Afrika', Kıtanın Adlandırılması ve Belirlenmesi

aaregistry.org


Eklenti:
Âfri (tekil Âfer), Afrika sakinleri için Latince bir isimdi ve en geniş anlamıyla Akdeniz'in (Antik Libya) güneyindeki tüm topraklara atıfta bulunuyordu. Latince konuşanlar ilk başta #257;fer'i "Afrika'nın" anlamına gelen bir sıfat olarak kullandılar. Bir öz olarak, bir Afrika yerlisini ifade ediyordu; yani bir Afrikalı.


Eklenti:
Afrika adını nasıl aldı?

On altıncı yüzyılın başlarında, Kuzey Afrika'nın çoğunu dolaşarak orada gördüklerini ayrıntılı olarak anlatan ünlü ortaçağ gezgini ve bilim adamı Leo Africanus (el-Hasan ibn Muhammed el-Vazan), 'Afrika' adının Yunanca 'soğuk olmadan' anlamına gelen 'a-phrike' kelimesinden türetilmiştir, ...

Afrika: Bir isimde ne var? - Çevrimiçi Güney Afrika Tarihi

sahistory.org.za



Eklenti:
Afrika'nın Afrika olmadan önceki adı neydi?
africa etymology ile ilgili görsel sonucu
alkebulan
olarak adlandırıldığını Aslında bu okul, Afrika'nın başlangıçta Alkebulan ve Afrika adı doğmadan önce yaygın olarak Alkebulan olarak anıldığını savunuyor. Kemetic History of Africa adlı kitabında Dr cheikh Anah Diop, "Afrika'nın eski adı Alkebulan'dı.


Eklenti:
alkebulan ne demek?
İNSANLIĞIN ANNESİ
ALKEBU-LAN – AFRİKA'NIN ESKİ ADI . İNSANLIĞIN ANNESİ, CENNET BAHÇESİ.


Eklenti:
Afrika (Roma eyaleti) - Wikipedia

Africa Proconsularis veya Africa Vetus tarafından yönetiliyordu (Eski Afrika), bir prokonsül kelimesinden gelmesi olasıdır. "Afrika" adının Berberi "afer", "ifri" veya " Aourigha " (adı Afarika olarak telaffuz edilirdi)

Afrika" adının , bir kabileyi tanımlayan .Utica Savaşta Romalıların yanında yer alan [1] idari başkent olarak kuruldu. alanına bırakıldı Kalan bölge, Berberi Numidyalı müvekkil kral Massinissa'nın . başka bir büyük gücün yükselmesini engellemekti O zamanlar Afrika'daki Roma politikası, Kuzeybatı Afrika'da .MÖ 118'de Numidian prensi Jugurtha , küçük krallıkları yeniden birleştirmeye çalıştı. kontrolüne verildi Ancak, ölümü üzerine, Jugurtha'nın topraklarının çoğu Berberi Mauretanian müvekkili kral Bocchus'un ; ve o zamana kadar, Afrika'nın Romalılaşması sağlam bir şekilde kök salmıştı.

https://en.wikipedia.org/wiki/Africa_(Roman_province)


Eklenti:
Berberiler - Vikipedi

Berberiler (Berberi dilleri: Imazi#611;en, tekil Amazi#611;; Arapça: Al-Barbar, Amazigh), bugünkü Mısır, Libya, Tunus, ..


Eklenti:
kendilerine (bkz: amazigh) diyen bu halk, kuzey batı afrikanın yerlileridir. araplardan çok önce bu bölgeye yerleşmişlerdir. tamazigh adlı bir dil konuşurlar.


Eklenti:
Berberî adı eski Yunan kaynaklarında Barbaroi, Latin kaynaklarında Barbari (barbar) olarak geçmektedir. Yunan ve Latin dünyasının dışında oldukları için burada yaşayan halk bu adla anılmıştır.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

cqkq

#33
Çeviri için teşekkürler Bozadi. Şu celse için içim içimi yiyordu celse yayınlanmış işten güçten anca aklıma geldi bakmak :)
İsa'nın Sezar'a dayanması kısmını anlamadım, daha önce geçmiş ve C'ler bunu onaylamış gibi konuştu soran.

