Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#345
Söylediklerinize katılıyorum Sevgili kardeşim ancak bu konu hakkında bir kaç düşüncem daha var. Yanlış düşünüyor olabilirim.

Dünya ve diğer gezegenler, uydular, yıldızlar ve üzerinde var olan tüm elle tutulur, görünür ve göremediklerimiz canlıdır. Kuantum anlamında düşününce; her bir şey kuantlardan oluşuyor ve bu pencereden bakınca hiçbir şey birbirinden ayrılamıyor, tüm evren bir bütün oluyor.

Yine ayrı düşünürsek, Dünya ve diğer gezegenler üzerinde var olan yaşama rağmen, hatta hiçbir yaşam olmasada kendi yükselişlerini tamamlayacak.

Bu demek değildir ki üzerinde var olan yaşama aldırmıyor. Hatta koşulsuz sevgi dediğimiz durumdalar. Üzerindeki yaşam ister kendine hizmet, ister başkalarına hizmet olsun koşulsuzca kabul ediş ve sevgi içindeler.

Üzerlerindeki yaşamı KH, BH diye sınıflandırmıyor, böyle bir ayrım bizim gibi varlıklara mahsus. Bu durumda, yaptıklarımızdan ötürü cezalandırıldığımızı düşünen sadece bizleriz.

Olanı kabul ediş içinde olmalıyız, korku frekansında olmamalıyız ve ne güzel demişsiniz, hiçbir ayrım gözetmeksizin yanyana yürümeliyiz yani "bir" olmalıyız.

Korku frekansında olmamak, hepimiz için pek kolay değil ama korkularımızın neler olduğunu düşünüp onları olduğu gibi kabul etmek, korkudan kurtuluşun başlangıcı olabilir.
 

Scyth

#346
Sevgili Alemtac insanların başına gelmekte olanı tam manasın da bir ceza olarak nitelendirmiyorum. Her ne kadar sistemin yıkılışı yolunda doğa ananın attığı her adımı keyifle ve hazla izlesemde kalbim bana karanlık tarafın bir selin altında boğulup bir daha buraya gelmeye cesaret edemiyeceklerini söylemiyor. Kastettiğim dünyanın kadranı karanlık tarafda oldukça kutbiyet kazanmış durumda. Enkarne olanlar için bu sisteme ayak uydurma mahkumiyeti ve idrak edememe problemi var. Bir başka deyişle 3. derece sınırlaması içinde daha fazla sınırlamayla hareket kabileyiti sıfıra iniyor diyebiliriz. Ayrıca karma herkez için geçerli(Hemen hemen) arınmadan daha yüksek frekanslara ulaşamayız; bunu bir ceza olarak görürsek o halde de doğru hareketi yaptığımız da bir ödül de olması gerekir. Ödül beklentisi ise gene bir 3. derece sınırlandırmasıdır. Halbuki afet ne çok trajediyi gözlerimiziz önüne serecek ve biz her gördüğümüz deneyimlediğimiz kafa yorduğumuz olayda dahha fazla idrak etmeyi öğreneceğiz. Bundan dolayı ben afeti bulunmaz bir fırsat nadir elde edilebicek bir şans olarak görüyorum .  Böylece kadran karanlıktan tana doğru sürüklenecek tana doğru ilermeden ışığa doğru ilerleyemeyiz. İşte böylece gelmekte olanı alacakaranlık vakti olarak nitelendirmeyi uygun görüyorum;  güneşin yükselebilmesi için
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#347
Teşekkürler Sevgili Scyth :) Bakın bu arada neyi atlamışız; bu konu üzerinde bugün konuşmuştuk. Pi aynı zamanda yükselişin sembolüdür.

Bu sayının sonu yok!
Dünya Pi günü matematik dünyasında çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

 
ntvmsnbc ve Ajanslar
Güncelleme: 10:44 TSİ 14 Mart. 2011 Pazartesi

Araştırmaları milattan önceye dayanan ve hala süper bilgisayarlarla sonu bulunmaya çalışılan ünlü matematik sabiti ''Pi Sayısı''nın anısına ABD'de kabul edilen ''Pi Günü'' dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

Elma Pi pastalarının yenildiği, basamakları notalarla ve kelimelerle eşlenmiş melodi ve şiirlerin okunduğu, ödüllerin dağıtıldığı bu günde, TOBB ETÜ Üniversitesi'nde de kutlama etkinlikleri düzenleniyor.

TOBB ETÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ömer Akın, ünlü matematik sabiti Pi sayısı anısına kabul edilen ''Pi Günü'nün Amerikan tarih formatında 3/14 olarak geçmesi dolayısıyla her yıl 14 Mart'ta kutlandığını belirtti. Bu tarihin aynı zamanda Einstein'ın doğum günü olduğunu dile getiren Akın, dünyada ilk 'Pi günü' etkinliğinin de ABD'nin San Francisco şehrindeki Exploratorium Müzesinde 1988 yılında kutlandığını söyledi.

Çemberin çevre uzunluğunun çapına bölümüyle elde edilen pi sayısının tarihinin M.Ö. 2000 yılına dayandığını anlatan Akın, bu tarihte Babilliler'in tüm çemberlerin çevresinin çapına bölümünün sabit bir sayıya eşit olduğunu fark ettiklerini aktardı.

Mısırlılar'ın M.Ö. 1650'de Pi sayısını 3.165, Eski Yunanda 3,162, Archimedes'in 3 10/71 ve 3 1/7 arasında, Çin ve Greek matematikçilerin de 3.162 olarak hesapladıklarını anlatan Akın, 1436 yılında ünlü Semerkantlı Türk Matematikçi Giyasüddün Cemşid El Kaşi'nin, ilk defa pi sayısının değerini 16 ondalığa kadar hesapladığını bildirdi.

HALA HESABI YAPILIYOR
Pi sayısının tam olarak hesaplanmasına ilişkin araştırmaların bilgisayarın icadıyla hız kazandığına işaret eden Akın, son olarak Kasım 2002'de bir araştırma grubunun beş yıl süren program hazırlama safhasından sonra Tokyo Üniversitesinde süper bilgisayar ile 400 saate aşkın bir sürede 1.24 trilyon basamağa kadar hesapladığını bildirdi.

Akın, şunları kaydetti: ''Sonu bulunmayan bu sayı aslında iki ondalık sayı arasına sıkışmış bir sayıdır. Yani sonsuz fakat sınırlıdır. Çember gibi basit bir şekilde sonsuza kadar devam eden bir sayı çıkmaktadır. Hem ilkokul öğrencisi hem de üniversite profesörü için anlam taşır. Kimine göre fizik ve matematikte görülen bir sabit, ya da Archimedes sabiti, Ludolph sayısıdır.

Bilim adamları için onun yeri tartışılmaz. Pi sayısı ile uğraş, insanın doymak bilmeyen bilim açlığı ve merakıdır. Onun basamakları sonsuza uzarken, matematikte yeni kavramlar ortaya çıktı. Bilgisayarın gücünü ve hızını onunla deniyoruz. Kısaca Pi, gelişmenin bir sembolüdür. Onun sırrını ararken kendinizi ve kainatı keşfetme şansınız oldukça fazladır. Bugün Pi sayısının kainatın sırlarına dair cevaplar içerdiğini düşünen insanlar vardır. Ama onun serüveni henüz bitmemiştir. O bazı matematikçiler için kutsal bir sayıdır.''

TOBB Matematik Etkinlikleri Topluluğu tarafından ''Pi Günü'' etkinliklerinin düzenlendiğini bildiren Akın, bu kapsamda yarın saat 16.30'da bir konferans vereceğini bildirdi. Akın, konferansın ardından çeşitli etkinliklerle ''Pi Günü'nün kutlanacağını sözlerine ekledi.

 

Alemtac

#348
"Atlantis Anomalisi" ABD Ordusunun Silah Ussunun Kapanmasina Neden Oldu

 

Sorcha Faal

 

27 Ocak 2011

 

       

 

Bugun Kremlin'de dolasan bir Rus Uzay Kuvvetleri (VKS) raporu, su siralarda Kuzey Amerika'nin uzerindeki yorungede olan Kozmos – 2469 uydularindan birinin, ABD ordusunun Utah Eyaletinde yerlesIk olan ana silahlar ussu Dugway Proving Ground'dan yayilan "benzeri gorulmemis oranlarda" gamma isini patlamasi belirledigini soyluyor.

