Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#660
Sevgili Ahuela'cım, hatırlamıyorum şimdi, durumu gereği söylediğim bir kaç söz dü..herkes için, o an bulunduğu durumda söylenecek söz farklıdır. Bir kişinin sevgisizliği üzerine söylenecek öyle çok söz var ki, karşındaki yardımını bekleyen kişinin söyledikleri üzerine verdiği tepki..nefes alışı bile, bir önceki cümlenin doğru veya yanlış olduğu üzerine hüküm vermene sebeb olur ve yeni bir cümle kurarsın. Yada mail ortamında ise, yazdıklarına verdiği cevap ile doğru cümleyi bulursun. Mesela yukarıdaki arkadaşın yaşamayı seviyor bana göre, ancak ilgisizlikten doğan üzüntü içerisinde..yani asla hayattan vaz geçmez. Bir desteğe ihtiyacı var ve ona güçlü olduğuna, kimseye ihtiyacı olamadığına ikna etmek gerekiyor. Yaşı sanırım 20 li yaşlarda, o yaşlar ana- babadan veya aile olarak bildiği kimselerden kopma ve yakın bulduğu, aile yerine koymak istediği yani aile kurmak üzere yönelmek üzere seçtiği kişilere ulaşmak için çabalama yaşları. Bu zamanlarda arayış içindeyizdir ve bu yaşlarda kızlar baba şefkati arar ve erkekelerde ana..arkadaşın sanırım karşısındaki kişiden tam bu anlamda bir ilgi bekliyor. Belki babasını yakın zamanda kaybetmiştir yani şevkate ihtiyacı vardır..bir de üstelik hasta. Sonuç olarak, kimseye ihtiyacı olamdığına ve kendi başına, kendisi için, iyileşmesi gerektiğine ve gerçekten önem vereceği, onu önemseyecek birinin hayatında olacağına ikna etmen gerekli. Onun değerli olduğu ve değerini bilecek, onu bekleyen birinin varlığına :) Bu söylediklerim gerçek çünkü herkesi bekleyen ve onu arayan birileri var :)
 

Alemtac

#661
Teşekkür ederim Sevgili Tiversonus :) olanı yazarken aslında böyle düşünmemiştim ama haklısınız...bilimsel ve spiritüel bir çıkarım. Aslında yaşadıklarımız yani olduğumuz ortamlar bunu ister istemez hazırlıyor gibi. Kasyopya celselerini okudukça öğreniyorum, yani ne bileyim ağır metal tuzları ve EM dalgaları gibi ortamlarda yetişen çocuklarımın DNA larının yeni çağ gereği olması gerektiği gibi olması...Benimde bunlara spiritüel bir katkım oluyordur umarım :) Umarım olması gerektiği gibidir, aslında kuşkum da yok :)

Sevgiler :))
 

JCA

#662
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Alemtac

Kadın doğuştan yaratıcıdır.

Her kadın olarak doğanın annelik hissi ilk oyuncak bebeği ile oynamasıyla başlar.. Anne diyecek bir annesi olmasa da, hiç bir zaman anne olmasa da, her kadın annedir.

Tek bir günle kutlanması ayrı...yine de özel olan bu günde tüm kadınların anneler günü kutlu olsun.


Bana göre,

Dişinin yaratma potansiyeli vardır. Ama eylem gücü yoktur. Erkekte bu potansiyel yoktur ama eylem gücü vardır. İkisi de olduğunda yapma gücü ortaya çıkar.

Bu olgular biyolojik anlamda değil. Dişi ve Erkek enerji anlamında. Bir varlığın biyolojik olarak dişi olması onun dişi enerjiye sahip olduğu anlamını taşımaz. Mesela hırs, intikam ve sahip olma dürtüsü taşıyan bir kadında erkek enerjisi vardır.
 

