Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#585
Bu aralar "ben"e yoğunlaşmam gerekiyor. Boğaz çakramda problem var, troid bezlerim çalışmıyor...tabiki meditasyonla bu bölgeye yoğunlaşmamla beraber, tahlil ve doktor kontrolünde tedavideyi de yapacağım :)

Dün akşam grup toplantısında grubu yöneten dostumuzun söylediği gibi; burun mukozasında şişme, nefes alamama gibi problemleri bir haftadır yaşıyordum. Bu durumu belirtmesi, hepimizin yaşacağı problem olarak göstermesi beni heyecanlandırdı :) çünkü bildiğim bir kaç kişide de aynı şikayet vardı ve bu grupta o akşam yer almayan kişilerdi. Grup yöneticimiz, enerji yüklemesinden kaynaklandığını ve buna ilave olarak sırt ve boyun bölgesinde ağrılardan da bahsetti. DNA yapımızda oluşan değişikler nedeniyle ve oluşması için yüklenen enerjilerden kaynaklı bu ağrılar nedeniyle endişe duymamamız gerektiğini anlattı.

Bu aralar "ben"le ilgiliyim, önce beni yoluna koymam gerek.

Sevgiler :)
 

Alemtac

#586
Tahlil sonuçlarımı bu gün aldım. Hoşimato imiş, nasıl yazılır bilmiyorum, okunduğu gibi yazıyorum onun için :)) Bu hastalığın genel tablosu içinde olan şeker, kötü kolestorol, tansiyon yüksekliği ve kiloda artış ta var tabiki. Bir adım bile atsam kalbimin neden bu kadar hızlı attığını ve bu nedenle hiçbir şey yapmama isteksizliğimin nedeni çözülmüş olduğu, en çokta kilo alma nedenimin cevabını bulduğum için mutluyum :))

Nedeni bilmezseniz, çözüme ulaşamazsınız. Neyle savaşacağınızı bilmezseniz, yenilirsiniz.
 

Alemtac

#587
Haşimato hastalığının asıl nedeni bilinmemekle birlikte iyot eksikliği olabiliyormuş. İyide iyotun en bol olduğu şehirde yaşıyorum.

Düşünce ve duygularımız, içinde yaşadığımız gerçeğin zihnimizde yansıyan tasarımıdır. Misal; sevinç, hüzün, öfke ve masumiyet adına şahsına münhasır olarak sunduğumuz her şey. Nesnel gerçekten alarak nesnel gerçeğe verdiklerimiz, hormon adını verdiğimiz moleküllerin yine nesnel olan işlevleri sayesindedir. En sık kadınlarımızda görülen ve Tiroid hormonlarını depresyona uğratarak, ruhsal depresyon ile birlikte pek çok olumsuzluklara neden olan Haşimato Hastalığında yaşadıklarımız da aynen öyle.

Haşimato Hastalığı, tiroid bezinin müzminleşmiş bir iltihabıdır.

Hakaru Haşimato adlı bir Japon doktoru tarafından tanımlandığı için onun adıyla anılmaktadır.

Tiroid bezinin iltihaplanmasına genel olarak Tiroidit adını vermekteyiz. Bunun pek çok nedenleri olabilir: Bakteri, virüs, ışın tedavisi, iyot eksikliği ve henüz bilemediklerimiz... Haşimato Hastalığı, bilinmeyen medenlerle ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca çok sayıda 3-4 mm lik nodule sahip olmamın nedeni de bu hastalık.

İşte nedenini burada çözdüm : Haşimato Hastalığında, asıl görevleri vücudumuzu savunmak olan antikorlar, bilinmeyen bir nedenle tiroid bezine saldırırlar. Bu durumda tiroid bezi en temel gereksinimimiz olan hormonları üretemez. Bu hormonların eksikliğinden doğan belirtiler, hastalık olarak ortaya çıkar. Şimdi, vücüdumun bağışıklık sistemini arttırdım, yani antikorlarım çok güçlü...vücuduma girebilecek her türlü mikrop ve benzerlerine karşı alarm durumunda. Hormonlar virüs gibi kanımıza karıştığından güçlenmiş antikorlar onada aynı muameleyi yapmış heralde :))


 

Alemtac

#588
Az önce bir şeyler yazmaya kalkıştım bilgisayar kitlendi, ama hiç bir şeyin göstergesi değil bu :)

Devam ediyorum yazmaya.

