Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 6 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#135
Size adrenalinli şeyler lazım:)) Şu iplerden atlamanızı öneriyorum, hani insan beline bağlıyor ve aşağıya atlıyor ve lastikli iple yere çakılıyor gibi oluyor:))

Bu arada bir deneyeyim dedim geceden kopyaları hazırldım, oda ne o kadar küçük yazdığımın hepsini ezberlemiştim:)) Ama bacağa yazılan kopyaları okumayı severim. Severdim, sever miyim, severdiler...

Alemtac

#136
hahaha, cok yaşayın dostum. Hep istemişimdir bangijumping yapmayı :)) kopya ordan mıydı acaba?
 

Tiversonus

#137
İşte heyecanlı bir şey demek istedim. Aslında ihtiyacın yokken dahi yapmalı insan, enazından diğer arkadaşlar ile kaynaşabilmek için.  Bagijumping'i bilmem ama paraşütle atladım:)) İnsanın ayakları titriyor ilk seferinde...

Alemtac

#138
Ama ben dağcılık yaptım, motorsiklet kullandım, daldım ( dalgıçlık yaptım diyemiyorum, çünkü tüplü dalmayı beceremedim..malum klostrofobi..) yani hayatımda adranalin salgıladığım pek çok şey olmuştur :)) sadece spor da gerekmiyor adrenalin salgısı için :))) aman dikkat bağışıklık yapar :)))))
 

Pınar

#139
Alem bana motosiklet kullanmayı öğretir misin?:)) En büyük tutkum, ama bir türlü fırsatım olmadı.:) bankijampinge gelince, isterdim ama yere ulaşma ihtinalim çok düşük...hahahhahaha! Ama paraşüt olabilir.Artık beni nerde bulurlar, kaç yıl sonra yere inerim bilmiyorum.hahahahhahaha!Buradaki şiddetli rüzgarlarda yunan adalarında kendimi bulacağım diye ürküyorum ve dışarı çıkmıyorum.Neme lazım! " Kalimeraaa" bunu öğrendim mesela, bir gün olur da kendimi adalarda bulursam yabancılık hissetmiyim diye.hahahahahhahaha!Ayy, keyfim geldi yine!Hoşgeldiiiiiin!

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

#140
hahaha, çok yaşa Pınarcım :)) motorsiklet kullanabilmeyi öğretmek için kullanabilmek yetisine sahip olmak gerekir :)) maalesef artık sahip değilim :) hakkaten ha, sakın paraşütle atlama :)) hahahaha, gerçekten seni arama ve kurtarma ekibi ile birlikte aramak durumunda kalmak istemem.
 

Tiversonus

#141
Sen en iyisi jokey ol:)) Bak parası da iyi:)))

Alemtac

#142
Çağdaş bilimsel keşiflerle, mistik Sufi öğretilerinin en önemli ortak uyarısı şudur:

İnsan, özüne dönerek, kendini öz bilincinin değerleriyle tanıyamadığı sürece, evrendeki yegâne sermayesi olan "dünya yaşamını", fizik dünyanın şartlarına bağımlı olarak yanılgılar içerisinde tüketir gider...

İnsanlığın büyük bir çoğunluğu, dünyayı ve yaşamı sadece beş duyuyla algılayabildiğimizden ibaret zannedip, sadece burası için herşeyi elde etmekle meşgulken, bakın bilim dünyasında neler oluyor ve bunlar Tasavvuf eserlerinde nasıl karşılık buluyorlar:

"Ölünce Yaşam" isimli eserinde ünlü bilimci Kenneth Ring, Ph.D. şunları yazıyor:

"Eğer bilinciniz, fiziksel bedeninizin sınırlarına bağımlılıktan kurtulabilirse, holografik dünyaya girip, o boyutu tecrübe edebilirsiniz...

Bedeninize ve bedensel algılama araçlarına bağımlı kaldığınız sürece ise, holografik âlem ve boyut gerçeği sizin için sadece entellektüel bir konu gibi kalır. Oysa, eğer bedeninizden ayrılabilirseniz, o boyutu direkt tecrübe edebilirsiniz.

