Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#165
Bilinçaltı ya da yüksek benlik bağlantınız, size bir şeyler anlatmaya çalışıyor kanımca, işte uymayınca, direnince, inatlaşınca; acıl süreçler artıyor. Yani işte bağlarımız, takıntılarımız, kendini memnun isteklerimiz, bunların temizlenmesi sürecindeyiz: Yüksek benlik buyur kontrol sende öğret bana derim ben çoğu zaman: öğretir, ama kabulü çok zor, yani inatçılıktan...Allah kavuştursun ya neyse işte ben beceremem bu süslü lafları zaten herşey bir ilüzyon:))

Alemtac

#166
teşekkür ederim :))

Her ne öğretiyorsa sevgili yüksek benliğim, kabul ediyorum :)
 

rinda

#167
Soru: birlik birlik diye bahsediyoruz spiritüel alemde, gel gelelim madde aleminde ayrımcılığın eteğinden de ayrılamıyoruz. Nasıl olcek bu işler? Madde mananın hizmetindedir oysa, mana maddenin dedğil.
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Alemtac

#168
Buzullar eriyince Grönland'ın ortası çukur olacak

Hürriyet gazetesi Kopenhag muhabiri Ünsal Turan, Grönland'a uzun bir gezi yaptı ve Hürriyet bu geziyi dizi-haber olarak yayımlamaya başladı. Ünsal Turan bu ziyareti sırasında bol bol görüntü de çekti. Çekimlerde buzulların kırılması gibi çok dramatik görüntülere de tanıklık ediliyor. İşte Turan'ın anlatımları eşliğinde küresel ısınmanın merkez üssü Grönland'dan "üzen" görüntüler...

Yaz aylarında bile sıcaklığın -15 dereceye düşebildiği bir ülke Grönland... Binlerce yıllık buzullar, yaz güneşinde dev kalıplar halinde denize dökülüyor. Çölleşme tehlikesi, tsunami riski derken parçalanarak eriyen buzullar pekçok sorunu tetikliyor...

"Grönlanddayız... İklim değişikliğinin etkilerini göstermek için geldik. Kolay olmadı... 30 kilo yükü üzerimde taşıdım. Zordu ama değdi. Burada gördüklerim her şeye değerdi" diye başlıyor söze Ünsal Turan...

Bütün dünyanın konuştuğu bu çarpıcı anları görüntüleyen Turan, "Buzdağının üzerindeyim. Buzların rengi değişmeye başlamış" diyerek durumun vehametini kelimelere döküyor.

İşte o saptamalardan en çarpıcı olanları...

"İklim değişikliğinin korkunç yüzünü en bariz gösterdiği yer Grönland..."

"Dev buz parçaları denizin ortasında yüzüyor."

"Grönland'da bir dere yatağı adeta çöle dönüşmüş..."

"Buzullar tamamen eridiğinde ülkenin ortası çukur olacak..."

Kaynak: Ünsal Turan - Hürriyet gazetesi
 

Alemtac

#169
Bu çocuklardan ses yok
Türkiye, bir haftadır Kayseri'de bayramda kaybolan üç çocuğu konuşuyor. Diyarbakır ve Bolu'da da kaybolan iki çocuktan günlerdir haber yok. Bu yılın ilk 5 ayında 645 çocuk kayboldu.

 
NTV
Güncelleme: 09:45 TSİ 29 Eylül. 2009 Salı
İSTANBUL - 8 yaşındaki Ahmet ve 6 yaşındaki kardeşi Dilruba Tekin ile arkadaşları 11 yaşındaki Türkan Ay günlerdir kayıp.

3 çocuk bayramın ikinci günü şeker toplamak için Kayseri'nin Talas ilçesindeki evlerinden ayrılmıştı.

Kayıp çocukların görüldüğüne dair ihbarlar geliyor ama hepsi asılsız çıkıyor. Ailelerin üzüntüsü her biten günle birlikle katlanıyor.

Talas'taki yerel yöneticiler çocuların ailelerini evlerinde ziyaret etti ve aileleri teselliye çalıştı. İyi bir haberleri yoktu ama umut verdiler. Ailelerden çocuklarının fotoğraflarını aldılar, bu fotoğrafların belediye otobüslerine ve tramvaylara asılacağını söylediler. Ancak hiçbir sonuç alınamadı.