Tekel işçileri açlık grevine başladı. Hastahanelik olanlar oldu. Neye karşıydı bu direnç? Diğer tarafta, at ve eşek eti kreşlerde, yurtlarda, ucuz yemek satışı olan yerlerde halkın hizmetine sunulmaya başlandı. Et yemesek ne olur? Bir anne şofbenden zehirlenip bitkisel hayata giren kızını kurtarmakla kalmayıp, kızının sıfır olan zekasını 56 ya yükseltti. Doktor olan anne şmdi kızını eski haline döndürebilmek için kök hücre nakline muhtaç.

Herşey para.

Dünya ise direniyor. Para olan her şeye karşı direniyor. Nasıl mı? Haiti'de olan depremden önce K.Amerikada olan 6 şiddeti civarında depremden bir çoğumuzun haberi olmadığını düşünüyorum. Volkanların faliyette olduğunu kaçımız dikkate aldı? Depremin dalga dalga geldiğini kaçımız hissediyor? Korkutma haberlerini kastetmiyorum, yok İstanbul'da 7 şiddetinden daha büyük bir deprem olacakmış :)) Boşverin böyle safsatalara. Sadece demek istediğim Dünya'nın sesine kulak verin. Onu dinleyin ve ona destek olun.

Şöyle; her akşam ya da arada bir akşam :) gelen dalgaları yani enerji çıkışlarını hissetemeye çalışın, ya da hissedemeyebiliriz, sadece Dünya'ya seslenin "Sevgili Dünya; Seni çok seviyorum. Seni ve içinde olduğun durumu anlıyorum. İçinde biriken enerjiyi yavaş yavaş bırakmanı öneriyorum" ya da bunun gibi içinizden gelen her neyse.

Unutmayalım; DÜNYA'da yaşayan bir canlı :) O'da bizler gibi gelşiyor, daha doğrusu bizlerle beraber yükselebilmek en büyük dileği.
 

Tgur

#589
Geçmiş olsun,
Haşimeto ya ben de aşinayım ,yani bahsetmiştim beni de ziyaret etmişti bir zamanlar ve ben ,verdiği hediyeleri iade etmiştim,ameliyat olup nodülleri kendi evrimlerine gönderdim, merak ettiğim siz ne yaptınız ,ameliyata karar verdiniz mi.

Alemtac

#590
Teşekkür ederim Sevgili Tgur :)

Biliyorum, bahsetmiştiniz. İlk defa o zaman duymuştum adını bu hastalığın ve önemini pek kavrayamamışım, şimdi anlıyorum insana neler yaptığını yani başa gelince anlaşılıyor ancak. Neyse ki tedaviyle geçecek. Ameliyat olmayı gerektirecek büyüklükte nodul yokmuş bende. Bir haftadır tansiyonumu ölçüyor ve neler yediğimi not ediyorum. Henüz tedaviye başlanmadı, Pazartesi doktorumla randevüm var. Anladığım kadarıyla ilaç tedavisi ve beslenme rejimi uygulamam yeterli olacak.

Kendimi yeterli ve iyi hissetmediğim için pek fazla kendi fikirlerimi paylaşmamaya dikkat ediyorum. Bir an önce tedavi olmayı istiyorum :) Herbirimize sağlık ve neşe diliyorum.

Sevgiler :)
 

Alemtac

#591
Su ile aramda garip bir ilişki var :))) Uzun zamandır farkındayım, küçük felaketler başladığından beri...

Yeni evli olduğum zamanların birinde, misafirlerle sohbet ve ikram faslını bitirmiş, gelenlerden bir kaçını uğurlamak için salondan hole geçerken ayağımın şap şap diye sesler çıkarmasını ilk başta algılayamamıştım, mutfak lavabosundan taşan yağlı suyu görünceye kadar. Bulaşıkları musluğun içine sıralardım, sonradan çalkalayıp sabunlu bulaşık leğeninde yıkardım ama musluğun bozulacağı tutmuş ve içinde olan bulaşıklar nedeniyle lavobo tıkanmış.

