Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü
avatar_Dionysos

Denemeler, Söyleşiler ve Söyleyişler

Başlatan Dionysos, 21 Nisan 2018, 16:44:32

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Dionysos

#150
Selfie çubuğuyla ağaç kaşık yapımı

Öğleyin annem yemek yaparken biraz yardım ettim . Minicik bir tahta kaşıkla yağdan kızarmış şeyler alıyoruz. Bu dedim çok küçük al al bitmiyor. Bunda iki parça şey durmuyor.
Bugün odun işi yapıyoruz ve burada nadir/ender yetişen alıç türü bir yemiş ağacı var. Bunun kesilmiş kütüğünü bir inşaat ustası görmüş ve ondan babamdan keser sapı istemiş. Babama bundan sap oluyormuymuş dedim bizde yapalım, ağaçla biraz çalıştım baktım yumuşacık ilginç bir ağaç hiç bilmiyordum. Her neyse bu yemek işinde aklıma geldi anneme ; "bizim burada şimşir olmasa da benzer güzel ağaç varmış senin kaşık iş görmüyor o ağaçtan kaşık olabilir aslında" dedim. Kaşığı neyle/nerde yapıyon, yapamazsın dedi. (Malzemen özel keskin felan yok anlamında). Annem yapamazsın deyince, o ağaçtan hemen bir parçaya kaşık şekli verdim. Neyle nasıl oysam derken, bıçak felan denedim olmuyor. Çocuklar tatar yayı/arbalet istemişti ona ok oluğu yaparken malzeme aramıştım elime yine onların kırdığı selfie çubuğu sapı geçmişti. Biraz onunla denemiştim. Yuvarlak ince hafifi keskin metal .Bunu ayrıca bir kiraz ağacı parçasında denedim ve gayet güzel çalışıyor, sonra zımparayla biraz düzenlemeden sonra kaşık oluyor/oldu.. Sonuçta güzel bir kiraz ağacı kaşığım oldu..
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

gerçek tosun paşa

#151
Kaşığın fotosunu da atsaymışsın keşke merak ettirdi :) eline sağlık iyi günlerde kullanın...

Dionysos

#152
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Kaşığın fotosunu da atsaymışsın keşke merak ettirdi :) eline sağlık iyi günlerde kullanın...

Telefonumun ekranı bozuldu ve şu an ona ekran temini tamiri felan uğraşıyorum...
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#153
Alıntı Yap2023 yılında fındık işçilerinin günlük yevmiye ücretleri belirlendi. Sakarya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Ali Şener Bayraktar, kamuoyuna yapılan yeni düzenlemeleri açıkladı. Tarım Bakanlığı'nın yönetmelik gereği, geçici tarım işçilerinin en düşük günlük yevmiyeleri belirlendi. Bu yıl için geçerli olan düzenlemeye göre, geçici tarım işçilerinin yemeksiz günlük yevmiyeleri brüt asgari ücretin 30'da biri olan 447 lira 13 kuruş olarak belirlendi.

https://www.findiktv.com/haber/856/2023-yili-findik-isci-yevmiyesi-aciklandi-sakarya-ordu-duezce-trabzon-giresun-findik-yevmiyesi

Asgari ücrette saat hesabı ücretin 225' e bölünmesiyle bulunur. Ayrıca günlük ücret 7,5 saat kabul edilir.
Haftalık çalışma saati 45 saattir ve 6 gün çalışmadan sonra bir gün hafta tatili ve bu asgari ücrete dahildir. Yani 45 saat fiili çalışmanın karşılığı 52,5 saatlik ücrettir.

Yani basitçe
Brüt asgari ücret :13.414 TL
ve bu iş gününden hesaplanırsa günlük 521,65 TL bulacaktık.
(Dinlenme süreleri hariç günlük 7,5 saatlik fiili çalışma için.)

Önerilen ücret asgari ücretin altında (bu anlamda yasal değil) ve o ücrete kimsenin çalışacağını da sanmıyorum. Bunlar tavsiye kararları, piyasayı belirlemez ve sanırım piyasa onu 500 gibi düzler.

Basit görünen şeyler ama cacık ülke. Bu yüzden batıp gidecek.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#154
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Kaşığın fotosunu da atsaymışsın keşke merak ettirdi :) eline sağlık iyi günlerde kullanın...

Teşekkür ederim. Kardeşim geldi ve bir foto aldım.



