Haberler:

Yeni celse forumda! 27 Haziran 2026🎉🌱

Ana Menü

Lyricus

Başlatan Moderator, 25 Mayıs 2010, 00:34:07

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Moderator

Lyricus Söylevleri, Lyricus Öğretim Düzeninden öğretmenlerin kullandığı eğitici metodların önemli bir parçasıdır. Bu söylevler, geleneksel bir formatta, bir öğretmen ile öğrenci arasında geçen diyaloglar olarak sunulmuştur.

Söylevler, Merkez Irktan gelen üyelerden kurulu Lyricus Öğretim Düzeninin sözlü öğretim metodlarına içgörü sağlamaktadır. Lyricus Söylevleri, istenilen sırayla okunabilir, çünkü herbiri eşsiz ve birbirinden bağımsızdır. Burada tercüme edildikleri sıra ile yayınlanmışlardır.

Söylevlerin içerikleri değişkenlik gösterse de, ortak amacı, gezegensel bilinç ve karşılaştırmalı inanç sistemlerinden bağımsız olarak Lyricus'un felsefî yaklaşımına uygulanabilir bir nizam sağlamaktır. Söylevler bir giriş niteliğindedir – geniş Lyricus öğretisi enerjilerinin bir temelidir.

Söylevlerin sesli olarak okunması ve bunun her ay ya da belli aralıklarla tekrarlanması önerilmektedir. Söylevler, yüce bütünlük bilincinin yalın tarafsızlığına bir temel oluşturmaktadır.


www.lyricus.org
 

Moderator

#1
1. Bütünlük Yönlendiricisini Deneyimlemek


Öğrenci : Öz benligimi deneyimlememi engelleyen nedir?

Öğretmen : Hiçbir sey.

Öğrenci : O zaman neden deneyimlemiyorum?

Öğretmen : Korku.

Öğrenci : O zaman beni engelleyen korku mu?

Öğretmen : Hiçbir sey seni engellemiyor.

Öğrenci : Ama biraz önce bu bilinç halini deneyimleyemememin nedeni korku dememis miydiniz?

Öğretmen : Evet, ancak bu seni engellemiyor.

Öğrenci : O zaman ne engelliyor?

Öğretmen : Hiçbir sey.

Öğrenci : O zaman korku ne gibi bir rol oynuyor?

Öğretmen : Hapishanede olsan, özgür bırakıldıgını hayal ettiginde en çok ne seni korkuturdu?

Öğrenci : Hapishaneye geri dönmek... O zaman, diyorsunuz ki öz benligimi deneyimlemekten cahilligime geri dönecegim diye korkuyorum.


Öğretmen : Hayır. Diyorum ki cehalet korkun seni cahil bırakıyor.

Öğrenci : Kafam karıstı. Yüksek benligimi deneyimlemekten korktugumu söylediginizi sanmıstım, ancak simdi kulaga insan benligimden korktugumu söylüyorsunuz gibi geliyor. Hangisi?

Öğretmen : İçindeki Tanrı-parçasını deneyimledikten sonra insan benligine geri dönmekten korkuyorsun.

Öğrenci : Neden?

Öğretmen : Bir çölde susuz kalsan, her seyin ötesinde arzuladıgın ne olurdu?

Öğrenci : Su?

Öğretmen : Peki sana bir bardak su verseydim, tatmin olur muydun?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Ne kadar süre?

Öğrenci : Tamam, ne demek istediginizi anladım. Her seyin ötesinde arzuladıgım, istedigim zaman içebilecegim suya sahip olmak olurdu, ya da en iyisi, çölü terketmeyi istemek olurdu.

Öğretmen : Peki, ya çölü seviyorsan, onu terk etmekten korkmaz mıydın?

Öğrenci : Diyorsunuz ki öz benligimi deneyimlemekten korkuyorum çünkü bu dünyayı geride bırakıp ayrılmayı isteyebilirim ancak nasıl bir sey oldugu deneyimine sahip degilken nasıl korkabilirim ki?


Öğretmen : Bu, birisi seni öldürmek üzereyken bedeninden tasan korku degildir. Bu, öyle gizemli, kadim ve ezeli bir gölgenin korkusu ki hemen bilirsin ki bu yasamı ve bu dünyayı asmaktadır ve onu bilmek seni geri dönüsü olmayan bir sekilde degistirecektir.

Öğrenci : O zaman, aslında korktugum bu degisimdir.

Öğretmen : Korktugun, degisimin geri dönülmez olmasıdır.

Öğrenci : Ama nereden biliyorsunuz? Öz benligimi deneyimleyemeyecegim kadar çok korktugumu nereden biliyorsunuz?

Öğretmen : İnsan bedeninin dünyası ile etkilisiminin sürekli olması için, insan bedeninin tasarımcıları, bazı duyusal kısıtlar yaratmıslardır. Bunlar pek yeterli olmadıgı için, insan türünün Genetik Zihnine, etkin realitesinden edilme sezgisel korkusu yerlestirilmistir. Bu iki nedenden ötürü biliyorum.

Öğrenci : Ama bu hiç de adil degil. Diyorsunuz ki öz benligimi deneyimleme kapasitem, onu tasarlayan varlıklar tarafından azaltılmıstır. Neden? Neden, onunla etkilesim içinde olmama izin verilmiyorsa içimde bir Tanrı-parçası oldugunu bilmek için sürekli çabalayayım?

Öğretmen : Bu dünyayı seviyor musun?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Bir insan bedeni olarak, bu dünyaya ve etkin realitesine ayak uydurmak ve öz benligine dair anlayısını, her ne kadar bu anlayıs saf, güçlü ya da açık olmasa da bu dünyaya getirmek için buradasın.

Öğrenci : Ancak, öz benligimi deneyimleyebilseydim, bu dünyaya bu anlayısı daha çok getiremez miydim?

Öğretmen : Seni yanıltan safsata budur. Bu yüce enerji ve zekanın deneyiminin, insana tercüme edilebilmek için küçültülebilecegini mi sanıyorsun?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Peki nasıl?

Öğrenci : Digerlerine, ruhları ile uyum içinde olmanın nasıl bir sey oldugunu ögretebilirim, bu dünyaya daha fazla ısık getirebilir ve digerlerine bunu kendi içlerinde aramaları için ilham verebilirim. Sizin yaptıgınız da bu degil mi?

Öğretmen : Bu hale nasıl ulasılabilecegini sana ögrettim mi?

Öğrenci : Hayır. Ama bana ilham verdiniz.

Öğretmen : Emin misin? Biraz önce, insan bedeni içindeyken bunu deneyimleyemezsin demedim mi? Senin tanımladıgın ilham bu mu?

Öğrenci : Ben sadece bu durumu kast etmedim, ancak karsılastıgım sorunların daha derinini
düsünmemi ilham veriyorsunuz demek istedim.

Öğretmen : Bu dünyaya daha fazla ısık getirmek istiyorsan, neden öz benligin ile etkilesimde olmak bunu yapmanı saglasın ki?

Öğrenci : Sorun da bu. Saglayacak mı bilmiyorum. Mantık olarak saglayacak görünüyor. Tüm
ögretmenler bir içgörüye sahip degil midir? Ya siz?

Öğretmen : Etkin realitelerini degistirip, bu dünyadaki dengelerini ya da etkinliklerini kaybetmeden bunu hayatları ile bütünlestirebilen ögretmenler oldugu dogrudur, ancak sayıları oldukça azdır.

Öğrenci : Biliyorum. Ama ögrenmek için bu kadar heves ettigim de bu. Ögrenilebiliyor, degil mi? Bana ögretemez misiniz?

Öğretmen : Hayır. Ögrenilemez. Ögretilebilir bir sey degil. Bilgi, ezoterik bir teknik ya da gelistirici bir islem yoluyla elde edilemez.

Öğrenci : Peki bu yetiye sahip olan ögretmenler nasıl elde etti?

Öğretmen : Kimse bu yetiyi elde edemez. Anlatmak istedigim bu. Bu zamanda, Yeryüzünde bir insan bedenindeki hiçbir ögretmen, ya da büyük bir çogunlugu, bir insan olarak yasarken aynı anda bir Tanrı-parçası olarak yasayabilme yetisine sahip degildir. Ya da bu realiteler arasında kesin olarak ve kontrol edilebilir bir sekilde gidip gelen bir ögretmen de yoktur.

Öğrenci : Bunu duyduguma sasırdım. Neden böyle?

Öğretmen : En basta söyledigim aynı sebepten ötürü. Bunun tüm insanlar için geçerli oldugunu düsünemiyor musun?

Öğrenci : İsa için bile mi?

Öğretmen : İsa için bile.

Öğrenci : Peki neden böyle bir arzuya sahibim? Bu öz benligi ya da Tanrı-parçasını deneyimlemem gerektigini kafamın için yerlestiren kim?

Öğretmen : Rüzgarı deneyimlemis bir kisi, fırtınanın neye benzedigini anlayamaz mı?

Öğrenci : Sanırım.

Öğretmen : Ve yagmuru da deneyimlediyse, fırtınayı daha iyi anlamaz mı?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Hiç bir fırtına deneyimlemediysen, ve sadece rüzgarı ve yagmuru deneyimlediysen, deneyimlememis haline göre bir fırtınayı daha iyi hayal etmez miydin?

Öğrenci : Öyle olsa gerek.

Öğretmen : Bu, insan bedeninin içindeki Tanrı-parçası için de geçerlidir. Kosulsuz sevgiyi, olaganüstü güzelligi, uyumu, saygıyı ve bütünlügü deneyimleyebilirsin, ve böyle yaparak, içindeki Tanrıparçasının özelliklerini ve kabiliyetlerini hayal edebilirsin. Bazı ögretmenler, sadece digerlerine göre Tanrı-parçasının daha uç noktalarına dokunabilmislerdir, ama seni temin ederim ki, insan bedeninde yasarken hiçbiri derinlerine inememistir.

Öğrenci : Ama bazı ögretmenler, bedenlerinin dısına çıkıp seyahat etmiyor mu?

Öğretmen : Evet, ama seyahat esnasında hala bir insan bedenindeler. Söyledigim her sey hala geçerlidir.

Öğrenci : Peki o zaman ne yapacagım? Bu deneyimi gerçeklestirme arzusundan vaz mı geçeyim?

Öğretmen : Kanatları sayesinde sualtı dünyasının dısına çıkabilen bir balık var. Kısa bir süre için bile olsa, nefes alanlar alemini deneyimler. Bu uçan balıgın hiç bir buluta dokunma, bir agaca tırmanma ya da bir ormanda dolasma gibi arzuları oldugunu düsünebiliyor musun?

Öğrenci : Bilmiyorum... süphelerim var.

Öğretmen : O zaman neden suyun dısına çıkıp uçuyor?

Öğrenci : Sanırım ki bu bir iç güdü, evrimsel bir zaruret..

Öğretmen : Kesinlikle.

Öğrenci : O zaman bunun insanlar için de geçerli oldugunu söylüyorsunuz. Tanrı-parçamızı, evrimsel bir mecburiyet ya da dürtüden dolayı mı deneyimlemek için çabalıyoruz?

Öğretmen : Evet, ve uçan balık misali, çok kısa bir an için dünyamızın dısına çıkabilir ve birkez daha suyun altına düseriz. Ancak dünyamızın yüzeyinde oldugumuz zaman, bir an için insan oldugumuzu unuturuz. Ama, bunu yaptıgımızda, içimizde de Tanrının yüzüne dokunabilecegimizi hayal bile edemeyiz.

Öğrenci : Ama ben hayal edebiliyorum. Bu Tanrı-parçasına dokunabildigimi ve dokunmam gerektigini hissediyorum.

Öğretmen : Böyle düsünüyorsun çünkü ve İlk Kaynak'ın deneyimi ile tanısmamıs bir kisinin umut dolu coskusuna ve saflıgına sahipsin.

Öğrenci : Yani siz böyle hissetmiyor musunuz?

Öğretmen : Öz benliginin en yüksek titresimlerine ulasabilen herkes, bunu hisseder ve onun tarafından yönlendirilir. Tek fark, ben, bir insan bedeninde vücut bulmusken onu deneyimleyemeyecegimi bilmekten hosnutum.

Öğrenci : Peki bu hosnutluk size, bana saglamadıgı ne saglıyor?

Öğretmen : Baska bir dünyanın pesinde kosmak için harcamak yerine enerjimi bu dünyaya kanalize edebilme imkanı.

Öğrenci : Ama bunun evrimsel bir mecburiyet oldugunu söylediginizi sanmıstım? Arzuyu ya da tutkuyu nasıl kontrol edebilirim?

Öğretmen : Tüm tutkun ve gücün ile bu dünyada yasa. Tanrı-parçasını bu dünyada gör, sönük bir fener ya da yorgun bir ısık olsa dahi. Gör onu! Büyüt onu! Bulacagına inandıgın kalbinin ya da zihninin derinliklerinde aramakta acele etme.

Öğrenci : Bu sözlerle cesaretinin kırılmaması elde degil. Birinin bana gördügüm vizyonun nadir bir görüntü ya da bir ısık oyunu oldugunu söylemesi gibi.

Öğretmen : Bu bir yankılar ve gölgeler dünyasıdır. Bunların kaynagını takip edebilirsin istersen, ancak bu dünyada yasamı kaybetmek gibi olacaktır. Gölge ve yankı deneyimlerini azaltmıs olacaksın ki bu zamanda bu gezegen üzerinde enkarne olmanın asıl sebebi onlardır.

Öğrenci : Ama kulaga çok pasif geliyor, çünkü bu dünyayı deneyimlemek için yerlesirsem ve onu degistirmek için çalısmazsam... ben onu gelistirmek ve iyilestirmek üzere bir görev için burada oldugumu hissediyorum, ve bunu yapmak için biraz yeti ve deneyime ihtiyacım var. Hissettigim nedir ve neden?


Öğretmen : Günesin sıcaklıgını hissettiginde, günesi degistirir misin?

Öğrenci : Hayır.

Öğretmen : Peki elinde bir parça buz tutarsan, onu degistirir misin?

Öğrenci : Evet. Erimeye baslar.

Öğretmen : Demek ki bazı seyler var sadece deneyimleyebilecegin ve bazı seyler var degistirebilecegin.

Öğrenci : Ve aradaki farkı bilmem gerekir.

Öğretmen : Yardımcı olur.

Öğrenci : Bunu biliyorum. Temel bir sey. Emin degilim, daha az cesaretsiz hissetmeme yardımcı olacak mı?

Öğretmen : Biliyorsun, katılıyorum, ancak onu gerektigi gibi uygulamadın. Ayırt etmek ve muhakeme etmek için bu, gerekli bir yasam kuralıdır, ve insanlar bunu temel bir kavram olarak düsündüklerinde, doygunluk içinde mi yoksa hüsran içinde mi bir hayat yasadıgın kritik bir farktır.


Öğrenci : O zaman, benimle birlikte olan Tanrı-parçası, insan zihnim için bilinmezdir gerçegini degistiremem, ve bunu kabullenmem gerekiyor. Bu ögrenilmesi gereken bir ders mi?

Öğretmen : Hayır.

Öğrenci : O zaman nedir?

Öğretmen : İçindeki Tanrı-parçası kavramı bir güce sahip. Üzerinde tefekkür edebilirsin, ancak insan bedenindeyken baskın realite olarak deneyimlenemez. Bu düsünce yaklasımı yoluyla, ayırt etmeyi ögrenebilirsin, ve ayrıt etme yoluyla da bu gölgeler ve yankılar dünyasında yönünü nasıl bulacagını öyle bir ögreneceksin ki İlk Kaynak'ın amaçları ile uyum içindeki degisimleri dünyaya getirebileceksin. Tanrı-parçasını deneyimleme arayısı yerine onun iradesini dısa yansıt. Böyle yaparak, zihninden akan korku ve hüsran enerjilerini saf dısı etmis olursun.

Öğrenci : Tesekkür ederim. Ögretin, bu yolu buldugumdan beri aramakta oldugum uyum ile uyusuyor, ve rezonansını hissedebiliyorum.

Öğretmen : Rezonans içindeyken, rehberlik alacaksın.






(Çeviri:Semra EKMEKCİ)


http://lyricus.page.tl/Lyricus.htm
 

Moderator

#2
2. Bütünlük Yönlendiricisini Çağırmak


Öğrenci : Tanrı fiziksel bir varlık mı?

Öğretmen : Sen?

Öğrenci : Elbette.

Öğretmen : O zaman bu Tanrı'nın da fiziksel oldugu anlamına gelmez mi?

Öğrenci : Bilmiyorum...

Öğretmen : Ölü bir adam, bir sehri yönetebilir mi?

Öğrenci : Hayır.

Öğretmen : O zaman İlk Kaynak, en kaba ifadeyle, fiziksel tezahürü olan bir Büyük Evreni nasıl yönetirdi?

Öğrenci : İlk Kaynak, senin benim gibi bir beden içinde mi ikamet ediyor?

Öğretmen : Dünya üzerindeki bir kisi, kendi insan bedeninden daha muhtesem bir sey yaratabilir mi?

Öğrenci : Hiç bir örnek gelmiyor aklıma.

