Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sirera

#240

Jüpiter'in kuşaklarından biri yine kayboldu
Amatör ve profesyonel astronomları bir araya getiren The Planetary Society'nin belirttiğine göre, biri kuzey yarı kürede diğeri güney yarı kürede olmak üzere iki koyu renk kuşağı bulunan Jüpiter'in amatör astronomlar tarafından çekilen son fotoğraflarında güneydeki Ekvatoryal Kuşağının (South Equatorial Belt) ortadan kaybolduğu görüldü.

Jüpiter'in güney yarı küredeki kuşağının, dev gezegen yörüngesinde Güneş'in arkasına geçmeden önce geçen yılın sonunda var olduğunu belirten bilim adamları, bundan üç ay sonra kuşağın yok olduğunu kaydettiler.

Bu garip olayı ilk fark edenlerden "Astro_Bob" diye bilinen gazeteci ve amatör astronom Bob King, Jüpiter'in tek bir kuşakla, sanki Satürn'ün halkasız olması gibi tuhaf göründüğünü söyledi.

Bu alışılmadık durum daha önce de gözlenmişti. Jüpiter her 10 veya 15 yılda bir kuşaklarından birini kaybediyor ya da yeniden ortaya çıkarıyor ve bu durum bilim adamları için hala bir gizem olarak kalmaya devam ediyor.

Kütlesi Dünya'nın 316 katı, hacmi 1500 misli olan ve Dünya'dan 800 milyon km uzaktaki, Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni gaz ve sıvı devi Jüpiter'in yüzeyi yoğun kırmızı, kahverengi, sarı ve beyaz renkli bulutlardan oluşuyor ve açık renkli yerlere bölge, koyu renkli yerlere de kuşak adı veriliyor.

Değişik yükseklikteki kimyasallardan oluşan bu bulutlar içinde en yüksekteki beyaz bulutlar, donmuş amonyak kristallerinden oluşan bölgelerde yer alıyor. Koyu renkli alçak irtifalardaki bulutlar da sülfür ve fosfor bulunan kimyasallardan oluşuyor. Bulutlar, Jüpiter'in hızlı dönüşünden ötürü saatte 500 km hıza ulaşan rüzgarlar nedeniyle kuşakların içinde doğru sürükleniyor.

Jüpiter'in Ay kadar büyük uydusu Europa, evrende bugüne dek saptanmış, Dünya'ya en çok benzeyen gök cismi.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#241
Yazar: Begüm Sırmatel | Mayıs 2010

Kenetlen!

2439 yılında Polaris bölgesine ulaşacağı varsayılan 'Across The Universe' şarkısı; NASA'nın umduğu gibi, uzaylılara barış mesajı vermiş olacak mı? Yoksa bizi her an izliyor olma ihtimalleri hiçe mi sayıldı?



Stephen Hawking'e göre bizim için tehdit oluşturabilecek olan evrimleşmiş uzaylılar, üzerimizde hüküm sürecek mi? Eğer öyleyse tüm kâinatın O'nun huzurunda birleştiği inancını hepten hiçe mi sayacağız?

İntihal budalası olduk sanki iyice. Sevgiden daha etkili gibi görünen ego, kin ve nefretin; sevgi kadar etkili olabileceği doğru değildir. Sevgiyi içimize gömüp, paylaşmadıkça çoğalan çürük hücrelerdir bizi tehdit eden. Her bir hücrenin besini sevgiyken, içeride her bir hücremiz bizi temsil edecekken, türüne en yazık eden olduğumuzu düz duvarlara çarpmadan fark etmeli!

Aramızda açık şuurlu olanlar acilen örgütlenmeli! Sevgi vibrasyonlarıyla aşılmaz bir geçit örüp, sevginin gücünü tüm hücrelerimizi dans ettirerek tüm kâinata sergilemeli!



Zamanın Evrilmesi ve Nihayetinde Devrilmesi!

Her şey bir soru işaretiyle başladı.

Boş bir levha değildim işlenmeye hazır,

Fakat tamamen insiyaki idi hayatta duruşlarım.

Ne var ki farkındalık zamanı gelince güzeldi,

Güzelcecik beynimiz bilinçlenmeyi beklesindi.

Yaşamaktan korkmamak için bilmekle yoğrulsundu,

Düşük frekanslıların elinden tutmaktı hayat,

Bencillik kendini aşana kadardı.

Maneviydi tüm sorumluluklarım,

Diğerlerini çoktan elemiştim,

Yörünge kaydıkça zaman hızlandı,

(Bir birim değildi artık zaman)

Hızlandıkça savruldum,

Evrimlerle yoğruldum.

Tüm enerjileri sindirebilmekti hayat,

İyinin de kötünün de elinden tutabilmek,

Tüm zıtlıklar birbirini gösterdiği için güzeldi!

Hala yürüyorum...

İNDİGO DERGİSİ
 

Alemtac

#242
Onlar akıllı, deli ben miyim yoksa? "Geleceği Önceden Biliyorum!"

Sultan Tarlacı tarafından yazıldı   
Salı, 25 Mayıs 2010 15:57


Çocukluğumdan beri, belki yetiştiğim çevreden kaynaklanan paranormal anlatılara hep ilgiyle bakmışımdır. Zamanla bu ilgi, bilimsel olma çabasından da kaynaklanan bir şüphe ile süslenmiştir hep. Anlatılan "cin çarptı, muska, önceden rüyasında gördü, mezarında ateş görüldü, at üstünde zırhlı ve elinde mızraklı adamlar gördüm..." gibi şeylere hep şüphe ile ama bir o kadar da ilgi ile baktım. Bu tür hadiselere ilgi insana bir kez yapışınca, çok kolay yakasını bırakmaz. Yıllar içinde değişik versiyonları kafanızı kurcalar. Nöroloji asistanlığı sırasında, bütün asistanlar, uzun bir süre psikiyatri kliniğinde tecrübe kazanmak için giderler. Bu ayrılmaz iki kardeş olan psikiyatri ve nöroloji arasında bağın aslında ne kadar sıkı olduğunu bir kez daha insana hatırlatır. Benim de, psikiyatri kliniğinde çalışmaya gittiğimde, ilk verilen hastam, mesleği diş hekimi olan bir erkek hastaydı. Yaşı sanırım 25 civarındaydı ve normal dışı inançları vardı. En belirgini de, göbeğinin hemen altından çıkan bir ışık huzmesi ve onun belinde, omuriliğinde de olan yansımasıydı. Geçmiş bilgilerimde, "ya bu hasta şu şakra denen şeyi görüyor ve anlatıyor, tam yeri burası ve doğu mistiklerinin de tarif ettiği gibi anlatıyor" düşünmeme rağmen, bunu psikiyatri uzmanımıza ve de hocamıza hiçbir şekilde açmadım. Çünkü aklıma "yayılan şizofreni veya paylaşılan psikoz" denen bir tanı geldi hemen. Yani bana da "deli" diyebilirler diye düşündüm. Konuyu hiç açmadım.

Yine de, tüm 8 aylık psikiyatri çalışmam boyunca, değişik şizofreni hastalarını veya manik bozukluk hastalarını hep bu gözle de izledim. Uzaylı görenler, TV'den ses işitenler, kendisinin Napolyon ve İsmet İnönü olduğunu söyleyenler, neden olduğunu bilmeden sürekli intihar ve ölme isteği saplantısı olanlar, gelecekten bilgi alanlar, kıyamet kopacak öngörüsü yapıp uyaran Mesihler... Bunlar içerisinde, UFO gördüğünü ve uzaylılardan mesajlar aldığını söyleyen hastalar hep kafamı karıştırırdı: "Ya böyle bir şey gerçek olamaz mı? Bilim insanları dünya dışı yaşamı araştırıyorlar ve hakikaten şizofrenili tanısı alan hasta, hassas ya da farklı bir beyin yapısı ile hakikaten böyle bir mesaj alıyor da bunun altından kalkamıyor ve kişiliği çatlıyorsa." Ama yok... Bunlar hastaydı. Çünkü kendilerini sosyal yaşamdan çekmiş, sosyal ilişkileri bozulmuş, gerçeklikle bağlantıları kopmuştu! Sonuçta DSM tanı kriteri var ve "zamanın ihtiyaçlarına göre ayarlanmış". Gelecekte, mesela 3200 yılında uzaylılarla bir araya gelirsek, uzaylı psikozu olan kişiler için ölçütler değişebilir ama 2000'lerde bu tür söylemleri olanlar ancak şizofreni hastaları olabilirdi.

Aşağıda örnekleri verilen vaka örnekleri gerçektir ve bir dereceye kadar hepsi "deli" tanısı almaktan korkmuşlardır. Kişisel deneyimlerime göre bu tür olgularda bir şekilde beyin nöral ağlarında bir farklılık var ve bu farklılık onları sıradan bizim gibi insanlardan farklı kılmakta ve algı aralıklarını genişletmektedir. Görme duyumuz, ses işitmemiz ve diğer duyularımız hep bir frekans aralığındadır ancak bazı normal dışı yeteneği olan kişilerinki muhtemelen bu algıların dışına ulaşmayı başarmaktadır.

