Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#150
Dostum benim :)) başkalarıda varsa bekliyoruz arkadaşlar...

Arkadaşlar demişken, okuduklarınızı, öğrendiklerinizi bizlerle paylaşmanızı dilerdim...Paylaştıkça geliştiğini hissedenlerdenim. Azıcıkta kendimize hizmet, hep başkalarına olmuyo ama :))
 

Alemtac

#151
Buldum, buldum yada evraka evraka...kolostrofobimin nedenini buldum...Sağolsun Osho abimiz :))

Her nerede fazla sevgi vardır, orada korku da vardır..
Her nerede fazla sevgi vardır, orada korku da vardır.
İnsan hayatındaki korku üç evrede çok belirginleşir.
İlki doğum esnasındadır, doğum kanalını geçerken.
Çocuk dokuz ay annesinin rahminde kalır. Bu dokuz ay bize göre
öyledir -oysa bu süre, zaman kavramı olmayan, saat zamanını bilmeyen bir çocuk için hemen
hemen sonsuzluk gibidir - asla sonu ve başı bulunmayan. Ve öylesine konforludur ki, bugün
modern bilimin en gelişmiş enstrümanları, ana rahminin bir çocuk için sağladığı konforu, rahatlığı asla sağlayamaz.
Öylesine bir rahatlık ki, hiçbir endişe yok, çalışma yok, hatta nefes alma zorunluluğu dahi yok....

Annesi çocuğu için nefes alır, onun için beslenir. Çocuk sadece kimyasal
bir sıvının içerisinde ağırlıksız bir şekilde yüzerek rahatına
bakar. Yapacak hiç bir şey olmadan - sadece varolarak.
Ve bir gün bu güzel evi, bu rahat evi, gittiği yer hakkında hiçbir
bilgisi olmadan terk etmek zorunda kalır. Korku doğal olarak ortaya
çıkacaktır - geçmesi gereken geçit boğucu derecede dardır. Bu kanalı
geçerken çocuk hemen hemen ölümü hisseder. O, ölüm hakkında henüz bir şey bilmese de,
olacak korkunç şeylere karşı bilinçsiz bir korku taşır ki, o an olan da iste böyle bir şeydir.
Böylelikle ilk korku çocuğun doğumunda ortaya çıkandır- en büyük korkulardan bir tanesi.
Başlıca terapi uygulamaları bu korkunun yeniden bilinç düzeyine
çıkartılıp temizlenebilmesini hedefler -ki aksi taktirde tüm hayatin
boyunca orada kalır, tüm hayatinin alt yapısı, temeli olarak... Senin
esas temelin korku üzerindedir. Bu, herkesin her yerde neden
titrediğini de açıklar. İnsanlar bir şeyler yaparlar fakat içleri hep
titrer; her zaman endişe içindesin - yanlış bir şeyler olacak,
talihsizlikler yine beni bulacak... Korku belirli bir şeye ait
değildir, korku sadece hep oradadır...Temel terapi çalışmaları bunu
çözmek içindir, onu bilince çıkarmak için. Ve ne zaman ki bazı
nedenler bilince getirilir, o bir anda yok olur. İşte bu bilinçliliğin
simyasıdır.

 

Alemtac

#152
Hissetiğimiz duyguları sadece biz kendimiz yaşarız.

Birine karşı öfke duyuyorsak o bizim duygumuzdur, karşımızaki kişinin bundan haberi bile olmayabilir. Öyleyse o duyguyu kabul etmemiz ve bizim de öfke olmamız gerekir. Ama karşımızdaki kişinin bunda bir suçu olmadığınıda bilmek şartıyla. İçimizde oluşan bu öfke o kişiye yönelik değildir, içimizde uyandırdığı başka durumlara yaptığı çağrışımdır. Öfkeyi kabul ettiğimiz, yani kendimizinde öfke olduğu an ve karşımızdakinin sadece yardımcı oyuncu olduğunu bildiğimiz an, o an duyduğumuz öfkeninde bir önemi kalmaz.

