Gazali'den Kimyaes Saade

Başlatan Tiversonus, 18 Nisan 2009, 16:53:48

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

DÖRDÜNCÜ    FASIL

Bil ki, beden ülkesinin sultanı insan ruhudur. Onun, sayısız asker ve ordusu vardır. Âyeti kerîmede «Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez.» (7) O sultan âhiret yolculuğu için yaratılmıştır. Onun hazinesi, Allahû Teâlâ'yı tanımak, bilmektir. Bu hazine ise, ancak Allahû Teâlâ'nın yarattıklarını, ibret gözüyle seyredip her birinden bir mânâ çıkarmakla temin edilebilir. Âlemdeki acayip işleri bilmek, duyular yoluyla mümkün olur. Duyuların varlığı da beden iledir. O halde, Allahû Teâlâ'yı bilmek, kalbin avıdır. Duyular, o avın bağ ve tuzağıdır. Beden, onun binek hayvanıdır. Onun için kalbin bedene ihtiyacı vardır. Bedende eczasına muhtaçtır. Onun eczası, birbirine zıt olan anası (su, toprak, hava, ateş) dır.

Bu yüzden beden yapısı zayıf ve helâk olması yakındır. Helak sebebi iki kısımdır: Biri dışarıda, diğeri içeridedir. İçeride olan açlık ve susuzluk; dışarıdakiler ise, ateş, su ve diğer düşmanlardır. İçeridekilerden korunması için yemeye, içmeye ihtiyacı var. Bu sebepten de iki sınıf askere ihtiyaç vardır: Biri zahirdir. El, ayak, ağız, diş ve mide gibi. Dışarıdaki düşmanlardan korunması için de iki sınıf askere ihtiyacı vardır. Biri zahirdedir. El, ayak, ok, yay ve diğer silâh ve âza gibi. Diğeri batındadır. Öfke ve kızgınlık gibi. Bu zikir olunan asker ve âlet, gözle görülen düşman ve zahirde müşahede edilen gıda içindir. Zahiri olmayan ve gözle görülmeyen düşmandan korunmak ve gıdayı temin etmek için, duyulara ihtiyaç vardır Onlar da beşi zahirî ve beşi batınî olmak üzere ondur. Zahirî olanlar, beş duyumuz olan işitmek, görmek, koklamak, tatmak ve dokunmaktır. Batında olanların yeri dimağdır: Hayal kuvveti, düşünme kuvveti, ezberleme kuvveti, hatırlama kuvveti ve vehim kuvveti (zan) dır. Bunların her birinin belli özellikleri ve hususî halleri vardır ki birisi aksarsa, dinde de dünyada da hususiyeti bozulur.

Bu dıştaki ve içteki askerler, kalbin emrine amadedirler. Kalb ne emir ederse hükmü yerine gelir. Meselâ: Dile emir verince, hemen konuşur. El ve ayağa emir verince, harekete geçerler. Göze emir edince, nazar eder. Düşünme kuvvetine emir ederse, düşünür. Hülâsa, bu askerin hepsi padişahın emrine ramdır. Böylece bedeni muhafaza ederler. Bu, padişah azığını alıncaya kadar, avını tutuncaya kadar, âhiret ticaretini bitirinceye kadar ve kendi saadet tohumunu ekinceye kadar devam eder. Bu mecburî itaat melekler arasında da ecridir. Zira melekler zümresi, Allahû Teâlâ'ya muhalefet etmek kudretine sahip değildir. Onlara verilen bütün işaretlere —insan âzası gibi— gayri ihtiyarî itaat ederler.

BEŞİNCİ   FASIL

Kalb askerlerinin haddi, hesabı yoktur ve düşmanları da sayısızdır. Biz maksadı bir misâl ile anlatmakla yetineceğiz: İnsanoğlunun bedenî muazzam bir şehre benzer. Onun azaları, parmakları. O şehrin sanat erbabıdır. Şehvet, maliye müdürü, gazab subaşısı (emniyet müdürü) dır. Şehrin padişahı kalb veziri akıldır. Memleketin tamir ve muhafazası için Padişahın reayaya ihtiyacı olduğu gibi, gönül padişahın da bunlara ihtiyacı vardır. Ancak bunlarla beden memleketi mamur ve ordusu muzaffer olur. Fakat şehvet, haraç düşkünü, fitneci, yalancı ve kötü mizaçlıdır. Vezir ne emir verirse, onun aksini yapar. Daima haraç bahanesiyle memlekette olan bütün malları alıp ülkeyi viran ve boş bırakmak ister. Gazab olan subaşı, hiddetli, azgın ve edepsizdir. Daima asmak, basmak, yıkmak, yakmak ister. Padişah daima vezir ile müşavere edip tedbirleri onunla görüşürse, yalancı ve tamahkâr maliye müdürünün, vezire muhalefet etmemesi için ona kıymet vermezse, onu küstahlıktan menetmek için nazırı onun peşine takarsa, ve nazırın da —haddini tecavüz etmemesi için— daima onun kalbini kırıp onu hırpalarsa, memleketin nizamı yerinde yürür. Bu metodla ülkesini idare eden padişahın memleketi mamur olur. Reaya (vatandaşlar) memnun olur ve böylece Allah'a giden saadet yolu kapanmaz. Eğer bunun tersi olursa, yani akıl ve ruh mağlûp olur; şehvet ve gazab galib olursa, memleket harap olur; şehir viran olur, reaya (vatandaş) ağlar ve padişah da bedbaht ve perişan olur.

