İslam ve Allah hakkında aklıma takılanlar

Başlatan Scyth, 08 Şubat 2011, 19:18:06

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Scyth

Bilindik kaynaklar da; hristiyanlık ve musevilik ile ilgili bilgiler okudum. Bu dinler, tanrıları gelişimleri ve mensupları hakkında sınırlı bilgiye sahibim ve boşlukları doldurabiliyorum. Bu dinler ve tanrıları hakkında kestirimde bulununabiliyorum. Fakat islamla ilgili bilindik kaynaklarda nerdeyse hiç bilgi yok. Oahspe adlı kitapta islamla ilgili bilgi olduğunu okudum ama kitaba ulaşamadım. Daha doğrusu türkçesine. İşte böylece kafamı kurculayan bu sorunla ilgili ulaştığım çıkarımları sizlerle paylaşmak istedim. Eleştirilerinize sonunda kadar açık bir çıkarımdır ve bundan dolayı umarım site herhangi bir saldırıya uğramaz. Evet,  bence;  Allah ikincil bir tanrı. Yani ilk yaratıcıya atıfda bulunan ama ilk yaratıcı olmayan sadece onun bir anı olan bir ilk yaratıcı yanılsaması. Kendini ilk yaratıcı olarak tanıtan kendisi ve amacı gölgemsi varlıklarla aynı bir negatif varlık. Bu çıkarıma ulaşmamda Allah\'ın şu sözü çok etkili oldu \" Sizin en değerli olanınız benden en çok korkanınızdır.\" Burda İslamın içindeki diğer negatif içeriğe girmeden bu sözden çıkarım yapıcam. Bir çoban için en değerli koyunu hangisidir? En çok süt vereni mi?! Tüccarın en değerli müşterisi kimdir? En  çok para haracayını mı?! İşte odak noktası, beslenme. Allah tıpkı diğer ikincil negatif tanrılar gibi kendine bir halk seçiyor ve dininin yayılmasını istiyor. Neden, daha fazla korku ve negatif duyguyu kendine çekebilmek ve daha fazla beslenebilmek için. Daha güçlü olmak içinde diyebiliriz.  Hangi tanrıya inanıyor iseniz onun hedef alanı içinde oluyorsunuz. Ben negatif varlıkların insanın enerjisini sömürme yolunda dünyayı dominyonlaştırdıklarını düşünüyorum . Negatif tanrılar kendilerine resmen bir çöplük seçiyolar ve orda faaaliyet gösteriyorlar. Kendi aralarında olan bir güç çatışması diyelim . Aralarında bunca zamandır bu denli kanlı mücadeleler olmasına şaşırmamalı. İnanç coğrafyası genişledikçe beslenme alanı da genişliyor. Bir düşünün,düşünceleriniz bir dinin öğretisi doğrultusunda şekillendikçe sizde bu paralelde titreşiyosunuz ve böylece damgalanmış gibi oluyorsunuz yada anne ile bebeği arasındaki kordon bağını düşünün enerjinizi hortumlamak için tıpkı bunun gibi bir bağ kurulmuş oluyor.
   Muhammede gelince saf ve kandırılmış bir adam yaşadığı yerde güvenilebilecek biri olarak tanınıyor. Sorunlu bir toplum, güvenilen bir adam mükemmel bir karışım. Bir dini yaymak için daha iyi bir ortam bulunamaz. İşte size bir peygamber. Eh körle yatan şaşı kalkarmış negatifliğin elçisi olursanız sizde onun gibi olursunuz. Turan Dursun\'un Tabu Bu Can Çekişiyor adlı kitabına bakarlarsa ne tarz bir kötülükten bahsetiğimi anlayacaklardır.
 
 Aklımda olan ve yazmayı atladığım düşünccelerimi burdan yazmaya devem edicem. Karşıt görüşleri hevesle bekliyorum. Bir tartışma ortamı olmasını umut ediyorum. Sezgilerinizi dinlemeniz dileğiyle.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#1
bence bir sakınca yok sevgili Scyth, bu veya herhangi bir konuyu tartışmaya açmanda. amacının başkalarının fikir ve inançlarına saldırmak değil, kendi fikir ve inançlarını ifade etmek, islam veya herhangi başka bir inancın içeriğiyle ilgili görüşlerini paylaşmak ve başkalarının görüşlerini almak olduğunu, ve amacı aydınlanma/iyileşme olan herkesin hayrına niyet ettiğini düşünüyorum/inanıyorum. bu niyetimizi muhafaza edebildiğimiz ve geliştirebildiğimiz sürece, prensip olarak "herhangi" birşeyin tartışmaya açılmasında bence bir sakınca olamaz.

site bu yüzden saldırıya uğrayacaksa varsın uğrasın. biz de tedbir ve savunma olarak elimizden gelen neyse yaparız. her zaman olası gördüğüm web saldırılarına karşı almaya çalıştığım temel tedbir, günaşırı olarak site içeriğinin bir yedeğini alıp kaydetmek. eğer site saldırı veya herhangi bir başka nedenle işlemez, erişilmez vs hale gelirse, şu anda sunucusunu (server) kullandığımız şirketin bir başka sunucuna geçip son alınan yedeği yükleyip kalınan yerden devam ederiz.

hacking saldırılarına karşı koruma sağlama konusunda teknik bir bilgim yok. veya kullandığımız sunucu şirketinin bu saldırılara karşı tedbirlilik seviyesi nedir bilmiyorum. sadece deneyimlerimizden ders çıkarıp daha güvenli bir altyapı oluşturmaya çalışmamız gerekir eğer o tür saldırılara uğrarsak.

tartışma içeriğine gelecek olursak, ben bu başlık altında bu konudaki görüşlerini paylaşmana olumlu gözle bakıyorum ve kendi görüşlerimi de toparlayabildiğim ölçüde paylaşmak isterim.