 

Bu rapora gore, "manyetik vorteks" olarak tanimlanan seyin olusumunun Aden Korfezinde ortaya cikmasindan bu yana, Dunyamizin asagisindan ve denizlerinden yayilan ve Sirius yildiz sistemine yonlenen artan miktarda gamma isini patlamalari belirlendi ve bu durum, bircok Rus bilim adaminda bunlarin cok eski bir tur "erken uyari sistemi"ne ait oldugu inancina neden oldu.

 

Belirlenen bu gamma isini patlamalarinin en buyuklerinden biri, Florida sahilinden geliyor, burasinin bir zamanlar Kayip Atlantis Kitasinin bir parcasi olduguna inaniliyor.

 

Bu gamma isin patlamalarinin belirlendigi Dunyadaki diger bolgelerden farkli olarak, Florida sahilinden ortaya cikan anormallik goreli olarak sig sularda idi, denizin altinda 500 metreden daha az mesafede ve bu gecen hafta ABD donanmasi en buyuk operasyonlarindan birine basladi.

 

Bu rapora gore, ABD Federal Havacilik Yonetimi (FAA) bu bolgede ucan tum pilotlara benzersiz bir uyari yayinladi. 20 Ocak ve 22 Subat tarihleri arasinda Savunma Departmanlari (DOD), operasyon yurutulurken Kuresel Pozisyonlandirma Sistemini (GPS) "guvenilmez veya elde edilmez" birakacak olan "testler yapacaklarini" bildirdiler.

 

Raporunda VKS, bu DOD operasyonunun aslinda Florida sahilinde kesfedilmis olan "piramit sekilli yapi"dan bir "kapak tasi" cikarmak icin yapildigini ifade ediyor, bu kapak tasinin bu gizemli gamma isini patlamalarinin kaynaklarindan biri olduguna inaniliyor. Onu daha ileri testler icin ABD Ordusunun Utah, Salt Lake Sehrinin 149 km guneybatisinda bulunan Dugway Proving Ground'a goturduler.

 

Ancak, bu gizemli "kapak tasi" dun Dugway Proving Ground'da emniyete alindiginda ve tahminen onun uzerinde testler baslatildiginda, Kosmos – 2469 o bolgeden yayilan muazzam gamma isini patlamalari serisi belirledi. ABD'den haber raporlari us komutani Albay William E. King'in "ciddi bir sorunu" cozmeye calistiklarini, tum tesisi kapattiklarini bildirdi.

 

Resmi ABD hukumeti websitesine gore, bu us ile ilgili sunlari okuyabiliyoruz:

 

"Savunma Departmani Dugway Proving Ground'u buyuk bir saha ve test tesisi olarak ve Emniyet Programi altinda kimyasal ve biyolojik savunma test merkezi olarak tasarladi. Proving Ground 323,163 hektar alani kaplar. Utah, Salt lake sehrinin yaklasIk 85 mil guneybatisindadir. Uc tarafi siradaglar ile cevrilidir."

 

Ancak bagimsiz Amerikali arastirmacilar Dugway Proving Ground hakkinda sunlari soyluyor:

"... dev buyuklugu ve uzakta izole olmasi bir cok gizli amaclara hizmet ediyor, ayrica ABD Hava Kuvvetleri ucus testleri icin site olarak hizmet ediyor. Gecmiste ele gecirilmis UFOlari barindirdigi iddia edilmekte ve bu bolgede UFO aktivitesi cok sIktir. 51 nci Bolge sirlarinin cogunun bu bolgeye tasindigi iddia edilmekte ve tum UFO etkinlikleriyle bu bolge 52 nci Bolge olarak unlendi.

 

Kasim 2009'da gece gokyuzunu aydinlatan "meteor" (UFO?) oldugu iddia edilen sey atmosferde patladi ve onun yorungesini izleyen bilim adamlari parcalarin Dugway Proving Ground bolgesine dustugunu belirlediler. Bolge yalnizca sivillere kapali degil, Ordu personelinin girmesine bile izin verilmiyor, cunku cok tehlikeli olarak addediliyor."

 

Amerika'nin taninmis bagimsiz arastirmacilarindan biri olan Steve Quayle da bu gizemli "Atlantis Anomalisi" hakkinda yazdi ve onun 23 Ocak tarihli "Atlantik'te Anomali" Bermuda Ucgeni Garipligi, Kadim Kapi mi Aciliyor yoksa Atlantis mi Yukseliyor?" baslikli raporundan sunlari okuyabiliriz:

 

"22 Ocak Cuma gunu bircok birimlerin Porto Riko ile iletisim kurmaya calismasiyla telas icinde geri geldiler, normal teksir problemlerinden dolayi olmayan iletisimlerdeki buyuk zorluklara neden olan bir "anomali" hakkinda tartismalar isitiliyordu. Mesajlarin kopyasini almak icin, Florida'da ve Karayipler'de oldugu gorulen birimler Porto Riko Comm Istasyonu ile calisarak bircok kez frekanslari degistirmek zorunda kaliyordu. Bunlar normal erisim ucuslari degildi, raporlarini Comm Istasyonuna vermek icin endiseli olan kodlanmis birimlerdi. Cuma aksami daha sonra, "anomali" HAM operatoru tarafindan belirlendi.

 

Baslangicta, bircok megawatta olan asiri guclu genlik module edilmis sinyal olarak tanimlandi. Sabitti ve titresmiyordu ve VFL araliginda idi. Spektrum analiz cihazinda gorundu ve ayrica normalde pilotlar tarafindan kullanilan simsekleri belirleme ve haritalama icin VFL yi kullanan simsek belirleme ekipmaninda gorundu. Problem, o bolgede firtinanin bulunmamasiydi. "Anomali" bolgesi ayrica "GPS testleri?"nin cember merkezi icin verilmis olan bolgeden uzakti ve Bermuda Ucgeni bolgesine daha yakindi.

 

Spesifik olarak, cok garip olan ve simdiye dek isitilmis olan HAM'a benzemeyen tekrarlayan bir model sergiledigi bildirildi. Bu bir "islik calan" veya simsek veya baska bir jeofiziksel sinyal degildi.. INSAN YAPIMI DEGIL VE BUYUK PROBLEMLERE NEDEN OLUYOR. Simsek belirleme haritalarinda gorunuyor, ama firtinalar yoktu.

 

22 Ocak Cumartesi, anomali yerinde kaldi ve kuvvetinin yavasca arttigi goruldu. Ayrica, ayni sinyale sahip baska bir "anomali", orijinal olanin yuzlerce mil kuzeyinde saptandi ve yakin cozunurlukte bu ayri "anomalilerin" her biri haritada birbirine cok yakin olan iki farkli kaynak idi. Cumartesi gunu de o bolgelerde firtina yoktu."

 

Su anda Dunyamizin karsilastigi dehsetli sorunlarin karmasIkligi ortalama insan icin cok buyuktur; bilgiyi elde etmek yillar surer ve bazi durumlarda, su anda gerceklesmekte olan ve gelecekte olacak seyler hakkinda bize kadim atalarimizdan aktarilmis olan uyarilarin dogasini desifre etmek ve tam olarak anlamak yuzyillar surer.

 

Daha fazla Super firtinalar gezegenimizi sarsmaya devam ederken, liderlerin gercekte neler oldugu hakkinda size soylediklerine inanmak yalnizca ahmakligin otesinde degil, ayni zamanda tehlikelidir. Bu gecen hafta bile, Amerika'nin unlu iklim uzmanlarindan biri olan Joe Bastardi, Dunyamizin ikliminin ciddi durumunun yalnizca esi gorulmemis olmadigini, ayni zamanda buna neyin neden oldugunu hic kimsenin soyleyemedigini itiraf etmek zorunda kaldi.

 

© Ocak 27, 2011 EU ve US tum haklari saklidir.

