Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#420
Güneş sisteminde bir ilk

Yaşamın oluşmasını sağlayan elementleri içeren bir madde, galaksinin bilinmeyen bir köşesinden Güneş Sistemi'ne sürüklendi.  Bilim dünyasında eşi benzeri olmayan gelişme, galaksinin sırlarının anlaşılmasında gök bilimcilere yeni ipuçları verecek.

ntvmsnbc
Güncelleme: 16:03 TSİ 01 Şubat. 2012 Çarşamba

Dünya'nın 332 bin kilometre üzerinde bulunan ve Güneş Sistemi'nin en uç noktalarını inceleyen IBEX (Yıldızlararası Sınır Kâşifi) uydusu, dış galaksilerden Güneş Sistemine giren ve yaşamın oluşması için temel elementleri taşıyan bir madde tespit etti.

Maddenin, yıldızlar, gezegenler ve Dünya'daki yaşamın oluşmasını sağlayan oksijen, helyum, hidrojen ve neon elementlerini içerdiği ve evrenin herhangi bir köşesinden gelmiş olabileceği belirtildi.

Maddenin içeriğini oluşturan elementlerin, süpernova patlamasıyla yok olan yıldızların galaksinin dört bir yanına saçılmış parçacıkları olduğu ifade edildi. Süpernova patlamasıyla ortaya çıkan madde, yıldızlararası rüzgârlar sayesinde Güneş Sistemi'ne kadar sürüklendi.

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) Güneybatı Araştırma Enstitüsünden David McComas, "Güneş Sistemi'ne yabancı olan yıldızlararası bu maddenin iyi analiz edilebilmesi, galaksinin geri kalanı hakkında yeni bilgiler edinebilmemiz adına büyük önem taşıyor" dedi.

OKSİJEN NEREYE GİTTİ?
Samanyolu Galaksisi'nin bilinmeyen bir köşesinden gelen madde üzerindeki ilk analiz IBEX uydusu tarafından gerçekleştirildi. Maddenin içeriğindeki elementlerin birbirlerine oranlarını tespit eden uydu, maddenin içinde her 20 neon atomuna karşılık 74 oksijen atomu bulunduğunu tespit etti.  Normalde, Güneş Sistemi'nde her 20 neon atomuna karşılık 111 oksijen atomu bulunuyor.

Gök bilimciler, bu tespitle, Güneş Sistemi'ne kıyasla yıldızlararası boşlukta daha az oksijen bulunduğunu tespit etti. Analizler, gezegenlerin ve gezegenler üzerindeki hayatın oluşmasında çok önemli bir role sahip olan oksijen ve hidrojenin Güneş Sistemi'nde yeterince bulunduğu bir kez daha ortaya koyarken, yıldızlararası boşlukta neden oksijenin neden az bulunduğu sorusunu da doğurdu.

GÜNEŞ YER DEĞİŞTİRDİ
Bazı gök bilimciler, Güneş'in uzayda çok az oksijen bulunan bir noktada oluştuğunu, geride kalan milyonlarca yıl içinde bugünkü konumuna geldiğini öne sürüyor. Diğerleri ise yıldızlararası boşluktaki oksijenin buzul kütlelerin veya toz bulutlarının içinde hapsolmuş olabileceğini savunuyor.

NASA'nın Goddard Uzay Uçuşu Merkezi'nden Eric Christian, "Güneş Sistemi'nin dışındaki basıncın ve buradan gelen materyallerin incelenmesiyle, içinde bulunduğumuz sistemin büyüklüğünü ve şeklini daha iyi anlayabiliriz" dedi.

http://www.ntvmsnbc.com/id/25318602
 

Alemtac

#421
İlgili resimde, 27.Ocak.2012 günü Hinodedeki X-Işını Teleskopunca tespit edilip alınan X-Sınıfı bir Güneş patlaması görülmektedir. X-Sınıfı Güneş patlamaları Bilim İnsanlarınca en güçlü Güneş Patlaması kategorisinde değerlendirilmektedir. Bu tür bir Enerji Püskürmesi sırasındaki alevin sıcaklığı sekiz milyon dereceden daha fazla bir ısıya ulaşmaktadır... Kuşkusuz ki 2012 ve onu takip eden yıllarda, bir süre için, bu tür haberlerle sıklıkla karşılaşacağız. Bu tür Güneş patlamalarının Dünyanın Manyetik Alanına olan güçlü etkisi artık Kamuoyunca da yakınen bilinmekte ve takip edilmektedir. Ancak Bilim İnsanlarınca hala bu etkinin Beşer İnsan bedenindeki olası Semptomları hakkında bir açıklamada bulunmuyor olmaları bir hayli ilginçtir. Semptomların belirgin olanı baş ağrısı, kulak çınlaması, mide bulantısı vb. nedensiz hastalık belirtileri olabilmektedir. Çaresi, dinlenmek ve bol su, doğal içecekler içmek, hafif şeyler yemek olarak belirlenebilir...
 


http://www.nasa.gov/multimedia/imagegallery/image_feature_2169.html
 

Alemtac

#422
PERU'DAKİ ESRARENGiZ ICA TAŞLARI
 
Dünyadaki çözülmeyi bekleyen en büyük bilmecelerden biri, ica taşları olarak bilinen ,Colomb öncesine ait yaklaşık 15.000 adet üzerinde gravürler bulunan bir taş kütüphanesidir.
 