Bazı insanlarda elimizdeki bilgi ile açıklayamadığımız bir tür normal dışı ve para normal yetenekler vardır. Bunlar henüz bilimin kapsamı içinde incelenmese de, sadece parapsikoloji denen bir çöplük bilimi içinde ele alınsa da, anekdotsal olarak anlatılan, gazete haberi olan kişiler vardır. Geleceği önceden bildiğini, kaşık büktüğünü, uyku sırasında komşusunun evine gidip mutfakta neler olduğunu en ayrıntısına kadar anlatabilen kişiler duymuşuzdur. Daha da ilerisi karşısındaki kişinin zihninden geçenleri okuduğunu iddia eden kişiler vardır. Bunların çoğunluğuna halk masal ve öykü olarak bakarken, akademik ortamdakiler bu olaylara, "deli saçması" olarak bakmaktadır. Ama bu makalenin yazarına göre, bazı ve belki de birçok şizofreni hastası, aslında bu tür normal dışı algının yükü altından kalkamayan ve "kişiliği bölünen" insanlar. Bu yükün altından kalkanlar ve bu normal dışı algı ile başa çıkabilenler ise ya iyi bir falcı veya medyum olmaktadırlar.
Aşağıdaki vaka örnekleri gerçek kişi öykülerdir. Hiç birisi "deli" tanısı almamıştır ve bu yetenekleri ile yaşamayı başarmaktadırlar. Arada kendilerinde "bu nasıl bir şey" diye soruyorlarsa da yine de bu yetenek henüz onların kişiliklerini çatlatmamıştır.

Deprem Öncesi Panik Ataklar!
Gecenin bir vakti aninden uyandı ve kalbi pır pır atıyordu. Sanki yerinden çıkacak gibiydi. Ardından boğazının kuruduğunu hissetti. Yutkunamıyordu adeta. Yutacak tükürüğü bile yoktu. Bir an için nefes alamadığını hissetti. Boğuluyormuş gibiydi. Hava yetmiyordu. Sık sık nefes almaya başladı. Bir nefes, bir nefes daha... 3-5 dakika sonra elleri ve parmakları uyuştu. Sonra dudaklarında da uyuşma başladı. Bu aslında onun için ilk değildi. Daha önceki büyük yıkım yapan, ölümlerin olduğu depremlerde de bu şekilde uyanmıştı kaç kez uykusundan. "Yine deprem mi olacak?" bile düşünemeden ölüm korkusu, kaygı ve boğulacakmış hissi her şeyi örttü. Kalktı, odada turladı. Ayağı yere değer değmez, sağ ayağının üzerinden, yukarı doğru çıkan elektrik benzeri titreşim hissetti. Daha önceki büyük depremlerde de aynısını hissetmişti. Hava hala yetmiyordu. Pencereyi açtı. Ama yok rahat edemiyordu. Bu kadar korku içerisinde, ilginç olarak cinsel istek artışı, kendi deyimi ile "çiftleşme isteği" oluşuyordu. Bunu neden hissettiğine hiç anlam veremiyordu. Bu kadar korku ve kaygı içerisinde nasıl böyle bir istek olabiliyordu. Korku ve kaygı, kaçma isteği, bir şey olacakmış korkusu arttı, arttı... "Acil servise gideyim bari yoksa geçmeyecek" diye düşündü. Üzerini hızlıca giydi ve en yakın hastanedeki acil servise gitti. Hemen acil servis hekimine yaşadıklarını anlattı. Ama ona her büyük deprem öncesi bu tür ataklar yaşadığını söylemedi. İnanır mıydı acaba? Kendisi eğitimli, üniversite bitirmiş jeofizik mühendisi diploması olan birisiydi ama kendinin de anlamakta zorlandığı şeyi nasıl söylerdi... Ya da "sen delisin, öyle şey mi olur? Bu bas bayağı panik atak!" mı derdi acil doktoru. Hiç bahsetmedi. Kalçadan bir iğne yaptılar. "Bu panik atak, iğne ile rahatlarsınız, uyursunuz geçer" Eve gönderdiler. Biraz rahatlamıştı. Eve geldi, sabaha kadar deliksiz bir uyku uyudu. Ertesi gün uyandığında, hala gecenin etkisindeydi. Bekliyordu, büyük ve yakın bir deprem. Tam 24 saat sonra Kocaeli-İzmit depremi oldu ve binlerce kişi öldü...

Gerçekleşen Halüsinasyonlar!
Değişik zamanlarda, anlık, saniyelik görüntüler gözünün önünden geçiyordu. Evinin yakınından geçen tren yolunda mı ne en son, aniden birden, çok kısa süreli bir görüntü gördü. Eskiden beri olan bu görüntüler, çok anlık, belli belirsiz, kendiliğinden ortaya çıkıyordu. Bu görüntü de onlardan birisiydi: "Bir ana hat treni, mavi kasalı bir kamyona çarpıyordu!" Bu herhangi bir kamyona çarpma değildi, mavi kamyondu! Bu görüntülere alışıktı ama yine "deli" damgası yerim korkusu ile bundan kimseciklere bahsetmiyordu. Eşinin bile bundan haberi yoktu. Bir tren kazası olacak diye düşündü. Bu kısa süreli görüntü algısından sonra 20 ya da 24 saat geçti, Kayseri-Sivas arasındaki demiryolunda tren, tam tamına, hem kasasının içi hem de dışı mavi olan bir kamyonu ezdi geçti. İçindeki 3 kişi epey sürüklendikten sonra öldüler. Bundan da kimselere bahsetmedi. Daha sonraları da birçok toplumsal afeti ve bazen de kişileri ilgilendiren kaza gibi kötü olayları çok önceden gördü. Arada deprem kaynaklı panik ataları da yaşadı ama psikiyatristlere hiç işin diğer yönünden bahsetmedi. "Ne oluyor bana? Allah Allah! Deliriyor muyum?" diye kendi kendine sormaya başladı.

Hala büyük depremler öncesi aynı tabloyu yaşar. Küçük depremlerde ise ayağında bir hat boyunca sızlanma hisseder. Ama her büyük deprem öncesi panik tablosuyla her acil servise gittiğinde, hala doktora "deprem olacak, deprem öncesi bende böyle oluyor!" diyemiyor. Çünkü deli denmesinden korkuyor.

Zaman içinde başka öngörülerde de bulundu. Mesela, 22 Aralık 2009'da "Hava karanlık gibi... ama gece değil... havadan gri iri kar gibi ya da yanardağdan çıkan tüf gibi bir şeyler yağıyor... gri renkli kara da benziyor ama taş mı kül mü anlayamadım..." Daha sonra ise 14 Mart 2010'da; "Bir krater ağzı.. tepeden yandan bakıyorum... hava sakin, hafif karanlık... kapalı... birden kraterden lavlar püskürmeye başladı! yer... bilemiyorum... ama soğuk ve karanlık bir dağ... ürkütücü... sanırım bir yanardağ patlayacak! kutuplardayım... her yer buz kütleleri ile kaplı... yakıcı bir soğuk... iki kara parçası var buzulların arasında... hareket ediyor, kayıyor... orada olmak hoşuma gitmedi... neler olduğunu anlayamadığım tuhaf hareketler vardı..." 21 Mart 2010, Sadece bir hafta sonrası... İzlanda'da Eyyafyallayöküll buzulu altındaki yanardağ, tam 190 yıl sonra gece yarısı püskürmeye başladı. Ve sonra yanardağ külleri, anlayanlarına başına düşecek kadar yakına geldi.

Parapsikoloji Ne Diyor?
Parapsikoloji bilimsel yöntemi ve uygulaması tartışılan birçok konuyu inceler. Bu alanda biliminsanlarından çok şarlatanların sesi çıkar. Toplum önünde genellikle popüler olmaları nedeniyle şarlatanlar bulunur. Biliminsanlarının sesinin az çıkmasından dolayı yanıtlardan çok sorulardan oluşan bir konudur. Parapsikoloji, tıpkı metafizik gibi kenarda olan ve tam bilim olarak olgunlaşmamış bir çalışma alanıdır. Kelime anlamı olarak psikolojinin ötesinde, ardında, kenarında bulunan manasındadır.

Parapsikoloji başlığı altında, durugörü (clairvoyance), telepati, psikokinezi, öngörü (precognition, promonition) sayılabilir. Bunlar içinde durugörü; farklı zaman ve mekânlarda oluşan olaylarla ilgili bilgiyi, normal insanlardan farklı olarak bilebilmek, hissedebilmedir. Telepati, toplumda daha iyi bilinen bir kavramdır ve düşünce iletişimi, bir zihinden diğerine doğrudan içsel deneyime ait bilgi iletimi olarak tanımlanır. Öngörü ise, gelecekte olabilecek olayları, zamanı gelmeden önce, belli bir eğri içinde kalarak gerçekleşme zamanını da doğru olarak tahmin edebilmektir. Bu nedenselliğe karşı çıkar ve "etki"nin, "neden"inden önce olduğu anlamına gelir. Nötr gelecek algılarına prekognisyon, tehlikelerin önceden algılanmasına ise promonition denir.