Öğretmen : O zaman, bu dünyada, insan bedeni, maddiyatın en yüksek ifadesi midir?

Öğrenci : Sanırım.

Öğretmen : Ve bir insan ne yaratırsa, yarattıgı kendisinden daha az muhtesem olacaktır.

Öğrenci : Yarattıgı bir çocuk degilse.

Öğretmen : Peki, İlk Kaynak'ın çocugu kimdir?

Öğrenci : Biziz.

Öğretmen : Hayır. İnsanlar, İlk Kaynaktan binlerce jenerasyon ötededir. Tanrının ilk çocugu ya da ilk yarattıgı kimdir?

Öğrenci : Bilmiyorum. Kaynak Zeka ya da Ruh mu?

Öğretmen : Kaynak Zeka, Tanrı'nın yaratımı degildir; o Tanrı'nın mobilitesi ve varlıgıdır.

Öğrenci : O zaman korkarım bilmiyorum.

Öğretmen : Mavi gökyüzünde, bir bulut ortaya çıktıgında, bulutu yaratan özel sartlar vardır. Gökyüzünde ortaya çıkar, ancak renk, ölçü, doku ya da genislik olarak gökyüzünün özelliklerini tasımaz. Ama, bulutun, gökyüzünün bir çocugu oldugunu söylemek dogru olmaz mı?


Öğrenci : Sanırım, ama bunun Tanrı'nın fiziksel bedeni ile ne ilgisi var?

Öğretmen : İlk Kaynak'ı gökyüzü olarak düsün, ve bulutu da İlk Kaynak'ın fiziksel bedeni olarak.

Öğrenci : O zaman, Tanrı'nın ilk çocugu, Tanrı'nın fiziksel bedeni miydi?

Öğretmen : Evet.

Öğrenci : İlk Kaynak sartları yarattı ki böylece fiziksel kopyası, fiziksel evreni yönetmek için tezahür edebilirdi. Sonra hangisi önce geldi, fiziksel evren mi yoksa Tanrı'nın fiziksel ifadesi mi?

Öğretmen : Bir ulusun olmadan baskanını seçer misin?

Öğrenci : Tamam, ne demek istediginzii anlıyorum. Tanrı'nın suretinden yaratıldıgımız dogru mu?

Öğretmen : Tanrı'nın fiziksel tezahürünün ardında yatan genetik modeller vardır, ve bu modeller, yedi-kattır.

Öğrenci : O zaman, Tanrı'nın yedi tezahürü mü vardır? Hepsi fiziksel mi?

Öğretmen : Arzu edilirse, fiziksel denilebilir, ancak Tanrı, herbir evladına, kendisini babaları olarak tanıyabilecekleri sekilde görünmektedir.

Öğrenci : Bu, Yeryüzündeki yedi kök ırka mı tekabül ediyor?

Öğretmen : Hayır. İnsan türünün yedi ırkı, Yeryüzünün son derece küçük bir parçası oldugu evrenin en kadim
genetik ailesinin parçasıdır. Benim söyledigim ise, Merkez Irk olarak bilinen Yedi Isık Kabilesinde yatan yedi genetik modele tekabül etmektedir.

Öğrenci : Ve diyorsunuz ki bu varlıklar, yedi genetik gruba ayrılmıslar?

Öğretmen : Büyük Evren, yedi evrenden olusmaktadır ve herbiri, Büyük Evrenin en merkezi alanında kesismektedir / birlesmektedir. İlk Kaynak'ın, herbiri evrenin kaderi için tasarlanmıs insan bedeninin modeli olan yedi fiziksel tezahürünün yasadıgı alan burasıdır.

Öğrenci : Tanrı'nın yedi versiyonu oldugunu mu söylüyorsunuz?

Öğretmen : Sadece tek bir Tanrı var, ancak Tanrı'nın ikamet ettigi - herbirinin ayrı özelliklere ve yetilere sahip oldugu - yedi insan bedeni var. Bizim evrenimiz, Yedinci Modele aittir, ve evrenimizi yöneten, onunla etkilesim içinde olan İlk Kaynak'ın bu ifadesidir.

Öğrenci : Tüm yedi evren de bizimki gibi mi?

Öğretmen : Fiziksel dünyalar, maddi açıdan benzerdir, ancak üzerinde yasayan yasam formları, herbirinin dayandıgı İlk Kaynak modeline baglı olarak farklı genetik yetilere, biçimlere, ve ifadelere sahiptir.

Öğrenci : Birinci evrendeki bir insan bedeni, diger altı evrendeki bir insan bedeni ile benzer midir?

Öğretmen : Dogru.

Öğrenci : Peki bu bizim evrenimiz için de geçerli degil midir? İnsani yasam formlarının hepsi birbirine benzemiyor mu?

Öğretmen : Bu görüntü meselesi degil. %99 oranında bir sempanzeye özdessin – genetik olarak – ancak
süphesiz görüntü olarak kendini oldukça farklı kabul ediyorsun.

Öğrenci : Sunu mu demek istiyorsunuz; tüm insani yasam formları, evrenin her neresinde bulunursa bulunsun, genetik olarak İlk Kaynak'ın Yedinci Modeline baglıdır?

Öğretmen : Dogru, ama bunu, diger yasam formlarının büyük bir yelpazesini içine alacak sekilde genisletebilirsin. Diger bir deyisle, sadece insan bedeni için geçerli degildir.

Öğrenci : O zaman, diger altı evrenin herbiri, Tanrı tarafından bedenlenmis kendi modeline sahiptir, ve bu evrenlerdeki yasam formları da bu modele uymaktadır – en azından görünüste olmasa da genetik olarak. Dogru mu?

Öğretmen : Evet.

Öğrenci : O zaman tek soru neden? Neden, İlk Kaynak kendini yedi genetik evrene bölmüs?

Öğretmen : Engin bir gizeme, Büyük Evren kadar sonsuz bir gizeme yaklasırken, yaratıcı olarak, her seyin ötesinde neyi arzularsın?

Öğrenci : Evrenlerin yok olmayacagının garantisini.

Öğretmen : Bundan süphen olmadıgını farz et – planın öyle mükemmel ki.

Öğrenci : O zaman, muhtemelen, yarattıgım seyin içinde yasamak ve onu arastırmak isterim.

Öğretmen : Peki bunu nasıl yaparsın?

Öğrenci : Bir sekilde seyahat etmem gerekiyor.

Öğretmen : Farz et ki İlk Kaynak'ın Yedinci Modelisin. Evreninde yalnızsın, ve evrende sadece semavi varlıklar var. Bilinçli hiçbir yasam formu ya da bir seyahat sekli yok.

Öğrenci : Ama Kaynak Bilinç bunun için degil mi? İlk Kaynak, Kaynak Zeka'yı seyahat etmek ya da tümvarlıgı için kullanmıyor mu?

Öğretmen : Sana, Tanrı'nın fiziksel ifadesini tartıstıgımızı hatırlatmama izin ver. İlk Kaynak'ın Yedinci Modeli,
evrenin yasalarından bagımsız olarak seyahat etme imkanına sahip degildir. Bu yedi Modeli, İlk Kaynak'ın İnsan Bedeni olarak düsünebilirsin, ve onlara benzer özellikler ve sınırlar atfedebilirsin, tıpkı bizim de tasımamız gerektigi gibi.

Öğrenci : O zaman, İlk Kaynak'ın fiziksel modelleri, Babalarının tümvarlıgını ve tümmarifetlerini paylasmamaktadır?

Öğretmen : Paylasmıyorlar.

Öğrenci : Bir takım olarak mı yoksa bagımsız olarak mı çalısıyorlar?

Öğretmen : Birlik beraberlik içinde çalısıyorlar, ancak sorumlu oldukları evrene mahsus oldugu için sadece egemen iradelerini tatbik edebilirler.

Öğrenci : Onlar, İlk Kaynak'ın Büyük Evreni yarattıktan hemen sonra yarattıgı modeller midir?

Öğretmen : Onlar da tıpkı bir ailenin yaratıldıgı sekilde sıra sıra yaratıldı.

Öğrenci : Neden?

Öğretmen : Bir yaratımdan digerini yaratmadan önce ögrenilecek çok sey vardır.

Öğrenci : Dogru anladıgımdan emin olmak istiyorum. Zamanın bir yerinde, İlk Kaynak tarafından yaratılmıs
bir Büyük Evren vardı, içinde İlk Kaynak'ın fiziksel ifadeleri tarafından yönetilen yedi evren barındırmaktaydı. Evrenler, yıldızlar ve gezegenler gibi semavi bedenlerin haricindeki yasamdan mahrumdu. Su ana kadar dogru mu?

Öğretmen : Evet.

Öğrenci : Ve sonra yasamın yaratılması meydana geldi. Nasıl?

Öğretmen : İlk Kaynak'ın İlk Modeli, yasam formlarını yarattı, onlara ne diyebiliriz, İlk Evrenin İlk Irkı. Bu varlıklar, çok güçlüydüler ve fonksiyon ve biçim olarak yaratıcılarına benzemiyorlardı. Onlar, karsılık olarak, İlk Kaynak'ın kisisel ruh enerjilerini barındıran ilk saf fiziksel ruh tasıyıcıları haline gelen genetik yapıları yarattılar.

Öğrenci : Bu kendini altı defa daha tekrarladı mı?

Öğretmen : Her evren, kendileri için olan İlk Kaynak Modeline dayanan genetik yapılar tarafından nüfuslandırılmıstı. Her genetik yapı, kendi özel evrenlerinin arastırılması ve konolonizasyonu için uygun, essiz yetilere sahipti.

Öğrenci : O zaman, Büyük Evreni arastıran ruh tasıyacılarının, yedi farklı genetik yapısı vardır. Hangi sebeple? İlk Kaynak, neden evreni bu sekilde tasarlamıstır?

Öğretmen : Büyük Evren, kisisellesmis ruh bilincine izin veren, üzerinde hayat barındıran gezegenlerin engin
bir agıdır. Bu kisisellestirilmis bilinçler, fiziksel dünyaların – kendi yapıları itibarı ile – tanzim ettigi sınırlar ile etkilesimde olmak üzere bir ruh tasıyıcısının ya da insan bedeninin içine yerlesmistir. Bu sınırlar ile etkilesim içine girerek, genetik yapılar, tekamül ederler ve bu tekamülün sonucunda birlesirler.

Öğrenci : Tekamülün sonunun birlik oldugunu mu söylüyorsun?

Öğretmen : Bütün türler için degil, ancak fiziksel varolusun birçok gelismis biçiminde, birlik, tekamülün sonucudur.

Öğrenci : Neden?

Öğretmen : Kendi suretinden bir sey yarattıgında, yapılacak en zor sey nedir?

Öğrenci : Gitmesine izin vermek?

Öğretmen : Dogru. Yarattıgının evreni arastırmasını ve kolonize olmasını istiyorsun, ancak onun geri dönmesini
de istiyorsun. Sonuçta, yarattıgının içine, dogdugu yere geri dönme arzusunu, temel bir içgüdü olarak telkin ediyorsun. Bu, birlesme arzusudur ve insan bedeninin aralarından biri oldugu ruh tasıyıcılarının içine yerlestirilmis en güçlü içgüdülerden biridir.

Öğrenci : O zaman, Büyük Evrende insan-benzeri, ruh tasıyıcıları vardır, ve hepsi de genisleyen evreni arastırmak ama sonunda islerini tamamladıktan sonra merkez bölgeye dönmek için tasarlanmıslardır.

Öğretmen : Dönen, ruh tasıyıcıları degildir. Onlar fiziksel-tabanlı araçlardır, ve tıpkı tüm fiziksel madde gibi,
çürür ve dönüsür. Bir tek ruh tasıyıcılarının içindeki Bütünlük Yönlendiricisi, ne çürür ne de dönüsür. Sonsuza kadar sürer, ve insanlıgın bu özel parçasının içinde, kaynagına dönmek için tasarlanmıstır.

Öğrenci : İlk Kaynak ile diger yasam formları arasındaki çizgi nerede çekilmistir?

Öğretmen : Ne demek istiyorsun?

Öğrenci : İlk Kaynak Modelleri, İlk Kaynaktan ayrı mıdır? Diger bir deyisle, kendi kimlikleri var mıdır, ya da kendilerini İlk Kaynak mı sanmaktadırlar? Ya Merkez Irk?

Öğretmen : İlk Kaynak'ı ihtiva eden bes yasam halkası vardır. Merkezde, İlk Kaynak bilinci bulunur. Bütün ise
Kaynak Zekadır. Aralarında, üç yasam halkası vardır: yedi İlk Kaynak Modeli, Merkez Irk, ve kisisellestirilmis ruh-özü ya da Bütünlük Yönlendiricisi.

Öğrenci : Ve her bir yasam halkası, kimliklerini İlk Kaynaktan almaktadırlar.

Öğretmen : Evet.

Öğrenci : Asıl söylemek istediginiz, bütün bu yasam formları, tek bir bilinç olarak sıralanmıslar mıdır?

Öğretmen : Bir aileden fazlası tek bilinç degildir.

Öğrenci : Ayrılar mı?

Öğretmen : Hem ayrılar hem de birlesik.

Öğrenci : Nasıl?

Öğretmen : Bes yasam halkası, bilincin ayrı biçimleridir. Biçimsiz halde, her bir yasam halkası, birliginin, amacının ve digerleri ile arasındaki yaratılıstan gelen akrabalıgın farkındadır. Fiziksel alemlerde, bilincin boyutsal olarak odaklanmıs ruh-tasıyıcısı tarafından ifade edildigi alemlerde, bu baglantının farkındalıgı azaltılmıstır. Bu yüzden, hem ayrı hem de birlesiktir, varlıgın odaklandıgı bilinç boyutuna / oyununa baglı olarak.

Öğrenci : O zaman diyorsunuz ki İlk Kaynak Modelleri dahi, fiziksel bedene sahip oldukları için, İlk Kaynak
baglantısının güçlü hissi olmadan üç boyutlu bir dünyada islev görmektedirler? Bu pek de mümkün görünmüyor?

Öğretmen : Merkez Irktaki hiçbir kimse, Kaynak titresimlerini anımsayacak azaltılmıs bir kapasiteye sahip İlk
Kaynak Modellerinin derecesini biliyor gibi davranmaz. Yine de, Merkez Irktakiler, ilahi anımsamalarının, İlk Kaynaktan ve yetilerinden ayrı olduklarını düsündükleri bir dereceye düsürüldügü ayrılık durumunun, üç boyutlu özün ruh tasıyıcıları tarafından nasıl yaratıldıgının oldukça farkındadırlar.

Öğrenci : İlk Kaynak'ın yetilerinden ayrılık mı?

Öğretmen : Bir karınca olduguna inansaydın, bir kartaldan nasıl farklı hareket ederdin?

Öğrenci : Ama bir karınca, kartal degildir.

Öğretmen : Ancak Bütünlük Yönlendiricisi, İlk Kaynak'tır. Karınca, kartal olsaydı, sekli haricinde tüm özellikleri ile, ama yapabileceklerinin bir karıncanınki ile sınırlı oldugunu sansaydı, kartal yavas yavas uçma yetisini kaybeder, bütün fiziksel bedeni, zihni, ve duygusal olusumu degisirdi. Ruh tasıyıcısı, kelimenin tam anlamı ile (tekamül olarak) gerilerdi.

Öğrenci : Bedenlerimiz, ruhumuzun gerilemesine mi neden olur?

Öğretmen : Hayır.

Öğrenci : O zaman amaç Kaynak titresimi uyandırmak ve ilahiligi ile biraraya gelmeye baslamaktır – bu da insan bedeninin, Bütünlük Yönlendiricisinin dogrultusunda tekamül etmesine mi neden oluyor?

Öğretmen : Ates yakacaksan, neye ihtiyacın vardır?

Öğrenci : Kuru odun, çıra ve çırayı atesleyecek yeterli ısıyı olusturmak için büyük bir ugras.

Öğretmen : Peki bunlardan hangisi en kritik öneme sahip?

Öğrenci : Çıra olsa gerek.

Öğretmen : Bu parçalardan herhangi biri olmazsa, ates yakabilir misin?

Öğrenci : Hayır.

Öğretmen : Emin misin?

Öğrenci : Pekala, çıra ile ates yakabilirim ancak kuru odun olmadan, uzun sürmez.

Öğretmen : Hepsi kritik öneme sahip degiller mi?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Ve bir ates yakacak tüm önemli elemanlara sahipsem, ama deneyimim yoksa, ates yakabilir miyim?

Öğrenci : Muhtemelen hayır.

Öğretmen : Hatta, birisi bana bu parçaları verse, amacının ates yakmak oldugunu bile bilmeyebilirim. Dogru mu?

Öğrenci : Dogru.

Öğretmen : O zaman, deneysel bilgiyi kritik parça olarak ekleyebiliriz.

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Ya bir atese ihtiyaç oldugunu anlamasaydım?

Öğrenci : Tamam, bir neden ya da arzuya da ihtiyaç var.

Öğretmen : Evet. Arzu ve amaç önemlidir.

Öğrenci : Tamam, bunu da uzayan listemize eklemeyi kabul ediyorum.

