Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

11 Haziran 2011

Başlatan 4BH, 20 Haziran 2011, 01:31:30

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
Şu ana kadar Elenin kometiyle ilgili söylenenlere pek dikkatimi veremediğim için bu konu dikkatimden kaçmış, şimdi göz atabildim.

Gerçekten 13 Şubat tarihli celsede uzunlamasına 500 km ifadesi geçiyor. 11 Haziran tarihli mevcut celsede ise şu yorum geçiyor:


S: (L) Elenin Kometi'nin boyutlarını anlamaya çalışıyorduk ve bir şekilde bunu yüzüme gözüme bulaştırdığımı hissettim.
C: Evet.

S: (L) Öyle oldu. (Gülüşme) Çünkü o sırada zihnim meşguldü. Bu işin içinden çıkıp soracağım: Elenin Kometi'nin büyüklüğü nedir?
C: Kısa eksende 5 km, uzun eksende yaklaşık 10 km.


Bu celsenin orijinalinde, kasyopyalılar "5 km / 10 km"  cevabını verdikten sonra Laura bir açıklama daha yapıyor ama ben önceki celseyi hatırlamadığım için yaptığı açıklamayı da anlamlandıramadım ve bu şimdi eklediğim cümleyi atladım çeviride. Orijinali şöyle:


Q: (L) ...In a previous session, we were trying to get the size or the dimensions of Comet Elenin, and I had the feeling that somehow I screwed up and...

A: Yes.

Q: (L) I did. [laughter] Because I was thinking thoughts at the time and whatever. So, I'm just going to take myself completely out of this and ask again: What size is Comet Elenin?

A: 5 km on the short axis and close to 10 on the long axis.

Q: (L) What I did is I messed it up when they were trying to do 5 by 10, I made it 500. They went 5... Yeah, I don't know what they did. Okay, does anybody have anything else they want to talk about?


Yani kasyopyalıar "Kısa eksende 5 km, uzun eksende yaklaşık 10 km" cevabını verdikten sonra Laura o celsede yaptığı bir hatayla ilgili bir açıklamada bulunuyor ama ben konuyu anlamlandıramadığım için Laura'nın şu cümlesini çeviride atladım: "Onlar 5 km'ye 10 km demeye çalışırken, ben karıştırıp onu 500 yaptım. Onlar 5'li birşey demiştiler. Bilmiyorum ne demişlerdi." Bu cümleyi üstteki celse çevirisine de eklemiş oldum sayenizde.

Gelelim yapılan hatanın neyle ilgili olabileceğine. Ben Laura'nın "o anda kafam karışıktı, dolayısıyla karıştırdım" dediği şeyin neyle ilgili olduğunu tam olarak anlayamadım. Kasyopyalılar yine 5 km'ye 10 km demişlerdi de, Laura tabladan gelen harfleri not edip sonra yazıya geçirirken yaptığı bir hatadan mı bahsediyor? Yoksa celse sırasında tabla başında planşeti tutarken zihinsel bir konsantrasyon problemi nedeniyle, yanıtın alınması sırasında bir hatanın meydana gelmesine mi neden olmuş? Anlayamadım ne yazık ki. Ama konuyu bizzat Laura açıp birşeyi karıştırdığını söylüyor ve Kasyopyalılar da "Evet, öyle oldu" diyor. Orijinal forumda konuyla ilgili bir açıklama / tartışma yapılmış mı göz atmaya çalışacağım.

yucelulu

#16
İlginize teşekkür ederim Sayın Bozadi..
 

Tgur

#17
Yine geldik nicelik ve nitelik konusuna ,
Affınıza sığınırım ,kimseyi yargılamak değil kastım ,sadece düşüncelerimi sergilemektir isteğim,

Kendimi kuantumu anlayıp ona ayarlamaya  çalışıyorum, bu tip bakış, lineere zıt olduğu için ve donelere alışmış , belirlenmiş kalıplara uyarlanmış bir bilinç sahibi olduğumuzdan, ters geliyor, tepkili düşünce durumuna sokuyor ,

Mesela spor yaparken ,ağırlık çalışması yaparken diyelim,  sayma konusu lineer ölçüde(1,2,3 ,..v.s gibi )uygulama yaptığımda ,ağırlığın ilerleyen sayılarda bıkkınlık ve acı verdiğinde ,lineeri terk edip başka usuller devreye soktum ,baştan belirli bir sayıya geldiğimde ,bu sefer sondan geriye doğru saymaya başladım ,veya guruplar halinde kısa sayıp ,hedef toplam yapmaya karar verdiğim sayı adedini guruplara böldüm ,böldüklerimi tersten azalan hale getirdim ,
Gördüm ki, lineer kalıplarda o çektiğim olumsuz fiziksel etkiler ve buna bağlı stres azaldı, hatta yok oldu .
Tabiki sporun maksimum faydası, yarışmayı devreye sokmadığınızda olur ,yani kendiniz ile bile yarışmayacaksınız ,eğer yarışma ve öne geçme merakını asla  alıyorsak hala lineerdeyiz, kutuplaşma modundayız ,şu anda konumuz o değil .