Birçok bilimci ve felsefeci, açık ve net bir şekilde parapsikolojiyi bilim olarak kabul etmezler. Bilim olarak kabul edilmemesinin nedeni; belirli temel bilimsel varsayımları ihlal etmesi, tekrarlanabilir deneyler üretememesi, deney üretse bile ortaya çıkan sonuçların bilimin diğer temel ilkeleriyle çelişmesi, ortaya çıkan etkilerin nasıl ya da niçin ortaya çıktığına dair tutarlı bir teori oluşturulamaması ve belki de en önemlisi "gizli bilim" ile ilişkili olmasıdır.

Gelelim konumuza. Durugörü (İngilizce, clairvoyance), duyu dışı algılama (extra sensory perception, ESP) veya uzaktan görü/uzaktan hissetme adı verilen durumda bilinen duyu araçları ve organları (göz-kulak-dokunma...) kullanılmadan, zaman ve mekânla sınırlı olmayan uzak yerlerden bilgi edinmektir. Bazıları buna 6. his adını da verirler. Ya da sezgi, malum olma denir. Halka mal olmuş kelimelerle ise medyum ya da falcı da dense de kısmen farklıdır bu kavramlar. Durugörü, en basit tanımla, normal duyularla ulaşılamayan bilgiye ulaşmaktır. Zamandan bağımsızdır: geleceğe, şimdiye ve geçmişe ait olabilir. Aynı zamanda da yerden bağımsızdır. Buradaki tek sorun, görülenlerin ya da algılananların, normal duyu organlarımızla alıştığımız tarzda net ve canlı olmamasıdır. Daha uçucu, daha soluk olabilmesidir. Durugörüde, çoğunlukla soluk, kısa süreli hızlı geçen, puslu görüntüler görülür. Buna eşlik eden, diğer duyumsal algılar da olabilir: tad, koku, işitsel algılar... Durugörü esnasında bazı kişilerde kaygı, korku, terleme, nabız yükselmesi, bulantı, akatizi benzeri huzursuzluk, neşe gibi değişik duygu halleri ortaya çıkabilir. Görüntüler ve bu hisler bazen rahatsızlık verici olabilir ve kişide psikolojik sorunlara neden olabilir. Hatta kişiliğini çatlatabilir. Önceden olacakları bilmek her insan için pek kolay olmasa gerek.

Bilim Ne Diyor?
Newton'un klasik 400 yıl önceki fiziği hiçbir şekilde, olmayan geleceğin önceden bilinebileceğine imkan vermez. Ancak, görelilik kuramı ve kuantum fiziği buna bir kapı aralamıştır. Ancak bilimde anlaşılmayan bir direnç var bazı normal dışı konularda. Parçacık fiziğindeki, omega minus parçacığı, 200 bin deneme yapıldıktan sonra sadece birinde tespit edilmiş ve bütün parçacık fiziği kitaplarında omega minus parçacığı vardır diye yer edinmiştir. Bilimin esas işi, insanların değer anlayışlarına burnunu sokmak olmasa da, bilim "eğer öyleyse o zaman..." türünden önermeler yapmalıdır. Ancak, atom altı parçacıkların davranışlarının tespit edildiği mikrofizik teknolojilerine rağmen neden bu garip önceden bilmelerin ölçülemediği ilginç bir sorudur. İyi bir kuram fenomenleri açıklamalıdır. Oysa konuyla ilgili elimizde iyi bir kuramımız şu ana kadar yoktur.

Gelecek öngörüleri, yere-zamana ve mekânsal uzaklığa bağlı olmayan bir etkidir. Bunlar aynı zamanda kuantum mekaniğinin de özellikleridir. Bu özellikler, özellikle Einstein-Podolski-Rosen deneyi ile ortaya konulmuştur. Bir sistemi oluşturan parçalardan biri üzerinde yapılan bir ölçüm, diğer parçası üzerinde, uzaklıktan ve zamandan bağımsız etki yapar. Aradaki uzaklık santim ya da ışık yılları uzaklığında olabilir. John Bell (1964) ve Alain Aspect (1982) bu düşünceyi matematiksel ifadelerle sınırlamayıp deneylerle de bu uzaktan etkiyi doğruladılar. Bu etkileşim atom altı parçacıklar için kesin olarak ortaya konulmuşsa da makroskobik olan kaşık ve beyin için nasıl bir etki oluşacağı belirsizdir. Ancak, kuantum sonuçları, metrelerce ve hatta ışık yılları boyunca yayılabilirdir.
19. yüzyılda Newton (klasik) fiziğin yasaları ideal, nesnel ve eksiksiz bir bilginin ifadesi olarak kabul ediliyordu. Ancak, bugün klasik fizikteki bilgilerle normal dışı fenomenleri açıklamak imkansızdır. Dolayısı ile bizim imdadımıza koşacak tek şey, en azından bugün için, kuantum mekaniği ya da fiziğidir. Kuantum tanımlamaları, alışageldiğimiz klasik kuramlardan kökten farklı olmalarına karşın çok kesindirler. Kuantum mekaniği, nesnel, makine benzeri bir çalışmadan ziyade, öznellik ve bilinci göz önüne alır.

Kuantum mekaniğinde gözlemcinin bir şekilde "katılımcı" olması kabul edilebilir bir şey ise bunun farklı yansımalarının da ortaya konulabilmesi gerekir. Çağdaş ve akıllı, Nobel ödüllü fizikçilerin ortaya attığı, akla ve sağduyuya karşı gelen, sağduyumuzu törpüleyen kuantum mekaniği görüşleri düşünüldüğünde, Öngörmek akıldışı ve mantıksız olarak niteleyip bir kenara bırakmak anlamsızdır.

Hem kuantum fiziği hem de parapsikolojinin ortak yönü insan bilinci, bilincin doğa üzerinde etkisi olup olmadığıdır. Bir nörolog olarak, bilimin eğitimini alan birisinin parapsikoloji ile ilgilenmesine hoş bakılmaz bilim camiasında. İnsana "deli" denme riski olan bir alan. Çünkü parapsikoloji demek medyumlar demek, hayaletler demek, ruh demek. Bunlar tabi bilimin ilgi alanında değil ama parapsikolojideki özellikle uzaktangörü, durugörü ve telepati dediğimiz durumlar doğrudan bilinçle ilgilidir.

Öngörü: Yanılsama mı Gerçek mi?
Bunun yanında, bu tür olayları "ben önceden gördüm, aaa bildim, aaa bildi" denmesine her zaman aldanmamak lazımdır. Genel olarak, olaya şüphe ile bakmalı ama paranoyak da olmamalıdır. Çünkü tehlike sezgisi birçok bilimsel çalışmada gösterilmişse de bazı, "öngördüm, ben görmüştüm zaten..." deme durumları başka nedenlerden kaynaklanabilir.
Bunlardan en önemlisi, "bilişsel taraf tutma" denen şeydir. Kişiler ve hepimiz, birçok önemsiz olayı unuturuz. Ama dikkate değer "önemli ve de toplumsal, bireysel tehlike" durumlarını seçici olarak ve güçlü şekilde hatırlamaya eğilimliyizdir. Bu beynin bir özelliğidir. Örneğin, birini düşününce sizi arayabilir. Bunu bir rastlantı olarak hep çok iyi hatırlarsınız ama geçmişte, düşündüğünüz ama sizi aramayan yüzlerce kişi olmuştur, onları hatırlamazsınız. Yanı, algıda seçicilik bir yanılsama yaratabilir.

Diğer bir durum, "gizli bellek/cryptomnesia" veya "bilinçsiz algılama" denilebilecek durumdur. Hepimiz aslında, oradan ya da buradan, değişik kaynaklardan, gelecekteki olaylar hakkında çıkarım yaptırabilecek bazı bilgiler biliriz. Bunlar bizim bilincimizin ve belleğimizin derinliklerinde saklanırlar. Orada biz fark etmeden işlenirler ve bir gün bilinç düzeyimize ulaşarak, gelecekteki bir olayı önceden "olacak" şeklinde anlatırlar.
Bunların dışında kalan şey ise, doğrudan ve gerçekten tehlikeleri öngörmek, önceden bilmektir. Örnekleri sadece yukarıdaki vaka ile sınırlı değil, birçok anekdotal örnekleri vardır. Aynı zamanda da kendimizin başına benzer olaylar da gelmiş olabilir. İşin ilginç yanı, psikiyatrinin kutsal tanı kitabı olan DSM içinde, bu duruma uygun bir tanı kodu da yoktur. Hatta onların algıladıkları, bazen ne kod sistemlerine ne de dildeki kelimelere dönüştürülemiyor. Kelimeler yetersiz kalıyor.

Bu makale birçok psikiyatristin şizofreni hastalığı tanısı koyarken kafalarını biraz karıştıracaktır. Zaten, "acaba?" soru işareti oluştursun diye yazıldı. Ancak, bu olaylara "deli saçması" gözü ile bakanlar için, yazarın alacağı tanı, yazar tarafından DSM-IV TR ölçütlerine göre normal dışı yetenek olmadan öngörülmüştür: 295.9 veya 295.40.