şu an için kısaca betimlemek istediğim bazı görüş/varsayımlarım şöyle:

dünyamızdaki hemen herşeyde olduğu gibi din alanında da daima bir dualite var. bu dünyada aydınlığın ve karanlığın güçleri her alanda olduğu gibi din alanında da daima bir etkileşim/mücadele içindeler bana göre. bu durum devlet, ordu, sosyal düzen vs hemen her konuda böyle. lakin halihazırdaki insan kitlesinin "toplam" eğilimlerinde negatiflik hala ağır bastığı için, negatif taraf bu alanların hepsinde daha baskın oldu sanırım. hangi tarafın daha başarılı olacağını belirleyen şey insanların baskın gelen genel eğilimleri veya gelişim durumları oluyor sanırım.

oahspe'de konuyla ilgili bilgi varsa, çevirmeye/aktarmaya müsaitse yaparız bunu. incelemeye çalışacağım. carla rueckert'in ra'yla temas kesildikten sonra ekibiyle birlikte temas kurmaya başladığı "q'uo" adlı varlık veya varlık grubuna da islam ve kuran'la ilgili sorular sorulmuş. o kaynakta konuyla ilgili bölümleri tespit edip nakletmeye çalışırım ilk müsait vaktimde (umarım yarın).

muhammet'in 6. yoğunluk kökenli bir gezgin olduğu bilgisi geçiyordu orada. ra bilgileri'nde de eski mısır halkıyla ilgili birşey tartışılırken, firavun yönetimleri sürecinde iyice karmaşıklaşan/sapan sosyal bileşimin "muhammet adlı varlık geldikten sonra" tekrar belirli bir dengelenme bulduğuna dair (veya buna benzer bir anlamda) bir bilgi geçiyordu.

ben muhammet'i negatif (veya negatiflerin kuklası) bir varlık olarak görmedim hiç. bir şekilde üst seviye ve pozitif niyetlerle gelmiş bir varlık olarak gördüm. lakin uygulama aşamasında, etrafını saran kitlenin içindeki veya onlar üzerinden yönlendirlen yoğun negatiflik etkileri ve saldırıları onu azımsanamaycak oranda etkiledi ve pek çok sapmaya neden oldu gibi geliyor bana. bu açıklar illa ki onda potansiyel olarak zaten mevcut olan açıklardı ve bir şekilde bu açıkların fazlasıyla suistimal edilmesine engel olamadı. nasıl ra'da ve kasyopya bilgilerinde, "son derece pozitif eğilimli olan" musa, etrafındaki kitlenin epeyce bir bölümü tarafından ve o kitle üzerinden ona yönlendirilen negatiflik nedeniyle ciddi bir dejenerasyon yaşadıysa ve "geri çekilmek" zorunda kaldıysa, muhammet'in de son derece benzer bir süreç yaşadığını, ilerleyen süreçlerde ciddi denebilecek bir dejenerasyon deneyimlediğini ve elbette dünyada gördüğü işlevin de bundan ciddi şekilde etkilendiğini düşünüyorum. eğer halkın geneli daha sağlam bir birlik ve uyum içinde olsalardı ve aydınlanmaya niyet etselerdi (bütünsel veya çoğunluksal olarak), o zaman muhammet'in işi de çok daha yolunda giderdi ve pozitif etkileri çok daha fazla, negatif etkileri çok daha düşük olurdu bence.

nitekim atatürk'ün hayatında da benzer bazı durumlar var bana göre. kurtuluş savaşı tamamlandıktan sonraki sürecin özellikle ilerleyen bölümlerinde atatürk'ün de azınsanamayacak bir dejenerasyona maruz kaldığını, negatif enerjilerin etkisinde kaldığını, bu yüzden de çeşitli "negatif" denebilecek şeyler yaptığını ve tıpkı musa ve muhammet gibi dünyadan son derece yıpranmış ve üzgün bir şekilde ayrıldığını düşünüyorum. konuyla ilgili görüşlerimi daha sonra paylaşmaya çalışacağım.

bana göre atatürk'ün yanlışları (negatiflikleri) doğrularını (pozitifliklerini) bastıracak seviyede olmadığı gibi, muhammet'in yanlışları da doğrularını bastıracak (anlamsız kılacak) düzeyde değildi. her iki şahsiyetin de olumlu etkilerinin olumsuz etkilerinden kesinlikle fazla olduğunu düşünüyorum. gördüğüm, sezdiğim, inandığım budur. tabi bu benim şahsi fikrim ve tartışılmaya, analiz edilmeye, geliştirilmeye kesinlikle kapalı değil.

konuyla ilgili olarak turan dursun'un kitaplarını inceledim bir ölçüde. pek çok doğru, önemli, tabu yıkıcı şey söylüyor. ve beğeniyorum da turan dursun'u. etrafına kesinlikle azımsanamayacak aydınlanmacı düşünceler ilham ettiğine inanıyorum. ama yine de bu enkarnasyonu sırasında konuyu her yönüyle görebildiğini sanmıyorum. yapıcı bir şekilde etkilediği kitleyi o şekilde etkileyebilmesi için böyle olması gerekiyordu belki de. bardağın dolu tarafına konsantre olsaydı başardığı olumlu şeyi başaramazdı. ama turan dursun'un da etkisinin %100 olumlu, doğru, yerinde olduğunu düşünmüyorum.

kısacası ben muhammet'in yapmaya çalıştığı şeyi de, turan dursun'un yaptığı şeyi de yanlış görmüyorum (toplamda). ikisi sanıldığı kadar ters amaçlara sahip değillerdi belki de. turan dursun'un muhammet'in reenkarnasyonu olduğunu hayal etmekte bile fazla zorlanmıyorum (gerçekten öyle olduğuna inandığım için değil).