Bu izahtan sonra ,(Bakın yine lineer beni bırakmıyor ,illaki, anlattıklarımda bir başlangıç, gelişme, sonuç olmalı.) şu komet boyutunu ele alalım,

Kometlerin uzunluk, genişliği neden bizi meşgul ediyor ,konu kanalın saflığı ve doğruları verip vermediğini test için ise kabul ,ancak değilse komete karşı bir şey yapabilir miyiz ,hayır,yönünü falan değişterecek teknolojiye sahip miyiz ,hayır, ileri teknolojiyi insanların büyük kısmı sadece dünya hakimiyeti için kullanma yolunda bir anlayış halinde , o halde bu konudaki nicelik üzerinde şahsen ben ilgi duymuyorum ,nitelik konusunda değerlendirmeye sokabilirim, o da aldığımız bilgilerden aklımda kaldığına göre kometler döngüler beraberinde bulunmakta veya gelmekteler, döngülerin oluşu ve bize etkileri kendi bilinç döngülerimizin etkisine bağlı ,bilincimizi yükseltebilir isek döngüsel özellik, bize bu tip felaket senaryoları etkisindeki korku faktörünü nisbeten azaltır ,bedenin ,fizik bedenin pek o kadar önemli olmadığını, önemli olanın ruhsal yükselme v.s . olduğunu vurgular ve olan bitene biraz daha üst döngüden bakmaya doğru yöneltir , yalnız bu konuda fazla dervişane bakışın baskın olduğu durumlarda ise dengeyi fazla kaçırmış olup fizik dünyanın bulunduğumuz yer olduğunu bize hatırlatacak yaşamsal tokatlar da yiyebeileceğimizi unutmamalıyız..




yucelulu

#18
"Kometlerin uzunluk, genişliği neden bizi meşgul ediyor ,konu kanalın saflığı ve doğruları verip vermediğini test için ise kabul ,ancak değilse komete karşı bir şey yapabilir miyiz ,hayır,yönünü falan değişterecek teknolojiye sahip miyiz ,hayır, ileri teknolojiyi insanların büyük kısmı sadece dünya hakimiyeti için kullanma yolunda bir anlayış halinde , o halde bu konudaki nicelik üzerinde şahsen ben ilgi duymuyorum ,nitelik konusunda değerlendirmeye sokabilirim, o da aldığımız bilgilerden aklımda kaldığına göre kometler döngüler beraberinde bulunmakta veya gelmekteler, döngülerin oluşu ve bize etkileri kendi bilinç döngülerimizin etkisine bağlı ,bilincimizi yükseltebilir isek döngüsel özellik, bize bu tip felaket senaryoları etkisindeki korku faktörünü nisbeten azaltır ,bedenin ,fizik bedenin pek o kadar önemli olmadığını, önemli olanın ruhsal yükselme v.s . olduğunu vurgular ve olan bitene biraz daha üst döngüden bakmaya doğru yöneltir , yalnız bu konuda fazla dervişane bakışın baskın olduğu durumlarda ise dengeyi fazla kaçırmış olup fizik dünyanın bulunduğumuz yer olduğunu bize hatırlatacak yaşamsal tokatlar da yiyebeileceğimizi unutmamalıyız.."
............
Konu bu mudur sayın Tgur, bu kadar basit midir?
Bir komet veya bir çok komet,  300 bin yıldaki döngüye denk geliyorsa, o döngü ve birlikte iş yapacak "dalga" veya her neyse,dünyada ve insanlıkta bir çok değişikliklere yol açacaksa, bunlara bakmak dervişane bir bakış mıdır? Bu dervişane bakışla bunları fazla ciddiye alıp dengemizi bozmayalım mı?
Ben dengemi bozmuyorum. Dengesini bozacak kimse olacağını da sanmıyorum. Bilgi aslında dengeyi düzeltir.
Soru belki de şu; Bunlar acaba sıkıntılı bir kadının celseler yaparak, uydurduğu bir takım fanteziler mi?
Bunların ne kadarını doğrulayabiliyoruz?
Bunlara inanarak mı hayatımızı düzenleyelim.
Yani olay kahve falındaki gibi, fala inanma falsız da kalma mı?
Her kes istediğini yapmakta kuşkusuz serbettir.
Ama bu kaynaktan gelen bilgiler bizi doyur muyorsa, gelen bir kometin ebatlarını bildiriyorlar da, bu bilgi ne işe yaracak deniyorsa, vakit harcayıp bu kaynağı takip etmemek gerekir.
Çünkü o tarz pek çok bilgi veriyorlar.
Naçizane kanaatım budur.
 

Tgur

#19
Sayın Yücelulu,
Anlatımda çetrefilli olduğumu kabul ediyorum ,düşüncelerimi açıklama konusunda zaafım var, kabul.

Ancak aktardığınız paragrafımı tekrar okuyunuz lütfen,konuyu paralel manada işlediğimizin farkına varacaksınız ,başka bir deyişle nicelik ile değil, yani kometin ebadı ile değil ,geliş nedeni, yani niteliği üzerinde düşünmek, anlamak üzerinde durduğumuzu  anlayacaksınız,

Diğer yandan kasyopyalılar benim de favorimdir ,satranç oynatır gibi bilgiyi zihin çalıştırtarak verirler..Ne mutlu ki bu bilgilerle buluştuk .

Selam ve sevgi..





Gregorsamsa

#20
Merhaba arkadaşlar,

Öncelikle sevgili bozadi'ye çeviri için teşekkürler. Foruma eskisi kadar uğrayamadığım ve pek katkıda bulunamadığım için biraz mahçup olsam da , özellikle son celsede beslenmeyle ilgili geçen bölümler üzerine aktardığınız görüşlere nacizane biraz katkıda bulunmak isterim.

Arkadaşlar herşeyden önce bir konuyu tekrar vurgulamakta fayda var ve bu çok önemli (elçiye zeval olmaz ben özellikle Laura'nın ve QFS ekibinin kelamını aktarıyorum) : Kasyopya bilgileri dediğimiz şey Laura'nın, Ark'ın ve QFS grubunun araştırma, analiz ve aktarımlarından oluşur. Ve bu aktarımlar Lauranın kitapları, blogları, Ark'ın makaleleri, QFS in diger siteleri, Sott.net sitesi ve son olarak cassiopaea forumu aracılığıyla yapılıyor. Tüm bunları bütün olarak Kasyopya bilgileri olarak tanımladığımızda, celseler aracılığıyla 6. Yoğunluk varlığı olan Kasyopyalılardan alınan bilgi %10 luk bir ilham olarak tanımlanıyor. Bizzat Laura'nın kendisi tarafından ve üstüne bastıra bastıra yıllardır.