Öğretmen : Ve eger dısarıda olsaydık ve yagmur yagıyor olsaydı ve çıramız ıslansaydı –

Öğrenci : Anladım, sartlar uygun olmalı.

Öğretmen : O zaman sartlar da önemli.

Öğrenci : Evet, ama bununla nereye varmak istiyorsunuz? Bunun, Bütünlük Yönlendiricisinin tekamülüne neyin sebep oldugu sorum ile ne ilgisi oldugunu anlamıyorum.

Öğretmen : Sorunu, asırı derecede basitlestirdin. Tekamül denklemi öyle karmasıktır ki insan bedeninin zihni
için görünmezdir. Denklem yalnızca, Bütünlük Yönlendiricisini ilahiligine çeken ve İlk Kaynak'ın bir kopyası olarak yetileri oldugunu iddia eden Kaynak titresim yada Tanrı-Parçası ile birlesmekten olusmamaktadır. Bu denklem, milyonlarca kritik elemanı tutarlı, ve özenle yönetilen bir sekilde paketlenmis olarak tasır. Bunu hatırlamanı istedim.

Öğrenci : Bu konuya yaklasırken basitlestirme yapmak gerekmiyor mu? Kim bu denklemin tüm faktörlerine esit agırlık verebilir ve hala mantıklı bir tartısma yapabilir ki?

Öğretmen : Benim de söyledigim bu. Yapamazsın.

Öğrenci : O zaman üzerinde tartısamayız bile?

Öğretmen : Hayır, herhangi bir dogruluk derecesinde dahi. Evrimsel döngüler, kompleks sistemlere baglıdır ve
bu sistemler, öyle engin ve çok-yönlüdür ki kelimeler – resmetmek için kullanıldıgında – sadece tek bir elemana odaklanmaya hizmet eder ve bu eleman asla – kendi içinde – evrimsel yolu katalize etmek ya da harekete geçirmek için yeterince güçlü degildir.

Öğrenci : Peki ne harekete geçirir?

Öğretmen : Yargılarında asla yanılmayan bir sihirli arkadasın olsaydı. İlk Kaynak'a kadar her seyi görebildigi
için mükemmel kararlar verebilen ve Tanrı ile tekrar birlesmeyi basarmak için nasıl yolculuk edecegini bilen biri. Bu arkadasın ile ne yapardın?

Öğrenci : Onu dinlerdim. Ondan beni yönlendirmesini ve bana rehberlik etmesini isterdim. Mümkün oldugunca yakından takip ederdim.

Öğretmen : Seni bir uçurumun kenarına getirip atlamanı istese bile mi?

Öğrenci : Bunun söylediginiz gibi yanılgısız bir yargı olduguna gerçekten inanırsam, evet, bir uçurumdan atlasa dahi takip ederdim. Bir sekilde onu takip edersem iyi olacagıma güvenirdim.

Öğretmen : Ya senin takip ettigini bilmiyorsa ve senin sahip olmadıgın yetilere sahipse? Bu örnekte, mesela, o
uçabiliyor ama sen uçamıyorsun.

Öğrenci : Sanırım o zaman onu takip etmekle korkunç bir hata yapmıs olurdum, ve sonuçta ölürdüm.

Öğretmen : O zaman arkadasının yargısı, kendisi için yanılgısız olsa bile, seni yokolusa sürükledi.

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : O zaman, kime güveneceksin?

Öğrenci : Kendime.

Öğretmen : Peki neden?

Öğrenci : Çünkü kendi sınırlarımı biliyorum.

Öğretmen : O zaman, kisinin Bütünlük ve birlige dogru giden evrimsel yolunu harekete geçiren faktör sence nedir?

Öğrenci : Demek istiyorsunuz ki bunu tek bir kavram haline gelecek sekilde toplasarsam ki biraz önce bunu yapamayacagımı söylemistiniz?

Öğretmen : İyi ögreniyorsun.

Öğrenci : Kendime güvenmek olurdu.

Öğretmen : Benliginin hangi parçasına?

Öğrenci : Ruhuma.

Öğretmen : Tasıyıcıya (bedene) degil mi?

Öğrenci : Tamam, bütün benligime güvenmem gerekiyor.

Öğretmen : Hem parçalara hem de bütüne güven. Onların İlk Kaynak ile olan bagına güven. Tüm karmasayı,
ilahiliginizi geri kazanmanızı temin eden tutarlı bir deneyim ve bilgiye dönüstürecek sekilde yöneten Tanrı-Parçasına güven. İlk Kaynak tarafından tanımlanan evrimsel sürece güven. Ne kadar yanılıyor görünürse görünsün, dısarıdaki seslerin ötesinde içindeki seslere güven. Kendini-bilmene ve onun yolculugunun yükselen sarmalında sana rehberlik etme yetisine güven.

Öğrenci : Sadece bir ögrenci olmama ragmen mi?

Öğretmen : Hepimiz ögrenci degil miyiz?

Öğrenci : Ama benden daha çok bilenler var. Kendime güvenecek kadar çok sey bildigimi sanmıyorum. Bu kendinden kusku duyma halinin üstesinden nasıl gelebilirim?

Öğretmen : Bu üstesinden gelinebilecek bir sey degildir. Öyle olsaydı, güvenmen gerekecek miydi?

Öğrenci : Sanırım hayır.

Öğretmen : Bir kavramın ince ayrımlarını kavradıgında, mütemadiyen, hafızanın ya da deneyiminin sınırlarını
ifade eden bir duvara ulasırsın. Bu duvarı buldugunda, baskalarından yardım istemende hiçbir sorun yoktur, ancak kendi ihtiyaçlarının en çok farkında olan varlık sensin. Buldugun duvar, kesinlikle o anda ihtiyaç duydugun sey olabilir.

Öğrenci : O zaman görünen o ki kendi ilgi alanlarımın ve ihtiyaçlarımın daha çok farkına varmam gerekiyor.

Öğretmen : Yüce Bütün olarak evrimini atesleyecek ihtiyaçlar. Aç ise, karnın seni uyarır. Yorgunsan, esnersin
ve göz kapakların tasıyamayacagın kadar agırlasır. Yüce Bütün olarak tekamülün için muadilin nedir?

Öğrenci : İlginç bir soru. Bilmiyorum.

Öğretmen : Yüksek benligini aramana neden olan nedir?

Öğrenci : Sanırım cevaplanmayan sorular. Kim oldugumu, nereye gittigimi ya da neden burada oldugumu bilmemek.

Öğretmen : Gerçekten mi? Cevaplanmayan sorular mı seni yüksek benliginin ilgi alanlarına uyandırıyor?

Öğrenci : Sorunuza göre sanırım yanlıs cevap verdim. O zaman nedir?

Öğretmen : İlham! Senden önce buraya gelmis ruhsal üstadlardan gelen ilham. Doga'dan gelen ilham. Sanattan
gelen ilham. Ancak en önemlisi, içindeki Bütünlük Yönlendiricisinin aleminden bedenine giren ve bıkmadan usanmadan içinde depolanmıs Tanrı-Parçasının gerçekligini biraraya getirme arzunu atesleyen ilhamdır.

Öğrenci : Bu ilhamı nasıl fark edebilirim?

Öğretmen : Onu fark etmek önemli degildir. Onu hissetmen ve varlıgını kabul etmen önemlidir çünkü kendinegüvenme ve kendini-bilme duygularını bu sekilde gelistirebilirsin.

Öğrenci : Bunu basarmak için uygulanabilecek teknikler var mı?

Öğretmen : Elbette.

Öğrenci : Bunlar nelerdir?

Öğretmen : Henüz icat etmedin mi?

Öğrenci : Ben paylasabileceginiz birkaç teknik biliyorsunuzdur diye düsünmüstüm.

Öğretmen : Kendime ait var. Ama seninkini bilemem.

Öğrenci : Herkes için farklı mıdır?

Öğretmen : Bilmiyorum.

Öğrenci : Kendi tekniklerinizi nasıl gelistirdiniz?

Öğretmen : Tanımak istedigin bir kisi ile bir iliski kurmak istediginde, ne gibi seyler yaparsın?

Öğrenci : Çay sohbetine çagırabilirim, ya da belki onlarla bulusma dilegimi dile getiren bir tanısma mektubu yazabilirim.

Öğretmen : Ya cevap vermezlerse.

Öğrenci : Muhtemelen çok mesgul olduklarını farz eder, ya da daha çok, benimle tanısmak istemediklerini düsünürdüm.

Öğretmen : İste problem de burada.

Öğrenci : Nedir?

Öğretmen : İnsan bedeni çok çabuk vaz geçiyor, kendi alemine davet ettigi Bütünlük Yönlendiricisi olsa dahi.

Öğrenci : Sanırım hepimiz reddedilme konusunda hassasızdır.

Öğretmen : İlk Kaynak'ın ilahi parçaları tarafından reddedilmenin mümkün olabilecegini mi düsünüyorsun?

Öğrenci : Bunu daha önce hiç düsünmedim. Belki?

Öğretmen : Mümkün degil. İlk Kaynak'ın ilahi parçaları, içten dualara karsı daima tetiktedir, ve bilincini yükseltme arzusundaki bir varlıgın bedeninde genisleme teklifini asla geri çevirmez. Bu degismez bir evrensel yasadır.

Öğrenci : Bu daveti, basitçe dua ederek sormak yerine iletmenin daha iyi bir yolu var mı?

Öğretmen : Duyulacak olan sözlerin degildir. Duyugların ve güdülerinin saflıgıdır. Saraptan sarhos olmus olabilir ve yüksek sesle yemin edebilirsin, ancak içindeki duygular saf, içten, mütevazi, sevgi dolu olursa, davetin kabul edilecektir. Buna karsın, günlerce meditasyon yapabilir, kusursuz bir kisilik olmak için çabalayabilir, ve zihninin en açık oldugu bir anda sessizce fısıldayarak isteyebilirdin ama duygularına gurur bulasmıs olsaydı, davetin büyük bir ihtimalle geri çevrilecekti.

Öğrenci : Neden Bütünlük Yönlendiricisi ya da herhangi İlk Kaynaktan ilahi bir varlık bunu umursasın ki?

Öğretmen : Neden sana servis edilen yemegin temiz tabaga mı yoksa kirli bir zemine mi kondugunu önemsersin?

Öğrenci : Karsılastırmayı anlamıyorum.

Öğretmen : İnsan bedeni, bir kaptır ya da ruh tasıyıcısıdır. Gezegeniniz üzerinde, İlk Kaynak'ın saf ve kusursuz
varlıgına ev sahipligi yapmaktadır: Bütünlük Yönlendiricisi. İnsan bedeni, materyalist düsüncelerle, kendi-itibarını yükseltme güdüleri, ya da nefret dolu hareketlerle saflıgını yitirirse, bu ruh tasıyıcısının, Bütünlük Yönlendiricisinden gelen titresimlere karsı daha az açık olmasına neden olur. Bazı durumlarda, Bütünlük Yönlendiricisi, bir bedene nüfuz edip yetilerini sunsa bile, bu önemli yetiler, bencil amaçlar ugruna tahrip edilmis olacaktır.

Öğrenci : O zaman, Bütünlük Yönlendiricisi, yetilerinin, saf olmayan, bulanık bir ruh tasıyıcısı tarafından kirletilmesini istememektedir?

Öğretmen : Bu kısmen dogrudur, ancak daha önemlisi, içindeki Tanrı-Parçası, vizyonunu ve anlayısını paylasmak için davet edildigi bir insan bedenini enerjilerine maruz bırakmayı seçtiginde ortaya çıkar. ilk olarak davet edildiginde, insan bedeninin varlıgına nasıl yanıt verdigini izler. Ve çagrılar sürekli artmaya baslarsa, Tanrı-Parçası, dünyevi görevinde insan bedenini yönetmek üzere asılanmıs ruhsal bilinç olarak kendini cisimlestirmeye devam eder.

Öğrenci : Kulaga, Tanrı-Parçasının yönetimi devralması gibi geliyor. Gerçekten de böyle mi?

Öğretmen : Tanrı-Parçası, ilahi bakıs açısını insan bedenine enjekte eder. Ruh tasıyıcısının böylece İlk Kaynak
için hizmet eden ruhsal vizyon haline gelmesine olanak verir. Böyle yaparak, insan bedeninin dönüsümü gerçeklesmis olur.


Öğrenci : Anlıyorum. Bütün bunları içimde oturtmak için biraz zamana ihtiyacım var. Görüslerinizi paylastıgınız ve daha iyi anlamama yardımcı oldugunuz için tesekkür ederim.

Öğretmen : Bir sey degil.






(Çeviri: Semra Ekmekçi)
 

Moderator

#3
3. Bilginin Dogası


Öğrenci : Tanrıyı bilmek için bir teknik var mıdır?

Ögretmen : Hangi Tanrı'dan bahsediyorsun?

Öğrenci : Her seyin tek kaynagı olan.

Ögretmen : Hayır.

Öğrenci : O zaman neden bazılarına Tanrı'yı bilmek bahsedilmis gibi görünürken, bazıları da onun varlıgını ve degerini tamamen inkar ediyor görünüyor? Aydınlanmıs olanlar, bilgilerini güvence altına alabilmek için mutlaka bir teknik kesfetmislerdir.

Ögretmen : Hiç bir teknik yok. Bu, tüm evrendeki canlı varlıkları silip süpüren büyük bir yanlıs anlamadır. Bize aydınlanmayı – ya da Tanrı'nın bilgisini getirecegine inandıgımız bir formül, ya da ritüel ya da bir ögretmen oldugu inancında ısrar ediyoruz.

Öğrenci : Bir teknik ya da ögretmen yoksa, bütün bunlar neden var? Siz, ögretmenim, neden karsımda oturuyorsunuz? Ya da neden burada, bu bilgilendirme düzeninde, kitaplar ya da ögretmen üstatlar var? Hepsinin degersiz oldugunu mu söylüyorsunuz?

Ögretmen : Bir soru oldugu zaman, duyulmak için bekleyen cevaplar vardır. Bütün bunlar senin gibi insanların soruları için var. Bu sorular olmasaydı, burası da olmayacaktı.

Öğrenci : Ama, cevaplar beni Tanrı'yı bilmeye yaklastırmıyorsa, amacı nedir?

Ögretmen : Yok etme bilgisi neden çogunlugun degil de azınlıgın elinde?

Öğrenci : Ne demek istiyorsunuz?

Ögretmen : İnsan türünü - kitlesel olarak - yok etme bilgisi, neden bu kadar özenle korunuyor?

Öğrenci : Kitle imha silahlarından mı bahsediyorsunuz?

Ögretmen : Evet.

Öğrenci : Dogal olarak, teknoloji okadar yıkıcı ki sorumlu hükümetler tarafından yönetilmeli ve kontrol edilmeli.

Ögretmen : Neden kontrol ediliyor?

Öğrenci : Birçok kisinin yasamını alma gücünü herkes elinde bulundurabilseydi, akli dengesizlik anında bunu yaparlardı.

Ögretmen : Kitlesel imha bilgisi, kitlesel aydınlanma bilgisinin zıttı mıdır?

Öğrenci : Bilmiyorum.

Ögretmen : Ya sana kitleler halinde insanlıgı aydınlatma ya da yok etme gücü verilseydi? Yeryüzündeki en güçlü insan sen olmaz mıydın?

Öğrenci : Hayal bile edemiyorum.

Ögretmen : Gücünü nasıl kullanmayı tercih ederdin?

Öğrenci : Sanırım, kültürel olarak zengin ve egitimli insanlardan olusan büyük bir toplum insa edebilmek için en dogru kararları vermemde bana yardım edecek bir çok danısmanımın olması gerekirdi.

Ögretmen : Peki yönettigin halk isyan ederse? Gücünden bagımsız olmak isterlerse? O zaman ne yapardın?

Öğrenci : Ancak onları aydınlatma gücüm olsaydı, neden isyan etsinler ki? Aydınlanmıs olacaklardı ve bunun sonucunda da uyumlu bir sekilde yasamayı seçeceklerdi.

Ögretmen : Ama bazıları aydınlanmak istemezse? Belki de kendi gelisimleri için en dogru seyin ne oldugunu bildiklerini hissediyorlar ve ne kadar yardımsever ve bilgili olsa da dıs kaynaklara direnç gösteriyorlar.

Öğrenci : O zaman kendi yollarından yürümelerine izin verirdim.

Ögretmen : Kendilerini öldürüp inkıraz içinde hareket etseler bile mi?

Öğrenci : Onlara nasıl davranmaları gerektigini ögretmeye çalısırdım ki böylece uyum için yasamayı ögrenirlerdi.

Ögretmen : Dinleyeceklerini mi sanıyorsun?

Öğrenci : Dinlemezlerse, iyi ve saygılı insanları, savasan ve acımasız insanlardan ayrı bir yere koyardım.

Ögretmen : Anlıyorum. O zaman halkını iki gruba bölerdin?

Öğrenci : Herkese saglamak mümkün olmayacaksa, bir kısmı için uyum saglamak tek yol olurdu.

Ögretmen : Peki, ya savasan ve acımasız insanların çocukları nihayetinde uyum içinde yasamayı arzulasalardı, ne olurdu?