spesifik görüşlerine/örneklerine dair kendi daha spesifik görüşlerimi de müsait vakitlerimde paylaşmaya çalışacağım.

söylediklerin arasında kendi açımdan önemli, isabetli ve yerinde bulduğum pek çok şey var.

bozadi

#2
oahspe'yi henüz kontrol edemedim. q'uo kanallamalarında konuyla ilgili tespit ettiğim yerlerden bir tanesini çevirerek aktarıyorum (orijinali bu linkte). tespit edeceğim diğer alakalı kısımları da müsait oldukça aktarmaya çalışacağım. q'uo'nun "ben q'uo ve sorunu anladım kardeşim" şeklindeki tekrarlanan ilk cümleleri ve "başka sorun var mı kardeşim" şeklindeki tekrarlanan son cümleleri çıkarıldı.


17 Aralık 1995 tarihinde L/L Research grubunun Q'uo adlı varlık grubuyla yaptığı medyumik (Carla Rueckert) kanallama seansındaki Kuran ve İslam'la ilgili kısım:

...
P: ...Benim sorularım İslam tarihiyle ilgili. Kuran'ın kökeni hakkında yorumda bulunabilir misiniz?
Q'uo: Bu medyuma yanıtın görüntüsünü vermeye çalışıyoruz. Bu kutsal çalışmanın aktarım aracı ve köken noktası, Muhammet olarak bilinen ve kendini bir hediye veya onurlandırma olarak Tek Yaratıcı'ya sunmuş olan varlığın yaşam deneyimi sırasında çeşitli zamanlarda kendini açabildiği vahiy/ilhamdır. Çünkü bu varlık herşeyin birliğiyle ilgili pek çok deneyim yaşamıştı ve halkının kutsanması için bu ilhamı onlara geri getirmeyi çok istiyordu. Yani bu kutsal eserde toplanan bilgiler ilahi bir vahye dayalı olan ama zamanın dillerinde ifade edilmesi zor olan bilgilerdi ama bu varlık kendini bu amaca adadı ve var gücüyle bunu gerçekleştirmeye çalıştı.

P: Kitapta Muhammet'in vahiy aldığı, vahyin Cebrail aracılığıyla geldiği ve Tanrı'nın sözü olduğu, mükemmel olduğu ve hata içermediği belirtiliyor. Bana Cebrail'in hangi yoğunluktan olduğunu ve kimliğini tanımlayabilir misiniz? Bunun Tanrı'nın sözü olduğu ve mutlak olduğunu söylerken neyi kastediyorlar?
Q'uo: Yanıt vermeye çalışacağız. Cebrail denen varlık bu aktarıma yardımcı olmuş olan çok sayıdaki varlıktan bir tanesi ve odak noktasıydı ve Muhammet olarak bilinen varlıkla çalışmıştır. Çünkü Muhammet enkarnasyonu öncesinde yaşamının amacını kendi türündekilerle birlikte çalışmaya adamıştı. Dolayısıyla dengedeki sevgi ve ışık yoğunluğunda, yani altıncı yoğunlukta bulunanlar bu çabayı gösterdi ve aynı titreşim seviyesinden olan varlık bu misyon için enkarne oldu.

P: Aynı titreşim seviyesinden olanlar derken, Muhammet'in üçüncü yoğunluk bir varlık olarak enkarne olan bir altıncı yoğunluk varlığı olduğunu mu kastediyorsunuz?
Q'uo: Doğru.

P: Kitaptaki negatif veya Orion etkisinin miktarı hakkında yorumda bulunabilir misiniz?
Q'uo: Diğerlerine ışık ve hizmet sunmaya yönelik bu tür tüm çabalarda olduğu gibi, kutupsallığın gücü bir çekim yaratır ve çevrede bulunanlar tarafından fark edilir. Orion İmparatorluğu denen grup bunu fark etti ve mümkün olan durumlarda kendi bilgi türlerini sunmak ve bu bilgi türlerini, o dikkatlerini çeken kaynağınkiyle aynıymış gibi göstermek üzere gezegenin karantina sistemin dengeleyici etkilerinden yararlanmak istediler. Yani bu tür tüm çabalarda, fani olan tüm varlıklar için mevcut olan bazı farklı anlarda veya fırsatlarda, diğer bilgi türünün sinyalinin bir ölçüde sızması durumu söz konusudur. Dolayısıyla, bu tür ilhama dayalı tüm bilgilerde, sadık muhalefet denenlerin dengeleyici çabalarının oraya çekilmesi durumu vardır.

P: Kuran'da kitabın mutlak doğru olduğu ve kendini-aşma (self-transcendence) çalışması yerine kitabın mutlak bir şekilde takip edilmesi gerektiğinin söylendiği yeri merak ediyorum. O kısmın Orion ürünü olup olmadığını merak ediyorum.
Q'uo: Bu sorunun yanıtı Karışıklık Yasası'nın ötesine geçiyor çünkü bu nokta, ilgili tüm varlıkların sunulan şeye bakıp eserin özünde neyin yattığıyla ilgili kararlarını vermelerini gerektiren nokta.

