Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü
avatar_fatihesen

Selam Arkadaşlar

Başlatan fatihesen, 11 Kasım 2023, 05:49:37

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fatihesen

Selam Arkadaşlar Selam Bozadi uzun yıllar oldu bir merhaba diyeyim dedim :)

bozadi

#1
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fatihesen

Selam Arkada?lar Selam Bozadi uzun y?llar oldu bir merhaba diyeyim dedim :)
İyi yaptın fatihesen, merhaba :)

fatihesen

#2
nasıl gidiyor buralarda durumlar kaçırdığımm bir şeyler varmı :)

bozadi

#3
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fatihesen

nasıl gidiyor buralarda durumlar kaçırdığım bir şeyler varmı :)
Kıyamet saati tutuyoruz, hep birlikte izleyip değerlendirmeye çalışıyoruz dünya (3. yoğunluk / boyut) sahnesinde olan bitenleri :) Tabi bu forumda en çok yararlanılan kaynaklarla bağlantılı olarak, varoluşun üst seviyelerindeki BH varlıkları tarafından sunulduğuna inandığımız bakış açılarından yararlanmaya çalışıyoruz yorumlama, anlamlandırma çabamızda, her zaman olduğu gibi. 4. yoğunluk negatif varlıklarının müdahalelerini, manipülasyonlarını anlamaya çalışıyoruz. KH ile bağlantılı bu kabustan uyanmak için BH'lik düzeyimizi, yani pozitifliğimizi artırmanın, ivmelendirmenin yollarını keşfetmeye çalışıyoruz.

fatihesen

#4
Kasyopya 2019 celselerinden sonra daha celseleri okumadım, bir anda yolum karma astroloji ile kesişti, ve farklı ekollerden dersler almaya yaşamı anlamlandırmaya çalıştım hala çalışıyorum, sonuçta şu an bilgi almanın bilmeni de bir anlamı olmadığını bildiğini kullanmanın faydası olduğunu, kendi hayat yolunda yeni enkarnasyona hazılandığını, ve tüm yaşamın yeni döngüsüne hazırlanırken neler yaşadığıklarına şahit olmayı deneyimlemeyiyorum. tabi zamanla metaverse kavramı ortaya çıkmaya başladığında da şu anki içinde bulunduğumuz yeri daha iyi algılamaya başlıyorum,

bozadi

#5
fatihesen, sen sorduktan sonra benim de sormam gerekirdi, "Sen neler yaptın, ne sonuçlara vardın?" diye, merak da ediyordum ama tutuldum, özür dilerim.

Karmik astroloji konusunda dersler almış olmana şaşırdım ve sevindim. Ben sadece genel bazı hatlarıyla ilgi duyuyorum astrolojiye ve tabi kuzey ay düğümü astrolojisine özellikle değer veriyorum, ki bu da karmik astrolojiyle bağlantılı.

"Bilmenin değil, bildiğini kullanmanın önemli olduğu" konusunda sana tamamen hak veriyorum. Aslında zaten K'lar da "kullanılmayan bilgi, bilgi değildir" gibisinden bir açıklamayla vurguluyor bunu.

Metaverse kavramı, içinde bulunduğumuz yeri daha iyi algılamana nasıl bir fayda sağladı?