Bu arada bir yer çekimi değişimiyle onlar oluyorsa 1500 sene önce yaptıkları yer çekimi değişikliğinde neler oldu kim bilir..

bozadi

#34
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen cqkq

Çeviri için teşekkürler Bozadi. Şu celse için içim içimi yiyordu celse yayınlanmış işten güçten anca aklıma geldi bakmak :)
İsa'nın Sezar'a dayanması kısmını anlamadım, daha önce geçmiş ve C'ler bunu onaylamış gibi konuştu soran.

Bu arada bir yer çekimi değişimiyle onlar oluyorsa 1500 sene önce yaptıkları yer çekimi değişikliğinde neler oldu kim bilir..
Ben de sizlere teşekkür ederim cqkq.

İsa'nın Romalı bazı imparatorlar (Flavius Hanedanı) tarafından, büyük ölçüde Sezar'dan modellenerek kurgulanmış bir karakter olduğu yönünde daha önce verilen bilgilerle çelişen bir durum yok sanırım bu son celsede.


Alıntı YapEklenti:

S: (Ryan) İsa'nın Sezar'a dayalı olması gibi, efsanevi Perseus da aslında belirli, gerçek bir kişiye mi dayanıyordu?

C: Hayır.

Burada, "tıpkı İsa'nın Sezar'a dayalı olması gibi, Perseus efsanesi de belirli bir birey model alınarak mı yaratıldı?" gibi bir soru sorulmuş ve K'lar olumsuz cevap vermiş. Yani mitolojideki Perseus karakteri, gerçek bir birey model alınarak üretilmemiş.

Bu arada Sezar konusu geçmişken, Soner Yalçın'ın bugün okuduğum köşe yazısında Brütüs ile Sezar karşılaştırmasında, Brütüs'ün Sezar'ı "ülkeyi kurtarmak için" öldürdüğü, yani ülkenin, milletin selameti için dostunu öldürmek zorunda kaldığı yönünde bir yorum yaptığı izlenimini edindim ve eğer doğru anlıyorsam, Soner Yalçın'ın Sezar'ı ülkeyi batıran bir karakter ve Brütüs'ü de Sezar'ı öldürerek ülkeyi/devleti kurtaran bir karakter olarak betimlemiş olmasını (Shakespeare eseri üzerinden) çok üzücü buldum. Soner Yalçın gibi bir tarihçi Sezar'ı nasıl bu kadar yanlış tanımış olabilir diye hayıflandım, üzüldüm. Sezar ülkenin kanını emen elitlerle savaşıp ülkenin kaynaklarını fakir halk tabakalarına yaymak için canını ortaya koymuş, bu nedenle askerleri/ordusu ve halkı tarafından "tapılan" bir adamdı. Soner Yalçın tarihi çarpıtmaya çalışan bir takım egemen çevrelerin tarih anlatısına takılarak, Sezar'ı halk, ülke, devlet düşmanı bir karakter olarak görme hatasına düşüyor. Umarım bu konudaki yanılgısının farkına varır.

Evet, Sezar savaşlarda bir sürü insan öldürdü ordusyla ama o dönemin şartları bugünün şartlarından farklıydı, savaştığı kitleler de son derece savaşçı ve çoğunlukla barbardı, savaşmak ve öldürmek hayatın olağan bir parçasıydı ve Sezar körü körüne savaşmadı, insanlığa yakışır, elitlerin değil halk kitlelerinin çıkarlarını öne çıkaran bir düzen kurmak ve yaymak için savaştı aslında.

Bugünün öykündüğümüz, pek çok yönünü övdüğümüz Avrupa kültürünün ve medeniyetinin oluşumunda Sezar'ın çok büyük bir payı vardır.

Ve Sezar kendi dönemindeki bir sürü başka komutana, yöneticiye kıyasla oldukça vicdanlı, affedici bir adamdı aynı zamanda.