ALTINCI   FASIL

Bundan önceki icmal, tafsil, teşbih ve temsilden anlaşıldı ki, yemek isteği, gazab, intikam, insan vücudunu beslemek, düzenlemek ve korumak içindir. Bunlar, gece-gündüz bedene hizmetçidir. Yemek ve içmek, bedenin yemidir, gıdasıdır. Beden duyuların hamalıdır. Demek ki, beden hislere (duyulara) hizmet ediyor. Duyular ise, aklın casusu ve tuzağıdır. Onların vasıtasıyla acayip işleri araştırıp muhafaza eder. Demek ki, duyular aklın hizmetçisidir. Akıl ise, kalbin ışık ve ziyasıdır. Bu nûr ile Cenâb-ı Hakkı görür ki, kalbin cenneti budur. Demek ki akıl da kalbin hizmetçisi olur. Kalb ise, Allah Teâlâ'nın cemâlini görmek içindir. O bununla meşgul olunca, Cenâb-ı Hakkın kulu ve hizmetçisi olur. Allahû Teâlâ'nın: «Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır» ( kelâmının anlamı da budur.

Allahû Teâlâ kalbi yarattı ve bu memleket ve askeri onun emrine verdi ve esfel-i safilinden (dünya âlemi) a'la-yı illiyîne (mânâ âlemi) yolculuk yapması için de, beden merkebini emrine verdi. Eğer bu nimetin hakkını ödemek ve kulluk şartlarını yerine getirmek isterse, padişah gibi memleketin ortasında oturur ve Allahû Teâlâ'yı kıble; âhireti vatan; bedeni binek hayvanı; dünyayı konak yeri yapar ve el, ayak ve diğer azaları hizmetçi; aklı vezir; şehveti maliye müdürü yapar ve her birini bir sipariş elemanı görevinde çalıştırır.

Onlar, o şehrin haberlerini toplar. Beynin ön tarafında bulunan haya) kuvvetini, istihbarat şefi yapar. Casuslar, bütün haberleri onun yanına getirir. Beynin arka kısmında bulunan ezberleme kuvvetini sekreter yapar. O haberler defterini (istihbarat vesikaları) istihbarat şefinin elinden alır, saklar ve zamanında vezir akla arz eder. Vezir de memleketten gelen haberlere göre, memleketin tedbirini alır ve padişahın sefer hazırlığını görür. Şehvet, gazab ve başkaları padişaha hıyanet edip itaatten dışarı çıkarak, asiliğe ve düşmanlığa yüz tuttukları ve padişahın yolunu kesmek istedikleri zaman, bunun tedbirini alır. Onları —seferde padişahın yolunu kesmemeleri ve ona dost olmaları için— itaate zorlar. Vezir, memleketi bu minval üzere idare ederse, mutlu olur, nimetin hakkını vermiş olur ve bu vazifesinin mükâfatını zamanında bulur. Eğer bunun aksini yaparsa, kendisi yol kesici olup o düşmanlar gibi isyan etmiş, başkaldırmış ve dost nimetine nankörlük etmiş olur. Bunun cezasını hem dünyada, hem de âhirette görür.

