Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Herşey Bir'dir "ve" Bir'de Herşeydir

Başlatan Tiversonus, 08 Nisan 2009, 11:20:12

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Çokça spiritüalist "Herşey Bir'dir" derler. Bunun tek başına kullanılması ile "Herşey Bir'dir ve Bir herşeydir" arasında bir fark var mı? Farkındalık oluşturmak adına düşünelim, paylaşalım.

Perdesiz

#1
"Herşey" sınırsızda olsa anlamak için sınırlandıralım, mesela;
Herşey = 100
100 = 1
o halde 1 = 100 müdür? anladığım kadarıyla soru bu..
şimdi 100, 1'lerden meydana geldiğine göre o halde 100 = 1 yanlıştır. 100, 100 olabilmesi için 1'e muhtaçtır. 1, kendini paylaşıp başka 1'lerin oluşturduğu 100'ü meydana getirmese 100 olmaz.

Başka açıdan bakalım; eğer denilirse ki, 100, 1'lerden oluşsada, sonuç olarak temelde 1'dir. 1'lerin olşturduğu 100 bir bütündür. O halde 1 = 100 olması doğaldır. Cevaben; 100'ün bir bütün olması o bütünlüğün oluşmasını sağlayan 1'le eşdeğer olduğu anlamına gelmez. Bütünlüğün, bir olarak değerlendirilmesi başkadır, tek olan 1'in ise bütünlükle aynı kefeye konulması başkadır ve bu eşdeğer koşmak mantıksızlıkla sonuçlanır. 100'ün bütünlük kazanabilmesi için 1'e muhtaç olduğu açık bir gerçektir. O halde 100'ün oluştuduğu bütünlüğü 1 olarak değerlendirip 1 = 100'dür demek, gerçek olan 1'in, 100'e bütünlük kazandırdığını göz ardı etmek demektir. O halde böyle bir kıyas, bir şeyin kaynağını görmezden gelip, ortaya çıkan şey ile bu şeylerin bütünlüğünü eşit olarak görüp kaynağı hiçe saymaktır. Demekki kaynak 1 = 100 değildir. Bütünlüğü anlatan 1 ise = 100'dür fakat bu kıyas kaynağı görmezden gelmektedir o halde bir tür nankörlüktür.

Saygılar.
 

Tiversonus

#2
Kasyopya Celselerinden şu alıntıları eklemek, belki faydalı olabilecektir:





S: (L) Ama bunun doğal bir büyük döngünün parçası olduğunu söylüyorsunuz. Bu doğal büyük döngü, aydınlık ile karanlık arasında sürekli bir etkileşim olmasını mı gerektiriyor?
A: Evet. Biz evrenin doğal denge sisteminin "ön cephesindeyiz". Yani, bir varlığın "Bir" ile tam birliğe ulaşmasından hemen önce bulunduğu yer. 6'ncı seviye.


S: (L) Dürüst olmak gerekirse, hayır. (T) Evet sürekli daha yukarı çıkmak için çabalıyoruz. Yani 6'ncı seviyeden yukarıda başka seviyeler de mi var?
A: Evet, bir tane.

S: (L) O da, Bir'le birleşme mi?
A: Evet.


C: Bir'le yani 7'nci seviyeyle birliğe doğru ilerliyorsunuz.

S: (L) Eğer yedinci yoğunluk varoluşun merkezi ise, bu, 1'inci yoğunluğun varoluşun dış kenarı olduğu anlamına mı geliyor?
C: Taban.

S: (L) Bir varlık 7'nci yoğunluğa ulaşınca, sonra ne yapıyor?
C: Biri 7'nciye ulaştığında herkes ulaşıyor.
S: (L) Big bang 7'nci seviyede mi?C: Yeterince yakın.

S: (L) Bu pek hoş bir düşünce değil!
C: Neden? Zaman diye birşey yok, orası ebedi ikametgahınız. 7'nci yoğunluk, bedenin ölümü sırasında gördüğünüz ışık.
S: (L) Ölüp bedenini terk ettiğinde yedinci seviyeye mi gidiyorsun?
C: Görüyorsun.



S: (L) Bir süre önce transkriptleri tekrar okuyordum ve bir yerde, karadeliğin mutlak yokluk olduğu ve yok olan şeylerin birinci yoğunlukta tekrar üretildiği yazıyordu. Veya birinci seviyedeki tekrar üretimin, karadeliğin bir yansıması olduğu söyleniyordu. Karadelik birinci yoğunlukla mı yoksa yedinci yoğunlukla ilgili bir fenomen mi?
C: Yalnızca 1'den 4'e kadar.