Sevgide aynı böyledir. Birini seviyorsak eğer hissetiğimiz sevgi duygusu sadece bize özeldir. Karşımızdaki kişinin bizi seviyor olması veya olmamasının önemi kalmaz. Yaşadığımız duygunun karşılıksız olması değildir önemli olan, sevgi duygusunu yaşayabilmemizdir.

Yaşadığımız her duygu zaten içimizde vardır. Bunu bize yaşatan yoktur. Ancak duyguların ortaya çıkmasına neden olan vardır. Yaşadığımız duygu ister öfke/kızgınlık/nefret, ister sevgi/neşe/çoşku olsun ortaya çıkaranlara teşekkür etmeliyiz.

Sevgiler :))
 

Alemtac

#153
Hatırlıyorum da..yani hepimiz hatırlarız demek istiyorum; çocukluğumuzda saatlerin bir türlü geçmek bilmediğini.

Hatta bir keresinde annem bizi sinemaya götürecekti, sabah 10..gideceğimiz saat 14:00..14:30 da sinemada olmamız gerekiyor. Oturmuştum karşısına, yere bağdaş kurup, saati izliyordum...10 dakika bile nekadar uzun bir zamandı ! geçmek bilmiyordu dakikalar, oysa daha saatler vardı. sonuçta, tabiki saati ileri almak gibi bir çözüm bulmuştum :) Anneme hiç bilmiyormuşum gibi saatin kaç olduğunu sormuştum. Annem " aman geç kalıyoruz, çabuk olun, hemen çıkmamız lazım" diye telaş içinde hazırlanmış ve evden fırlamıştık. Hehe, çook mutluydum, geçmeyen zamanı geçirivermiştim...sinemaya geldiğimizde saatin henüz 12:30 olduğunu öğrenen annemin yüzündeki şaşkınlığın, öfkeye geçişini adım adım hatırlıyorum :)

Zaman kimimize göre yaşadığımız günede bağlı olarak, ne kadar çabuk biter, bir bakarız pazartesi olmuş çarşamba..hatta kimi günler, özellikle sabahları uyandığımızda, sorarız kendimize, bu gün hangi gündü ? Bazen yaşadığımız günü pazar sanıp işe geç kaldığımız da olmuştur :))

Yaşadıklarımızın doluluğumu bunları hissettiren diye sormuşumdur hep..Yoksa dünyanın dönüş hızının artması mı ? ama yinede mantıklı gelmiyor..dakikalar aynı dakika değil mi, nasıl olurda mekanik birşey günün dönüş hızına uyar ? saatler 1970 de nasıl aynı dakikalrdan oluşuyor ve 60 tanesi 1 saat ediiyorsa, 2009 da da aynısı değil mi? yoksa bizlerden habersiz onlarıda mı değiştirdiler ? :))

Cevabı normal şartlarda yaşayan bir insana göre, bir bilim adamının zamanında saklı.. Mesela, kim olsun...Dr. Henry Fritz Schaefer olsun..kimmiş bu adam ? ; Georgia Üniversitesi'nde kimya profesörü ve Kuantum Kimya Merkezi'nin direktörüdür. Tam 5 kez Nobel ödülüne aday gösterilen Schaefer için dünyanın en nitelikli üçüncü kimyageri denmektedir. Hey !! hemde kuantumla ilgilenen bir isim çıktı :)) Şimdi ona göre zaman bizim hissettiğimizden çok daha çabuk geçiyor olmalı değil mi? Yani diyebiliriz ki, bizim yaşadığımız 5 yıl onun 50 yılı eder. Diyebilir miyiz sizce ? Bizim kendimize ayıracak zamanımız varken, onun acaba var mı? Biz yapacağımız işleri 24 saate göre ayarlar/planlarken, o acaba kaç türlü işi 24 saate sığdırmak zorunda ?

Zaman sadece bizim içimizde yaşattığımız bir olgudur. Dünyanın güneş etrafında dönüşüne 1 gün denmesiyle oluşan üllizyon..Uzayda zamanın olmadığı bilinen bir gerçek...