Sezar üzerinden İsa'yı (Roma'ya isyan etmemeyi savunan iyiliksever Yahudi mesih) ve Hristiyanlığı yaratan güçlerin bunu yapmaktaki başlıca amaçlarından biri Yahudi isyanlarını bastırmak ve Yahudileri Roma'ya karşı itaatkar kılmaksa, bir diğer önemli sebep ise halkın Sezar'ı ilahlaştırma eğilimini sona erdirmek, saptırmaktı anladığım kadarıyla.

Sezar bu dünyanın gördüğü en yüce gönüllü, en halk dostu yöneticilerden, komutanlardan biriydi.

cqkq

#35
Cevabın için teşekkürler Bozadi,

İsa'nın Sezara dayalı olmasına cevap vermemişler ancak Ra bilgilerinde İsa ile alakalı bölümleri de hatırlıyor gibiyim hatta güçlerini ilk keşfedişinde 7 yaşlarında arkadaşına sinirlenip ölümcül bir yara verdiğinde farklı olduğunun farkına vardığını da anlatıyordu bir bölümde.

Ama tabiki o dönem tarihinin çok tahrif edildiğini düşünüyorum. Bu konuda en fazla birkaç hikaye birbirine dayandırılmış olabilir. Kurgusal bir karakter olmadığını düşünüyorum. Hatta Ra bilgilerinde ayrıca İsanın ölümünün sahteliği ve sonrasında holografik bir düzenek ile çarmıha gerilmesini sahnelendirmesini de anlatmıştı Don Elkins'e daha sonra aslında hiç yaşanmamış çarmıha gerilme efsanesi ortaya çıktı tabi.

Hatta Kuranda da nadiren bu olay doğru olarak anlatılır yine üstü çok kapalıdır her zamanki gibi. Orada da "Oysa onu öldürmediler ve asmadılar.  Fakat onlara öyle gibi gösterildi. \" der Nisa\'da

fidelista

#36
Ra Bilgilerinde Hz İsa'dan bahsedilmesi,K.Celselerinde uzun yıllar İsa'dan bahsedilip sonra yaşamadı Sezar'dan esinlenildi denmesi hala çözülmesi gereken bir çelişki bence,bunu açıklarken siz inanıyordunuz özgür iradenize karşı söylesek inanmazdınız gibi bir savunma ne kadar doğru olabilir ,bu açıklamayı doğru kabul edersek bugüne kadarki tüm transkritilerin sorgulanması gerek o zaman her şey birbirine karışır . Olayı dinsel bir inanç seviyesinde algılayıp ret yada kabul etmek yanlış olur.Bu yaklaşım herkeste az çok vardır bir nevi zahmetten kaçma çabasıdır , yeryüzünde dinlerde dahil bozulmadan yüzde yüz diyebileceğim bir mesajın olduğunu sanmıyorum.Temel ilkeler olan ; sevgi başkalarına hizmet,tek sonsuz yaratan,özgür irade gibi kavramlara sarılmak yoldan çıkmamıza engelolur..

Gavroche

#37
Çeviri için teşekkürler.

bozadi

#38
Bilgimizi artırıp netleştirme çabasında tartışma her zaman mümkün ve gerekli tabi ki ama fidelista'nın da dediği gibi,

Alıntı YapEklenti:

Temel ilkeler olan ; sevgi başkalarına hizmet,tek sonsuz yaratan,özgür irade gibi kavramlara sarılmak yoldan çıkmamıza engelolur..


Hayatımızın, varoluşumuzun en önemli konusu Sezar veya İsa veya Muhammed veya Musa diye birinin yaşayıp yaşamadığı değil bence. Dinsel inanç nedeniyle, belirli bir "kutsal" kitapta o şekilde anlatılıyor diye, birinin mutlaka yaşamış olması ve anlatıldığı gibi olması gerektiğine inanıyor olabilirsiniz tabi ki. Ben hiçbir dine mensup değilim ve peygamber olarak bilinen herhangi bir şahsın (veya hatta Sezar'ın) gerçekten yaşayıp yaşamadığı veya ne anlattığı, ne öğrettiği konusunu birincil derecede önemli bir konu olarak görmüyorum.