S: (L) Karadelik fenomeninin, yani mutlak yokluğun, daha üst seviyelerde, yani 5'ten 7'ye kadar olan yoğunluklarda bir yansıması var mı?
C: Önceki yanıta bak.

S: (T) Eğer karadelik, birinci seviyeden dördüncü seviyeye kadar olan saf KH ise, beşinci seviyeden yedinci seviyeye kadar olan bölüm de saf BH'dir. (SV) Daha önce beşinci ve altıncı seviyede de KH'nin olduğunu söylemişlerdi. (T) Ama o yansıma. (L) Düşünce formu.
C: Beşte kapsüllenmiş halde. (sınırlandırılmış)




T) Her yoğunluk, kendi altındaki yoğunlukları da kapsıyor, yani dördüncü yoğunluk, ilk üç yoğunluğa yeni bir yoğunluğun eklenmiş hali. Buna göre beşinci yoğunluk da, dördüncü yoğunluğun kendine dik açı yapan hali oluyor. Aynı şey altıncı yoğunluk ve Kasyopyalıların "Bir" olarak isimlendirdikleri yedinci yoğunluk için de geçerli. Tamamlanma noktası.


S: (J) Bu benzetmeye göre, slayttan geçerek ekrana giden ışık bizim algımız oluyor.
C: Ve, eğer projektörün slayt çarkına geri bakacak olursanız, tüm yaratımın esasını ve özünü, yani Bir ile birlik olduğunuz yedinci seviyeyi görürsünüz.




S: (TA) Peki yedinci yoğunluk kendini hayatta mı ifade ediyor? Hayatın kendisi mi? Hayatın bir örneği mi? Yaşayan birşey mi?
C: Tam olarak öyle değil, ama buna tüm seviyelerde ve tüm temsillerdeki bilincin canlandırıcı kuvveti diyebiliriz.


Mordevrim

#3
Dürüst olmam gerekirse bu 7. yoğunluk bana hep negatif geldi. Aynen dinlerdeki cennet inancı gibi. Negatif gelmesinin ise sonsuz ve sabit olması. İnsanoğlunun ruhunda olan ilerleme ve gelişme içgüdüsüne zıt olduğu içindir belki de. Sürekli sabit kaldığım bir durum düşünemiyorum ben maalesef. Ama tabi bu 7. yoğunluğun ne olduğunu henüz algılayamayışım yüzünden olabilir.

Aynı şekilde bir zamanlar Tanrı olmak da cehennem gibi gelirdi bana. Bir ve yalnız olmak. Ki zaten yalnızlığının giderilmesi için parçalara ayrılması, her parçaya bilinç verilmesi.. Bizlerin yaratımı. Celselerde de denildiği gibi Tanrı ilk 6 yoğunluğa "bir şeylerin" eklenmiş hali. Ama neyin eklenmiş hali. Kendisinin eklenmiş hali diyemeyiz  çünkü o da dahil her şey "bir" zaten.

Yani kısaca ben hala "bir" olmanın ne demek olduğunu anlamlandıramıyorum. Ayrıca bana varoluş da anlamsız geliyor. Bir şeyin var olabilmesi için bir mekan içinde bulunması gerekir. Mesela evren herhangi bir şeyin içerisindedir ki ona sınırlar çizebilir ve ona "var" diyebiliriz. O yüzden "bir"in de bir şeylerin içerisinde olabilmesi gerekir var olabilmesi için. Ama o zaman da "bir" olmaz, farkındayım. O yüzden henüz mutlak varlık ve "bir" konusuna hiç giremiyorum.
 

Tiversonus

#4
Alıntı Yap Orjinal Mesajı Ekleyen Mordevrim



 Celselerde de denildiği gibi Tanrı ilk 6 yoğunluğa "bir şeylerin" eklenmiş hali. Ama neyin eklenmiş hali. Kendisinin eklenmiş hali diyemeyiz  çünkü o da dahil her şey "bir" zaten.







Benim anladığım (anlamaya çalıştığım nokta) şu aslında; 7. yoğunlukta her şey "Bir" oluyor veya "Bir ile bütünleşik" oluyor. Dolayısı ile o nokta "Teklik" katı... Zaten O'ndan başka icraa eden bir şey yok diyebiliriz.

Bence basamakları teker teker çıkmaya odaklanmak en verimlisi zira (olabilir veya olamaz mı bilmiyorum veya kimler çıkacak gerçekten kestirmek zor, bilinemez de bizim tarafımızdan) 4. yoğunluktaki bakış açımız üssel (katlarca) artacak, bu yoğunluktan göremeyeceğimiz bilgi ve anlayışlara kavuşabileceğiz.