Türkiye'de Kayserili Tekin ve Ay aileleri gibi çocuklarını kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan yüzlerce aile var.

8 yaşındaki Leyla Baykuşak Diyarbakır'ın şehitlik semtindeki evinden bakkala gitmek üzere çıktı ve bir daha dönmedi. Üç hafta geçti ama küçük kızdan haber yok. Küçük Leyla'nın babası Veysi Baykuşak, "Bakmadığımız yer kalmadı. Akrabalarla mahalleye dağıldık. Her köşeye baktık . 4 bin tane afiş bastırdık. Ama sonuç çıkmadı" dedi. Diyarbakır'da her yerde küçük Leyla'nın afişleri var. Yılmaz Acu adlı hayırsever bir Diyarbakırlı da Leyla'nın resimlerini astığı motosikletiyle kent içinde turladı. Ama bu girişimlerin hiçbiri küçük kızı geri getirmeye yetmedi.

Bolu Çanakçılar köyünde yaşayan Çelik ailesinin 2 yaşındaki oğlu Samet de kayıp. Küçük Samet anneannesinin evinin önünde oynarken ortadan kayboldu. Samet'i en son 4 yaşındaki ağabeyi gördü. Samet kaybolalı neredeyse 2 hafta olmasına rağmen bulunamadı.

BU YILIN İLK BEŞ AYINDA 645 ÇOCUK KAYBOLDU
Türkiye'de kayıp çocuklarını bulma umuduyla yaşayan yüzlerce aile var. Sadece bu yılın ilk beş ayında 645 çocuk daha kayboldu.

2009 yılı kayıp çocuk olaylarındaki artışla anılan bir yıl olacak.

Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre yılın beş ayında kayıp çocuk sayısı geçen yılın tamamını geride bıraktı. Beş ayda 43 ilde kaybolan 645 çocuk bulunamadı. Geçen yıl kaybolan çocuk sayısı 528'di.

2007'de ise 210 çocuk kaybolmuştu. Kayıp çocuk olaylarında başı çeken bölge Ege.

Ege bölgesinde kayıp çocuk sayısı geçen yıla göre yüzde 50 arttı. Ege illerinde ilk beş ayda 144 çocuk kayboldu. Bölgede en çok kayıp çocuk olayı 88 olayla İzmir'de yaşandı.

İstanbul, Mersin, Ankara, Kahramanmaraş da kayıp olaylarında başı çeken iller.

Türkiye'de kayıpların yüzde 75-80'i ilk 15 gün içinde bulunabiliyor. Kayıpların bulunmasında en çok ailenin çabası etkili oluyor.

Geri kalan yüzde 20-25'lik kesimse ya hiç bulunamamıyor ya da yıllar sonra bulunabiliyor.

 

Tiversonus

#170
Burası böbreklerini satan köy!

30 Eylül 2009 Çarşamba 16:20[/size=1]
Köylüler bu şekilde haber olmaktan üzüntülü ama gerçek bu... Kimi konut kredisi borcu için, kimi de düğün yapmak için böbreklerini satmış.

KİM NİYE BÖBREĞİNİ SATTI?

Afyonkarahisar'ın Kışlacık köyünde 11 kişinin böbreğini sattığı ileri sürülüyor. Bunlardan aynı aileden 4 kişinin bile olduğu öğrenildi. Böbreğini satanlar arasında aynı aileden anne, baba ve oğlu da bulunuyor.

Böbreğini satanlardan bir kişinin konut kredisini ödeyemediği, bir kişinin de çocuğunu evlendirmek için böbreğini sattığı iddia edildi.

Böbreğini satanlar arasında kumar borcu olanların da olduğu öğrenilirken, evlenmek ve oğlunu evlendirmek için satanların sayısının ise 4 olduğu bildirildi.

Kışlacık köylülerinin sattıkları her böbrek için 20 ile 25 bin lira arasında para aldığı iddia edildi.

9 KİŞİ BÖBREK SATMAKTAN YAKALANDI

Kışlacık köyünden böbreklerini sattığı iddiasıyla 9 kişinin yakalandığını, bunlardan 6 kişinin gözaltına alındığını belirten Köy Muhtarı Ahmet Demir, köyden bir kişinin de böbreklerini satmak için Antalya'ya gittiğini ama önceden kalp ameliyatı olması nedeniyle böbreğinin alınmadığını ifade etti.