Kendi yarattığımız bu olgu bugün bizleri yönetiyor (mu) ?

 

Alemtac

#154
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Alemtac

Hissetiğimiz duyguları sadece biz kendimiz yaşarız.

Birine karşı öfke duyuyorsak o bizim duygumuzdur, karşımızaki kişinin bundan haberi bile olmayabilir. Öyleyse o duyguyu kabul etmemiz ve bizim de öfke olmamız gerekir. Ama karşımızdaki kişinin bunda bir suçu olmadığınıda bilmek şartıyla. İçimizde oluşan bu öfke o kişiye yönelik değildir, içimizde uyandırdığı başka durumlara yaptığı çağrışımdır. Öfkeyi kabul ettiğimiz, yani kendimizinde öfke olduğu an ve karşımızdakinin sadece yardımcı oyuncu olduğunu bildiğimiz an, o an duyduğumuz öfkeninde bir önemi kalmaz.

Sevgide aynı böyledir. Birini seviyorsak eğer hissetiğimiz sevgi duygusu sadece bize özeldir. Karşımızdaki kişinin bizi seviyor olması veya olmamasının önemi kalmaz. Yaşadığımız duygunun karşılıksız olması değildir önemli olan, sevgi duygusunu yaşayabilmemizdir.

Yaşadığımız her duygu zaten içimizde vardır. Bunu bize yaşatan yoktur. Ancak duyguların ortaya çıkmasına neden olan vardır. Yaşadığımız duygu ister öfke/kızgınlık/nefret, ister sevgi/neşe/çoşku olsun ortaya çıkaranlara teşekkür etmeliyiz.

Sevgiler :))

Yukarıda ki yazımın sizlere yanlış bilgi vermemek adına bir üstadımız tarafından düzeltilmiş halini aktarmak gereği duydum:

"Her duygu zaten içimizde vardır. Bunu bize yaşatan yoktur. Duygu formdur, onu kontrol etmek durdurmak ve dahi üretmemek elimizdedir. Duygumuzu birinin tetklediği inancı ise bizi o gerçeğin içinde sabitler ama asli gerçek herşeyin kendi idrakimiz ve kendi kontrol gücümüzle değişebilir olma gerçeğidir. Başkalarının bizi duygulandırdığını düşünerek onlara kızma ya da onları onore etme yanlış bir inancın ürünüdür. Biz duygularımızdan başkalarını sorumlu tutmuş oluruz böylece ve sorumluluktan kaçarız oysaki bizim duygularımızı düşüncelerimiz üretir örneğin biri size kızdığında; eğer siz onun  kızmasını kendinizle ilişkilendirirseniz ortaya çıkacak duygu kötü olur ama eğer kişilerin tavırlarını kendileriyle ilişkili olduğu idrakinde olursanız işte o zaman sizin duygularınızi kimse harekete geçiremez."

Teşekkür ediyorum :)
 

Tiversonus

#155
Aslında bu yazınız beni düşünmeme yol açmıştı, fraktal yapılar ile ilişkilendirerek. Şöyle ki; bir "birim" var olan en büyük "birimin" bir modeli ise; hem o hem de bu cinsinden bir durum ortaya çıkıyor ki, bu şimdiye kadar ki öğrendiğimiz ya o ya bu şıklarından farklı bir algılamay götür. Örneğin Bir'in modeli olan her bir parça ve parçalar arasındaki ilişkiler bir bakış ile Bir'in kendisi ile ilişkisidir. Bir'den başka deneyimleyen yoktur...Peki aradaki ikilik/dualite/farklılık algılarımız ne ifade ediyor? İşte bu ilüzyondur...Gerçekte olmayan varmış gibi gözüken bir tiyatro ve sanal bir şey. Bu bakış açısı ile karşıdaki de Yaratan'ın birliğinin bir modeli olur ki; işte bunu algıladığımızda karşıdaki kişinin ne kadar saygıyı hakettiğini idrak ederiz. Karşıdakine yapılan saygısızlık aslında Bir'liğe yapılan saygısızlık olr, karşıdakine duyulan sevgi ise Bir'liğe duyulan sevgi olur...