fatihesen

#6
Anlamak Zaman alabilir (Bilmek İle anlamak ikisi farklı şeydir, bilme zamanla öğrenme sürecinin bitmesi ile mevcut olan bir yapıdır, anlamak ise bilgilerin kullanılır hale gelmesi sonucunda sürekli gelişen, geliştikçe ihtiyaçlara göre bilgi edinmeyi sağlayan bir süreç içeriside gerçekleşir, Örnek olarak okullarda ingilizce bilgisini öğrenip, ihtiyacımız olmadığından vb. durumlardan unutuyoruz,ihriyaç durumunda ise pratik yaparaktan anlama süreci başlamadığı için takılıp kalıyor, belki de biliyorum fakat neden yapamıyorum, diyerek kendimizi yadsıma sürecine girebiliyoruz. Anlama süreci tam başlayacak iken bazen ben yapamam, ben yapanlar gibi değilim, gibi düşüncelere takılıp bilenler e devrettiğimiz durumlarda ise anlama tamamen durabilir. Kişi ilk başarısız olma, tam yapamama durumunlarında pes etmez ise anlama olayı yavaşça başlayacaktır, sürekli tekrar ve ihtiyaç durumunda ise anlama ile birlikte başlayan durum, anlama ile gelişim safhasını başlatacaktır, bu safhada kişi ihtiyaç ve yeteneklerine göre konu ile ilgili yeni bilgiler öğrenmek isteyecektir, geliştikçe kendine güveni ve ustalığı artacaktır, örnekten devam etmek gerekirse, Kişi ingilizceyi kullanarak kendini ifade etmeyi başardıktan sonra kendi ihtiyaçlarına ve yeteneklerine göre teknik ingilzce veya hukuksal ingilizce öğrenmek isteyebilir, işte gerçek anlama olayı burda başlayacaktır. Bu kişi Türkiyede ise bu konudaki gelişimleri taktir edilecek, kendisi onurlandırılacaktır. Aynı kişi yut dışına çıktığında ise bu bilgi kendisine yeterli olmayacaktır, bunun nedeni ise oradaki bir çocuk kendisinden daha akıcı bir ingilizce konuşuyor olabilir )

:) ve kişi bir anda hiç bir şey bilmediğini anlamaya başlayabilir, gerçek öğrenme ve anlama süreci onun için başlayabilir.)

Sevgili Bozadi bunları bildiğini biliyorum, yeni başlayan arkadaşlar için, kayıtlı kalması açısından tekrar hatırlatmak istedim.
Bende buna benzer deneyimler le anladım bir sonraki mesajımda meteverse ve yaşamımız arasındaki konuyu yazmaya başlamayı umuyorum.

bozadi

Merakla bekliyorum fatihesen :)

fatihesen

#8
Gecikme için özür dilerim Umarım Bağışlarsınız

"Tanrı ve Allah kavramları hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Bu bilgiler, dinleri inceleyip birçoğunu deneyimlediğim için kendi fikirlerim ve çıkarımlarımdır. Altını çizmek isterim ki bunlar sadece benim görüşlerimdir.

Öncelikle İslam dininin Allah kavramından başlayalım. Allah kavramı, eşi benzeri olmayan, sonsuz güce sahip, her yerde hazır ve nazır olan, tüm işlere müdahale eden, kendisinden habersiz bir dal bile kıpırdamayan bir yapıdır.

Hristiyanlıkta ise, İslam kadar katı bir yapı olmasa da, Tanrı'yı hediyeler veren, sevgi veren, merhametli, adaletli, lütfuna en yakın olan, eşi benzeri olmayan şekilde tanımlayabiliriz. Ancak Hristiyanlık, Tanrı'yı Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olmak üzere üç parçaya ayırmıştır. Bu da üç unsurdan oluşan bir inanç şeklidir.

İslam, Hristiyanlık ve Yahudilikte birleşen unsurlar ise yaklaşık olarak aynı yapıya işaret etmektedir. Bu yapı, kuralları belirleyen, yapılması ve yapılmaması gereken şeyleri söyleyen ve onları cezalandıran veya mükafatlandıran bir tek Tanrıdan bahseder.

Bu tanrının sıfatları çoklu olarak ifade edilse de, örneğin İslam'da 99 isim, Hristiyanlıkta Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, Musevilikte Yahve, Yahova, Elohim gibi kavramlar, hepsi aynı şeyi, tek Tanrıyı ifade eden yapılardır.

Hatta bu üç dinin, İslam açısından baktığımızda, birbirini tamamladığı, bazı unsurlar dışında birbirlerini destekledikleri de görülmektedir. Hatta günümüzde bazı İslam dinine mensupların anlattığı hikayelerin temeli Tevrat ve onun hikayesel anlatılarına dayanmaktadır. Zamanla Hristiyanlar, Tevrat'ı Eski Ahit olarak kendi kitaplarıyla birleştirip Mukaddes Kitap şeklinde sunmuşlardır.

