Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Karalamalar

Başlatan Scyth, 18 Ocak 2012, 08:29:11

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Scyth

Bir tanrı kendini tanımaktan korkar mı? Bazı hallerde bu sorunun cevabı evettir. Belki yanlış bir metafor olabilir ama bilinçli varlığı balığa; Tek Sonsuz Yaratanı\'da okyanusa benzetmek istiyorum; sonsuz ölçekte bir okyanus. Eh işte bir varlığın kendini tanımaktan korkması da; bir balığın sudan korkması neyse, odur.

Dert bir tane değil ki. Bu okyanusta ki balık tanesi kadar dert vardır. Hangi birini anlatacaksın anlatmasına; fakat gelin görün ki balık olmaktan olsa gerek; durmadan sağa sola kaçışıp bir yerlere koşuşturan bu sevgili yaratıklar pek bilmeselerde aynı okyanusun kardeşleri oldukları gibi; aynı dertlerinde kardeşleridir. Balık bu işte bir an bilir, bir an unutur.

Zavallıcıklar, halbu ki ne mutludurlar. Çeşit çeşittirler, renkler, yüzgeçler, güzel sırtlar, çekici solungaçlar hele o kuyrukları yok mu. İnsanı mesteder suda bıraktığı izle... Çiftçi balık eker biçer, toplayıcı balık ürünleri hazırlar, taşıyıcı balık şehirlere taşır, tüccar balık onları satar ve nice balık böylece yaşar gider. Ah bir de olmasaydı avcı balık, zalim balık, hırsız balık, yamyam balık ve niceleri ne de güzel geçecekti hayatları. Bununla da bitmez çeşit çeşit dert var başlarında. Köpek balığı kapsa birini, beşi balıkçının ağına takılır; ağdan kaçsa, başka bir avcı kapar. Ayrıca bilinmez hangi mercanın köşesinden ne tür bir dert çıkavereceği.

Sonra günlerden bir gün. Bir balıkçık görür bu hali ve düşünür. Neden böyle olmak zorunda diye sorar kendine. Yok mu bunun bir çaresi. Düşünür düşünmesine de dedik ya balık olmaktan olsa gerek; bir bilir bir unutur. Kimi zaman balıkların birlikte ne kadar güçlü olabilicekleri düşünür; ve yorar onu sürünün bencilliği. Okyanusa kızar neden bu avcıları başlarından defetmediği için; sorar sormasına da bir yanıt gelmez. Sonunda küser hem sürüsüne; hem okyanusa... Lanet eder balık olarak geldiği bu okyanusun her gününe.

Zavallı balıkçık savrulur akıntıyla bir o yana bir bu yana. Bazen bir avcı gelsede beni yese diye düşünür, bazen atmak ister kendini bu okyanusun içinden. Akıntıya bırakır kendini, savrulur savrulur sonunda güvenli bir kayalık bulur kendine. Küçük; gölgelik şirin bir yerdir burası. Pek istemez artık sürüye dönmeyi; ne sürüden hazeder ne de avcıdan.

Gel zaman git zaman. Balıkçık izlemeye koyulur mağarasının önünden geçen dünyayı. İzler izler, izledikçede bir kıpırtı oluşur içinde. Midesine oturmuş bir ağrımıdır acaba bu. Acaba balıkçık yememesi gerek bir şey mi yemiştir. Ne kadar saçma bir düşünce diye güler kendine. Fakat geçmez bu kıpırtı. Balıkçık bir şeyler hissetmektedir. Onu buraya getiren bu arayış şimdi başka bir tarafa doğru onu çekmektedir. Şimdi balıkçık daha önce çok az cesur balığın cesaret edebildiği bir yolculuğa doğru sürükleniyordur; okyanusun daha derin sularına doğru. Burası uzaktan bakıldığında pek gözle seçilen bir yer gibi gelmez ona. Hem de gizemli ve korkutucu bir yere benzemektedir. Balıkçığın bir yüzgeci cesaretle daha derinlere doğru giderken bir diğer yüzgeci isteksizce ona eşlik ediyordur. Cesur yüzgeç merakla bilinmezin keşfiyle yanıp tutuşurken, ürkek yüzgeç ayrıldığı güzel mağarasını özlemeye şimdiden başlamıştır. Hatta ilerledikçe derin sular basıncını arttırmış balıkçık daha da kararsız hale gelmiştir. Acaba sürüme dönsem ve onlar gibi mi yaşasam der, kendi kendine. Burdan ilerisi nede korkunç bir yermiş. Balıkçık tabir yerindeyse döne döne ilerler. İlerledikçe ne kendini hatırlar ne de çevresini.  Artık korkmakta olduğu gizemli gölgeli yer, sandığı kadar korkutucu değildir. Yüzgeçlerini daha emin bir şekilde daldırır sulara. Eh artık zevk bile almaya başlamıştır, yolculuktan.

Sonra bir anda vurgun yer. Ne olduğunu şaşırır. İşte sende diğerleri gibi olsaydın başına böyle bir son gelmeyecekti diye iç geçirir; belki bu gizemli sulara daldığından beri söylediği milyonuncu kez gibi. Geriye dönmeye çalışır fakat çok geçtir artık. Umutsuzlukla uzun zaman önce yaptığını yapar bırakır kendini yeniden akıntıya, savrulur savrulur... Gözlerini kapatırken şöyle der kendi kendine cesurca bir hayat yaşadım en azından, hayatım tuz kadar saftı ve sonumda ölüm kadar tatlı...

Onu son kez gizemli sulara dalarken görenlerin ibretlik, trajik öyküsünün baş kahramanıdır balıkçık. Dilden dile, nesilden nesile anlatılır dramı yumurtadan yeni çıkmış küçük balıkçıklara. Fakat bilenler öyle rivayet eder ki; bir andan sonra balıkçık yeniden açar gözlerini fakat birşeyler farklıdır. Artık başka sularda yüzmektedir ve değişen tek şeyde sular değildir. Yüzgeçlerinden solungaçlarına kadar kontrol eder kendini artık başka bir balıktır, ışıldamaktadır. Tıpkı yüzeye yakın zamanlarda gördüğü gibi denizin içine süzülen güneş ışığına benzemektedir, ışıltısı.

Balıkçık yüzer yüzer; yüzdükçe bu gizemli suların sırlarını öğrenir. Öğrendikçe ışıltısı da artar. Sulardan sulara, bedenlerden bedenlere geçer... İlerledikçe azalmaz balıkçığın merağı, öğrendikçe daha fazla merakta etmeye başlamıştır. Bir sonu olmalıdır bu yolun diye düşünür.