Bu taşlar bir çöl ehri olan Peru' daki İca şehri yakınlarındaki bir mağarada bulunmuşlardır. İca başkent Lima' dan 300 km. Uzaklıkta bulunmaktadır.
 
60' lı yıllarda bir çiftçi Nasca çizgilerinden çok uzakta olmayan bir yerde bir mağarada taşlardan oluşan bir tepe bulduğunu açıklamıştı.Bazıları ise gömülü haldeydi.Çiftçi ilk önce cebinde bir kaç taşla gelmişti.Ancak bir yığın taşla tekrar geri gelmesi pekde uzun sürmedi.Bir zaman taşları turistlere satarak iyi para kazandı.
 
Artık çiftçiyi tanımayan yoktu.Kısa zamanda bir arkeolog ordusu bu mağaraya geldi.
 
Bu arada taşlarla Peru hükümetide ilgilenmeye başladı.Ve Peru'nun yağmacılarla dolu ikinci bir Mısır olmasını istemediler.Çiftçiyle ne tür bir anlaşma yapıldığını kimse bilmiyor ancak, tutuklanmasından ve hapis cezası almasından sonra birden bire sattığı o taşların sahte olduğunu ve onları kendisinin yaptığını belirtti.Bu işi turistlerden para yürütmek için yaptığını ve işlerin buraya kadar varacağını tahmin edemediğini söyledi.
 

Dr.Javier Cabrera
 
1966 yılında Dr. Javier Cabrera, doğum gününde üzerinde çizimler bulunan küçük bir taş hediye aldı.Çizimler ona eski geldi,çünkü taşın üzerinde ilkel bir balık çizimi vardı.
 
Dr. Cabrera çiftçinin en iyi müşterisi olmuştu bu arada. Daha sonra Dr. Cabrera çiftçiyle konuşmaya gitti ve çizimleri nasıl yaptığına ait bir çok soru sordu.Ve bir çok çelişkili cevap aldı.Adam çizimleri kendisinin yaptığını ısrarla söylüyor,ancak bunun ömür boyu hapiste tıkılı kalmaktan korktuğu için söylediği belliydi.
 
Doktor çiftçiden birkaç bin adet taş satın almıştı.Ve bu taşlardan daha kaç tane olduğunu öğrenmek istiyordu.Sanki çiftçi her hafta daha çok taş yapıyordu.Cabrera çiftçi tarafından uyutulduğuna inanmaya başlamıştı.Yani çiftçi taşları kendisi yapıyordu.Çiftçi taşları nasıl imal ettiğini anlatmayı reddediyordu.Doktor bir hesap yaptı.Buna göre çiftçi hergün en az 1 taş hazırlarsa bütün taşları hazırlaması 40 yıl sürecekti.Bu imkansızdı.Dr. Cabrera taşların üzerindeki resimler hakkında cevaplara ulaşmak için hemen işe koyuldu.

Taşlar bir çok değişik boyutlardaydı.Bazıları avuç içine sığacak kadar küçük, bazıları ise bir köpek kadar büyüktü.Taşlardaki çizimler kesintiye uğramadan çizilmişlerdi.Yani sanatçı elini kaldırmadan çizmişti.Gravürler taşın orjinal renginden daha açık renkteydiler.Fakat oyuklardaki renkler daha koyuydu.Buda gösteriyor ki taşlar uzun zaman önce kazınmışlardı.Taşlar andesit içermekle birlikte griden siyaha değişen renlerde volkanik özelliklerde gösteriyordu.Bunun yanında çok sert olan bu taş türünü ilkel aletlerle kazımak çok zordur.Almanya'daki bir labaratuar taşlardaki oyukları (kazınan yerleri) inceleyerek ,kazıma işleminin eski bir zamanda yapılmış olduğu sonucuna vardı.Ayrıca taşların bulunduğu bölgede milyonlarca yıl öncesine ait fosil ve kemik kalıntılarına rastlandı.
 
Kil çamurundan yapılma eserleri içinde barındırdıkları organik artıklardan dolayı tarihlendirmek kolaydır ama bu eski taşlar organik madde içermedikleri için tarihlendirilmesi çok zordur. Klasik karbon metodu cisimdeki organik maddeler( bir zamanlar yaşamış olan canlılar) esasına dayanarak bir tarihlendirme yapabilmektedir.Taşın üzerindeki koruyucu siyah tabaka bakterilerden meydana gelmiştir.İyi bir koruyucu tabakanın bu şekline gelmesi için binlerce yıl geçmesi gerekiyor.
 