 

WhatDoesItMean.Com

 

[Editorun Notu: Batili hukumetler ve onlarin istihbarat orgutleri, gelmekte olan bircok felaketsel Yerkure degisIklikleri ve olaylarla ilgili vatandaslarini alarma gecirmemek icin, bu raporlarda bulunan bilgiye karsi kampanya yapiyorlar, bizim bakis acimiz her insanin gercegi bilmeye hakki oldugudur. Misyonlarimiz o hukumetlerin gundemleriyle catistigi icin, onlarin 'ajanlarinin' bize karsi tepkileri kotulemek ve itibari sarsmak icin tasarlanmis coktandir devam eden yanlis bilgilendirme/yanlis yonlendirme kampanyasi oldu.]

 

http://www.whatdoesitmean.com/index1441.htm

 

(Ceviri: Saffet)
 

Alemtac

#349
Celia Fenn Gunlukleri 19 Subat 2011
Celia Fenn
More powerful Solar Flares...the Sun is incredibly active and the atmosphere is buzzing with Solar radiation. We are energy beings and our Light/Energy Bodies are receiving this energy and being activated and energized in very intense ways. Hold your center in your Heart and don't allow fear, anger or other people's aggression to throw you, and remember to be grounded and connected to the Earth!
 
Tercumesi:
Daha guclu Günes Patlamalari... Gunes inanilmaz aktif ve atmosfer solar radyasyonlar ile ugulduyor. Bizler enerji varliklariyiz ve Isik/Enerji Bedenlerimiz bu enerjiyi aliyor ve aktive oluyor ve çok yogun sekilerde enerjileniyor. Merkezinizi Kalbinizde tutun ve korkuya, ofkeye veya baska insanlarin saldirilarina izin vermeyin ve topraklanmayi ve Dünyaya baglanmayi hatirlayin!
 

Alemtac

#350
Japonya'dan Mektup...

 

Sendai'den Bir Mektup

 

Sengai'de olup bitenler daha çok gerçeküstü gibi. Ama bana çok yardımcı olan arkadaşlarım olduğu için kutsanmış hissediyorum kendimi. Artık salaş kulübem adına bile yakışmadığından, bir arkadaşımın yanında kalıyorum. Su, yiyecek, ısıtıcı gibi tedarikleri paylaşıyoruz birlikte. Bir odada sırayla yatıyoruz, mum ışığında yemek yiyoruz, hikayelerimizi paylaşarak. Sıcak, samimi ve güzel...

 

Gün içinde evlerdeki dağınıklıkları toplayabilmek için yardım ediyoruz birbirimize. İnsanlar arabalarında oturuyor, navigasyon ekranlarından haberleri izliyor, ya da bir kaynak açıldığında, içme suyu alabilmek için sıraya giriyorlar. Eğer birinin evinde musluktan su akarsa, hemen bir işaret koyuyor, diğerleri de kovalarını doldurabilsinler diye...

 

O kadar şaşırtıcı ki; benim bulunduğum yerde ne bir yağmalama oldu ne de sıralarda itiş kakış. İnsanlar ön kapılarını açık bırakıyorlar, çünkü bir deprem durumunda daha güvenli. İnsanlar sürekli, "Ah, tıpkı herkesin birbiriyle yardımlaştığı eski günlerdeki gibi..." diyorlar.

 

Sarsıntılar sürüyor. Dün gece her 15 dakikada bir sallandık. Sürekli sirenler çalıyor, sık sık helikopterler geçiyor başımızın üzerinden.

 

Dün gece birkaç saatliğine su verildi evlerimize, şimdi ise yarım gün veriliyor. Elektrik bu öğleden sonra geldi. Gaz hala yok. Ama bunlar bölgelere bağlı. Bazılarının böyle şeyleri var, bazılarının yok. Günlerdir kimse yıkanmadı. Kendimizi pis hissediyoruz ama, şimdi bizim için daha önemli şeyler var. Gereksiz durumlardan kurtulmayı seviyorum. Tümüyle içgüdü, sezgi, şefkat düzeyinde yaşamak, sadece benim için değil, tüm grup için, hayatta kalmak adına gerekli şeyler için yaşamak...

 

Tuhaf paralel evrenler yaşanıyor. Bazı yerlerde evler viran olmuş, bazı evlerde, çamaşırlar kuruyor güneşin altında. İnsanlar su ve yiyecek için sıraya giriyorlar, ama birkaç kişi de köpeğini gezdiriyor. Hepsi aynı anda olmakta...

 

Beklenmedik güzelliklerden biri de, gecelerdeki sessizlik. Hiç araba yok. Sokaklar bomboş. Gecenin cennetine yıldızlar saçılmış. Genellikle bir iki tane görürdüm ama şimdi tüm gökyüzü yıldızla dolu. Sendai'nin dağları sık, aralıksız. Ve soğuk havada gökyüzüne düşen siluetini görüyoruz ihtişamla...

 

Ve Japonlar kendileri, harikalar. Her gün kulübeme geliyorum kontrol etmeye, şimdi de elektrik olduğundan bu e-maili yollamak için geldim, girişte benim için bırakılmış su ve yiyecek buldum. Kimin getirdiğiyle ilgili bir fikrim yok, ama orada duruyor. Yeşil şapkalı yaşlı adamlar kapı kapı dolaşıp, herkesin nasıl olduğunu kontrol ediyor. İnsanlar hiç tanımadıklarına yardıma ihtiyaçları olup olmadığını soruyor. Korkuya dair hiçbir işaret görmüyorum. Boyun eğme evet, ama korku ya da panik, hayır...

 

Bize artçı şoklar geleceğini söylediler, hatta bir ay daha büyük sallantılar... Sürekli sarsıntı, titreme, çalkantı hissediyoruz. Ben Sendai'nin biraz daha yüksek bir bölümünde yaşadığımdan kutsanmış hissediyorum kendimi, burası diğer yerlerden biraz daha sağlam. Bir dereceye kadar burası diğer bölgelerden daha iyi. Dün gece arkadaşımın kocası baliyöden geldi, yiyecek ve su getirdi. Yine kutsandık...

 

Bir şekilde, tam şu andaki doğrudan deneyimimden anlıyorum ki; tüm dünyada, gerçekten muazzam bir kozmik evrim yaşanıyor tam şu anda. Bir şekilde, Japonya'da olanları deneyimlerken, kalbimin gittikçe büyüdüğünü, genişlediğini hissediyorum. Kardeşim, tüm olanlar karşısında kendimi küçülmüş hissedip hissetmediğimi sordu, Hayır. Daha çok; kendimden çok daha büyük, olmakta olan bir şeyin parçası gibi hissediyorum kendimi. Doğum yapmak (dünya genelinde) zor; ama muhteşem...

 

İlginiz ve sevginiz için tekrar teşekkür ederim.

 

Karşılığında, hepinize sevgiler...

 

Ann

 

Çeviri: Güneş Kurtulan

http://lovepeaceandharmony.ning.com
 

Scyth

#351
Görünüşe göre Florida açıklarında  yürüttükleri batık kristal piramati yeryüzüne çıkarma faaliyetlerinde bocalıyorlar. Ellerine yüzlerine bulaştırıcaklar, gezegenin değişimi hızlandıkça Kristal Piramite ulaşmak için daha fazla risk alacaklar. Afetten sonra yeni düzeni kurabilmek için kristalin gücüne ihtiyaçları var. Bu çabaları kendi sonlarına daveteyi çıkarabilir ve bütün dünyada afetin etkilerini de ağırlaştırabilir.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#352
Sevgili Alemtac Japanyo'dan gelen mektubu okurken hissettiğim umut ve huzur duygularıydı. Aklıma zor zamanlar insanları birbirlerine yaklaştırır sözü geliyor. Umut edelim, bütün insanlık ailesi ateşle sınavlarından geçerlerken aynı metanet ve erdemliliği gösterebilsinler. Tabi teker teker bir birey olarak bizlerde...
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#353
Umarım Sevgili Scyth. Okurken ki defalarca okudum, herseferinde, özellikle son satırları okurken titredim. İnsanların farkındalığı nasıl yükseliyor, nasıl bir oluyorlar. Keşke sadece felaket anlarında değilde her an duyumsasak. Dediğiniz gibi böyle anlar birer fırsat.
 