Sevgi olmazsa, birlik, dayanışma olmazsa, yalanlar, dayatmalar egemen olup hayat işkenceye dönerse, tarihsel tartışmaların ne anlamı olur? Bugün dünden önceliklidir. Bizim öncelikli işimiz bugün ne durumda olduğumuza bakıp ciddi eksik ve yanlışları düzeltmeye çalışmak. Bunun için gerekli bilgi-sezgi varlığımızda, bilincimizde, vicdanımızda mevcut. Bir bakıma tüm ideolojik tartışmalar bizi şimdi ve buradaki gerçekliğimizle yüzleşmekten uzaklaştırıcı etki yapıyor. Ama evet, bir yandan da bu ve başka bin bir türlü konu önümüze geliyor ve anlamaya, yorumlamaya çalışıyoruz.

bozadi

#39
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gavroche

Çeviri için teşekkürler.
Ben de sana, sizlere teşekkür ederim Gavroche, ilginiz, desteğiniz için.

bozadi

#40
Bu forumda en çok temel alınan kanal bilgileri olan Ra, Pleyades ve Kasyopya bilgilerinin kendi aralarında çelişkili oldukları konulardan ziyade, örtüştükleri, uyumlu oldukları konular zaten hayatımızın en önemli, en temel konularını temsil ediyor. Bunlar da yukarıda fidelista'dan alıntıladığım hususlar. Diğer konular da elbette tartışıldı, tartışılıyor, tartışılacak ama ikincil derece konular bunlar. Bu tür tartışmaların nihai gerçeğine varıp varamamak çok önemli değil bence, özellikle de çok fazla gerginlik ve negatif enerji üretme potansiyeli taşıyorsa.

cqkq

#41
Bence bu konulara hassas yaklaşılmamalı, dini de siyasi de olsa tarihi kişiler hakkında aşırı hassas olunmamalıdır. Birinin gerçekten yaşayıp yaşamadığnın garantisi dediğin gibi bence de yoktur. Bildiğiniz gibi dejavuya neden olan bir köprüleşme oluyor ve bu her olduğunda geçmişimiz belli oranda değişiyor. İnsanlığın geçmişinde gerçekten kim vardı, bu simülasyona göre geçmişimizde kim var bunlar arasında fark oluşabilir. İsanın daha bütünleştirici bir kişi olduğuna inanıp geçmişimize eklenmiş olabilir, Hitlerin bir katkısı olduğuna inanıp geçmişimize eklenmiş olabilir. Belki gerçekten çok önemli bir kişiyi şu an dünyada kimse hatırlamıyor onun yerine hiç yaşamamış önemli kurgusal karakterleri tanıyoruz.

Burada da aynı sonuca çıkıyoruz, önemli olan yaşadığımız an, işimize yarayacak bilgileri edinmek, titreşimlerimizi yükseltmek ve sevmek.

bozadi

#42
K'lar daha seansların ilk yılında (1994) İncil'in "Yunan baskıcılar" (baskı/itaat uygulayan bir güç) tarafından yazılmış, büyük ölçüde çıkar amaçlı bir propaganda olduğunu söyleyerek aslında Laura'yı bu konuda araştırma yapmaya, yani dinsel inançlarını/kabullerini sorgulamaya teşvik etmeye başlamıştı.


Alıntı YapEklenti:

S: (L) Sık bir şekilde İncil'in bozulduğunu söylüyorsunuz. İncil'i tam olarak kimin, ne zaman ve nasıl yozlaştırdığını öğrenmek istiyorum.

C: İlüminati kardeşliği tarafından bin dünya yılı boyunca.

S: (L) Bin yıl önce İncil tamamen doğru muydu yani?

C: Hayır.

S: (L) Katolik kilisesinin bu yozlaştırma ile bir ilgisinin olması ihtimali var mı?

C: Evet.