Sobada yanacak kışlık odundu bu şey. Bu hafta odun işi yapıyorduk. Bunu bir an da odun yararken/kırarken parçalarken öncke iyorumda analttığım hikayeyle de birlikte esinlendim can sıkıntısı...
Temelde kaşık bölümü büyük oranda o görseldeki selfie çubuğu sapıyla oyulan (ağaç törpüsü, cam parçası ve zımpara ile biraz daha düzenlenen) basit-hızlı deneme kaşığım ..
(Bu arada zamana takılmıyorsak ve sabır sorunu yoksa uygun ağaçla sadece kırık cam parçalarıyla -özellikle oval kırıklı parçalar kullanarak kusursuz bir kaşık yapabilirdik, sadece çok yavaş olurdu.)
Bunu düzeltmedim çünkü bunu bir tür deneme kaşığı olarak oydum. Bunu yaptığım halde,, anneme gösterdiğim halde ve aslında kaşığı geliştirmeyi ve yemiş ağacından daha iyisini oymayı düşündüğümü söylediğim halde hala bana: "kaşık oyamazsın/yapamazsın", "onların aletleri var" dedi. Bu aletleri var lafına çok taktım. Önceki gün internetten eğri keskileri gözlemledim. (Biraz fiyat biraz biçimlerine baktım.) Dün/bugün bütün günüm çevrede hurda metal parçalarından keski olabilecek bir parça çıkarabileceğim bir şeyler aramakla geçti. En son bir eski bizim kara tırpan dediğimiz ot tırpanı buldum, uç kısmı/burnu kırılmış ve hurdaya atılmıştı (daha doğrusu dışarda yağmur altında eski demir metal parçalarıyla birlikte çürüyordu). Zaten bunlar artık kullanılmıyor.



Görseli ararken bu hurdanın neredeyse 1.500 lira ettiğini gördüm.
Bunun esnek olduğunu ve bükülebileceğini düşünüyorum..
Bundan (tırpan metalinden) başka aracım olmadığı ve demir testeresi ile neredeyse hiç kesemediğim için en son aşağıdaki görseldeki eyenin köşesini kullanarak tam 2 saate yakın uğraşarak 2 keski parçası kestim çıkardım ve biraz düzelttim.



Babam deli olduğumu düşünüyor olmalı: Napıyon dedi. Baba eğri keski yapcam dedim. Anlattım. Akşam ben uğraşırken bu demir bükülmez (esnemez kırılır) dedi. Baba esnek tırpan demiri o bükülür dedim. Bunu deyince kesmeyecek/olmayacak, işe yaramayacak, iş görmeyecek felan bir şeyler dedi. Klasiktir. Böyle teki verirler...
Gerçekten de olmayabilir ama burada elime geçen en olası şey o ve bugün düşündüm de kalan parçadan tekrar farklı işlevli keski için uğraşmazsam bir çakı hatta avcı bıçağı yapabilecek kadar iyi işlenmiş güzel çöpte yatmaması gereken sağlam kullanışlı çelik. Çok büyük olasılıkla iyi kötü bir keski çıkacak. Her neyse yarın keski parçalarıma son şekillerini verip, pasını-kararmasını eyeyle zımparayla uzun uğraşlarla silip ,bir sap takıp, keskin biçimde eyeleyip sonra da bükmeyi deneyeceğim ve bunu başarabilirsem gerçek malzeme ile ilk amatör kaşıklara başlayacağım. 5-10 kaşık oyduktan sonra bu işi ancak yapabileceğimi/öğrenebileceğimi düşünüyorum. Diğer olasılıkta keski üretimimin başarısız oluşu ve benim bu sevdadan vazgeçmem. Bakalım. Bekleyip göreceğiz, umutluyum.

Bu arada babamın doğu görevinden sonra ikinci tayin yeri Ordu'nun bir köyüydü ve bu köy yeraltı silah üretimiyle meşhur ve onun o zaman bir kaç ay boyunca sürekli biçimde eyeyle metal düzelttiğini namlu oyduğunu felan duymuştum anlatmıştı. Bunu neden garipsedi. Bir eyeyle sadece tek bir eye yardımıyla saatlerce günlerce uğraşıp bir yan keski, eğri keski ve tüm diğer keskileri yapabilirim baba.
Olmazsa daha iyisini yapar gerekirse o metali kızdırıp döverim. Hiç yapmamış olabilirim evet ama gerekirse dener öğrenirim. Keskim/keskilerim (daha iyisi yapılabilir ama) on numara olacak umutluyum. Olmayadabilir.

Her neyse eski bir tırpandan eyeyle parça kesip bir keski yapma/deneme uğraşım herkese çok tuhaf gelse de ve kardeşim "kaç lira bu niye almıyon da" ve  "senin burada ne işin var çalışsana" (yerin bura değil, yani kentlerde yaşamın için bir yerlerde olmalısın vs) dese de böyle iyi. Umarım keski başarılı olur...