YEDİNCİ   FASIL

İnsan kalbinin, kendisine hizmetçi durumunda olan bu iki askerle ilgi ve ilişkisi vardır. Bunların her birinden kalbte bir ahlâk hâsıl olur. Bu ahlâkların bazısı kötü ahlâktır; onu helak eder. Bazısı iyi ahlâktır; onu saadete eriştirir. O ahlâkın tamamı çok ise de, hepsi dört çeşitte toplanır-. Hayvanlar ahlâkı, yırtıcılar ahlâkı, şeytanlar ahlâkı ve melekler ahlâkı. İnsanın durumu, kendisine verilen şehvet yönünden, hayvanların durumuna benzer. Örneğin: Yemek ve cimaya (cinsî münasebet) çok istekli olması gibi. Kendisine verilen hışım sebebiyle hareketi; köpek, kurt ve aslanın hareketine benzer: İnsanları yaralamak, öldürmek, onlara eziyet etmek gibi. Kendisine yerleştirilen şeytanların ahlâkı sebebiyle işi hile, aldatma, yalan ve fitne oldu. Kendisine verilen akıl nuru ve idrâk cevheri sebebi ile meleklerin işini yapar: İlim, salah (iyilik) ve perhiz gibi. Yararlı işler yapmakla halk içinde şerefli ve aziz olur; kötü ahlâk ve çirkin hareketlerden temizlenir; uzaklaşır; marifet ve kemaliyle şâd olur; cehalet ve akılsızlıktan ar etmeye, utanmaya başlar.

Hakikatte insanın İçinde dört haslet vardır: Köpeklik hasleti, domuzluk hasleti, şeytanlık hasleti ve meleklik hasleti. Köpeğin sevimsiz ve çirkin oluşu; şekli el ve ayak yönüyle değildir. Belki, kendisinde bulunan çirkin sıfatlar sebebi iledir ki insanlara eziyet etmesidir.

Domuzun kötü ve çirkin oluşu da; şekli ve âzası cihetinden değildir. Belki, hırs, tama ve kötü şeylere meyi ve rağbet gösterdiği içindir. Köpeklik ve domuzluğun gerçek mânâsı budur. İnsanda da yerilen bunlardır. Şeytanlık ve meleklik hakikati de zikrî geçen mânâlardır, insana, meleklerin nurlarının eserlerinden olan akıl cevheri ile şeytanın aldatmasını zulmetmesini anlaması emredildi. Böylece hile ve aldatma sebeb olan şeytanlık sıfatının çirkin yönü meydana çıkar, rezil, rüsva olur ve bir daha fitne yoluna imkân ve iktidar güç bulamaz. Peygamber Efendimiz (SAV) buyurmuştur ki : «İnsanoğlundan her fert için bir şeytan vardır. Hatta benim dahi vardır. Ancak Allahû Teâlâ beni ona muzaffer, onu da bana mağlûp eyledi. Öyle ki, bana hiçbir surette şer yaptırma imkânı bulmaz» ve yine insana, hırs ve şehvet hınzırını ve gazab köpeğini terbiye edip itaatli olarak aklın eli altına alması emredildi. Böylece hâkim akıl, işareti ve fermanı olmayınca kalkıp oturamaz. Eğer böyle olursa, ona, zikir olunan güzel ahlâktan bazı haller hâsıl olur. Bu onun saadet tohumudur.

Eğer anlatılanın hilafını yapıp nefs-i emmareye kulluk kemeriyle sımsıkı bağlanır, ona hizmet mevkinde olursa, onda kötü ahlâk meydana gelir ki, bu onun şakilik tohumu olur.

Eğer böyle bir kimsenin perişan hâli, uyku âleminde yahut uyanıkken kendisine gösterilseydi, kendini bir hınzırın yahut köpeğin önünde el pençe divan hizmetçi olarak durduğunu görürdü. Bir müslümanı bir kâfirin eline esir bırakanın hali nice olursa, bir meleği, bir hınzırın veya köpeğin eline esir bırakanın hâli ondan daha kötüdür.

insanların çoğu insaf nazarıyla bakıp kendi nefislerini muhasebe ve murakabe etseler, gece gündüz nefsin arzu ve isteklerine bağlı hizmetçi köle gibi. olduklarını görürler.

Görünüşte insana benzeseler de, hakikatte onların hâli köpeğin ve hınzırın hâlinden pek farklı değildir. Onların yarın mahşer gününde kalelerinde gizli olan mânâlar aşikâr olup zahir suretleri, de, bâtınlarıdaki mânânın renk ve şeklini alacaktır. Böylece şehveti galip olan kimse, hınzır şeklinde görülecektir.
Bunun içindir ki, rüya âleminde, kurt zalim insan, domuz da pis insan demektir. Çünkü uyku ölümün numûnesidir. Bu kadarıyle ki, uyku sebebiyle bu âlemden uzaklaşır. Suret, mânâya tâbi olur. Böylece herkesi batın sureti üzere görür. Bunun sırrı, çok büyüktür. Bu kitap bunu kaldırmaz.
 
Gazali/Kimyaes Saade