KREDİ KARTI YÜZÜNDEN BU HALE DÜŞTÜK

Böbreğini sattıkları ileri sürülen kişilerin işsiz ve borç içerisinde olduklarını belirten köylüler, ''bizim köyümüz böyle şeyleri bilmezdi. Kredi kartından dolayı borçlananlardan biri böbreğini satıyor, ardından da bu duruma düşenler, borçlananlar aynı yolu izliyor'' diye konuştular.

Bazı köylüler ise borcun böbrek satmak için mazeret olmadığını, köylerinde böyle bir olay yaşandığı için de üzgün olduklarını söyledi.


http://internethaber.com/news_detail.php?id=209213

Tiversonus

#171
KERTENKELE GİBİ GÖRÜNÜYORUM



Michael Jackson: Kertenkele gibiyim
30 Eylül 2009 Çarşamba 16:53[/size=1]
Michael Jackson ile yapılan söyleşiler kitap haline getirildi. Jackson'ın itirafları şarkıcının derin acılar çektiğini ortaya koyuyor.

KERTENKELE GİBİ GÖRÜNÜYORUM

"Jackson, yaşama isteğini kaybetmişti" diyen Boteach, pek çok kez estetik operasyon geçiren Jackson'ın kendisine bir defasında, "İnsan içine çıkmak istemiyorum çünkü bir kertenkele gibi göründüğümü hissediyorum" dediğini anlattı. Boteach'in açıklamalarına göre, Michael Jackson'ın kendine pek fazla güveni yoktu, yaşlanmaktan çok korkuyor ve yalnızlık çekiyordu. Ayrıca Jackson'ın teypte yer alan kayıtlarda, "İnsanların artık beni bir daha göremeyeceği şekilde ortadan kaybolmak istiyorum. Yaşlanmak istemiyorum. Asla aynaya bakıp bunu görmek istemiyorum" dediği duyuluyor.

http://internethaber.com/news_detail.php?id=209268

Tiversonus

#172
Endonezya'da binlerce kişi enkaz altında

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2009/09/090930_indonesia_earthquake.shtml[/size=1]

on güncelleme: 30 Eylül 2009 - TSİ 17:29

Endonezya'nın Sumatra adası açıklarında meydana gelen depremde şu ana kadar 13 kişinin öldüğü açıklandı.

Ama felakette pek çok ev ve köprünün yıkıldığı ve binlerce kişinin enkaz altında mahsur kaldığı bu nedenle bu sayının yükselebileceği bildiriliyor.

Tiversonus

#173
Dünya Bankası Başekonomisti Indermit Gill, Yoksulluğun Her Yerde Artacağını Belirterek, 'Aynı Şey Rusya ve Türkiye'yi de Etkileyecek. Türkiye'de İşsizlik İki Katına Çıkmış Durumda...' Dedi.

(Anadolu Ajansı)
http://www.haberler.com/gill-yoksulluk-her-yerde-artacak-haberi/

Dünya Bankası Başekonomisti Indermit Gill, yoksulluğun her yerde artacağını belirterek, ''Aynı şey Rusya ve Türkiye'yi de etkileyecek. Türkiye'de işsizlik iki katına çıkmış durumda...'' dedi.

IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları kapsamında düzenlenen ''Avrupa ve Orta Asya Ekonomik Güncelleştirmesi'' konulu basın toplantısında konuşan Gill, kriz tam bitiyor diye düşünmediklerini, Avrupa ve Orta Asya bölgesinde toparlanmanın prematüre durumda olduğunu söyledi.

 Bölgede 350 milyardan fazla dış borcun vadesinin geldiğine dikkati çeken Gill, 2010 yılında bütün bunların nasıl finanse edileceğinin daha belli olmadığını belirtti.

Gill, ''Bölgedeki aileler için de durum iyi değil. Yoksulluk ve işsizlik yükselmekte, 2009'da yoksulluk ve işsizlikte 5 milyon düşüş beklerken 2009'da yoksulluk bu kadar artacak'' dedi.

Gelişmekte olan ülkeler için çok fazla iyi bir durum olmadığını ifada eden Gill, dış borçların devletler için bir yerde ''kara bulutlar'' getirdiğini söyledi.