*****

Tüm ihtiyaç duyulan...
https://northernwoodlands.org/articles/article/greenwood-spoon-carving

Bunu çözeceğim. Kendi imkanlarımla

Buna benzer bir şey. Neler oalcak bakacağız

 
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

gerçek tosun paşa

#155
Vay eline sağlık baya baya bir kaşık ortaya çıkmış. Bu aletlerden biri olsa pürüzsüz bir kaşık ortaya çıkacakmış. Sanırım odunda güzel yontuluyor. Emeğine sağlık.

sybleman

#156
Dionysos çok güzel olmuş gerçekten. Ahşap ile uğraşmak çok zevkli. Eline sağlık. Kendi çözümlerinle halletmişsin zaten, alet edavat olmadan çözümcü yaklaşımla.

Dionysos

#157
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Vay eline sağlık baya baya bir kaşık ortaya çıkmış. Bu aletlerden biri olsa pürüzsüz bir kaşık ortaya çıkacakmış. Sanırım odunda güzel yontuluyor. Emeğine sağlık.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sybleman

Dionysos çok güzel olmuş gerçekten. Ahşap ile uğraşmak çok zevkli. Eline sağlık. Kendi çözümlerinle halletmişsin zaten, alet edavat olmadan çözümcü yaklaşımla.

Arkadaşlar teşekkür ederim.

Bu aletlerden biri oldu. .bu istediğim gibi değil ve geliştirilecek. Kendime daha iyisini yapana kadar.



ama bunu yaptı



Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#158
https://www.xn--yreselpazar-rfb.com/KasikOyma

Şu an elimde tam olarak bunlarım yok ama kaşık oyma için neye sahip olmam gerektiği ve bugünkü uğraştan sonra keskimi nasıl hazırlamam gerektiği konusunda tam bir fikre sahip oldum.. Ayrıca bugün yukarıdaki işlevde benzer/yakın iki keskiyi üretebileceğimi düşündüğüm atılmış eski bir baca şapkası buldum .(Bacanın yağmur almaması için yapılan metal şey.) 2mmx2cm lik güzel demir parçaları var ve kusursuz bükülebiliyor. İşlemesi ve eyelemesi/bilemesi çok kolay olacak. Sadece keskinlik konusunda ne sağlayacağını bilmiyorum (belki de uygun değil) ama onu yapması diğerinden çok daha kolay olacak ve eminim az ya da çok çalışırdı.

Bunun dışında amatör kaşık oymak istiyorsanız ve sadece zevk işiyse ve zaman sorunu yoksa gerçekten ve gerçekten kusursuz oval kırıklı kalın cam parçaları neredeyse ihtiyacanız olan her şey olabilir. (Yani küçük balta, keser gibi bir şeyle temel şekli verme dışında neredeyse herşeyi yapabilir. Sadece 2 ya da 3 katbelki de 4 zaman harcardınız. Bunun dışında bir fark olmazdı. Zahmetsiz olurdu, basit bir eldivenle birlikte elinizi kesme/incitme endişesi duymazdınız, kullanma zorluğu olmazdı.  Kesinlikle kusursuz yüzeyler ) Şu an sadece 3 yıl önce bir dere kenarında gördüğüm atılmış/dökülmüş bir sürü kalın camdan hiç bir şey almadığım için üzgünüm.
Şu an keski dışında bulmak isteyeceğim şey kalın güçlü hurda cam parçaları .Camla çalışmak çok kolay ve camı seviyorum.. Camla çalışma zımpara gerektirmez, kusursuz parlak yüzeyler sağlar.. Cam doğal kolay bulunabilir en güzel keski.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#159
Bugün kaşık işi konusunda kendimi/rüştümü ispatladığım ve herkesi susturduğum gündü. Deli, kaçık, boş işlerle uğraşma/beceremeyecek/olmayacak balonlarının hepsini çöpe gönderdim.
Gerçek bir armut kaşık. Bu iri kaşık ve yarım kepçe.. El emeği keskimle oyuldu, cam parçaları ve çakıyla ince işçiliği yapıldı. Ayrıca zeytinyağı emdirilerek parlatıldı, su korumasına alındı.
İlk şekil verdiğim oyulmamış ham halini elimde tutup anneme gösterdiğimde (keskiyi henüz yapmamıştım) bana kepçe oyamazsın demişti. Aslında bu kadar derin iri ve kepçemsi bir şey oyma niyetin yoktu. Sadece ilk kaba şekil verirken elimde örnek olmadığı için onu biraz iri yontmuştum çalışırken küçülür-düzeltirim diye ummuştum ve aslında kaşığın eğri duruşunu da kafamda canlandıramadım ve kaba fazladan bir parça yonttum. Bugün evdeki şimşir bir kaşığa bakaran ona şekil verdim. Armut ağacı kaşık işi için başarılı.
Küçük detaylar dışında -kusursuza yakın başarılı kaşık . Bu kadar iyisini 10-15 taneden sonra yapabileceğimi umuyordum.