Alemtac

#354
Ekstrem SüperAy (19 Mart)

Astroloji ile hava durumu tahmini insanoğlunun bilinen en eski bilimlerindendir ve yüzyıllardır hava durumu öngörülerini yapanlar, geliştirenler ve üretenler klasik astrologlardır. Kültürler binlerce yıldır Ay fazlarının izini sürmüş ve uzun-dönem hava durumu olaylarına göre plan yapmışlardır. Dünya'daki hava durumunu anlamada Ay maksimumları temel oluşturur.



Ay'ın Dünya üzerindeki çekim gücü, Güneş'inkinin iki buçuk katıdır. Her ay fazı hava durumunu değiştirici bir etki yapar, bu kuraklık, kasırga, tornado ya da şimşek olabilir. Bazı araştırmalar, yeni ay ya da dolunay sonrasında %10 daha fazla yağış olduğunu, bazen de bu döneme denk gelen Ay'ın perigee ve apogee (Dünya'ya en yakın ve en uzak) dönemlerinde, tropik fırtınaların kasırgaya dönüşebileceğini göstermektedir.

 

Astrometeorologlar hava durumunu ve iklimi öngörmek için gezegenlerin Dünya'ya göre hareketlerini, Güneş ve Ay'ın pozisyonuyla birlikte belirlerler. Yeni Zellanda'lı araştırmacı Ken Ring bunu Ay'ın Dünya iklimine etkisi olarak adlandırmaktadır. Ring, Ay'ın hareketlerinin deprem tahminleri için de kullanılabileceğini söylemektedir. Predicting the Weather ty the Moon adlı kitabında belirttiğine göre, depremsel açıdan riskli dönemlerden biri, Ay'ın ekvatorun kuzey ya da güneyindeki maksimum deklinasyonlarında olduğu dönemdir. Ay bu pozisyonlarda yaklaşık 3 gün kalır ve buradayken tektonik plaklara önemli bir gerilim uygular. 9.0 büyüklüğündeki Japonya depreminin yaşandığı 11 Mart 2011 tarihinde, Ay maksimum kuzey deklinasyonuna yaklaşmaktaydı (Ay maksimum kuzey deklinasyonuna 12 Mart 2011 tarihinde ulaştı: 23 derece 49 dakika). 23-26 Mart tarihleri arasında ise Ay, maksimum güney deklinasyonunda olacak. (maksimum deklinasyon: 25 Mart 2011 tarihinde 23 derece 43 dakika)

 

Ring'e göre doğal felaketler açısından bir başka riskli dönem, Ay'ın Dünya'ya en yakın (perigee) yerinden geçiş zamanıdır. Bu sırada dünyadaki depremlerin artması da olasıdır. Araştırmalar, önemli depremlerin Ay'ın yeni ay, dolunay ya da perigee olduğu zamanlara denk geldiğini göstermektedir. Özellikle de perigee ve yeni ay ya da dolunay aynı güne denk geldiğinde...

 

19 Mart 2011 tarihinde, dolunay fazında, Ay kendi yörüngesinde Dünya'ya en yakın pozisyonunda olacak. 19 Mart 2011'de dolunay zamanında, yaklaşık 19 yılda bir denk gelen Ekstrem SüperAy var! (Ay'ın perigee döneminde olması durumunu ifade eden SüperAy kavramı ilk kez Astrolog Richard Nolle tarafından kullanılmıştır. Bunun dolunay zamanına denk gelmesi Ekstrem SüperAy olarak ifade edilmektedir).

 

Tarihsel süreçte geri giderek baktığımızda, daha evvelce yaşanan SüperAy civarındaki günlerde aşırı yağışlar ve sel baskınları da arttığını görüyoruz. Tabii bu özel olarak Türkiye için geçerli değil, dünya genelinde bir tespit. Bizim için önemli kısmı ise, gergin duygusal çıkışlara karşı kendimizi frenlememiz, gergin ve karmaşa enerjisi taşıyan ortamlardan uzak kalmamız...

 

İçinde bulunduğumuz yıldan 19 yıllık periyotlarla geri giderek, daha önce Ekstrem SüperAy zamanlarında nasıl şartlar oluştuğunu inceleyebiliriz. Bu konuda Ken Ring'in www.predictingweather.com adresinde bulduğum bilgileri aynen paylaşacağım.

 

10 Kasım 1954'te dolunay zamanında Ekstrem SüperAy varmış. Ay maksimum deklinasyonuna ulaşma üzere imiş. Bu tarihten 23 Şubat 1955'e kadarki süreçte sel baskınları oluşmuş.

 

8 Ocak 1974'te dolunay esnasında Ekstrem SüperAy varmış. Ay'ın maksimum deklinasyonundan iki gün sonraya denk gelmiş. Bu tarih civarından 29 Ocak 1974'e kadar üç hafta boyunca yağmur yağmış.

 

9 Ocak 1992'deki dolunay esnasında Ekstrem SüperAy varmış. Güney Kaliforniya'da 7.2 büyüklüğünde deprem olmuş.

 

Daha önce de belirttiğim gibi, Dünya'nın manyetik alanı Güneş'in ekvator düzleminden geçtiği Mart ayı civarında normalden daha fazla bozulur, dengesizlikler, değişimler olur. Jeomanyetik fırtınalar, dolunay zamanlarından daha etkindir. 21 Mart 2011 tarihinde hem güneş dünya ekvatorundan geçiyor, hem 19 Mart tarihinde bir dolunay var, hem de bazı gezegenler birbirleriyle dizilimdeler ve bu dizilimlerden bazıları Dünya'yı da içeriyor.

 

18-25 Mart Arasındaki Tarihler Gözlem Altında!

 

Tüm bu bilgilerin ışığında, dolunayın gerçekleşeceği ve Güneş'in ekinoks noktasında görüleceği 18-22 Mart tarihleri arasında ve veya Ay'ın maksimum güney deklinasyonunda olacağı 24-25 Mart tarihlerinde dünyanın çeşitli bölgelerinde sel felaketleri, denizlerle-sularla ilgili sorunlar, etkin fırtınalar, çeşitli doğal felaketler görülebileceğini tahmin edebiliriz. Tabii paragraf başında da değindiğim gibi, bu özel olarak Türkiye için geçerli değil, dünya genelinde bir tespit.

 

Öte yandan, Ay'ın duygularımız ve bedenimiz üzerindeki etkilerini de göz önüne alarak, önümüzdeki yakın süreçte sağlığımıza dikkat etmeli, günlük ilişkilerimizde dikkatli adımlar atmalı, sağduyulu hareket etmeliyiz. Gergin duygusal çıkışlar yapma riskine karşı kendimizi frenlemeli, gergin ve karmaşa enerjisi taşıyan ortamlardan uzak kalmalıyız. Aksi takdirde olumsuz durumlarla karşılaşabiliriz, dikkat!

 

Pek tabii ki bu dolunay civarındaki tarihlerde hiç bir şey yapmayacağız anlamına gelmiyor. Sevdiğimiz kişilerle bir araya gelmek, sevgi paylaşımında bulunmak, dayanışma içerisinde olmak bu depresif ruh halini aşmak için en ideal yol kanımca. Pek tabii evcimen hayvanlarımızla, bitkilerimizle, kısacası sevgi alışverişinde bulunacağımız her şeyle ve herkesle...

 

Dolunay zamanları yaratıcılığın da çok arttığı zamanlardır aynı zamanda. Ortaya bir ürün koyma zamanlarıdır. Bu vakte kadar belirginleşmemiz durumların, artık görünür bir duruma gelmesine yönelik etkiler taşır. Tek başına hareket etmekten ziyade, birlikte hareket etme enerjisi taşır. Bu yüzden dolunayın enerjisini zıtlaşma ve fikir ayrılıkları yerine, tamamlanma ve sevgi alışverişine yönelik kullanmamızı mümkün kılar.