Vardır, elbette bu hikayenin de bir sonu. Ve nihayetinde ulaşır derin suların en derin noktasına sıyrılır bedeninden son bir kez daha. Artık o balıkçık değildir daha fazla. Okyanusun her bir zerresiyle birleşmiştir. Kaynağına yani kendine ulaşmıştır.

Ve der ki ihtiyar ermiş balıklar; er geç her balık bu hikayedeki balıkçık gibi gizemli sulara dalıp; bir gün bulacaklardır gerçek benliklerini.  
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#1
Ritüeller konusunda düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Her ne adına olursa olsun; ya da bir başka deyişle ne kadar olumlu algılanırsa algılansın zincirleme bir etkiye sahip olabilir. Şöyle düşünün toplumsal programlama  bilgiyi birbirine grift şekilde verir. Sonradan sınırlı bilinçle ayırt edilebilse bile bilinçaltında hala yerleşik kalmış olabilir. Büyük ihtimalle çoğu durumda da böyledir. Zincir demekte ki  kastım basitçe iyi ya da kötü diye tabir edebileceğiniz etkiler eş zamanlı vuku bulabilirler. Siz birini istersiniz onu çekersiniz istemediğiniz kısımda gelir. Programlamayı, hatırlatalım; din, grup ve aile içi etkileşimler, televizyon ve internet unsurları (dizi,film,oyun vs) şu anda aklıma gelenler. Eğer bir dayanak noktası ile analiz edileceklerse korku unsurları taşıyanlar birincil öncelikte önemliler. Pek çok dayanak noktası bulunabilir ama ritüellerle ilgili en önemli nokta bu olsa gerek.

 Dediklerim yanlış anlaşılmasın; tv. izlemeyin, ailenizle bağınızı koparın, internete girmeyin vs demiyorum. İhtiyatlı olmak daha akıllıca. Bu konuda bence yapılması gereken bir diğer çalışmada inanç unsurlarını gözden geçirmek. Böylece faydalı ve zararlı olanları bilinçaltında da ayırt etmenin ve iyileştirmenin mümkün olacağı kanaatindeyim.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#2
Dün gece odama girdiğim de kısa bir süreliğine gözlerimi kapatım gözümün önünde bir sayı ve rakam geçiyordu. Büyükçe puntoya sahip siyah fonun üstünden sağdan sola doğru giden bir ikili. Sarı ve turuncu renk karışımı bir rengi vardı. Bu ikili C ve 8'di. Bir daha gözlerimi kapadım kısa bir süre daha gördüm ve tekrar göremedim. Sonra ne olduğunu merak ettim ve google'da arattım citroen marka bir otomobilmiş.:)

Sonra Dengeleme sayfasının altında ki çalışmam için Kasyopya Celseleri'ne göz atarken altta ki ibareye rastladım.


"19 Ekim 1994 F___ ve Laura
..........

S: Ariler Hindistan'a ne zaman girdi?
C: 8243 yıl önce.

S: Orada daha önce kim vardı?
C: Asya kabileleri ve 3 numaralı prototip.

S: 3 numaralı prototip nedir?
C: Neandertal adamı olarak biliniyor.

S: Peki biz neyiz?
C: 4 numara, c ve d türü. Yaklaşık çevirisi."


Sinirimi tepeme getirdi; o an için. Kendimi mutfak robotu gibi hissettim. Fakat bedene bakış açım bakımından ise bir miktar algımı açtı. Bu da kendimi algılayışda ki; beden merkezlilikle ilgiliydi. Ya da bir başka deyişle insan olma aidiyetine verilen kredibilite idi.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#3
Mıknatıslarla ilgili olan aşşağıda olan metni okuyanlar; tekamülün planı ile ilgili bazı ipuçlarına ulaşabileceklerini düşünüyorum.

[h2]Mıknatıs[/h2]


"www.fenokulu.net
Mıknatıs ve özellikleriile ilgili tüm sorular ve cevapları

1. Mıknatıs neye denir?Demir, nikel, çelik, kobalt gibi cisim ve maddeleri çeken cisimlere mıknatıs denir?
2. Mıknatıs her uzaklıktan cisimleri çeker mi?
Hayır. Mıknatıs her uzaklıktan cisimleri çekmez. Mıknatısın tesir edebildiği belli bir uzaklık vardır. Bu uzaklık mıknatısın tesir edebildiği alandır. Bu alana giren ve çekebildiği cisimleri çeker.
3. Mıknatısın çekim alanına giren alana ne denir? Mağnetik alan denir.
4. Bir mıknatısın mıknatıslığı giderilir mi? Bir mıknatıs erime derecesine kadar ısıtılırsa mıknatıslığı kaybolur.
5. Bir mıknatısta kaç kutup vardır? İki(2)
6. Mıknatısın iki kutbu var diyorsunuz. Bu kutuplar hangileridir? isimleri nedir?
Mıknatıstaki iki kutuptan biri kuzeyi gösteren (N) kutbu, diğer kutbu ise güneyi gösteren (S) kutbudur.
1. Kuzey kutbu (N) 2. Güney kutbu (S)

7. Bir mıknatısta eksi (-) ve artı (+) kutbu var mıdır? Varsa hangi kutbu (+), hangi kutbu (-) dir?
Bir mıknatısın N ile gösterilen kısımları pozitif kutbu (+), S ile gösterilen kutbu ise negatif(-) kutbudur.
8. Mıknatısın hangi kutbu diğer kutbundan daha fazla çekme özelliğine sahiptir?
Her iki kutupta aynı büyüklükte (şiddette) çekme özelliğine sahiptir. Mıknatısın bir kutbu diğer kutbundan daha
fazla çekme özelliğine sahip değildir.