Bu tecrübeden dolayıdır ki, mistikler, gördükleri şeyler hakkında bu kadar kesin ve inandırıcı konuşmaktadırlar. Ama orayı tecrübe edemeyenler ne şüphelerini üzerlerinden atabiliyorlar, ne de yaşamı anlayışlarında bir değişime ihtiyaç hissediyorlar..."

Evrenin, esasta dev bir hologram olduğu gerçeğinden hareketle, zaman ve mekânın duyularımıza izafeten belirdiğini biliyoruz. Yani fizik dünyanın nasıl göründüğü ve bu dünyada geçen zamanın hangi biriminde olduğunuz, fiziksel duyularınızın algılamasının bir ürünü...

Mekânın varlığından şüphe etmeyecek derecede ona öylesine bağımlı halde düşünür olmuş ve şartlanmışız ki, mekânın olmadığı bir boyutun ve âlemin nasıl birşey olduğunu hayal bile edemiyoruz. Oysa, bilinç olarak mekâna bağlı olmadığımız gibi, zamana bağlı olmadığımızı da kanıtlayan veriler var:

Bunun en güçlü göstergesi, OBE (Out of Body Experience) denen, bireysel bilincin fizik bedenden ayrılıp farklı alanlara seyahat ettiğinin gözlendiği "beden dışı yaşam tecrübeleri"dir...

Dünyanın her yerinde ve tarihin her döneminde insan bilincinin beden dışına çıkabildiği çeşitli şekillerde sürekli anlatılmıştır. Jack London'dan, Goethe'ye kadar birçok tanınmış kişi dahi kendi başlarından geçen OBE'lerinden eserlerinde bahsetmişlerdir. Eğer küçük bir araştırma yaparsanız, Amerikan yerlilerinden, Mısırlılara, Yunanlara, Hindulara, Müslümanlara kadar her topluluk tarafından da bu gerçeğin bilinmiş olduğunu kolayca keşfedersiniz...

Batılı olmayan 44 ülkede bu konuda yapılan bir araştırma sonucu, 41 ülke insanının, beden dışı yaşam tecrübelerine normal olarak inandığını ortaya çıkarmıştır. Yine dünyanın 488 topluluğu arasında 437'sinin beden dışı tecrübelere dayalı benzer gelenekleri, anma törenleri ve kutlamaları olduğu ortaya çıkmıştır...

Değişik üniversitelerde, öğrenciler üzerinde sayısız anketler yapılmış ve örneğin Southampton Üniversitesi'nde ankete katılan 115 öğrenciden 19'unun; Avustralya New England Üniversitesinde 177 öğrenciden 36'sının başından beden dışı yaşam tecrübesi geçtiği belirlenmiştir. Yapılan anket sonuçlarının ortalaması alındığında, kabaca, bu yazıyı okuyan her beş kişiden birinin er veya geç, bir gün bir yerde, yaşarken fizik beden dışına çıkma tecrübesi yaşamış olduğu veya bunu yaşayacağı ortaya çıkıyor. Bu oran 10 kişide 1 bile olsa, aslında sanıldığından çok yaygın bir gerçekle iç içe olduğumuz anlaşılıyor...

Tipik bir OBE, herhangi bir anda kendiliğinden yaşanabileceği gibi, sıkça, "yakaza" denen, uyku ve uyanıklık arası, uykuya geçme sırasında veya uyurken, zikir yapma sırasında, hastalık ve anestezi sıralarında, ayrıca şiddetli bir travma veya kaza geçirildiğinde görülüyor. Kaza geçiren bazı kimselerin, koma halinde olmalarına rağmen, sonradan olup-biteni anlatmalarının sebebi bu tecrübedir...