KUANTUM BEYİN : : NÖROKUANTOLOJİ
 

Moderator

#243
EKİN ÇEMBERİ VE VİZYON, BOYUTLARIN BİRLEŞMESİNİ ONAYLIYOR   


8 Mayıs 2010 – Mesaj Sedona, Arizona'da Willaru Huayta ve Aluna Joy ile yapılan bir seremoni çemberi sırasında alındı.

 

Sedona, Arizona'da kırmızı bir kayanın üzerinde bir grup eski ve yeni dostlarla birlikte yaptığımız bir seremoni çemberi sırasında, yeni dünyanın doğumu ve boyutların şimdi nasıl birleşmeye başladığı ile ilgili bir mesaj aldım. Maalesef mesajı kaydetmedik, aldığım şeyi hatırlamak için elimden geleni yapacağım.

 


Grubumuz bir çember oluşturdu ve hemen herkesin kalbinden yayılan ve çemberimizin merkezinde birleşen kalp kordonlarını görmeye başladım. Kordonlarımızın hepsi birbirine dolanan bir dokuma gibi örgü oluşturmaya başladı. Bu birleşik kordon yükselmeye başladı ve sonra ışıklı bir deniz anası gibi açıldı. Bu bizim kollektif ışık bedenimizdi. Çok güzeldi. Aşağıya dökülen ışık dokunaçları tüm Sedona boyunca Dünya'ya demirlendi. Bu ışık kordonlarının demirlendiği noktaların çok özel bölgelerde olduğu görülüyordu. İlk önce seremonimizin sadece Sedona'da ışığı demirlemek ile ilgili olduğunu düşündüm, ama hızla vizyon büyüdü.

 

Kalplerimiz tarafından yaratılan ışık beden o kadar çok büyümeye başladı ki, atmosferimiz ve dış uzay arasındaki yere ulaştı. Dünya ve atmosferi bu ışık şemsiyesi tarafından tamamen kuşatılıyordu. Işık kordonları tüm dünyada demirlenmeye başladı. Birbirimizin farkında olmasak bile, tüm dünyadan birçok insanın burada Sedona'da yaptığımız şeye yardımcı olduğu görünür olmaya başladı. Işıkişçilerinin kalp merkezlerinden çıkan bu kordonların hepsi Dünya'ya demirlendiğinde, daha derinlere Dünya'nın çekirdeğine inmeye başladı. Bu noktada, bu kordonların hepsi bir tohum veya dev bir yumurta gibi görünen bir yerde yeniden birleşti. Bunun yeni dünyamızın embriyosu olduğunu kavramaya başladım. Kalp merkezlerimizden yayılan sevgimiz, pozitif niyetlerimiz ve yaratıcı gücümüz bu embriyonun döllenmesi şeklinde rol oynuyordu. Ayrıca bu embriyonun yumurtadan çıkmak üzere olduğu görülüyordu. Dünya'nın bize gereksinimi olduğu çok açıktı, ama bizim de Dünya'ya gereksinimimiz vardı. Bu kutsal sembiyotik bir ilişkiydi.

 

 

 

Daha fazla anlamak için bu yumurtayı/tohumu/embriyoyu incelemeye başladım. Işık bedenin ve ışık kordonlarının Dünya'nın merkezine, bu embriyoya gittiğini görebiliyordum. Ama ışık kordonları orada durmadılar. Dünya boyunca tüm yolu geçtiler ve çember şeklinde tekrar geriye döndüler. Bu noktada, dünya bir tüp torusa benzedi. Tüp torusun ne olduğunu bilmiyorsanız, bu dev spirallenen kozmik bir simide benzer. Embriyo simidin merkezinde idi.

 

Embriyoya tekrar baktım ve onun iki yere bağlandığını gördüm... iki göbek kordonuna benzer şekilde. Bir yerde, şu anda içinde bulunduğumuz dünyaya bağlıydı. Simidin aksi yönünde, yeni dünyaya bağlıydı. Merkez noktası bu embriyo idi. İçinde bulunduğumuz dünyanın, yeni dünya tarafından emilmeye başladığını gördüm ve yeni dünya içinde olduğumuz dünya tarafından emiliyordu. BİR oluyorlardı. Yumurta çatlamaya başladı.

 

Yıldız Büyükleri bunun yeni dünyayı tezahür ettirmemize doğru bir başka adım olduğunu paylaştılar. Bu dev bir dönemeç noktasıydı. Onlar ayrıca bu birleşmenin etkilerini yakın zamanda görmeye başlayacağımızı ve bunun tamamlanmasının birkaç ay süreceğini paylaştılar. Güçlü bir şeyin bizleri ve dünyayı değiştirdiğini bilerek çemberimizi tamamladık, ama hangi derecede değişmiş olduğumuzu bilmiyorduk. Birkaç gün sonra bu görülebilir hale geldi.

 

Daha sonra, 8 Mayıs'ta (seremoni yaptığımız gün) olağanüstü, çoklu güneş  patlamalarının olduğunu keşfettik. Bu insanların tedirgin ve telaşlı olmalarına neden olabilir ve dönüşümü yoğun şekilde hızlandırır. Güneş patlamaları, yeni kalıpların ortaya çıkabilmesi için artık gerekli olmayan eski kalıpları parçalayabilir. Bu bizim aynı anda hem hiper hem de tükenmiş hissetmemize neden olabilir. Ayrıca teknolojide hasara yol açabilir. Bilgisayar ekranımı kaybettim.

 

8 Mayıs akşamı, bu vizyonu gerçekliğe demirleyen mucizevi başka bir şey gerçekleşti. İngiltere'de Stonehenge yakınında, gece bir ekin çemberi ortaya çıktı. Ertesi sabah bize sevgili dostlarımız tarafından bildirildi. Ekin çemberi o gün gördüğümüz vizyonu doğru şekilde tanımlıyordu. Ekin çemberi, büyük merkezi bir çemberde yolculuk yapan iki adet spirallenen boyutu gösteriyor... tüp torusa/simide çok benziyor. Bu, Sedona'da yaptığımız şeyin çok daha büyük küresel bir aktivasyon ile bağlantılı olduğunun bir başka kanıtıydı.

 

Bu yeni aktivasyonun birçok semptomlarını fark etmeye başladık. Zaman ve mekan, önce olduğundan çok daha fazla kararsız şekilde yalpalamaya başlıyordu. Zamanın izini kolayca kaybettiğimiz görülüyor. Gün ortadan kayboluyor. Çok iyi uyumuyoruz. Geceleri yatakta çok fazla dönüp duruyoruz. Birçok olağandışı rüyaları işitiyoruz. Enerji düşüklüğünü izleyen dev güç dalgalarını hissediyoruz. Birçok bulantı, beden ağrıları ve acıların raporları vardı. Birçok insan derin keder hissetti. Bazıları suda yürüyorlarmış gibi hissetti. Başkaları, gece gözlerini kapattıkları zaman, her şeyin dönmekte olduğunu söylediler. Görsel rahatsızlıklar, iç kulak sorunları, boğaz ve tiroid sorunları, soğuk ayaklar (dünyalar arasında olmaktan) ve hatta dil kuruluğu semptomu bile vardı. Bu semptomlar burada Sedona'da hafifliyor, ama tüm dünyada hızla yayıldığı görülüyor.

 

http://www.kachina.net/~alunajoy/news05-2010.html

 

(Çeviri: Saffet Güler)

 

http://www.kosulsuz-sevgi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=795&Itemid=825
 

Moderator

2010 – Donusum Yili: Astrolojik bulusmalar bilincte kuantum sicramayi isaret ediyor olabilir

 
Silvan Zulle
 
Bana tekrar tekrar 2012 yilinin astrolojik perspektiften olaganustu bir seyler gosterip gostermedigi soruluyor. 21 Aralik 2012 gununun astrolojik haritasi Maya takvimine uygun olarak bize ozel bir sey sunuyor mu? Yanit hayirdir ve bu olaganustu bir seyler bekleyen bazi insanlar icin hayal kirici olabilir! Ancak astrolojik bakis acisindan insanligin gelisimi yorumlandiginda, belirleyici olabilen daha uzun bir zaman periyoduna bakmak zorundayiz. Ve burada, 2008 ve 2015 arasindaki periyodu icine alan birkac cok onemli astrolojik isareti buluyoruz. Benim gorusume gore, bu tur bir zaman cercevesi cok daha fazla anlam ifade ediyor – ayrica Maya takvimini anlamaya calistigimiz zaman. Zaman periyodu bir tur surecte olusan yeni bir enerjinin gelisimidir ve sadece tek bir gunde degisen bir sey degildir – Maya takvimi ile ilgili anlayisim da bunun gibidir. Bu nedenle Mayalarin 'Uzun Sayim' takviminin ne ile ilgili olabilecegi fikrini elde etmeye calisinca birkac yillik zaman cercevesine bakmak cok anlam ifade eder.