9. Bir mıknatısın kuvvet alanı ne demektir?
Mıknatıs etrafında bulunan demir tozlarına veya iğneye tesir edebildiği alana o mıknatısın kuvvet alanı denir.
10. Bir mıknatısın çekme özelliğinin en fazla olduğu yere ne denir? Mıknatısın kutupları (uç noktaları)
11. Tek kutuplu mıknatıs var mıdır? Hayır. Yoktur.
12. Bir mıknatısın çekme ve itme özelliğini şekil üzerinde gösteriniz?
Farklı cins kutuplar birbirini çekerler. Aynı cins kutuplar birbirini iterler.
14. En önemli magnetik maddeler hangileridir.
En önemli magnetik maddeler, demir, nikel, çelik ve kobalttır. Magnetik doğal bir mıknatıstır.Siyah birtaşı andıran ve doğada tabii olarak bulunan demir, nikel, çelik ve kobaltı çeken demir filizine magnetit adı verilir.
15. Mıknatısları korumak için yere düşürmemek gerekir. Niçin?
Mıknatısta atomlar belli bir çizgi üzerinde düzenli bir biçimde dizilirler. Mıknatıs yere çarpınca bu diziliş bozulabilir ve mıknatıs kırılabilir. Büyük mıknatısın magnetik çekim alanı da büyük olur. Mıknatıs yere düşüp kırıldığında mıknatıslık özelliğini kaybetmez, fakat mıknatıs ikiye bölünürse, küçülür. Küçük mıknatısın magnetik çekim alanı azalmış olur. Mıknatıs ne kadar parçaya ayrılsa da, yine her parçasının kuzey (N) ve (S) kutbu
vardır. Bu özellik kaybolmaz. Bir mıknatıs yüksek sıcaklığa kadar ısıtılırsa, mıknatıslığı zayıflayarak kaybolur.

16. Bir pusula île bir mıknatısın kutbunu nasıl bulursunuz?
Kutbu bilinmeyen mıknatısı, pusulaya yaklaştırırız. Pusula iğnesinin hangi kutbunu itiyorsa, mıknatıs pusula
kutubu ile aynı kutupludur. Çektiği uçlar ise zıt kutupludur.
17. "Pusulanın kutusu demir olamaz" diyoruz. Neden? Bu kutu hangi madde ya da maddelerde yapılmalıdır?
Pusulanın kutusu demir otursa, magnetik özelliğini zamanla kaybeder. Kutu magnetik olmayan madde ya da maddelerden yapılmalıdır. Örneğin; plastik, tahta vb. gibi.

18. Bir mıknatısın demirden mi yoksa, çelikten mi olduğunu nasıl anlarsınız?
Magnetik özelliği gösteren maddeler, tek yönde sürtme ile mıknatıslanır. Sürtme ile elde edilen mıknatıslanma kısa süreli mıknatıslanmadır. Çelik mıknatıslanırsa, mıknatıslanma özelliğini uzun süre korur. Makas sürtme ile mıknatıslanır. Eğer mıknatıslık özelliği uzun süre kalırsa, makas çelikten yapılmış demektir. Sürtme ile mıknatıslık özelliği çok kısa sürede kaybolursa, demirden yapılmış olduğu anlaşılır. Elinizdeki demirden yapılmış veya plastikten yapılmış tükenmez kaleminizi kazağımıza sürterek, küçük kağıt parçalarının üzerine tuutunuz. Negörürsünüz? Kaleminiz küçük kağıt parçalarını çeker. Sonra bu çekme özelliği hemen kaybolur.
Eğer kaleminiz çelikten yapılmış olsaydı, bu mıknatıslık özelliği uzun süre kaybolmayacaktı.
19.Bir mıknatısı at nalı şeklinde yapmanın ne gibi yararı vardır?
At nalı şeklinde olan mıknatıslarda, her iki kutup yani N ve S kutbu birbirine çok yakındır. Bundan dolayı kutuplar arasında güçlü bir magnetik alan oluşur. Bu mıknatısılar demir tozu içine sokulduğunda demir tozları iki kutup arasında ip gibi dizilir.Herhangi bir magnetik maddeye yaklaştırıldığında daha çok şiddetle çeker.

20. Bir mıknatısta yalnız S yada yalnız N kutbu elde edilebilir mi?
Hangi çeşit mıknatıs otursa olsun, parçalara ayırsanız dahi, yine N ve S kutuplu mıknatıslar
elde edersiniz. Tek kutuplu mıknatıs elde etmek mümkün değildir.

21. Bir çubuk mıknatısın kutupları neresinde bulunur?
Bir çubuk mıknatısın kutupları, mıknatısın uç kısımlarında bulunur. Bir çubuk mıknatısını demir tozları içerisine daldırırsak, en fazla uç kısımlarında demir tozlarının toplandığını görürüz. Demir tozlarının toplandığı bu uç
kısımlara mıknatısın kutupları denir.
22. Bir çubuk mıknatısın kutupları, çubuğun uçlarından eşit uzaklıkta mıdır?
Bir mıknatısta kutuplar uçlardan eşit uzaklıktadır. Kutuplar; çekim şiddeti
(kuvveti)bakımından birbirine eşit ve simetriktir.


23. Aynı isimli mıknatıs kutuplarının birbirine yaptığı etkiyi, şekil çizerek açıklayınız?
Karşılıklı konulan iki mıknatısın birbirlerini itmesi veya çekmesi kutuplarına bağlıdır.Aynı isimli kutuplar birbirini iter. Zıt isimli kutuplar ise birbirlerini çekerler. Mıknatısların karşılıklı konan S kutbu N kutbunu çeker. Bir mıknatısta N kutuplar ya da S kutuplar karşılıklı konulursa, birbirini ittiği görülür.

Karşılıklı konulan aynı cins kutuplar birbirini iter.Birinden diğerine kuvvet çizgisi ulaşmaz.
Bir mıknatısta, karşılıklı konulan zıt isimli kutuplar birbirini çekerler. N kutbundan çıkan kuvvet çizgileri,
diğer mıknatısın S kutbuna ulaşarak çekim kuvvetini sağlar.