Öğrenci : Sadece sormaları yeterli olurdu ve topluma tekrar katılırlardı.

Ögretmen : Yani toplumundaki vatandasların, onları hiçbir sorun olmadan kabul edecek ve kendileri için verilen tüm sosyal haklardan onların da yararlanmasına izin verecekti?

Öğrenci : Evet.

Ögretmen : Ya istemezlerse?

Öğrenci : Emir vermek durumunda kalırdım – yasa yapardım – sanırım. Ama tekrar, vatandaslarımı aydınlatma gücüm olsaydı, kesinlikle aileleri yüzünden kayıp olanları affedip topluma geri kazandırılmalarına izin verirlerdi.

Ögretmen : Peki yeni vatandaslarından biri aydınlanmıs toplumundan birini öldürseydi bunun sonucu ne olurdu?

Öğrenci : İhraç edilip cezalandırılırdı.

Ögretmen : Aydınlanmalarını saglamazdın?

Öğrenci : Onların aydınlanamayacagına kanaat getirirdim.

Ögretmen : O zaman aydınlatma gücün pek de mükemmel degil.

Öğrenci : Sanırım.

Ögretmen : Peki geri toplum, aydınlanmıs toplumun fethedilmesine karar verirse?

Öğrenci : Onları etkisiz hale getirebilecek gücüm oldugunu bile bile neden saldırsınlar ki?

Ögretmen : Belki de aslında o güce sahip olmadıgına ya da olsa bile asla kullanmayacagına inanmıslardır.

Öğrenci : O zaman kendimizi savunmak zorunda kalır ve geri toplumun liderlerini ele geçirip düsünce ve faaliyet biçimlerini degistirene kadar onları kilit altında tutardık.

Ögretmen : O zaman yok etme gücün de pek mükemmel degil.

Öğrenci : Benim sandıgım sekilde degil.

Ögretmen : Bu kuramsal sorulara akıllıca cevaplar verdin. Simdi gücün isleri nasıl karıstırdıgını görüyor musun?

Öğrenci : Evet.

Ögretmen : Aydınlatma ya da yok etme gücüne sahip olmanın, birçok insanın Tanrı'ya atfettikleri türde bir güç oldugunu anlıyor musun?

Öğrenci : Evet.

Ögretmen : Peki, kuramsal olarak Tanrı rolüne girmeni istiyorum.

Öğrenci : Anlıyorum, ancak bu benim Tanrı'yı bilmek ile ilgili soruma nasıl bir yanıt verecek?

Ögretmen : Vermeyebilir. Senden basitçe insan-tasarımı Tanrı bakıs açısından bir an için bakmanı istedim.

Öğrenci : Neden?

Ögretmen : Tanrı'yı bilmek istiyorsan, bir Tanrı'nın pozisyonunda olmanın verdigi bakıs açısına biraz sahip olmalısın.

Öğrenci : Ancak ben insanların yaratmıs oldugu Tanrı bilgisini istedigimi kastetmemistim.

Ögretmen : Tek sahip olunabilecek bilgi budur.

Öğrenci : Neden, gerçek Tanrı'nın, İlk Kaynak'ın bilgisine ulasamıyorum? Bu bilgiyi bulup kullanmamı saglayacak bir teknik neden yok?

Ögretmen : Kuramsal senaryomuza geri dönelim. Farz et ki yok etme gücün bir düsünce ötede duruyor. Sinirlendiginde, yoketme gücün serbest kalacak ve öfkenin hedefi yok edilecek.

Öğrenci : Aydınlanma ile aynı sekilde mi çalısacak? Baska bir deyisle, basit bir düsünce ile aydınlatabilecek miyim?

Ögretmen : Evet.

Öğrenci : Tamam.

Ögretmen : Günde kaç kez öfkeli bir düsünce ya da birini aydınlatıcı düsünce geçiyor kafandan?

Öğrenci : Bilmiyorum. İyi bir günde, öfkeli düsüncelerim olmuyor.

Ögretmen : Kötü bir günde?

Öğrenci : Belki üç ya da dört.

Ögretmen : Böyle düsüncelerinin oldugu her defasında, bir kisiye öfkelendiginde, öfken hısımına maruz kalan objeye zarar verecektir.

Öğrenci : Peki madalyonun öbür yüzü? Sevgi dolu ve nazik olursam, düsüncelerim onları aynı sekilde aydınlatmaz mıydı?

Ögretmen : Kesinlikle.

Öğrenci : O zaman sadece düsüncelerimle, bir insana yardım edebilir ya da onlara zarar verebilirim.

Ögretmen : Evet.

Öğrenci : O zaman Tanrı'yı bilmem daha mantıklı olmaz mıydı, o zaman düsüncelerimi ve duygularımı da kontrol etme disiplinine sahip olurdum?

Ögretmen : Hayır.

Öğrenci : Neden?

Ögretmen : Çünkü baskın realiten, tüm zayıflıgı ve zaaflıgıyla bir insana ait. Anlık düsüncelere ve duygulara sahip olmak için tasarlandın. Uyarılara yanıt veren içgüdülerin var, ve dogal duygu ve düsüncelerini kontrol edemiyorsun. Onlara baskı uygulayabilirsin. Onları görmezden gelebilirsin. Ve hatta onları ortadan kaldırabilirsin, ancak sadece kısa bir süre için.

Öğrenci : Ve bu nedenden ötürü mü Tanrı'yı bilemiyorum?

Ögretmen : Dogru.

Öğrenci : O zaman her insan sınırlı bir dünyaya mühürlenmistir çünkü dürtüleri yönetememe zaafına sahip – düsünceleri ve duyguları gibi? Bu adil degil.

Ögretmen : Belki de, ama aynı kıstlama kurtarıcıdır da.

Öğrenci : Hangi bakımdan?

Ögretmen : İlk Kaynak'ın iradesini biliyor musun?

Öğrenci : Hayır, ancak neyin Tanrı'nın iradesi ile örtüstügünü neyin örtüsmedigini tahmin edebiliyorum.

Ögretmen : Öyleyse, İlk Kaynak'ın iradesini biliyor olman gerekiyor, degil mi?

Öğrenci : Demek istedigim, Tanrı'nın iradesinin genel yönünü ya da niyetini biiyorum.

Ögretmen : Ayrıntılarını degil?

Öğrenci : Dogru. Sevgiden ve ısıktan gelen her seyin Tanrı'nın iradesi ile örtüstügünü, ve kötüden ve karanlıktan gelenlerin de örtüsmedigini biliyorum. Ancak, ısık ve karanlıgın ya da iyi ve kötünün arasındaki ince gölgeleri ayırt edemeyebilirim.

Ögretmen : Anlıyorum. Peki bu sonuca nasıl vardın?

Öğrenci : Bana böyle ögretildi.

Ögretmen : Kim öretti?

Öğrenci : Ögretmenlerim, okudugum kitaplar. Herkes buna inanır, degil mi?

Ögretmen : Ve sana Tanrı'nın iradesinin bilinebilir bir sey oldugu ögretildigi için, sevgi dolu bir hareketin örtüstügü ve kötü bir hareketin örtüsmedigi yargısını yapabilecegine inanıyorsun.

Öğrenci : Temelde, evet.

Ögretmen : Peki sana Tanrı'nın iradesini anlamak ile Tanrı'yı bilmenin aynı sey oldugunu söyleseydim?

Öğrenci : Ne demek istediginizi anladıgımdan pek emin degilim.

Ögretmen : Neyi kast ettigimi sanıyorsun. Düsüncelerini ifade etmek için çaba sarf et, ne kadar yogun, sisli görünürlerse görünsünler. Bazen, sis, sadece ilerisini görmek için çabaladıgında kalkar.

Öğrenci : İçimden bir ses, Yaratıcının yarattıklarından ne arzuladıgını anlarsam eger, Tanrı'yı bilmenin anahtar parçasını da anlamıs olacagımı ima ettiginizi söylüyor. Baska bir deyisle, Tanrı'nın bilgisine ulasmak için, Tanrı'nın benden ne istedigini, ne olmamı arzuladıgını bilmem gerekiyor.

Ögretmen : Peki, sence Tanrı ne olmanı arzuluyor?

Öğrenci : Kurtulmamı istiyor.

Ögretmen : Sınırlarından mı?

Öğrenci : Evet. Kesinlikle.

Ögretmen : İlk Kaynak, sınırların olmaksızın yasamanı istiyor, ancak sınırlara saplanmıs bir ruh tasıyıcısı ve o ruh tasıyıcısı için bir düzen yaratıyor. Sınırlarından sıyrılmanı isteyenin Tanrı'nın iradesi oldugunu sana düsündüren ne?

Öğrenci : Çünkü sınırlarım olmazsa, ruhsal farkındalıgımı azaltan seylerden kurtulmus olurum.

Ögretmen : Peki ondan sonra ne yapacaksın – tüm sınırlardan kurtuldugun zaman?

Öğrenci : Pek emin degilim, ama mutluluk dolu, Buda'nın Nirvana'sı gibi bir hal olacak – arzudan özgür olmak gibi.

Ögretmen : Yaratıcın neden seni yaratıp, sınırlı bir realiteye bagımlı bir ruh tasıyıcısının içine yerlestirip, seni egitmek için özenle bir evren insa edip engin sayıda ögretmen görevlendirsin ki sırf sen Nirvana'ya ya da mutlak mutluluga ulasasın diye mi?

Öğrenci : Bilmiyorum. Bu anlamaya çalıstıgım seyin bir parçası.

Ögretmen : Emin misin?

Öğrenci : Peki, kesinlikle anlamaya çalıstıgım seylerden biri.

Ögretmen : Bunu anlamaya çalısıyorsan eger, o zaman soruma cevap ver.

Öğrenci : Ama cevabı bilmiyorum.

Ögretmen : Elinden geldigince ifade etmeye çalıs.

Öğrenci : Tanrı'nın evren yoluyla beni egitmesinin ve sonra bunun zevkine varmam için beni serbest bırakmasının mantıklı olmadıgını kabul ediyorum, ancak baska ne olabilecegini de bilmiyorum. Kimse bu resmi yeterince net bir sekilde çizemiyor.

Ögretmen : Senin ortaya koydugun resim, bir plana hizmet etmek için kurulmustur. Plan, bir bölünmemis süreç olarak ruhların, evrenin tekil dogasını fark etmeleri için kolektif uyanısıdır. Mahallelerden, sehirlere, eyaletlere, uluslara, kıtalara, yarımkürelere, gezegenlere, günes sistemlerine, galaksilere, yerel evrenlere, süper evrenlere, Büyük Çokevrene - kolektif birligimizi kapsayan yapıya - dogru hareket ederiz. Ve her adımda, İlk Kaynak tarafından Büyük Çokevren adına hazırlanan evrimsel gidisatımız için neyin en iyisi olduguna dair kolektif algımızın varlıgını artarak yansıtan yasamlarımızdaki daha düsük varolus halinin galibini ortaya çıkarırız.

Öğrenci : Tamam, sebep bu mudur? Sadece Büyük Çokevren için neyin en dogrusu oldugu bakıs açısını tasıyabilmek midir? Böyle bir seyi nasıl bilebilirim ki?

Ögretmen : Bilemezsin.

Öğrenci : O zaman birkez daha, bilgisizlikle engelleniyorum. Ruhsal konuların teması bu gibi görünüyor.

Ögretmen : Bunun tek nedeni, bölünmemis süreci atlayıp sonuna sıçrıyorsun, simdiki realitene yaklastırmak arzusu ile. Sabrın, onun ne olabilecegine dair vizyonun nedeniyle tasmıs durumda.

Öğrenci : Biliyorum. Ama bu konuda ne yapabilirim?

Ögretmen : Sürecinin her bir adımını tamamlaman için gerekli olan bilgiyi tanımla. Dünyayı ya da insan bedenini bilmeden önce Tanrı'yı bilme ihtiyacından bahsetme. Tasarımının baglamında bilgini çerçevele.

Öğrenci : Ne demek istiyorsunuz?

Ögretmen : Sen, duygusal ve karmasık dürtüleri ve güdüleri olan fiziksel bir bedensin; ayrıca bilincini ve beynini besleyen sinirlerden ve bilgi toplayıcılarından olusan bir sistemsin. Daha da fazlası, tüm türünü ve zamanı kapsayan kolektif bilinçsin. Bütün bu elementler, insan bedenini olusturuyor.

Öğrenci : Birçok arastırmacı gibi, derunundaki ruhun gizemli özünü anlamaya çalısıyorsun – Bütünlük Yönlendiricisini – ancak bunu insan bedenini anlamadan önce yapmaya çalısıyorsun. Ve hatta bu amacından da ötede, derunundaki ruhu anlamadan önce, Bütünlük Yönlendiricisini besleyen gücü ve Yaratıcıyı anlamak için çabalıyorsun.

Ögretmen : Bölünmemis süreci sezinliyorsun çünkü içine yerlestirilmis, ancak anlayısını zorluyorsun çünkü üzerinde durdugun gezegeni bilmeden yıldızları bilmek için ugrasıyorsun. Ve sana soruyorum, yuvanı anlamadan daha yıldızları bilmenin sana ne faydası olabilir?

Öğrenci : Diyorsunuz ki ruhumun üzerinde çalısmadan önce bedenimin ve zihnimin üzerinde çalısmam gerekiyor.

Ögretmen : Hayır, diyorum ki arayıs içinde oldugun Tanrı'yı bilme, bölünmemis sürecin her bir asamasında gizlidir. Yolculugun sonundaki ani, bir daha ele geçmez ögretici bir deneyim ile fark edilmez. Yol boyunca atılan
her bir adımda bulunabilir.

Öğrenci : Evet, kavram olarak anlıyoruım. Bunu daha önce birçok kez duydum, ancak burada ufak bir nüans farkı oldugunu hissediyorum.

Ögretmen : Belki de. Sana ruhu bilmeden önce ruh tasıyıcısını anlamanı öneriyorum, ve aynı sekilde, yaratıcısını anlamadan önce ruhu anlaman gibi. Aksi takdirde, enerjini öncelikle Yaratıcıyı anlamak için kanalize
edersen, küçük bir kısmını görebileceksin ve bu yarım bilgi, ruh tasıyıcısı ve içindeki ruh anlayısına zarar verecektir.

Öğrenci : Ama, ruh tasıyıcısını dogru anladıgımı nereden bilecegim ki ruhumu anlamaya baslayayım?

Ögretmen : İnsan bedeni, maddi ve fiziksel olmayan dünyalar arasındaki mucizevi baglantılardan olusan harika bir bilesimdir. Bu baglantıları anladıgın zaman, sana içindeki ruhu anlama yolunda rehberlik edecektir.

Öğrenci : O zaman size bu baglantıların bilgisine nasıl ulasabilecegimi sormam gerekiyor, dogru mu?

Ögretmen : Evet.

Öğrenci : Peki nasıl? Anahtar çakralar mıdır?

Ögretmen : İnsan bedeninde ortaya çıkan enerji merkezleri hakkında çok sey söylendi ve yazıldı, ancak bu enerji merkezleri, fiziksel ve fiziksel-olmayan alemler arasındaki baglantı degildir. Fiziksel bedeni fiziksel-olmayan bedenler ile birbirine ören, hayali çekirdek olarak adlandırdıgımız seydir.

Öğrenci : Neden olusur?

Ögretmen : Hayali çekirdek, maddi herhangi bir seyden meydana gelmemistir. Ruh bilincinin, insan bedeninin alemleri arasında hareket edebilen bir gölgesi gibidir.

Öğrenci : O zaman, zihin ve bedende esit düzeyde iyi islemektedir.

Ögretmen : Hayali çekirdek, beden, duygular, zihin ve genetik zihin arasında ısıktan hızlı hareket edebilen bir bilinçtir. Ve de insan bedeninin deneyimlerini ruha dagıtan bir farkındalık noktasıdır.

Öğrenci : Deneyimleri süsler mi yoksa sadece bir kayıt cihazı gibi rapor mu eder?

Ögretmen : Her seyi olagandısı ifadelerle rapor eder.

Öğrenci : Ne demek istiyorsunuz?

Ögretmen : Yasamınızdaki en sessiz anlarda dahi, belki pencereden dısarı bakarken ya da bir kitap okurken, bu hayali çekirdek tarafından algılanmakta olan büyük bir deneyim evreni vardır, ve her bir küçük detay aynen kaydedilir ve ruha aktarılır. Hayali çekirdek, insan bedeninin süper bilincidir. Ruhtan ayrıdır ve insan bedeninin etkilesim içinde olmak zorunda oldugu dogal dünyaya gönderilmis ruhun elçisi olarak düsünülür. Bu farkındalık yoluyla, ruh sınırların ve ayrılıgın dogal dünyasını deneyimler ve -lk Kaynak'ın elbisesi olan Büyük Çokevrenin anlasılmasına yardım eden deneyimleri kendine çeker.

Öğrenci : Bunu neden daha önce duymamıstım?

Ögretmen : Sana kim söyleyecekti ki?

Öğrenci : Siz.

Ögretmen : Biraz önce söyledim, dinlemiyor muydun?

Öğrenci : Evet, ama iki yıldır sizin ögrencinizim ve ilk defa hayali çekirdek diye bir sey duyuyorum. Neden?