Alemtac

#663
Alıntıladığınız cümlemde erkekelerin dişil enerjisini göz ardı etmişim, haklısınız ama anneler günü için yazılmış bir kutlama mesajıy dı :)) Evet, ben de söylediğiniz gibi düşünürüm aslında fakat bir farkla; her canlıda eril ve dişi enerji varken yaşamdan edindiği kazanımlar bu dengeyi bozar...eğitimler, öğretiler vs. Kız çocuklarının bebekle, erkek çocuklarının topla oynaması gerektiği ile başlayan ve erkeğin kazanç, kadının erkeğe kazancında yardımcı rolunu almasıyla sürer. Bu anlamda ev işlerinden sorumlu olan kadın yaratıcı yönünü geliştirir ve erkekte var olan bu potansiyel giderek geriler. Genel anlamda durum böyleyken elbette istisnalar vardır. Bence her iki enerjiyide ait olduğumuz bedende dengede tutmamız gerekiyor.
 

Alemtac

#664
Bu arada Sevgili JCA, LAO TZU ve Taoizim üzerine aktarımlarınız için teşekkür etmek istedim. İlgiyle takip ediyorum :)
 

JCA

#665
Yok estağfurullah tepki anlamında söylemedim. Şu anlamda söyledim; yaratıcı güç, yani yapma gücü iki enerjinin bileşiminden oluşuyor. Ne erkek ne de dişi kendi başına yaratıcı olamıyor.

Lao Tzu çok sevdiğim bir insan. Aslında yaşadığı dönemde eser bırakmamış. Basılan kitap öğrencilerinin aktarımları. Okuduğunuz zaman kanal bilgileri ile olan uyuşumunu göreceksiniz. En güzel yönü gösterdiği tao, yani yol, çok basit ve net. İlk başladığım gece psikopata bağlayıp 30 küsür bölüm yazdım ama şimdi kesildim. Ellerim uyuşuk şu sıra. Bir kaç güne kadar tamamlarım heralde. Yani umarım.:)
 

Alemtac

#666
Evet, anlıyorum :) Nedense dişil enerjinin yaratıcı gücü vardır gibi bir bilgi kalmış aklımda, öğreniyorum ve teşekkürler :)
 

Alemtac

#667
Evrenin dilini anlayabilmeyi isterdim. Gökyüzüne baktığımız da derin maviliğinden, bulutların şekillerinden, rüzgarın yönünden havanın nasıl olacağını anlamamız gibi. Yıldızların konumlarında ki astroloji bilgimiz de olduğu gibi. Mayaların, asteklerin evreni okuduğu gibi. Keşke anlayabilsem.

http://www.youtube.com/watch?v=Se82-XxcP8g&feature=related
 

Alemtac

#668
Sevgili doktorum Sultan Tarlacı, beyin kapasitemizin %10 nu değil tamamını kullandığımız üzerine bugün bir ingilizce yazılım paylaştı. "The myth that humans only use 10% of their brains has been around for a long time, but it is not true. We use 100% of our brains" adlı yazılımıda örneğin gözlerimizi kullanırken beynimizin bir çok parçasını kullandığımız ve bu parçacıklarında diğer beyin parçacıklarına bağlandığından bahsediyordu.. Beynimizin %100 ünü kullandığımızı anlatan makale aşağıda, ingilizce bilenlerle paylaşmak istedim, aslında tamamını tercüme etmek isterdim ama ingilizcem yetmiyor :)

Our brains are divided into many different regions that serve different functions. For example, your eyes are directly connected to several specific parts of your brain. These areas connect to several other brain ... Görregions called "visual cortices," all of which connect to other regions in turn. Each of these brain regions receives visual information from your eyes, but does different things with that information. For example, some areas in the visual cortices are devoted to detecting the direction in which objects are pointing, or are specifically tuned to detect movement. Other parts of your brain then weave all this information back together to create "what you see."

Similarly, there are brain regions devoted to each of your other senses, regions to control body movements, regions to manipulate memory, regions for language. These regions can be further subdivided; one region of your brain that detects touch, for example, is organized sort of like a map of your body (called a homunculus), except that proportionately more brain area is devoted to touch in especially sensitive regions like fingers and lips. (In fact, this is partly why your fingers and lips are more sensitive to touch than, say, your leg. Try reading Braille with your leg!).

Recently, medical imaging technologies that measure activity in people's brains without surgery have enabled scientists to answer questions like "what parts of the brain are especially active when performing a complex memory task?", "what parts are most active during different types of sleep?", or even "what parts are active during recognition of a particular brand of car?" These techniques can help scientists better understand how the different regions of the brain work together to create the complex web of sensation, experience, and knowledge that we all enjoy. They also demonstrate clearly that every region of the brain lights up for something.