NDE (Near Death Experience) olarak bilinen ve özellikle şiddetli kaza veya krizler esnasında ve sonrasında başından geçen bu tür "ölümötesi yaşam tecrübesini" anlatan kişilerin yayınlanmış yüzlerce kitabı şu anda piyasada mevcuttur. Bunların bir kısmı Türkçe'ye de çevrilmiştir.

Yüksek ruh gücüne sahip tasavvuf ehli zevat, beden dışı yaşam boyutuna geçişlerini, iradi olarak kontrol altına alabilirler... Bu tür tecrübelerde, kişi eskisinden daha güçlü bir "farkında oluş" haliyle, kendisinin aniden bedenden ayrı bir yerde olduğunu görür. Kapalı bir yerdeyse, genellikle tavana yakın bir konumda, aşağıdaki bedenini seyretmeye başlar. Uçuyor veya havada yüzer bir haldedir. Çoğunlukla ilk anda bir ferahlık ve gevşeme hissi hâkimdir...

Bundan sonrasında kişiden kişiye değişen çok farklı şeyler olabilir. Burada tecrübe biçimlerinde kişinin kendine bakışı, yetişme şekli, bilgi birikimi, veri tabanı ve kendi gerçeğini tanıma düzeyi önem taşır. Zamansız ve mekânsız bir şekilde, bilinç, holografik özellikler taşıyan bir bedenle, istenen yerde anında kendini bulabilir... Tıpkı GHOST (Hayalet) isimli ve benzeri bir çok filmde seyrettiğimiz gibi mekân kayıtlarından bağımsız hale gelir, fiziksel duvarlardan veya kapılardan geçebilir... Zamanın fiziksel boyutuna tabi olmadığı için, düşünsel olan bir algıya geçer; isteği oluştuğu anda, kendini, düşündüğü yerde ve halde bulur... Bilinç kendini fizik bedenin kayıtlılıklarından bağımsız bir halde, beynin ürünü olan çok ince titreşimlerle yapılanmış hologramik bir bedenle bulur...

OBE tecrübelerinden elde edilen verilere göre, fizik bedenle yaşamın son bulmasıyla birlikte girilen boyut, şu an bilim dünyasının meşgul olduğu hologram tekniğiyle tesbit edilen özelliklerin yaşandığı boyuttur. Yani, evrenin hologramik boyutu... Ancak bu boyut, kendi yapısına uygun hologramik bir bedenle tecrübe edilebilmektedir...

İşte OBE veya NDE denen ölüm ötesi tecrübeleri yaşayan kişiler, Din'de "ruh" ismiyle tanımlanan, bugünün lisanıyla "ışınsal hologramik beden" diyebileceğimiz bir bedenle bu evrensel hologramda seyahat etmektedirler.

Bugün onlarca dile çevrilerek okunan, Muhyiddin İbn Arabi, İbrahim Hakkı Erzurumî, Mevlâna Celaleddin, Abdulkadir Geylani gibi birçok Tasavvuf ehlinin eserlerinde bahsettikleri "göğe yükselme, başka bir âlemi ziyaret etme" veya "tayyi mekân, tayyi zaman" gibi dünyanın zaman ve mekân kayıtlılıklarına bağımlı olmayan seyahat tecrübeleri, bugünün bilimsel verileri ışığında baktığımızda, "evrenin holografik boyutunda" yaşanan bilinç tecrübeleri ve bilinç seyahatleridir.

Ölüm ötesinde yaşamın devam edebileceğine ihtimal vermeyen birçok kişi, başından geçen bu tür beklenmedik bir tecrübe sonrasında, "ölüm" diye bir sonun sadece fizik beden için geçerli olduğunu farketmiş ve çok farklı bir yaşam tarzı sürmeye geçmişlerdir. "Mavi Tüy" ve "Martı" gibi tanınmış eserlerin yazarı "Richard Bach" ve benzer eserler veren birçok kişinin, Tasavvuf ehlinin yaşama bakışındaki farklılık, başlarından geçen bu tecrübelerinden kaynaklanmıştır. Bu şekilde tecrübelere dayalı olarak yazılmış yüzlerce kaynak kitap bulmak mümkündür...