Kazıma işlemi sırasında bu tabakada kazınmış ve gerçek taşın görünmesine yol açmıştı.Fakat kazınan yerlerde tekrar siyah bir tabaka meydana gelmeye başlamış.Buda gösteriyorki kazıma işlemi çok uzun zaman önce yapılmış.
 Dr. Cabberas'ın taşlardan oluşan kütüphanesi insan melez ırklarına ait kalıntılar,eski hayvan türleri,kayıp uygarlıklarla ve dünya felaketleriyle ilgili ilgilidir..
 
Bunlar arasında inkalardan kalmış kasklı insan figürleri, kalp ve beyin naklini gösteren gravürlerde vardır.Bazı taşlar hayatı uzatmak ile ilgili genetik kodlarda içermektedir.Kan damarlarının ince hortumlarla betimlenip , doğal enerjiyi üretme ve hücre bölünmesinin tasviride bulunmaktadır.Ayrıca 4 seriden oluşan taşlar üzerinde eski mitleri anlatır gibi ve bilinmeyen anakaralar ( kıtalar ) barındırmaktadır.
 
Eğer eski batık kıtalar teorisini desteklemek istersek ,araştırmacı ve yazar James Churchward'ın kutsal bir Tibet tabletinde yazılı olan bilinmeyen 2 kıtayıda örnek gösterebiliriz.Kitabının ismi " KAYIP KITA MU" ve konusu bir zamanlar hint okyonusunda bulunan bir kıtadır.Bu bölge ayrıca kayıp kıta atlantisin eski kitabelerde bahsedildiği yerdir.

Kaşif William Niven Yucatan'da bulduğu bir kabartmada Atlantik ve Hint Okyonusunda bulunan dev kara parçalarına raslamıştı.Bunlar Atlantis ve Lemurya olabilirlermi?

Gravürün birinde sezeryanla doğum anlatılıyor.Uyuşturmak içinde akupunktur kullanılmış.

Bilimadamları Amerika, Asya ve Afrikanın önceleri bugünkü şekillerinden çok daha farklı olduğu görüşünde hemfikirdirler.Çünkü kıtalar yerdeğiştirmektedirler.Jeo#8203;logların yardımıyla Dr. Cabrera , Taşlar üzerinde çizilmiş olan kara parçalarının dünyamızın milyonlarca yıl önceki halini gösterdiğini teyit etti.
 
Dr. Cabrera şu sonuca vardı; Gerek zaman, gerek ustalık, gerekse bilgi bakımından taşlardaki bu çizimleri o çiftçinin yapmasına imkan yoktu.11.000 taş satın aldıktan sonra Dr. Cabrera , çiftçinin güvendiği bir arkadaşı olmuştu.Ayrıca çiftçinin, turistleri aldattığını kabul eden bir kağıdı imzalaması karşılığı hapisten çıktığınıda öğrendi.Aksi halde devlet arazisindeki şeyleri satmaktan ömür boyu hapis cezasına çarptırılabilirdi.
 
Dr. Cabrera jeologlarla birlikte taşların üzerindeki garip haritaları incelemeye koyuldu.Bazı köşeler ve kara parçaları tanıdık gibi geliyordu ancak aralarındaki okyanus kısımları garip derecede bugünkünden farklıydı.Bilgisayar analizleri sonucunda jeologlar,bu haritaların, gezegenimizin günümüzden 13 milyon yıl öncesini gösterdikleri sonucuna vardılar.
 
Peru her zaman garip bir ruhsal güce ve her şeyi bilmek isteyen kültürlere sahip olmuştur.Hatta gezegenimizi ziyaret ettikleri iddia edilen "eski astronotlara" ev sahipliği yapmıştır.Peru'nun büyük bir bölümü yüksek bir elektromanyetik alan üzerinde bulunmaktadır.
 
Ufo gözlemleri Peru halkı için gayet sık rastlanan ve normal bir olaydır.Hatta bazıları ise Dünya dışı canlılarla irtibat halinde olduklarını iddia etmektedirler.
 Bazılarına göre Machu Picchu Ufolar için bir iniş yeridir.
 

Machu Picchu

Ica taşları aynen Nasca çizimleri bir sır olarak kalmaya devam etmektedir.Bu bölge yüksek elektromanyetik enerjiye sahiptir.Bu yüzden bir uzay üssü olarak kullanıldığı iddia edilmektedir.Bölge yüksek miktarda demir içerdiği için böyle bir enerjiye sahiptir.
 
İca taşlarını kim yaptı? Göstergeler birazda dünyadışını gösteriyor.Fakat bu konu çözülemeyen sırlar kervanında yol almaya devam edecek gibi.
 
Alıntıdır.
 (ufonet.be)
 

Scyth

#423
Dünya manyetik fırtınanın etkisi altında
Son güncelleme: 8 MART 2012 - TSİ 08:07

Bilim adamları Güneş'te meydana gelen patlamaların ardından, Dünya'nın kısa süre sonra güçlü bir manyetik fırtınanın etkisi altına gireceğini açıkladı.