Eski evimin ki o zamanlar orada yaşıyordum, ahşap zeminini yeni yaptırmıştım. Evde olmadığım bir gecenin sabahında komşumdan gelen telefonla "evinden sular tepeme akıyor" demesiyle acilen geldiğim evimde gördüğüm manzara dehşetti. Bulaşık makinesinin çıkan hortumundan fışkıran su evin her odasına dolmuştu. En çokta yeni yapılan ahşap zemine acımıştım. Bu evde, duvardan sular akardı..tamirciyle ahbab olmuştuk ve alt komşumla da papaz. 

Yeni bir eve taşınmıştım. Kiracısı olduğum bu evi seviyordum. Belediye çalışmaları nedeniyle suların kesildiği bir gün tüm muslukları kontrol etmiş ve evden çıkmıştım. Geldiğimde ise her yeri kaplayan çamurlu su karşılamıştı beni. Tuvaletin musluğunu kontrol etmek aklıma gelmemişti. Nasıl olmuştu da tuvalet musluğundan fışkıran çamurlu su bu kadar kuvvetle her yeri kaplamıştı, inanamamıştım.

Her yaşadığım yerde sık sık bozulan muslukları saymıyorum bile.

Şimdi yaşadığım evde de, mutfak lavobosunun altındaki boru girişinden taşan sular nedeniyle sadece tezgah içleri ve mutfak zeminine dolan sularla kurtarmıştık. Banyo lavobosunun altındaki borudan fışkıran sular için ise musluğun vanasını kapatmaktan başka acil çare kalmamıştı.

Su birşeyler anlatmaya çalışıyordu, gerçekten böyle düşünmeye başlamıştım. Sonunda bir gün ne beklediğini keşfettim.

Banyoda, duşta suyun verdiği rahatlık tartışılmaz. Sadece bedenin değil ruhun da temizlendiğini hissederiz. Bunu, suyun bu özelliğini çakraların ve tüm bedenlerin arınmasında uyguladığımdan bahsetmişimdir.

Su içmek ise ayrıca güzel, hücrelerime dolan suyu hissetmek, su içerken şifalanmak, meditasyon yaptığım odada bulundurduğum suyu içmek...

Su yaşamdır, canlıların hayatiyetlerini sürdürebilmeleri için en gerekli olandır su. Yiyecek tüketmeden yaşanır da, susuz 3-4 gün yaşanır ancak. Yeraltı kaynaklarından en muhteşemi su, hiçbir milletin malı değidir. O çıktığı toprağa aittir ve üzerinde yaşayan canlıların faydasına sunmuştur kendini. Alınıp satılamaz...

 

Alemtac

#592
Şimdi düşünüyorum da, deprem dalgalarını dünyanın çığlıkları olarak nitelemekle saflık mı yapmışım? Son okuduğum bir yazıda ABD'nin deprem silahlarını denemesi sonucunda ortaya çıkan depremlerden söz ediyor. Yok, inanmak istemiyorum böyle bir şeye.

 http://www.kosulsuz-sevgi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=760&Itemid=790
 

Alemtac

#593
3.Boyut algısıyla gördüğümüz/yaşadığımız herşeyde dualite içindeyiz. Beynimizin dışa açılan kapısı olan gözlerle gördüklerimiz ya negatiftir, ya pozitif. Görmeyi sadece gözlerimizle değil, bedenimizde olan gözeneklerle de aynı görme gibi hissederiz. Mesela yaklaşan bir insan nefesi, rüzgar vs gibi. Yaklaşan bu nesneyi negatif veya pozitif olarak yapılandıran özetle yine beynimizdir.

Bedenin tüm görme duyularının kalktığını düşünelim bir an. Bedensiz olduğumuzu aslında perdenin kalktığını hayal edelim. İşte o an negatif/pozitif diye bir kavramın olmadığını anlayabiliriz. O anda hissedeceklerimiz sadece frekanslar olacaktır. Çeşitli dalga boylarında, kimi düşük kimi yüksek frekanslar.