Kasyopyalılar şunu söylüyor "Öğrencilerden Okulun Mimarları Olmaları Beklenmiyor". Ne demek diye düşünüyorum; aklıma öğrenciliğinize bakın veya şu andaki derslerinizi öğrenin diye bir kavram çıkıyor. Bir de "mimarlar" var gibi bir kavram.

Anlayışımız ve kavrayışımızın "yolculuğunda" şu an'ki aşamalara bakmamız yeterli gibi gözüküyor. Veya şu an'ki öğrenme sürecimize ve bunun icrasına. Sevgili Mordevrim, işte spiritüalistler arasında "anlamadan" kullanılan bir kelime diye düşünüyordum, çünkü ben de tam anlamıyorum, buradan biliyorum:))

Alemtac

#5
Kayopya celselerinde Bigbangin nedeninin Bir'in kendini parcalamasi olarak soyler.

Bir'deki enerji asla tukenmez bir enerjidir. Bir'in parcalari onun atomik enerjisini teskil eder. Bir'in parcalari = Bir asla edemez. Ama Bir = Bir'in parcalari + sonsuz eder. Atomlar birleserek, molekulleri, molekuller birleserek maddeyi meydana getirdigi gibi, Bir'in parcalari da birleserek butunu ve butunun bilincini meydana getirir. Ancak serbest radikaller olarak butun bir bilinc meydana geirmemiz tum insanlik adina uzak gibi geliyor. Bir kimya gibi dusunursek, molekullerdeki serbest uc ( + ) oldugundan yapisina uygun olan ( - ) ler ile baglanabiliyor. Olusturmak istedigimiz kimyasal bilesik boylece amorf hale geliyor. Istedigimiz bileseni elde edinceye kadar defalarca denemekten baska care goremiyorum. Insan bilinci hatirlayacak ve Bir olacaktir diyorum.

Sevgiler.
 

Tiversonus

#6
Belki de sevgili dostlar "herşeyin" içerisine "herşeyi" koymuyoruzdur. Bilimin yaptığı gibi; sadece "ölçülebilirin" peşinde koşuyoruzdur. Madde "ve" antimadde olarak olaya yaklaşmaktan uzak her teori, felsefe veya inanış sıkışıp kalıyor şu "fenomen" ler konusunda:)) Ruhu bile ancak "41 gram" ile tanımlamaya çalışan bir bilim ne kadar gerçekçidir? Hadi "ruhunun ağırlığı" ölçülen insan iriyarı olursa ne olacak? :)))

Alemtac

#7
Hz.İsa Baba ve ben biriz.
Hz.Muhammed O göklerin ve yerin nurudur.
Hermes Göklerle yer birdir
Lao Tzu O heryerde ve herşeydedir.
Buda herşeyde budanın doğası var.
Hindu brahmanlarıda herşeyin özünün O olduğunu belirtir.
Pisagorda herşeyin sayısal düzenden ibaret olduğunu beliritir.
Platon herşeyin Onun yansıması olduğunu söyler.
Heraklitos O herşeye hükmeden Akıldır&Ateştir.
 

Alemtac

#8
(Yazar: Hasan "Sonsuz" Çeliktaş)


Spiritüel bilgilerle haşır neşir olan herkesin adından önce bildiği, sürekli marş gibi tekrarladığı ve bu konuda ne kadar bilgili olduğunu başkalarına satmak için "Aaa tabii ki öyleyiz" deyip sırıttığı, ama aslında kimsenin bi bok anlamadığı iki kelime vardır: "Her şey BİR'dir". Şimdi bunu okuyan bazıları, "Eee" diye bakıyor, bazıları "Ay tabii" modlarında ekrana gülümsüyor, bazıları da "Salak, anlamicak ne var işte" diye ahkam kesiyor. :) Hepinizin canı sa'olsun arkadaşlar, ama kusura bakmayın, hiçbirimiz daha bunun ne olduğunu, ne anlama geldiğini veya hayatımızı nasıl etkileyebileceğini anlamadık. Hoş, bu bir suç mu? Yok, değil. Bu, insanlığın binlerce yıldır süregelen bir imalat hatası. Gözünün önünde olan, gözünün önünde olmasına rağmen, sanki hiç görmemiş gibi davrandığı, görenlerin de devekuşunun safari cipine baktığı gibi baktığı bir durum.