Ögretmen : Biz, mecazlar ve iliskiler yoluyla ögretiyoruz. Sana hayali çekirdek ögretilmisti ancak su ana kadar adını hiç duymamıstın. Ve artık adını bildigine göre, tasarımı ve amacı ile ilgili zihninde daha net bir resim canlanmaktadır.

Öğrenci : Ancak adını bilmek iki yılımı mı aldı?

Ögretmen : Bu bazıları için iki saat bazıları için ise bir yasam boyu sürebilir. Kisiye ve cevapların nasıl elde edildigine göre degisir. Bilincinin su anda yasamakta oldugu mevcut yasamını bilmeden önce bilinmeyeni aradın.

Öğrenci : Tamam, bir hayalperest oldugumu kabul ediyoruz –

Ögretmen : Bilinmeyeni aramakta hiçbir yanlıs yok. Zamanını bir hayalin pesinden kosarak bosa harcadıgını
söylemiyorum.

Öğrenci : Ama öyle geliyor ki bu hayali çekirdegi anlamak için daha çok zaman ayırmam gerekiyor. Buna göre ne ögrenmemi önerirsiniz?

Ögretmen : İnsan bedeni, duygular ve zihin hakkındaki herseyi ögrenmeye çalıs. Bir süre için çalısmanın odak
noktası bu olsun – belki bir ya da iki yıl, ayırabildigin zamana baglı olarak. Bunu yaparken, insan bedeni ile ilgili anormal ya da baglantılı görünen özellikleri not al. Örnegin, beyin, gözlerden aldıgı bilgi tarafından tahakküm edilir. Gözler, bilince neden hakim olamaz? Baglantılar ve anormal fenomenler üzerine notlar alırken, beden, duygular, zihin ve genetik zihin arasındaki etkilesimin haritasını çıkarıyormuscasına insan bedeninin yapısını tanımlamaya basla. Unutma ki hayali çekirdek, ruhun gölgesidir ve insan bedeninin kıvrımları arasında kesintisiz bir sekilde çalısır. Belli bir kisilige ait insan bedenini kullanan deneyimin ilk algılayıcısı ve aktarıcısıdır. Maddi alemlerlerin içindeki bölünmemis sürecin devamlılıgıdır; aynı sekilde ruh da fiziksel-olmayan alemlerin içindeki bölünmemis sürecin devamlılıgıdır.

Öğrenci : Peki ya Bütünlük Yönlendiricisi?

Ögretmen : O da bu iki dünya arasındaki devamlılıgın köprüsüdür. Bütünlük yönlendiricisi zamanlı dünya ve zamansız dünya arasındaki kenetleyici bagdır. Bu engin deneyimsel veri deposunu bütünlestiren ve dönüsüm kuvveti olarak tutarlı hale getiren ruh ile hayali çekirdegin asılanmasıdır.

Öğrenci : Bu resmi yaratmak ve baglantıları anlamak benim için çok uzun zaman alacak.

Ögretmen : Sanslıysan, sadece bir yasam sürebilir. Ancak, öncelikle ruhunun içinde çalıstıgı temel yapıları anlamadan İlk Kaynak'ın pesinden gidersen, bir hayali kovalamıs olacaksın. Tanrı bir görünecek, bir yok olacak, ve her yeni bir olusum yolunu kestiginde kusku seni sarsacak. Her sey geçici gibi görünecek, Tanrı'nın yüzü bile.

Öğrenci : Biraz önce, Bütünlük Yönlendiricisinin, ruh tasıyıcısının ve ruhun deneyimlerini dönüsüm kuvveti olarak kullandıgını söylemistiniz. Kimin ne amaçla dönüsümüdür bu?

Ögretmen : Kisisel kisiligin dönüsümü – zamanlı ve zamansız dünyaların her ikisinde de kısa bir süre için misafir
olan ve tüm biçimleri, kisilikleri ve hepsinde bulunan tüm fikirleri kucaklayan Tek Plana kendini adamıs olan Tanrı-parçasının. Bu kisilik, formların biçim degistirmesine ve Tek Planın bilinçli uzantısı olmak için zamanın sürekli çalkalanmasına katlanan kimliktir. Bu dönüsümün amacı, İlk Kaynak'ın elçileri olarak Büyük Çokevreni arastırmak, Tek Planın büyümesi ve süregelen tekamülü için yeni fırsatlar yaratmaktır.

Öğrenci : Sanırım kasten önümdeki görevimi bir sekilde hatırlatmak için özet bir cevap verdiniz.

Ögretmen : Sana verilebilecek cevabı verdim. Kelimelerin kendisi bir özettir, öyle degil mi?

Öğrenci : Sizin için bir sakıncası yoksa, görevime dönmek istiyorum: insan bedeni üzerinde çalısmak. Kullanabilecegim bir model var mı ki böylece digerlerininki ile kendi yaklasımımı karsılastırabileyim.

Ögretmen : Arastırmalarını ve bulgularını zevkle paylasmak isteyenler olabilir. Diger ögrenci arkadaslarınla isbirligi yapman konusunda seni tesvik ederim. Bu çok faydalı bir çalısmadır.

Öğrenci : İnsan bedeni ile anormal fenomenlerin baglantısından bahsetmistiniz. Biraz bu konuya deginebilir misiniz?

Ögretmen : İnsan bedeninin baglantıları, hayali çekirdegin dokularını meydana getiren tellerdir. Bu teller birlikte
fiziksel beden, duygular, zihin ve genetik zihin arasındaki yolları örerler. Herbirinin içinde alt-katmanlar vardır, tıpkı insan bedeninin teninin, sinir sisteminden ve de iskelet yapısından farklı olması gibi. Beden böylece, bütün yapıyı meydana getiren birçok katmanlardan ve alt-parçalardan olusur. Bu esit düzeyde, duygular, zihin ve genetik zihin için de geçerlidir. Bu seviyeler ya da katmanlar arasındaki baglantıların her biri, ki bu toplamda 24 sistem etmektedir, Bütünlük Yönlendiricisinden ortaya çıkmaktadır. Baska bir deyisle, bu ipler, ortak bir temele sahip ve birbirine degerek sarmal olusturan, birbirine baglı bütünsel bir sistemdir.

Öğrenci : 24 sistem nedir? Ne olduklarını ben biliyor muyum?

Ögretmen : Her birini teker teker ayırt etmen önemli degil. Zaman ve mekan dünyasında bazıları henüz kesfedilmedi bile. Sadece adetini ifade ediyorum ki böylece insan bedeninin derinligini ve muhtesem, mucizevi yapısını bilebilesin.

Öğrenci : Bu neden bu kadar önemli?

Ögretmen : İnsan bedeni, birçok kültür tarafından, zayıf ve narin bir beden olarak görülmüstür. Zamanla hücresel yıkım oldugu ve hastalıga yatkınlıgı için kusurlu ve noksan olarak düsünülmüstür. Bazı bölgelerde, sadece zevk ve acı hisleri için gerekli bir hareketli obje olarak düsünülmüstür. Hakkettiginden az deger görmüstür, hatta ruhsal bir görev hissedenler tarafından dahi alt ya da düsük benlik olarak ele alınmıstır.

Öğrenci : Ama düsük benliktir öyle degil mi?

Ögretmen : Askın ruhun bir kabıdır. Güzel bir kap gördügünde, içinde ne oldugunu merak eder misin?

Öğrenci : Sanırım güzel bir kap görsem – sanatsal bir parça gibi – kabın begeni için oldugunu düsünürüm, kullanmak için degil.

Ögretmen : Kullanabilirlik özelligi gerektirmez, çünkü güzelligi tek basına bir amaçtır. Dogru mu?

Öğrenci : Kesinlikle.

Ögretmen : Bu insan bedeni için de geçerli. Güzelce tasavvur edilmis bir yaratım; ancak birçok kisi onun bos oldugunu düsünür. Amacı kendi içinde saklıdır. 24 katmanı görmezler, sadece bes baskın katmanı algılayabilirler: ten, kas, kemikler, duygular ve zihin.

Öğrenci : Neden? Neden sadece 24'ünün hepsini degil de sadece bes tanesini görürüz?

Ögretmen : Bu kavramlar, sana bir bütün olarak egitimsel telkinleriniz ve toplumunuz tarafından ögretildi. Aksine, diger 19 katmanı anlamak ve takdir etmek ögretilmedi. Birçok durumda, bu katmanlar, anlamayı ve takdir etmeyi, daha fazla dikkat ve uyanıklık ve sebat gerektirir.

Öğrenci : O zaman, insan bedeninin diger boyutları hakkında daha fazla bilgi nasıl edinebilirim?

Ögretmen : İnsan bedenini çalısarak. Bedeni, duyguları, zihni ve genetik zihni çalısarak. Bu kutsal kabın gerçekten ne oldugunu anlamayı ögrenirsin: arastırmacı ve her nekadar geçici de olsa zaman ve mekan alemlerindeki en derin, ölümsüz bilincinin aracı.

Öğrenci : Ama bana 24 katman hakkında bilgi verseydiniz, çalısmalarımda yardımcı olmaz mıydı?

Ögretmen : Belki, ama insan zihni ile tüm bu seviyeleri anlamak pek gerekli degil. Ve bir kez daha, ilk birkaç basamagı anlamak yerine tüm merdiveni bilmek istiyorsun. Merdiveni basamaklarla idrak edilebilir kılmak zamana baglı bir fonksiyondur, tekil bir ifsaata degil.

Öğrenci : Anlıyorum.

Ögretmen : Evrensel yoldan bahsettim; simdi söyle bakalım ne ögrendin.

Öğrenci : Peki, elimden geleni yapacagım. Hayali çekirdek, insan bedenindeki 24 seviyeyi baglayan, zaman ve mekan alemlerini insan ruh için gözlemleyen bir bilinçtir. Hayali çekirdek, bu 24 seviyeyi birbirine ören birçok ipten olusur, daha iyi bir tanımın yoklugundan dolayı böyle diyoruz, ve bu baglantılı ipler, üzerinde ilerlenilecek yollar kullanır – bir bilinç olarak – bir seviyeden digerine kuantum hızında hareket eder. Sonra, bu deneyimsel bilgiyi ruha aktarır, ve ruh da bu bilgiyi, Tek Plan ile nasıl uyumlu olabilecegi ve Büyük Evrenin karanlık noktalarına daha fazla nasıl ısık getirebilecegi anlayısını gelistirmek için isler.

Ögretmen : Derin bir nefes al. İyi dinlemissin.

Öğrenci : Dogru anlamıs mıyım?

Ögretmen : Dogru anlamaktan mı endise ediyorsun, yoksa ögrenmekle mi ilgileniyorsun?

Öğrenci : Aralarında pek fark var mı?

Ögretmen : Zıt kutuplar olabilirler.

Öğrenci : Ben hem ögrenmek hem de dogru anlamak ile ilgileniyorum.

Ögretmen : Bu konusmanın basında, bana Tanrı'yı bilmek için bir teknik olup olmadıgını sormustun. Hatırlıyor musun?

Öğrenci : Evet.

Ögretmen : Cevabını bulabildin mi?

Öğrenci : Hayır. Sanırım bir cevabı da yok.

Ögretmen : Kimbilir belki vardır, ancak her insan için degisir. Her varlık, yaratıcısına daha önce hiç kullanılmamıs essiz bir sekilde yaklasır. Zaman ve mekan alemlerindeki engin deneyiminden geri kalanları biraraya getirsen, sence bunun daha önce aynı sekilde yasanmıs olabilecegini düsünebilir misin?

Öğrenci : Bilmiyorum. Bunu daha önce hiç düsünmedim. Temel seviyede yasanmıs olabilir.

Ögretmen : Ancak onu, Yaratıcılarının alemine yükselen ruhların yolları olarak basitlestirirsen olabilir. Gerçekte, herbirimiz, Büyük Evreni olusturan gezegenler kadar essiziz, ve bu essiz durum, kesinlikle evrensel bir teknigi aydınlanmanın mucizevi ilacı olmaktan alıkoymaktadır.

Öğrenci : Anlıyorum. Bu tasarımın bir parçası mıdır?

Ögretmen : Evet.

Öğrenci : Sanırım asıl soru, kendi, çok-katmanlı benligimin farkındalıgını kazanmak adına, kendi teknigimi olusturmak için nasıl bir bilginin gerektigidir?

Ögretmen : Uyandıgın her sabah bu sorusturmayı yapmak ve kendini bu önemli bilgiyi her tür deneyimle yasamına çeken bir mıknatıs gibi hissetmek senin uygulamanda varsa, dogru yoldasın.

Öğrenci : Hayali çekirdegin içimde olduguna ve bilincimin uyudugu anlarda dahi bilgiyi özümsedigine inanmam yardımcı olur mu?

Ögretmen : Elbette.

Öğrenci : Sükran duyuyorum.

Ögretmen : Bir sey degil.




(Çeviri: Semra Ekmekçi)
 

Moderator

#4
4. Evrensel İliski



Öğretmen : Demek Bütünlük Yönlendiricisini deneyimlemek istiyorsun. Nasıl yapacagına karar verdin mi?

Öğrenci : Sizinle bunun için bulusmak istedim. Düsündüm ki bunu basarmak için bana bir yöntem ya da teknik bilgi verebilirsiniz.

Öğretmen : Bunu yapabilseydim, burada (asramda) varolan her sey, mutlak olmaz mıydı? Tüm egitimin senin üzerine düsmez miydi? İnsanlarla olan tüm baglantın, kendini-bilmek için yapılan varolus yolculuguna dönüsüp yıpranmaz mıydı?

Öğrenci : Anlamıyorum.

Öğretmen : İç ve dıs bilgiyi arada bir sey olmadan bir köprü gibi birbirine bagladın, ve eksik olan orta kısım, iki ucun kesinlikle birlestigini; bu dünyalar arasında bir bag oldugunu; köprünün bir fonksiyonu oldugunu onaylayan deneyimindir. Degil mi?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Bu aradaki kısmı deneyimlerinde bulsaydın, köprün insa edilmis olurdu ve sen de iç ve dıs dünyalar arasında özgürce ve serbestçe geçis yapabiliyor olurdun. Ve sonra digerlerine kendi köprülerini nasıl insa edeceklerini ögretmek isterdin. Degil mi?

Öğrenci : Kesinlikle.

Öğretmen : Bu dünyada yasamıs ve bu köprüyü insa etmis hiçbir ögretmenin bunu digerleri ile paylasmamıs olabilecegini düsünebiliyor musun?

Öğrenci : Hayır.

Öğretmen : O zaman bahsettigin teknik nerede? Öyle iyi gizlenmis ki dünyanın en iyi ögretmenleri dahi onu makul bir yöntem haline dönüstürememis mi?

Öğrenci : Hiçbirinin bu köprüyü insa edemedigini mi söylemek istiyorsunuz?

Öğretmen : Hayır. Hiçbirinin bu köprüyü insa etmek istemedigini söylüyorum.

Öğrenci : O zaman neden bu arzu beni yiyip bitiriyor?

Öğretmen : Çünkü onun kelimelerle, deneyimlerle ve tesebbüs ile insa edilebilecegine inanıyorsun.

Öğrenci : Ama bu mümkün degil mi?

Öğretmen : Zaten insa edilmis birsey, insa edebileceginden daha fazla insa edilemez.

Öğrenci : Ne demek istiyorsunuz?

Öğretmen : Bu tası yapabilir misin? (Elimde yerden aldıgım bir tas vardı.)

Öğrenci : Tam bir kopyasını yapabilecegimi mi ima ediyorsunuz?

Öğretmen : Hayır, bu tastan bahsediyorum?

Öğrenci : Hayır. O zaten yapılmıs.

Öğretmen : Senin köprün de öyle.

Öğrenci : Tamam.. kavram olarak anladım, ama onu hiç deneyimlememisseniz, insa edilmis olmasının ne faydası var?

Öğretmen : Bu sana baglı.

Öğrenci : Hangi bakımdan?

Öğretmen : Neyin eksik oldugundan çok neyin mevcut oldugunu mu görürsün?

Öğrenci : Bilmem.. ne demek istediginizden tam olarak emin degilim.

Öğretmen : Bilgin ve disiplinin var. Sezgin ve içgörün var. İnisiyatifin ve kurnazlıgın var. İrade gücün ve direncin var. Bunlar senin için, eksik olan Bütünlük Yönlendiricisini bilinçli olarak deneyimlemekten daha çok mu önemli?

Öğrenci : İnanıyorum ki Bütünlük Yönlendiricisini deneyimledigim zaman, bu diger seylerin yerini alacak, ya da
onları bir tür kolektif bir düzen içine sokacak ve ben de daha iyi bir insan olacagım ve sonuç olarak da daha iyi bir ögretmen olacagım.

Öğretmen : Ama bir seyi insa edemiyorsan, onun nasıl insa edildigini nasıl ögreneceksin?

Öğrenci : O zaman diyorsunuz ki zaten bu deneyime sahibim, diger herkes gibi; sadece bunu bilmiyoruz. Ve tekrar, bunu kavram olarak anlayabiliyorum, ama bazı kisiler bu deneyime sahipmis gibi geliyor.