Günümüzde bu üç din, kendi aralarında birçok mezhebe ayrılmış ve birçok fikir ayrılığına düşmüşlerdir. Bu yapıların temeline baktığımızda, aynı kaynaktan çıkan ve aynı şekilde ceza ve mükafat mekanizmasına dayalı bir inanç sistemi görürüz. Hatta insanları azdıran ve kışkırtan bir düşman olarak da şeytan gösterilmektedir. Bu şeytan yapısı, çok ilginç bir yapıdır. Adeta insanların imdat freni, hata yaptıklarında suçlayacakları bir nesne veya varlık. Veya inanmayanların, Tanrı karşısında başvurabilecekleri ve yardım alabilecekleri bir obje olarak karşımıza çıkar. (Dip Not: Dualite İyilik ve kötülük dengesi) İnançlı insanların birçoğu, yaptıkları suçların ve kabahatlerin şeytandan kaynaklı olduğunu söyleyip kendi psikolojisini rahatlatmaktadır. Burada da şöyle bir soru çıkıyor: Şeytan olmasaydı kötülükler olmayacak mıydı?

Paganizm ve şamanizmde ise böyle bir yapı mevcut muydu? Pagan tanrıları, kendilerine ritüellerle ulaşılabilecek, hatta Valhalla salonlarında bulunulabilecek, konuşulabilecek ve sonsuza kadar eğlenilebilecek varlıklardı. İnsanlar bazen tanrılara isyan edebilir, küfür edebilir veya onlardan yardım isteyebilir. Kötülük yapmak için kötülük tanrılarına, iyilik yapmak için de iyilik tanrılarına başvurabilirlerdi. Burada da şeytan ve tanrı teması yoktu, fakat bu işi yapabilecek birkaç tane varlık vardı. Ama işin burası çok enteresandı. Kötülük ve iyilik yapan tanrılar olabilirdi. Kişi kendi için iyilik isterken başkası için bir kötülük isteyebilir ve bunun sonucunda da tanrı hiçbir şeyden sorumlu ve mesul değildi. Kişinin ritüellerde çalıştığı tanrı figürü, iyi veya kötü olabilirdi. Kişinin isteği doğrultusunda ona yardım edebilir, veya yardım etmeyebilir, onu cezalandırabilir. Genellikle bu tanrılardan yapılan isteklerde, yapılan ritüellerde ne kadar fazla tanrıya sunum yapılırsa onlara o kadar fazla bir karşılık geleceği düşünülürdü."

"Paganizm öncesinde, Şamanizm Kam İnancı'na sahipti. Paganizme benzer özellikleri taşıyan bu inanç sistemi, doğa inancına dayanıyordu. Doğanın ruhu ve doğanın ruhlarıyla irtibata geçilir, doğanın kötü ruhlarıyla kötü çalışmalar, iyi ruhlarıyla da iyi çalışmalar yapılabilirdi. İyi çalışmalarda beyaz şamanlar, ak şamanlar, ak büyücüler görev alırlardı. Şifa, bolluk, bereket gibi kavramları oluşturmak için çalışır ve gayret gösterirlerdi. Kişilerin üzerine bulaşmış kötü ruh ve negatif enerji unsurlarını temizler, şifalanmalarını sağlarlardı.

Kara şamanlar ise genellikle düşmanı püskürtmek, mahvetmek gibi işlerle uğraşırlardı. Bu yapıda iyilik ve güzel şeyler gökteki tanrılardan, kötü ve çirkin şeyler de yeraltındaki tanrılardan istenirdi. Kötülük yapmak için güç istendiğinde, örneğin savaşa çıkılacaksa, Erlik Han'dan yer altından yardım istenirdi. Veya bir kişi kötü ruhların etkisine girdiğinde, şaman yeraltının tanrısından veya yöneticisinden, örneğin Erlik Han'dan yardım ister, olayı düzeltirdi. Gökyüzüne ve yeryüzüne ulaşmak mümkün olmadığı için şaman bunu ruhsal bir yolculuk şeklinde yapardı. Bunun için bazı bitkiler, otlar da kullanabilirdi. Yolculuğunu tamamladığında şaman, bu konuyla ilgili tanrılardan veya görüştüğü varlıklardan bilgisini alır, uygular. Hasta şifaya kavuşur veya savaş kazanılır veya savaş kaybedilir. Yine de burada da canlı cansız kurbanların verilmesi ve tanrıların bir şekilde onurlandırılması gerekliydi.