"Eee, sen nerden biliyorsun bunu, hemen yargıladın bizi be kardeş, biz her gece Heybeli'de meditasyon yapar astrale çıkardık; hatta sandallarımız enerji dolar, zevke dalardık da senin haberin yok" gibisinden bakışları da görüyorum buradan. Peki arkadaşlar, şunu sorayım? Kaçta kaçımız karmalarını temizlemeye çalışıyor halen; ya da kaçta kaçımız başkalarıyla ilgili problemlerini çözmeye çalışıyor; kaçta kaçımız halen geçmişine sembol gönderiyor... Hadi toplumsal problemleri bir yere bırakın da, spiritüel öğretilere bakın ve bir de şöyle düşünün: Eğer her şey BİR'se ve aslında OLAN yalnızca BİR'se... Enkarnasyon, BİR'in var olan, yaratılmış tüm her şeye bedenlenmesi olabilir mi? Eğer böyleyse gerçekten, birbirimizden zerre farkımız olabilir mi? Hemen itiraz etmeyin "ÖZ'de aynıyız zaten" diye... Yıllardır o ÖZ'e ulaşmak için kıçımızı yırttık, ama birbirimizin gırtlağını sıkmaktan da geri durmadık. "ÖZ'de aynıyız zaten" diyen hislere, "Evet biliyorum, şimdi sen orada dur, benim boğulacak bir kardeşim" var demedik mi? Peki ya, tüm bunları geçin, birbirimizi "biz ve diğerleri" diye ayrı düşünüp, "diğerleri" ve "kendimiz" arasında problemler, çözülmesi gereken şeyler olduğu düşüncesine inanıp, bunun adına "karma" demedik mi ve binlerce yıldır bu karma denen enerjiyi temizle temizle bitirebildik mi?

Arkadaşlar, bunun kuyruğunu kovalayan kedi olmaktan ne farkı var, görebildiniz mi? Bir de şu var: Bizler geçmiş, şimdi ve gelecek diye bölümlediğimiz zaman dönemlerinde yaşadığımızı düşünüyoruz. Bu yüzden, "Geçmişimde şu vardı, şöyle olaylar yaşadım ve hatta daha da ötesine geçerek, bundan 1000 sene önce ben şuydum ve hatta bugüne şu sorunları taşıdım" demiyor muyuz? Ama halbuki, "Her şey sonsuz bir AN'dır" diye bir söz var ve bunu da söyleyen Einstein adında bir bilim adamı. OLAN demek OL-AN yani AN'da OL'mak demek değil mi? O zaman geçmiş-şimdi-gelecek diye bir şey yoksa ve sadece AN'daysa her şey ve mesela Romalılar bizimle aynı AN'dalarsa bu durumda kim kimin geçmiş yaşamı? Her şey BİR'se ve BİR'in OLAN her şeye bedenlenmesiyse, kim kim değil ki? Herkes Kleopatra, herkes Napolyon, herkes Hasan, herkes Selçuklu İmparatorluğu'nda nal çakan Konyalı Kör Topal Osman...