Uzmanlar, insanlara doğrudan bir zararı olmamakla birlikte, manyetik fırtınanın elektrik şebekelerini, uçuş rotalarını ve bazı uydu izleme sistemlerini etkileyebileceği uyarısında bulunuyorlar

Amerikan Uzay Hava Tahminleri Merkezi, 'son beş yılın en kuvvetlisi' olarak niteledikleri manyetik fırtınanın TSİ 08.00–12.00 arasında en güçlü seviyesinde olacağını belirtiyorlar.

Manyetik fırtınanın etkisinin en fazla kutup bölgelerinde hissedileceği bildirilirken, fırtınanın yol açtığı radyasyon nedeniyle Kuzey ve Güney Kutbu üzerindeki uçuş rotalarında değişiklikler yapılmasının gerekebileceğini belirtiyorlar.

Uzmanlar saatteki hızı 6,5 milyon kilometreyi geçen manyetik fırtına nedeniyle son 24 saatte uzayda ilginç değişimler gözlendiğini belirtiyorlar.

Manyetik fırtına nedeniyle kuzey ve güney ışıkları olarak bilinen doğa olayları kutup bölgelerinin çok ötesinde görülebilecek.

Güneş'te patlamanın meydana geldiği bölgenin fotoğrafları, yoğun bir manyetik hareketliliğe işaret ediyor.

1972 yılında yaşanan bir manyetik fırtına, Amerika Birleşik Devletleri'nin bazı eyaletlerinde şehirlerarası telefon hatlarının işlemez hale gelmesine neden olmuştu.


http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/03/120308_solar_storm.shtml
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#424
Daha önce forumda paylaşıldımı bilmiyorum ama 28 Kasım 2009 Celsesini okurken "İklimgate" diye bir ifadeye rastadım. Merak ettim ne olduğunu rastladığım haberin ilgili giriş kısmını ekliyorum.

"'İklimgate Türkiye'den yayıldı'
Ünsal TURAN - Ezgi Başran KOPENHAG
08.12.2009
Küresel ısınmaya karşı tarihin en büyük iklim zirvesi dün "bilim adamlarının küresel ısınma ile ilgili verileri abarttığını" gösteren çalıntı e-postaların yol açtığı skandalın gölgesinde başladı. BM yetkilileri İngiliz İklim Enstitüsü bilim adamlarının bilgisayarlarından, parayla tutulan Rus korsanlarca çalınan e-postaların Türkiye'deki bir bilgisayar üzerinden dünyaya yayıldığını söyledi. Bir diğer iddiaya göre de skandalın ardında Rusya'nın gizli servis var.

İŞTE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN ETKİLERİ - FOTO GALERİ

DANİMARKA'nın başkenti Kopenhag'da küresel iklim değişikliğini tersine çevirerek dünyayı bir felaketten kurtarmak amacıyla dün tarihi bir zirve başladı. Ama dünya hâlâ "İklimgate" skandalını tartışıyor.

'Sofistike bir plan'

Skandal, iklim değişikliği konusunda dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biri olan İngiliz East Anglia Üniversitesi'ne bağlı İklim Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Profesör Phil Jones'un bilgisayarlarına sızan korsanların onun özel maillerini çalmasıyla açığa çıkmıştı. Jones çalınan e-postalardan birinde, "Sürekli küresel ısınma büyük tehlike deyip duruyoruz. 2001 yılından beri dünyanın neden ısınmadığını gösteren araştırmayı halka anlatamayız, gülünç duruma düşeriz" diyordu.

Birleşmiş Milletler yetkilileri ise söz konusu e-postaların zirveyi baltalamak amacıyla parayla tutulan Rus hacker'ların (bilgisayar korsanları) işi olduğunu öne sürdü. Yetkililere göre Rus korsanlar, bilimsel verileri ve özel e-postaları ilk olarak 12 Kasım'da gönderdi. Bunlar, önce küresel ısınmaya inanmayanların sitelerinde yayımlandı. 17 Kasım'da ise popüler bir iklimbilim sitesi olan "realclimate.org" adlı web sitesi Rus korsanlarca 'hack'lendi. Korsanlar ardından çalınan tüm e-postaları Türkiye'deki bir bilgisayar üzerinden bu web sitesine yükledi. Web sitesi durumu fark edip dakikalar içinde kapanınca bu kez Suudi Arabistan'daki bir bilgisayarı kullanan Rus hackerlar, "Air Vent" adlı blog sitesine link postaladı.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#425
Bu haber yeni değil ancak haber gerçek olmakla birlikte yapılan açıklamaların doğruluğu hakkında emin değilim. Güneşe bu derece yaklaşan ve çekim gücüne karşı koymayı başaran bir uzay aracımı, yoksa güneşteki patlamaların sonucu olan bir anamolimi ???

http://webtv.hurriyet.com.tr/2/29690/0/1/nasa-uydusunun-kaydettigi-goruntuler-kafalari-karistirdi.aspx