(Biliyorsunuz Dalga serisinin çevirisini yapıyoruz [yeri gelmişken bozadi ve hande'ye teşekkürler] lütfen bu konuya ilişkin eğer okumadıysanız Giriş (Hoşgeldin) sayfasını okuyunuz : http://tr.cassiopaea.org/  )

Bunu kısmı özellikle belirttim, çünkü sevgili 6. BH Kasyopyalıların doğrudan kimseye şunu yiyin bunu içmeyin dediği yok, aslında olmadı da hiç. Onlar bu konuda "araştırılması" gereken nokta ile ilgili önerilerini söylüyorlar sadece  (ki bu sadece beslenme değil diger bilimsel konularda da oluyor; örneğin kometler, astrofizik, sosyo politik konular, tarih, psikopati vs) ve ekip te bunu bir çok- bakın burası önemli 'bir çok'- kaynaktan araştırıyor önemli bir kısmını da doğruluyor. Kasyopyalıların mucize tarafı burada işte. Bir de şunu belirtmekte fayda var : bu iş ya öncesinde zaten Laura ve ekibin herhangi bir konu hakkında uzun süre araştırması, analizi, denemesi vs sonrası K'lara sorularak bir ipucuna yönlendirme, onay ya da tersi vs şeklinde gelişiyor ya da grubun ilgi ve bilgisinin az olduğu bir konuya K'lar celsede dikkat çekiyor , uzun araştırmalar daha sonrasında geliyor (sanırım celselerin ilk yıllarında, 2000'lere kadar daha çok bu yöntem hakim, son 10 yılda ise ilk yöntem, ki özellikle beslenme konusu, daha baskın).

Yani özetle, beslenme konusunda grubun yıllardır yaptığı tonlarca araştırma var. Araştırma diyorum, kendi labaratuvarlarında testler yapıyorlar anlamında değil, çok fazla her görüşten bağımsız araştırma, bilimsel yayın ve onlarca kitap irdeleniyor (ve ama tabii ekibin içerisinde uzman bir kardiyolog ta var). Bunların önemli bir kısmı kendi hayatlarında deneyimlenmeye başlıyor ve tüm bunlara paralel olarak da bir kaç ayda bir yapılan celselerde bazen tek bir satır bazen de daha uzun bir soru-yanıt dizgisi içinde K'larla birlikte yorumlanıyor.

Paleo beslenme <--> vejeteryanlık konusu da böyle. Bu konuda sizlere Laura ve QFS in kendi görüşlerini temellendirdiği bir kaç tane sağlam kitap ve onlarca bilimsel makale örneği verebilirim. Ve şunu da yan bilgi olarak ekleyeyim, bu insanların önemli bir kısmı zamanında benzer sebeplerden (ama çok da bilgiye dayalı olmadan) vejeteryan olarak  beslenmiş kişiler.

Arkadaşlar, temel nokta şu : beslenme ve sağlık konusunda, özellikle son 30-40 yılda, popüler bilim ve medyanın (popüler bilimle kastettiğim salt anlamda modern bilim değil, ilaç ve sağlık kartellerinin kontrolündeki tıp bilimi) destekleyip öne sunduğu bir çok şey yanlış. Ya da hadi daha yumuşak söyleyeyim yanlışların öne çıkarılması ve sunulması aksi görüşteki doğrulara göre çok daha ezici bir oranda baskın oluyor.  Ve ne yazık ki bu dezenformasyon ve popülerleştirme alternatif gibi görünen akımlara da sirayet ettiriliyor, vejeteryanlık gibi (COINTELPRO nun çalışma prensibi)

Örneğin kalp, damar sağlığı ve obeziteyle savaş için yıllarca insanlara hayvani besinlerden, 'sağlıklı hayvani yağlardan' , kolestrolden vs uzak durmaları, tahıl ve bitkilere (basit ya da kompleks karbonhidratlar) yönelmeleri söylendi. Ama bunun tam tersi olduğu şimdilerde anlaşılmaya başlandı. Emin olun konuya objektif bir şekilde konsantre olursanız bu yönde dürüst araştırmaların daha fazla gün ışığına çıktığını farkedeceksiniz, türk medaysında bile!

Veya yıllarca batıdaki insanlara (ve tabii bize de geldi bu ve inandık uzun süre) soyanın çok sağlıklı alternatif bir besin oldugu söylendi oysa bir kaç yıldır böyle olmadığı, hatta tam tersi zararlı olduğu nerdeyse kanıtlandı. Ama tabii bu herkese ulaşmıyor. Bir gün genel kanı ve kabul haline geldiğinde ise yeni nesiller için iyi olacak, ama sağlığını yitirmiş eski nesiller için "haa demek öyleymiş" ten öteye geçmeyecek ve kanser için tütünü suçlayacagız.

Bunlar sadece örnek , daha o kadar çok temel beslenme yanlışı veya örtbası var ki. Örneğin mineraller ve vitaminler. Önemlerine gereğince vurgu yapılmıyor çünkü bu önleyici tıbba giriyor ve bahsi geçen kartellerin pek işine gelmiyor. Fırsat bulursanız "food matters" diye bir belgesel var hatta sanırım türkçe altyazısı da vardı, ya da en kötü ihtimalle ingilizce altyazısı, izleyin. En azından Magnezyum ve C vitaminin önemini daha derinlemesine araştırın kendi ve sevdiklerinizin hayatlarına özen göstermek adına.