 
Ama bu ozel zaman ile ilgili astroloji bize neler anlatiyor? Aslinda bu zamanin degisimler, krizler ve her turde yeni yapilar ile ilgisi oldugunun bircok ipuclari var. Bize icinde yasadigimiz bu ozel zaman periyodu ile ilgili bircok gostergeler veren bazi astrolojik vecheleri isaret etmek istiyorum ve 2010 yili onemli bir yil olabilir ve 2010'da gerceklesen seyler gelen yillar uzerinde onemli bir etkiye sahip olabilir.


 
Oglak Burcundaki Pluton (2008 – 2024)

 
Pluton 2008 sirasinda Oglak burcuna girdi ve yaklasik 16 yil orada kalacak. Pluton altdunyanin tanrisidir ve onun iliskili oldugu tek ana sey donusumdur. Gelen yillarin her turde degerlere bakis seklimiz ile ilgili olduguna inaniyorum (deger konularinin farkli veya yeni anlayisi). Bu gorus dramatik degisimler gorebilir. Bircok astrolog Oglaktaki Pluton periyodunun bu dunyanin finans sistemini etkileyecegini kabul etti - ki aslinda etkiledi ve hala etkiliyor - cunku Pluton'un borclar ve borcluluk ile ilgisi vardir.  Toplum, siyaset, finans dunyasi, aile formlari, okul sistemlerinde herhangi turde donmus veya belirlenmis formlar ve yapilar cokebilir ve yerine yeni yapilar gelebilir. Ancak tum bu yeni yapilar icin toplumumuza artik hizmet etmeyen bircok eski seyler oncelikle olmelidir. Bu bir tur plutonik surectir ve tum insanlar bundan hoslanmayacaktir – ozellikle hala eski dunyadan cikar saglayanlar! Oglaktaki Pluton ile el ele giden bircok vecheyi zaten gormekteyiz, ama bunun birkac yil surecek olan bir surec oldugunu unutmayin.


 
Koc Burcundaki Uranus (2010 – 2018)

 
Mayis 2010'un sonuna kadar Uranus (Kova burcunun yoneticisi) Koc burcuna giriyor ve Haziran'da ona Jupiter eslik edecek. Her iki gezegenin guclu ve aktif Koc burcuna girisi ve onlarin ilgili kavusumu, astrologlarin yakindan ilgilendigi bir seydir. Dahil olan cok fazla Yang enerji var ve bu bazi turde reformlar veya devrimler bile getirebilir. Bunun (her turde) parcalanma ile el ele gitme potansiyeli vardir ve surpriz etki cok buyuktur – Uranus'un iyi oldugu bir konu. Yeni yapilar icin (tekrar – bakiniz yukaridaki Pluton yazisi), bir tur yeni evrensel resmin baslamasi icin buyuk bir sans vardir. Bu cok aktif enerjiyi kontrol etmek o kadar kolay degildir, cok guclu olabilir. Guc (elektrik) bu astrolojik bulusma icin iyi bir metafordur, cunku Uranus'un elektrik ile ilgisi vardir. Uranus sonunda insanliga serbest enerjiyi getirebilir. Yavas hareket eden bir gezegenin zodyagin yeni bir burcuna girmesi cok siklikla dikkate deger bir seydir. Ama Uranus'un birkac yil Koc burcunda olacagini unutmamaliyiz. Bu nedenle her turde olayin aninda gerceklesmesini beklemeyin – ancak Uranus ile bunu asla bilemezsiniz...


 
En Onemli Zirve (2008 – 2015)

 
Temmuz/Agustos 2010 periyodu bu yilin en yogun periyodudur. Eger bir cesit 2012 astroloji haritasi ariyorsaniz, bu aramakta oldugunuz bir sey olabilir! Bunu cok yogun ve zahmetli yapan astrolojik konu, uc gezegen arasindaki ozel bulusmadir; Saturn (Terazi'de), Uranus (Koc'ta) ve Pluton (Oglak'ta). Bu gezegenlerin hepsi onemli burclardadir ve T – cetveli denilen bir figur veya sekil olustururlar (Uranus Saturn'e karsit pozisyonda ve Pluton ile kare olusturuyor) . Buna en onemli zirve adi veriliyor ve olagan astrolojik perspektiften bu bulusmanin aktif oldugu zaman cercevesi 2009 ve 2012 arasindadir veya 2008'den 2015'e kadar genisletebiliriz. Bu bulusmanin gerceklestigi en son tarih 1930'larda idi (buyuk ekonomik kriz). Astrolojik olarak konusursak, bunun bircok etkilerini zaten hissedebilmemize ragmen, 2010'un yaz aylari sirasinda yogunluk cok fazla artabilir. Bunun nedeni diger gezegenlerin bu figure katilacak olmalaridir (ornegin Mars, Venus ve Jupiter).

 
Temmuz ve Agustos 2010 insanlik icin belirleyici olan bir zaman penceresi olma potansiyeline sahip. Olaylar yogunlasiyor ve cok fazla baski var. Istikrarli olma izlenimi veren bircok yapilar istikrarsiz hale gelebilir ve dagilabilir ya da cokebilir, ornegin (dunya capinda) ekonomi veya cok fazla borcu olan ulkeler cokebilir. Ancak her turde (eski) yapilar zorlanabilir. Cok daha fazla sayida insan bu tur bir gelismeye dogru gittigimizi veya seyrettigimizi hissediyor. Herhangi belirli seyler kehanet etmek istemiyorum – Mayalar da acik kehanetler ile ilgili olarak dikkatlidir. Ama 2010'un yaz aylari sirasinda olabilecek seyler gelmekte olan yillar icin buyuk etkiler gosterme potansiyeline sahiptir – ilk bakista bu oneme sahip olmadiklari gorunse bile. Ve "dis dunyada" bir seylerin olmasini beklemek zorunda degiliz, bu "icsel dunya"da yarattigimiz ve sonra fiziksel dunyada onemli etkiler gosteren bir seyler olabilir.

 
Boylece Temmuz/Agustos zaman penceresi bilinc ile ilgili bir seyler yaratmak icin iyi bir firsat sunuyor (bilincli kavusum veya armonik kavusum – hangi ismi vermeyi tercih ederseniz).  Yeni yapilari destekleyen bir seyler yaratmak icin buyuk bir potansiyel vardir. Kuantum fizikcilerin soyledigi gibi, sureci gozleyerek birlikte – yaraticilar olma potansiyeline sahibiz. Benim perspektifimden hangi belirli gunu sectiginiz cok onemli degildir. Yukarida tanimladigim enerjiler 2010 yaz aylari sirasinda ve gelecek olan yillarda aktiftir. Diger astrologlarin farkli bir fikre sahip olabileceklerini ve belirli bir gunu - 21 Aralik 2012 – arayabileceklerini biliyorum, ama bu tur belirli bir tarih cok onemli midir? Temmuz/Agustos 2010 periyodunun, bilincli kavusum etrafinda bir seyleri aktive etmek icin iyi bir zaman penceresi olduguna inaniyorum.

 
Silvan Zulle, Isvicre, 4 Nisan 2010

 
Biyografi Silvan Zulle

 
1964'te dogdu, Rita ile evli ve Paloma Marama'nin babasi. Ekonomi okudu ve bankacilik sanayinde yaklasik 20 yil calisti. Derin kisisel bir kriz yasamini tamamen degistirdi ve materyal dunyanin otesindeki bircok seye gorusunu acti. Bugun astrolog olarak calisiyor, insanlari dogaya yonlendiriyor ve insanligin bilinc degisimi ile ilgili konusmalar yapiyor. Maya dunyasina ve ayrica Yeni Zelanda'daki Maori/Waitaha gibi diger yerli uluslara yakinlik hissediyor.



 
www.CommonPassion.org
 
(Ceviri: Saffet)

 

Moderator

#245
Guetemala'daki göçük çok ilginçti, burada derinliği foğraflarda göremiyordum. Ve aslında bunu da merak ediyordum. İşte bununla ilgili -göçüğün derinliği- bir resim buldum internet aramamda ve paylaşmak istiyorum. Gerçekten ilginç bir fenomen:)






Konu ile ilgili haber ise şu:


Agatha kasırgası, başkentin merkezindeki bir semtte 61 metre derinliğinde dev bir krater açtı. Bu dev çukur 3 katlı bir mağazayı yuttu. Çökme sırasında binada kimse olmadığı söyleniyor.

Bilimadamları kraterin nasıl oluştuğunu araştırıyor ancak henüz net bir sonuç elde edilemedi. Dev krater akıllara dünyanın en derin noktası olan Guam Çukuru'nu getirdi. Büyük Okyanus'taki 11 bin 33 metrelik çukur Pasifik plakası ile Mariana plakasının çarpışması sonucu oluşmuştu.

Yüzlerce ev, okul, hastanenin yıkıldığı felaket bölgesinde yüz binlerce kişi evlerini tahliye ederken, komşu ülkeler Kolombiya ve ABD bölgeye yardım yolladı.

