Şiirler / Güzel Sözler

Başlatan Tiversonus, 06 Nisan 2009, 02:23:46

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sirera

#195
Babaji

Sen güneşin parlaklığısın,
İçime güzellik ışınları yayıyorsun.
Tüm BEN olanı,
BEN olan sevgiyi
Görebilmem için
Gözlerime bir ayna tutuyorsun.
Sen ışığın koruyucususun
Ve gecenin büyüsünü anlıyorsun.
Uyanmış kalbimden senin
Irmaklarının aktığını hissediyorum
Gizli bir kapı
Sonsuzluğun parıltısına açılıyor
Ben senin görüşünün gözleriyim,
Senin şarkının ritmiyim.
Senin geçtiğin yollardan yürüyorum.
Ilık toprağı kutlayarak,
Kanatlarımızı açarak,
Güneşe doğru uçuyoruz.
Seninle uzun zamandan beri kardeşiz,
Şimdi ise kardeşten de yakınız,
Burada bir gizem var
Ve bunu sadec kanatlı bir kalp anlayabilir:
Biz güneşin parlaklığıyız
Sen ve ben...Babaji.

Kiara Windrider[/size=1]
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#196
Tanrı ki;
kendi sonsuz yanlızlığında,
kendi başına birdirbir oyanayan ,
ve her yeni atlayışına şaşıran,sevinçli bir çocuktur.
Sri Aurobindo
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#197
Yoksul insanlar düşünceye dalmışlarsa rahatsız edilmemelidir. Bakarsınız düşündükleri şeyi bulurlar. Rainer Maria Rilke
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#198
Kanat vardır doğan'ı sultana götürür, kanat vardır kuzgun'u leşe getirir...

Bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak toprağa tohum atmak gibidir,,

Tenini besleyip geliştirmeye bakma, çünkü o sonunda toprağa
verilecek bir kurbandir.

Sen gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek, şereflenecek odur.

~Mevlana~
 

sirera

#199
Her insanın kendine özgü bir ruhu var, onu başka bir ruhla karıştıramaz. İki insan birbirine yaklaşabilir, birbiriyle konuşabilir, birbirinin hemen burnunun ucunda olabilir ama ruhları bulunduğu yere kök salmış çiçeklere benzer, hiçbiri kalkıp ötekisinin yanına gelemez, bunun için kökünü terk etmesi gerekir, böyle birşeyi de başaramaz.

Çiçekler kokularını ve tohumlarını yollar birbirlerine; çünkü birbirleriyle konuşmaya can atarlar, buna rağmen bir tohumun istenilen yere ulaşması konusunda çiçeğin elinden birşey gelmez, rüzgarın işidir bu, rüzgar da canı istedi mi bu yönden, canı istedi mi öteki yönden eser.
Herman Hesse-Knulp
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#200
Rabindranath Tagore
Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbi...mizin fark edilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize..?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak
Ne çıkar ateş böceği sansalar beni..?
Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak.
İncinsek yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
Denesek
Risk alsak
Yanılsak
Farketmez
Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
O zaman farkedeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kar bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.
 

Alemtac

#201
İNSAN SEVMELİ HEM DE DOYASIYA
Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana.
Sade bir kurdeleyle süslenmiş.
Çöz kurdeleyi ve kaldır yavaşça kutunun kapağını...
Kocaman bir fırça ve binbir renk koydum kutuya.
Bir Cennet resmi yapıp, içine gir diye...
Düşler serpiştirdim gzlice,
Düş kurmayı unutma diye...
Bir tane de elma şekeri yerleştirdim,
İçindeki çocuğu tadabilesin diye...
Güneşin batışını,
Billur suyun sesini,
Kırmızı gelinciklerin saflığını,
Taze ekmeğin kokusunu,
Ve bir gülümsemeninde sıcaklığını da sığdırdım,
Ruhlarımız aç kalmasın diye...
Kutuya biraz da sevecenlik koydum,
Güçlü ol diye...
Beyaz bir güvercin uçup, kendi kondu bu kutuya,
Barış ve özgürlüğü sunmak için...
Bir buket sevgi, bir yudum aşk ve yarım bir elma daha
Ben koymadan edemedim,
Paylaşmayı hatırlayalım diye...
Sevdiklerimize onları sevdiğimizi söylemek için yarını beklemeyelim,
Hemen şimdi yapalım bunu diye...
İçtenliği umudu nesneyi, bağışlayıcılığı, özgüveni,
Açık yürekliliği unutmadım,
BEN'in dışına çıkıp BİZ'e ulaşalım diye...
Son olarak ta bir kart iliştirdim kutuya.