4. Çubuk mıknatıslarında, mıknatıslık özelliklerinin uzun süre devam edebilmesi için,mıknatıs kullanılmadığı zaman nasıl bir önlem alınmalıdır?
Çubuk mıknatısların, mıknatıslık özelliğim uzun süre koruyabilmeleri için, magnetik olan maddelerden, yani mıknatısın çekme özelliği olan maddelerden uzak tutması gerekir.Örneğin; sürekli olarak bir demire yakın tutulan mıknatısın mıknatıslık özelliği azalmış olur.
25. Etkiyle mıknatıslanan çelik iğne mi, yoksa yumuşak demir çivi mi mıknatıslığını daha uzun süre korur?
Etkiyle (tesirli) mıknatıslanmada, çelikten yapılmış olan, çelik türü maddeler daha uzun süre kalan mıknatıslık özelliği gösterirler. Yani çelik iğnenin mıknatıslık özelliği demir çividen daha uzun sürelidir.
26. Çelik bir kayık yapıp mıknatısladıktan sonra yüzdürürseniz, nasıl bir durum gözlersiniz?
Kayık çelikten yapılmış ve mıknatıslanmış olduğu için, mıknatıslık özelliğini uzun süre koruyacaktır. Mıknatıslık özelliği suda da geçerlidir. Yani mıknatıs özelliğim kayık suda da gösterecektir. Onun için kayık suda ilk karşılaştığı demir, nikel ve kobalttan yapılı bir cisme yapışarak kalacaktır. Örneğin, bu kayık bir demirden yapılı geminin yanından
geçemez. Gemiye yapışıp kalır. Çünkü; mıknatıs özelliğinde olan bu kayık suda da mıknatıslık özelliğini gösterecektir.
27. Geçici ve daimi mıknatıslanma ne demektir? Açıklayınız.
Mıknatıslık özelliğim uzun süre koruyamayan ve kolayca kaybeden maddelere geçici mıknatıs denir. Örneğin; ham demir, mıknatısa sürtülüp, bir süre bekletilirse, başlangıçta kazandığı mıknatıslık özelliğim kaybeder.
Mıknatıslık özelliğini uzun süre koruyabilen (sert çelik gibi) maddelere daimi yani sürekli mıknatıs denir.
Yer'in manyetik kutupları ile coğrafi kutupları çakışık olmadığından pusula ibresi. Yer üzerinde çok yerde coğrafi kuzey kutbu göstermez. Pusula ibresi ile coğrafi kuzey-güney doğrultusu arasında bir açı vardır. Bu açı sapma açısıdır. Sapma, bulunulan yere göre,doğuya veya batıya doğru olur. Sapma, yıllara ve mevsimlere göre değişir.
28. Mıknatıs, bir pusulaya yaklaştırıldığında, pusula iğnesi neden sapar?
Pusula iğnesi bir mıknatıstır. Başka bir mıknatısın çekim alanına (magnetik alan) girerse pusula iğnesi sapar.
29. Mıknatısın kullanım alanlarım sayınız.
Mıknatıs günlük yaşantımızda hemen hemen her yerde kullanılmaktadır.Sanayiden elektronik eşyalara, evlerde kullandığınız araç gereçlere kadar her yerde mıknatıs vardır.Denizciler, pusula ile denizlerde yönlerini bularak yolculuk yaparlar.Vinçler, ağır demir yüklerim elektromıknatıs sayesinde kaldırırlar.Kapı zili, telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi bir çok araçlar elektromıknatıs sayesinde çalıştırılır.Elektrik motorlarının yapısında mıknatıs bulunur. Hurda yığınlarının arasından demir parçalarını ayırmak için yine mıknatıs kullanılır.Elektrik santrallerinde jeneratörlerden elektrik elde etmek için yine elektromıknatıslardan yararlanılır.
 

30.01.2012"
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#4
[h2]Ank[/h2]
("Kasyopyaya Sorular" başlığı altından buraya taşıdım. O yüzden Mutlak Varlık,Mutlak Yokluk, Mutlak Hareket ve Mutlak Sabitlik kavramları ile grift şekilde, Ank sembolü ele alınmıştır.)

Kullandığım Ank sembolünün (1.Şekil) Ra'nın getirdiği orjinal sembol olmadığını; saptırılmış bir hali olduğu hatırlatarak; buna rağmen gene de doğruluk payı olabiliceğinden; altta ki saptırılmış Ank'ı sizlerle paylaşıyorum. Diğer Ank (2. Şekil) Ra'nın getirdiği orjinal Ank sembolüne daha yakın bir çizimdir.


1.Şekil
2.Şekil


Ank'ın iki farklı noktaya ayrıldığı merkez noktasına kadar olan kısmını ilk üç yoğunluk ve aynı zamanda ilk üç çakra olarak kabul ediyorum. Merkez bölgesinde, birbirine parelel olarak dizilmiş çizgileri, dualitenin birbirinden en keskin şekilde ayrıldığı yer olarak; görüyorum. Ank'ın sağ ve sol kanatlarının olduğu bölümü, bundan dolayı 4. yoğunluk ve 4. çakra olarak kabul ediyorum. Bir birine zıt ve bir o kadar da uzak olan bu uçların 4. yoğunluk BH ve KH savaşını temsil ettiği düşüncesindeyim. Zira 4. yoğunluğa mezun olan varlıklar arasında kutbiyet seçiminde ki temel nokta 4. çakra ile ilgilidir. 4 BH bu çakrasını yoğun bir şekilde kullanarak mezuniyete ulaştığından dolayı yüksek miktarda şefkat ve merhamet duygularına sahip olmakla birlikte; daha üst çakralarına bu yoldan ilerler. Bh için dengeli denmesinin bir başka sebebinin de bu olduğuna inanıyorum. 4 KH ise ilk üç çakrasını aşırı egolaşma yoluyla aktive ederek 4.çakrayı es geçer ve Sonsuz Zekayla bağlantı kurar; bu da sanırım 6. çakraya karşılık geliyor. Bir başka deyişle dengesiz bir yükseliş gerçekleştirir.

Ank'ın devamında ki badem şekli  ise sonsuzluğun kademe kademe yaşanışının temsilidir. Aynı zamanda artık bu noktada madde bedene ihtiyaç duyulmaz. Badem şekli, aynı zamanda dualiteyi de temsil etmektedir; fakat burada her şeyin birliğinin idrağı daha iyi anlaşılabilmektedir. Çünkü, keskin hatlar badem şeklin de artık mevcut değildir. Konu dışı olarak bu badem şeklinin Amigdala organıyla bir benzerlik taşıdığını da gözden kaçırmamanızı ;dilerim

Daha önceden aşina olduğumuz Mutlak Varlık ve Mutlak Yokluk kavramlarını,  gene Ank şekliyle izah etmeye çalışacağım. Ank'ın tepe noktası, yani bademin tepe noktası Mutlak Yokluk'tur. Tanrı'nın nötr hali, sıfıra eşit olan hali ve ya Tek Sonsuz Yaratan'ın bilinçsiz halidir. Tek Sonsuz Yaratan'ın nötr haline en yakın nokta 7.yoğunluğun son safhalarına denk gelen nokta ise Kutsal Dişi Enerji'dir. Kutsal Dişi Enerji, Tek Sonsuz Yaratan'ın bilinçli halidir ve o aynı zamanda evrenin limbik sistemidir. Bir başka deyişle evrenin limbik bir saati vardır; bu da dalgaya karşılık gelir.