Guatemala'da 160 kişinin hayatını kaybetmesine, 100 kişininse hala kayıp olmasına yol açan Agatha tropik kasırgası,El Salvador, Honduras ve Meksika'yı da etkisi aldı. Yaklaşık 125 bin kişinin tahliye edildiği Guatemala'da, binlerce kişinin evsiz kaldığı, binlercesinin de komşu ülke Honduras'a kaçtığı öğrenildi.


http://www.nationalturk.com/guatemala-city-korkunc-dev-delik-2974613
 

Moderator

#246
TUTULMA SEZONU ONUMUZDE



Susan Miller

 

20 Haziran 2010

 

Bu ay yeni bir tutulma mevsimi ile basliyor. Cok yakinda iki tane tutulma olacak, 26 Haziran'da, Oglak burcunda (dolunay) ay tutulmasi ve digeri 11 Temmuz'da, Yengec burcunda (yeni ay) gunes tutulmasi.

 

'Astrology Zone'daki Haziran 2010 ongorumu okumadiysaniz, lutfen okuyun, cunku bu ay gelecek olan ilk tutulma dunya icin oldukca siddetli olarak sonuclanabilir. Eger belirli bir matematiksel aralik icindeyseniz, tutulmayi cok daha kisisel bir sekilde hissedebilirsiniz.

 

Tutulmalar astrolojideki diger fenomenlere benzemezler. Oldukca hizli ve olagandisi sekilde etkilerler. Cogunlukla degisimin katalizoru sizinle veya yaptiginiz herhangi bir seyle ilgisi olmayan, ama yine de gelip yasaminizdaki bazi unsurlari degistiren dissal bir olay tarafindan tetiklenir. Bunun evrenin bizi ayaklarimizin uzerinde ve esnek tutma sekli oldugunu hissediyorum. Ayrica, tutulmalar yeniye yer acmaniza yardimci olmak uzere silip supurmek icin bozulmus veya guncelligini yitirmis durumlari ararlar. Bazi tutulmalar sok edici veya sarsicidir ve diger tutulmalar iyi haberlerin mujdecisidir.

 

Gelmekte olan 26 Haziran tutulmasinin ozellikle kuvvetli bir etkisi olacak, cunku Uranus dolunay tutulmasi ve Gunese keskin bir acida olacak. Ayrica, Pluto dolunay ile bitisirken ve diger gezegenlerle tartisirken, Saturn Uranus ve Jupiter'e karsit olacak. Hepsi birbirlerine 90 derece aci yaparak veya birbirlerine 180 derece dik bakarak kare seklini alacaklar, gokyuzunde bir hac sekli olusturacaklar – bunun stres verici oldugunu dusunuluyor.

 

Yillardir bu kadar uc noktada bir tutulma gormedik. Aslinda, astrologlar 500 yil geriye gittiler ve 26 Haziran'da gerceklesecek olan tutulmaya benzer bir sey bulamadik. Herkesin 26 Haziran'in olaylarini hissetmeyecegini ve bunun onemli bir nokta oldugunu vurgulamama izin verin. Lutfen bazi degisimleri hissedip hissetmeyeceginizi gormek icin Haziran raporumu okuyun. Bir seylerin meydana gelebilecegini bilmenin en iyisi oldugunu hissediyorum, bu nedenle karar vermek zorunda olabilecegim herhangi bir olaya karsilik vermek icin esnek bir programa sahip olabilirim.

 

Bir tutulmanin sonucu olarak ortaya cikan olaylarin, normal yeni ay veya dolunay tarafindan getirilen olaylardan daha fazla agirligi vardir. Gercekte, bir tutulma turbo – yeni ay veya dolunay gibidir – cok daha fazla enerji toplar ve baski yapar ve uc tanenin tek bir taneye sarmalanmasina benzer hissettirir. Tutulma "kaderde oldugu" gorunen bir olayi bile getirebilir. Tutulmalar her zaman beklenmedik yon degisimleri getirir.

 

Tutulmanin sizi etkilemesi icin sizin burcunuza denk gelmesi gerekmez, ama haritanizdaki doguma ait gezegeninizin on – derece araliginda olmak zorundadir. Bu durumda en onemli burcun on derece icindeki dogum gezegenine gereksiniminiz olacaktir: Koc, Terazi, Yengec veya Oglak. Buradan kartinizi goremem, bu nedenle bekleyip gormek akillica olur. Bu kadar one cikan Uranus ile, meydana gelecek olan sey tamamen beklenmedik bir sekilde olacaktir, bos alandan cikip gelecektir, ama sizin icin seyleri sinirlandirabilirim .

 

Ayni burc ailesindeki tutulmalar bir kolyedeki inciler gibi bagli olmaya egilim gosterir. Sanki evren ayni anda cok fazla buyuk haber ile basa cikamayacagimizi kavramis, bu nedenle o parcalara bolunmus gibidir. Bize degismekte olan veya degismesi gereken bir seylerin haberleri veriliyor, ama daha fazla bilgi sonraki tutulmaya kadar gelmiyor, diger tutulmada ilerlemeye hazir olacagiz.

 

Bu nedenle, ipucu icin 31 Aralik'ta gerceklesen ve 15 Ocak'tan sonra gerceklesen seyleri tekrar dusunun, cunku o tarihler bu burc ailesindeki sahip oldugumuz son tutulmalar idi.

 

Tutulmalar, tutulmanin dokundugu yasaminizin tarafinda gercegin parlak isigini parlatir. Cogu zaman, tutulmalar parlak aydinlaticilar olarak davranir, var oldugunun farkinda olmadiginiz bir durumu ortaya cikarirlar. Tutulmalar ayrica buyuk bir yasamsal karar icin katalizorler olarak davranabilirler.  Ayrica bir tutulma altinda, sonunda yakininizdaki bir insanin gercek karakterini anlayabilirsiniz.

 

Tum tutulmalarda, bir seyler sona erer ve baska bir seyler baslar. Bir tutulma periyodu sirasinda, bir kopruden gecip zihin ve kalbin yeni bir yerine ilerliyormus gibi hissedebilirsiniz, ama basladiginiz yere geri donme yeteneginiz olmadan. Baska bir sekilde soylersek, eski hayatinizin bir kisminin kapisi carpip kapanir ve siz esigi gecerken arkanizdan sikica kilitlenir. Tutulmadan sonra eski yasaminiza geri donemeyeceksiniz, ama uzerinde dusunup tasininca artik onu istemiyor olabilirsiniz. Siz buyudunuz ve simdi evrenin sizin icin hazirladigi tum surprizleri ve armaganlari ile gelecekle yuzlesmeye hazirsiniz. Gerekli olgularla donanmis olarak, simdi daha once sizin icin acik olmayan bir gizemi anlayacaksiniz. Evren yeni olan her seyi kucaklamamizi, eski denenmis olan seylere geri donmememizi ister.

 

Yaklasik alti ay icinde bir diger tutulma seti olacak, 21 Aralik'ta Ikizlerin son derecelerinde tam ay tutulmasi (dolunay) ve 4 Ocak 2011'de Oglak burcunda gunes tutulmasi (yeni ay). 21 Aralik tutulmasi Ikizler – Yay'da yeni tutulma serilerini baslatacak. Cogunlukla yeni bir burc ailesi basladigi zaman, eski burc ailesi sona erer.

 

Sizin icin burada yazdiklarimdan cok daha ayrintili olan, ismi "Tutulmalar ile Nasil Basa Cikilir" olan ozel bir rapor yazdim.

 

Bu makale tamamen yeniden yapildi, herhangi bir zamanda herhangi bir tutulma ile basa cikarken goz onune alinacak 28 nokta ile yepyeni bir makale.

 

(CEVIRI: Saffet Guler)






Tutulmalarla Nasıl Başa Çıkılır?



http://www.astrolojist.com/tutulmalar.asp


 

 

 

Moderator

#247
Atlantik Okyanusu'nda başlayan kasırga mevsimi, Meksika Körfezi'nde yürütülen petrol temizleme çalışmalarını olumsuz etkiliyor.


Mevsimin ilk fırtınası "Alex", Amerika'nın Louisiana kıyılarından 50 mil açıkta petrol sızdırmaya devam eden kuyunun bulunduğu bölgeye doğru ilerliyor.

Fırtına nedeniyle, deniz tabanındaki kuyudan sızan petrolü çekmek için kullanılan bir gemi, bölgeye sevkedilemedi.

Çalışmaları koordine eden Amiral Thad Allen, "Fırtınanın beraberinde gelebilecek büyük dalgalar doğal olarak durumu daha da kötüleştirecektir.

Petrol bataklık bölgesine kadar yayılabilir ve bizim için problem büyür. Fırtına mevsimi boyunca potansiyel bir tehlike söz konusu." dedi.

Su yüzeyindeki petrol örtüsünü temizleme çalışmalarına katılan özel balıkçı tekneleri de kasırgaya dönüşmesi beklenen Alex fırtınası nedeniyle demir alamıyor.

İngiliz petrol şirketi BP ise, körfezde işlettiği platformun 71 gün önce batmasından bu yana Amerika'nın güney sahillerine yayılan petrolü Ağustos ayı sonuna kadar durdurmayı planlıyor.