NASA UYDUSUNUN KAYDETTİĞİ GÖRÜNTÜLER KAFALARI KARIŞTIRDIİzleme Sayısı: 72,800Güneşe yaklaşan bir nesnenin görüntüsü, "Acaba uzaylılar mı" sorusunu tartışmaya açtı. Birçok kişi güneşin bilinen en büyük enerji kaynağı olduğunu ve ileri teknolojiye sahip olan dünya dışı varlıkların bunu kullanmasının normal olduğunu söylerken, birçok kişi de bu görüntülerin bir göz yanılması olarak nitelendiriyor. NASA'nın Solar Dynamics Observatory (SDO) uydusunun güneş fırtınalarını gösteren görüntülerindeki bir ayrıntı kafaları karıştırdı. Daha önce Güneş'in yüksek çözünürlüklü fotoğraflarını çeken uzay aracının görüntülerini yayınlayan NASA, görüntülerdeki fırtınaları net bir şekilde gözler önüne sermişti. Büyük ilgi gören bu görüntülerdeki girdap şeklindeki fırtınalar dikkatlere sunulurken, son günlerde internete düşen bir görüntü analizi ise izleyenlerde büyük bir heyecan yarattı. Görüntülerde sanki bir nesne güneşe yaklaşıp kenetleniyor ve ikmal yapıyor. Bir gün süren bu kenetlenmenin ardından da kenetlenme sona eriyor ve araç ayrılıyor. Siyamend KAÇMAZ/DHA
 

Scyth

#426
Celseler'de, bu konuya değinilmişti. Hatta bir kısmını karalamar başlığı altında bende paylaşmıştım. Muhthemelen Orion Kh'sine ait bir gemi. Gemi diyorum ama gözden karçırılmaması gereken bir şey var. Güneşten enerji çeken nesnenin büyüklüğü. Güneşin büyüklüğünü gözünüzün önüne getirirseniz; küre geminin bir gezegen büyüklüğünde olduğunu farkedersiniz. Daha önce birden fazla küre geminin, geneşin etrafında toplandığı, fotoğraflar görmüştüm.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#427

28 Temmuz 2012 Halk Günü Etkinliği ve Güney Delta Aquaridler Göktaşı Yağmuru

İnsanlar onları kayan yıldızlar veya meteorlar olarak bilir. Gece gökyüzünde bir anlık beliren bu ışıklı izler gerçekte kayan yıldızlar değil, yolculuğu dünya atmosferinde sona eren küçük cisimlerdir. Peki gökyüzündeki bu ışıklı görüntülere meraklıysanız ne yapabilirsiniz? İşte meteor yağmurları tam sizin için. Ne zaman gerçekleşeceklerini ve gökyüzünde nereye bakmanız gerektiğini biliyorsanız onları rahatlıkla görebilirsiniz.

 Göktaşı yağmurları güneş sisteminin iç kısımlarına yani Güneş'e doğru yaklaşan bir kuyrukluyıldızdan kaynaklanan eğlenceli bir oyun gibidir. Buz ve tozdan oluşan bu büyük kirli kar toplarından her biri güneş sisteminin iç kısımlarına doğru yaklaştığında, güneş ışınları kuyrukluyıldızın donmuş yüzeyini ateşe verir ve toz parçacıkları serbest kalır. Bir kuyrukluyıldız güneş sisteminin iç kısımlarından her geçişinde trilyonlarca küçük parçacığı yörüngesinde bırakır. Eğer Dünya'nın yörüngesi o kuyrukluyıldızın yörüngesiyle kesişirse  bir meteor yağmuru oluşur.

 Bir meteor yağmuruna neden olabilen kuyrukluyıldız çöpleri yüzlerce yıl önce bir kuyrukluyıldız geçişi sırasında kopmuş olabilirler. Örneğin, her Aralık ayında meydana gelen Geminid meteor yağmurunun "3200 Phaethon" adında ölü bir kuyrukluyıldızın artıklarından oluştuğunu biliyoruz. Bunun yanısıra Nisan ayında meydana gelen Lyrid Meteor yağmuru da "C/1861 G1 Thatcher" kuyrukluyıldızı tarafından besleniyor. Ünlü Halley kuyrukluyıldızı Mayıs'ta meydana gelen Eta Aquarid ve Kasım'da meydana gelen Orionid meteor yağmurlarının kaynağı. En ünlü meteor yağmurlarından olan ve Ağustos ayında izlenebilen Perseid meteor yağmurunun kaynağı ise "109P/Swift- Tuttle" kuyrukluyıldızı.

Şimdiye kadar tüm meteor yağmurlarının isimlerinin bir takımyıldız ile ilişkisi olduğunu farketmiş olabilirsiniz. Meteor yağmurunu oluşturan parçacıklar göreli olarak aynı hızlarla ve birbirine paralel doğrultularda hareket ederler. Dünya'nın çekimine kapıldıklarında ve atmosferde yandıklarında yerdeki bir gözlemci onların gökyüzünde tek bir noktadan geliyomuş gibi göründüklerini farkeder ve bu bölge göktaşı yağmurunun saçılma noktası olarak isimlendirilir. Bir göktaşı yağmurunun adı genellikle maksimum olduğu zamandaki bu noktanın bulunduğu takımyıldız ile adlandırılır.