S: (L) Katolik kilisesi'nin elinde İncil'in bozulmamış orijinal metinleri oldu mu hiç?

C: Hayır.

S: (L) Peki böyle bir metin hiç oldu mu?

C: Hayır.

S: (L) Matta'yı kim yazdı?

C: Yunan baskıcılar (Ç.N.: buradaki "baskıcı" kelimesi, baskı-şiddet uygulayarak itaat aşılayanlar anlamındadır.)

S: (L) Yunan baskıcılar nedir?

C: Sizin FBI'ınız gibi.

S: (L) Markos kitabını?

C: Aynı.

S: (L) Luka ve St. John?

C: Aynı.

S: (L) Havariler?

C: Aynı.

S: (L) Yeni Ahit kitapları arasında yazdığı iddia edilen kişi tarafından yazılan herhangi bir kitap var mı?

C: Hayır. Bunun %70 propaganda olduğun unutmayın.

S: (L) O halde %30'u gerçek veya doğru öğretiler mi?

C: Yakın. Meditasyon yoluyla, içgüdülerini kullanarak bunu yeterince ayırt edebilirsin.



İsa'nın yaşadığı söylenen bölgede konuşulan dil Aramice olduğu halde İncil'i oluşturan kitapların hiçbirinin orijinali Aramice dilinde yazılmamış, "Yunanca" yazılmış ve sonradan Batı dillerine tercüme edilmiş. Ve Yunanistan Roma imparatorluğu toprakları içindeydi. Konunun incelenmesi gereken bir sürü ayrıntısı var illa ki ama ilk İncillerin Yunanca yazılması mevzusu başlı başına şüphe uyandırıcı görünüyor.

K'lar ayrıca 1996 yılında şöyle bir "ipucu" vermiş gibi görünüyor:

Alıntı YapEklenti:

S: (L) D4'ün sonraki sorusu: Paul beden dışı deneyimi sırasında ne söyledi ve neden bu sözlerin "insan tarafından söylenmesi meşru" değildi?

C: İsa "Sezar'ın hakkını Sezar'a verin" dedi.

S: (L) Bunun soruyla ilgisi nedir?

C: Öğrenmek için düşün.



K'lar alakasız görünen bir durumda İsa'nın "Sezar'ın hakkını Sezar'a verin." sözüne atıfta bulunuyor ve "öğrenmek için düşünün." diyor. Bu sözün en ilginç özelliklerinden biri, Romalı Flavius hanedanından gelen imparatorların İsa/Hristiyanlık mitini uydurma gereği duymalarının en büyük sebebinin, "isyancı Yahudileri sakinleştirmek" olmasıyla ilgili. Yahudiler kendilerini Romalılardan kurtaracak bir Mesih beklentisi içindeler ve Romalı imparatorlar onların bu beklentilerinden yararlanarak bir Yahudi Mesih efsanesi yaratıyorlar ama bu Mesih Yahudileri Roma'ya karşı "itaatkar" olmaya teşvik ediyor!!! Ne kadar ilginç değil mi? O süreçte Romalılara karşı çılgına dönmüş olan, bir sürü isyan ve saldırı düzenleyen Yahudilere, "Sezar'ın hakkını Sezar'a verin." diyor, bir tokat atana öbür yanağını dönmeyi teşvik ediyor!!! Tam da Yahudilerin Romalılardan "öç alıp" onları kurtaracak bir Mesih beklentisi içinde oldukları bir zamanda.

Ayrıca K'ların soruyla alakasız görünen bir şekilde yaptığı bu "İsa, 'Sezar'ın hakkını Sezar'a verin' dedi." vurgusu, İsa'nın aslında Sezar olduğuna dair bir ipucu olarak da görülebilir. İki kişinin adı geçiyor, İsa ve Sezar. Ve "Sezar'ın hakkını Sezar'a verin." deniyor. Düşünülürse, gayet ince, güzel bir ipucu gibi görünüyor. Çift anlam. Hem Romalıların İsa karakterini yaratma nedeniyle ilgili bir ipucu geçiyor (Yahudileri sakinleştirmek için Roma'ya itaati teşvik eden bir Yahudi Mesih), hem de adı geçen iki kişi arasında "hakkın" (orijinalin) kim olduğuna dair bir işaret veriliyor, bir açıdan.