Bak bu kartta neler yazıyor:
Bu kutunun her kapağını kaldırışında,
Yaşamla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin.
Yaşamak için yarını bekleme, al yaşamı kollarının arasına
Ve sımsıkı sarıl...
Yaşamdan yalnızca almak yerine, ona birşeyler ver,
Kısacası bütünüyle insan ol
Unutma,
Yaşam dokuması henüz tamamlanmamış,
Olağanüstü güzellikte bir duvar halısıdır.

Ve sana ait olan küçücük boşluğu yalnızca sen doldurabilirsin...

Orhan Veli Kanık
 

Alemtac

#202
Kaçırma gözlerini hayattan. Hep hayatın içinde olsun bakışların. Hep kendi içinde. Baktığın kadar varsın bu hayatta. Hatta sadece bakmakla da yetinme. Görmen de lazım. Görüp de bilmen, bilip de sevmen lazım. Hayatı kendi içinde, kendini hayatın içinde. Bir nefeslik molaları çok görme kendine. Arada bir karanlıkta kalsa da bir yanın, sakın pes etme..! Çekil kendi kabuğuna bir süre. Sadece içine bak. Kendi aydınlığın senin içinde. Ara ve bul..! Gerçeğin düşlerle bölünmesine, düşlerin gerçeğin altında ezilmesine izin verme. ((Paulo Coelho))
 

sirera

#203

I

Başlangıcımdadır sonum. Birbiri ardısıra

Evler yükselip düşmede, ufalanmada, genişlemede,

Yerinden kaldırılmada, yıkılmada, onarılmada

Ya da oldukları yerde şimdi bir açık tarla,

Bir fabrika, bir ikincil yol durmada.

Yeni yapılara eski taşlar, yeni ateşlere eski kereste,

Eski ateşler kül, eski küller toprak olmada.

Toprak ki ettir, hayvan postudur, insan artığıdır,

İnsan ve yırtıcı hayvan kemiği, buğday sapı ve yapraktır.

Evler yaşar ve ölür:

Bir zamanı vardır yapmanın,

Bir zamanı vardır yaşamanın ve her kuşağın,

Bir zamanı vardır yelin kırması için gevşeyen camı.

Bir zamanı vardır farenin tahta kaplamayı kemirsin diye,

Bir zamanı vardır sessis bir parolayla dokunmuş

Lime-lime perdelerin silkilmesi için.



Başlangıcımdadır sonum. Işık düşmede şimdi

Açık tarlanın ötesine, karanlıkta bırakıp öğleden sonra,

Dallarla örtülü kuytu köy yolunu.

Bir koya yaslanmıştın sen kamyonet geçerken

Ve kuytu yol elektrik ısısıyla ipnotizma edilmiş

Direniyordu köy yönünde. Ilık, ince bir sis perdesinde

Keskin ışığı yansıtmamış, soğurmustu boz bir tas,

Boş sessizlik içinde uyumuş yıldız çiçekleri.

İlk baykuşu bekle öyleyse.



O açık kırlara

Çok yaklaşmamışsanız eğer, çok yaklaşmamışsanız eğer,

Duyarsınız bir geceyarısı, yazın, o açık kırlarda

Müziğini cılız bir zurnanın, küçük bir davulun

Ve görürsünüz bir şenlik ateşi çevresinde oynayanları.