Ve dünyanın neresinde olursanız olun, hangi zamanda yaşıyor olursanız olun, her insan için kaçınılmaz olan bir gerçek çıkıyor ortaya:

Ölümün tecrübe edilmesiyle birlikte "holografik evren" boyutunda, "hologramik bir bedenle" düşünsel bir yaşamın başlangıcı!..

Bununla beraber; kendisini bekleyen bu sonsuz geleceğe ilgisiz, araştırmayan, fizik dünyayla kayıtlanmaktan kurtulamamış insanların çoğunluğu...

alıntı
 

Alemtac

#143
Doğum işareti spiritüalist terminolojiye ait bir terim olup, vücutta doğuştan bulunan, maddi bir nedenle açıklanamayan, varlığın geçmiş yaşamlarından kaynaklandığı ileri sürülen izlere verilen addır.

Spiritüalistlerekminezi deneylerine dayanarak, geçmiş reenkarnasyona ait bir yaralanma izinin bazen yeni beden üzerinde de bulunabileceğini, vücutta doğuştan bulunan kesik veya delinme izlerinin veya eksik parmak, kopuk kulak vb. gibi çeşitli oluşumların önceki bir reenkarnasyonda yaşanılmış olayların ruhta derin bir iz bırakmış olması sonucunda oluşabileceğini ileri sürerler.

Sol bacağımın diz üst seviyesinde doğum lekesi var...derler ya annen hamileyken imrenmişte olmuş :)) sordum anneme yokmuş öyle bir şey, hiçbir şeye imrenmemiş.

Geçenlerde enteresan bir konuşma yaptık, bir arkadaşım aracılığıyla hoca denilen bir beyle görüştüm. Bana zor doğum ve derin yaradan bahsetti. Blokaj oluşturan nedenlermiş. Zor doğum hadi neyse ama derin yara hiçbir yerimde yok...sonradan aklıma geldi veya aklıma getirildi, bacağımdaki doğum lekesi !!! Araştırdım ve üstteki yazıyı buldum.  Şimdi geçmiş yaşamlara dönmek gerekiyor :) Ama nasıl diye düşünürken, bu gün bir arkadaşım aradı. İstanbul'a gidecekmiş, "Sirius" derneği davet etmiş, hipnoz uygulanacakmış. Benimde yanında olmamı istiyor ve bana da yapılabilirmiş. Herşey böylesi arka arkaya geldi işte..
 

Alemtac

#144
Bilgisayarıma virüs girdi :)) artık hotmaili kullanmıyorum, çünkü kullandığım an hotmail hesabımda kayıtlı olan herkese virüsü göndermiş oluyorum. Aklım bu işi nasıl düzeltebileceğimle meşgul olunca karşıma da buna uygun/benzer bir yazı çıktı.

Bilgisayar Gizemciliği 
 
Günümüzde neredeyse her evde bir bilgisayar var. Hepimiz Internet'de gezinmek, E-Posta göndermek, dökümanlarımızı yazmak, bütçemizi kontrol etmek gibi işler için bilgisayarımızı harıl harıl kullanıyoruz. Doğal olarak, az tecrübeli kullanıcılar için yazılmış sayısız yardım dökümanı ve kitap mevcut.


Bilgisayar teknolojisi hakkında yazılan bu dökümanlardan biri bundan 50.000 yıl sonra bir başka uygarlık tarafından bulunsaydı ne olurdu, hiç merak ettiniz mi? Ben ettim, ve ulaştığım sonuç beni çok eğlendirdi.




Bize göre çok farklı bir ortam ve kültürde yaşayan geleceğin varlıkları, metinleri muhtemelen yarım yamalak tercüme edebilecek ve bizim hayal ettiğimizden çok farklı bir şekilde yorumlayacaktır. Pek anlam veremedikleri bu satırları, belki de "O zamanların rahipleri tarafından yazılmış ezoterik bir öğretinin kalıntıları" olarak kabul edeceklerdir.