Bu ilginç vurgu, K'ların daha 1994'ten itibaren Laura'yı Hristiyanlığın gerçeğine uyandırma yönünde yaptığı teşvikler açısından düşünülürse gayet anlamlı.

Bir diğer ipucu olarak celselerde İsa'nın üç tane "Romalı" kadınla evlendiği söylenmişti ve Sezar'ın da üç tane Romalı kadınla evlendiği biliniyor. İsa'nın klasik hikayesi açısından düşünülürse, üç tane "Romalı" kadınla evlenmesi biraz absürt görünüyor sanırım. K'lar burada da bir ipucu vermiş gibi.

Bu arada yukarıdaki ilk celse alıntısında Katolik Kilisesi'ne yapılan vurguya dikkat çekmek istiyorum. Katolik Kilisesi. Yani Vatikan. Yani "Roma"... Roma'nın Hristiyanlığın adeta "başkenti" sayılması ne kadar ilginç, değil mi?

bozadi

#43
İki İngilizce belgelseli tekrar hatırlatmak istiyorum.


Celselerde olumlu referans yapılan Francesco Carotta'nın görüşü (İsa ile Sezar'ın hikayeleri arasındaki olağanüstü örtüşmeleri konu alıyor:

https://www.youtube.com/watch?v=gvga-98x6Nk


Joseph Atwill'in görüşü: (Flavius hanedanından gelen imparatorların İsa/Mesih hikayesini yaratma nedenleriyle ilgili çok güçlü tarihsel ipuçları):

https://www.youtube.com/watch?v=zmEScIUcvz0


Her iki yazarın ve başka yazarların bu konuda yazılmış kitapları var, İsa'nın Roma İmparatorları tarafından yaratılmış bir efsane olduğu konusunda. Ne yazık ki Türkçeye çevrilmiş bir kitap yok bu konuda bildiğim kadarıyla ve hatta tartışması bile neredeyse hiç geçmiyor.

Ve biraz can sıkıcı olacak kadar tekrarlamış olabilirim şimdiye kadar ama yeri geldiği için bir kez daha tekrarlama gereği duyuyorum: Atatürk "İsa" karakterinin tarihsel bir gerçekliği olmadığını düşünüyordu!

https://www.baskalarinahizmet.com/bilim-ve-teknoloji/isa-nin-tarihteki-yeri/

bozadi

#44
İnanç inançtır, eğer pozitif bir inanç varsa, o faydalıdır ve ben o inancın ille de "yanlış" olduğunu iddia etmiyorum. Yani İsa'nın (veya Muhammed'in veya Musa'nın) tarihsel bir gerçekliği olsun veya olmasın, bu peygamberlere, bu dinlere olan inançlarından fayda gören, buna kitlesel bir şekilde inanmakla insani, vicdani bir dayanışma, kardeşlik, şifa deneyimleyen hiç kimsenin dinine, inancına itiraz ettiğim, kötülediğim yok. Pozitif olduğu sürece, evrensel insani ve vicdani değerleri desteklediği sürece, tarihsel bir gerçekliği olsun veya olmasın hiçbir inanca kötü demem, yanlış demem.

İnancın "yaratıcı" gücünü de hatırlamak gerek. Yeteri kadar insan birşeye inandığı zaman, o şeyi adeta kendileri için "gerçek" kılmış oluyorlar. Bir sürü insanın bir konudaki inancı birleştiği zaman, tek başına sahip olunan bir inanca göre gerçekten de daha güçlü, daha etkili birşey çıkıyor ortaya. Duruma göre bu pozitif veya negatif bir seyir izleyebilir. O yüzden tarihsel gerçeklik meselesi en önemli konu değil bence. Asıl önemli olan, inancın pozitifliğe (veya negatifliğe) ne ölçüde hizmet ettiği, ettirildiği.