Öğretmen : Su anda dahi bu deneyimi yasıyorsun, benim gibi.

Öğrenci : Evet, ama siz muhtemelen bilincindesiniz, ama ben degilim.

Öğretmen : Hayır, ben bizim bilincindeyim. Dikkatimi nereye ve neye yönelttigimin farkındayım. Dikkatimi, Bütünlük Yönlendiricisine yöneltemem, çünkü bu bedenin ve zihnin erisebilecegi sınırların dısındaki bir enerji frekansında.

Öğrenci : O zaman diyorsunuz ki Bütünlük Yönlendiricisi ya da insan ruhu, ne yaparsak yapalım bizim insan duyularımız için görünmezdir? Ona uyumlanabilecegimiz ya da onun bize uyumlanabilecegi herhangi bir teknik yoktur?

Öğretmen : Dogru.

Öğrenci : O zaman benim arzum asılsız?

Öğretmen : Arzun dogal ve de dayanaklı; sadece umdugun sekilde bir deneyim ile sonuçlanmayacak.

Öğrenci : Peki neden hayati bir seyi atladıgımı hissediyorum? Neden bu cevaplanmamıs sorularım beni dogru yolumdan alıkoyuyormus gibi bir inanca sahibim?

Öğretmen : Daha önce de belirttigim gibi, dikkatin eksik olana yöneliyor çünkü dünyana imkansız olanı davet ettin ve senden öncekilerin bilgilerini paylasmadaki basarılarını ideallestirdin. Büyük bilginin sadece bilinmeyenin, insan ruhlarının yasadıgı gizli dünyaların deneyimlenmesi ile elde edilebilir olduguna ve bu deneyim olmadan kaderini gerçeklestiremeyecegine inanıyorsun.

Öğrenci : Birçok büyük ögretmen, bu içsel alemlere ve Bütünlük Yönlendiricisinin bir parçası oldugu boyutlara
iliskin vizyonlarını paylasmıslar. Onlar gibi ben de bu alemleri arastıramazsam, bilincimi genisletmeyi nasıl umabilirim ki?

Öğretmen : Seninle bir sır paylasacagım. Bunu tatmin ile degil bir görev olarak yapıyorum. Diger alemler fikri,
rüyalarla aynı doku ile örtülüdür. Mistikler, azizler ve hatta insan türünün bazı büyük ögretmenleri, senin ve benim gibi aynı sınırlı algıya sahip bedenlerde yasamıslardır. Diger boyutlar ve varolus düzlemleri ile ilgili olaganüstü hikayeleri göreceliydi, nesnel, ihtisamlı alemler seklinde ifade edilmis tekrar-edilemeyen canlı rüyalardı.

Öğrenci : Mistisizm hikayelerinin uydurma oldugunu mu söylüyorsunuz?

Öğretmen : Bazıları öyle. Bazıları ise canlı rüyaların, yanlıs ifadesidir. Bazıları ise, bu kisilerin gelecek çokluevrenlerdeki meta-boyutlu alemler ile karsılasmalardır. Bazıları ise gezegen-dısı varlıklar ile karsılasmalardır. Bazıları ise planlı aldanmalardır. Söylemek istedigim, insan ruhu ve yasadıgı alemler ile ilgili deneyimlerini yüksek sesle dile getirenler, genellikle nesnel bir realiteden çok kendi ihtisamlarını anlatma çabası içinde olanlardır.

Öğrenci : Bunu hazmetmem biraz zaman alacak. Büyük saygı duydugum ögretmenlerimi yalancı durumuna düsürüyor gibisiniz.

Öğretmen : Sana söyledim, bu durumdan ben de tatmin olmuyorum. Ya da herhangi bir ögretmeni yermeye çalısmıyorum. Su sekilde açıklamama izin ver. Dünya üzerinde daha önce hiç kesfedilmemis bir yer kesfetsem, ve bu yerin koordinatlarını gösteren bir harita yapsam, haritadan anlayan herkese bu yeri nasıl bulabileceklerini anlatmıs olurdum. Deneyimime dayanarak insanları bu yere yönlendirebilirdim. O zaman neden içsel alemler için bir harita yok? Ve sen cevap vermeden önce, unutma ki bazı haritalar olsa bile bunlar ölçü olarak dogru degiller, ve sonuçta aynı içsel cografyayı anlatmıyorlar.

Öğrenci : Çoklu-evrenin yapısı ile ilgili uyusmazlık oldugunu kabul ediyorum, ancak bu onun varolmadıgı anlamına gelmez.

Öğretmen : Varolmadıgını söylemiyorum. Bir harita yok! Bu alemlerin hiçbir kartografı yok çünkü bu alemler kapsam olarak sonsuzlar. İlk Kaynak'ın sonsuzlugunu nasıl haritalandırırsın? Kalem kagıtla mı? Yaratıcımızın olagandısı vizyonunu kelimelere ve metotlara nasıl sıgdırabilirsin?

Öğrenci : Bunun imkansız oldugunu mu söylüyorsunuz – varlıgımın içsel boyutlarını deneyimleme arzumun?

Öğretmen : En iyi ögretmenler, ihtimale izin verirler, ve aynı zamanda, bunun hayatlarındaki bir eksiklik olarak düsünmezler. Fenomenin cazibesi yerini, onaya, sözlere, amellere ve sonucunda essiz kisilik bütünlügü yoluyla parlaması için insan ruhunun gerçek özelliklerine rıza göstermeye bırakır.

Öğrenci : Her jenerasyon içsel alemler hakkında yeni bir sey ögretmiyorsa, bilinç nasıl tekamül edebilir ki? Bir de üstelik, bu dünyaların nasıl islev gördügü ile bilincimizde karmasa yaratıyorsa?

Öğretmen : Daha önce söyledigim gibi, köprü ya da bilinç, zaten insa edilmistir. Tekamül edemez, gelistirilemez. Tıpkı evrenin sınırlarının dünyanın ötesinde olması gibi, insan zihninin çok ötesinde olan çok-yönlü bir bilinçtir. Bu bilincin takdiri ise tekamül gerektiren seydir; ve bir rehberlik ve ilham kaynagı olarak
uygulaması ise bilgi gerektiren seydir.

Öğrenci : Tam olarak varmak istedigim nokta bu. Kesinlikle, ögretmek istedigim sey bu, ancak bu süper-bilinç deneyimine sahip olmadan, takdir süreçlerinde digerlerine nasıl yardımcı olabilirim?

Öğretmen : Neyi takdir etmek istedigini evrene söylemeyi tercih etmek yerine, deneyimlenemeyen bir seyi deneyimlemek için yardım isteyip duruyorsun.

Öğrenci : Anlamıyorum.

Öğretmen : Evren direktiflerine yanıt verir, sorularına, umutlarına ya da dualarına degil. Gelecegini, evrene neyi deneyimlemeyi ve takdir etmeyi arzuladıgını söyleyerek tanımlamayı seçersen ve bu düsünceleri zihninde sebat ederek tutabilirsen – maksadı itibarı ile – evren buna yanıt verecektir. Ayrıca, sorular sorar ve cevap için dua edersen, evren kulakları sagır eden bir sessizlikle yanıt verecektir çünkü ona bir talimat vermemissindir.

Öğrenci : Bahsettiginiz, birlikte-yaratma süreci, ve bunun kurallarını anlıyorum ancak bunun bilincimin anlayısını genisleterek bu anlayısı baskalarına ögretme arzumla ne ilgisi var?

Öğretmen : Arzu bir direktif degildir. Bir seyi basarmayı sadece arzulamak, evreni harekete geçirmez; kisisel gücünü baglar ve bir amaca ulasmak için iradene basvurur. Dua etmek, aslında niyet edildigi sekliyle, iki tamamlayıcı amaç tasımaktaydı: bir kisinin kendi kaderi ile ilgili seçimler yaptıgını göstermek, ve bitmez tükenmez destegi için evrene sükredilmesi.

Öğrenci : Söylediklerinize göre, evrene, Bütünlük Yönlendiricisini kisisel olarak deneyimini bana getirmesi için direktif vermemin pek bir anlamı yok sanırım?

Öğretmen : İstedigin direktifi verebilirsin. Evren, yanıt vermek zorunda degildir, sadece yanıt verir. Seçiminle, evren seni bilir. Bu basit hareketle ifsa olursun ve evren, içtenlikle ve nazikçe yanıt verecek ve kendini ifsa edecektir. Evrene, Bütünlük Yönlendiricisinin deneyimini getirmesini söylersen, bu deneyimi sana getirecektir, ancak bunu bilincinde anımsayamayacaksın çünkü, daha önce de söyledigim gibi, Bütünlük Yönlendiricisinin titresim nisanı, insan duyuları ya da zihni tarafından algılanamaz. Bu deneyimi yakalamanın herhangi bir yolu yok – zihin bir kamera gibidir, ancak duygular – film – mevcut degildir.

Öğrenci : O zaman evren direktife yanıt verir, ancak dinlemedigini düsünebilirim çünkü deneyimi hatırlamıyorumdur?

Öğretmen : Evet. Bu yüksek boyutlu talimatlar için sıkça rastlanan bir olaydır, algı ihmaline benzer bir seydir. Sartlar, bir kırgınlık hali ve evrenin kayıtsız oldugu ve dahi arızalı oldugu yönünde endiseli duygular yaratabilir, ki birçok kisinin kopuklugun kendi hataları oldugunu – en azından bilinçli olarak - düsündügü gerçegine ragmen. Yine de, birçok ögrencide, bilinçli zihnin suçluluk duygusunun altında pusuya yatmıs bir duygu vardır; evrenin kayıtsız oldugu ve daha kötüsü bilerek yanıt-vermedigi hissi.

Öğrenci : Evrene nasıl talimat verebilirim? Bu kuvvetli bir emir midir?

Öğretmen : Her kisi, kendi bilgelik yolunun yaratıcısıdır. Bunun gibi, yollarının yapısını ve önceligini de kendileri yaratmalıdırlar. Ögretmenler ya da kitaplar gibi kaynaklara basvurabilirler, ancak yolun yaratımı kendilerine aittir, dısarıdaki sartlar, örnegin dini gelenekler, ne olursa olsun. Bu anlasıldıgında ve özümsendiginde, islev gördügünüz bir temel yapı haline gelir. Bu, kisinin ruhsal görevidir, ve evren ile birlikte-yaratma yolundaki ilk adımdır. Bu yoldaki ikinci adım ise, önceligin bildirilmis tahsisidir. Tüm talimatların bir sırası vardır – sonunda bir amaca ulasan bir düzeni vardır.

Öğrenci : Bunun ruhsal ifsaat ile nasıl iliskilendigini açıklar mısınız lütfen?

Öğretmen : Kimligini anlamak gibi bir hedefin oldugunda, sadece bir insan olarak degil de İlk Kaynak'ın ruhsalparçası olarak, hedefini parçalara ayırmalısın binayı olusturan tuglalar gibi, ve süreçteki düzeni anlamalısın. Bu düzenin temeli, hızlı dönüsüm ve adaptasyon saglayan akıskanlıktır. Bunu tanımladıgın zaman, evrene, basit ve sürekli tanımlama ve en önemlisi yeniden-tanımlama yoluyla bu plana yanıt vermesi için direktif verirsin. Zihnindeki en üst düzeydeki düsünce, evrenin planlarına "kulak misafiri oldugu" ve gözlemlerine direkt yanıtla maddi, duygusal, zihinsel ve ruhsal çevreni degistirdigi, yenidendüzenledigi yönündedir. Bunu senin kendine verdigin degere bakmaksızın yapar. Bunu yapar çünkü bu onun dogasıdır.

Öğrenci : Ya peki planlarım besbelli yanlıs ya da kötü ise?

Öğretmen : Meydana gelen olayların sonucunda tatmin olmamıs ya da hayal kırıklıgına ugramıs olacaksın.

Öğrenci : Bir örnek verebilir misiniz?

Öğretmen : Bir kisi eger ögretmenlik kariyerine, bir ögrenci olarak dogru bir sekilde egitilmeden baslarsa, ve evren ona nazikçe ögrenci saglarsa, ders verdigi ögrencilere kendi yanlıs anlamalarını aktaracaktır. Ruhsal sanatların gelecek ögretmenleri için bu ortak bir örnektir.

Öğrenci : Ancak daha önce, planı ve düzenini tanımlamaktan bahsettiniz, bunu düzgün bir sekilde yaparsanız, planın kötü olmasını da engellemis olmaz mısınız?

Öğretmen : Evren, amacına baglı her hareketini ve duygunu içtenlikle izler. Kötü planları engelleme yetisi, en çok, orijinal sesini – seni etkileyen binlerce sesin içinden ayırt edebildigin sesi – kesfetmende ve ilahiligine yaklasımını bu sesin tanımlamasına ve yönetmesine izin vermende yatar. Seni evrenin selameti içinde yerlestiren ve tutan, bu ses ve yargı, ve ardındaki içgörüdür.

Öğrenci : Ama benden daha çok içgörüye sahip olan insanlar var. Ögretmenlerim varken neden kendi sesimi dinleyeyim ki?

Öğretmen : Ögretmenlerini dinliyor musun, yoksa onların sözlerinin kendi dogrularınla aynı titresimde olup olmadıgını karsılastırıyor musun?

Öğrenci : Dürüst olmak gerekirse, onların sözlerini kendi dogru süzgecimden geçiriyorum.

Öğretmen : O zaman zaten kendi sesini dinliyorsun.

Öğrenci : Bir anlamda, sanırım. Ama, kendi sesimi bir cetvel gibi, ögretmenlerimin sözlerini sezgilerimle ölçüyorum veya... veya bazı ilgili melekelerimle. Bir düsünce ya da fikir olusturmuyorum – sadece degerlendiriyorum.

Öğretmen : Peki bunu neden yapıyorsun? Kendine neden yaratmak ve icat etmek yerine, ölçmek ve analiz etmek gibi küçük bir görev veriyorsun?

Öğrenci : Çünkü deneyimsizim ve bilgim yetersiz.

Öğretmen : Fakat biraz önce talimatlarının özünü degerlendirmeye yetecek kadar deneyimin oldugunu kabul ettin – dogruyu algılayabildigini ve talimat, kural ya da öneri olarak degerlendirebildigini kabul ettin.

Öğrenci : Evet, ancak bilgi ve degerlendirme yetisine sahip olmak bir sey, kendi içinde gerçek bilgisini icat etmek ya da idrak etmek ayrı sey.

Öğretmen : Neden?

Öğrenci : Bunu nasıl açıklayabilecegimi bildigimden emin degilim.

Öğretmen : Seni dönüsüme ugratacak bilgi, iki temel fenomenle olan kisisel deneyiminden türemektedir: İlk Kaynak'ın Isık ve Ses titresimleri.

Öğrenci : Kesinlikle, ve Isık ve Sesin deneyimsel bilgisine ulasmak ise bir uzmandan alınacak egitime dayanıyor – bu bilgiyi ancak yüksek seviyedeki ruhsal bir ögretmen saglayabilir.

Öğretmen : Bilincin dönüsümünü takdir ediyor musun? Evrene sana bunu saglaması için direktif verdin mi, yoksa bir ögretmenin elinden tutup seni Isık ve Ses'e yönlendirmesini mi bekliyorsun? Baska bir deyisle, bir insanın ögrettiklerini degerlendirmek için mi bekliyorsun, yoksa Evrene sana bu deneyimi saglaması için talimat veriyor musun?

Öğrenci : Buraya, bu asrama geldim çünkü *lk Kaynak'ın Isık ve Sesinin nasıl deneyimlenecegini ögrenecek ve baskalarına bu bilgiyi ulastıracaktım.

Öğretmen : Demek ki bir insanı bekliyorsun.

Öğrenci : Belki de Evren benim talimatıma bu sekilde yanıt verecektir, bana yol gösterecek bir ögretmen getirerek.

Öğretmen : Evren ve sen ögretmensiniz. Birlikte, siz, aktif, sasmaz, biteviye, direkt deneyimi saglayabilecek yolsunuz. Ya da Evrenin sana insan kılıgına girmis haberciler göndermesini beklersin – daha az aktif, belirsiz, az enerjili, ve hassasiyet ve süreklilik bakımından düsük seviyeli – senin seçimin... talimatın buysa.

Öğrenci : Evren ile birlikte daha aktif bir ortak olmamı mı söylüyorsunuz?

Öğretmen : Evren ile ortak olabilmek için sorumlulugu ve kapasiteni kabul etmeyi de ekle, ve evet söylediklerimi dogru degerlendirdin.

Öğrenci : Ama burada, sizin, ögretmenlerin bu süreçte bir rol almadıklarını öne sürdügünüzü hissediyorum. Bu dogru mu?

Öğretmen : Yasam-yolundaki herkes bu süreçte bir rol oynayacaktır – ögretmenler de dahil. Evren, yasam-yoluna girecek olan dogru sözleri, dogru sesleri, dogru ısıgı ayarlayacaktır ve bunlar sana doga, insanlar, hayvanlar, teknoloji ve hepsinin kombinasyonu seklinde gelecektir. Süreç, Evren, ve sen, dogru yönetildiginizde ayrılmaz bir bütünsünüz.