Arkanaları incelediğim sayfa da Kutsal Dişi enerjinin edilgen, Kutsal Erkek Enerji'nin ise etkin, arayış içinde olduğunu söylemiştim. Şimdi, bu yorumu Sevgili Qui'nin belirtmiş olduğu Mutlak Sabit ve Mutlak Hareket kavramlarıyla birleştirerek; açıklamaya çalışacağım. Eğer Mutlak Sabit Kutsal Dişi Enerji, Mutlak Hareket'te Kutsal Erkek Enerjiyse bu denklemi bozan bir önceki paragrafta incelediğimiz dalga realitesidir. Çünkü Dalga'nın belirli periyotlarla tekamül etmekte olan varlıkları hasat etmesi; onu edilgen olma konumundan çıkarır. Bu aslında evrenin belirli bir denge temelinde yaratılmış olmasından dolayı gerçekleşmektedir. Bu denge tekamül etmekte olan bütün varlıkların(BH veya  KH) Kutsal Erkek Enerji olarak görülmesi ve Kutsal Dişi Enerjinin, zıt kutuplar birbirlerini çeker fizik kuralı esasına göre edilgen konumundan belirli periyotlarla çıkması ve Dalgayı yaratmasıdır. Nasıl tekamül etmekte olanlar sıfır noktasına ulaşmak için haraket etmekte, uzanmakta ise bunu Kutsal Dişi Enerjide yapmaktadır. Buna sebep olan kutbiyete dayalı olan dengedir. Sanırım şöylede diyebiliriz; nasıl sınırlı bilincinizle, (eril akıl) sınırsız bilincinizi (dişil akıl) arıyorsanız; tam tersini farklı bir biçimde o da yapmaktadır. Şöyle bir örneklede sanırım açıklanabilir:


Eril Akıl : Nerdesin?
Dişil Akıl: Beni bul...
Eril Akıl : Nerdesin?
Dişil Akıl: Beni bul...
Eril Akıl : Nerdesin?
Dişil Akıl: Beni bul...
Eril Akıl : Nerdesin?
Dişil Akıl: İşte, sana uzanıyorum. (Dalga)


5. Kh, 6. yoğunluğa geçerken bir kaç istisnai durum dışında kutbiyet değiştirir. Yani BH kutbiyetine geçer. Eğer Bh kutbiyetini pozitif kutup, Kh kutbiyetinide negatif kutup olarak kabul edersek bunun  olmasının sebebini; mıknatıs deneyine benzetebiliriz. Mıktnatıs (N) Pozitif, (S) Negatif kutuplara sahiptir. Eğer Tek Sonsuz Yaratan'ın bilinçili halini Kutsal Dişi Enerji (S) olarak kabul edersek o halde diğer kutup (N) tekamül etmekte olan varlıklar olur. Bir başka deyişle tekamül, pozitif kutbiyet kazanarak; negatif kutbiyetle aşama aşama dengelenme (ısınma) ve sonunda Tek Sonsuz Yaratan'ın nötr haline  (erime,egonun erimesi) ulaşılmasıdır.

Yukarı da kanal bilgilerinde alınan bilgiler, bir ana çerceve olarak görülmüş ve bunun üstüne yorumlar yapılmıştır. Bundan dolayı bu varsayımların yanlış da olabileceğini gözden kaçırmamanızı rica ediyorun.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Qui-gon jinn

#5
Sayın Scyth.Mesajınızı buraya taşıdığınız için, bende yorumumu havada kalmasın maksadı ile muhatabı olan yere taşıyorum.Sevgiler...

"İtiraf etmeliyim ki, sizin 2. sorunuza (Dalga 7. yoğunluktan gelen Kutsal Dişi Enerji midir? Yalnız başka bir şey sormuştunuz sanki diye hatırlıyorum? Hmmm??? Neyse...) ve buradan çıkardığınız varsayımlara ilişkin, "Güç'te büyük bir huzursuzluk" hissediyorum açıkcası.Ama nedir bilmem, hımmm?...;)"

Tgur

#6
Bilginin genç yorumcularla  böyle anlaşılır bir izah ile sunulması gurur veriyor ,

Scyth kardeşimizin son izahından bahsediyorum,

Bilgiye doymak ,ben epeyi şey öğrendim bana yeter, deyip arkaya yaslanmak ve olan biteni izlemek ile yetinmek, insanı yozlaştırıyor ,hele kendi yazdıklarımızın inadına tuzaklarında olduğumuzu hissetmek,

"Bu oyunda duran, düşer"
Bu da öz eleştirimiz..

Yukarıdaki "dişil akıl" ,"erkek akıl" ile ilgili yedinci yoğunluğa kadar olanların harikulade bir açılımla anlatılması, insanı gereği kadar bilgi ile doyuruyor ,dalga nın,böyle güzel izahını ilk defa duyuyorum,şiirsel anlatımdaki lezzet de göz ardı edilecek gibi değil..
Uzun zamandan beri biz kh lerin pozitif kutubu seçmemiz ve eninde sonunda bu bh oluşumunun gerçekleşeceğini  bilirdim ,hatta söylerdim de nasıl olduğunu izah edemezdim, yani işin derin detaylı anlatımına bir yol bulamazdım.

Mıknatıs özellikleri ile eşleştirme bayağı doyurucu olmuş,tabii diğer takviye edici anlatım ile pekişince.

Neticede ,sadece bir güzelliği işaret etmek istedim.

Scyth

#7
Teşekkür ederim; Sevigli Tgur. Kasyopya Celseleri'nde Ank'la ilgili bir bilgiye rastladım.

"23 Ekim 1994 F___, Laura, V___

S:(L) Aslen başka yer de mi tohumlandık? Nerede? Oryon'da
mı? Gezegenin adı nedir?
C: D'Ankhiar. Ankh, bu gezegenin eski bir sembolüdür. Ana
gezegen anlamına geliyor."


Laura tohumlanma derken insan bedenenin ilk kez yaratılmasından bahsediyor. Metnin bir kısmını aldığım için anlam karışıklığı yaratacağını düşündüm.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#8
Bu aralar çok fazla duymaya başladığımız; Mutlak Varlık ve Mutlak Yokluk kavramları ile ilgili Kasyopya Celseleri'nden  alınan bölüm aşşağıdadır.