Kadınla erkeğin oyunda eşliğidir bu

Belirtisi evliliğe giden yolun -

Ağırbaşlı, içaçıcı, gönençli kutsal tören.

İşte bak uyarak o müziğin ritmine

Çift çift dansediyorlar birbirinin elinden

Ya da kolundan tutup. Ateşin çevresinde tekrar tekrar      ^

Dönüyorlar, ya da atlıyorlar alevlerin üstünden

Hoyratça görkemli, ya da hoyrat kahkahalarla

Çirkin ayakkapları içinden kaldırıp ağır ayaklarını;

Toprak ayaklar, balçık ayaklar, oynamada bu kır cümbüşünde,

Sevinçleri, çoktanberi ekinleri besleyen toprağın

Altında olanların sevinci. Uyarak temposuna

Ve ritmine o müziğin oynuyorlar çılgınca

Canlı mevsimlerindeki yaşamlarında

Süt sağma ve hasat zamanında

Kadınla erkeğin ve yırtıcı hayvanların çiftleşme annda

Oynadıkları gibi. Ayaklar  kalkıp inmede.

Yeme ve içme. Gübre ve ölüm.

Tan yeri ağarıyor, bir başka gün

Hazırlanmada suskuya ve ısıya.

Ta uzakta, denizde, tanyeli pörsük pörsük

Sıvışıp gözden yitmiş. Buradayım,

Ya da orada, ya da bir başka yerde. Başlangıcımda.

II

Gecikmiş kasımın yaptığı ne

İlkbaharın tedirginliğine

Ve yaz sıcağının yaratıklarına

Ve kışın ayak altında eriyen karına

Ve yüksekte uçan gülhatmilere

Erken yağan karla dolan geç açmış güllere!

Kayan yıldızlarla birlikte kayan gökgürültüsü

Burçlar savaşında doğaüstü

Koşan zafer arabalarına şimşeğin öykünüşü

Akrep burcu savaşır güneşe karşı tek

Güneş ve Ay batmaya dek

Kuyruklu yıldızlar ağlar,

Aslan uçar yeri ve göğü avlar

Öyle bir kasırga içinde döner ki

Dünyayı yıkıma o ateş götürecek belki

Ateş ki yanar buz saltanatından önce.

Bu bir yolu, konuşmanın - Pek de gönül doyurucu, değil:

Yıpranmış bir şiir geleneği içinde dolambaçlı bir çaba.

İnsanı sözcüklerle, anlamlarla dayanılmaz bir güreş

Karşısında bırakan. Şiirin önemi yok,

İnsanın umduğu kadar değil.

Çoktan aranan şeyin değeri ne?

Değeri ne çoktan özlenen sessizliğin, sonyaz erincinin.?

Değeri ne yaştaki bilgeliğin? Aldattılar mı bizi,

Ya da kendi kendilerini, toksözlü babacan ihtiyarlar

Aldatışları için bir makbuz vasiyet bırakıp?

Önceden düşünülmüş bir sığınaktır erinç,

Bilgelik yalnız ölü gizlerin bilgeliği,

Baktıkları ya da baş çevirdikleri karanlıkta

Yararsız, öyle sanırız ki biz,

En hafif deyimiyle, yalnız sınırsız bir değer vardır

Deneyden sağlanan bilgide.

Bilgi bir görenek zorlar ve döner yalanlar

Çünkü her an değişir, yenilenir görenek,

Ve her an, bir yeni, bir sarsıcı

Değer biçmedir ne olduğumuza. Aldandığımız tek nokta,

Aldanışın da artık zararı dokunmadığı

Noktada aldanmışlığımızdır.

Yarıda, ya da yarı yolda değil yalnızca,

Ama bütün yol boyunca, kuytu bir ormanda,

Bir böğürtlen dalında, bir ağılın ucunda,

Güvenle tutunacak yer olmayan her şeyde

Canavarların korkuttuğu düşsel ışıklar

Göze alır sihirlenmeyi. Bırak duymayayım

Bilgeliğini, daha doğrusu, aptallığını yaşlı kişilerin,

Korkudan  ve  çılgınlıktan, mal  edinmeden  korkmalarını,

Bir başkasına, ya da başkalarıma, ya da Tanrıya ait olmakla

Sağlayacağımızı umabildiğimiz tek bilgelik

Alçakgönüllülüğün bilgeliğidir: Alçakgönüllülük sonsuz.