 

Alemtac

#594
Geçen gece çocuklarımın konuşmalarını dinlerken uyuya kalmışım ve kocaman kara köpek kucağıma başını koymuştu. Hemen uyandım, bacaklarımda karıncalanmalar hissediyordum ve iyigeceler diliyerek yatağıma geldim. Anında uyumuşum ve bu sefer kara köpek yorganın altından arkamdan belime sarılıyordu, kitlenmiştim...kızımın seslendiğini duyuyordum ama cevap veremiyordum, sürekli "anne, anne" diyen sesine cevap vermek için kuvvetle silkindim, sonunda "kızım, yardım et" diyebildim. Meğer o da uyuyamıyormuş, saati sorduğumda 3,5 olduğunu söyledi, yanıma yatmasını söyledim ve sabaha kadar huzurlu bir gece geçirdim.

Dün gece yine yorganın altından ilerleyip beni kitleyen ve ne kadar uğraşsam da sesimi çıkaramadığım bir "şey" le uğraşmak zorunda kaldım. Birara kurtuldum ve içeri çocuklarımın yanına gittim, ama gitmemiştim...hala uyuyordum. Sürekli, olanca gücümle oğlumun adını sesleniyordum. Sonunda "şey"in yüzünü gördüm. Oğlum koşarak geldi, teleşlı bir sesle "anne, neyin var" diye sordu, "yorganı aç" dedim ve kurtuldum. Kızımda kalkmış "ne oldu anneme" diye soruyordu. "Sonunda gördüm, benim kollarımı bağlayan "şey"i gördüm, yüzünü gördüm" diye cevap verdim, oğlum"kahkahalarla ve rahatlamış bir sesle "rüyaymış" dedi. "Hayır rüya değil, gerçek. Küçücük bir adam dı, gelip kollarımı bacaklarımı bağladı ve yüzünü gördüm...hırrrr diye sesler çıkarıyor du", ikisi birden kahkahalarla gülüyor ve sözlerimi tekrar ediyorlar dı "küçük adam, hahahaha, kollarını bağlamış", ışığı kapatmamalarını söyledim, ilk defa karanlıkta uyumak istemedim.

Sonra fakına vardım ki sırt üstü uyuyordum, hemen sağ yanıma döndüm. Genellikle sırtüstü uyuduğumuz pozisyonlarda kitlenmeler yaşarız. Uykuda olduğumuzun bilincinde oluruz ama bir türlü uyanamayız. Aslında kitlendiğimiz uyku ile uyanıklık arasında dır. Uyku sırasında yaşadığımız bir tür felç durumudur bu. Beynimiz yaşadığımız bu felç durumuna uygun hikayeler üretir, genellikle üstümüze çıkmış ve ağırlığı altında ezildiğimiz bir yaratık olur bu ve günlük hayatta yaşadığımız sıkıntılı dönemlerde başımıza gelir.

Ama dün gece küçük adam o kadar gerçekti ki....
 

Tiversonus

#595
Evet, benzer şeyleri babam da yaşamaya başladığını söylüyor. Uzun bir süredir korkulu rüya görmediğini söylüyordu, şimdi yine başladığını söylüyordu...Bir kaç gün önce ya da bir hafta önce, babamın eski arkadaşı, sanki kavga etmeye gelir gibi gelmiş eve ve herşeye rağmen beklentinin ötesinde babam onu çok iyi ve sevgi ile ağırladığını söyledi. Bu kişi beraber ortak anısında, elli yıl öncesnde "onları öldürmemiz lazımdı" diye de eski anısına bir sonuç üretmiş. Bu kişi sanılanın aksine özel okul kurucusu bir öğretmen, senarist, bir kaç film yapmaya çalışmış ama olmamış bir kişi. Şimdi ise bir evde tek başına yaşıyor ve alkolik...