Öğrenci : O zaman gerçek bilgi, Evreni nasıl yönetecegini bilmektir?

Öğretmen : Bu sahip oldugun, düsüncelerinin tesirlerine ve kalbinin ifadelerine yanıt veren bir iliskidir. Onu yönetebilirsin ve o da sana yanıt verecektir.

Öğrenci : Evreni yönetmenin anahtarı nedir?

Öğretmen : Evren ile aranızdaki birligi ve uyumu hissetmek. Evrenin içinden aktıgını ve bu sekilde üzerinde yürüdügün yasam-yolunu yarattıgını gerçekten hissetmektir. Bu yasam-yoluna güvenmek, ve onun Evren ile senin birlikte-yaratımın oldugunu bilmek ve bu güveni büyük küçük sorunlar karsısında dahi sergileyebilmek. Her seyin yerli yerinde oldugunu kabul ederek, kalbinin derinliklerinin muhtemel en yüksek ifadelerine tercüman olmaktır.

Öğrenci : Bunu nasıl bilebilirim?

Öğretmen : Gerçek sesini dinleyerek. Yaygın, gizemli, çeliskili, sınırsız, ve neseli olmasına izin vererek. Bu yönüne kendini ifade etmesi için bir fırsat verirsen, kalbinin ve ruhunun en derinindeki özleme tercüman olacaktır, ve bu özlemler, Evrenin duymak ve yanıt vermek için en uyumlu oldugu özlemlerdir.

Öğrenci : Ama Evren, düsüncelerimize ve dualarımıza da yanıt vermiyor mu?

Öğretmen : Sana, Evrenden, bolluk, saglık, güzel iliskiler, yeni bir is, ve zihninin arzuladıgı baska her seyi isteyebilecegini söyleyenler olacaktır, ve o da dileklerine yanıt verecektir. Evren, sekil alemleri içindeki maddi haline karsı tarafsızdır. Bir insan olarak ne kadar basarılı oldugun – insanların sistemi ile ölçüldügü sekliyle – Evreni baglamaz, bu toplum tarafından egitilmis zihnin ve egonun kaygısıdır o.

Öğrenci : Fakat Evren ile bu ortaklıktan çıkarılabilecek uygulanabilir çıkarımlar vardır, degil mi?

Öğretmen : En derinlerdeki en yüksek emellerin Evren tarafından destekleniyorsa, refah ve dogru iliskiler için maddi isteklerinde basarılı olursun – çünkü ikisi de birbiri ile alakalı, degil mi?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Güçlü olanlar, sekil alemleri içindeki sistemi tertipleyecektir, ve refahın tanımını yapan da bu güçtür. Evren, bu konulara dahil degildir, böyle seyleri tanımlama gücü insandadır, ve Evren bu tanımlarla baglantılı degildir.

Öğrenci : o zaman iki yol birbiri ile uyumlu degil?

Öğretmen : Hangi iki yoldan bahsediyorsun?

Öğrenci : İnsani refah ve hayatını sürdürme dilekleri, ve yüksek benligimin emelleri.

Öğretmen : Zati bir uyumsuzluk söz konusu degildir. Sadece, odak noktanı neye yönelttigin ve refahı, dogru iliskileri, basarıyı vb. nasıl tanımladıgına baglı bir meseledir. Evreni, refah ve maddi endiselerinin yer aldıgı bir alana dogru yöneltirsen, bunu Evrenin de bu endiseler konusunda senden farklı olmadıgı ve Evrenin degil de Genetik Zihninin dileklerini dile getirdigin anlayısı ile yap. Genetik Zihinden ve oradaki psisik etkilerden biraz destek alabilirsin, ancak genel olarak, kadim eylem, dayanıklılık, yaratım, tekamül ve sebat sisteminin yerini alamaz.

Öğrenci : Sanırım anlattıklarınızı anladım. Tavsiyeleriniz için tesekkür ederim.

Öğretmen : Bir sey degil.




(Çeviri: Semra EKMEKCİ)
 

Moderator

#5
5. Arayüz Kuşağı


Öğrenci : Bu sabah meditasyon yapıyordum ve diger ögrenci arkadaslarımın sesleri yüzünden dikkatimin dagıldıgını gördüm. Bu dikkat dagılımını engellemek için bir teknik var mı ki böylece meditasyonuma daha iyi konsantre olabileyim.

Öğretmen : Gelistirilmis bir konsantrasyon ile neye ulasmayı umuyorsun?

Öğrenci : Meditasyonlarımı daha net bir sekilde gerçeklestirebilecegim ve bunun karsılıgında daha derin içgörüler elde edebilecegim.

Öğretmen : Anlıyorum. Bu derin içgörüler, dıs dünyanın iç dünya için bir dikkat dagıtıcı olmak yerine ögrenmek için bir katalizör oldugu algısını da içeriyor mu?

Öğrenci : Yani demek istiyorsunuz ki meditasyon yaparken dikkatimin dagılmasından endise duymamalıyım?

Öğretmen : Endise dikkat dagınıklıgının kaynagı degil midir?

Öğrenci : Sanırım öyle. Ama bu dikkat dagınıklıgı –

Öğretmen : Onlar dikkatsizlik degiller. Onlar, dıs dünyanın fenomenleri – kontrol edemedigin eterlerde dolasan titresimler. Sadece o kadar.

Öğrenci : Ama bu titresimler, zihnimi ve konsantre olma yetimi etkiliyor. Konsantrasyon, basarılı bir meditasyonun hayati bir parçası degil midir?

Öğretmen : Bir kez daha, zihnini etkileyen sey, dıssal titresimler degil, onlara verdigin tepkidir.

Öğrenci : O zaman tepkimi nasıl degistirebilirim ki böylece meditasyonlarımda daha basarılı olabilirim?

Öğretmen : Bu mesele sadece meditasyonlarınla mı ilgili?

Öğrenci : En çok meditasyonlarım esnasında farkına varıyorum.

Öğretmen : Dıs dünyanın sana getirdigi korku ya da gerilimi de fark ediyor musun?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Bu korku da dikkat dagınıklıgına benzemiyor mu?

Öğrenci : Sanırım.

Öğretmen : Ama onsuz, kendinden memnun olmama egilimine sahip olmaz mıydın?

Öğrenci : Sanmıyorum.

Öğretmen : Korku, ve benzer tüm negatif duygular, dikkat dagınıklıgını temsil edebilir, ancak onlar, eylemlerin katalizörü ve körükleyicileridir de aynı zamanda. Öyle degil mi?

Öğrenci : Ne demek istediginizi anlıyorum, ancak bu dikkatsizlik ve korkular, beni ruhsal çalısmalarımdan uzaklastırıyor ve ruhsal bir kisiye yakısmayacak sekilde davranıslarda bulunmama neden oluyor.

Öğretmen : Peki ruhsal bir insan nasıl davranır?

Öğrenci : Onlar dengeli ve hayırseverdir. Dikkatsizlik ve korku karsısında sakindirler. Etraflarına huzur yayarlar ve merhamet gösterirler. Herkese ilahi askı ifade ederler.

Öğretmen : Sen mitolojik bir aziz tanımladın, bir ruhsal kisiyi degil. Mutlak bir karanlıkta dahi, ruhsal kisi ısıgı kesfedebilir. Onlar gerçegi arayanlardır ve binlerce farklı kisilikli suret giyerler. Onlar gerçegi söyleyenler degildir. Onlar gerçegin ifadeleridir. Onlar aziz degildir. Onlar gerçegi arayanlardır.

Öğrenci : Benim tanımım biraz idealist, kabul ediyorum, ancak bu neden korku ve dikkatsizlik konusu için önemli?

Öğretmen : Endisen, ruhsal bir insanın davranıslarının nelerden olustuguna ve bu resme göre idrak ettigin kusurlara dair degil mi?

Öğrenci : Bütün bunların bu temel yanlıs kavramaya kadar varabilecegini mi söylüyorsunuz?

Öğretmen : Evet. Senin korku ve dikkatsizlige verdigin tepkiyi atesleyen önemli bir parça bu. Bu bir çesit dıs dünyaya verdigin tepkiyi tanımlayan kendini-yargılamadır. Ruhsal insanı tanımladıgına inandıgın imaj ve tavra tutundugun için, karsılastırmalı performansın hakkında hüküm veriyor ve buna baglı olarak kendini yetersiz buluyorsun.

Öğrenci : Nasıl davranmam gerektigine baglı olarak idealist imajımın sonucunda hayal kırıklıgına ugruyorsam, tek yapmam gerekenin beklentilerimi azaltmak oldugunu mu öneriyorsunuz ve böylece hayal kırıklıgım son bulacak?

Öğretmen : Hayal kırıklıkların neden sona ersin? Memnuniyet ve sükuneti hangi amaçla deneyimlemeyi seçiyorsun? Bu dünyaya sükunet içinde yatıp dinlenmek amacıyla mı enkarne oldun?

Öğrenci : Demek istedigim, ruhsal degerleri göstermek istiyorum – bunlar da huzur ve sükunet –

Öğretmen : Ruhsal degerler, huzur ve sükunet ile ilgili oldugu kadar kargasa ve gerilimle de ilgilidir. Ruhsal degerler, ne monoton ne de müsfiktir.

Öğrenci : Ama siz ruhsal degerler sanki tanımsızmıs ve hiçbir sey ihtiva etmiyormus gibi konusuyorsunuz.

Öğretmen : Bu konusmaya, basarılı bir meditasyon çalısmanı engelleyen dıs seslerden dikkatinin dagıldıgı fikri ile basladın. Sana meselenin gürültü ya da dikkatsizlik olmadıgını, hangi tavrın ruhsal davranıs oldugu hangisinin olmadıgına dair dar algının oldugunu gösterdim.

Öğrenci : Evet, ve katılıyorum, ama ruhsal tavır hala kızgınlık, nefret ya da açgözlülük içermez. Buna katılıyorsunuz degil mi?

Öğretmen : Hangi hareketlerin ve faaliyetlerin ruhsal tavrı olusturdugunu bu kadar dar kapsamlı olarak ifade ediyorsan, kendi kendinin bir yargıcı olmakla kalmaz, digerlerini de yargılarsın. Farkında olmadan, arayüz kusagını kapatıyorsun.

Öğrenci : Arayüz kusagı nedir?

Öğretmen : Arayüz kusagı, ortak bir biyolojiyi paylastıgın diger türlerle etkilesim içinde olan bilincinin bir yüzüdür. Fiziksel olarak DNA'nda tasınır; DNA, mutlak bir sekilde İlk Kaynak'a baglı genis bir ag içinde bir dügüm olarak hareket eder.

Öğrenci : Peki, genis ag nedir?

Öğretmen : DNA, hem kisinin bedenindeki bir agdır hem de türlerin ortak "beden"indeki ya da genetik zihnindeki bir dügümdür. İnsan türleri, bu DNA tarafından mümkün kılınan ag ile birbirine baglıdır.

Öğrenci : Yani diyorsunuz ki benim içimde olan her sey diger tüm insanlara aktarılıyor?

Öğretmen : Arayüz Kusagı, bir aga baglı bilgisayar gibidir. Bilgisayarının ekranına bakmıyorsan, agın farkında degilsindir. Aga erismek, bilgi alıs verisinde bulunmak için, bilgisayarının basında olman gerekir. Aynı sekilde, Arayüz Kusagı, tüm türleri kapsayan aga erisebilmen için dikkatini ona yöneltmeni ister.

Öğrenci : İnsan olan herkesle iletisim kurabilecegimi mi söylüyorsunuz?

Öğretmen : Arayüz Kusagı, lisanın çıkıs noktasıdır – tüm lisanların. Lisan, DNA'nın bu yüzüne sifrelenmistir ve insan ifadesinin yüzeyine dogru köpürür. Bu su anlama gelir, insan DNA'sı lisanı türlere getirir ve türlerden lisan alır. İki yönde açılan bir kapıdır bu.

Öğrenci : Diyorsunuz ki – DNA seviyesinde – benzer türler ile sözcükler yoluyla iletisim kurabilirim?

Öğretmen : Evet.

Öğrenci : Bu biraz inanması güç bir durum.

Öğretmen : Mantraların ve onaylamaların bedeninde yaptıgı da bu degil midir? Bu sözcükler ve frekanslar seni degistirmiyor mu, hem de fizyolojik olarak?

Öğrenci : Evet, buna deneyimlerime dayanarak inanıyorum, ancak siz diyorsunuz ki bu aynı sözlerle bedenimin ötesinde baska türlerle iletisim kurabilirim. Bu inanmanın ötesinde anlasılması da hayli zor bir kavram.

Öğretmen : Düsüncelerinin otomatik olarak bilgisayar agı ile iletisim kurmasından farklı olarak DNA agında otomatik bir iletisim söz konusu degil. Bilgisayar agında, düsüncelerini kelimelere aktarmalı ve bir klavye yoluyla bilgisayara girmelisin, ve sonra düsüncelerini aga göndermek için bir yol seçmelisin.

Öğrenci : Bunun bilgisayar agına nasıl uygulanabilecegini anlıyorum, ama bu DNA agında nasıl çalısıyor?

Öğretmen : Arayüz Kusagı, bir bilgisayar ile denktir, ve aga erisim için bir yazılım ve aktivasyon gerektirir.

Öğrenci : Peki yazılım nedir ve nasıl aktive edebilirim?

Öğretmen : Bunu, DNA agına neden erismek isteyebilecegini anlama arzundan önce arzuluyorsun!

Öğrenci : Merakım, mantıgımın ötesine sıçradı. Neden bir Arayüz Kusagı kurmak isteyebilecegimi söyleyebilir misiniz?

Öğretmen : Arayüz Kusagı, fiziksel ile enerji seviyelerinin bulusma noktasıdır. İki titresimsel alem arasındaki dil tasıyıcısıdır. Kisiden türlere dogru açılan kapıdır. Birçok biyolojik tür için bu oldukça uygundur, ancak insanlar, bu kapıyı, kisiselliklerinin ifadesi ve egolarının kovalamacası yoluyla mühürlediler.

Öğrenci : Grup bilincinden bahsediyorsunuz... karıncalar ve arılar gibi mi?

Öğretmen : Evet, ancak bu kapasiteye sahip olan ve bunu uygulayan sayısız tür var.

Öğrenci : İnsanlar bu kapıyı mühürlediler ise bir nedeni olmalı.

Öğretmen : Kapıyı mühürlü tutan, genetik zihni kirletme hareketiydi.

Öğrenci : Genetik zihni kirletmek mi?

Öğretmen : İnsan türünün gerçek kirliligi düsüncelerdir. Saf içgüdüsel ifadenin ötesinde, düsünceler dilleri olusturur ve diller de tavırları. Bu tavırlar, türlerin genetik zihnine karsı tahrip edici olabilir ve ruhu ruh tasıyıcısından ayırt etme kapasitesine büyük sınırlamalar koyabilir.

Öğrenci : Böylece insanlar, ruh tasıyıcısını tanımlamayı ögrendiler, ruhu degil?

Öğretmen : Evet.

Öğrenci : Peki kim kapıyı mühürledi?

Öğretmen : İnsanlar... bilinç altlarında, genetik zihine verilebilecek geri dönüsü olmayan hasarı önlemek için kapıyı kapatmanın kendileri için en iyisi oldugunu biliyorlar. Sezgisel olarak, tekrar açılacagı ve Arayüz Kusagının insanlık için tekrar erisilir kılınacagı bir zamanın gelecegini biliyorlar.

Öğrenci : Mühür nasıl kırılacak?

Öğretmen : Türlerin genetik zihnini dönüstürmek amacı ile bu kapıyı açmak için seçilmis kisiler var. Bu kisiler, insan türlerinin dönüsecegi hali bedenlemektedirler. Onlar, gelecekteki insanın kapasitesini bugüne tasıyan bir nevi zaman yolcularıdırlar. Önce gelecek vizyonunu iletirler, sonra da digerlerini aktive edecek olan araçları.

Öğrenci : Bütün bunların amacını anladıgımı sanmıyorum.

Öğretmen : İnsan türü, büyük oranda DNA agının aktivasyonu yoluyla Büyük Portalı kesfedecek çünkü genetik zihine erisim, bu kesifte zaruri bir yer teskil etmektedir, tıpkı kesfin parçalarını birlestirip yedi-katlı bulmacanın parçalarını bir araya getirmeleri kaderlerine yazılmıs olanlar arasındaki ekstra-hassas iletisimin de zaruriyeti gibi.

Öğrenci : Kisi, Arayüz Kusagına nasıl erisim saglayabilir?

Öğretmen : Bu erisimin senin üzerinde sahip olacagı etkiyi anlamadan önce bu erisimi nasıl gerçeklestirecegini bilmek ister misin?

Öğrenci : Birkez daha sabırsızlıgım önde gidiyor. Bu erisimin benim için ne anlam ifade edecegini anlamak istiyorum. Lütfen açıklayın.

Öğretmen : Arayüz Kusagı, insanlıgın grup bilincini aktive etmek için bir erisim noktasıdır. İnsanlık, bireyselliklerine tam olarak demirli kalmayı basarabilirken, ortak bir bilinç gibi çalısabilirse, yeryüzünü tekrar dengeleyebilecek ve galaktik düzeylere yayılan bir etki ile yeni dünyaların birlikte-yaratıcıları olarak islev görebilecektir.