Denizin altına batmış hep evler



Oyuncular girmiş dağın altına



III

Hey karanlık karanlık karanlık. Gömülmüşler hep karanlığa

Yıldızlararası boş uzaylar, boşluk içinde boşluk.

Kaptanlar, tüccar bankacılar, ünlü edebiyatçılar,

Eli açık sanatseverler, sanat koruyucuları,

Devlet adamları, yöneticiler, seçkin memurlar

Nice derneğin başkanı, sanayi lordları,

Küçük müteahhitler, hepsi gömülmüş karanlığa,

Güneş ve Ay, Almanach de Gotha,

Borsa Gazetesi, Yönetmenler Kılavuzu da.

Soğumuş duygu, eylem yitirmiş amacını.

Gidiyoruz biz de onlarla sessiz cenaze törenine,

Ölü, hiç kimsenin ölüsü, gömülecek kimse yok.

Dedim ki ruhuma, sakin ol, bırak gelsin üstüne karanlık,

Bu ancak Tanrının karanlığıdır.

Tiyatrodaki gibi.

Işıklar sönmüş, çünkü değişecek sahne

Boş bir kanat gürültüsüyle,

Karanlığın  karanlık üstünde devinişiyle,

Biliyoruz tepeler ve ağaçlar, uzak panorama,

Haddini bilmez, zorlayıcı alnaçlar yuvarlanmış uzağa -

Ya da tıpkı Metroda, bir yeraltı treni, duraklar arasında

Uzun süre durduğunda ve konuşma yavaşça

Buruşup sessizliğe döndüğünde

Görürsün her yüzün arkasında derinleşen ussal boşluğu

Düşünecek bir şey bulamayışın büyüyen korkusunu bırakıp;

Ya da eter havada us ayık olduğunda

Ve hiçbir şeyin bilincine varamadığında -

Dedim ki ruhuma, sakin ol, bekle umutsuz

Çünkü umut kötü şeyin umudu olabilir; bekle dedim sevgisiz

Çünkü sevgi kötü şeyin sevgisi olabilir; inanç -var geriye, kalan

Ama inanç da, sevgi de, umud da beklemektedir.

Düşünmeden  bekle, çünkü düşünmeye hazır, değilsin henüz:

Öyleyse ışığın olacaktır karanlık, sessizlik dansın...

Akan ırmağın çağıltısı, kışta şimşeğin gürültüsü;

Görünmeyen dağ kekiği ve yabanı çilek,

Bahçedeki kahkaha, yankılanan derin coşku

Yitirilmemiş, ama gereksiyen, göstermektedir derin sızısını

Ölümün ve doğumun.



                                                  Diyorsun ki daha önce

söylediğim bir şeyi tekrarlıyorum. Söyleyeceğim onu tekrar

Söyleyeyim mi?  Ulaşmak için oraya,

ulaşmak için oraya senin olduğun yere,

Geçmek için senin bulunduğun yerden,

İçinde hiç coşku olmayan bir yoldan yürümelisin.

Sahip olmadığın bir şeye sahip olmak için

Maldan yoksun kılınma yolundan geçmelisin.

Bulunmadığın bir yere ulaşmak için

Hiç bulunmadığın bir yoldan geçmelisin.

Bilmediklerin yalnız bildiklerindir

Sahip oldukların sahip olmadıklarındır

Bulunduğun yer bulunmadığın yerdir.

IV

Köpek vebasından sayrı bölgeyi

Sorguya çeken keskin çeliği

Çala bıçak sürer yaralı cerrah;

Kanatan ellerin altında daha iyi

Duyarız doktorluk sanatının acıyışını

Çözerek gizini ısı grafiğinin.