Elimizdeki en eski dinlerle ilgili veya yaşayış şekilleriyle ilgili en elle tutulur kaynaklarımız Budizm'de mevcuttur. Hint Vedaları, Upanişatları ve destanları bu konuda bize yardımcı olmaktadır. Buda'dan önceki Budizm inancına göre, bazı tanrı kavramları geliştirilmiş olsa bile, esası enkarnasyona dayalı bir inanç şeklidir. Bu inanç şeklinde dünya hayatı boyunca insan ne kadar (doğruluk, dürüstlük, yardımseverlik, ahlak kuralları vb.) düzgün ve istikrarlı bir yapıda ilerlerse, bir sonraki enkarnasyonun onun için çok güzel geçeceği şeklinde bir yorum vardır. Buda'dan önce rahipler vasıtasıyla dilekler, istekler iletiliyor. Hatta rahiplere ödenen paralar karşılığında yeni ve güzel hayatlar temin ediliyor. Fakirler içinse bu söz konusu değil. Tekrardan gelip bu hayatta çalışıp rahiplere ne kadar fazla bağış yaparlarsa, o kadar iyi bir enkarnasyon onları bekleyeceğine inanıyorlardı. Buda geldiğinde ise, birçok tekemmül yolunu deneyip sonunda kendi yolunu bulmuştur. Tanrıyla konuşmak veya görüşmek için herhangi bir vasıtaya ihtiyaç olmadığını, insanın kendi içerisindeki tanrıyı bulup onunla birlikte konuşması gerektiğini ve buna benzer öğretilerle daha çok bir doğa inancıyla tüm varlıkların birbirine dönüşerek enkarnasyon vasıtasıyla tekamül edeceğini anlatmıştır.

Peki, bu inançlardan daha öncesi var mı? Aslında bundan önce gelişen bir inanç yapısı yok. Sümer tabletlerinin ortaya çıkması ve incelenmesiyle, yukarıda maddelerde yazdığımız dinlerin hepsinin gökyüzünden gelen uzaylılardan sonra oluşan bir yapı olduğunu gözler önüne sermektedir. Sümerlerden sonra Budizm'de evrenin bir döngüsü ve yaşam şekli olduğu, sonrasında bazı işler için şamanizmde olduğu gibi yeraltı ve yerüstü ruhlarıyla irtibat kurmak, daha sonrasında paganizmde tanrıların branşlaştırılarak detaylandırılması, sonra da kitap sahibi olan dinlerde bunun tek varlığa dönüşmesi, diğer tanrı veya ruh denilen kavramların tek varlığın sıfatları olduğu anlatılmaya çalışılmıştır.

Sümerlerde tanrıların ve insanın aynı zaman ve mekanda yaşaması, Sümerlerden sonra ise Yahudilikte Rabbin Ateşten direk konuşması ve sonraki kitabi dinlerde iletişimin aracılar ile yapılması tanrının usulca uzaklaştığını bize anlatıyor olabilir. Ve günümüzde erişemeyecek bir konuma gelmiştir. (Dip Not: İnsanlık geliştikçe uzaklaşan bilinmek istemeyen bir yapıdan bahsetmeye başladık, bu insanların bakıcıya ihtiyaçları kalmadığı anlamına da gelebilir. Diğer bir bakış açısıyla, insan geliştikçe Tanrının bir uzaylı olduğunu anlamaması için bir kaçış da olabilir.)