Güney Delta Aquaridler Göktaşı Yağmuru Temmuz ortalarından Ağustos ayı ortalarına kadar gözlenebilen bir göktaşı yağmuru etkinliğidir. Bu meteor yağmurunun kaynağını Marsden ve Kracht Sungrazing kuyrukluyıldızlarından aldığı düşünülmektedir, ismini ise saçılma noktasının bulunduğu Aquarius (Kova) takımyıldızındaki parlak yıldızlarından biri olan Delta Aquarii'den alır. Saatte gözlenen ortalama meteor sayısı 15-20 tanedir. Ancak Dolunay evresinde olan uydumuz gözlenebilecek meteor sayısının azalmasına neden olacak. Yine de ay battıktan sonra gün doğumuna kadar gözlem yapacak olanlar için zevkli bir gökyüzü etkinliği olacaktır.

 Bu gökyüzü olayını Ankara Üniversitesi Gözlemevi'nin gökyüzü meraklılarını bir araya getirdiği geleneksel halk günü etkinliklerinden birinde izleyebilirsiniz. 28 Temmuz 2012 tarihinde düzenlenecek olan ve her yaştan gökyüzü meraklısına açık olan bu etkinlikte, evrende neşeli bir yolculuğa çıkarak uzmanlar eşliğinde gözlem yapma fırsatını da yakalayacaksınız. Şehir ışıklarından uzakta, ışık kirliliği altında unutulan gökyüzü altında görsel bir şölen yaşayarak, kızıl gezegen Mars'ı, halkalarıyla Satürn'ü ve de kraterleriyle uydumuz Ay'ı teleskoplarla görme şansına sahip olacaksınız. Ayrıca yıl boyunca devam edecek olan halk günü etkinlikleri ile Ankara Üniversitesi Gözlemevi gökyüzü meraklılarına kapısını açmaya devam edecek.

NASA'nın Jet Propulsion Laboratuvarı 'ndan  Yere Yakın Geçen Gökcisimleri (Near-Earth Object) Ofisi yöneticisi Don Yeomans'ın yorumuyla bitirelim: "Uzaydaki bu parçacıkların hazin sonu, bilimadamları için kuyrukluyıldızların doğasını anlamada çok önemli bir fırsat sunar. Fakat, bundan çok daha fazlası da var. Aslında bu durum büyük bir uzay aracı içerisinde Güneş Sistemi'nde yolculuk etttiğimizi ve onun diğer kısımlarıyla ilişki içerisinde olduğumuzu hatırlatıyor. Ve bir ziyaretçisi olarak ona asla galip gelemeyeceğimizi."

 
Program:

Etkinlik Başlama saati: 20:00
Teleskoplarla İzlettirilecek Gök Cisimleri:Uydumuz Ay, Halkalı gezegen Satürn, Kızıl Gezegen Mars, Andromeda Galaksisi
Sunum : "Meteor Yağmurları"
Belgesel: BBC Uzay Belgeseli
Gökyüzü Tanıtımı: Mevsim itibarıyla görülebilen takımyıldızların mitolojik hikâyeleriyle birlikte tanıtımı

Önemli: Rasathanemiz konumu itibariyle biraz serin olmaktadır. Lütfen yanınızda kalın giysiler bulundurunuz.


http://rasathane.ankara.edu.tr/2012/temmuzHalkGunu.php
 

Alemtac

#428
Uçağı beyin gücüyle indirdiler

Alman bilim insanları, geleceğin beyin gücüyle yönetilen uçakları için dev bir adım attı ve sadece zihinlerinden verdikleri komutlarla bir uçağı indirmeyi başardı. 29 Mayıs 2014

Almanya'nın Münih Teknik Üniversitesi Uçuş Sistemi Dinamikleri Enstitüsü'nce yürütülen çalışmalarda, uçuş tarihinde devrim sayılacak bir gelişme kaydedildi. Uzmanların geliştirdiği bir cihazla pilotların beyin dalgaları, beynin temel bioelektrik aktivitesinin incelendiği elektroensefalografi (EEG) yötemiyle ölçüldü. Berlin Teknik Üniversitesi'nde geliştirilen bir algoritma sayesinde de bu beyin dalgalarının kontrol komutu olarak çevrilmesine yarayan bir program kullanıldı. Programın arayüzünün, beyinsel titreşimleri komuta çevrilebilmesi için net bir şekilde tanımlanan elektriksel dalgaların şart olduğu belirtildi. Buna göre, aralarında daha önce hiçbir kokpit deneyimi bulunmayan bir kişinin de bulunduğu yedi katılımcının yer aldığı denemelerde, uçakların başarıyla inmesi sağlandı.