Sayrılığımızdır tek sağlığımız

Sürekli bakımı gönendirmekten başka

Lanetlenmesini Âdem babamızın ve bizim

Hatırlatmak olan ölümlü hemşirenin

Dinlersek her sözünü, çünkü

Sayrılığın kötüleşmesi gerekli iyileşmek için.



Harap milyonerlerin bağışıyla kurulan

Bir sayrılar evidir bütün dünya

Eğer başarır da iyi olursak orada,

Salt bir baba özeninden öleceğiz ki

Bırakmıyacak arkamızı o sevgi

önümüze geçecek her yerde.



Yükselir ayaklardan dizlere soğuk

Bir sıtma şarkısı aklın tellerde.

Isınmak istersem eğer, ilk önce donmalıyım,

Deprenmeliyim soğuk cehennem  ateşinde

Ateş ki, güldür katmer, katmer

Dumanı bir dağda yaban gülü.



Sızan kandır tek içkimiz

Kanlı et tek besimiz:                                        .    , .

Buna karşın sağlıklı, sağlam et, kan

Olduğumuzu düşünmeyi severim,

Hâlâ bu Cuma gününe

Nedense Uğurlu Cuma deriz.

V

Buradayım işte, yarı yolda, yirmi yıldan beri -

Yirmi yılını harcamış, l'entre deux guerres yıllarını

Sözcükleri öğrenmek ve kullanmak için, ve her atılış

Tümüyle bir yeni başlayış, bir başka türlü başarısızlık,

Çünkü insan sözcüklerden daha iyi sonuç almayı   öğrenmiş

                                                                             yalnız

Bir daha söylemeyi gereksinmediği şeyler için,

Ya da kişinin söylemek eğiliminde bulunmadığı yöntemi öğ�renmiş



Her atılış bir yeni başlangıç, söylenmemişe bir saldırı

Günden güne kötüleşen külüstür bir donatımla

Genel kargaşasında açıklıksız duygunun

Sıkıdüzensiz bölüklerinde coşkunun.

Güçle, baş eğdirmekle,                                                         ,

Fethedilecek ne varsa dünyada

Hepsini bulmuştur hiç kimsenin yarışamayacağı adamlar   '

Ama ne var ki yarışma diye bir şey yok,

Yalnız savaş var, yitirilip de bulunan

Tekrar tekrar yitirilen şeyler için

Uğursuz görünen koşullar altında.

Bu belki de ne bir kazançtır, ne de zarar.

Bizim için yalnız uğraşmak, denemek var

Gerisi ilgilendirmez hiçbirimizi.



Yurt insanın ilk yola çıktığı yerdir. Yaşlandıkça

Dünya daha da tuhaflaşır, daha da karmaşık olur

Ölenlerle yaşayanların görgüsü. Gergin an değil soyutlanan

Ne bir önce, ne de sonrayla,

Ama tüm bir yaşam süresi yanmaktadır her an

Hem yalnız bir insanın yaşam süresi değil,

Şifresi çözülmemiş eski taşların da.

Bir zamanı var gecenin yıldız ışığı altında

Bir zamanı var gecenin lâmba ışığında

(Gece ki geçer fotoğraf albümüyle)

Sevi en gerçek şeydir

Burası ve şimdi söz konusu olmadığında.

Buranın ve oranın bir önemi yok,

Eski insanlar kâşif olmalıydılar.

Durgun olamayız, devinmeliyiz

Bir başka kesinlik için,

Bir başka kavuşmaya, daha derin birleşmeye

Koyu soğuk ve boş ıssız yoluyla.

Dalga ağlar, yel ağlar, engin sularına

Fırtına kuşunun ve domuz balığının. Sonundadır başlangıcım.