Ben 1.5 senedir Kasyopya sitelerinden, forumunundan ve onların yönlendirdiği kaynaklardan ve oradan da  yola çıkarak ulaştıgım diger kaynaklardan edindigim bilgiler neticesinde gluteni, süt ürünlerini (%99 oranında , arasıra kahveye biraz süt koyuyorum) ve şekeri (bitkilerden aldığım dışında) dışlayan bir beslenme uyguluyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim 43 yaşımdayım ve buna karar verdiğimde sağlık konusuna takık biri değildim ve hala da değilim, herhangi bir rahatsızlığım yoktu, haftada 3-4 gün günde 4-5 km koşarım, günde 30 a yakın sigara içerim (ama katkısız tütünden sarma sigara) . Bu beslenme olayında değişikliğe gitmeye başlama sebebim temel olarak yalanlara duyduğum öfke ve daha az zehirlenmiş bir akıl ve ruh sağlığı. Bunu anlatma sebebim kendinize objektif kalmaya gayret ederek ve maruz bırakıldığımız (ister geleneksek ister alternatif diye sunulan) bağnazlıklardan kurtularak (ya da en azından bir nebze kurtularak) kendi araştırmanızı yapın. Ona göre karar verin. Tabii burada bir ağ çalışması yapmanın büyük faydası var ve kasyopya grubunun en büyük avantajı da bu; bahsettiğim konular yüzlerce kişi tarafından araştırılıp, deneniyor, çok sayıda , farklı veya benzer görüşten uzman kaynağa ulaşılıyor. Ama neden belirli bir ölçekte benzeri burada olmasın.

Kısacası K gruplarında yıllar süren bilgi derlemesine dayanan  (ve bu bilgiler de detayında gelişip, değişebilmektedir) beslenme konusunda bazı temel eğilimler olsa da her kişinin bu uygulamaları kendince araştırıp, denemesi ve kendi doğrusunu bulması önerilir.

Vejeteryanlık konusuna girmek isterdim ama konuyu zaten gereginden fazla uzattım. Ama 1-2 hususa değinmek istiyorum. Öncelikle vejeteryanlara OP denmiyor. Fanatik vejeteryan denilen bir grubun, ki ben de böyle bir iki kişi tanıyorum ve benim için bu konudaki fanatizmleri ve otoriterlikleri dışında oldukça degerli insanlardır, fanatizmlerinin OP olmaları ve bu sebeple empati yaptıkları canlıların bu hayvanlar olma olasılığından dem vuruluyor ama burada kesin bir sonuçlandırma, yargı yok. Zaten OP konusu K grupları çerçevesinde çok çok da önemli bir konu değildir ve ancak belirli bir noktaya kadar lineer mantıkla anlayabildiğimiz bir konudur. Ve yine zaten 4. Yol emekçisi, ezoterizm öğrencisi, ya da bir gnostik için OP olmak, ya da çok gelişmiş bir ruh olmak, ya da balık veya mineral bilinci olmak hiyerarşik bir üstünlük mertebesi ya da 'aşağı'bir durum değildir. Sadece bir durumdur.

Bir diğer husus ta, vejeteryan felsefesini bir dezenformasyon ve yanlışlar bütünü olarak gören karşıt görüş (ki ben de bu görüştenim) vejeteryanlık dayanağını iki açıdan ele alır : fiziksel dayanaklar (yanlışlar) ve etik dayanaklar (yanlışlar). Tabii yanlış diyorum ama bu göreceli bir şey, ben kendi fikrimi belirteyim. Fiziksel, yani tıbbi, dayanklar konusunda zaten vejeteryan savının neden yanlış olduğu konusunda zaten bir çok kaynak bulabilirsiniz ve dilerseniz ben de bir çok jaynak önerebilir ya da aktarım yapabilirim. Ama beni daha çok vejeteryan felsefesinin etik dayanağı ilgilendiriyor. Çok da uzatmayacağım.  Sevgili Alemtaç'ın bu başlığa yazdığı mesajlardan bir kaç alıntı yapacağım (bu arada selamlar Alemtaç) :

"...Ben 2010 yılı şubat ayından beri balık hariç hiç bir et ürünü tüketmiyorum..."

"...Sadece hayvanları değil, böcekleri dahi öldürmüyorum ve idama karşıyım...Bu da benim tercihim. Bir çok hayvan katliamına karşı olan siteye üyeyim. Bunların başında yunus katliamına karşı olanlar geliyor ve balina ve yavru foklar. Nasıl ki KH'ler bizi birer besin olarak görüyorsa, bizlerde aynısını diğer canlılara yapıyoruz."

"...Vejeteryenliği seçmemin nedeni, ilk başlamam, kızımın bir sözü üzerine olmuştu, zaten son zamanlarda etler tatsız geliyordu; anne, uçamadıkları kanatlarını yiyoruz, yazııık...o an yediğim tavuk kanatları boğazıma düğümlenmişti ve o günden beri tavuk, inek, kuzu, koyun yiyemiyorum. Bahsettiğim gibi, yememem de gerekiyormuş..."

OK, güzel. Bakın öncelikle, ne kadar gerekli bilmiyorum ama  şunu belirteyim, çocukluğumdan beri tam bir hayvanseverim, 11 yıldır benimle birlikte yaşayan bir kızım (kedim) vardı , bir kaç ay önce kanserden kaybettim ve hala kendime gelemedim.