Aktarımları çok yerinde bir onaylama ile kabul ediyorum ve fiziksel gözlemlerinde (fraktal yapılarda) bunu doğruladığını söylemek istedim.

Bir başka örnek ise; kişi başka bir kişiyi sevdiğinde veya ondan nefret ettiğinde; aslında hem kendini sevmiş ve hemde nefret etmiş olur. İşte yukarıdaki yazının bunu işaret ettiğini düşündüm...Ama eksik olanın ise, bu durumun "Birlik ile" bağlantısının vurgulanmaması olduğunu düşündüm. Belki şu daha doğru ifade olabilir; kişi başka bir kişiye beslediği duygu, kendine beslediği veya kendinde olan bir duygudur artı/ve Birliğe/Bir'e duyduğu duygudur.

Tiversonus

#156
Ve ilave: Bu zor bir kavrama gerektiren bir durum ancak, bir fikir jimnastiği olsun diye belirtmek istiyorum (acaba diyorum); dışardaki büyük sonsuz olan yapının bir modeli olan kişi ise (her bir parça gibi), dışardaki negatifliğin bir yansıması model olduğumuzdan dolayı içimizde midir? Yani dışardaki negatiflik değişebilmesi için, içimizdekini değiştirerek; hem dendimizi ve aslında model olduğumuz içinde tüm büyük modeli değiştirmiş mi oluruz? Böyle düşününce, belki kertişler dışarıdalar ve hem de içimizdeler...Yani dışarda ne ise içerde de o mu dur?

Ama ne olursa olsun; değişimin içeriden olacağı gerçektir hatta içerideki gücümüzün yetileri de sonsuz gözüküyor; işte farkındalık ile ulaştığımız güç dışarıda aramak yerine içimizde aramamız gerekir. Neyi? Herşeyi; korunmayı, realiteyi yaratma gücünü, bilgiyi, sevgiyi, herşeyi, Bir'i...

Alemtac

#157
Konuyu tamamlıyıcı nitelikte ki katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyorum :)

Kişi başka bir kişiye beslediği duygu, kendine beslediği veya kendinde olan bir duygudur artı/ve Birliğe/Bir'e duyduğu duygudur. İçimizdekini değiştirerek; hem dendimizi ve aslında model olduğumuz içinde tüm büyük modeli değiştirmiş oluruz. Farkındalık ile ulaştığımız güçü dışarıda aramak yerine içimizde aramamız gerekir; korunmayı, realiteyi yaratma gücünü, bilgiyi, sevgiyi, herşeyi, Bir'i...


 

Alemtac

#158
Harika :))

Tımarhanede tedavi olması gerekenleri tedavi etmeye çalışan tüm psikiatristlerin pes etmesi ile ilgili bir yazı okumuştum. Hayallah yine isim unutuyorum, sizler hatırlarsınız: bir psikiyatr tüm dosyaları inceler ve hastaları asla görmez ve onların hislerini kendi içinde yaşar ve o hisleri kendi içinde değiştirir. Sonuç tüm hastaların tedavi olması şeklinde sonuçlanır.

Kendimizi değiştirirsek tümü de değiştirmiş oluruz. Karşimizdaki insanın neler hissettiğini anlayarak yaklaşır ve içimizde yansıyan o duyguyu tedavi edersek bu aslında tüme yansıyacak olumlu değişiklik olacaktır. Kendimizi sevmek bütüne duyduğumuz sevgidir. Bütünü sevmek Bir'e duyduğumuz sevgidir. Herşey birde başlar, bütüne ulaşır ve Bir'de biter.

Tekrar teşekkürler Tiversonus :))
 

Alemtac

#159
İnsan hayatlarını yönlendirmek yetisine kimse sahip değildir ve hakkı yoktur.