T.S. Eliot
4 quartet'den ikinicisi
(Türkçesi :  Osman TÜRKAY)
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tgur

#204
Yazanın hayali,çevirenin ustalığı,okuyanın anlayışıyla birleşince mükemmel bir kombinasyon bunlar ,ancak usta ,hayalci ve anlayan döngüsü devamlı bir dinginlikte yer değiştirmeli..
Teşekkürler Sirera.

sirera

#205
evet çeviri gerççekten çok iyi, an be an yenilenen yeni potansiyellere açılan hayatın ölümden farkı olmayan yapısı şiiirde nasıl da bütünleşmiş, bişey değil okumaktan keyif aldığınıza sevindim.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#206
SU GİBİ

Şimdi sen su olduğunu düşün.
Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez...

İnanıyorum ki gerçekten de öylesin
Ama ister çeşmeden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak;
Dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.
Yani seni dinlemeyene sesini duyuramazsın...

Unutma;
Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun sadece...

Suyun yanında olanlar, suyu en az içenlerdir.
Çünkü ' su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye' diye düşünürler.
Aynen sesini sürekli duyanların seni dinlemediği gibi...

Ormandaki hiçbir hayvan ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı.
Şimdiye kadar hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi.
Suyun durgun yerlerini bulabilmek için...

Sen hep bir su olduğunu düşün...
Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez...
Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün...
Ama su gibi yaratıcı ol
Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil...

Sen bir su ol...
Ama rahmet ol, afet değil...

Sen su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme...
Sana 'felaket' denmesin!
Su isen bir bardağa sığabil ki, damarlara girebilesin...

Su, yüce Mevla'nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri unutma...
Unutma suya benzediğini...
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi bitmez, tükenmez olduğunu unutma...
Su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de kıyametler koparıcı olduğunu unutma...
Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil...

Vadiler varken önünde ve ovalar varken yayılabileceğin,
Küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan,
Hayat verirsin çevrene...
Ve yaşayabilirsin, dünya dönmesine devam ettiği müddetçe...
Yoksa hep duyulmayan dinlenmeyen i korkulan ve kaçılan olursun,
Seller, afetler gibi...

Tercih elindeydi hep ve hepte 'senin' elinde olacak...
Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olarak tanınacaksın çevrendekilere kendini...

Ama yapman gereken şu değil mi?
Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini,
Düşüneceksin kimin dinleyip kimin dinlemediğini,
Düşüneceksin anlatmak istediklerini ne kadar anlatabildiğini,
Hatta anlayanların anlattıklarında senin anlattıklarının ne kadarını olduğunu düşüneceksin...
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...

Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, yavaş yavaş vapurun kalkacağı iskeleye gidip orda hazır olmaları gibi, sende fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin...
Demeyeceksin ki 'ben canım isteyince giderim iskeleye, vapurda o saniyede gelmek zorunda...'

Keşke öyle olsaydı...
Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil!
Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç?
Veya önüne çıkan ağaçları bile sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü?
Kaplanlar bile suyu içebilmek için durulmasını bekler...
Beyni olan her yaratık gibi...

Hadi...
Sen şimdi su olduğunu düşün ve kendini su gibi hisset...
Su gibi özel...
Su gibi güzel...
Su gibi berrak...
Su gibi yararlı...
Su gibi hayat kaynağı...
Ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla...
Girebilmeyi öğren insanların damarlarına...

M. C. Rumi
 

bozadi

#207
Teşekkürler Alemtaç. Güzeldi. Su gibi...

Alemtac

 

Alemtac

#209
Bunca ıstırap,acı ve alın terine karşılık elde ettiğimiz nedir?nefsi tanımak ve onun isteklerinin şuuruna varmak...ne melek ne şeytan sadece insanın kendisidir önemli olan....bizim misyonumuz açık ve sadedir..kendi şuurunun farkındalığıyla,akıl vicdan ikilisinin dengeli şekilde kullanılmasının gerekliliğini duyurmaktır...ruh olmadan şuur,şuur olmadan madde,madde olmadan duyulur realite ,duyulur realite olmadan tatbikat,tatbikat olmadan tekamül,tekamül olmadan hayat,hayat olmadan varlık, varlık olmadan Tanrısallık olmaz......

Ergün Arıkdalgül