P: Muhammet vahiyleri aldıktan, hizmet ettikten, Kuran'ı sunduktan ve çalışmayı sona erdirip enkarnasyonunu bitirdikten sonraki süreçte, aydınlık ve karanlık güçler arasındaki mücadelenin dengesinin ne olduğu konusunda bir tahminde bulunabilir misiniz? İslam'ın gelişim tarihinde, hangi tarafın daha üstün olduğunu söylemek mümkün mü ve iki tarafın güç durumlarıyla ilgili bir tahmin sunabilir misiniz? Hangisi daha güçlü?
Q'uo: Yine spesifik bir yanıt vermekte zorluk çekiyoruz çünkü bu ayırt etme meselesinin özüne giden bir husus ve ancak şunu söyleyebiliriz ki, en kutsal ve saf ilahi vahiy çalışmasının yapılması bile aşağıdaki fanilere düştüğünde, ister tesadüf eseri ister kasıtlı olsun, bir noktada insan hataları olacaktır, çünkü varolan çeşitli ilişki seviyeleri nedeniyle, şahsi enkarnasyonel dersleri olan varlıklar ile ilahi olan arasında bir etkileşim söz konusudur. Dolayısıyla, sapma fırsatı ve vahyin esas niyetler dışındaki amaçlar için kullanımına yönelik fırsatlar söz konusudur. İnsanların reenkarnasyon döngüleri zamandan zamana ve kültürden kültüre uzandığı için, grupların ilişkileri ve enkarnasyon amaçlarıyla ilgili olarak ortaya çıkan meseleler vardır. Dolayısıyla her durumda yorum için fırsat vardır.

P: Eğer bir kişi İslam kültürleri içinde yaşayanlara hizmet sunmak isterse Kuran ve onun toplumda kanıksanmış ve kristalleşmiş tarihi gibi çok sabit bir etkiyle karşı kalındığında, ve kişi insanların gerçeğin farkına varıp gerçeği yaşaması için bir yol sunmak istediğinde, Kuran gibi bir eserin otoritesine meydan okuyamayacağınız bir toplumda bu çalışmayı yapmanın en iyi yolu nedir? Sapmaları çözmenin, kendi saflığını korumanın ve hizmet sunmanın en iyi yolu nedir?
Q'uo: Meselenin özüne giden yolu tavsiye ederiz. Eserin bütünlüğüne bakın. İsa olarak bilinen varlık, Musa'nın yasalarından ikisi hariç hepsini değiştirdi: Tanrı'yı, aklı ve ruhu tüm kalbiyle sevmek ve komşunu kendin gibi sevmek. Bu varlık, İsa, çalışmanın özüne ilerledi, bu çabaya bütün varlığını verdi ve kendi iradesi değil, Baba'nın, Tek Yaratan'ın iradesi için bir araç olarak kullanılmasına izin verdi. Kendinizi böyle bir adanmayla verip tüm yaratılışın ve yaptığınız çalışmanın özüne giderseniz, o zaman var olan herşeyle uyum içinde hareket edersiniz ve kendinizi mümkün olan en yüksek saflıkla sunarsınız.
...


bozadi

#3
çeviriden kaynaklı belirsizliklere dair soruları olanlar varsa elimden geldiğince açıklama yapmaya çalışabilirim.

bozadi

#4
Alıntı YapQ'uo: Bu sorunun yanıtı Karışıklık Yasası'nın ötesine geçiyor çünkü bu nokta, ilgili tüm varlıkların sunulan şeye bakıp eserin özünde neyin yattığıyla ilgili kararlarını vermelerini gerektiren nokta.
"varlıkların sunulan şeye bakıp özünde neyin yattığıyla ilgili kararlarını vermelerini gerektiren nokta" derken, kastedilen şeyle ilgili yorumum şu: evet, o bölümde orion etkisi var ama eğer ilgili şahısların yönelimi yeterince olumlu yöndeyse, o bölümü tüm mesajın önüne geçirmek zorunda değillerdir, kendi fikirlerine, inançlarına göre yorumlayacaklardır. ben her üç dinin kutsal kitabında da saptırılmış bilgilerin saf doğruluktaki bilgilerden fazla olduğunu düşünüyorum. ama iyi niyetli insan için herşeyin mümkün olan en pozitif şekilde yorumlanması ve bir şekilde pozitif amaçlara yönelik olarak kullanılması her zaman imkan dahilinde sanırım.

Scyth

#5
Sevgili Bozadi emeğin için öncelikle teşşekür ederim. Konuya gelicek olursak hala pek çok soru var bu konuda aklımda.  Zamanla ayıdınlacağımı düşünüyorum.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#6
sonraki q'uo celseleri içinde, ilk mesajında söylediğin şeylerin pek çoğunu doğrudan veya dolaylı olarak doğrulayan pek çok şey var görebildiğim kadarıyla Scyth. elbette q'uo'nun söylediği herşeyin doğruluğuna da gözü kapalı inanacak değiliz. değerlendirmeye yönelik veriler olarak sunmaya devam etmek istiyorum sadece. sen de yeri geldikçe görüşlerini, sorularını paylaşmaya devam edersin umarım. incelemelerimiz, düşünce süreçlerimiz ortalama bir resim üzerinde anlayış birliği sağlamamıza yardımcı olacaktır diye düşünüyorum. ben de sana teşekkür ederim.

bozadi

#7
bir q'uo alıntısı daha aktarıyorum. ilgili celsede iki yerde konuyla ilgili veriler geçiyor. müsait bir vaktimde aktaracağım diğer q'uo celselerinde biraz daha ayrıntılı bazı bilgiler var. o alıntılar da bitince q'uo'nun söyledikleri hakkındaki görüşlerimizi paylaşırız.


13 Eylül 1987

...

[çeşitli din ve öğretilerle ilgili sorulan genel bir soruya verilen yanıtın ilgili bölümü]:

Q'uo: Tevrat olarak bilinen kaynaktakine benzer diğer öğretilerde olduğu gibi, Muhammet olarak bilinen varlığın sunduğu öğretileri de eksik buluyoruz.

...