Ama iş beslenmeye ve bunun için öldürmeye gelince şöyle düşünüyorum. Önemli olan nedir ? Yani öldürmek sonucunda önemli olan nedir ? Yaşam hakkına son vermek. Peki maydanoza ya da patlıcana ne yapıyoruz acaba. Kökünden söktüğümüz bitkilere. Bir kaç presten geçirip eze eze yağını çıkarıp, bu çok sağlıklı dediğimiz zeytinlere. Ha tabi onlar ağacın meyvesi, o yüzden sorduk izin aldık. Ya da inek, koyun ya da tavuklar gibi bir nebze benzemediklerinden, iki ya da dört ayakları üzerinde yürümediklerinden, kaçmadıklarından, yaşama haklarını ellerinden almamızda sorun yok. Hatta bitkileri geçtim
balıklar bu konuda bize daha az benzer olduğu için onları tüketmek tolere edilebilir.
Empatiyle (ya da yanlış empatiyle) kastedilen bu işte.
Bana göre vejeteryan düşüncesi tam tersine çok daha bencil bir düşünceden kaynaklanıyor: İneği yemem , çünkü sesi çıkıyor, yürüyor, sarıldığımda vücudu sıcak ama ıspanağı kökünden çıkartır haşlarım çünkü konuşmuyor, yaşamımı alma diye bağırmıyor ve "onu daha az anlıyorum" bu yüzden içim rahat. Konuklarımla mum yakıp oturduğum salonumda da hiç ahşağ malzeme bulunmaz zaten, ha tabii onları 'genelde'  yaşlı ağaçlardan yapıyorlar zaten.. Hmm kim karar veriyor ? Yaşı geçmiş ağaçlara mı soruyorlar , artık ötenazi istermisiniz diye? Zaten çoğunlukla yaşlı ağaçlardan yapmıyorlar o ayrı.

İşin aslı daha düşük yoğunluktaki bilinç formları, yani kayalar, taşlar, mineraller vs için de durum aynı. Dönüştürüyor ve kullanıyoruz.

Ne yazık ki böyle bir durumun içerisindeyiz. Belki de ne yazık ki değil, olması gerektiği için bu durum böyle. Belki ve umarım bir gün bu çok sevdiğimiz çakıl taşlarını öğütmeyeceğemiz, o güzelim papatyaları vazolarımıza koymayacagımız ve o nazlı kuzuları yemek zorunda kalmayacağımız günler olur. O güne dek bu  b**tan durum içerisinde, evrimleşmek için kendisi de bir 2. yoğunluk varlığı olan bedenimizi beslemek için en optimal yakıtı sağlamamız ve bunu yaparken dahi tükettiğimiz ya da tüketmediğimiz tüm varoluş unsurlarına saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Not : Elbette burada da bahsedilen anlamsız bir hırsa dayanan hayvan katliamlarına (örneğin yunus ve balinalara açgözlükle kıyılmasına) ve yine bir kaç arkadaşın belirttiği gibi besi hayvanlarının (sığır, küçük baş ya da kümes) daracık, yaşam dışı ortamlarda büyütülüp, genleriyle oynanıp, tüketilmesine karşıyım



 

Alemtac

#21
Merhaba Gregorsamsa :) Pamuk için, duyduğumda çok üzülmüştüm. Kediler bir kerelik ve onlarla birlikte olan insanlar için gelir ve görevleri bitince giderlermiş. Sözlerine hak vermemek elde değil...aydınlatıcı bilgiler, özellikle Laura ve QFS ekibinin çalışma prensipleri ile ilgili verdiğin açıklayıcı bilgiler için çok teşekkür ederim. Seni forumda daha sık görebilmeyi umuyorum. Sevgiler dostum :)

 

maskesiz

#22
Sevgili Gregorsamsa; kediniz için çok üzüldü.Bilirim hayatımızı paylaştığımız sevimli dostlarımızı kaybetmenin acısını.Biliyorum ki ne söylesem acınızı hafifletemem.Köpeğimiz sampiyon kanserden öldü. Babam onu 20 gün kucağında serum verilmesi için hastaneye götürdü, ameliyatında çok geç kalınmıştı çünkü kanserin başında götürmemize rağmen veteriner köpeğimize östrojen içeren iğneler verdiği için çok hızlı ilerlemişti hastalığı.İyileşmediğini gördüğümüz için doktor doktor hastane hastane gezdirdik ve sonunda ultrason çekmek birinin aklına geldi ama çok geç kalınmış.Enkarnasyonunun öyle sonlanması gerekiyormuş bilgisini bilsemde yüreğim kabul etmiyor işte:( telepatiyi ondan öğrenmiştik çocukluk oyunumuzdu kardeşimle düşünür ve üçümüzde yapardık kardeşim ben köpeğimiz.O hep yüreğimizde bize kattığı güzel anılarıyla ailece oturduğumuzda tek sohbet konumuz hayatımızın ortak noktası köpüşlerimiz:))) Eski köpüşlerimizden söz etmek şimdiki köpüşümüzün hoşuna gitmiyor hemen tepkisini koymasıda süper birşey iç çekip surat edip oda değiştiriyor:)))
Tüm baktığımız köpüşler özeldi bir tanesi beni hayata döndürdü evden çıktım.Şimdiki köpeğimiz ise korkmadığım tek varlıktı 3 yıl önce herşeyden herkezden korkar hale gelmiştim.Ben ağlarken beni koklar ellerimi yalar yüzüme bakardı bıkmadan (size bakan sevimli bir çift göz varkende insan ne kadar ağlıyabilir ki)Yapım gereği çok fazla ağlıyorum ota , kuşa, böceğe, evsiz kediye köpeğe eee düşünün artık siz neye ağlamadığı....
Başlangıçta sevimli yol arkadaşımızı kaybettiğimizde yenisini hayatımıza alamıyacakmışız hissine kapılıyoruz.Ama kişilikleri davranışları okadar farklı ki hepsinin (tek ortak noktaları tüylü ve 4 ayaklı olmaları).Benim tavsiyem hazır olduğumuzda yeni bir sevimli yol arkadaşımızla yeni bir yolculuğa çıkmak.
Pet shop larda satılan hayvanları almaya karşıyım mesela sokakta okadar çok evsiz dostumuz varki ve özellikle barınakların durumu çok kötü köpeğimiz olmasa şimdi şuan gider bir tane sahiplenirdim:)İleride evim bir oda olsun isterse ama bahcesi okadar büyük olsun ki her bulduğum canlıyı getirebilim yaralarını sarayım.
Özür dilerim çenem yine düştü.Konu dışınada çok çıktım ama hemen toparlamaya çalışacağım .