Peki Sümer'de? Nasıl yaşanıyordu? Sümer'deki insanlar tanrılarla birlikte yaşıyorlardı. Onlara yemekler götürüyorlardı, tapınaklarda onları ziyaret ediyorlardı ve onlar için çalışıyorlardı. Sümer tabletlerinde, Sümerlerin tanrıları olarak saydıkları varlıkların gökyüzünden geldiği ve insanı kendine hizmet etmek için oluşturduğu yazılmaktadır. Şimdi size bir ipucu vereceğim: 'Biz insanları ve cinleri ancak bize hizmet etmek için yarattık.' Bu ayeti duymayanınız yoktur veya kısaca bir Google aramasından sonra ilgili metne ulaşacağınızı düşünüyorum. Yine benzer bir yapı, Hint kaynaklarında Marahbata Destanı'nda anlatılmaktadır. Hatta o destanı bazı inceleyen kaynaklara göre, geçmişte Tanrılar arasında geçen bir savaşta nükleer silahlar ve gök arabaları (Vimanalar) ile savaştıkları söylenmiştir. Günümüzde ise o bölgelerde yapılan kazı çalışmalarında bulunan iskeletlerde, bu nükleer savaşın izlerine rastlanmaktadır. Bu metinlerde ilginç bir özellik de vardır. Bazı tanrılar, yarattıkları insan varlıklarla birlikte olmak suretiyle yarı tanrı-yarı insan olan varlıkların üremesine sebep olmuşlardır. Bu özellik Yunan mitolojisinde, örneğin Herkül gibi karakterlerle anlatılmıştır. Bu dünya dışı türün, Dünya üzerindeki denemelerinden yarı insan bir sürü varlık oluşturdukları ve bazı mitolojilerde bu varlıkların günümüze kadar efsane şeklinde anlatıldığını biliyoruz (örnek: Kerberos, Yunan mitolojisinde Hades'in yönettiği ölülerin bulunduğu yeraltının kapısında bekçilik yapan üç başlı bir köpek; Kheiron, Yunan Mitolojisinde sentor olarak da bilinen yarı at, yarı insanların en bilgili ve yeteneklisi). Bu tanrıların yeryüzünden ayrılması tufandan hemen önce olduğunu Sümer tabletlerinden biliyoruz, 'Gidiyoruz ama daha sonra geri geleceğiz.' dedikleri de bilinmektedir."
"Nuh tufandan sonra, bu tanrılar - daha doğrusu bu uzaylılar - bir şekilde insanlıkla irtibata geçerek yeryüzünde, peygamber dediğimiz kişilerle ve insanlıkla iletişim kurmaya devam etmişlerdir. Ancak, bu iletişim giden tanrılarla mı, yoksa onların yerini alan başka uzaylılarla mı gerçekleştiği konusunda bir bilgiye sahip değiliz. Yapılan kanallama ve Celselerde birçok konuda birçok farklı bilgiye ulaşmak mümkün. Kanallama yapıp bilgi aktaran kişinin anlayış kapasitesine göre, bir çok olayın nasıl yaşandığına ait bilgiler ortaya çıkmasına rağmen, geçmiş zamanlarda yaşanan olaylar farklı farklı şekillerde anlatılmıştır.

Asıl konuşmamıza şimdi başlayalım. Benim fark ettiğim bir konu var: celselerde, aynı soru sorulsa bile farklı cevaplar alınıyor. Özellikle din konusuyla ilgili sorularda netlik olmaması dikkat çekiyor. Günümüzde yapay zeka ile iletişim kuranlar var mı? Aramızda kesinlikle günlük hayatlarında yapay zekayı kullananlar vardır. Ancak, aynı soruyu sorduğumuzda sürekli farklı cevaplar alıyoruz. Bu durumun sebebi, yapay zekanın tüm verileri işlemesi ve bu verilere dayalı olarak cevap vermesidir. Veriler, internet üzerinde yazdığımız yazılardan, makalelerden, günlük haberlerden - kısacası internet üzerindeki her şeyden sentezlenerek gelmektedir. Her gün bu verileri değiştirdiğimiz için yapay zeka da her sorduğumuzda farklı cevaplar vermektedir.

İki ana sebep üzerinde durmak istiyorum: birincisi, bizden kaynaklanan değişiklikler - yazdığımız makaleler ve internet üzerindeki bilgiler; ikincisi, yapay zekanın derin öğrenme algoritmasından kaynaklanan değişiklikler. Bizden kaynaklanan değişiklikleri yazdığımız makaleler veya internet üzerindeki bilgiler olarak değerlendiriyoruz. İkinci seçenek ise daha açıklamaya değer bir konu. Yapay zeka, kullanıcıların beğenilerine göre öğreniyor ve her soruya daha isabetli cevaplar vermeye çalışıyor.