 

Ay'ın konumuna göre neler yapabileceğimizi ve nelerden kaçınmamız gerektiğini Ay Taktikleri kitabında çok güzel detaylandırmış olan Astrolog Yurda Hal, dolunayın yaydığı yoğun enerjinin birçok faydası olduğunu, özellikle ruhsal sorunların çözümü için uygun bir dönem olduğunu söylüyor. Yurda Hal'a göre yapacağımız meditasyon, zikir, dua ya da benzeri çalışmalar dolunay günlerinde daha çabuk netice verir. Bu dönemde bu tür çalışmalar iç benliğimizle kendimizi daha bir bütün içinde hissetmemizi sağlar.

 

Verimli ve olumsuzluklardan uzak bir SüperAy geçirmemiz dileğiyle...

 

Referanslar

Ken Ring, Predicting the Weather ty the Moon, Hackman Printers LTD, 2000

Yurda Hal, Ay Taktikleri, Zer Yayınları, Kasım 2009

http://www.derki.com/astrolojik/item/2668-ekstrem-superay-19-mart
 

Alemtac

#355
Depremin nedeni Süper Ay değil!

Cumartesi günü gerçekleşecek olan 'Süper Ay'ın, öncesinde ve sonrasında yeni depremler tetikleyebildiği iddiaları bilim insanlarınca yalanlandı.

ntvmsnbc
Güncelleme: 12:10 TSİ 17 Mart. 2011 Perşembe

Ay'ın Dünya'ya en yakın konumdayken dolunay olması olarak bilinen Süper Ay iki gün sonra gerçekleşecek ve bulutsuz gecede rahatlıkla izlenebilecek. Ortalama olarak Dünya'dan 383,000 kilometre uzakta olan Ay, bu Cumartesi gecesi biraz daha yaklaşarak 356,500 kilometre uzakta olacak.

Süper Ay yaklaştıkça kıyamet haberciliği yapanların sayısı da artıyor. Bazıları bu olayın birçok sismik hareketi tetikleyeceğini savunurken Japonya'daki büyük deprem ve tsunamiyi de teorilerini kanıtlamak için kullanıyor. Halbuki bu "kıyamet teorisi' de bilim insanlarınca bugüne dek defalarca yalanlandı.

Ay'ın çekim kuvveti gelgitleri tetikleyerek tektonik tabakalara az da olsa bir etki yapsa da bunun depremlere neden olduğuna ilişkin en ufak bir kanıt bulunmuyor. Hatta Japonya'yı sallayan deprem de bu senaryolaru desteklemiyor. Bilim insanları depremin olduğu günün yeni aydan bir hafta sonra, Süper Ay'dansa bir hafta önce gerçekleştiğine işaret ederek bunun gelgitlerin en zayıf olduğu dönem olduğunu belirtiyorlar.

Her halükarda Ay'ın sismik olaylara doğrudan bir etkisi bulunmuyor. Deprem ve yanardağ patlamalarına yol açan basınç felaketlere yol açmadan önce on, hatta yüzyıllar boyunca artarak büyüyor. Tektonik hareketler herhangi bir gökcisminden ziyade zaman içinde bu basıncın artmasıyla oluşuyor.

Astrolog Richard Nolle gibilerinin ortaya attığı felaket senaryolarının bilimsel bir dayanağı bulunmuyor; çünkü astroloji bir bilim olarak kabul edilmiyor.

 

Alemtac

#356
MİSTİK YÜREK       
Dr. Ziya İnayet Han
 
İSTANBUL
 
13-15 Mayıs 2011
 
Dr. Ziya İnayet Han Türkiye'deki ilk seminerini İstanbul'da gerçekleştiriyor. Çeşitli uygulamaların örneklerini içeren ve hafta sonu boyunca devam edecek olan bu öğretinin adına Mistik Yürek adını veriyor.
 
Dr. Ziya,birlik mesajı yayan ve evrensel Sufizm mesajını taşıyan bir gönül dostudur. Evrensel mistik eğitiminin yanı sıra, Sayın Dalai Lama'dan Budizm; Hindistan'dan Sufi eğitimi almış ve Çeştiye geleneği içinde yetiştirilmiştir. Doktorasını Duke Üniversitesi'nden Dini Çalışmalar üzerine almıştır. Dr. Vilayet Han'ın oğlu ve Hazret İnayet Han'ın torunu olan Dr. Ziya, Sufi Order International'in ruhani lideri olup, Suluk Akademisi'nin, Elixir Dergisi'nin ve Seven Pillars House of Wisdom'unn kurucusudur.
 
Çağrımızı duyun, gelin ve zamanın olmadığı güzel şehir İstanbul'da Mistik Yürek Konulu Sohbet ile birlikte olalım
 
Yükünç Vakfı, Bilinçli Yaşam Merkezi
 
"Hepimiz tam hatırlayamadığımız bir kaynaktan gelip, henüz tam sezemediğimiz bir hedefe doğru akıp durmaktayız. Yüzü örtülü olan geleceğe, anbean, adım adım yaklaşmaktayız. Kaynağı bilinçli olarak araştıranlara bu uzun ve maceralı bir yolculuktur. Uyanık yolcu, ufukları daima kendi içinde ve dışında tarar, bir işaret arar, haber bekler. Fakat deneyimli bir yolcu, bu kaynağın kendini belli edişini aynı şekilde hiç tekrarlamadığını da bilir. Her yaratılış Kutsal yaşamın derinliklerinden taptaze olarak ortaya çıkar. Bunu arayanlar o anın bu fevkaladeliğine hazır olmalıdırlar. Her anı yepyeni bir iç verimle karşılayabilmek, uyanık bir yüreğin özü ve uygulamasıdır.''
 
Dr. Ziya İnayet Han
 
(Hazret İnayet Han ve Dr. Ziya İnayet Han hakkında daha fazla bilgi almak için: www.sufiorder.org)
 
PROGRAM
 
13 Mayıs Cuma     
 
Konuşma: Akşam 19:30 – 21:00 Yalnızca uyumlanmış ve uyumlanmak isteyenlere açıktır.  Ücret: 15 TL
 
14 Mayıs Cumartesi: 
 
Mistik Yürek: Sabah 09:00 – 11:30  Öğlen: 13:15 – 16:15 Herkese Açıktır Ücret: 200 TL 
 
14 Mayıs Cumartesi: 
 
Konuşma ve Müzik Programı: Dr. Ziya'nın konuşmasını Sufi müzik programı izleyecektir. Akşam 19:00-23:00 Herkese açıktır.  Ücretsiz
 
15 Mayıs Pazar:
 
Konuşma:   Sabah 09:30 – 12:00  Yalnızca uyumlanmış veya uyumlanmak isteyenlere açıktır.   Ücret:  15 TL
 
Adres: Vali Konağı Caddesi Sonu No: 173 D:15/2 Nişantaşı, İstanbul
 
Başvurular için:Zehra Müge Kasım, [email protected] e-posta adresi spam botlar tarafından korunmaktadır, Görüntülemek için javascript açık olmalı. , +90 533 438 2357

YÜKÜNÇ VAKFI SEMİNERLERİ       
Tasavvufta Nefesin Beş Boyutu ve Tedavideki Yeri
Tasavvufta Elementler
Tasavvufdaki ve Vedizmdeki Çakralar ve Farklılıkları
Gizli Bedenin 14 Kanalı ve Tedavide Kullanımı
 
Dr. Mehmet Kasım'ın Öz Geçmişi ve Eğitimi
 
1973 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini bitiren Dr. Kasım 1974 yılında Yale Üniversitesi'nin St.Raphael Hastanesinde Genel Cerrahi Stajını,1978 yılında başladığı Kadın Doğum Stajını ve İhtisasını Chicago Tıp Fakültesi Cook County Hastanesinde tamamladı.1978-1984 yılları arasında Chicago Tıp Fakültesinde ve  University of Southern California Tıp Fakültesinde Asistan Profesörlük yaptı.1979-2010 yılları arasında homeopati vb. tamamlayıcı tıp dallarıyla ile ilgilendi.
 