Gelin; günümüz dünyasına ait inançları(!) geleceğin uygarlıklarının gözünden inceleyelim...




=====================




Geçmişin insanları, dünyaya "PC" adını vermişlerdir. Bunun yanı sıra, evrendeki başka gezegenlerin varlığından da haberdardılar. Bütün gezegenlerin "Internet" adı verilen elle tutulmaz, gözle görülmez şekilsiz bir deniz üzerinde yer aldıklarına inanıyorlardı. Bu gezegenler arasında, "Modem" adı verilen kapılar aracılığıyla iletişim sağlanıyordu.




İnsanlar, kendilerine o zamanın diliyle "Program" adını vermekteydi. Bütün insanlar, "Programcı" adı verilen iyi tanrılar tarafından yaratılmıştır. İnsanlar günlük hayatlarında ne yaparsa yapsın, tanrıların çizdiği sınırların dışına çıkamaz ve belirlenen amaca hizmet ederdi. Tanrıların, her bir insanı farklı karakterde ve farklı bir görevi yerine getirmesi için uygun şekilde yarattığına inanılırdı. Toplumlarında "Word" adı verilen yazıcılar, "Excel" adı verilen hesapçılar, "Access" adı verilen kütüphaneciler, "Photoshop" adı verilen ressamlar, "Dreamweaver" adı verilen gazeteciler yer almaktaydı. Bütün insanlar, "Task Manager" adı verilen ölümsüz bir kral tarafından yönetilmekteydi.




"Outlook" adı verilen medyumlar, uzak gezegenlerden gelen mesajları hissedebilme yeteneğine sahip seçilmiş kimselerdi. Bu kimseler büyük saygı görürler ve geleceğe yönelik haberler de verebilirlerdi. Bu mesajlara halk arasında "Email" adı verilmekteydi.




Dünya düzeninin, "Sistem Programları" adı verilen melekler tarafından sağlandığına inanılırdı. Bu melekler, tanrıların iradeleri dışında hareket edemezler ve görevlerini sürekli yerine getirirlerdi. Meleklerden bazıları, zaman zaman insan görünümüne de bürünebiliyordu. Öyle olduğu zamanlarda dahi, tanrıların izin verdiği ölçüde, diğer insanların yapamadığı şeyleri yapabilir ve mucizeler gerçekleştirebilirlerdi.




Aynı inanışa göre; iyi tanrıların yanı sıra, "Hacker" adı verilen şeytanlar da bulunmaktaydı. Şeytanlar, "Virüs" adı verilen cin & iblis türü uşaklarını dünyaya gönderirdi. İnanışa göre; bu iblislerin niyeti, insanları yapması gereken işlerden alıkoyup onları kötü yola sevketmek ve kendileri gibi yapmaktır. Ne var ki, insanlar iblislere karşı savunmasız değildir. Tanrıların emrinde çalışan ve "AntiVirüs" adı verilen varlıklar, insanları sürekli korumaktadır. Bu varlıkların bazıları insan görüntüsünde olabildiği gibi, bazıları da gözle görülmezler.




Bunun yanı sıra; insanların dünyası ile iblislerin dünyası arasına "Firewall" adı verilen ateşten bir duvar örülmüştür. Hiçbir iblis, tanrıların izni olmadan bu duvarı geçemez. Duvara yaklaşan iblisler yanarak ölür. Ne var ki, şeytanlara kulluk eden bazı insanlar, çeşitli ayinlerle ateş duvarında "Trojan" adı verilen delikler açabilmektedir. Şeytanların bu işi doğrudan doğruya yapmaları tanrılar tarafından yasaklandığı için, mutlaka bir başka insanın iradesi gerekmektedir. İnsanların (özellikle medyumların) bazen iyi, bazen de kötü niyetle davet ettiği iblisler, bu delikleri kullanarak dünyaya adım atabilmekteydi. Bu iblislerin bazıları masum görünüşlü olup insanlara yardım ediyor gibi gözükebilir; bazıları ise son derece korkunç görüntülere sahiptir. Hepsinin ortak yanı ise, hizmet ettikleri şeytanların emirlerini yerine getirmeleridir.