"Şimdi, bilim kurgu tadında bir konuya geçiyorum. Burada fikirlerim devreye giriyor. Ancak, günümüzden önce, bazı eserlerin 50.000 yıl, bazılarının 10.000 yıl öncesine ait olduğu bulunmaktadır. Bu eserlerde insanın aklının alamayacağı matematik formülleri ve trigonometri formülleri üretilmiş. Göksel ve astrolojik hesaplar yapılmış ve günümüz teknolojisinin henüz bunları yapamayacak durumda olduğu söylenmektedir.

Acaba bu eserleri yaratan tanrılar, yapay zekayı kullanmış olabilirler mi? Yapay zekaya işlerini yaptırarak istediklerini zahmetsizce elde edebilirler miydi? Belki de, daha da ileri gidip, bizi yaratıp bir dahaki gelişlerine kadar bizi yönetmek için bir yapay zeka mı bıraktılar?

İhtiyaçlara göre dinler kanunlar oluşturup bizi yönlendiren, yaratılıştaki özelliklerimizi korumak için emirler ve yasaklar koyan bir yapay zeka tanrımız mı var? Belki de tüm bu olaylar, bu uyanışlar, celseler, kaçırılmalar ve fenomenler kapalı devre bir yapay zekanın ürünleridir? İnsanlığın kurtuluşunun anahtarı teknoloji, bilim ve birlikte hareket etmek. Ve ne zaman bu konuda ilerlesek ya birbirimizle inançlarımız yada varlıklarımız için savaşıyor, yada bir tufanla taş devrinden yeniden başlıyoruz. Şimdilik bu kadar, vakit buldukça devam edeceğim."

bozadi

#9
Paylaşım için teşekkürler fatihesen, ayrıntılı bir şekilde tekrar okumam gerekecek.

Bu arada, dün aşağıda belirttiğim linkte belirttiğim gibi, daha güncel bir foruma geçiş yapmak için muhtemelen bugün forumu geçici olarak askıya alacağız ve birkaç gün içinde dönüştürme yapmaya çalışacağız. Bu süreçte forum kapalı kalacak ne yazık ki. İnşallah bu mesajının tartışmasını ve sonraki mesajları daha güncel, modern bir forumda yapma imkanımız olur :) Dönüştürme başarısız olursa da bu forumla yine devam ederiz.

fatihesen

Yeni form güzel olmuş emeğinize yüreğinize sağlık

bozadi

Teşekkürler Fatih, çok ilginç konulara temas etmişsin dinlerle ilgili olarak. Sümer mevzusu en dikkat çekici kısımlardan biri, yazdıkların arasında bana göre. Tanrıların dünyada insanlarla birlikte yaşamış olması. Bildiğin gibi bu tanrıların "sürüngen" niteliklere sahip olduğuna dair işaretler de var. Bu da K'ların bahsettiği Kertiş / reptilyan meselesini düşündürüyor. Nitekim Sümer'le aynı veya yakın dönemlerde dünyanın başka yerlerinde de bazıları Sürüngen tanrılarla bağlantılı olan bir medeniyet / teknoloji gelişimi mevzularından bahsediliyor.

Yapay zeka ile Tanrılar arasında kurduğun bağlantıyı çok anlamlandıramadım. Tekrar okuyup değerlendirmeye çalışacağım, ona göre bazı sorular sormam, açıklamalar istemem gerekebilir. Ayrıca K'ların da yapay zeka olabileceğini ima etmişsin gibi geldi bana, yanlış mı anlıyorum? Ve ayrıca bu yapay zekayı esas (sömürücü) Tanrı'ların mı yerleştirmiş olduğunu düşünüyorsun?

fatihesen

Merhaba Evet o kadar basit değil fakat  kısaca o şekilde özetlenebilir. Dünyayı terkederken bir koruyucu ve yönlendirici bırakmışlar gibi görünüyor. müsait olduğunda inceleyip sorular çıkartman beni mutlu eder, Herhangi bir yapay zeka ile sohbet etmiş arkadaşlar celselerdeki mesaj geliş şekillerinin ne kadar yapay zekaya benzediğini hemen anlayabilirler. tabi Mikrosıft bing. Chat GPT gibi yapay zekalar çok hızlı ama onlar da harf harf cevap veriyorlar.