2000-2008 yılları arasında  İbn'i Sina'nın  sağlık sistemi üzerine araştırmalar yaptı. 2008-2009 yılları arasında Dr.Vasant Lad'dan ABD,New Mexico'da Ayurveda Eğitimi aldı.2006-2010 yılları arasında Pir Ziya İnayet Han ile New York Sufi Akademi'de  4 senelik tasavvuf eğitimini tamamlayarak  Sufi Order International Koordinatörü oldu. Halen Sufi Order  International Temsilcisi olmak için eğitimine devam etmekte olan Kasım, 2010 yılında Yükünç Sağlık Hizmetleri Eğitim ve Araştırma  Vakfının kuruluşuna katıldı. Amacı doğu ve batı tıbbını birleştirerek hastalarına bilinçli yaşamı öğretmektir. Bu konuda İstanbul ve Ankara'da seminerler vermektedir. Bu konuları içeren Gizli Beden ve Tedavileri isimli kitabının 2011 yılında basılması planlanmaktadır.
 
Yükünç Vakfı Aylık Öğretilerine kısa seminerler ve uzun süreli eğitimler olarak aşağıdaki adreste devam etmektedir. İlgilenenler  irtibat telefonundan  bilgi alabilirler.
 
Yer: YÜKÜNÇ Bilinçli Yaşam Merkezi
 
Vali Konağı Cad. No:173, Kat:15, Daire 2 Nişantaşı - Istanbul
Tel:055444916461
 
 

Alemtac

#357
ACCESS BARS (Uygulayici) Egitimi
 
Yer: Bornova, IZMIR
 
Tarih: 30 Mart Carsamba, 10:30 - 18:00
 

ACCESS BARS

 

Access Energy Transformation – Access Enerji Donusturme sistemi Amerika'da Gary Douglas tarafindan gelistirilen donusturucu bir calismadir.  Access bizi arzu ettigimiz hayati yasamaktan alikoyan aliskanlik, yargi ve kararlari hizlica, basitce ve pratik sekilde degistirebilmemiz icin, bizlere her an kullanabilecegimiz araclar sunar.    BARS,  Access'in baslangic uygulamasidir.

 

Access bilinci dusuncelerinizin, hislerinizin ve duygularinizin neden oldugu kutuplasma, kosullanma ve hapsolma duygusundan kurtulmaniz ile ilgilidir.

 

Basinizda isleyen ve yasaminizin farkli yanlarina bagli olan 32 enerji bari (cubuklar) vardir. Bu "Bars" teknigini uygularken, temas ettiginiz tum noktalari cagiriyoruz.

 

Bu barlar simdiye dek herhangi bir sey hakkinda sahip olmus oldugunuz tum dusuncelerin, fikirlerin, tutumlarin, kararlarin ve inanclarin elektromanyetik bilesenlerini depolar.

 

Ornegin; onemli oldugunu dusundugunuz, para ile ilgili sahip oldugunuz her dusunce, o dusuncenin enerjisi "para" adi verilen Bar'da saklanir.

 

Sifa, beden, kontrol, farkindalik, yaraticilik, guc, yaslanma, cinsellik ve para icin Barlar vardir; 32 farkli bar vardir. Her Bar yasaminizin o yani veya alanina karsilik gelir.

 

Bir bara dokundugunuzda, yasaminizin o alaninda veya o yaninda kilitli kalmis enerjiyi temizlemeye baslarsiniz. Bir diger bara dokunarak, yalnizca ilk Bar'dan gelen sorunlari ele almazsiniz, ayrica o ikinci Bar'da depolanmis "sorunlarin" temizligine baslarsiniz. Birbirleriyle iliskili bu iki Bar hakkinda tum bakis acilarini temizlersiniz, ussel bir degisim saglamis olursunuz.

 

Sadece Barlara nazikce dokunarak, orada simdiye dek depolamis oldugunuz her seyi etkili bir sekilde silersiniz. Bu yasaminizda ve her bir yasaminizda depolamis oldugunuz bu veri bankasini silmenin degeri nedir?

 

Yasamda neyin olasi oldugu, neyin olasi olmadigi ile ilgili onyargili bakis acilarindan islev yaptiginiz zaman ve dunyanin nasil calistigini kati bir sekilde tanimladiginiz zaman, buna uymayan herhangi bir seyin farkinda olamazsiniz.

 

Yerine sabitlediginiz her dusunce, fikir, tutum, karar veya inanc enerjiyi kuvvetlendirir ve o alandaki herhangi bir seyi degistirme kapasitenizi sinirlar. Enerjiyi degistirirsiniz, yasaminizin o bolumunun nasil gorundugunu degistirirsiniz. Enerjiyi degistirmenin en basit ve kolay yolu nedir? Barlara dokunarak! Bunu yaptiginiz zaman, yasaminizda farkli bir seyler kolaylikla kendini gosterir.

 

En kotusu, yasaminizin en iyi masajini almis gibi hissedersiniz. En iyisi, tum yasaminiz tam bir kolaylikla daha iyi bir seylere degisebilir. Bu inanilmaz bir destek ve gevseme islemidir, herhangi bir caba gostermeden yasaminizin tum yanlarindaki sinirlari yikmak.

 

Barlarin amaci insanlara oraya yatip alabileceklerini gostermektir. Barlarinizi calistirarak, yani basinizdaki 32 noktaya nazikce dokunulmasiyla, almaniza izin vermeyen her sey cabasizca ve kolayca saliverilir.

Almak bu gezegende uygulanmaz. Almak zorunda kalmamaniza emin olmak icin yapmak, yapmak, yapmak cogu insanin yasamini yasama seklidir. Bu degistirilmelidir. Gercekten arzu ettiginiz hayata sahip olacaksaniz, almaya istekli olmalisiniz.

 

Bu yaptiginiz seyle ilgili degildir, bu yasamda nasil islev yaptiginizin enerjisini degistirmekle ilgilidir; bu da cabasizca ve buyuk kolaylikla degisime izin verir.

 

Barlariniza dokunulmasiyla, yasaminizin sizin icin islemeyen her sinirlamasini, zorlugunu ve vechesini degistirmeye baslayabilirsiniz.

 

Barlarla calismaya basladiginizda beyninizde depolanan kutuplasmaya ait elektrik yukleri ortadan kaybolmaya baslar. Barlarla calisma sonucu yasamlar boyunca biriktirilen yukler dosyalardan silinir ve bir daha otomatik olarak geri yuklenemezler.

 

Yasaminizda daha cok var olmaya baslarsiniz ve gecmis eskisi gibi geleceginize yansitma yapmaz.

 

 

1 - Bars seansi almanin faydalari nedir?

 

Burada hepsini siralayacak kadar yer olmayan bircok faydasi vardir. Asagida yaygin olan birkacini bulacaksiniz:

 

•          Daha once tepenizi attiran ve yasaminizda buyuk zorluklar yaratan insanlar veya durumlar artik caninizi sikmaz ve artik problem olmaz.

 

•          Ayni zamanda canlanirken ve enerji dolarken, derin gevseme.

 

•          Yasamin her alaninda daha fazla kolaylik.

 

•          Yasaminizda islemeyen her seyi herhangi bir caba olmadan ise yarayan baska bir seye degistirme.

 

•          Nasil isledigini veya ona nasil inandiginizi bilmek zorunda olmadan yasaminizda sinirlamalar yaratan seyleri silme.

 

•          Mutluluk. Sadece tek bir seanstan sonra bircok insan icin genel depresyon yok olur.

 

•          Daha uzun sure calismadan veya daha cok calismadan notlar, is performasi ve zihinsel berraklik artar.

 

•          Herhangi eski veya yeni yaralar, incinme, ameliyat, hastaligin daha hizli iyilesmesi ve toplam saglik gelismesi.

 

•          Dikkat EksIkligi, Hiperaktivite (ADHD) gibi ogrenmeyi guclestiren durumlarin asilmasinda yardimci olur.

 

•          Hamilelikte kolay,  rahat ve sakin dogum saglar.

 

2 - Bars uyku problemlerine yardimci olur mu?

 

Evet. Bars cesitli uyku zorluklarini degistirmede cok yararli olabilir. Sonuclar, ilk yerinde zorlugun ne olduguna ve Barlarin kac kez calistirildigina bagli olarak farklidir.