Bu kaşık işi açıkçası benim için kendi en yakınlarımın doğal ya da zaten varolan kazanılmış becerileri küçümsemesi ya da görmezden gelmesiyle (ya da kendi en yakının seni tanımamasına dair) basit bir sınava dönüştü. Bir şeyleri yapmıyor olmam onları yapamayacağım ya da buna dair beceriksiz olduğum anlamına gelmez ama ilginçtir beni yeterince tanımıyorlar .. Dağılmıştım, hastaydım kabul ama sadece bu kadar ..

O kaşığı keskim olmasa, tornavidayla çakıyla oyar -camla/zımparayla parlatır- yine yapardım ..



Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#160
"Tütün Kullanımı Bir İpucu ve Fayda"; 'Kutsal Tarım'; 'Sinekler Böcekler vb Üzerine

Bugün fındık toplarken ve yaş fındığı serdiğimiz alanın otunu temizlerken bir kaç kez küçük sineklerin istilasına uğradım. Bunlar kardeşimin "göz sineği" dediği olağanüstü küçük sinekler. Onlara gözüne kaçabildiği için göz sineği derdi. Bu sinekler gerçekten de gözüne, kulağına, ağzına burnuna her yere hücüm eder ve gerçektende tüm buralara girerler. Her zaman değil ama burada çok olur. Özellikle nemli havalarda terleyip, çalışırken artık hayvan gibi koktuğumuzda bu hayvanı çektiğimizi düşünmeye başladım. Genelde bu sinekler olduğunda babam yakınlarda değilse bir sigara yakarım ve dağılırlar. Onlar varsa ve istila varsa sigarayı neredeyse ağızdan indiremezsin yani sigarayı söndürdükten sonra bir kaç dakika sonra geri gelecekler ve tekrar yakarsın..

Bugün fındık toplarken bir ara babamla çok yakın çalıştık ve  yine akşam fındık sereceğimiz alanı temizlerken ilk etapta babam oralardaydı ve bir süre onun yanında yakmadığım için bu sineğe maruz kaldım. Sürekli elin kolunu sallasan bile oradalar ve dağıt tekrar çoğalırlar. Annem eline yapraklı bir dal sürekli sallar. Her neyse aklıma şu geldi. Bugün bir haberde bir kadın tenisçinin burundan soluma yoluyla kaslara daha fazla oksijen gönderme için ağzını bantladığını okudum . Bu yazacaklarım ve yazdıklarım abartı değildir. Okuyana ilk etapta öyle görünebilir. Sinekler çevreme doluştuğunda zoraki burundan soluyorum ve çok yavaş ve dikkatli soluyorum çünkü onları daha önce ağızdan soluma yoluyla yuttum yani boğaza kaçtı yapıştı, burundan solurken de burnuna ve genzine girebilirler. Bunu da yaşadım. Bu uzun süre öksürmek ve boğazına gıcık yapması- gidişme vs demek.. Tam olarak orada bunu yaşarken bunun doğal bir burundan soluma eğitimi gibi olduğunu düşündüm. Daha önce onlar nedeniyle saatlerce aksırıp pıskırmışlığım var. Gerçekten gözüne, kulağına ve genzine kaçarlar. Girerler yani kendileri bunu yaparlar. Gerçekten çok çok küçükler ve hızlılar. Göremezsin de. Sonuçta sigara yakamıyorsan gözleri kısarsın (kirpikler perdeleyecek kadar) burundan yavaş ve kontrollü solursun  Yani farkında olmadan doğal bunu yapardın...

Sonuçta bu yıl ikinci/üçüncü kez bu ultra mini sineklerden, sigara yakmadığım ender zamanda sigara yoluyla korunduğumu farkederken aklıma K'ların tütün kullanımı bir ipucu ve fayda ifadesi gelecekti. Bir bağlantı kuruyor değilim ancak öyle ve yine de Gates ve sivrisinekler ve salgın masalları olduğunu da akılda tutuyorum. Bunun dışında gerçekten de sigaram olmasa bu bunaltıcı olurdu ne yapardım bilmiyorum.