Where did the "10% myth" first come from? It isn't clear. It might be because less than 10% of the cells in our brains are actually neurons (nerve cells) - the rest are called glial cells. Glial cells perform all kinds of different tasks, from insulating the brain's "wires" to maintaining the brain's chemistry to helping regulate the many connections among neurons (called synapses) in which memory can be stored. Glial cells aren't neurons, but they are certainly being used! The myth could also have arisen because much of the brain is fairly adaptable, allowing people (especially young people) to recover most of their capabilities even after losing parts of their brains to injury, cancer, or surgery. This isn't always true, however; it is harder for older adults to recover function after brain injury, and we know that even small amounts of brain damage (such as strokes) in just the wrong places can be devastating.
 

ahuela

#669
Teşekkürler Alemtac abla.
Aslında babasız büyümüş arkadaşım."ölmek isteyen ölür, kafasına bir kurşun sıkar ve ölür..böyle konuşmalara gerek yok'' bu söz bende eskiden bu sözü çok söylerdim,hani özellikle o köprüye çıkanlar varya şov yapıyor derdim.Yakınımdan anladım,ölmek istiyor başka çaresi kalmadığını düşünüyor belki biri yardım eder diye de bekliyor...
Şunu da öğrendim yargıladığımda ya bana ya yakınıma aynısı oluyor , yargılamıyorum artık.Kişi hata yapıyorsa bir nedeni vardır diyorum.
Bir arkadaş da bir şey anlatacak ne olur beni yargılamayın diye söze başlıyor.Diyorum ki emin ol yargılamam sadece dinliyorum ve kendi çözümü bulması için uğraşıyroum bu da güzel oluyor:)))

Çünkü kendi hayatımda sorunlarımın nedenini kendim bulduğumda çok hoşuma gidiyorve güven geliyor :))) Sevgiler.)))
 

Alemtac

#670
Sanırım ahuela'cım, ölmek isteyen ölür sözünü o an kızım arkadaşının ölmek istemesine duyduğu üzüntü ve kızgınlıkla karışık duygularla söylemişti. Şimdi arkadaşı, söylediklerini unuttu ve mutlu olarak yaşamaya devam ediyor :) Haklısın yargılamamak gerek, sadece yol gösterici ve yardım edecek doğru cümleleri bulmak.. o an kişinin içinde bulunduğu çıkmazdan çıkaracak cümleleri kurmak..sadece dinlemek bile yeterli oluyor.

Sevgiler :)
 

Alemtac

#671
Sabah saat 10, akşam gibi karanlık...Haziran sonuna doğru, şiddetli yağmura 50 yıllık yaşamımda ilk defa rastlıyorum :) Tüm camlarım açık, içeri giren yağmur damlaları yüzüme ve koluma konuyor...mandalina ağacı tüm tozlarından arınmış, damlalarla süslenmiş ışıklı bir ağaç gibi. Havayı kokladım, içime çektim mis gibi toprak kokusunu.
 

Alemtac

#672
Bu gün nüfus müdürlüğünde bir işim vardı, başka bir makam nüfus kaydımı istemişti. İçeri girdim ve görevli memura " şaibeli nüfus örneğini buradan mı alcağım" diye sordum. Adamcağız gözleri yuvalarından uğramış bir şekilde " oda ne öyle, ben bilemiyorum..isterseniz müdüre hanıma sorun" dedi. Müdüre hanıma da aynı soruyu tekrarladım, allala ondan dan aynı tepki..neyse ki işlemi için sıra bekleyen bir hanım "vukuatlı nüfus örneği" diye düzeltti de ne olduğunu öğrendik hep beraber :)))