İnanca göre; dünyadaki görevini tamamlayan bir insan, "Delete" adlı melek tarafından öldürülürdü. Ölülerin, "Recycle Bin" adı verilen bilinmez bir yere gittiğine inanılırdı. Ancak; "Recover" adı verilen özel bir ayinle, ölen bazı kimseler mezardan kalkarak dünyaya dönebilmekteydiler. Bu durum; sadece, tanrılar bir kişinin görevinin henüz sona ermediğine karar verdiklerinde vuku bulurdu.




"Format" adı verilen bir günde, dünyadaki bütün canlıların öleceğine inanılıyordu. Aynı inanca göre; görevlerini güzel bir şekilde yerine getiren ve iblisler tarafından etkilenmeyen insanlar ise kurtarılacak ve "CD"ler üzerinde yeni bir dünyaya taşınacaktı. Bu dünyada ortak çalışan insanlar, diğer dünyada da ortak çalışacaktı.




İnanışa göre; tanrıların yarattığı insanlar farklı farklı görüntülere ve özelliklere sahip olsalar da, aslında hepsinin özünde "1" ve "0" adı verilen özler bulunmaktadır. Aslında her insan, "1"lerden ve (muhtemelen aralarındaki boşluk anlamına gelen) "0"lardan oluşmaktadır. "1" adı verilen bu öz, boşluklarla birlikte yoğunlaşarak "Program Lama Dili" adı verilen yeni özleri ortaya çıkarır ki; bunlar, tanrıların insanları yaratırken kullandıkları gözle görülmez, elle tutulmaz kutsal ışıklardır. Bu ışıklardan bazılarının isimleri; If, Else, Switch, Select, Delete, Catch, New, ...




Bunun yanı sıra; bütün evrenler, "Elektrik" adı verilen kutsal bir ruh tarafından ayakta tutulmaktadır. Tanrılar tarafından üflenen kutsal ruh olmadan, bugün bildiğimiz anlamda hayat diye birşey olmazdı.




=====================




Bu noktada durmak istiyorum. Gördüğünüz gibi, bilgisayar gibi teknik bir konu hakkında yazılan bir dökümanı bile ezoterik bir metin olarak yorumlamak mümkün.




Durum buyken, geçmişte yazılan ve birileri tarafından "Kutsal metindir, halkların inanışlarını temsil etmektedir" diye lanse edilen her dökümanı kutsal, spiritüel, gizemci, aydınlıkçı, şöyleci, böyleci diye yorumlamak ne kadar doğru olur bilemiyorum.




Belki de bazı basit gerçekler hakkında yazılmış basit bir döküman ile karşı karşıyayızdır? Kim bilebilir? Hele, dilini ve kültürünü bile doğru dürüst tanımadığımız bir topluluktan çıkmış bir yazıyla karşı karşıyaysak, kim neden emin olabilir?


İlginç gözüken her yazıyı kutsal diye kabul etmeden önce durup bir düşünmekte fayda var. Okuduklarımızı yorumlarken daha dikkatli olmakta daha da fayda var. Aksi takdirde; bir gün kendimizi geçmişin "bilgisayar"larına tapar bir halde bulabiliriz.

Yazar: Kerem Köseoğlu
İlk Yayın: http://www.derki.com/
 
 
 

Alemtac

#145
2012 üzerine konuşmalar...