Soru: ...Tevrat öğretisiyle Kuran öğretisini ilişkilendirdiniz ve aklıma geçmişte yaptığım araştırmalardaki birşey geldi. O araştırmada Yahudi halkının, Yehova adlı bir varlık tarafından üzerinde oynanan bir türün genetik olarak geliştirilmiş bir versiyonu olduğu şeklinde bir bilgi vardı. Onları daha akıllı, daha zeki, fiziksel olarak daha güçlü ve böylece gerçeği aramaya daha muktedir hale getirmek için yapılan bir genetik müdahale.

Muhammet'in öğretileri dünyanın tam olarak aynı bölgesinde, sadece farklı kabilelerde ortaya çıkıyor. Bu iki öğretide de Yehova etkisi diyebileceğim bir etkinin mevcut olup olmadığını merak ediyordum. Yani Muhammet de Yehova olarak bilinen varlığın sapmaları yoluyla aktarılan bir Tek Yaratan öğretisine mi aracılık etti?

Q'uo: Bu iki büyük öğreti arasındaki benzerliğin temel nedeni, her iki öğretinin yayılım sürecinde, ilgili kültürlerin sadece kendilerini saran diğer kültürlerle değil, aynı zamanda evlerini yapmaya ve birer kültür olarak gelişmeye çalıştıkları fiziksel çevreyle ilgili zorlu/düşmancıl koşullar altında kalmış olmalarıdır.

Gelişim ve hayatta kalma mücadelesi çok zordu ve bu durum ırklar arası mücadeleleri de şekillendirmiştir. Dolayısıyla bu kültürlerin varlıklarının özünden yaptıkları aydınlanma ve ilham yardımı çağrısı yanıtlanırken verilen bilgiler, gerekli çabanın gösterilmesini teşvik etmede bir miktar 'korku' dediğiniz şeyin de kullanıldığı, fiziksel, zihinsel ve hatta ruhsal bir mücadele gerektiren emir ve koşullarla doluydu.

Yani bu varlıkların çağrısına yanıt olarak gelen bilgiler, bir kültür olarak yaşadıkları deneyimlerden etkilenmiştir.


ingilizce orijinalinin linki

bozadi

#8
16 Temmuz 2005

[Genel bir açıklamanın içinde geçen ilgili bölüm]

...

Q'uo: Duygusal imaları olan kelimeler kullanmamaya çalışıyoruz. Tevrat'taki Yaratıcı olan Yehova'ya özgü denebilecek güçlerin dinamik zıddı olan dişi enerjinin dengeleyiciliğine işaret edecek şekilde, Tanrı'yı tanımlayacak duygu yüklü olmayan bir kelime bulmak çok zor. Peygamber Muhammet'in ve Allah olarak adlandırılan Tek Yaratan'ın enerjisi de eşit ölçüde eril, tepeden bakan ve buyurgan yapıdadır. Gezegeninizde bu enerjinin uygun olduğu bir zaman vardı. O zaman geçmişte kaldı. Ama Atlantis'den Babil'e, Roma'ya vs enkarne olanlar, tekrar tekrar bu giderek kısırlaşan yaratıcı-enerjisine tutunmaya çalıştılar. 'Yang' nitelikli olarak tanımlanabilecek agresyon ve kontrol enerjisi evrimde başkalarına hizmetin değil kendine hizmetin temsilcisi olmuştur.

...

[orijinali]


25 Mart 2007

Soru: Başka bir sorumuz daha var Q'uo. Peygamber Muhammet'in (huzur ve inayet onunla olsun) doğum gününün kutlandığı aydayız ve Batı'da bizlerin onun hakkında ve yolu hakkında çok az önyargısız bilgimiz var. Ra onun Bir'in Yasasının Elçisi olduğunu söylemişti. Buna ek olarak siz neler söyleyebilirsiniz? Ayrıca aracılık ettiği vahyin niteliğini sormak istiyorum. Bu vahiy günümüzde pek çok Sufi grupları içinde hala çok belirgin.

Q'uo: Muhammet olarak bilinen varlık, Yehova diyebileceğimiz varlığın çağrısına yanıt vermiş olan Musa'yı, İlyas'ı, Nahum'u, Yeremya'yı, Yeşaya'yı ve diğer tüm peygamber ve rahipleri yaratan enerjiyle birdir.

Kuran'la ilişkili problemler, Tevrat'la ilişkili problemlerle aynıdır ve bu konularda bir fikir geliştirmeye çalışırken bu iki eserin birlikte değerlendirilmesini tavsiye ediyoruz. Sadece Kuran ve Tevrat değil, literatürdeki başka pek çok kitap ve yazı, niyetlenildikleri son hallerine ulaşamamıştır. Bu eserlerde, gezegeninizin koruyuculuğunu yapmış gruplardan bir tanesi tarafından ruhsal olarak daha güçlü bir insan yaratmak üzere üretilmiş bir kavram olan "Tek Tanrı"nın yaratımları ("Tek Sonsuz Yaratan" yerine) hakkında çok miktarda bilgi verilmiştir.

O grubun bu gezegene yerleştirmeden önce genetik olarak üzerinde oynama yaptığı varlıklar, "takip etme" ihtiyacı hissediyordu. Ortadoğu'da yaşayanların (İsa'nın takipçilerinin, Yehova'nın takipçilerinin, Allah'ın takipçilerinin) sürekli bir ölümcül savaş hali içinde olmaları gerçekten ironiktir dostlarım. Hepsi aynı kandan. Hepsi aynı öğretiye mensup. Daha güçlü ruhsal işçiler yaratmak için fiziksel değişiklikler yapmanın verimsizliğinin bir neticesidir bu. Genetik havuzu geliştirmeye yönelik yapılan müdahalenin amacı zihnin daha zeki, bedenin daha güçlü ve iradenin daha kuvvetli olmasıydı. Hiçbir varlığın bir gene yerleştiremeyeceği şey ise ruhsallıkla ilgilidir. Çünkü bu ancak özgür iradeyle seçilebilir.