Neden bu kadar açık anlatıyorum? Çok özel tarihleri deneyimliyoruz. Bu zamanlarda, eski zamanlarda olduğu gibi idare edici olamayız; durumu idare edici olmak anlamında. Tüm olaylar kişilerin sevgiye, barışa, dengeye gelmesi için meydan okuyucu, zorlayıcı. Evet, bu zamanlarda denge de kalabilmek için, sevgiye kalplerin, Bir'liğe kalplerin açılması için zorlayıcı enerjiler çok daha fazla çalışıyor. Kişi geçmişi şifalandırmalı, zihinsel temizliğini yapmalı, bir sürü geçmişten kalan "korku enerjileri" temizlenmeli ki ancak böylece dengeli kalabilir veya huzurlu. Olaylar atık zorlayıcı türden; idare edici, geçiştirici tüden şeyler çare etmiyor, huzur için...

Kişisel bilgisayarda bile artık frekansı düşüren müzik parçalarına bile yer yok, seyrettiğimiz filmlerde bize vermeyen bir durum var ise -artık idare edici olamayız- hemen vazgeçebilmeliyiz, yani kıaca frekansımız artık ortalarda olamaz. Artık ortası yok, ya bir frekans için eskisinden farklı olmalıyız ya da çok çabuk düşük fekansalara düşeriz. Artık, idare edci şekilde frekansımızı düşüren kişileri alanımıza sokamayız, eskiden bu olabiliyordu. Artık ortası yok; ya batarız ya çıkarız. İnsanr artık intihar noktasına gelirler ya da çıkarlar. Bu kadar zorlayıcı enerjiler var artık yaşamlarımızda. Geçmiş ile çalışan kişiler ile de br olamayız, şimdiki an'da kalamayan da batar. Ve bu tür kişileri hala enerji alanımızda tutamayız.

Özetle, konuyu dağıtsam da genel olarak şu söylenebilir: Enerjiler artık ortayı kabul etmez durumda ve zorlayıcı şekilde; ya dalganın altında düşük frekansta kalırız ya da yüksek frekans ile sörf yaparız. İşte ortası yok. Yüksek frekans içinse; eskiden idare ettiğimiz bize hizmet etmeyen tüm şeyleri, sevgi ile bırakmalıyız... Ve zaten zorlayıcı olmasa kim yerinden kalkıpta, harekete geçebilir ki ya da geçmek ister ki? Yüksek frekanslı bir durum dışında huzurun taşınması mümkün görülmüyor, enerjiler zorluyor.

Bir'liğin modeli olan, Sevgi'nin ifadesi olan, Bir'in modeli olan insan için bir frekansa geldikten sonra, o frekansı elimizden alacak hiç bir güç yok, evet bu biraz iddialı bir şey ama böyle düşünüyorum.

:)) Konu ile ilgili olmasa da yine de paylaşmak için fırsat verdiğinizden teşekür ederim.

Alemtac

#596
Anneme de anlattım, dün gece yaşadıklarımı. Çünkü bu tür olayları hemen kötü güçlere bağlar, açıklamalarımla beraaber anlattım. Anlatmaya başladığım ilk cümlemin ardından:

-Hemen kuezi rabbin felak'ı okusaydın, kelimei şaadet getirseydin.
-Ama anneciğim, bunun nedeni uyurken sırt üstü yattığımızda yaşadığımız felç durumu
-puuuffsss...
aldırmadım devam ettim
-Ve aklımız da bu yaşadığımız duruma uygun masallar üretir
-puuuufffssss...
-Aslında rüyada olduğumuzu biliriz ve uyanamayız
-Ben onu bunu bilmem, sen ayetel kürsüyü de öğren artık. Bırak palavraları şimdi. Birisi senin hakkında kötülük düşünüyor.
-Yok annem, palavra olan ve demek istediğin saldırıya uğradığım kısmı :)) Bilimsel açıklaması bu anlattığım.
-Hadeeeee...Bütün gün boş oturuyorsun, al elinede dua öğren. Ben herbirinize okuyorum zaten ama ben gittikten sonra kim okuyacak? Çocuklarına okumak için öğren, kendin için öğren.
-Peki, olur, tamam :)

Baktımki anlatamıyacağım, tamam dedim. Artık uğraşmıyorum, herkesin bildiği yol kendi için en doğru yoldur.
 