[h2] Mutlak Varlık ve Mutlak Yokluk nedir?[/h2]


"10 Aralık 1994 F___, Laura, T___ ve J___

S: (L) "Spiral" enerji güçleri dediniz, ve dalganın da bir spiral
olduğunu söylemiştiniz. Bu dalganın merkezinde de bir kara
delik mi var?
C: Hayır.
S: (L) Dışa yayılım gösteren bir dalga mı?
C: Yaratılıştaki herşey budur: yayılan bir dalga.
S: (L) Kara deliğin emdiği enerji nereye gidiyor?
C: Mutlak yokluğa.
S: (L) Peki eğer bir kara delik sürekli içine birşeyler almaya
devam ederse sonunda tüm varoluşu emip bitirmesi mümkün
olabilir mi?
C: Hayır.
S: (L) Neden?
C: Evren herşeyi kapsar. Kara delikler ise tüm KH
enerjilerinin son durağıdır.

S: (F) Yani bu, biz veya KH olarak tanımlanan herhangi
birinin, o yolda kalmaya devam etmesi durumunda en
sonunda varacağı yerin bir Kara Delik olacağı anlamına mı
geliyor?
C: Yakın.

S: (L) Çok hoş. Peki "mutlak yokluğa" giden enerjiye ne
oluyor?
C: Mutlak yokluk, mutlak varlığı dengeliyor. Mutlak varlığın
ne olduğunu tahmin edin.

S: (L) Bir tür dengeleyici güç mü?
C: "Tanrı."
S: (T) Pleiades Öğretileri'nde bahsedildiği şekliyle Baş
Yaratıcı'dan mı bahsediyoruz?
C: Evet, Baş Yaratıcı.
S: (T) Baş Yaratıcı ile "Tanrı" arasındaki fark nedir?
C: Yok. Varolduğunuz sürece Baş Yaratıcı'nın bir parçasısınız.
S: (L) O halde Kara Deliklere giden şey Baş Yaratıcı'nın bir
parçası olmuyor?
C: Doğru.
S: (L) Baş Yaratıcı kendisinin bir parçasını nasıl kaybedilir?
C: Baş Yaratıcı birşey "kaybetmez."
S: (L) Peki var iken Kara Deliğe gittiği için yok olan şeyler?
C: Yansıma olarak 1'inci seviyede tekrar üretilir."
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#9
Yakın bir zamanda forumumuzda Atlanta-Ra öğretileri başlığı altında Sevgili Espy tarafından paylaşılan mesajın giriş kısmını yukarıda ki mesajla karşılaştırıp gözden geçirmenizi tavsiye ederim.



"Sevgili Kardeşlerimiz,


Her birimiz Sonsuz Sınırsız Mutlak olan Allah'ın Varlık Alemindeki tezahürleriyiz.
Mutlak Yokluk her birimiz üzerinden kendisini izlemektedir.Bizler Tek Sonsuz Sınırsız Mutlak Yokluk bilinci iken ,Varlık Aleminde tezahür etmekle vahdetten kesrete(teklikten çokluğa) geçmiş,kendimizi Deneyim-Görev-Evrim vasıtası olan kişiliklerimizce bilmişizdir.

Her birimizin Mutlak Yokluk olan Allah'ımızın arzusu doğrultusunda var ediliş amacımıza ve bilinç karakterlerimize uygun olarak yaşamamız gerekenler,yeti ve yeteneklerimiz,doğal koşullarımız ,karşılaştığımız obje ve sujeler ve sonucunda yaşarken edindiğimiz tecrübe, bilgi ve kavram düzeyi farklı farklıdır.Apayrı görünen yaşamlarımızda, her birimiz Mutlak Varlığın selameti adına eşsiz görevler üstlenmekte ,farklı rollerimizden dolayı farklı görünmekteyiz." http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=793


".........
AÇILAN HER BİR MATU GENİ,ÖZ YARATIM PROTOTİPİ OLMA YOLUNDA VARLIĞI SONSUZ SINIRSIZLIĞINA ULAŞTIRAN BİR ANAHTARDIR..AÇILAN HER BİR GEN İLE ,SONSUZ SINIRSIZ MUTLAK YOKLUĞUN ARZUSUNA UYGUN OLARAK ÖZ HASLETLERİNİ AÇIĞA ÇIKARAN OMUR BİLİNÇ,BU AÇIĞA ÇIKARDIĞI HASLETLERİ İLE ÖZ YARATIM NOVASI OLAN ÇEKİRDEK DÜNYA'DA MUTLAK VÜCUDUN BEYNİNE(AXOY MATU)E AYİNE OLDUĞU ÖLÇÜDE KENDİNİ YARATABİLECEKTİR.BEYİNDEN OLAN HER BİR OMUR(KHARYANTAS),KENDİ ÖZ HASLETLERİYLE BEYİNE AYİNE OLDUĞU ÖLÇÜDE,KENDİNDEKİ MUTLAK YOKLUĞA AYİNEDİR." http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=794
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#10
Kasyopya Celseleri'nden önemli gördüğüm bir kısmı paylaşıyorum.


"11 Şubat 1995 Frank, Laura, SV, DM

S:(L) Genel olarak bizimle ilgili vereceğiniz bir bilgi var mı?
C: Dinleyin: şimdi, herkesin dışarıdan ziyade kendi içini
araştırarak daha fazla bilgi öğrenebileceği bir noktadasınız. Bir
veya ikiniz bu işte oldukça yetenekli. Bu yolla evrensel
gerçeklere doğrudan erişebilirsiniz. Uygun şekilde yapıldığında
bu yöntemde bilgilerin bozulma olasılığı daha düşüktür.
Anlıyor musunuz?
S:(L) Doğrudan bir kanallama yöntemi kullanmaya
başlamamızı mı istiyorsunuz? (DM) Aramızdan birini bir ses
olarak kullanmamızı mı istiyorsunuz?
C: Hepiniz.
S:(DM) Eşzamanlı olarak mı yani?
C: Nasıl isterseniz.
S:(L) Yani örneğin bir grup olarak toplanıp birlikte meditasyon
yapmamızı mı istiyorsunuz?
C: Kendinize sorular sorun ve yanıt alın.
S:(L) Diğer bir deyişle hipnoz yok, sadece oturup tartışalım ve
birbirimize sorular sorarak grubun enerjilerinin etkileşmesini
mi sağlayalım?
C: Veya aynı zamanda tek başınıza. Sonra da bir araya gelip
öğrendiklerinizi paylaşın. Bu zaten çok yapılıyor."
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#11
Kasyopya Celseleri'nden 4. yoğunluk Bh ile ilgili bilgi aşşağıdadır.