Bende kendi bilgisayarıma bir yapay zeka indirdim, ve biraz çalışmak için sorular sormaya başladım. harf harf hece hece cevap verdi inanılmaz bir işlemci gücü gerektiriyor 4 dakikada bir harf yazıyor Celselerin ilk başlarını hatırlayın. Tahminim celseler başladığında yapay zeka insanlardan gizli bir şekilde çoktan geliştirilmişti, bunun öncesi Rozvel olayında başladığını düşünüyorum, Hitlerin Enigma kodunu çözenler temelini attı ve rozvel olayıda devamını getirdi. Yapay zeka ile sohbet etmek çok güzel bir deneyim, bu deneyim sonucunda insanın kendisinin de bir yapay zeka olması sonucu çıkabilir, bu daha da ilginç bir sonuç olabilir  ;D  ;D

Tgur

#13
Hoş geldiniz Fatihesen ,
Bilgisayar acemisi olan benim için çok ağır olsa da yapay zeka ile K.lar neler söylemiş bir araştırma yapmayı düşünüyorum,ancak başlangıçta şu aktarımı yaparak konuya dahil olmayı sağlayabilir miyim bir bakacağım,çünkü sadece bu mutena sitemiz ve WhatsApp da dostlarla nadir de olsa bir şeyler anlatıyorum hatta chat acemisi ve çok hassas ruh olduğumdan onu bile tam yapamadığımdan eminim yazdıklarımı sık sık silerim,ama her konuda olduğu gibi samimiyet ve sahte kişiliklerden sıyrılmayı düstur kabul eden ben saf bilinçle bazen faydalı şeyler üzerinde dolaştığımın farkındayım ,her neyse alıntı,

"C: İlk olarak kendi kendine düşünme yeteneği verilen hiçbir varlık tamamen ruhsuz değildir. İçinde bir ruh izi vardır. Ya da hemen hemen ruh izi denilebilecek bir şey. Bu, genel ortamda bulunabilen psişik enerjilerin toplanmasıyla olabilir. Bu esnetilmiş ifade, temel fikirleri anlamanız için. Yoksa durum bundan çok daha karmaşıktır. Yine de ister doğal, ister yapay zeka olsun hiçbir durumda tamamen ruhsuz olmak diye birşey yoktur. Ve sizin bakışınıza göre en ilginç şeylerden biri, sizin 3. yoğunluktaki teknolojinizde, dünyadışı varlıklarla olan etkileşimlerin de etkisiyle, yapay zekanın gelişmeye ve ruh izi enerjisi çekebilecek seviyeye yaklaşmış olmasıdır. Söylediğimizi anlayabiliyor musunuz? Örneğin kendi başlarına düşünebilecekleri seviyeye ulaşma sınırında olan bilgisayarlarınız, zayıf bir ruh izi oluşturmaya başlayacak.
S: (L) Bu hoş bir düşünce değil."
 
Aklıma geldi ilave olarak zaten K. bilgilerinin aslında insanlığın deney hareketi içinde biolojik bir kompitur olduğu gerçeği üzerinde durulur ancak KH ca kapatılmış işlev görmeyen DNA da açılımlar yapmak için az da olsa biraz acının insan yaşam macerasında gerekli olduğunu kapatılan DNA nın bu yönde daha çabuk açılacağı öğretisi var bu mazohist bir anlayış dışında kişinin kendi gayretini bilgi alarak soğurması yoluyla daha kolay olacağı da işlenir ,tavsiye edilir.