Bunları düşünürken tütün kullanımımın doğmasında böyle şeylerin katkısı olup olmayacağını da düşündüm. Hatta daha ileri giderek örtünme, peçe adetine kadar bu etkilemiş olabilir mi çünkü şu var. Son bir kaç yıldır çok ciddi sivrisinek istilası var. Ayrıca daha önce hiç görmediğimiz yeni siyah beyaz bir tür var. Geçen yıl çevrede fındık hasadında çalışan çoğu malum kentli, emekli vs herkes böcek ilaçları kullandı. Bunlar sezonluk köylüdür, fındık zamanı gelir ya da kimi aileye geçici yardım ederler. Geçen yılın efsanesi ve akşam muhabbetleri sivrisinekler üzerine dönüyordu.
Biz ne yapıyoruz?
Giyiniyoruz ve çoğu işte eldiven dahil yüz hariç neredeyse açık nokta kalmaz, sıcak bile olsa gömlek giyeriz. Gömlek giyeriz çünkü sivrisinek vardır ya da zaten kollar fındık gibi işlerde sürtünmeyle tahriş olur ve ter ayrıca tahriş sebebidir. Yani t-shirt pişmanlıktır.  Sadece sezonluk köylüler giyer ve sonra pişmanlık öyküleri takip eder.
Bu yıl iki hafta kadar önce fındıkta dip sürgünü temizliği yapıyoruz ve yeni saç/sakal tıraşı oldum ve saç tıraşı olduktan sonra bir kaç hafta tüm gün ense kaşımakla geçti çünkü orayı 2 numarayla tıraş ediliyor ve haliyle sivrisinek için açık hedef. Saç sakal tıraşımı yanlış zamanda olduğum için çok açık pişman oldum.

Her gün sinek/sivrisinek yoktur, her ay yoktur ya da her zaman bahçede çalışamazsın ama onların bir dönemi var. Özellikle yağmur önceleri, bulutlu havalar  ,tam çözemediğim ve bilemediğim bir biçimde bazen aşırı biçimde onlara maruz kalıyoruz. Yağmurda olmazlar, güçlü esintide olmazlar gibi...
Şunu anlatıyorum. Sonuçta sivrisinekten korunma için ense kılına ve sakalına bile ihtiyacın var çünkü iyice giyindikten ve bir şapka eldiven taktıktan sonra tek açık ve en zayıf noktalar, özellikle hareketsiz noktalar buralar kalıyor. Sonuçta neredeyse sadece göz/kulak çevrende açık deri kalır ve ikisi de algılayıcı.

Eskiden ineklere sinekler için yanık yağ ve mazot sürülürdü. Eczaneden sprey almak yerine kendi içinde mazot kullananlar var. Bunu yapmıyorum. Herhangi bir şey yapmıyorum. Sadece dikkatsizsen sokarlar.
Aklıma şu bile geldi. Üçüncü seviye varlığı kanı onlara ne yapıyor? Ne hissettiriyor? Kanımı paylaşıyorum. Bunu sevmesem de..

İkinci öyküm

Buralara Çin'den kahverengi kokarca denilen bir böcek dadandı. Fındık ve bitki zararlısı olarak tanınıyor. Halam bu yıl sebze yetiştiremediği o böceğin herşeyi mahfettiğini düşünüyor ve söylüyor. Bugün fındık toplarken onların sanırım yeni doğmuş olan küçüklerinden çok çok fazla gördük. Sebzelere zarar verip vermediğin hiç bilmiyorum ve emin değilim çünkü sebze ziyanını iklim yağış, sezon, toprak verimi vs çok şeye yorarız . Fındık nedeniyle buralarda bazen İtalyan Ferrero yetkileri oluyor ve halamlar onlarla bir görülmüş, ilaçlama ve arı gibi şeylerden sözetmişler. Anladığım kadarıyla Çin de bir arı çeşidi bu böceğin yumurtaları üzerine yumurtluyor ve bu onun aşırı çoğalmasını engelleyerek popülasyonu dengede tutuyormuş. Sanırım Çin'den arı getirme uğraşı gibi bir şey de var. Bunlardan emin değilim. konuşulurken uzaktan kulak misafiri oldum ve o sırada başka bir işle meşgulken.

Bu yıl uğraşıp ektiğimiz diktiğimiz fasulyelerin çoğu pert. Düşündüm. Diyelim yarım dekara fasulye ektik. Ne alırdık? Bu yıl bir kaç yemelik bir şey ancak oldu. Aynı yere fındık diksek? 50 ila 100 kg a kadar fındık demek ve 5 bin lira demek. Aynı parayla tutup fasulye alsak?
Şimdi bu tuhaf görülebilir. Bunu düşününce diyorum ki; onu ekende çiftçi o nasıl kazanıyor? Sanırım şöyle. Açık geniş düz arazi. Kışlık tarım yapıyor ve fasulyeyi yazlık ikinci üçüncü ürün olarak ekiyor olmalı ve ot bakımı dışında hasada kadar işçilik ve bakımı yok .Yani diğer durumda metrekareye getiri, işçilik emek vb anlamında onu ekmez. Bunları düşününce diyorum ki ve görüyorum ki malum kentlinin dünyadan haberi yok. Kafasında market fiyatları, pahalılık gibi şeyler var.
Bununda ötesinde sınıf olarak üretici ve çiftçiyle bağlantısı yok. Doğa toprak yaşamıyla da .Doğa da yaşam güzeldir ama sivrisinek öyküsü gerçek ve bugün eczaneler sinek kovucu satıyor olabilir. Toksik olmayan bir sinek kovucu işçinin ödeneğinin parçası değil ve bu kentlinin gündemi değil .Şimdi tuhaf görülebilir ancak önemsiz ve küçük görülebilen bu şeylerin toplumun çözülmesiyle bağlantısı var.