Bu durumda, kimin kiminle ilgili ne sorunu olabilir Allah aşkına? Karma diye bir şey olabilir mi? Çünkü herkes BİR. Sen HER ŞEY'sin. Bu durumda ortada çözülmesi gereken ne kalır? Şu da var: Evet, bunların hepsi kalır, karması da, sorunu da, geçmiş yaşamı da... Ama bunlara SEN inandığın ve bunları SEN yarattığın için kalır ve biz bunu yapıyoruz arkadaşlar. Halen BİR'in enerjisini ve aslında ne olduğunu hissedemediğimiz ve anlayamadığımız için, içimizde yarattığımız ayrılık psikolojisinin içindeyiz ve sürekli yeni bir şeyler yaratıp duruyoruz ve hala geliştiğimizi düşünüyoruz. Halbuki biz, henüz bakir, ama sürekli sevişmenin hayaliyle mastürbasyon yapan tipler gibiyiz. Biz bu olaya kendimizi o kadar kaptırdık ki, binlerce yıldır mastürbasyonun sevişme olmadığını da unuttuk ve kendimizi geliştirdiğimizi düşündüğümüz şeyler, aslında mastürbasyondan daha fazla zevk almamızı sağlayan tekniklerden başka bir şey değil. Evet, ruhsal gelişimimizin ilk zamanlarında bu normaldi ve gerekliydi; tıpkı ergenlik çağına yeni giren bir ademoğlunun, fiziksel ve ruhsal gelişimini tamamlayıp, cinselliği deneyimleyecek yaşa gelene kadar doğal bir içgüdüyle sürekli çavuşu tokatlaması gibi. Hazır olana kadar bu sizi idare eder ve ruhunuz için faydalıdır da, ama maazallah, bizler eşşek kadar olduk ve dış dünyadan gelen tepkilerden anlaşıldığı kadarıyla da acayip çekici tipleriz ve millet bizimle olmak için yanıp tutuşuyor; evren bas bas bağırıyor: "Hadi artık hatırla be kim olduğunu da gel sevişelim ve BİR'leşelim" diye, ama biz, hala gözlerimizi kapatıp BİR'lik hayaliyle kendimizi tatmin ediyoruz. Bunun tek bir çıkışı var arkadaşlar, tek bir çıkışı... Gözlerimizi açacağız!!! Bunu yapabilmek için de hiç öyle ritüellere, bilgilere, meditasyonlara, kendini isteme dualarına, carta curta gerek yok; direk açacağız gözümüzü ve bunu hep birlikte yapacağız!!! Çok fantastik ve alışılmadık değil mi? Çünkü biz hep, "Nasıl yapacağız?" sorusuna takıldığımız için, ömür boyu bir türlü adım atamamış ve birçok şeyi yapamayacağımıza daha baştan inanıp yerinde çakılı kalmış bir neslin evlatlarıyız. Bugüne kadar okuduğum bilgilerin içinde, beni en etkileyenlerden birisi şudur: Tanrı bana gülümsedi ve dedi ki, "Dile benden ne dilersen, onu beyaz bir kağıda yaz ve ruhunun dilek kutusuna at; gerisini bana bırak. Sakın 'Nasıl?' sorusuna takılma, yürümeye devam et; ben senin için 'nasıl'ı zaten hallederim".

Şu anda durun ve adımı atın, gözlerinizi açmak için. Size, bundan daha basit bir reçete sunulamaz sanırım. Hadi!!! Bunun için illa gecenin geç saatlerinde oturup arkadaşlarla birlikte konsantre olmaya gerek yok. Atın adımı ve açın gözlerinizi. Ben bu satırları yazarken yapıyorum ve zorlanıyorum; çünkü acayip korkuyorum; çünkü ne göreceğimi bilemiyorum; çünkü artık alıştığım dünya olmayacak bu; çünkü bilmiyorum ben orasını, korkuyorum gözlerimi açmaktan, lütfen canım yanmasın, lütfen, ama lütfen ... gülümseyen yüzler görüyorum bana, ama çok parlak burası ve gözlerim kamaşıyor ... tekrar kapattım, ama olmuyor artık, ışık içeri sızdı bir kere ... evet sızdı ve karşımdakileri görüyorum ... onlar BEN'im... farklı bedenlerde ve şekillerde de olsalar onlar BEN'im... Bunca zaman başımda beklemişler benim... İnanamıyorum... Sadece ZANnetmişim... Başıma bir şeyler oluyor... Sanki bir şeyler açılıyor gibi... Bir ses duyuyorum beni geri çekmeye çalışan... "Eee, tabii canım, 3'üncü gözün açılıyor, bizde ohooo çoktan açılmıştı..." Bunun, beni geri çağıran karanlıktan geldiğini biliyorum ... kendim yaratmışım... Etraf bulanık ve dalgalanıyor... Ne kadardır böyleydim? Lütfen geri gitmeme izin vermeyin... Ben bunun filmini izlemiştim, sanki Matrix'e benziyor, ama gözlerimi açtığım yer, oradaki dünyadan daha süper... Lütfen, beni yalnız bırakmayın... Lütfen, geri gitmeme izin vermeyin... Sanırım biraz alışmam gerekecek... "Yanındayız ve yanındaydık hep, bizi rehber ruhların diye düşündün, ya da koruyucuların, ya da meleklerin, ya da yüksek benliğin, biz senin istediğin her şey olduk ve yanındaydık hep..." Gördüğüm her şey tek parça aslında... Evet, ben de bununla BİR'im kesinlikle ayrı değilim... BİR'miş... BİR... BİR... Beyaz BİR'lik şekillenmeye başladı önümde... Direk cisimleştirmeye başladım alıştığım dünyaya benzemesi için... İstediğim her şekli alıyor bu, süppeer... Heh, heh, heh, eğlenceye bak!!! Ne şekil alırsa alsın, gördüm onu... BİR... BİR... AÇ GÖZÜNÜ... HADİİİİ!!!
 

Pınar

#9
Bence harika bir saptama, haydi açalım gözümüzü! :)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)