Konu ile ilgili Ekin Çemberi;







Yorumlar için adres:

http://www.cropcircleconnector.com/2010/Walbury/comments.html


Ve Hathor Gezegensel Mesajındaki olasılık senaryoları "göz-önüne" alındığında; durumun sanıldığından da (basına anlatılanların ötesinde) berbat olduğu görülüyor...Gezegeni ve üzerindeki tüm yaşam formlarını onurlandırmayan bir yaşam biçimi sanırım medeniyet sayılamaz ya da beşeriyet...Yıkılacak olan Eski Dünya ve paradigmaları ise ancak, hapishane duvarlarının yıkılması gibi geliyor bana. Her bilincte yansıması bu şekilde olmayabilir, bu anlaşılır bir şey.

Evren çalışır ve herşey yerini bulur; Eski Dünya ve paradigmaları içinde resmen esir durumunda olan, bir ölçüde Evrensel Bilinç taşıyanlar için zor, canacıtıcı bir olay oldu, son BP olayı...Bir başka aşkın/transantal bakış ile de; olması gereken yaşanıyor;  kimse ne bildiğinden vazgeçiyor ne de Dünya'ya medeniyet diye giydirilen deli gömleğinin kendiliğinden değişeceği yok! Sayıları epeyce az olanların da yapacakları pek fazla bir şey yok, Işık İşçileri bağlamında ya da birlikte-yaratan olarak yapılıyor mu? Yüksek Bilinçler ve Evren, Işık İşçilerinin duaları sonucu umulmadık biçimlerde çalışıyor olabilir mi? Bilgi/Işık/Sevgi temelli bir yaşam biçiminin, Dünya gezegeninde yaşanabilir olması için yapılan spiritüel çalışmaların nasıl Evrensel çalışmaya yol açabileceğini bilmek adeta imkansız.


 Nasıl bakılırsa bakılsın, olması gereken Evrensel yasalara uygun olarak olmakta. Özgür iradesi ile seçmek yine burada devrede gözüküyor.
 

Moderator

#248
Hopi kızılderililerinden mesajınız var!


Bu onbirinci saat...
Şimdi gidin insanlara bunun o saat olduğunu söyleyin..
Şimdi üzerinde düşüneceğimiz şeyler var.

Nerede yaşıyorsunuz?
Ne yapıyorsunuz?
İlişkileriniz ne alemde?
Doğru ilişkide misiniz?
Suyunuz nerede?
Bahçenizi bilin !

Şimdi gerçekleri söylemenin zamanıdır.
İletişiminizi yaratın diğerlerine iyi örnekler oluşturun
ve dışarda kendinize bir lider aramayın.

Bu iyi bir zaman olmalı
Şimdi bir nehir var ve çok hızlı akıyor.
O kadar büyük ve hızlı ki bazılarınız memnun olmayacaklar.
Onlar kıyıda tutunmaya çalışacaklar ve özvarlıklarından ayrı olduklarını hissedecekler
Bu durum büyük ıstıraba yol açacak.

Seninle orada kimin olduğu gör ve kutla
Bu zamanın tarihinde hiçbirşeyi kişisel almıyoruz.
Enazından hepimiz, kendimiziz.

Şu dakikada yaptığımız ruhsal gelişimimiz ve yolculuğumuzun bir başka mola noktasına geliyoruz.
Yalnız kurt'un zamanı bitiyor.
Kendizde ve diğerlerinde toplanın.
Davranışlarınızdaki ve kelime veritabanınızdan mücadele eden kelimeleri sürgüne gönderin.
Şimdi bütün yaptığımız herşey kendi kutsallığında sona erdi ve bunu kutlayın

Bizler beklediğimiz BİR'iz.



The Elders
Oraibi, Arizona
Hopi Nation





Çeviri:(www.maddeveruh.org)

http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/848/hopi-kizilderililerinden-mesajiniz-var.aspx
 

Moderator

#249
11 Temmuz Güneş Tutulması ve Gelecek Günler


Çok önemli değişimlerin, farklılıkların, bireysel doğum haritalarında karakterimiz üzerinde değişken etkilerin çok fazla olduğu bir Temmuz ayına giriyoruz. Ordu ve Askeri konuların, komşular ile ilişkilerin, ülkemizin sınır komşuları ile ilgili yeni anlaşmaların olacağı bu dönem, yılın dönüm noktalarından biri.


Batı Astrolojisinde Güneş tutulmalarının önemi zaten bilinmektedir. Ay tutulmaları ile birlikte, belli bir seri halinde oluşan tutulma döngüleri astrolojik gözlemlerde en önemli yeri tutan göksel oluşumlardan biridir. Eril ilkenin dişil ilkenin birbirini kapattığı dönemleri temsil eden tutulma döngüleri, hayatımızda ve sosyal toplumlarda çok önemli ve radikal değişikliklere sebebiyet verebilir. İnsan kaybına sebebiyet veren doğal felaketler, karınca sürüleri gibi gökyüzündeki hareketlerin yansımaları sonucu belli psikolojik süreçler yaşayan insanoğlunu önemli bir şekilde etkilemektedir. Batı bilimi de ayın yerçekimi etkisinin çok yoğunlaştığı tutulma dönemlerinden hemen sonra karşınıza çıkan bu doğal felaketleri de incelemektedir.


11 Temmuz 2010 günü, bir tam güneş tutulması yaşayacağız. Bu tutulma Pasifik okyanusunun güneyi, Juan Fernandez ve Paskalya adalarını kat eden ortalama 260 km genişliğinde tam tutulma olarak izlenecektir. Bu tutulma, Güney Amerika'nın Güney kıyısında parçalı tutulma olarak izlenebilecek. Tam tutulma Türkiye saati ile 21:15'te Ayın gölgesinin Tonga adalarının Güneydoğusuna düşmesi ile başlayacaktır.



Haberin devamı için:

http://www.ntvmsnbc.com/id/25111002/






EK:


6 gezegen hizalanacak..


13 Ağustos 2010 günü: Dünya_Ay_Mars_Venüs_Jüpiter_Satürn_Uranüs; aynı doğrultuda hizalanacak..

Ayrıca 12 Ağustos'u 13'e bağlayan gecede bir kuyruklu yıldızın yörüngesine gireceğimizden dolayı; atmosfere saatte 100'ü aşkın göktaşı yağmurları yağacak..

Ayrıyeten tüm gezegenler güneşin önünde toplanacak..

Yani güneşi uzayda merkez yaparsanız; Güneş'in bir yönünde; mesela batı olarak düşünelim; 9 gezegen de güneşin batısında mevkilenecekler..

Güneş'in doğu kısmındaysa hiç bir gezegen bulunmayacak 13 Ağustos'da ve sonrasındaki bir kaç günde dahil...






6 Gezegenin (Ay'ı gezegen kabul eden) hizalanması yazısı (yukarıdaki); doğru mu bilmiyorum. Ve aklıma bu yılın hemen başlarında yayınlanan bir kanal mesajı geldi ve bu mesajın ilgili bölümünü paylaşmak istiyorum:


<blockquote id="quote"><font size="1" face="Verdana, Times New Roman" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">

Saint Germain'e Soru: Evet, teşekkürler. 2010'un önemli tarihlerini ve portallarını kısaca açıklayabilir misin?



Saint Germain: Ekinokslar, Gündönümleri, Tutulmalar, 10-10-10 Üçlü Tarih Portalı. Her yıl dolunayın, yeni ayın ay veçheleri, büyüyen ve küçülen ay döngülerinin anlayışı. 20 Mart Ekinoksu, 10-10-10 ve 21 Aralık Gündönümündeki Dolunay Ay Tutulması en güçlü üç tarihtir. 11 Temmuz'daki tam güneş tutulması ve 22 Eylül Ekinoksu da güçlü yıldız kapıları sunar. 12-12 ve 12 -21 Aralık da çok güçlüdür.



Haziran ve Temmuz'da gerçekleşen gezegensel hareketleri ve hizalanmaları anlamak. 13 Haziran 2010'da Uranüs, Jüpiter ve Merkür Güneş'in bir tarafında sıralanırken, Venüs, Mars ve Satürn Güneşin diğer tarafında sıralanacak. O zamanda, Dünya Güneş'e dikey olacak.



Bu, Temmuz'un dördüncü haftasında tam bir veçhe olarak, çok önemli gezegensel bir konfigürasyon ile çift oluşturuyor. Ayın ve beş gezegenin kare hizalanması küresel ölçekte dramatik olarak oynanan kollektif bilincin dönüşümsel krizlerini işaret ediyor. Bu rahat bir yaz olmayacak, yine de çok fazla şey salıverilebilir ve başlangıçta makro ölçekte Küresel bir anlaşmazlığa çözüm getirmek için adımlar atılabilir. Drama, bazı ertelemeler sunan 11 Temmuz Tam Güneş Tutulması vasıtasıyla yeniden yönlendirilir.



Eylül Ekinoksundan 10-10-10'a kadar, Jüpiter ve Satürn hizalanmasıyla birlikte yüksek güneş aktivitesi olacak. Bu, gezegeni süpüren ve jeomanyetik fırtınalar yaratan solar rüzgarlar olasığı anlamına geliyor.