"4 Mart 1995 Frank, Laura, TR ve JR, SV

S:(L) Bir rüya mı gördün Frank, veya bir mesaj mı aldın? (F)
Doğru. Çok garip hisler duydum. (T) Başka? (F) Bazı bilgiler
aldım. Benzer şeyler, ama kaçırdığımız birşeyler var. (T)
Pekala. Kaçırdığımız bir konu başlığı veya konu var, doğru.
C: 4'üncü seviye BH!
S:(L) Konu başlığı bu mu?
C: Hep 4'üncü seviye KH'yi düşündünüz.
S:(L) Aaa! SV'nin bahsettiği şey, iyi adamları sormamız
gerekiyor.
C: 4'üncü seviye saldırıya karşı kendinizi savunmanızda size
yalnızca onlar yardım edebilir!!!! Bize size nitelik olarak çok
değerli bilgiler veriyoruz, ama unutmayın biz 6'ncı seviye BH
ışık varlıklarıyız ve bu seviyede, sizin için ne kadar yıkıcı
olursa olsun, özgür iradeye müdahale yoktur!!!

S:(T) 4'üncü seviye BH varlıkları çok işe yarar yardımlarda
bulunabilirler! İki taraf olduğunu biliyorduk ama hiç sormadık.
Kertenkeleler üzerinde konsantre olduk. (S) Evet! Her iki
tarafta 16 grup var ve kimse... (J) Ve Kertenkeleler üzerinde
konsantre olarak onların enerjilerini besliyoruz. ... (T) İletişim
kurmamız gereken bu 4'üncü yoğunluk BH varlıkları kim?
Herhalde onlarla konuşmamız gerekiyor çünkü onlar bizimle
doğrudan konuşabilir. Altıncı yoğunluktaki "Biz" konuşamaz.
C: Oryon Federasyonu.
S:(L) Peki Oryon Federasyonu'nun üyeleri kim?
C: Henüz değil.
S:(L) Bize ne söyleyebilirsiniz? (T) Oryon Federasyonu 4'üncü
yoğunluk mu?
C: Bizden sizi korumamızı istediniz. Bunun ötesinde
olduğumuzu anlamanız gerek!
S:(L) Anlıyoruz. (J) Anlıyorum. (T) 6'ncı yoğunlukta
olduğunuzu, her iki tarafın özgür iradesine de müdahale
edemeyeceğinizi anlıyoruz. Ama Oryon Federasyonu...
C: Şimdi, bir sonraki konuya geçmeden önce, yerleşmiş yanlış
düşünce kalıplarının atılması gerekiyor."


Forum içindeki tartışmalarda; bizimde üzerine yoğunlaştığımız konular, ilginçtir ki benzer bir biçim de Kh kuvvetleri üzerine. Bu mesaj aracılığıyla benim de emin olamadığım ve başka bir mesajımda Oryonlu varlıkların hepsini Kh olarak nitelendirdiğim bir kısım vardı. Böylece onu da düzeltmek isterim. Zira Oryonlu varlıklar arasında %50 Kh %50 Bh 4. yoğunluk varlıkları olduğu, celselerde mevcuttur.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#12
Dua etme ve Orion Bh ise ilgili Celseler'den alınan bilgi aşşağıdadır.


"4 Mart 1995 Frank, Laura, TR ve JR, SV

S:(L) Pekala, saldırı altında olduğumuzu söylüyorsunuz. Daha
da kötüleşeceğini söylüyorsunuz. Bu adamlardan bazılarının
yardım edebileceğini söylüyorsunuz. Bu arada biz ne
yapabiliriz?
C: Duanın faydası oluyor ama daha fazlası gerekli.
S:(T) Duadan fazlası gerekiyor. Demek bizimle temas
kurulana kadar kendi başımızayız?
C: Bir Oryonlu bulun!!!
S:(J) Nasıl? (L) Ne yapalım, sahile gidip "Oryonlular buraya
gelin" mi diyelim? (T) Hayır, diskodadırlar, Oryonlular dans
etmeyi sever.
C: Size söyleyebileceğimiz tek şey bu, çünkü bilgilendirme
alanı sınırında ve bunun ötesi özgür iradeye müdahale yaratır.
O yüzden, keşfedin.
"


Dualardan hazır söz açılmışken ritüellerden de bahsetmek lazım. Çoğu zaman ikisi birlikte yapılıyor. Eğer Celseler'de ki "Ritüel Yapmayın" uyarısını işaretler ve sayarsanız ne denli çok tekrar edildiğini farkedersiniz.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#13
[h2]Fatihlerin El Kitabı[/h2]

Çocukluğumdan beri stratejiye büyük bir ilgim vardı. Strateji oyunlarında çok severim; bu yüzden. Sizlerle bir fetihin nasıl gerçekleştirildiğini paylaşmak istiyorum.

1. Feth edilecek bölgeyi iyi tanımak. Bölgenin coğrafyasını, insanlarının özelliklerini, eğilimlerini, inançlarını, kültürlerini vs. hakkında bilgi toplamak.
2. Çıkar düşkünlerini bulmak ve onlarla kendi çıkarları doğrultusunda anlaşmalar yapmak, haber yayıcı özellikteki unsurları ele geçirerek toplumları yönlendirmek. Arzulanan fikirlerin propagandasını yapmak veya yaptırmak.
3. Yollarına taş koyacak unsurları çeldirmek; eğer mümkün değilse ortadan kaldırmak.
4. Sürekli izlemek ve doğru zamanı kollamak.
5. Toplumları periyodik sıkıntılara maruz bırakarak ihtiyaçlar doğurmak. İhtiyaçlar doğrultusunda, arzulanan programı uygulamaya zemin hazırlamak. (Örneğin zor şartlar altında ki Afrika halkları üzerinde yürütülen İslami ve Hristiyanlık misyonerlik faaliyetleri vb./ Yeni bir ekonomik sistemi bu yolla adapte etmek. Türkiye'nin yakın zaman da başına geldiği gibi)
6. Şaşkınlık, korku, endişe ve kaosun tohumlarını ekip  gelişmelerini beklemek.
7. Uygun şartlar oluştuğunda fetih hareketini topyekün orduyla başlatmak.  Feth edilecek bölgedeki halklara kendilerini birer kurtarıcı olarak göstermek ve tepkileri bloke etmek. (Örneğin, Napolyon fethettiği topraklarda milliyetçilik fikrini yayarak; bölge halklarının egolarını besliyor ve kendine birer müttefik yaratıyordu. Bu durum işgale verilecek tepkileride oldukça azaltıyordu. Bunun yanında 1798'de Mısıra ayak bastıktan kısa bir süre  sonra donanması İngilizler tarafından yakılınca propaganda yaparak karada durumunu kuvvetlendirmeye çalışmıştı. Kendinin müslüman olduğunu ve Mısır halkının dostu olduğunu ilan etmişti. O aslında bir kurtarıcıydı...)