EL VE AYAK KULLANMAK YOK

Gönüllü pilotlar, el ve ayaklarını kullanmayıp sadece zihin güçleriyle uçağın inişini yönetti. Birkaç pilot, görüş mesafesinin düşük olmasına rağmen inişi tamamlarken, bir pilot da park çizgisine sadece birkaç metre farkla iniş yapmayı başardı. Avrupa Birliği tarafından finanse edilen "Brainflight" (Beyin uçuşu) isimli projenin başında yer alan isimlerden Tim Fricke, "Beyin gücüyle uçuş çok daha kolay olabilir. Bu sistem, pilotların iş gücünü hafifleteceği gibi, güvenliği de yükseltecek" diyerek projenin önemini vurguladı. Çalışmanın uzun vadede insanların uçakla seyahate erişimini artırması açısından da etkili olması bekleniyor.

http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/saglik/26511671.asp

 

Alemtac

#429
Eşek Sırtında Güneş Enerji Santrali
30.06.2014

İlçe'ye uzak tarım alanlarında çalışan ve sabit elektrik noktası bulmakta zorluk çeken çiftçiler, internete bağlanma konusunda yeni çözüm aramaya başladılar.Eşek eşek olalı belki de hiç bu kadar faydalı olmadı. İzmir'de Türk çiftçiler, eşek'in sırtına güneş paneli yerleştirerek elektrik enerjisi elde ettiler. Eşek'in sırtına güneş paneli sabitleyerek elektrik enerjisi elde eden çiftçiler dünya basınında gündemde yer almış bulunuyor.

Bir panel 5 ile 7 kilowatt arası elektrik  üretiyor 

İlçeye uzak tarım alanlarında çalışan ve sabit elektrik noktası bulmakta zorluk çeken çiftçiler, internete bağlanma konusunda yeni çözüm aramaya başladılar.

İzmirli çiftçiller bir taraftan tarlada günlük işlerinde çalışırken, diğer yandan ise eşeklerin sırtındaki güneş panellerinden elektrik üreterek bilgisayarların enerjisini sağladılar.

Bu buluşun sayesinde internet ağına bağlanan çiftçiler, eşeklerinin üzerindeki her güneş panelinden ortalama 5 ile 7 kilowatt arasında elektrik ürettiklerini belirttiler.

 http://www.alternatifenerji.com/esek-sirtinda-gunes-enerji-santrali.html
Kaynak: www.madenmetal.net
 

believer planet

#430
müthiş bir haber

gerçekten :)
herşey mümkün

Alemtac

#431
İzmir insanı nede olsa ^_^
 

Alemtac

#432
09.07.2014 : Avrupa Uzay Ajansının "Swarm" adı verilen Uydusunun son altı aydır topladığı verilere göre, Dünyanın Kuzey Kutbundan Güneye doğru Manyetik hareket ivmesinin artmakta ve Dünya yaşamını, Güneşteki devasa patlamalardan doğan yıkıcı Radyoaktif parçacıklara karşı koruyucu bir Kalkan görevi yapan "Dünya Manyetik Alanı" nın giderek zayıflamakta olduğu tesbit edildi. En zayıf Manyetik nokta Kuzey yarıküre üzerinde, Dünyadan 600 bin km. uzakta odaklanırken, onun karşıtı olarak Güney yarıkürede, Hint Okyanusu üzerinde Manyetik bir noktanın güçlenmekte olduğu görüldü. Bilim İnsanları Kuzey yarıkürede, Kuzey Kutbu üzerinde odaklanan Manyetik Alanın zayıflamakta ve Sibirya üzerine doğru halihazırda kaymakta ve Dünyanın bir Kutup Değişimine hazırlanmakta olduğuna dair hemfikirler.

Bilim İnsanları Dünyanın bu Kutup Değişimi hareketini çok sayıda yapmış olduğunu, ancak bu sürecin şu anda bilinemeyen bazı nedenlerle yüz yıllardan bin yıllara uzanan bir süreç olduğunu bilmekte, ama olası sonuçlarının ne olabileceğine dair belirli, yaşanmış kayıtlı bir deneyim olmaması nedeniyle herhangi bir bilgi sahibi değiller. Bilim İnsanları, halihazırda sürmekte olan Dünya yaşamının, geçmişte vuku bulan bu çok sayıdaki Manyetik Takla atışlar nedeniyle yok olmadığı düşünülürse en kötü ihtimalle bunun bir "Kıyamet-Toplu Yokoluş" olmayacağını düşünmekteler. Uydu bulguları, Bilim İnsanlarının bu Takla Atışın herbir yüz yılda % 5 oranda ivmelenerek süreci çalıştırdığı düşüncesini, şimdilerde 10 kat daha hızlı bir sürecin geliştiğini ortaya koyarak çürüttü ve dolayısıyla umulandan çok daha kısa bir süreç içinde Dünya Manyetik Alanının takla atma olasılığı güç kazandı, ancak yine de halihazırda yüzyıllardır sürmekte olan bu sürecin daha ne kadar süreceğine dair kesin bir Bilgi yok, veriler ve bulgular belirli bir süreç tayin kestirimi yapabilmek için detaylı değerlendirme altında...