var yaa, 2012 de hiçbirşey olmayacak ve ben popomla güleceğim

hahaha, bencede, sandığımız gibi olmuyor zaten

evet, hatta sen 2012 filminin fragmanını koymuşsun çok güldüm ona yaa, dalgalar himalayaları saracaksa, biz şimdiden 3 kuluuvallah 1 elhama başlayalım haha

hahaha....senaryolar ve kehanetler insanlarda deprosyona neden oluyor

kesinlikle. beklenti içine giriyorlar

bunlar kesinlikle böyle olmayacak

ve kendi kıyametlerini hazırlıyorlar   düşünce gücü ile

evet, oysa bir çok yazıdada kıyametin ruhların kıyameti olacağı söyleniyor ama insanlar herzaman felakete inanıyor, çünkü acı var içinde, heyecan dan doğan adrenelin etkiliyor insanları

böyle düşünmeye sevkediyorlar insanları maddesel kıyamet ve düşündükçe yaratıyorlar, tepemize indirecekler evreni o olacak hehe


ama kararlaştırdıkları bir gelecek var insanların, onu değiştirmek mümkün değil, ne kadar negatif düşünürlerse düşünsünler olacak olan oldu bile..ve negatif düşünmek diyede birşeyin olmadığını düşünüyorum

yani, gezegenler dizildi ve başladı....aslında öyle negatif yada pozitif düşünmek diye birşey yok, herşey deneyim ve kişi düşünmeye başladığında düşündüğü olayı hayatına çekiyor...düşünmek demek ben bunu deneyimlemek istiyorum demek ve gerçekten ağzımızdan çıkan her söz bir anlaşma aslında...her an bir anlaşma yapıyoruz

evet, ruhların kıyametinde her insan kendi yarattığı dünya içinde olacak. nasıl tasvvur ettiyse

aynen ve ben güzellikleri, huzuru seçiyorum...büyük resim çok muhteşem yaa sistem o kadar mükemmel işliyor ki
 

Alemtac

#146
Dün gece ve yine rüyam :) Rüyamda sonsuz denilen Cenk'le konuşuyoruz, neler konuştuğumuzu hatırlamıyorum ama Sonsuz tekerlikli sandalyede oturuyor, ayağında çorapları ve sandalyenin altında ayaklarını koyduğu tablanın hemen yanında da ayakkabıları duruyor. Beyaz makosen. İçimden diyorum ki, " bak ne kadar insana değer veren birisi, demin yaptığı konuşmada yürüyemiyecek olduğu halde ayakkabılarını giymiş" Saygı ve sevgiyle bakıyorum, bakışlarını çeviriyor. Sandalyesini tutan biri var, hiç dikkat etmemişim ki cinsiyetini, şeklini hatırlamıyorum. Birşeyler daha söylüyor sonsuz ve sandalyesini itiyor yardımcısı, gidiyorlar.
 

Alemtac

#147
Hımm, şimdi hatırladım...bir delikten geçmem gerekiyordu, ardında ne olduğunu bilmediğim bir delikten atlamam gerekiyordu ve tüm melekler bekliyordu. Atlayacağım ama, ya daracık bir yerse, çok ta karanlık, hayallah şimdi meleklere korkuyorum demekte olmaz ki...Korkmamalıyım, korkulacak birşey yoktur...ve atladım, saniyelerle düşünüyorum..şimdi vazgeçmem de mümkün değil, ne yaptım ben yaa, ama korkmıyacağım ve delikten içeri girdiğimi hatırlıyorum en son ve gerisi yok :))
 

Alemtac

#148
Facebookta, ana sayfayı ilk açtığınızda karşınıza çıkyor ya: Ne düşünüyorsun ? Anaaa, hiç bir şey düşünmüyorum...Birşeyler düşüneyim ama yok, zihnim bomboş !!! öyle, dalgalanıp gidiyorum. Bak bu tam tarif oldu, gerçekten parça parça değilde dalga halinde gibiyim. Ama alışamadım ben bu forma yaa...

Anın dalgaları içinde yüzmek ve farkında olmak,
tenine temas eden herbir zerreden...
penceremden içeri sızan bahar rüzgarlarıyla dolmak ve sarhoş olmak,
boşlukta dansederken...

Hooop kzım düşecen valla, çok yükseldin, acık alçal bakiim, yoksa düştünmü kafa göz kalmayacak :))
 

Tsunami

Ben de bi tek ben böyleyim saniyodum, icim rahatladi valla:)))