 

Dunyadaki bircok insan uykularini, uyku saatine bakmaksizin daha canlandirici ve dinlendirici bir seye degistirmek icin Bars'i kullanmakta harika sonuclar elde etti.

 

3 – Bars seansi ne kadar suruyor?

 

Barlari calistirmanin standart zamani yoktur. Uygulayici enerjiyi izler ve sadece almaya mutlu olacaginiz seyi aktarir.

 

Tum noktalarin calistirildigi ortalama bir seans yaklasik 90 dakika surer, ancak sadece bir veya iki alanda calismak isterseniz, Bars 20 dakikada yapilabilir.

 

Cocuklar almaya yetiskinlerden daha az direncli oldugundan, daha hizli isler.

 

Bars seansinin cok uzun olmasi gibi bir sey yoktur. Bu nedenle, insanlar tek bir Barin calistirilmasiyla sadece 5 dakikada sonuclar elde etmislerdir. 3 – 6 saat gibi uzun seanslar cogu zaman yasam degistiren sonuclarla dinamik olabilir. Ancak Barlarinizi uzun bir zaman periyodu boyunca calistirmak yerine, daha sikca calistirmak yararli olabilir.

 

Uygulayici her zaman sizin icin uygun olani soracaktir. Bu tamamen size baglidir ve Bars seansini yapmanin yanlis yolu yoktur.

 

4 – Kac seans almaliyim?

 

Sadece tek bir seans yasaminizi daha iyisine degistirebilir ve bircok insan haftada bir veya en azindan her uc haftada bir, bir seans almayi secer.

 

Bu tamamen size ve aradiginiz seye baglidir. Yasaminizda ne kadar daha fazla kolaylik, nese ve degisim isterdiniz? Biraz mi, cok mu? Sahip olabileceginiz her sey mi?

 

5 –  Bars seansinda neler hissedilir?

 

Herkes farklidir, bu nedenle "normal" Bars seansi yoktur. Cogunlukla bildirilen seyler, tam bir rahatlama duygusu oldugudur, bircok insan cok gurultulu bir ortamda bile uykuya dalar. Bazi insanlar imgeler gorurler, digerleri bedenlerinde vizilti, karincalanma, sicaklik, segirme veya urperme gibi duyumsamalar hisseder. Bars seansinin sonunda cogunlukla huzur ve nese duygusu olur.

 

Seansi ayni kisiyle tekrarlasaniz bile, her seans her seferinde farkli olur.

 

http://www.bars.accessconsciousness.com/

 

www.accessconsciousness.com

 

Egitim ve seanslar icin: [email protected]

 

TEL: 536 746 25 37
 

Alemtac

#358
BU BİR ARI KOMPLO TEORİSİDİR

Geçtiğimiz birkaç yıl içinde ABD ve Avrupa'da arı kolonilerinin aniden yokoluşlarına ilişkin bir çok haber okudunuz.. Şimdi ise iki yeni coğrafyada (Japonya ve Kuzey Afrika) siyasi ve doğal afetlerin yaşandığı bir süreçten geçiyor. Ve arılar artık buralarda kitlesel (koloni) ölümler/yok oluşlar yaşıyorlar.

2006-2010 yılları arasında önce Avrupa'da inanılmaz arı ölümleri yaşandı. Kimi kaynaklara göre kovan başına yüzde 50-70 rakamları zikredildi. Hemen aynı zamanlama ile Kuzey Amerika'da da.

Aslında bilim adamlarına göre azalmanın tarihi 1960-70'lere değin gidiyor ama "çöküş" ve "ani yokoluşlar" işte bu tarihlerin işi.

Aynı bilim adamları arıların kitleler halinde yokoluşuna bir seri neden gösterseler de hiç biri kesin değil ve gerçek de şu ki işin aslı tam bilinmiyor. Sadece oluyor. Yani "happening".

Peki bu durumun yukarıdaki harita ile, Kuzey Afrika'yla yani şu sıralar devrimlerin yaşandığı bölgeyle alakası ne. Aslında alaka sadece orayla ilgili değil!

Japonya ve yakın çevresi, örneğin Çin ile de ilgili. Çünkü bugüne değin ABD ve Avrupa'da görülen arı yokoluşları şimdi Japonya, Çin, Kuzey Afrika, özellikle de Mısır, Nil Nehri etrafında-yani netameli bir başka bölge-görülmeye başlandı!

Bu yeni iki coğrafya (Japonya ve Kuzey Afrika) siyasi ve doğal afetlerin yaşandığı bir süreçten geçiyor. Ve arılar artık buralarda kitlesel (koloni) ölümler/yok oluşlar yaşıyorlar.

Dediğimiz gibi bu iki vaka arasındaki bağ çok ince, yani sadece bir komplo teorisi.

Fakat oluyor! İnanırsanız, ardından gelecek bilimsel gerçeklere karşı "algıda seçiciliğiniz" hazır olur. İnanmazsanız, o çocuk şarkısının bir iki dizesini söylersiniz olur biter...

A-rı vız vız vız!

http://dominoetkisi.blogsayfasi.com/2011/03/28/bu-bir-ari-komplo-teorisidir/
 

Alemtac

#359
ANKARA - Leyla Ataman Özel - Japonya'daki deprem ve tsunami sonrası Fukuşima nükleer santralindeki sızıntı ile daha sık gündeme gelen radyasyon aslında yabancımız değil, evrenin ve hayatın bir parçası...


İnsanlar yeryüzünde var oldukları günden bu yana radyasyonla birlikte yaşıyor, doğal ve yapay yollardan radyasyona maruz kalıyor.

     
AA muhabirinin yaptığı derlemeye göre, radyasyon doğal, yapay veya iyonlaştırıcı radyasyon ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon radyasyon olmak üzere ikiye ayrılıyor.
     
Doğal radyasyon kaynaklarının başında toprak ve güneş geliyor. Güneşin yanı sıra uzayın derinliklerinden ve hatta galaksilerden, atmosfer içindeki atomlarla etkileşerek gama radyasyonu olarak dünyaya gelen kozmik ışınlar da doğal radyasyon kaynakları olarak biliniyor. Işık görünen, ısı da hissedilen bir radyasyon kaynağı.
     
Dünyamız da bir miktar radyoaktif. Yani havasında, suyunda, toprağında doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Yeryüzünde granit, kum taşı, kireç taşı gibi bazı kayalar, uranyum, toryum ile potasyum-40 gibi doğal radyoaktif maddeleri yapısında bulunduruyor. Bunlardan elde edilen malzemelerle kullanılarak yapılan binalar da doğal radyasyon kaynağı.
   
Radyasyonun tehlikeli olması ışınlama derecelerine, yani maruz kalınan radyasyon miktarına bağlı. Yapay radyasyon kaynaklarından korunmak için pek çok yöntem bulunmakla birlikte, doğal radyasyonun tümünden korunmak mümkün olmuyor. Ancak miktarın azaltılması için bazı önlemler alınması gerekiyor.
   
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının verilerine göre, doğal radyasyon nedeniyle tüm canlılar yıllık ortalama 2,8 milisivert (mSv) radyasyona maruz kalıyor. Bu miktarın yüzde 85'i doğal kaynaklardan yani topraktan, güneşten ve uzaydan gelen kozmik ışınlardan kaynaklanıyor. Geriye kalan yüzde 14'ü tıbbi ışınlamalar ve yüzde 1'i de insan yapımı (nükleer silah denemeleri nedeniyle atmosfere salınmış radyoaktivite ve nükleer santral) unsurlardan kaynaklanıyor.

EN SAĞLIKLI EV AHŞAP EV
İnsan hayatı boyunca en fazla maruz kaldığı doğal radyasyon radon gazı (Dünyanın oluşumundan itibaren yerkürenin içinde bulunan uranyum, toryum gibi radyoaktif maddeler bozunarak radon gibi maddelere dönüşüyor). Topraktan sızan bu gaz özellikle kapalı alanlarda toplanıyor.
   