Özgür irade bu tartışmaya başladığımız konudur ve aynı zamanda bu sorunun bizi götürdüğü yerdir. Özgür iradeleriyle bu öğretmenleri takip etmeyi seçen varlıklar yargılama ve adalet üzerinde odaklanmayı seçti: göze göz, dişe diş; birileri haklı, biri yanlış olmalıydı; birileri kutsal halk olmalı, dünyanın geri kalanı ise kutsal olmamalıydı. Takipçiler, kutsal eserlerde mevcut olan ruhsal nimetler yerine bunlar üzerinde odaklandı.

Kuran'dan veya Tevrat'tan daha konuksever bir kitap yoktur. Pek çok hikayede başkaları en güzel şekilde ağırlanır. Belirli toplantılar ve belirli olayların şerefi ve sevinciyle gerçekleşen binlerce örnek vardır. Konukseverlik gerçekten de geçmişten günümüze, bu "Tek Tanrı"ya ibadet eden varlıkların kültürünün çok, çok önemli bir parçası olmuştur.

Muhammet olarak bilinen varlığın sunduğu şeylerin pozitif yönlerini Sufilerin mistisizminde aramanızı tavsiye ederiz ve Tevrat'ın yazılarının ve peygamberlerinin en pozitif yönlerinin ise Kabala üzerinde çalışıp Hayat Ağacı'nı geliştiren küçük varlık grubu içinde bulunabileceğini düşünüyoruz. Her iki örnekte de dinin dış kabuğu, dogma, dışlayıcılık bir kenara konarak ruhun meyvesinin kalbine ilerlenir ve bu öz tüm dinlerde veya ibadet sistemlerinde aynıdır. Bu basit bir şekilde, yaratılan herşeyin Tek Sonsuz Yaratan'a olan aşkıdır. Yaratan da yarattığına aşkıyla yanıt verir. Bu kombinasyon sonsuz bir koşulsuz sevgi atmosferi yaratır. İster Hıristiyan, ister Yahudi, ister Müslüman ister başka bir yoldan olsun, bu noktaya odaklanan herkes aynı iyi çalışmayı yapmaktadır.

[orijinali]

bozadi

#9
q'uo celselerinde konuyla ilgili olarak her ne kadar islam ve yahudilik üzerinde odaklanılsa da, eril, tepeden bakan, buyurgan tanrı ve insan/kültür modelinin ve bununla ilişkili tüm negatifliklerin hıristiyanlık için de aynı şekilde geçerli olduğuna değiniliyor çeşitli şekillerde.

bozadi

#10
bu ortadoğu coğrafyasıyla ilişkili görünen yehova/genetik müdahale tam olarak neyin nesidir bir araştırmak gerek. ra'da ve kasyopya celselerinde bununla ilgili veriler vardı. bunları birleştirmek ve nasıl bir resim çizdiğine bakmak gerek.

yehova'nın ve ra'da sıkça tanımlanan ve şimdi bu son q'uo alıntısında da geçen "dünyanın koruyucularının" (karantina görevlilerinin) faaliyetleriyle nasıl bir alakası var bu kaynaklara göre, anlamaya çalışıyorum.

Tgur

#11
Bozadinin açılımına ve sorgulamalara yardımcı olmak üzere RA bilgilerinden, diğer bir spirütüel sitede tercüme edilen ve genel RA aktarımlarında yayımlanmayan bölümü aktarıyorum ,
faydalı olur kanaaatindeyim,

Ra 1, sf.300

SORU: Teşekkür ederim. O halde Konfederasyon'un bir süre Dünya'dan uzak kaldığını kabul ediyorum. Konfederasyonun bir sonraki temasını yaratan koşullar nelerdi?

RA: Bundan yaklaşık 3600 yıl önce Orion grubunun bir akını oldu. Düşünceler ve davranışlardaki negatifetkilerinartmasıyla,Orionlular, eski zamanlardan kalma izlenimleri dolayısıyla kendilerini özel ve farklı gören varlıklar üzerinde çalışmaya başlayabildiler.
Sizin "Yehova" dediğiniz Konfederasyonlu bir varlık,bundan binlerce yıl önce Mu kıtasının batmasından sonra her tarafa dağılıp Mısır'a ve diğer birçok yere yerleşen bazı varlıklar arasında genetik "klon yöntemi" yoluyla belirli eğilimleri başlatmıştı. İşte burada Orion grubu, negatiflik tohumlarını atacak verimli toprağı buldu. Bu tohumlar, herzaman olduğu gibi seçkin sınıf (elitizm), farklı olanlar, başkalarınıkullanan, yönlendiren ya da köleleştiren kişilerdi.
Yehova adıyla bilinen, bu varlıklara karşı kendini son derece sorumlu hissediyordu. Ama Orion grubu, insanlarda,bu elitizmin yaratıcısının Yehova olduğu izlenimini uyandırmayı başarmıştı. Yehova o zaman oturdu ve sizin deyiminizle titreşimsel düzenlerinin bir envanterini çıkardı ve sonuçta daha etkileyici bir ses titreşim bileşimi haline dönüştü.
Bu bileşimde eski Yehova, şimdi adsız bir varlık olarak ama "O geliyor" anlamını üzerinde taşıyarak, pozitif eğilimli felsefe üretip göndermeye başladı. Bu yaklaşık olarak bundan 3300 yıl öncesine rastlıyordu. Böylece Mahşer diye bilinen şeyin en kuvvetli kısmı meydana getirilmiş oldu.