Süt; zararlı olduğu konusunda kalıplaşmış bir fikrim yok ama hücrelerim bir şekilde tepki veriyor.Anne sütü hiç almamışım çok denemişler ama tükürürmüşüm ve annem benden nefret ediyor bu konudan dolayı:( Ocakta kaynayan süt kokusuna dayanamam evi terk edesim gelir.Sıcak süt hiç içmedim.Kahve yaptığımzaman biraz içine süt koyarım süt faydalı dedikleri için. Görüyorum ki söylenildiği kadar faydalı değil. Kalsiyum içinde yoğurt çok fazla tüketirdim severimde ama belkide gerekli değildir.
Kısacası beslenme şeklim beni organik portal (iki gündür organik portakal diye gülüşüyorum)yapmaz.

Diğer üstünde durduğumuz konuda 50 mi 500 mü? Ne olur ne değişir 50 olsa ne olur 500 olsa ne olur.Bu olduğumuz yeri değiştirir mi? Kabul edeyim yada etmiyeyim BEN bir cehennemin ortasındayım hemde yalın ayak...Zor günler bizi bekliyor(felaket tellalığı yapmıyorum sakın yanlış anlamayın)durumumuz bu sahte bir balon yapıpta pembe bir gözlük takamam ben yapamam ne kendime ne bir başkasına.Ben gerçeğimi istiyorum kendi gerçeğimi bunun yoluda nerde olduğumu görüp nerden gececeğimi bilmek.Durum tespiti BEN nerdeyim.Kabul etmiyoruz cehennemde olduğumuzu. Bakıyormuyuz etrafımıza herkes tok mu? herkez(yine z yapmışım ) iyi şartlarda mı? Herkes sevgi kelebeği mi? oldu mu? olduk mu? Hiç zannetmiyorum.
Sevgili Laura ve ekibi gibi emek verdik mi? Çalıştık mı? Birleştik mi?Hiç biri suçlama yada yargılama değil ama kendi bahçemizi temizlemeden başkasının bahçesine ya göz dikeriz yada gidip o beğendiğimiz bahçeyi çiğneriz.
Herkez varlığıyla bir kanal. Kim kanalını temiz tutup bilgi çekebildi evren çifte standart mı yapıyor aman ben bilgiyi şuna veririm sen ondan al diye kim kendine güvendi kanal olabilirim diye emek edebilirim mücadele edebilirim kanalı mı temiz tutup kendi bilgimi kendim alırım diye. Yapmadık kolay geldi başkasından almak....kolaydı başkasından almak yorulmak yok, yorulunca hata yaptığında suçlayan yok.
yazdığım herşey bir başkasına değil kendime eleştirimdir.
4 yıl önceydi başımdan omuzlarıma kadar mor ve morun tüm renkleri akardı ne yaptım biliyormusunuz olduğum ortam kurtlar sofrası olduğu için kapattım.Beni kullanırlardı.Başmelek mikail in kanal bilgisini duyardım sonra da okur:)) ne yaptım duymak istermisiniz? Ben kimim kanal olmak kim diye kapattım.Duru görür duru işitirdim gördüklerim beni korkuttu yargılandım gördüğüm kötü varlıklarla çalışıyorum diye suçlandığım için ne yaptım kapattım:)))İşte ben böyle salak biriyim.Bir kişi bana destek olsaydı bir kişi beni anlasaydı birlik olabilseydik birleşebilseydik bir araya gelebilseydik farklı olurdu farklı olurduk
Sonsuz sevgilerimle....
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Köz

#23
Etobur ile  otobur arası bir şeyim bende.:) Çok fazla et tüketmiyorum, sebze ve bakliyat ağırlıklı besleniyorum.Sebze yemeklerinin içinde et az da olsa bulunmasını tercih ediyorum.Bu  beni ne iyi yapar  nede kötü.:)

Gregorsamsa'ya katılıyorum, her  yaradılmış olan sürekli değişim dönüşüm  geçirecektir,farklı  boyutlarda,farklı cins ve türler deneyimleyecektir. Öldürmek fikrine takılıyor insanlar. Doğru uygulanarak yapılsa öldürmek yerine dönüştürmek fikrini benimsemiş olruduk. Yaptığımız eylemin  niteliğini belirleyecek olan niyetimizdir. Sevgiyle yapmak  var korkuyla ,şiddetle yapmak var.

Yaşları büyük olanlar bilirler, köylerde küçük yada büyük  baş hayvanı olanlar,her gün et yemezler.Mümkün oldukça  onun sütünden,yumurtasından türlü şekilde faydalanmaktır. Gerekmediği sürece   hayvanlarını kesmezler. Bedensel gereksinimler ölçüsünde kesmeyi tercih ederler. Keserkende  o hayvanın gözleri bağlanır,sevgiyle okşanır,şükredilir hem ona hem yaradana.Hayvan rahatlatılır ki  kesilirken acı çekmesin.  Hatırımda kalanlar bunlar.