Gill, şunları kaydetti:

''Her sene orta sınıfta büyüme vardı bu sene durum tersine dönüyor. Yoksul olan insan sayısı 15 milyona çıkacak. Bu bölgede 145 milyon fakir insan var. Yoksulluk her yerde artacak aynı şey Rusya ve Türkiye'yi de etkileyecek. Orta sınıf da yoksulluktan etkileniyor. İşsizlik her yerde yükselmiş durumda. En fazla Baltık ülkeleri, Türkiye, Ukrayna'da... Türkiye'de işsizlik iki katına çıkmış durumda...''

Dünya Bankası Bölge Başkan Yardımcısı Philippe Le Houerou da küresel krizin haneleri vurduğunu ifade ederek, ''2008 Eylül mali krizini bir kalp krizine benziyor. Birazcık toparlanma işaretleri görmekteyiz. Bu kriz Avrupa ve Orta Asya ülkelerini çok etkiledi'' dedi.

Houerou, G-20'nin yaşanan kalp krizini sona erdirdiğini, bu yeni koalisyon mekanizmasına müteşekkir olunması gerektiğini, Avrupa düzeyinde artan bir işbirliği ortamı tesis edildiğini belirtti.

Bölgedeki işsizliğin 8,3 milyondan 11,4 milyona çıktığını ifade eden Houerou, aynı şekilde yoksulluğun da arttığını, şimdi bölgede yoksullukla boğuşmak zorunda kalacak insan sayısının 15 milyon olduğunun tahmin edildiğini vurguladı.

Houerou, ''Bir tehlike var. Kırılgan, zayıf, işsizlik olan bir toparlanma olabilir. Kriz sonrası dünya daha rekabetçi olacak'' diye konuştu.

Houerou, Dünya Bankası olarak bölgenin pek çok insanına önümüzdeki günlerde verilecek mesajın, bankacılık sektörünü temizleyerek bankaların şirketlere ve iş yaratma imkanına yardımcı olmak, iş ortamını sermaye yatırımına cazip kılmak, kamu harcamasını etkin yaparak çalışan ailelere olumlu sonuçlarının erişmesi, temel kamu yatırımlarının altyapı açısından finansmanına devam etmek olarak sıraladı.

Tiversonus

#174
Mayaların unutulmuş yerleşim yerlerinden,  USA'nın Los Angelas bölgesinden daha geniş bir alanı kaplayan, şu anda tamamiyle ağaçlar ve ormanlıklarla kaplı  şehirlerinden belki de en büyüklerinden biri, Orta Amerika Guatemalada (Meksika sınırı yakınlarında) ortaya çıkarılmış.Bu kentin adı Mirador.Arkeologlar bu geniş alanda çalışmalarını devam ettiriyorlar. Burada Dünyanın belkide en geniş Piramidinin bulunduğunu, Maya tarihine önemli bir ışık tutacağını söylüyorlar... Bu kısa "haber video" aşağıdaki linktedir, izleyebilirsiniz. ..

--- On Sun, 10/25/09, Karin Stenius <karinstenius@ centurytel. net> wrote:


From: Karin Stenius <karinstenius@ centurytel. net>
Subject: [kryon_list] YouTube - The Forgotten city of Mirador
To: "Karin Stenius" <karinstenius@ centurytel. net>
Date: Sunday, October 25, 2009, 12:26 AM


 
http://www.youtube.com/watch?v=JLt2fbOTqXY

Alemtac

#175
Yoksa o gıdalardan yedik mi?       
Cuma, 30 Ekim 2009
 
CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker'e yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi verdi.
 

''Genetiği Değiştirilmiş Organizma'' olarak da bilinen GDO'lu ürünlerin Türkiye pazarına girdiği yönünde kuşkular bulunduğunu dile getiren CHP Ankara Milletvekili Baytok şunu sordu: ''Mısır ve soya gibi gıda ve yem sanayinde temel girdi olarak kullanılan hammaddelerin GDO'lu ürün üreten ülkelerden ithal edildiği göz önüne alınırsa, ithal tarımsal ürünler ve tohumlara yönelik GDO analizlerinin sonucunda GDO'lara rastlanmış mıdır?''

Bu sorunun cevabı, Türk halkının GDO'lu ürün yeyip yemediğini de ortaya çıkaracak.