Güneydoğuda askerdim ve köylü su kuyusu vurmuş. Elektriği kaçak kullanıyor.  Ürettiği gıda fiyatı ve maliyetinde elektrik yok .Aynı şey. Vergi ya da maliyet. Kamuya yüklendi. Su olmasa üretemez. Düşünüp durdum. Biz Hollanda çiftçisi değiliz. 100 dekar düz arazi ve bir sürü iş makinesi  ,sulama imkanı herşeyin olsa ve yaşam refahını karşılayan gelirin olsa fasulyeyi ekerken maliyet hesabı yapmazdın. Kendine üretme içinde satmaya üretme içinde .Biz sadece kendimize üretiyoruz ama sonuçta şuraya geldik. Bağ bostan için ayrılan araziye fındık ekip dikip fındığı satıp onun parasıyla sebze alsak kardayız. Toprağı -mvar başkasına ürettirip ben niye fasulye alayım?. Toplum hiç bir şey  yapmıyor. Yöneticiler yapmıyor. Tarım bakanlığı ve ziraat odaları yapmıyor. Bunlar sadece figür.  Tarım eğer beslenme faaliyetinin asli unsuruysa Türkiyede ki bütün boş düzlük araziler ekilmeli ve bunu devlet/kamu sağlamalı. Taşlıksa taş kırma seçme makinesi bunu devlet vermeli. Su kuyusu ve su. Bunu devlet yapmalı. Yapmıyorsa su kuyusu vurma ve elektrik maliyeti eklenmiş fiyatlandırmaya uygun ürün fiyatı ve onu alacak olan gelir tabanı. Bu devlet yapmalı dediklerim bir ifşa videosu vardı orada götürülen paralarla olurdu. Kolay.
Tarıma özel ticari faaliyet muamelesi var ve köylüye ne var?  Bilmiyoruz?

Şimdi yazdığım çok uzun olduğu için biraz anlatamadım/toparlayamadım ve yazdıkça aklıma geliyor uzatmayalım ama giriş-gelişme-sonuç gibi şunu söyleyebilirim. Tüm gözlemim Osmanlı da kurulma, yükselme-çöküş dönemi denen gibi bir tür kopmuş toplum, çözülme ve çöküşü gösteriyor. Yani berbat bir toplum/topluluk var.

Yazıya kutsal tarım bağlaması yaptım çünkü kimse bunları bilmiyor. Yiyeceği kutsayan toplum yiyeceği üretene; sınıf, refah hiç bir şey ve toplumsal bağlantı hiç bir şey sağlamamış/bahşetmemiş gözüküyor. Orta sınıf ya da tepeden bakarak köle üretici ,köle işçi emeği vb. görüyorlar. Toprak, doğa hayatı tamam güzeldir. Sivrisinekleri içsellediğin zaman.
Bilimler, pandemiler, teknolojiler. Sivrisinekleri insandan uzak tutan şeyi bulun. Eczanelerdeki küçük pahalı kutular ve ya da toksik ürünler dışında ..Taşı öğüten şeyi bulun. Suyu getiren şeyi bulun. Tarım emekçisine saygıyı sürdürülebilirlike ekle, o sürdüremez.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#161
Kutsal organik  tarım

Bu sene bizim fındıklıkla ormanın kavuşumunda büyük bir kiraz ağacının kesilmesiyle oluşmuş 20-30 metrekarelik bir boş alanı, önce girit kabağı ekmeye niyetlenip bir kök kabaklık yer kadar işlerken toprağı beğenmem sonucu bütünüyle işledim. (Bel, kazma, taş sökme)
Oraya internetten aldığım ata tohumu patlıcan, biber ve domates diktim. Ekilip dikilmemiş, yatmış ham/yeni toprak olduğu için herhangi gübreleme yapmadım. Onlara sadece eser miktarda magnezyum sülfat verdim. Damacanayla engebeli arazide onlara su taşıyıp durdum. Evden uzakta olduğu için evin yakınında ektiğimiz alanlara bulaşmış istilacılardan uzak olacağı düşüncesiyle ilaçlama vs herhangi bir şeyi aklıma zaten getirmedim.
Sevinçle ve keyifle bir organik ekenek oluşturdum ...
İşler iyi gidiyordu. Geliştiler, serpildiler, çiçeklendiler. Biber ve patlıcanların boyu belime çıktı. Yemyeşildiler. İlk biberler (meyveler) büyümeye başladı. Dün bir tanesinde tepede sararmış kararmış yapraklar gördüm. Bugün 5-6 tanesinde daha. Budamak, kesmek, sökmek, dokunmamak vs arasında bocaladım.