Geleceği görebilmek normal midir? Bugün pek çok falcı var, tarot, yıldızname, kağıt, kahve falı bakan, yıldızlara göre geleceği söyleyen...

Asla ve asla astrologlar özellikle gelecekten haber vermemeliler, görebildikleri için mi? Astroloji kişilk haritası çıkartmak için kullanılmalıdır. Para kazanma aracı asla olmamalıdır.

Geleceği görebilen bir insansanız eğer ki öyle olması mümkün değil, gördüğünüz gelecekle ilgili insanları bilgilendirmek düşebileceğiniz en büyük ve en kötü davranış olur.

Aslında gördüğümüzü sandiğimiz gelecek an da gerçekleşendir ve değişkendir. Birinin gelecekte şu - şu yaşlarda öleceğini gördünüz ve söylediniz, o birinin gelecek hayatını kodlamış olursunuz. Birinin yaşami ile ilgili olumsuzluklarla karşılacağını biliyorsunuz, yaşaması gerekenleri ve yaşanacakların getireceği olumlu veya olumsuz değişikleri göz ardı ederek nasıl ve kim olarak söyleyebiliriz ? Ne hakkımız var veya nasıl bir hak görüyoruz kendimizde ki bunları açıklayabiliyoruz ve umudu söndürebiliyoruz ?

Gelecekten haber vermek iser adı fal olsun ister başka birşey evrensel yasaları çiğnemektir.

 

Alemtac

#160
Ben fal bakarım, kahve falı...gerçekten :)) Falına baktığım insanın adeta zihnini okurum, beklentilerini hissederim ve bende beklentilerini karşılayacak olumlu bir gelecek sunarım, asla olumsuz şeyler söylemem...

Yaptığımın doğru olduğunu sanıyordum, insanların hayatını olumlu düşüncelerle dolduruyor ve geleceklerini olumlu olana kodluyordum. Ama benim sandığım olumlu olan o kişinin hayatı için, geleceğinin içinde olabilecek ve o anki beklentisi içinde bulunmayan, henüz bilgisi olmayan, olumsuzlukların getireceği asıl olumluyu değiştirmek olmuyor mu?

Yaşadığımız olaylar beklentimizin akışında gitmezse, üzüntü/kırgınlık/öfke vs. gibi duygularla dolarız. Oysa olanlar bizleri başka güzelliklere hazırlamak içindir. Daima bizim için en hayırlısı ne ise o olur. Beklentimiz gerçekleşmezse üzülmek yerine, olanı kabul edip, şimdi nelerin gerçekleşeceğini, beklediğimizin olmamasının ardından gelecek güzelliklerin heyacınını tadını çıkara çıkara yaşamayı tercih edelim.
 

Tiversonus

#161
Geçen hafta içinde bu konuyu bir arkadaşımla konuşmuştum ve şunları söylemiştim: "Olacak diye söylenenler, hem özgür irade yasasının işleyişine ve hem de zamanın akışkan/değişken oluşuna aykırı, sen sana söylenenleri belirli bir olasılık yüzdesi ile kabul etmelisin, örneğin yüzde 85 olasılığı olan bir şey miş gibi. Sadece bir potansiyel olarak bakmalısın."

Olayın içyüzüde şu; arkadaşın ticaret yaparken mal verdiği büyükçe şirket (pek de dürüst oldukları söylenemez) iflas açıklayarak mahkemeden kayyum atıyorlar ki kayyum atanmasını yapabilmek pratikte çok ama çok zor. İşte bu şirkete verilen malların alındığı fabrikaya ödemesi var ve borçlardan dolayı herşeyini yitirmemek için, eski şirketin tüm mal varlığını ve sermayesini, akrabalarının ve soyadı farklı kişilerin üzerine hızlıca geçiriyor ardkadaşım. Şimdi amcasınınoğlunun üzerine (ki o daha önce yanında çalışıyordu) yeni şirket kuruludu ve işe oradan devam ediyorlar. Arkadaş ödenmeyen çeklerin günlük karşılığı 100 yrtl den hapise çevrilmesi ile yasalara göre belki 50 yıl hapis yatabilir gözüküyor.