Öte yandan, CHP'li Baytok, Bakan Eker'e verdiği soru önergesinde şunların cevabını istedi:

GDO KUŞKUSU

Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) içeren tohum ve ürünlere ilişkin yeterli düzenlemenin bulunmadığı ülkemizde bu ürünlerin olası riskleri ve tüketici kaygıları dikkate alındığında gerekli düzenlemelerin acilen gündeme getirilmesi zorunlu görülmektedir. Bu kapsamda üzerinde çalışılan bir Biyogüvenlik Kanunu Taslağı bulunduğu bilinmekle birlikte, Taslağın son şekli ve hangi amaçlara hizmet ettiği hakkında yeterli bilgi verilmemekte, şeffaf ve katılımcı şekilde yürütülmesi gereken danışma süreçleri maalesef yaşanmamaktadır.

Diğer taraftan bahsi geçen Kanun Taslağı kapsamında olduğu bilinen bazı düzenlemeler sadece gıda ve yem ürünlerini kapsayacak şekilde, 26 Ekim 2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik kapsamında yürürlüğe girmiştir.

Türkiye'ye getirildiği tahmin edilen GDO'lu tohumların hiçbir denetime tabi tutulmadan ekilerek ürüne dönüştürüldüğü yönünde önemli bulgu ve kaygılar bulunmaktadır. İthalatı yapılan mısır, soya ve pamuk gibi ürünlerin dış satıcısı ülkelerde GDO'lu üretim yapılıyor olması ve bu ürünlerin dış pazarlara sunulması dolayısıyla, ülkemize GDO'lu ürün girişinin de belli oranda gerçekleştiği, ancak, bunun da herhangi bir bilgi ve belgelendirme olmadan yapıldığı açıkça anlaşılmaktadır.

Bu çerçevede;

1) GDO ve GDO içeren gıdalar konusundaki düzenlemelerin dayanağı olması ve ana politikaları belirlemesi beklenen Biyogüvenlik yasa tasarısı yıllardır TBMM gündemine gelmeden bekletilirken; Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmeliğin yayınlanması ile ne amaçlanmaktadır?

2) Büyük tartışmalara neden olan GDO konusunda yasa olmadan yönetmelik yayımlanması, bundan sonra yayımlanacak yasa sürecini olumsuz yönde etkilemeyecek midir? İlgili yönetmeliğin acele ile yayınlanmasında yabancı ülke temsilcilerinin etkisi var mıdır?

3) Halen var olan Biyogüvenlik yasa tasarısının TBMM gündemine getirilmeme nedeni nedir?

4) Böylesine hassas bir konuda; temel yasası olmadan yayımlanmış olan bu yönetmelik ilgili tüm tarafların (kamu kurumları, üniversiteler, meslek odaları, tüketici ve sektör örgütleri v.b.) görüşüne açılmış ve yeterince tartışılmış mıdır?

5) GDO'lu ürünlerle ilgili etiket hükümlerinin tüketici tarafından doğru algılanması için öncesinde yapılmış bir tüketici eğitimi/bilgilendirmesi çalışması var mıdır ya da olacak mıdır?

6) Yönetmelikte öngörülen değerlendirme ve izin prosedürünü gereği gibi yürütecek ve rutin kontrolleri yapacak altyapı, laboratuvar, yöntem, alet ekipman ve uzmanlar bazında hazırlanmış mıdır?

7) Mısır ve soya gibi gıda ve yem sanayinde temel girdi olarak kullanılan hammaddelerin GDO'lu ürün üreten ülkelerden ithal edildiği göz önüne alınırsa, ithal tarımsal ürünler ve tohumlara yönelik GDO analizlerinin sonucunda GDO'lara rastlanmış mıdır? Rastlandıysa ne gibi önlemler alınmıştır? Yeni çıkarılan yönetmelik bu soruna ne gibi çözümler getirecektir?

8) GDO'lara ilişkin olarak ülkemizde yürütülmüş olan tarla denemeleri var mıdır? Bunların sonuçlarına ilişkin ne gibi değerlendirme yapılmıştır?

9) Yayımlanan Yönetmeliğin 5. maddesinin (7) nolu bendinde "Gıda veya yemin % 0,5 ten fazla izin verilmeyen GDO içermesi halinde ithalatına, işlenmesine, nakline, dağıtımına ve satışına izin verilmez." hükmünün bu şekilde yer alması uyum sağlanması amaçlanan Avrupa Birliği gıda mevzuatında yine aynı şekil ve anlamda kullanılmakta mıdır?