Sonuçta şuraya geldik.
Ziraat mühendisi amcam dermiş ki/diyormuş ki; o hibrit tohumlar olmasa millet aç kalırdı, acına ölürdü.
Anneme babam diyor ki/der ki;  yerli tohumlar (hibrit değilse) nazlı döker, olmaz, hastalık vurur, böcek vurur. Boşuna uğraşıyon.

İyi diyordu be. Ne oldu ki?
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

gerçek tosun paşa

#162
Aşırı sıcaklardan yanmış olma ihtimali ya da toprağın besin olarak az gelmiş olma ihtimali var mı?

Bu tohum konusunda yeterli bilgim yok ama eskiden oluyorsa şimdi nasıl olmuyor?

sybleman

#163
doğal gübresiz, ilaçsız tarım çok zor. Bahçede biraz sebzemiz var ama ilaçlamasan imkanı yok hiç bir şey olmuyor. Böcekler bırakmıyor. Kökleri yiyorlar. Üzümlerimiz var, ilaçlamasak hiç üzüm alamıyoruz. Hepsi kuruyup gidiyor olamadan. Bu soruyu ben de çok soruyorum? Neden olmuyor? Eskiden bu işi nasıl yapıyorlardı? Bir sene ilaçsız denedik olmadı, sonraki sene ilaç sayısını azaltalım bari dedik, yok yine olmadı. Olmuyor gerçekten, neden çok ilginç..

Bence pest etme. Şu birbirini seven bitkiler olayı var onu denemeyi çok istiyorum ben de. Mesela fasulye, mısır ve kabak. Yanyana dikildiğinde birbirini besliyormuş. Mısır fasulye için sarılacak alan sağlıyor. Ve içlerinden birinin kökleri derine indiği için de vitaminleri yukarı çekiyor gibi birşeydi. Aynı şey yabani semizotu ve domates için de geçerliymiş.

Bir de bakır telleri tahta çubuklara sarıp toprağa saplama olayı var. Elektriksel gücü kullanıp vitaminleri toprağın derinlerinden yukarı çıkarıyormuş.

Alanın varken dene pes etme.

https://www.electroculture.life/

bu sayfayı inceleyebilirsin bakırla yapılan tarım. Oldukça verim artışı sağlandığını söylüyorlar.

Yapay/gerçek kıtlık gelirse veya bir şekilde gıda nakliyesinde problemler olursa nasıl ekip biçicez hiç birşey bilmiyoruz. Bazen düşünüyorum da öğrenmemiz lazım. Tohum biriktirmek lazım bir yerlerde. Ve ilaçsız tarımı çözmek lazım.

Dionysos

#164
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Aşırı sıcaklardan yanmış olma ihtimali ya da toprağın besin olarak az gelmiş olma ihtimali var mı?

Bu tohum konusunda yeterli bilgim yok ama eskiden oluyorsa şimdi nasıl olmuyor?

Bütünü değil sadece belirli sayıda bitkide üst yapraklar.
Burada sıcaklık 30 civarı sadece bir gün 35 gördük ve patlıcan felan sıcak sever. Nem var ve bulutlu hava tohum özgeçmişine göre biraz fazla eğer havadansa sebebi bu olabilir.

Biberde beklemiyordum. Domateste buna benzer şeyi sık görürüz ve o domates gider yani sök at bunda ne yapacağımı bilemedim. 

İlk kez ekilen bir toprakta/yerde sebze iyi ya da kötü olmalıdır. Burası bir tarla değildi ve 50-60 yıl önce mısırlık 40-50 yıl önce fındıklık ve 20-30 yıldır başıboş ormana dönüşmüş arazi kuytusu...

Bu yıl iklim tuhaf ve herkesin suçladığı kahverengi kokarca diye bir böcek var. Genel olarak bu yıl bir sebze yetiştirememe krizi varmış. Şu an salatalık ekim ayı girmiş gibi verimi kesti ve halam bunu söylediğinde halamın oraya özgü sanmıştım.