Şimdi zamanımızda  her gün et tüketmek zorundaymışız gibi bir anlayışa sahip olduk. Büyük ticaret tuzakları olsa gerek  etin  türlü türlü malzemelerle tadlandırılıp,şekle  sokulup satılması.

Malum kurban zamanlarıda  görüntüler  felaket. Olması gereken sevgi durumundan  çok  zıt yönde,uç bir noktada. Etinden besleneceğimiz hayvanla bir şekilde enerjimiz bütünleşecek oysa  yapılan zulümle zoraki bütünleşme(kendine hizmet) sağlanıyor. Bir hayvanın etiyle,enerjisiyle beslenmek bile  gönül rızalığı gerektirir, yani bir parçada olsa özgür iradeye saygı.

Yukarıdaki 4 yoğunluk negatifleri en azından bizi kandırma yöntemiyle belenmeye çalışıyorlar   ama burdaki  3 yoğunluk negatifleri zor ve güç kullanarak :) 

 

Köz

#24
Herkesin bir şekilde kanalı var. Yoksa başka türlü nasıl tekamül edilir,yaşanılanla hissedilen  nasıl birbirine paralel olabilir ki.Kiminin kanalı dar,kimmininki farkındalığıyla daha geniş. Son zamanlar enerjilerin yoğun aktığı bir dönemdeyiz. Bu enerjileri bir kanal,bir bağlantı olmadan  alamayacağımız kesin.

Kanal bilgileri dar bir bantdan  alındığı söylenirdi şimdiyse daha geniş bir bantdan yayın yapıyorlar:) Hayvanlarda bile yüksek oranda bir gelişme gözlemleniyorsa insanda neden durağanlık arz etsin ki. Herkesin kanalı açık yeter ki onu  bilgi ve sevgiyle emek vererek  genişletsin,aktifleştirsin.Kanal bilgilerini okumadan alıyoruz,uyguluyoruz sonrada  okuduğumuzda gerçekliğini keşfediyoruz.Böylesi durumlara obsesyon demek zihinsel bir duvar örmek olur. Herşeye şüphesiz  yaklaşmak doğru değil ama şüpheyle yaklaşmakta doğru değil. Bunu  kararında uygulamak önemli.
 

Tsunami

#25
Sevgili köz, ben aradan mesajimi silmis bulundum ki siz yanit yazmissiniz. (kisisel bir yargilama gibi algilanacagini düsünerek, yazdigimdan vazgecmistim.)
Neyse "herkes bir kanal degildir" dedigimi tekrarlayayim ki yazdiginiz anlamsiz kalmasin. Ben pek cok kavramin tam olarak anlasilmadan kullanildigini düsünüyorum. Sezgi ve akil ikilisinin iyi bir kiyas araci oldugunu düsünüyorum.
 

Scyth

#26
Sevgili GregorSamsa acaba hangi bölgenin tütününü kullanıyorsun. Ben hangisini denk getirirsem onu kullanıyorum beğenmeyip çöpe attığımda oluyor.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Gregorsamsa

#27
Sevgili Alemtaç teşekkür ederim, bu arada ismi Şeker'di ama haklısın pamuk görünümündeydi: )

sevgili Maskesiz , Şampiyon için üzgünüm. sanırım bizlere düşen bir daha hayvan bselediğimizde eski tecrübelirimizin üzerine yeni bilgiler ekleyerek, daha bilinçli araştırarak onlara daha iyi bakmak. Bu şekilde kaybetmiş olduğumuz dostlarımızın varlıklarını ve onlarla anılarımızı, kederimizi de daha fazla onurlandırmış oluruz.

Evet sanılanın aksine süt ve süt ürünleri (yoğurt , peynir aklınıza ne geliyorsa) insan sağlığına yararlı değil , zararlı. Acı ama gerçek. Ha tabii anne sütü dışında. Sütün zararlı olmasının ana nedeni de temel protein maddesi olan kazein (casein). keçi sütü az biraz daha masum ama çok farketmiyor. Bir de B kan grubuna sahip olanların süt ürünlerini daha fazla tolere edebilmesi gibi bir durum var (ki çok bilimsel, tarihsel, evrimsel bir gerçeğe dayanıyor) ama yine de  buna pek yaslanmamak lazım(ben B yim örneğin). Tabii dün de bahsettigim gibi bu herkesin araştırıp kendisinin vermesi gereken bir karar.

Tabii konu çok daha derin ama temel olarak durum şu modern insan olan bizlerin (homo sapiens) geçmişi (en son halimizle) 50-60 bin yıla dayanıyor. Ama gerek süt ve süt ürünleri gerekse de tahıl ürünlerinin beslenme alışkanlıklarımıza girişi çok daha yeni 15-20 bin yıl. ve bu evrimsel bir öğrenmeden çok son buzul çağı esnası ve sonrası bölgesel çaresizliklerden ve alternatif arayışlarından kaynaklanıyor. ve sonra da yaygınlaşıyor zaten. Yeni kan gruplarının doğuşu da bu gelişimlere paralel  (en eskisi A).
Bizim dışımızda, memeliler arasında 'anne sütü' dışında gidip bir başka canlının sütünü içen, tüketen bir canlı yok, bizim kendimize benzetmeye çalıştığımız bazı ev hayvanları dışında, ki onların çoğu da pek sevmez zaten.
 