10) Yayımlanan Yönetmeliğin 5. maddesinin (8) nolu bendinde "GDO'suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO'suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz" hükmü bulunmaktadır. Böylesine bir hükmün burada yer almasının nedeni nedir? Üretici GDO'suz olduğunu belirterek ürünü pazarlarsa GDO'lu ürünler bundan zarar mı görecektir, bu hükmün amacı GDO'lu ürünleri korumaya yönelik midir?

11) Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenlere uygulanacak cezaların caydırıcı olacağı düşünülmekte midir?

12) Yönetmeliğin 7. maddesinde oluşturulması öngörülen komitenin (7) nolu bentte Bakanlığınıza karşı sorumlu olması öngörülmektedir. Bilimsel anlamda bağımsızlığı tartışılacak bu komitenin, gönüllü olarak, yüksek sorumluluk isteyen dosyaları değerlendirme sorumluluğunun bulunması kurumsallık açısından sorgulanabilir değil midir?

 
Kaynak: Habercek  http://www.habercek.com/index.php?option=com_content&task=view&id=14792&Itemid=27
 

Alemtac

#176
Kazakistan'ın, domuz gribi hastalığına karşı kendi ürettiği aşıyı kullanacağı bildirildi.
     

Kazakistan Sağlık Bakanlığı yetkilileri, tüm dünyayı etkisi altına alan domuz gribi hastalığına karşı kendi aşılarını ürettiklerini, aşı ile ilgili test çalışmalarını tamamlamak üzere olduklarını, bu nedenle dışarıdan aşı ithal etmeyeceklerini açıkladılar.

Kazakistan'da Ağustos ayı başında 17 adet domuz gribi vakası görülmüş, daha sonra herhangi bir vakaya rastlanmamıştı.

Domuz Gribi hastalığından dolayı bugüne kadar hayatını kaybeden kimsenin bulunmadığı Kazakistan, Çin ve Rusya sınırında virüsün ülkeye girişini engellemek için sağlık önlemlerini artırmış, önlemlerin bu yıl sonuna kadar süreceği kaydedilmişti.

Kazakistan daha önce de kuş gribi hastalığına karşı kendi aşısını üretmişti.
 

Alemtac

#177
Kötümserlerin ağız sağlıkları da kötü


Bir araştırmaya göre, kötümserlerin ağız sağlıklarının da kötü olduğunu ortaya koydu.

Daily Mail gazetesinin haberine göre, kötümserlikle ağız sağlığı arasındaki bağlantıya, 30'lu yaşlarının başlarındaki bin 37 kişinin ağız sağlığı kayıtlarıyla kişilikleri karşılaştırılarak ulaşıldı.

Community Dentistry and Oral Epidemiology dergisinde yayımlanan araştırmaya katılanlara biri diş hekimleriyle ilgili hislerini belirtmelerini, diğeri de kişilik özelliklerini derecelendirmelerini isteyen 2 anket verildi.

Anketi yapanların dörtte biri diş hekimlerinden korktuğunu, kontrollere gitmekten kaçtığını ve zorunlu kaldığında doktora gittiğini itiraf etti.

Araştırmanın sonunda bu kişilerin, tedaviden kaçmayanlara oranla dişlerinin daha çok çürüdüğü ve dolgu yaptırmak zorunda kaldıkları sonucuna varıldı.

Diş hekimlerinden korkanların ayrıca daha kolay strese girdikleri ve daha az sosyal oldukları belirlendi.
 

Alemtac

#178
H1N1 kaygısı virüs kadar hızlı yayılıyor
Domuz gribinden kaynaklanan ölümler, özellikle çocuklarda korku ve kaygı psikolojisine neden oluyor.

 
Domuz gribi aşısı Türkiye'de uygulanmaya başladı. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu birçok kişi aşıya karşı temkinli yaklaşıyor. Domuz gribi aşısı hakkında merak edilen soruların cevabını ise Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) veriyor.
 
ntvmsnbc
Güncelleme: 09:57 TSİ 13 Kasım. 2009 Cuma
İSTANBUL - Özellikle de okullarda yaşanan örnekler nedeniyle psikolojik danışma merkezlerine başvurularda artış olduğunu belirten Psikoloji İstanbul Danışmanlık Merkezi'nden Çocuk ve Ergen Psikologu Tolga Erdoğan, çocukların kaygı temelli problemler yaşayabileceğini söyledi.