İşte bu sıkıntılar ile bana şunu biliyor musun diye söyleyemediği kelime (Tarot) idi, fal baktırmaya gittiğini söyledi. Tarot falı. Tarot falını bir adam bir cafede, lüks bir yerde bakıyor. Arkadaşımı üç şey şaşırtıyor: "Senin herşeyini emanet ettiğn kişi, ismi *** dir diyor (doğru) ve bu na dikkat et diyor, eşinin isminin içinde şu harflaer var diyor (doğru), sana borcu olan adam trafik kazası geçirecek diyor (henüz olmadı)...Aslında çok net bildirimlerde bulunuyor ve ben de şaşırdım. Şüpheci aklımla arkadaşımın bilgilerine bir başkası aracılığıyla ulaşmı olup olmadığını sorguladım, böyle bir ipucu gözükmüyor....Ben de randevu al beraber gidelim dedim, yakın da (sanırım bugün-yarın giderim), meraklıyımdır..

Sonra şunu düşündüm, arkadaşımın kafasından geçenleri, beklentilerini okuyor dedim. Çünkü dikkatli ol dediği kişi hakkında aynı-benzer şeyleri düşündüğünü biliyorum, eşinin ismi herhalde zihninde yankılanıyordur 8boşanma içerisine girdiler) ancak bu parasını vermeyen adamın kaza geçirmesi bildirgesini takibe aldım, sonra yorumlamak üzere kafamın köşesine yazdım...Şimdi ben 3 soru ile gideceğim bu tarotcuya:)) Bakalım ne sorayım? Hatta bir topraklama imgesi yapmayı düşünüyorum, hinlik olsun diye:))

Sonuç olarak, geçenler de Hathor'larım medyumu olan Tom Kenyon'un en son tebliğini aktarmıştım. İşte orada bilgile bence çok açıklayıcılar. Bir kaç faktör devrede olur ise, olasılıkları tahmin etmek mümkün değil, daha doğrusu onlarca seçenekli bir zaman dallanması ihtimali belirir. Ancak bir olayın olasılık olarak bozulacağı (ama ne zaman nerede, hangi koşullarda v.b.) detayları bilinmese dahi, bir genel gidişin varlığı da inkar edilemez, işte burada artan olasılıktan başka bir şey söyleyemeyiz: Artan olasılık.

Bu tıpkı alkolik bir adamın araba sürmesi gibi, yani bir şekilde o alkollü araba süren kişi tarafik kazası yapacak ihtimali yüksektir, ancak hadi diyelim adam gece bir rüya gördü ve 3 gün sonra alkolü bıraktı:)) Yani özgür iradeler ile olasılıklar değişir veya değişmeyen tavırlar ile de ihtimaller artabilir. Paylaşmak istedim.

Tsunami

#162
Ben de kahve fali ve tarot bilirim.Eskiden arkadas ortaminda bakardim sonra öyle bir noktaya geldi ki; arkadaslarimin arkadaslari filan , duyuldu ve parayla filan baktirmak isteyen insanlar oldu:)) Ama yapmadim cünkü beni huzursuz eden bir sey vardi: insanlarin kaderlerini yaratmalarinda bir payim olusuyor muydu? Olusuyorsa bu ne kadar dogruydu? Bana göre dogru ve olumlu olan seyi söylüyordum ama bu benim dogrumdu, onun degil :(( Böyle düsündügüm icin artik hic bakmiyorum , baktirma hususunda ise;kaderim kimsenin eline birakamayacagim kadar "benim" diye düsünüyorum. Bana , dillendirilen seceneklerin olurlugu daha fazla gibi geliyor sanki.