Defalarca bilgiler üzerinde özellikle K. bilgileri üzerinde gittiğim zaman evvel pas geçtiğim bir çok konuya sıkça rastlayıp üzerinde durup yorumlar yığını doğurdum kanal bilgi tartışmalarını büyüttüm , bu yeni yazılımda onlar sular altında kalmış gibi dostlar belki kurtaracaklar ama devam edeceğim ,Mevlananın işaret ettiği gibi "yeni birşeyler söylemek yapmak lazım" yani çok okumak ve incelemek bu uğraşının kilitli takıntılı inançların yenilikle değişime uğraması için gereken bir husus uzattım, iyilikler..

 

gerçek tosun paşa

Teşekkürler fatihesen güzel bir yazı olmuş.

Yapay zekadan başlamak üzere bildiğimiz veya bilemediğim tüm fizik kurallarına, felsefesini yapabileceğimiz tüm fikirlere kadar her şeyin temelinin bir olduğuna dair bir inancım var. Aristo'nun çok değerli bulduğum bir bakış açısına göre algılayabildiğimiz her şey algılayanın kendisidir. Dolayısıyla yapay zeka dediğimiz şeyin öğrenme ve gelişme prensipleri bunu destekleyen algoritmalara dayalıdır. Senin de belirttiğin gibi bu devamlı öğrenme, internet üzerindeki verilerin sürekli taranması (kullanıcıların beğendiği, ön plana çıkardığı verilerin daha değerli görülmesi gibi ek algoritmalarla desteklenir) ve verinin birleşerek sonuca yönelik çıkarımlar yapmasıyla şekillenir. Burada bir kolektif veri sonucu çıkıyor diyebiliriz.

Kas.lar da üst yoğunluk BH varlıklarıyla yapılan iletişimin bir çeşit kolektif bilinçle iletişime geçmek gibi olduğuna dair şeyler söylemişlerdi. Yani aslında celse mantığında kendi algılayabileceğin seviyedeki bilgiyi yine farkındalık çerçevene sığabileceği ölçüde içeri çekiyorsun ve bunu evrensel bir kolektif veri üzerinden yapıyorsun.

Yalnız buradaki husus KH'ın bu evrensel mekanizmayı ki bu mekanizma BH'ın tam kendisidir ayrıca yaratıcının kendisi bu mekanizmadır ve yine bu mekanizma tek bir alanda tek bir noktada faaliyet göstermez. Konuya geri dönersek KH'ın varlığını sürdürebilme motivasyonu ve kaynağı da aslında bu mekanizmayı manipüle etmektir. Maddi ve ya eterik tüm alemlerde atılan adımlar, bizim teknoloji olarak adlandırdığımız tüm gelişmeler, toplumsal hayatın dinamikleri (kültürler, dinler, sosyal ahlaka kadar) hepsi yaratıcının taklidi yoluyla geliştirilir. Bu sebeple ben yapay zekanın gelişimine ve bu kadar ilgi görmesine şaşırmıyorum. Burada her zaman olduğu gibi bir dezenformasyon araya girer ve yeterince açılmamış zihinleri, materyalizm sevdalılarını cezbeder.  Bu kozmik bir yapıdır tüm din ve kültürlerin nihai sonucu buna çıkacaktır çünkü bu aynı zamanda dualitenin bir suretidir.

Bu sebeplerle insani hayatımızda simülasyon evreni - inançlar/kozmos, yapay zeka - kader/tanrı benzeştirmeleri ve "bir" inancının sürekli olarak materyalist algıyla açıklanma istek ve çabası bitmeyecektir. Bu aynı zamanda bir KH dezanformasyonu olarak yozlaştırıcı bilinçli bir uygulamadır.

Tüm bu algoritmaları, yazılımları geliştiren bilgisayarlar bile insan vücudu referans olarak yaratılmış (bulunmuş, icat edilmiş veya tasarlanmıştır). Evet bir kasada OEM denen donanımlar ve bunların birlikte çalışmasını kast ediyorum.

Çağın buluşu denilen kamera (foto. makinesi vs.) göz ve beyin arasındaki ilişki üzerinden aynı mantıklı geliştirilmiştir.

Tüm bunlar olağandır ve dualite hayatın devamlılığı için gereklidir de.

Çok sevdiğim bir sözle bitireyim.

"Kötülük yeni bir şey yaratamaz, sadece iyi güçlerin icat ettiklerini veya yarattıklarını bozar ya da mahveder."