Erdoğan, "H1N1 virüsünün yarattığı tehlike, tüm aileleri ve çocukları kaygılandırıyor. Hemen her gazetede, televizyonda domuz gribinin nasıl yayıldığı, nasıl tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dair sayısız haber görüyor, izliyoruz. Tehlikelerle ilgili bilinçlenmek ve önlem alma konusunda bilgilendirilmek pek çok kişinin hastalanmasını önleyebilir. Belli düzeyde yaşanan endişe, bireyler ve aileler tarafından daha etkin önlem alınmasını sağlayacaktır. Ancak bazı bilgilendirmelerin hedefini aştığı, bireyleri ve aileleri paniğe sürükleyerek, başka sorunların yaşanmasına neden olduğunu görüyoruz" dedi.

KAYGI SORUNLARINDA ARTIŞ VAR
Çocuklarda, başta okul fobisi, panik atak, okul performansı ile ilgili sorunlar, çeşitli fobiler ve takıntılar gibi çeşitli kaygı sorunlarının son dönemde arttığını söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti.

"Yaşanan kaygı sorunlarının kökeninde, sıklıkla domuz gribinin yarattığı korkunun yer aldığı görülüyor. Ateşi çıkınca panik yaşayan çocuklar, hastalık bulaşır endişesi ile okula, dershaneye gitmekten korkan ya da sürekli olarak elini yıkayan, virüs bulaşır endişesi ile evinden çıkamayan çocuklara ya da aşırı koruyucu davranarak çocuğunun kaygısını pekiştiren ebeveynlere sık rastlar olduk.

Çocukların domuz gribi kaygısıyla başa çıkmalarını sağlayabilmek için doğru bilgilendirmenin yapılması son derece önemli. Hem virüsten korunmalarını sağlayacak hem de kaygı düzeylerini belli bir seviyede tutabilecek yaşlarına uygun bilgilendirmeyi yapmak ailelerin elinde."

HASTALIK KONUSUNDA ÇOCUĞUNUZU BİLGİLENDİRİN
Psikolog Tolga Erdoğan, yaş gruplarına göre çocukları bilgilendirme ve kaygılarını azaltma yönünde önerilerde bulundu.

3-6 yaş çocukları: Sabırlı olun. Küçük çocuklar endişelendikleri konuları hemen açma eğiliminde değillerdir. Bu nedenle konuşmak istediklerini belirtilen ipuçlarına önem verin. Küçük çocuklar bir iki soru sorup oyun oynamaya devam eder, sonra yeniden gelip kalan sorularını sorarlar. Kendisi sormadan çok sayıda bilgi vermemeye özen gösterin. Aksi taktirde kaygılanmalarına neden olabilirsiniz.

7-9 yaş çocukları: 7-9 yaşındaki çocukların kısa ve basit açıklamalara ihtiyaçları vardır. "Hem okulda hem de evde, biz yetişkinler olarak, virüsten korunmak için gereken önlemleri alıyoruz; dolayısıyla güvendesin," denmesi bile çoğu zaman yeterli olacaktır. Aynı zamanda mikroplardan korunmak için yapılabilecek, el yıkama vb. genel temizlik kuralları da kolaylıkla öğretilebilir.

9-12 yaş çocukları: 10-12 yaş çocuklarının daha fazla sorusu olacaktır. Özellikle gerçekten güvende olup olmadıkları, hasta olurlarsa ne yapılacağı vb. çok sayıda soruları olacak ve ikna edilmeleri biraz daha güç olacaktır. Gerçekle, kurguyu ayırma konusunda desteğe ihtiyaçları olacaktır. Bu nedenle özellikle hastalığın yayılma yolları ve nasıl koruma tedbirleri alınması gerektiğini çocuğunuzla ayrıntılı olarak konuştuğunuza emin olun.

13 yaş ve üstü: 12-13 yaş üstü çocuklar, artık konuyu yetişkinler gibi anlayabilir ve tartışabilir bir bilişsel gelişim düzeyine ulaşmışlardır. Bu yaştaki çocuğunuzu H1N1 virüsü ile ilgili ayrıntı ve doğru bilgi alabileceği web sitelerine yönlendirebilir, makaleleri birlikte okuyarak tartışabilirsiniz. Bu yaştaki çocuklara karşı özellikle net ve dürüst açıklamalarda bulunduğunuzdan emin olmalısınız. Merak ettikleri her bilgiye sahip olmaları, kontrolün kendilerinde olduğunu hissetmelerini sağlayacak ve böylelikle yıkıcı düzeyde kaygı yaşamalarını önleyecektir.