Sıra beklerken söylediğim hep aklıma geliyor ve kendi kendime gülüyorum :)) Bir akadaşımı aradım ve ona anlattım, gülmekten konuşamıyor :)) Sonunda bir müşterisinden istediği vukuatlı nüfus kaydıyla ilgili olayı anlattı..müşterisi istenen belgeyi duyunca "ne vukuatı, benim vukuatım filan yok" diye cevap vermiş :))) Aslında vukuatlı nüfus örneği, eskiden kayıtlı olduğumuz nüfus kayıtlarımız mış, mesela evelndiniz veya boşandınız..evelenmeden/boşanmadan önceki tarihe ait kayıtlar :)

Eğlenceli bir gün dü benim için :))
 

Alemtac

#673
Denizlerimizi, topraklarımızı uçsuz bucaksız sandık, hiç bitmeyecekmiş gibi kirlerimizi akıttık. Kendi önümüzde ki suyu değilde, komşunun suyunu kirletirsek bizimki daima temiz kalacak sandık.

Kocaman gördüğümüz dünya, aslında ne kadar küçük olduğumuzdan. Aslında dünyanın denizleri kapalı bir havuzun suyu gibi, attığımız her atık eninde sonunda bize dönecektir. Bunu düşünmek için çok mu geç?

Hayır. Hala vakit varken, su kenarlarına kurulmuş zehirli atık üreten tesislere dur diyebiliriz, hidroelektrik, nükleer santrellere hayır diyebiliriz. Konserve hiç birşey tüketmiyerek katkıda bulunabiliriz, sentetik hiçbir şey kullanmayarak.

Sonunda doğayla uyumlu ne varsa onlara döneceğiz. Isınmak için kömür, petrol, gaz kullanmayacağız, hiç bir hayvanı katletmeyeceğiz...çünkü bunları yapmak için bu kaynakların tükenmemiş olması gerek.
 

Alemtac

#674
Kryon bir kaç kez; deniz suyundan içme suyu elde etmek gerekliliğini söylemişti. İçecek su bulamayacağımız anlamına mı geliyor du bu? Toprağı kirletmeye devam edersek, sonunda yeraltı sularına olacak olan bu. Domestik atıklar dediğimiz, evlerde kullandığımız deterjanları, yanmış yağları, şampuanları kanalizasyonlara akıtmanın dışında ne yapabiliriz? Yanmış yağları biriktirebiliriz, bunları toplayan tesisler var. Düşünürsek bir çok şey bulunur, ama yaşamın konforundan vaz geçmeye kim razı olur ki? Saçımın keçe gibi olmasına razı olup, evlerde yapılmış sabun kullanacağım, deterjan yerine yine aynı sabunu rendeleyip kullanacağım. Hoş bunlar daha az zararlı, yani zararsız değil yinede.

Keşke teknolojik olarak bu kadar ilerlemeseydik, bilgimizi, keşiflerimizi kimya için kullanmasaydık. Şu anda bu yazıları yazdığım bilgisayar bile radyasyon yüklüyor bedenimizi. Eğer bilgisayar olmasaydı, nasıl öğrenebilecektik? Eğer aydınlatmada kullanılan floresanlar olmasa gece nasıl okuyabilip, kendimizi geliştirecekticektik.

Lütfen ömrü bitmiş floresan lambaları kırmayalım, içindeki madde havayı öyle kirletiyor ki. Hiç olmazsa küçük katkılarımızla dünyaya destek olalım. Mesela zamanında yetişmemiş hiç bir sebzeyi tüketmeyelim, köylü pazarlarından alalım her şeyimizi. Gereksiz tüketimden kaçınalım, ihtiyacımız kadar elektrik ve su harcayalım. Ülkeleri protesto için boykot ettiğimiz ürünler yerine, çevreye zarar veren ürünleri boykot edelim. Mesela parfüm kullanmayalım, ruj sürmeyelim.

Tekstil fabrikalarının boya, ağartma gibi tekstil mamulunu terbiye etmek için kullanılan kimyasallar en yakın suya boşaltılır, onun için tekstil fabrikaları genellikle dere kenarlarına kurulur. Şimdilerde organize sanayi bölgelerinin olduğu şehirlerde, arıtma tesisleri de bulunuyor ve arıtmaya çok büyük yatırımlar yapılıyor. Deriyi işlemek için kullanılan zırnık, hem havayı hem toprağı hemde suyu kirletiyor ve katledilen hayvanlar da cabası. Kürk ve deri giymeyelim.