Brezilya, Hindistan'ın bazı plajları, İran'ın bazı bölgeleri ile Norveç, İsveç gibi kuzey ülkelerinde doğal radyasyon daha çok bulunuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının verilerine göre radonda dünya ortalaması 400 Bekerel/metreküp (Bq/m3), Türkiye ortalaması ise 52 Bq/m3. Yani Türkiye'de korkulacak düzeyde bir radon birikimi söz konusu değil.
     
Buna rağmen kapalı ortamlara çok dikkat etmek gerekiyor. Bu gaz binalarda yer altından sızarak binalarda duvar ve tesisat boşluklarına sızarak odaların içerisine giriyor. Ortalama olarak da kapalı bir ortamda 24 saate bir en üst seviyeye ulaşıyor.
   
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Radyasyon Sağlığı ve Güvenliği Dairesi uzmanı, ''Bu gazdan korunmanın tek çaresi en az 24 saatte bir evleri 15 dakika havalandırmaktır'' diye konuştu.
   
Radon gazı topraktan çıkan ve yerden yükselen bir gaz olduğunu, bu nedenle giriş veya bodrum katlarında oturan insanların radona daha çok maruz kaldığına da işaret eden Arıkan, ''Havalandırılmamış odada bir de sigara içilirse, radon ve sigara kanseri tetikleyen en önemli unsurlardan biri'' dedi.
     
Öte yandan eski evlerde yıpranmış tesisat ve duvar boşluklarından da radonun daha hızlı çıktığı ifade ediliyor. Radon, çimento, kiremit gibi topraktan üretilen yapı malzemelerinde de bulunduğu için ahşap evlerin daha sağlıklı olduğunu da belirtiliyor.

GIDALARDAKİ RADYASYON
Toprakta olan doğal radyasyon nedeniyle gıdalarda da radyasyon bulunuyor. Gıdalar içinde de ayçiçeği, havuç, patates, kuru yemiş, maden sularında diğer gıdalara göre daha yüksek radyasyon bulunuyor.
   
Düşük düzeyli radyasyondan korkulmaması gerektiğini, hatta bunların vücut için ihtiyaç olarak bile nitelendirilebileceğini kaydeden TAEK uzmanı, ''Toprakta bulunan her şey bizim vücudumuzda da var. Bu zararlı radyasyon değil ama radyoaktivite vardır. Bu şuna benzer vücudunuzun demire de ihtiyacı var, çinkoya da. Bunları almanız gerekiyor'' dedi.

RÖNTGEN ÇEKİLİNCE RADYOAKTİF OLUNMUYOR
Hastanede çekilen filmlerin de iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı olduğuna işaret eden TAEK uzmanı, film çektirince radyoaktif olunmadığını ve film çektiren kişinin de sanıldığı gibi etrafa radyasyon yaymadığını belirtti.

TAEK uzmanı, ''Filmler x ışını denilen radyasyonla çekiliyor. Lambadan gelen ışık gibi düğmeye basıldığı zaman ışık geliyor, düğmeye basıldığında da bitiyor. Vücutta birikimi söz konusu olmuyor'' diye konuştu.
   
Nükleer tıpta vücuda verilen radyoaktif maddeler nedeniyle hassa belli bir süre dışarıya çıkarılmıyor, hatta bu kişilerin idrarları, dışkıları bir süre korunuyor, zararsız seviyelere çekildikten sonra da atılıyor.

YAPAY RADYASYON KAYNAKLARI
Yapay radyasyon kaynakları, insan yapısı yapay radyasyon kaynakları x ışınlarının ve nükleer reaktörlerin keşfinden sonra insanlığın hizmetine yaygın olarak sunuldu.
   
Yapay radyasyonun fabrikalarda, eğitimde, endüstride, tarımda bir çok uygulama alanı bulunuyor. Cep telefonları, elektrikli aletler, fön makinesi, traş makinesi, mikrodalgalar iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynaklarından bazıları.
   
İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun çok net sonuçları olmasa da bazı bilim adamları psikolojik etkilerinden kansere kadar birçok şeye yol açtığını belirtiliyor. Radyasyonun zararları tam olarak tespit edilmediği için bu tür kaynakların minimize edilmesi gerektiğine işaret eden Arıkan, TAEK olarak bu nedenle hava alanlarına konulmak istenen insan görüntüleyen cihazlara izin vermediklerini belirtti. Arıkan alışveriş merkezleri ve havaalanlarındaki güvenlik kapılarının metal dedektör olduğunu ve radyasyon bulunmadığına da dikkat çekti.

YAPAY RADYASYONDAN KORUNMAK İÇİN ÖNERİLER
Yapay radyasyon konusunda araştırma yapan Gazi Üniversitesi Noniyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi'nin elektromanyetik radyasyondan korunmak için önerileri şöyle:
     
''-Kullanmadığınız elektrikli aletleri ya kapalı tutunuz ya da fişten çıkarınız. Çünkü cihazlar ''stand by'' konumunda kaldığı sürece elektromanyetik kirlilik yaratıyor.     
-Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanmaya özen gösteriniz ya da ekran filtresi kullanınız, mümkünse plazma ekran tercih ediniz.     
-Ekonomi (halojen ve flüoresan) lambaları okuma lambası olarak kullanmamaya özen gösteriniz.     
-Dinlendirici bir uykuya geçmek için en ideal koşulun yatak odasında TV ve bilgisayar bulundurmamak veya bu cihazların tamamen kapalı konumda olmasını sağlamak olduğunu hatırlayın.     
-Elektrikli battaniyeyi yatağa girmeden kapatınız.     
-Elektrikle çalışan radyolu çalar saatleri başınızdan mümkün olduğunca uzakta tutunuz, mümkünse pille çalışanlarını tercih ediniz.     
-Güçlü elektromanyetik alanlar pineal bezden melatonin salgılanmasını etkiler. Saç kurutma makinesinin manyetik alanı yüksektir, bu nedenle sürekli kullanmak yerine aralıklarla kısa süreli kullanınız.     
-Yatak odasında başucunuzdaki duvarla komşunuzda bir elektronik aletin bitişik durmamasını sağlamaya çalışınız.     
-Cep telefonlarını sohbet amaçlı kullanmayınız. Cep telefonunuz kullanmadığınız sürede mümkünse kapalı olsun.     
-Cep telefonu kullanımının beyin aktivitesinde etkili olduğu gösteren çalışmalar var. Çocuklarda sinir sistemi ve başın gelişimine devam ediyor olması dolayısıyla, çocukların ve gençlerin yetişkinlerden daha çok risk altında olduğu bir gerçektir. Bu nedenle 16 yaş altındaki çocukların cep telefonu kullanmamaları, kullanmalarının zorunlu olması durumunda ise günde 10 dakikayı geçmemeleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilmektedir.     
-Cep telefonu kullanırken kesinlikle kulaklık kullanınız. Cep telefonunu açıksa kendinizden en uzak mesafeye bırakınız. SAR<1 W/kg olan cep telefonlarını tercih ediniz.     
-Dizüstü bilgisayarlar (LCD ekran) şarjlı kullanıldığında düşük EM alana sahiptir, uzakta şarj ediniz.     
-Fotokopi makinelerinden (yüksek manyetik alan) en az 50 cm uzakta durunuz.     
-Elektrikli tıraş makinesini mümkünse şarjlı kullanmayı tercih ediniz.     
-TV ekranlarından (ön ve arkasından) en az 2 m uzakta bulununuz.     
-Elektrikli daktiloları kullanmadığınızda fişten çıkartınız.

RADYASYONUN YARARI KONUSUNDA BİLİMSEL ÇALIŞMALAR
Bu arada dünyada radyasyonun yararlı olduğuna dair bilimsel çalışmalar da yapılıyor. Örneğin farelerde düşük seviyeli radyasyonla ilgili deneyler sonucunda, farelerin üremelerinin, hastalıklara karşı direncinin arttığı, enfeksiyonların da iyileştiği görüldü.
     
Radyasyonla tedavi yapılan kaplıcalar da çeşitli ülkelerde bulunuyor. Avrupa'da bulunan radon mağazalarında özellikle solunum sistemi rahatsızlığı olan insanlar tedavi görüyor. 
 
http://www.aa.com.tr/tr/radyasyon-nedir-4.html