SAKİN OLUN
Çocuğunuz sizin tepkilerinize göre tepki verecektir. Hem sözel hem de bedensel mesajlarınızı izleyecek ve sizin tepkilerinize göre davranacaktır. Grip konusunda sizin verdiğiniz tepkiler ve yaptıklarınız onların duyduğu kaygıyı azaltacak ya da yoğunlaştıracaktır. Çocuğunuzun duyduğu haberler konusunda nasıl hissettiğini konuşmasını sağlayın. Böylelikle gerçek dışı ve yoğun kaygıların oluşmasını önleyebilirsiniz.     

Rutin, hem çocuklar hem de yetişkinler için rahatlatıcı ve güven vericidir. Günlük bir rutin oluşturun ve oluşturduğunuz takvime sadık kalın. Böylelikle çocuğunuzun daha fazla güvende hissetmesini sağlayabilirsiniz.

OKUL FOBİSİNDEN KORUYUN
Okulların sıklıkla tatil edilebildiği bu dönemde, çocuklarda hızla okul fobisi oluşmaya başladı. Kaygı düzeyi yüksek olan ebeveynler sıklıkla çocuklarını haftada 1-2 gün okula göndermemeyi tercih ediyorlar. Bu durum da çocukların tehlike algısını güçlendiriyor ve yoğun kaygı yaşamalarına neden olabiliyor. Okula düzenli gitmeleri ve üstlerine düşen tüm görevleri yapmalarını sağlayacak bir takvimlerinin olması bu fobinin oluşmasını önleyecektir.

TELEVİZYON İZLEDİĞİ SÜREYİ DENETLEYİN
Çocuğunuz internetteyken ve televizyon izlerken mutlaka siz de yanında olun ve onu kaygılandırabilecek haberler ile ilgili doğru bilgilendirmede bulunduğunuzdan emin olun. Gelişim yaşına uygun olmayan düzeyde bilgi sahibi olması, özellikle küçük çocuklarda yoğun kaygının yaşanmasına neden olacaktır. 

YAYILMA YOLLARINI VE BELİRTİLERİ BİLİN
Domuz gribi semptomları içinde ateş, boğaz ağrısı öksürük gibi normal grip semptomları var. Bu nedenle aileler ve çocuklar sıklıkla alarm konumuna geçiyorlar. Bu konuda doğru bilgi elde edebilmek için sağlık bakanlığının web sitesinden konuyla ilgili bilgiye ulaşabilirsiniz.

BUNLARI ÖZELLİKLE VURGULAYIN
Herkes domuz gribi olmayacak.
H1N1 virüsü bulaşsa bile, çoğu insan iyileşebiliyor.
Virüsün yayılmasını önlemek ve sağlıklı kalmak için yapabileceğimiz pek çok şey var.
Hem okuldaki hem de evdeki yetişkinler, sağlığını ve güvenliğini çok önemsiyor.
Aklına herhangi bir soru gelir ya da korkmuş, endişeli hissederse, sizinle ya da güvendiği herhangi bir yetişkinle konuşabilir.
 

Alemtac

#179
İnsanoğlu Ay'ın suyunu çıkardı!
Ay'da, kalıcı üs kurma ihtimalini artıran önemli miktarda donmuş halde su bulundu.

ntvmsnbc ve Ajanslar
Güncelleme: 23:32 TSİ 13 Kasım. 2009 Cuma
WASHINGTON - Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi, Ay'da donmuş halde önemli miktarda su bulunduğunu açıkladı.

NASA'nın Ay Kraterleri Gözlem ve Algılama Uydusu (LCROSS) misyonunun bilimsel sorumlusu Anthony Colaprete, düzenlediği basın toplantısında, ''Su bulduk hem de az değil, önemli miktarda'' ifadesini kullandı.

Bir başka NASA yetkilisi de keşfin büyük bir önem taşıdığına işaret etti.

NASA, su bulma umuduyla Ay'ın güney kutbunu 'bombardıman etmişti.'

Ay'da su olduğu daha önceki araştırmalarda belirlenmesine karşın, bu 'bombardımanla' suyun keşfinin burada kalıcı bir üs kurma olasılığını artıracağı açıklanmıştı.