Anlaşılan sizin kazein toleransınız hiç yok, tükettiğiniz de doğrudan rahatsız oluyorsunuz. Aslında bu talihsiz gibi görünse de genelde daha şanslı kabul ediliyor: ) Aynısı gluten toleransları hiç olmayan çölyak hastaları için geçerli. Tabii yaşantıları çok çok zor bu ailelerin (hele Türkiye de yaşıyorlarsa) ama bir anlamda şanslı görünüyıorlar. Şöyle ki; çölyak hastaları (aynısı casein toleransı 0 ya da çok az olanlar için de geçerli) gluten aysberginin yüzeyin üzerindeki kesimini temsil ediyorlar ve metabolizmaları anında tepki gösterdiği için tüketmiyorlar, oysa diger çoğunluk belki hayatı boyunca bunun farkında olmuyor ve herkeste belirli yaşlarda farklı rahatsızlıklar olarak kendini gösteriyor. Tabii sadece fiziksel rahatsızlıklar olsa belki bir derece ama mod ve ruhsal pskilojiye de etkileri var. Örneğin migreniniz, kronik depresyonunuz, zaman zaman ortaya çıkan alerjileriniz, kronik depresyonunuz varsa bunların sebebi gluten olabilir. Ya da kandida ve dolayısıyla şeker ve süt ürünleri vs.
Çok kabaca anlatıyorum, bazı teknik biyolojik terimleri de kırıp geçyor olabilirim, bu yüzden aramızda biyolog, tıp insanı vs varsa (eczacımız olduğunu biliyorum) affola.

Ama dedigim gibi olayın genel mantığı bu ve genel de insanda bunları duyunca şöyle bir tepki oluyor (bana da olmuştu): "iyi de benim bir rahatsızlığım yok ki süt ya da glutenle ilgili, çok da güzel tüketiyorum, hiç bir sıkıntı oluşmuyor. Hem böyle şey olur mu insanlar, atalarımız bunları 100 lerce, 1000 lerce yıldır tüketip duruyor."
Evet bu sebeple her açıdan çok iyi br noktadayız.

Bunun en iyi yöntemi (tabii bunu deneyimleyip , öğrenmek arzusunda olan için) bir süre deneyip, örneğin 1 ay -gerçi asıl etkileri 1 yıl civarında ortaya çıkmakla birlikte- kendini gözlemlemek ve sonra örneğin bir süredir tüketmediği o ürünü bir denemek. Bu şekilde aslında üzerimizde nasıl etkileri var daha iyi gözlemleniyor.

Karar vermesi, inanması (belki şimdilik), araştırması zor konular ama durum bu.

Laura için şunu demişsin :"Sevgili Laura ve ekibi gibi emek verdik mi? Çalıştık mı? Birleştik mi?Hiç biri suçlama yada yargılama değil ama kendi bahçemizi temizlemeden başkasının bahçesine ya göz dikeriz yada gidip o beğendiğimiz bahçeyi çiğneriz."

Şunu söyleyeyim, çok da yakından tanımıyorum ama kişilik olarak kusursuz bulduğum biri değil, ama şu konuda hakkını vermek lazım müthiş araştırma ve emek sarfediyor. İnanılmaz bir kitap okuyucu, makale tarayıcısı. Bir konuya daldı mı çok fazla kaynaga derinlemesine giriyor ve çevresindekilerle de etkileşimli olarak aylarca o konuya gömülüyor, irdeliyor. Tabii ki hata da yapıyordur ya da bilgiler sürekli güncelleniyordur ama ciddi emek sarfediyor, bunu belirtmek istedim. Diğer kanallarda bulunmayan bir şey bu, zaten Kasyopya farkı burada, ha bir de Don Elkins benzer bir şahsiyetti bildiğim kadarıyla. Keşke erken ölmeseydi.

Şimdilik benden bu kadar, herkese sevgiler.
 

Gregorsamsa

#28
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

Sevgili GregorSamsa acaba hangi bölgenin tütününü kullanıyorsun. Ben hangisini denk getirirsem onu kullanıyorum beğenmeyip çöpe attığımda oluyor.

Sevgili Scyth. Yerli tütünler konusunda ben de şanssız ya da bilgisizim. Şöyle yapıyorum Drum, ve bir de bir yunan tütünü var istiklalden aldığım (biraz aromalı ama o kadar sorun görmüyorum) ve bir de tahtakaleden filan bulabildiğim, sezgisel en iyi yerli tütünü alıp bunları kafama göre harmanlıyorum (yerli tütünün baskın olmaması gerek).Böylece ideal bir karışım oluyor, hem ticari sigaray göre ekonomik oluyor, hem de içimi güzel, hem de çok bilinçli seçemediğimiz o yerli tütünün yavanlığı geçmiş oluyor.

Arasıra da yurtdışına gidersem veya giden gelen birisi olursa American Spirit sipariş ediyorum: ) K grubunda da en çok tüketilen organik doğal ve güzel bir tütün. Ama kaçak olarak dahi Türkiye'de bulunmuyor ne yazık ki ve Avrupada'da digerlerine göre biraz daha pahalı.
 

bozadi

#29
Elenin kometi de (kuyruklu yıldızı) dahil olmak üzere göktaşı haberlerinde ve yorumlarında giderek artışlar olduğuna dikkat çekmek istiyorum arkadaşlar. Elenin Kasım 2011'de (5 ay sonra) dünyaya en yakın seviyesinde olacakmış sanırım. Ve dünyayı teğet geçen çeşitli göktaşlarıyla ilgili haberlerde geçmiş yıllara göre önemli bir artış var. Aslında muhtemelen dünyaya düşen, atmosferde yanan veya teğet geçen göktaşlarınıın sayısı eminim sanıldığından çok daha fazladır. Çok fazla örtbas var.

Ama göründüğü kadarıyla önümüzdeki aylarda kuyruklu yıldızlar konusu çok daha fazla girecek hayatımıza. Ve Kasyopyalılar Laura ve arkadaşlarıyla temas kurmaya başladıkları 1994 yılından beri konuya dikkat çekiyorlar ve bu konuda da farklarını ortaya koydular.