Alemtac

#597
Teşekkür ederim Sevgili Tiversonus :) Haklısınız çünkü şu aralar yaşadığım durgunluğun farkındayım. Okuduğum hiçbir kitap ya da makale bana birşey vermiyor. Daha fazla bilgiye ihtiyacım var ve biliyorum ki o bilgi içimde bir yerlerde. Bu arada frekansımın düşmesi ihtimalide bir gerçek. Bu sebele dediğiniz gibi frekans düşürücü hiçbirşeyle ilgim yok :)
 

Tiversonus

#598
Evet, elbette iyi niyetliler fakat ben yıllarca bunu okuyanların, bu tür şeylerden ya da korkudan kurtulamadıklarını da şahit oldum, örneğin ablam...Bir itiraf, hayatımda daha uykuda korkulu rüya görmedim ya da hatırlamıyorum. Bakın en son yakın tekrarlanan iki rüyam var: Bir okyanuz gibi yerin hemen kenarındai belki bir metrelik su birikinisine ekmek atıyorum ve üç çocuğuz, sanırım balık tutuyoruz ve bir yılan suyun içinden çıkıyor ve sağ ayağımın baş parmağını ısırıyor ve diğer arkadaşım çekiyor atıyor yılanı ve ben kalktığımda ayağımı havaya sallayarak uyanıyorum. Bu korkulu değil, ben kınca gülümsüyorum...Ve bir hafta içinde ikinci rüyamda; yerde bir daire var belki bir metre ve ben sanki ABD li rapçiler gibi sallanarak yürüyorum ve aldırmıyoum ve çemberdeki yengeçe dalga geçmek için ayağımı uzatıyorum ve yine sağ ayağımı yengeç ısırıyor ve uyandım, ayağımıda sallıyorum. Ve yine korku içinde değilim. Bu bir oyun. Demek ki tekrarlanmış ise, "dikkat et, adımlarına" mesajı var bana:))

Şunu demek istiyorum; olayların temelinin ne olduğuna odaklanmak, örneğin şu kişiden mi, şu kendine hizmetten mi, şunu yaptımda mı oldu, filan, filan işte kaynağın ne olduğuna dair enerji tüketmek ne kadar faydalı? Bence çok değil. Çözümlere odaklanmalı. Örneğin Dünya için kalbinizden inen bir ışık sutunun dünyanın çekirdeğine ulaştığını imgeleyen bir meditasyon yapsak, öncesin de zihni boşaltmak için nefes egzersizleri yapsak ve bakın siz frekansımız nasıl değişiyor... Bir şeye odaklanmak bazen çözüme odaklanmak kadar değerli olamıyor. Frekans yükseltici duruma geçmek Kaynak bağlantısını sağar diye düşünüyorum:))

Beniçözüm önerim hep şu oldu kendime; dikkatli olmayı bırakmadan (ki bende bu fazacaydı), yüksek frekasnlı durum için seçeneklerimi uyguladığımda, yüksek frekansa ulatığımda, sorunun sebebi ya da kaynağı hep geride kalıyor. Öyle de tam negatifliğin tam hakimiyetini hiç bir zaman düşünmedim, sadece pozitif bağlantı için pozitif frekansa geçmenin peşinde olmak bence hr için çok önemli. Böyle zorlanmasak ta pek harekete de geçmez bir yapısı var insanların. Ve şunu gördüm; sadece kaynaktan uzak kalmanın (negatif olı kaynaktan) tek başına hiç çözüm olmuyor. Pozitif frekans ta olduğumda ise, o zaten benden olabildiğince uzak bir frekansa dönüşüyor.

Alemtac

#599
Dediğinizi yaptım az önce. Bahsettiğiniz gibi, "neden sıkıldık" başlığında anlattığınız gibi nefes egzersizi ve ardından kalbimden çıkan ve dünyanın merkezine inen ışık sutunu imajine ettim. İçini mor alevle doldurmak geldi aklıma ve öyle yaptım. Sonrada dünyaya "Seni çok seviyorum ve şifalanman için, hastalıklarından kurtulman için sevgi enerjimi gönderiyorum" dedim ve o anda farkettimki, ben dünyaya sevgi enerjisi gönderirken bir taraftanda tepe çakramdan enerji doluyordu.

Teşekkür ederim :)