SORU: Orion grubu bundan 3600 yıl önce karantinayı nasıl geçti? Rasgele bulunan pencereler yoluyla mı?

RA: O zaman durum tam olarak öyle değildi.
Çünkü bu bilgiyi davet eden uygun bir çağrı söz konusuydu.
Karma bir çağrı var olduğunda,pencere olayı yoğunluk dereceleri vasıtalarıyla daha çok uygulamaya koyulur.
Güçlü bir kutuplaşma olmadığı için devriyeler sıkı bir denetim uygulamıyorlardı; bundan dolayı da delinip geçilmesi gereken pencereler çok güçsüzdü. Hasat zamanınız yaklaştıkça,sizin ışık güçleri dediğiniz güçler, kendi aldıkları çağrılara uygun olarak işe koyulacaklardır. Orionlular da sadece kendi aldıkları çağrılara uygun olarak çalışırlar. Ama, hakikatte,bu diğeri kadar büyük bir çağrı olmaktan uzaktır.
Yani, güçler ya da kareler yasasına göre, karantinanın delinmesine karşı büyük bir direnç bulunuyor. Yine de, özgür irade korunmalıdır ve negatif eğilimli bilgiler edinmek isteyenler de bu pencereler vasıtasıyla karantinayı delenler tarafından tatmin edilmelidirler
SORU: Demek ki Yehova, hata diyeceğimiz bir olayı (sizin öyle demediğinizi biliyorum) düzeltmek için, bundan 3300 yıl önce pozitif bir felsefeyi başlattı. Orion ve Yehova felsefeleri insanları telepati yoluyla mı etkiliyorlardı, yoksa başka teknikler mi kullanılıyordu?

RA: İki ayrı teknik daha vardı. Birisini, artık adına Yehovadenmeyen varlık kullanıyordu. Yehova hâlâ, negatif güçlerden üstün olan bazı varlıkları yetiştirip ortaya çıkarabileceğine ve bu üstünvarlıkların Bir'in Yasası'nı yayabileceklerine inanıyordu. Onun için de bu varlık, yani, "Yod-Heh-Shin- Vau-Heh" enkarne olarak insanların arasına geldi. Fiziksel bedenler vasıtasıyla yapılan normal eşleşme yöntemiyle üreyerek dünyaya çok daha iri yapıda varlıklar gelmesine neden oldu. Bunlara Anak'lar deniyordu.
Diğer yöntem ise sizin deyiminizle senaryonun daha sonraki aşamalarında daha çok kullanılan ve şimdi de sizler üzerinde çok kullandığımız bir yöntemdir. Bu da düşünce formları yoluyla, gizemli ya da yüce kavramları telkin etmektir.Bu görüntülerin bazıları size yabancı gelmeyebilir.

SORU: Bunların birkaç tanesini belirtebilir misiniz?

RA:Bu sizin keşfedebileceğiniz bir bilgidir.
Sırf size yol göstermek için çark içinde çark ve gözünü kırpmayan melek'iörnek olarak verebiliriz.

SORU: Orion grubu da 3600 yıl önce insanları etkilemek için benzer yöntemler mi kullanmıştı?

RA:
Bu grubun ya da imparatorluğun o devirde göklerinizde bir temsilcisi bulunuyordu.

SORU: Bu temsilciyi tarif edebilir misiniz?

RA:Bu temsilci ateşten yapılmış gibiydi,ancak gün boyunca bulutların arkasına gizleniyordu.Bunun nedeni de bu aracı görenlerin soracakları sorulardan korunmak ve bu aracı bu varlıkların Yaratan kavramına uygun hale getirmekti.

SORU: İnsanlar bu ateşten yapılmış bulutu gördükten sonra bilgi onlara nasıl iletildi?

RA: Düşünce aktarımı yoluyla ve düşünce formlarını kullanarak ateşle ilgili doğaüstü, mucizevi görünen fenomenler ve başka olaylar meydana getirilerek yapılıyordu bu.

SORU: O halde bu devirde ya da hemen sonrasında,kaydedilmiş bulunan peygamberler ortaya çıkmış mıdır?

RA: İmparatorluktan gelenler, sizin zaman ölçünüzle üç bin yıl öncesinden başlayarak varlıklarını sürdüremediler ve göklerinizden fiziksel varlıklarını çekme karan vermek zorunda kaldılar. Peygamber, kâhin dediğiniz bazı varlıklara karışık bilgiler verildi; o zamanlarda diğer insanları seven ve onlara ve Yaratan'a hizmet etmekten başka bir şey istemeyen bu varlıkların işi kehanetlerde bulunmak olduğundan,Orion grubunun yapabildiği en kötü şey bunların kıyametten söz etmelerini sağlamaktı.

SORU:
Yani,Orion grubunun o devirde pozitif eğilimli bazı peygamberlerin ve kâhinlerin mesajlarını kıyamet günü kehanetleriyle kirletmeyi başardığını mı söylüyorsunuz?

RA: Doğrudur.


SORU: Orion grubunun, altı yüzyıl olarak hesapladığımız bu devreden sonra, yani 3.000 yıl önce niçin çekildiğini söyleyebilir misiniz?