Yukarı da saydığım bir kısım yöntemler pek çek kez dünya fatihleri tarafından uygunlanmıştır. Hala da uygulanmaktadır. Migeul Leon Portilla'nın Kırık Mızraklar adlı bir kitabını okumuştum. Faydalı olacağını düşündüğüm bazı izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. 16. yy. da İspanyollar Hernan Cortes önderliğinde Güney Amerika'ya çıktıklarında; Aztec toplumu eski tanrılarına benzeyen bu beyaz tenli, renkli saçlı ve gözlü insanları Tanrılar olarak nitelendirdiler. İmparator II. Montezuma bazı şüphelere sahipti, büyücülerini Hernan Cortes'le görüşmeye gönderse de; kesin bir karara varamadı. Aztec İmparatorluğu'nun başkenti olan Tenoctitlan'a doğru ilerleyen İspanyol ordusu yolları üzerinde olan şehir devletlerini üstün silahlarıyla kolayca dize getiriyorlardı. Kendileriyle savaşan şehir devletlerinin insanlarına kıyıma uğratıyorlar; böylece bir sonra ki şehir devletini savaşmadan dize getirebiliyorlardı. Korku ve endişe güçlü birer silahdı. Kendilerine teslim olan şehirleri Katolik Hristiyan olmaya ya da öldürülme ikilemi arasında bırakıyor; yeni Hristiyanlaşmış bu grubu kendi ordularına katıyor ve güçleniyorladı. Benzer bir durumla İslamiyet'in yayılışı sırasında da  bolca karşılaşılmıştır. Tarihte bu örneklere o kadar çok rastlanır ki; hatta bugün ki din dominyonlarını oluşturan; zannedilenin aksine hoşgörü değil, hayatta kalma çabasın da ki insanların mecburi seçimlerine dayanır. Zaten bir kez bir topluma bir şeyi kabul ettirdiniz mi. Yeni doğan bireylerde bunu devam ettirirler, armut dibine düşer.

İçinde yaşadığımız sistem; Kh kuvvetlerinin nihai amaçlarına hizmet etmekte. Bu da işgal öncesi uyku halini devam ettirip dalga sonrasında oluşacak kaos ortamında zirve yapacak şaşkınlık,korku ve endişeyle; hem beslenmek hem de bu anın vurmak ve kandırmak için en iyi zaman olması. Dalga içinde bulundukları yoğunluktan mezuniyete  uğrayacak varlıklar için büyük bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda 4. yoğunluk üzerinde kesin bir hakimiyet kurmak isteyen Kh kuvvetlerini buraya doğru çekiyor. Buraya gelmek için de Dalga'nın gücünü kullanıyorlar. Özellikle Kertişler 4. yoğunluk gezegenlerinde yaşamayı 3. yoğunluk gezegenlerinde yaşamaya tercih ediyorlar. Bunun yanında Kh oldukları için 3. yoğunlukta uzun süre bulunmaları pek mümkün değil. Fakat, Dünya 4. yoğunluğa geçince burayı kendilerine temelli bir yurt yapmayı düşünüyorlar. Nasıl kendi gezegenlerinde insan çiftlikleri varsa burda ki insanlarıda aynı şeyi yapmayı planlıyorlar. Artık kukla yöneticilere ihtiyaçları kalmayacak; çünkü Dünya 4. yoğunluğa geçiyor ve idareyi bizzat ele alacaklar. İlk yaklaşımları tıpkı yukarıda Dünya tarihinden verdiğimiz örnekler gibi koruyan, kayıran,esirgeyen ve cezalandıran birer Tanrı( ve ya temsilcileri gibi kendilerini gösterecek eylemlerde bulunmak.

Ra Bilgilerin'de Dünyayı karantina altında tutan bir kalkandan bahsedilmişti. Dalga'nın barındırdığı büyük enerji potansiyelini göz önünde bulundurursanız; bu kalkanı etkisiz hale getirebileceğini farkedersiniz. Fethi kolaylaştıracak bir başka neden daha. Bununla beraber zıt kutuplar birbirini çeker esasına göre; kaçınılmaz biçimde özellikle 4. yoğunluk Bh kuvvetleride Dünyaya yaklaşmaktadırlar. Kasyopyalılar'ın dediği gibi Dünya bir kesişim noktası olacak. Öyle zannediyorum ki 4. yoğunluğa her iki taraftada mezun olacak bu zaman/mekanda ki varlıklar bu iki kuvvetin safların da savaşa girecek; bununla beraber Dalga'nın gelişinden ve etkilerinden sonra hayatta kalacak yaklaşık 2 milyar insan bu savaşa şöyle ya da böyle dahil olacaklar.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Qui-gon jinn

#14
Paylaşımın için teşekkürler Scyth.Bu mesajınla birlikte "Yıldız savaşları"ndan sonra "Strateji oyunlarını sevme" noktasında da ortak bir noktamız olduğunu görmüş oldum böylece...:)

Ve açıkcası, kendi namıma söyleyebilirim ki, zaten forumda mevcut halde bulunan bilgileri, alıntılar fırtınası şekilde tekrardan paylaşmak yerine bu şekilde bir yazı ile sunulmasını daha yararlı görmekteyim.

Velhasıl, önceki yorumumuza bir yorum yapma lüzümunu görmediğinizden dolayı (Ki açıkcası bunun artık size göre "sabit" ve "onay"da almış bir varsayım olduğundan lüzüm görmediğinizi düşündünüzü düşünerek) hemen sormak istediğim iki noktaya geçmek istiyorum ki, bunlar;

"hayatta kalacak yaklaşık 2 milyar insan" sayısının bilgisini nereden edindiğiniz ile bahsettiğiniz durumların oluşması durumunda önericeğiniz "Strateji"nin ne olduğudur?

Saygılar...