Anlaşılan o ki bu Manyetik Takla atış süreci, şimdiden kestirilemeyen bazı olağanüstü olabileceği varsayılan olaylara bağlılığı nedeniyle ile öyle kolayca kesinleştirilemiyor. Devresel Döngünün olağanüstü Değişim Hareketlerinin bu Takla Atış sürecini daha da kısaltacağı beklenmelidir. Nasıl ki son yıllarda vuku bulan 9 üzerindeki Hint Okyanusu ve Japonya Depremleri Dünya ekseninde kayma ve Manyetik ivmelerde hareketliliğe neden olmuşsa, çok daha etkili, olağandışı sayılabilecek Değişim/Dönüşüm olayları ile bu süreç çok daha erkene düşebilir ve halihazırda 10 kat daha hızlı geliştiği belirlenen ve çoklu yüz yıllar alan bu Takla Atış süreci onlu yıllar ile ölçülebilecek bir sürece dönüşebilir ve halihazırdaki yaşam süreci içinde gerçekleşebilir. Görünen o ki herşey daha da çabuklaşıp hızlanacak...

http://www.scientificamerican.com/article/earth-s-magnetic-field-flip-could-happen-sooner-than-expected/

YORUM; Süleyman Kaya
 

Alemtac

#433
UZAYDAN BİLİNEN FİZİKLE AÇIKLANAMAYAN BİR SİNYAL ALINDI 02.08.2014 : Uzay Ajansı Nasa Bilimcileri Perseus Takımyıldızı bölgesinden Bilinen Fizikle açıklanamayan bir Sinyal aldıklarını bildirdiler. Chandra Uzay Teleskopunun X-Işın gözlem verilerinden elde edilen Bilgilerin ilk ortaya çıkışından bu yana 17 günlük değerlendirilmesi sonucunda sinyalin bilinen hiçbirşeyle bağdaşmadığı belirtildi. Harvard Astrofizik Merkezinden Esra Bülbül, bunun çok şaşırtıcı olduğunu söyleyerek, Perseus Yıldız Bölgesinin, süper ısıtılmış bir Plazma Atmosferi içinde yer alan çok sayıda Galaksiden oluşan uçsuz bucaksız bir Yıldız Bölgesi olduğunu belirtti. Yıldız Bölgesi Atmosferinin Chandra Uzay Teleskopunun X-Işın tayfına bir bağ oluşturan İyon Atomlarıyla dolu olduğunu ve bölgelerin bu sayede haritalandığını söyleyen Esra Bülbül, ancak bu seferki gözlemde 3.56 keV (kilo-elektron volt) luk hiçbir bilinen Atomik geçişle bağdaşmayan beklenmedik bir sinyal alındığını bildirdi.
Alınan sinyal bilinen hiçbir maddeden gelmemekteydi, Bilim İnsanları onun, Bilinen Evrenin çoğunu kaplayan Karanlık Maddeden gelebileceğini düşündüler. (Ya da bilinmeyen bir Uygarlığın iletişim sinyali mi?). Nasa Bilimcileri bunun, Bilinen Evreni açıklayan ve en ünlü Teori olan "Sicim" Teorisine göre, onun içinde yer alan Ekstra Boyutların bükülmesinden meydana gelen bir sonuç olabileceğini ve Karanlık Madde adayı oluşumların, aks-iyonlar, Steril Nötronlar dahil böyle bir bağ oluşturabileceğini bildirdiler. Esra Bülbül ise, 2015 yılında Uzaya gönderilecek olan ve çok daha gelişmiş X-Işın donanımlarına sahip Astro-H Uzay Teleskopu verileriyle belki bu Perseus Yıldız Bölgesi gizeminin çözülebileceğini belirtti...
Eh, işler biraz karıştırılmaya başlandı gibi görünüyor. Ama bu kez işleri karıştıranlar dış Uzaydan gibi. Meraklar kamçılanıyor ve düşünceler zorlanıyor. Belli ki alınmak veya varılmak istenen bir "Sonuç", bir Bilgi, bir İleti var. Umarız o Sonuç Kamuya mal edilerek getiri veya götürüsü ile paylaşılır...
http://www.technobuffalo.com/2014/08/02/nasa-telescope-observes-signal-that-cant-be-explained-by-known-physics/

Alıntı: Süleyman Kaya
 

Alemtac

#434
Amerikan Uzay Ajansı NASA 2020 yılında Mars'a gönderecekleri insansız uzay aracının kızıl gezegende oksijen üretmeye çalışacağını açıkladı.

Yetkililer, uzay aracının insanların bir gün Mars'ta bir koloni kurmasına imkan sağlamayı amaçlayan toplam 7 proje üzerinde çalışacağını ve gezegende yaşam belirtisi arayacağını belirtti.
 
Uzmanlar, yapımı 1.9 milyon dolara mal olan 1 ton ağırlığındaki uzay aracına yerleştirilecek MOXIE adı verilen özel cihazın Mars atmosferindeki karbondiyoksit gazını kullanarak oksijen üretmeyi başarması durumunda bir gün insanların burada yaşamasının ve Mars'a giden astronotların Dünya'ya dönüş yolculuğunda kullanmak üzere roket yakıtı üretmesinin mümkün olacağını söyledi.
 
Yeni Mars görevi ile ilgili detayları Washington DC'de düzenlenen bir basın toplantısında açıklayan NASA yöneticisi John Grunsfeld "Bu hepimiz için heyecan verici bir gün" dedi.

http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/26931493.asp