Her neyse iki gündür yeni sorun yok. Yayılmadı ve sadece belli aralıktaki bitkiler.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sybleman

doğal gübresiz, ilaçsız tarım çok zor. Bahçede biraz sebzemiz var ama ilaçlamasan imkanı yok hiç bir şey olmuyor. Böcekler bırakmıyor. Kökleri yiyorlar. Üzümlerimiz var, ilaçlamasak hiç üzüm alamıyoruz. Hepsi kuruyup gidiyor olamadan. Bu soruyu ben de çok soruyorum? Neden olmuyor? Eskiden bu işi nasıl yapıyorlardı? Bir sene ilaçsız denedik olmadı, sonraki sene ilaç sayısını azaltalım bari dedik, yok yine olmadı. Olmuyor gerçekten, neden çok ilginç..

Bence pest etme. Şu birbirini seven bitkiler olayı var onu denemeyi çok istiyorum ben de. Mesela fasulye, mısır ve kabak. Yanyana dikildiğinde birbirini besliyormuş. Mısır fasulye için sarılacak alan sağlıyor. Ve içlerinden birinin kökleri derine indiği için de vitaminleri yukarı çekiyor gibi birşeydi. Aynı şey yabani semizotu ve domates için de geçerliymiş.

Bir de bakır telleri tahta çubuklara sarıp toprağa saplama olayı var. Elektriksel gücü kullanıp vitaminleri toprağın derinlerinden yukarı çıkarıyormuş.

Alanın varken dene pes etme.

https://www.electroculture.life/

bu sayfayı inceleyebilirsin bakırla yapılan tarım. Oldukça verim artışı sağlandığını söylüyorlar.

Yapay/gerçek kıtlık gelirse veya bir şekilde gıda nakliyesinde problemler olursa nasıl ekip biçicez hiç birşey bilmiyoruz. Bazen düşünüyorum da öğrenmemiz lazım. Tohum biriktirmek lazım bir yerlerde. Ve ilaçsız tarımı çözmek lazım.

Şimdi öncelikle hiç ekilmemiş ya da nadaslı toprakta bir 3-5 yıl gübresiz verim olabilir. En azında bizim burada arazinin belli bölgelerinde çünkü yaklaşık orman ekosistemi, doğal canlılık, biraz organik materyal toprağa dahil

Gübresiz olabilir de ne olur? Meyve küçük olur, bitki daha az gelişebilir, verim az olabilir vs. Doğal gübreler özellikle hayvan gübresi varsa/bolsa özellikle her şey olur.
Ayrıca potasyum nitrat, magnezyum sülfat vb doğal gübre.. Onlara 10 litre suya karışık yarımşar avuç kadar magnezyumlu sudan iki kez verdim.
 
Şimdi ekilen yere böcek yerleşir. Evin arkasında her yıl ektiğimiz yer var. Oraya vuran böcek 30 metre ötede daha önce hiç ekmediğin bir yere vurmayabilir bunu domatesten biliyorum.

Bakır tel ve elektrokültür işini duydum biraz video izledim. Orada bir kadın denedi ve fark göremediğini söyledi vs ve kapattım.

Tarımı teorik olarak biliyorum. Aslıdan pratik olarakta. Yani ahırda iki inek olsa, kümeste biraz tavuk olsa ne yapılacağını çok iyi biliyorum. Nemli tutulan toprak ve su tutucular başta. Ben açıkçası bir tarım başarısı, iri ya da çok döken sebzeler de istemiyorum. O konuda bir başarıya da ihtiyaç yok. Şimdi tohum uğraşı şöyle başladı. Köyde .Çoğunda tohum kalmadı. tohum çimlendiren yok. Hazır fide alıp ekiyorlar. Bunu sevmedim. İkincisi domates fidesi alıyorlar hiç tat yok. Yani tohumlar olmalı, sürdürülebilir tohumlar olmalı. Onları yiyecekten çok tohum(luk) olarak aldım ve sürdüreceğim ama şu var. Daha tohumu aldım almadan, ne gerek vardı,  orada o mu olur, bıdı bıdı neyse. Bizimkilere karşı sorunsuz gitseler iyi olacaktı..

Gerçek bir kıtlık gelirse onunla bir sürü kaos gelir yani yani özgür özel mülkiyette neler yaşarız? Hiç bilmiyorum. Yani düşün. Kentlerin besin zinciri kopsun. Bu enerji zincirinin kopması demek ve bu zaten kaos demek. Kıtlık olursa köyüne geç, dağlara taşın, güvenli yer bul ama kaossuz kıtlık olmazdı. 

Tabi ki pesetmeyeceğim. O tohumları yeni aldım ve muhtemelen farklı iklim koşullarından geliyor. Onları üç beş nesil götüreceğim ve bakalım neler olacak. Yani genetik özellikleri buraya uyum almalı vs ve gelecek nesillere çimlendirmede sera/balkon/teras bile kullanmamayı düşünmeye başladım.

Kök yiyen böcekte yeni ekili alana, daha önce tarla olmayan alana en az bir kaç yıl dadanmaz . En azında bizim burada çünkü doğal toprak sert
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com