[/quote]



(2010'un Simyası, Başmelek Metatron & Saint Germain mesajı, James Tyberonn kanalıyla, Ocak 2010)[/size=1]


http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=14&whichpage=8
 

Moderator

#250
Konu ile ilgili internet araştırmamda iki ilginç siteyi inceliyordum ve bir "iddia" olarak görüyorum buradaki aktarımları, yine de meraklılarına okumalarını öneriyorum:


http://www.frmtr.com/garip-olaylar/3447491-13-agustos-2010-cuma-6-gezegenin-gunesin-onunde-hizalanmasi-ve-meteor-yagmuru.html

http://neo.jpl.nasa.gov/ca/
 

Moderator

#251
Petrol Sızıntısına Nükleer Öneri (!)


Meksika Körfezi'nde yaklaşık 2.5 aydır devam eden petrol sızıntısını durdurmak için bilim adamlarından alışılmadık bir öneri geldi. Eski Sovyet Nükleer Enerji Bakanı Viktor Mikhailov, Moskova'daki Stratejik İstikrar Enstitüsü'nde yaptığı konuşmada, "BP daha ne bekliyor bilmiyorum. Boşa zaman harcıyorlar. Yalnızca 10 tonluk bir nükleer bomba sorunu çözer" dedi. Mikhailov, BP'nin bugüne kadar sızıntıyı durdurmak için 2.35 milyar dolar harcadığını hatırlatarak, nükleer bomba yönteminin en fazla 10 milyon dolara mal olacağını savundu.
ABD'nin 1960 ve 1970'li yıllarda nükleer enerji programını yöneten isimlerden Milo Nordyke da, nükleer bomba önerisini destekledi ancak bombanın daha güçlü olması gerektiğini söyledi. Nordyke, Hiroşima'ya atılan atom bombasının iki katı kuvvetteki 30 tonluk bir bombanın kullanılması gerektiğini belirtti.


Nordyke, bombanın sızıntının olduğu kuyuya yakın başka bir kuyuda patlatılması gerektiğini, böylece ortaya çıkacak ısının etraftaki kayaları eriterek deliği kapatacağını söyledi. Nordyke, "termo-nükleer" bomba yerine "fizyon" bombası kullanılması halinde yüzeyde radyoaktif kalıntıya neden olmayacağını öne sürdü. Çevre koruma örgütü Greenpeace ise bu öneriyi "delilik" olarak tanımladı. BP sözcüsü de, "Birçok insandan birçok öneri geliyor. Bazılarını ciddiye alacak kadar iyi buluyoruz ancak bu onlardan biri değil" diye konuştu.






Beşeriyetin/insanlığın yarattığı "çözümü" düşündüğümde tüylerim ürperiyor...Japonya'ya atılanın iki katı büyüklüğünde atom bombası suyun içindeki canlılara ve Dünya'ya nasıl bir zarar verir?...Sanırım çözümüne bakarak bir yapıyı daha iyi anlayabiliriz, çözümlerine bakarak!..."Çözüm" daha büyük problem olarak geri dönecektir, bu Evrensel Yasadır...Kendine Hizmet-Dünya elitleri gerçekten "patolojik vaka" olduklarını gösteriyorlar: Kanser hücresi gibi, bedeni öldürüp kendileri de birlikte sonlarını hazırlıyorlar...Bir şekilde insanların bir tepki koymaları gerekir mi? Fayda eder mi? Bildiklerinden şaşarlar mı? Bu da ayrı bir sorun...Gerçekten üzücü bir durumdayız; Beşeriyet/İnsanlık olarak.
 

masterphidias

#252
Meksika Körfezinin o bölümünde zaten hayat artık öldü...sadece okyanusun üstü petrolün yağıyla kaplandığı için su hava almıyor ve su üstünde yaşayan bütün kuşlar ve nefes alma ihtiyacında olan memeli balıklar çoktan acı bir şekilde öldüler, su altında yaşayan balıklar da yine ham petrolün dibe çökerek deniz tabanını kaplaması nedenyile yaşam alanları cehenneme döndüğü için öldüler...orada maalesef hayat artık bitti, yani atom bombasının sona erdireceği bir hayat kalmadı...ama korkarım eğer nükleer bombayla delik kapatmak gibi bir girişim olursa bu Hathorların bu konuyla ilgili verdikleri mesajdaki dehşet verici öngörüleri gerçekleştirecek bir tetikleyici olur ve küresel felaket gerçekleşir...aman aman...pis herifler dünyayı mahvetmeye hem de kitlesel ölçekte mahvetmeye devam ediyorlar...Ramtha'nın ve diğer ruhsal kanalların bu konudaki öngörüleri korkutucu şekilde gerçekleşmeye devam ediyor...
 

Moderator

#253
Ağustos 2010 Gökyüzü Hareketli Gözüküyor






10-11-12-13-14-15-16-18-19 Ağustos boyunca; ardardına, Dünya'nın yanından göktaşları geçecek

Bu kadar fazla günün üst üste gelmesi; dikkat ederseniz diğer günlerde yok.


Nisan-Mayıs aylarında Dünya'yı vuran; boyutları küçük cisimler vardı.

Haziran-Temmuz ve özellikle Ağustos aylarında ise, asteroidlerin Dünya'ya yaklaşma mesafesi fazla olmayacak.

Lâkin dikkat ederseniz; yaz aylarında gelecek olan göktaşlarının boyutları daha büyük.

O kırmızıya boyadığım yerdeki Ağustos ayı boyunca ardı ardına gelecek olan 11 göktaşından Dünya'ya en fazla yaklaşacak 2. cisimin varış tarihi 13 Ağustos..(19.0) 1.si 15 Ağustos'da.(18.6)

En büyük çaptaki cisimse; çapı 1 km olanı, daha uzak geçecek; tarihi 14 Ağustos.


Tablonun ilk başında, Mayıs ayında var; Ağustos'a benzer şekilde. Zaten geçen gün, veya 2 gün önce, Gürcistan sınırına küçük bir meteor düşmüştü..

Nisan ayında, Abd'nin Winskonsan şehrinin üstünde patladı bir tane..

Nisan ve Mayıs'dan daha büyük bir tehlike olarak Ağustos ayı görünüyor.

Miss Distance: Dünya'ya yaklaşma mesafesi demek.
Estimated Diameter: Göktaşı'nın tahmini boyutları.
H ve Relative Velocity ise; göktaşının tahmini hızı.


Nisan-Mayıs aylarında Dünya'yı vuran; boyutları küçük cisimler vardı.

Haziran-Temmuz ve özellikle Ağustos aylarında ise, asteroidlerin Dünya'ya yaklaşma mesafesi fazla olmayacak.

Lâkin dikkat ederseniz; yaz aylarında gelecek olan göktaşlarının boyutları daha büyük.

O kırmızıya boyadığım yerdeki Ağustos ayı boyunca ardı ardına gelecek olan 11 göktaşından Dünya'ya en fazla yaklaşacak 2. cisimin varış tarihi 13 Ağustos..(19.0) 1.si 15 Ağustos'da.(18.6)

En büyük çaptaki cisimse; çapı 1 km olanı, daha uzak geçecek; tarihi 14 Ağustos.


Kaynak:

http://neo.jpl.nasa.gov/ca/

http://www.frmtr.com/garip-olaylar/3447491-13-agustos-2010-cuma-6-gezegenin-gunesin-onunde-hizalanmasi-ve-meteor-yagmuru.html
 

Moderator

#254
Betelgeuse'tan ikinci Güneş mi çıkacak?



Bilim adamları, dev yıldız "Betelgeuse"un hızlı şekil değiştirmesinin bir süpernova patlamasının işareti olabileceğini belirtiliyor. Kimi uzmanlara göre eğer patlama olursa evrene Güneş'inkine yakın ışık yayılabilir.


Güncelleme: 11:56 TSİ 07 Temmuz. 2010 Çarşamba
İSTANBUL - Rusya Uzay Ajansı "Roskosmos"un internet sitesinde yer alan habere göre, Hawaii'deki Mauna Kea yanardağının zirvesinde bulunan Keck Teleskobu vasıtasıyla ulaşılan verileri değerlendiren bilimadamları, Betelgeuse'nin son 16 yılda kutuplarından basılarak daha önce sahip olduğu yuvarlak şeklini hızla kaybettiğinin gözlendiğini aktardı.

Bilimadamları, dev yıldızda meydana gelen bu değişikliklerin; aylar, hatta haftalar içerisinde Betelgeuse'nin süpernova'ya dönüşeceğinin işareti olabileceğini öne sürüyor.

Bazı bilimadamları, meydana gelecek patlamada yayılacak ışığın şiddetinin Ay'ın yansıttığı ışığa eşdeğer olacağını söylerken; kimi bilimadamları ise patlamanın çok daha parlak olacağını iddia ederek, Dünya'nın kısa süreliğine de olsa adeta iki "güneşi" olacağını savunuyor.


Haberin Devamı:
http://www.ntvmsnbc.com/id/25112652/#storyContinued