RA: Bu soru, bu celsenin son sorusu olacaktır.
Orionlular, kendilerine çağrıda bulunan varlıklara, onların (çağrıda bulunanların) seçkin bir grup oldukları izlenimini vermelerine rağmen, sizin "Diaspora" olarak bildiğiniz olay meydana geldi; bu insanlar dünyanın dört bir yanına dağıldılar ve daha alçak gönüllü, daha onurlu, daha az kavgacı ve Tek Yaratan'ın sevgi dolu şefkatinin daha çok farkında olan bir soy haline geldiler.
Onların yaratılışı biraz dövüşkenliğe, biraz da başkalarını köleleştirmeye eğilimliydi;
ancak onlar,genetik üstünlükleri/zayıflıkları nedeniyleOrionlular'ın hedef grubu olmalarına rağmen, sizin deyiminizle, mağdur duruma düştüler.
Böylece de komşularına, ailelerine ve Tek Yaratanları'na duydukları minnet ve şükranın, seçkin oldukları duygusunu tedavi edip iyileştirmesine olanak tanınmış oldu. Bu duygu,başkaları üzerinde güç kullanma sapmalarını güçlendirerek onların kavgacı doğalarını yaratıyordu.
Sizi Tek Yaratan'ın sevgi ve ışığı ile terk ediyoruz. Adonai.

----------------------------------------

Ra 3, sf.243

SORU: Bu Sanskritçe ve İbranice sözcükleri kullanmış olan varlıklar, hangi sözcükleri kullanacaklarını nasıl saptamışlardı?

RA:İbranice'yle ilgili olarak,Yehova adlı varlık bu bilgilerin edinilmesine yardımcı olmuştu.
Genetik özellikleri aktaran malzemeleri etkileyerek, sizin deyiminizle bir dilin ortayaçıkmasını sağlamıştı.
Sanskritçe'yle ilgili olarak şunu söyleyebiliriz; o zamana kadar, sizin adlandırdığınız şekliyle alfabe ya da seslerin harflerle ifadesi mevcut olmadığı için ses titreşimleriçok saftı. Yani titreşimsel ses bileşimleri adeta doğrudan doğruya Logos'tan gelirmişçesine yerini bulmuştu. Bu daha doğal,yani kimsenin yardımı olmaksızın gelişen bir süreç ya da durumdu diyebiliriz.
Sizleri Sonsuz Yaratan'ın sevgi ve ışığı ile terk ediyoruz. O'nun huzuru ve gücü ile mutlu olun. Adonai.


bozadi

#12
ra'da yehova konusu ne kadar karmaşık. bir türlü yehova'nın ne veya kim olduğunu net bir şekilde açıklanmamış.

kitapta yayınlanmayan şu bölümü eklemiştim budur'da:


Soru: Orion grubu gezegenimizle ne gibi temaslar kurdu?
Ra: Yaklaşık 45.000 yıl önce bir girişimde bulunuldu. Başarılı değildi. Yaklaşık 2.600 yıl önce grup bu gezegen yüzeyine bir sosyal hafıza kompleksi varlığı gönderdiler. Bu çaba belirli bir oranda başarılı oldu ama mekan/zaman sürekliliği içinde etkisi azaldı. Son yaklaşık 2.300 yıldır bu grup tıpkı Konfederasyon gibi hasat üzerinde sürekli çalışmaktadır.

Soru: 2.600 yıl önce gönderdikleri varlığın adını söyleyebilir misiniz?
Ra: Bu varlık sizin insanlarınız arasında Yahweh (Yehova) olarak adlandırılıyor.


burada yehova'nın orion (negatif) grubu tarafından dünyaya gönderildiği ifade ediliyor ve bu yehova, yukarıdaki ra alıntılarında geçen yehova'yla ciddi çelişkiler yaratıyor. nitekim görünüşe göre bizzat bu nedenle bu yukarıdaki soru-cevap sansürlenmiş. ben meydana gelen çelişki/sapmaların bizzat alıcıların (carla, don, jim) önyargılarıyla yakından ilgili olabileceğini düşünüyorum.

Scyth

#13
Anladıklarımı ve çıkarımları mı doğru yanlış aktarıyorum. Yehova Yahudileri seçtikten sonra ki gelişen olaylardan etkileniyor ve kendine çeki düzen veriyor. Bir çeşit metoformoz geçiriyor.( Allah = upgrade olmuş Yehova)  Yaptığı hatayı düzeltmek için o coğrafyadan kendine yeni bir halk seçiyor Araplar. Birde Yehova'nın daha güçlü bir sessel titreşim haline geldiği ile ilgili bir kısım okudum sanırım. Bunu okurken Kuranın etkileyici tınısı ve dili aklıma geldi.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#14
hala yehova'nın tam olarak ne veya kim olduğu son derece belirsiz görünüyor. 4. yoğunluk bir KH varlığı veya varlık grubu belki de.

kasyopya celselerinde "yehova kim?" diye sorulduğunda "sahte tanrı" diye yanıt verilmişti yanlış hatırlamıyorsam. bu durumda başından beri "pozitif yehova" diye birşey yoktu gibi görünüyor. ama ra'da ve q'uo'da yehova adı altında pozitif bazı çalışmaların veya niyetlerin de olduğu söyleniyor. belirttiğim gibi ra'da ciddi bir çelişki var gibi görünüyor bu konuda ve eğer gerçekten varsa, bunun ra'nın kendisinden kaynaklanmadığından eminim. eğer çelişki gibi görünen ama çelişki olmayan bir durum varsa, umarım çözeriz.

yehova'nın yaptığı birşeylerin sonucuna bakıp yeni birşeylere girişmesi anlamındaki bilgileri, yahudilerden sonra araplar üzerinde yapılan bir çalışma olarak düşünmemiştim hiç. ilginç. alakalı bir yönü olabilir elbette. "sessel titreşim" konusu çok karmaşık göründü yine bana. "o geliyor" anlamında bir yorumu olmuş vs vs. konu üzerinde çok fazla belirsizlik ve sapma ve fragmantasyon var gibi.

konuyu kavramamıza yardımcı olacak başka verilere rastlarsam aktaracağım.