Istanbul'da bir cafe'de fal bakan bir tanidigim var, salliyorum resmen diyor. Üstelik getiren kisiden bütün bilgileri aliyorum diye de övünüyor, bilmiyorum hepsi böyle olmayabilir...Gercekten isabetli tahminler yapanlar var ama iste yine de bilmiyorum:)
 

Alemtac

#163
Tarotçu (başka türlü hitap etmek, şuan içimden gelmedi) zihinden geçenleri okuyor olabilir. Düşünmediği hiçbir şeyi söylememiş. Gelecekle ilgili tahminiyle de olma ihtimalleri arasından en yakın olanın olma olasılığını artırmış ve böylece geleceğe etki etmiş. Düşünceleri olma ihtimali olana yönlendirmiş...Ancak biz biliyoruz ki, olma ihtimalleri sonsuzdur ve dallanmış zamanlardan oluşur. (Bir alkoliğin arabasını kullanması, taksiyle gitmesi, içmesi, içmemesi, evinden çıkmaması, çıkması gibi ihtimaller ve bunların kombinasyonundan oluşacak bir çok olasılık içinde sadece bir tanesi kaza geçirmesidir ve kaza esnasında ölmesi, sakat kalması, burnu bile kanamadan kurtulması....) hani şu hikayedeki gibi; kedi ölümü, değilmi :))

Genel hatları ile gelecekten haber vermek mümkündür, bunun için falcı olamaya gerek yoktur çünkü olasıklar içinden birinin zaten olması mümkündür. Geçmişiyle ilgili bilgi verirsiniz önce, karşınızdaki kişinin size inanmasını sağlarsınız, yada tarotçunun yaptığı gibi isimler söylersiniz..şimdi geleceği kodlayabilirsiniz. fal bakmak ve baktırmak günahtır der Kur'an...işte açıklaması insanları şartlandırmak, geleceklerine şekil vermek, insanlar için hayırlı olacak olanı değiştirme çabasındandır. Bu sadece çabalamaktır, olacak olan o veya bu şekilde olacaktır. İster dümdüz gidin, ister dağları tırmanarak sonuçta varacağınız yer aynıdır. Çünkü hepimizin planlamış olduğu doğumdan ölüme kadar olanlar vardır sadece arada olacaklar değişir, izlediğimiz yollar değişir. Seçenekler içinden o an en doğru olana yöneliriz ve geleceğimiz şekillenir. Ne farkeder, geleceği bilsek ne olur bilmesek ne olur?

Kızım sınavı kazanacak mı kazanamıyacak mı, hayatına nasıl yön verecek gibi telaşlar içindeydi ve bu nedenle uyku uyumaz, yemek yemez olmuştu. Yukarıda söylediğim gibi sözleri onada söyledim ama farketmedi. Gel sana bir fal bakayım dedim ve geleceğinin güzelliğinden, onu bekleyen harika hayatından bahsettim, göyya falda görmüştüm. Ve söylediklerimin bir kısmı gerçekleşti, diğerleri beklemede henüz. Geleceği gördüğümden değil, olma olasılığı olanlar içinden seçtiklerim yüzünden..şimdi rahat, kendini bekleyen güzel bir geleceği olduğu umuduyla o geleceğe doğru yol alıyor. Şimdi burada doğru olup olmadığım tartışılır, bir anne olarak daha fazla sabredemedim, ama geleceğini değiştimemeye de özen gösterdim, sadece seçimlerini belirledim. Yani öyle sanıyorum...

 

Tiversonus

#164
Aslında farkındalık sahibi, bilgi ile oluşan farkındalık ile; sadece geleceği değil geçmişi ve yaşanılan an'ı da değiştirir. Diğer türlüsü zaten özgür irade yasasını ve aslında bu uygulamanın temeli olan sevgi yasasını ihlal etmek olur. İşte bilgi korur derken, gerçekliğin akışkan yapısını bilerek, özgür irademizi sahiplenip onu kullanarak, belki direk bilgi değil ama onun yol açtığı gücümüzün farkındalığı ile bizleri korur. Evet bilgi korur.

Burada bilgisiz ve cahil yapıdaki insanlar bir manüplasyona uğrarlar diye düşünüyorum.