Öğrenci : Nasıl? Bütün bunlar nasıl olur?

Öğretmen : Arayüz Kusagı, Büyük Portalın kesfinde önemli bir rol oynamaktadır, ve genetik zihni birlestiren, insan ırkının baglayıcı elementi olarak bilinecek ve bu birlesmede, gezegensel yasamın dogal mücadelelerine çözümler yaratabilecek güç ve yetiyi ortaya çıkaracaktır.

Öğrenci : Bunun benim gibi bir birey ile nasıl bir baglantısı var?

Öğretmen : Arayüz Kusagına, bilinçli olarak erismeyi seçerek, genetik zihni çok daha büyük bir netlikle kullanabilirsin. Bunun sonucunda da, daha parlak düsünce süreçleri ve gelismis bir sezgi ortaya çıkar. Ayrıca, ekstra-hassas algıları, uzaktan sifa ve uzaktan iletisimi mümkün kılacak sekilde gelistirir.

Öğrenci : Peki, genetik zihinle olan iletisim? Kapının iki yönde açıldıgını söylediniz.

Öğretmen : Bu çok daha hassas bir ifsaat ve egitiminde ilerlemedikçe de sana anlatmayacagım. İletken modu arastırmadan önce alıcı mod ile baslayabiliriz.

Öğrenci : Alıcı moda nasıl ulasabilirim?

Öğretmen : Bu dogal lisan yolu ile mümkündür. Dedigim gibi, tüm lisan aketiplerini (modellerini) kendinde barındırdıgı için lisan yapıları içinde islev görür.

Öğrenci : O zaman hangi sözleri kullanmalıyım?

Öğretmen : İlk olarak, lisan sadece sözcüklerden olusmamıstır. Görsel olabilir ve tempo, frekans, modülasyon vb. içeren müzik yoluyla da olabilir.

Öğrenci : Hangisi daha etkilidir?

Öğretmen : En etkin yöntem, Arayüz Kusagının net bir kavramsal resmi ile ve genetik zihnin tasıyıcı dalgası olarak daha alıcı olabilmek için nasıl aktive edilebilecegini ögrenmek ile baslamaktır.

Öğrenci : Bunu nasıl yaparım?

Öğretmen : DNA'nın spontane bir sekilde solucan-deligi benzeri yapıları nasıl algıladıgını nasıl açıkladıgımı hatırlıyor musun?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Bu yapılar, asırı-hassastır ve uzay-zaman üç-boyutlu yapılarına uygun hareket etmezler. Çesitli dürtülere spontane tepkiler ile tertiplerinde yükselir ve alçalırlar.

Öğrenci : Onaylamalar ve mantralar gibi mi?

Öğretmen : Evet. Onaylamalar ve mantralar bir anlamda programlama dili gibidirler çünkü kisi hücresel DNA'sını öyle bir sekilde yeniden programlayabilir ki böylece sezgisi ya da genetik zihne erisimi gelisir.

Öğrenci : Bu tam olarak nasıl yapılır?

Öğretmen : Solucan deliginin yapısının betimlemesi, geçici ve spontane olusu, bunun üç boyutlu uzayzaman yapılarının dısında meydana geliyor olusu, enerji alısverisinin çift yönlü olması, türler arası bir agda DNA'nın resmi – bütün bu unsurlar süreçteki resmini gelistirmektedir.

Öğrenci : Kavramsal bir resim olustu zihnimde, ancak hiçbir sekilde net degil.

Öğretmen : Uzay-zaman yapılarının dısında çalısan bir seyin zihinsel bir resmine asla sahip olamazsın. Yine de su andaki resim ile on dakika önceki resmi karsılastırırsan, farkedilen bir kesinlik oldugunu göreceksin, katılıyor musun?

Öğrenci : Sanırım, çünkü daha önce kafamda hiçbir resim yoktu.

Öğretmen : Kesinlikle.

Öğrenci : Kavramsal resim – muallak oldugu gibi – baslamam için yeterli mi?

Öğretmen : Hayır. Onu zihninin gözleri ile görmelisin ve bu sürecin harika mekaniklerinin üzerinde tefekkür etmelisin. Nasıl olur da DNA, devasa büyüklükte karmasık ve enerji olarak insan bedeninin dısında yasayan bir organizmanın filizleri gibi iken ayrıca beden-kalp-zihin sisteminin sezgisel yapısına yerlesmis, bilgi aktaran, depolayan ve isleyen üç-boyutlu mukabillere (tamamlayıcı parçalara) sahip olabilir?

Öğrenci : Genetik zihnimin alıcısını aktive etmek ya da gelistirmek için ihtiyacım olan özel bir kelime ya da ses var mı?

Öğretmen : Network (ag) baglantısı olmayan bir bilgisayarın varsa, ihtiyacın olan nedir?

Öğrenci : Bir port ya da baglantı.

Öğretmen : Ve bir yazılım?

Öğrenci : Evet, bir tür arayüze ihtiyaç var.

Öğretmen : Ve de bir sifreye ihtiyacın var.

Öğrenci : Bazen.

Öğretmen : Neden bazı durumlarda sifreye ihtiyaç var?

Öğrenci : Çünkü bilgi gizli oldugu için ya da sadece belli baslı kisiler için erisilebilir kılınması gerektigi için.

Öğretmen : O zaman bir bilgisayarın, bir baglantın, ve bir yazılım arayüzün olabilir ve bilgi almak istiyorsan bir de sifreye ihtiyaç duyabilirsin. Peki sifre olmadan herkese açık olan bilgiler? İse yarar mıdır?

Öğrenci : Olabilir.

Öğretmen : Herkes bu bilgileri alabiliyorsa, hayati, kuvvetli ve katalitik olabilir mi?

Öğrenci : Sanırım olmaz.

Öğretmen : Neden?

Öğrenci : Çünkü korunmuyor.

Öğretmen : Anlıyorum. O zaman en önemli ve kuvvetli bilgiler herkesten esirgenmelidir çünkü bu bilgileri dogru sekilde kullanmayacak ve saptıracak olan ahlaksız kisilerden korunması mı gerekiyor?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : İnsan türündeki herkesin, yas ve sosyal statülerinden bagımsız olarak, bir bilgisayarı oldugunu hayal et. Herkes bilgisayar kullanabiliyor ancak sadece bazılarının 'network' baglantısı var. Ve bunlardan yine bir kısmının yazılım arayüzü var. Bu gruptan küçük bir kesim ise 'network' üzerinde bir içerik olusturabildi, bu kesimden çok az kisi ise 'network'e baglanma cesareti gösterenler için ilham verici olarak adlandırılabilecek bir içerik yarattı. Simdi, yüksek bir otorite, mesela Tanrı, bu network'e bilgi aktarıyor, ancak onu sifre ile koruyor. Sence Tanrı sifreyi kimlere verecektir?

Öğrenci : Network'e erisimi olan ve ilham verici içerigi gelistiren gruba.

Öğretmen : Bu mukayesede dogruluk payı var ama hafif bir hile de var. Tanrı, DNA agındaki gerçegin korunması ile ilgilenmez. İnsanlar bunu kendileri yapar. Tüm insanlar "sifreye" sahiptir, nefes alabildikleri kadar kesindir bu, ancak birçogu ag baglantısı olmayan bir bilgisayara sahip olduklarına inanıyor, böylece aga erismek için çabalamıyorlar bile. Agın farkında olan küçük bir kesim ise, onun sifre korumalı olduguna inanıyor.

Öğrenci : Ama sifremiz olsa bile kullanmıyoruz?

Öğretmen : Nasıl kullanacagımızı bilmiyoruz.

Öğrenci : Neden?

Öğretmen : Daha önce de dedigim gibi, insanlık bu yetisini unuttu çünkü grup bilincinin biçimlenmesi ve tekamülü yerine daha çok bireysel egoyu arastırmakla ilgilendi.

Öğrenci : Bu sifrenin ne oldugunu bana söyleyebilir misiniz?

Öğretmen : Kavramsal resme sahip olmalısın ve su onaylamayı zihninde, kalbinde net bir sekilde tasımalısın: tüm zaman ve uzaydaki kardeslerimle sonsuz bir bagım var. Onların bildiklerini ben de bilebilirim. Onların bulduklarını ben de bulabilirim. Onlardan gelecek her seyi, ben de yapabilirim. Yaptıgım her seyde, birçok zihnin tek zihine hükmetmesi olabilir.

Öğrenci : Sifre bu mudur?

Öğretmen : Bu sifreli bir onaylamadır. İçindeki Arayüz Kusagını aktive eder. Seninle insanlıgın genetik zihni arasındaki baglantıyı uyarır.

Öğrenci : Ama sifre baska bir sey midir?

Öğretmen : Daha kapıyı bulmadan kilidi açacak anahtarı arıyorsun. Sabırlı ol. Ruhun tüm hususları, beden-kalp-zihin sistemi alemi ile ruhun içsel boyutları arasındaki alısveris sürecidir. Arayüz kusagı, seninle türler arasındaki baglayıcı köprüdür. Arzuladıgın sey baglantı kurmak, izole olmak degil; Grup bilincinden çıkmaktır, kusurlarını yargılamak degil. Yetilerini bu konsolide varlıga sunmaktır, hayalindeki Tanrı'ya degil. Sifre sadece, bu temel tutumu kabullenmek ve kalplerin kalbinde ve zihinlerin zihninde otorite kılmak için bir mecazdır. Bu tutum, varlıgında bir öncelik tasımalıdır.

Öğrenci : Zaten öyle degil mi?

Öğretmen : Bu konusmadaki ilk ifadenin dogası bakımından, degil.

Öğrenci : Neden? Bunu kanıtlayacak ne dedim ki?

Öğretmen : Ögrenci arkadaslarını çalısman için engel olarak gördün. Hatırlamıyorsun?

Öğrenci : Ne demek istediginizi anlıyorum.

Öğretmen : Sifre, sihirli bir kelime ya da mantra ya da onaylama degildir. Zamanla bir tutumun gelismesidir ve karakterin aslı haline gelmesidir. Sana verdigim onaylamayı dile getirdiginde ve bunu aylar belki yıllar boyunca gerçekten yasadıgına kalbinde ve zihninde inandıgında, arayıs içinde oldugun genetik zihne seffaf bir erisim elde edeceksin.

Öğrenci : İçgörülerinizi paylastıgınız için tesekkür ederim. Bugün neyi ögrenmek için geldigimi anladım. Sadece tek bir sorum kaldı.

Öğretmen : Sorun nedir?

Öğrenci : Onaylama diyor ki ne yaparsam birçok zihin tek zihne hükmedebilir. Tek zihin, İlk Kaynak için mecaz mıdır? Ve öyleyse eger, neden her seyin mutlak Yaratıcısı yerine genetik zihnime güveneyim ki?

Öğretmen : Tek zihin sensin. İlk kaynak ne tek zihindir ne de birçok zihindir. O Herseyin Zihnidir.. İlk Kaynak bir zihin olarak ifade edilecek olursa tabi.

Öğrenci : O zaman birçok zihin, insanlıgın genetik zihninin mecazi ifadesi midir?

Öğretmen : Evet. Sifrelenmis kadim bir terimdir. DNA'n aslında bu onaylamayı "duymaktadır", ve bunun sonucunda da baglantı "solucan delikleri" kendiliginden sekillenmektedir. İlk Kaynak, ve insanlıgın tekamül yoluyla ilgilenenler, genetik zihni Büyük Portalın kesfi için yararlı bir araç olması için sifrelemektedir. Bu özel onaylama, genetik zihnin bu özel parçasına erisim için faydalıdır. Genetik zihnin tüm yönleri ile aynı titresimde degildir.

Öğrenci : Anlıyorum. Tesekkür ederim.

Öğretmen : Bir sey degil.






(Çeviri: Semra EKMEKCİ)
 

Moderator

#6
6. Sezgisel Zeka Teknikleri


Öğrenci : Bir kisi bu dünyadan ögrendiklerinin sesi ile içsel sesini nasıl ayırt eder?

Öğretmen : Bu dünyanın sesi ego-kisilige kadar takip edilebilirken, orijinal sesiniz kalbinizin derinliklerinden fısıldar ve küçük dürtüler yollar.

Öğrenci : Ama kalbimin sesi sözcüklerden degil hislerden olusuyor. Ve bu hisler sübtil ve sürekli degisiyor. Umut, umutsuzluga ya da sevgi nefrete göz açıp kapayıncaya kadar dönüsebiliyor.

Öğretmen : Evren gibi, kalp de çok-seviyelidir. Benim bahsettigim kalp, sefkat ve anlayıs ruhundaki sezgisel zekayı ifade etmekte ustadır. İçinde bu dengeye saldıran bir ses duydugunda, iç sessini bulmussun demektir.

Öğrenci : Herkesin bu iç sesi ve bunu ifade etme yetisi var mıdır?

Öğretmen : Hayır.

Öğrenci : Neden insan dogasına böylesine sınırlar konmus?

Öğretmen : Bu, sadece üç-boyutlu çevrenin kusurları ile çökmekte olan insan bedeninin kusurlarının bir sonucudur.

Öğrenci : Ve bu kusurlar kalbin ifade yetisini baskı altına alıp sesini kısıyor denilebilir mi?

Öğretmen : Bulutların günesi kontrol edip ısısını azaltmasından daha fazla degil.

Öğrenci : Ozaman, iç ses kusurlar sesini duyulmaz kılsa da kendini ifade etmeye devam eder?

Öğretmen : Evet.

Öğrenci : Örneginizi kullanırsam, kisi bulutları nasıl ortadan kaldırabilir?

Öğretmen : Kusurları ortadan kaldıramazsın, ancak zamanla üzerinde üstünlük saglayabilirsin. Gökyüzünün daima bulutlarla kaplı oldugunu hayal et. Teleskop diye bir sey varolmazdı, degil mi?

Öğrenci : Sanırım olmazdı.

Öğretmen : Farz et ki bulutlar yok oluyor, ancak yılda sadece bir kez, ve sadece ogün evrenin enginligini görebiliyorsun. Sence yine de teleskop icat edilir miydi?

Öğrenci : Belki de...

Öğretmen : Cevap, evettir. İnsan ruhu evreninin derinligini ve yüksekligini anladıgı an, onu idrak etme – üzerinde çalısma – arzusu da ortaya çıkar.

Öğrenci : Peki bunun kalbin iç sesi ile ne alakası var?

Öğretmen : İnsan bedeninin (varlıgının) ve üç-boyutlu dünyanın kusurları, kalbin derinliklerini örten bulutlar gibidir. Bu bulutların ötesini görebilirsen, sadece kısa bir an için bile olsa, iç sesine ulasmaya ve onu anlamaya çalısacak ve tüm kusurlara ragmen hayatında tam olarak ifade edeceksin.

Öğrenci : Bir kez daha, örneginizi kullanarak, kalbin en derin ifadelerine istinaden "teleskop" nedir?

Öğretmen : Sezgisel zekanın teknikleridir.

Öğrenci : Onları bana açıklayabilir misiniz?

Öğretmen : İnsan bedeninin siirsel dilde Kalbin Katibi olarak bilinen bir parçası vardır. Duygusal geçmisin – herbir ayrıntısıyla – kaydedilir ve kalbinin sigortaları içine yazılır. Bu, genis anlamda, biraz önce bahsettigimiz "bulutlar"ın kaynagıdır.

Öğrenci : Ve temizlenmeleri gerekmektedir. Bunu nasıl yaparım?

Öğretmen : Her seyden önce, kalbi anlamak çok önemlidir. Kalp, kan pompalayan fiziksel bir kastan çok daha fazlasıdır. Sezgisel zeka kaynagınızın yüzeysel tezahüründen baskası degildir. Enerjik kalp, fiziksel kalbin kaynak sablonudur.

Öğrenci : Kaynak sablonu mu?

Öğretmen : Fiziksel kalp, hayat-veren oksijeni bedene nasıl dagıtıyorsa, aynı sekilde enerjik kalp de sezgisel zekayı zihne dagıtır. Enerjik kalp, fiziksel kalbin biçimi bakımından kaynak sablonudur, ve de daha fazlası, iç sesinizin yükseldigi en yüksek bilinç formuna uzanan baglantı noktasıdır.


Öğrenci : Fiziksel kalbim, bir enerjik kalbe dayanıyor, ve enerjik kalp benim erismek istedigim sey midir?

Öğretmen : Söyle düsün. Kalp boyutsal ve çok-yönlüdür. Duygusal dalgalanmaları ifade eder; psikolojik fonksiyonları düzenler; belli baslı beyin kimyasını aktive eder; beden ve zihin ile iletisim kurar; gelecek çevrelerinizden ön haberler alır; ve seni varlıgın diger tüm halleri ile baglar. Kalp ayrıca, sevginin sefkat frekansına – evrenin en saf gücüne - açılan kapıdır.

Öğrenci : Bunu daha önce hiç duymamıstım. Sevginin sefkat frekansı ile ne demek istiyorsunuz?

Öğretmen : Sevgi, diger tüm boyutsal seyler gibi, frekans tayflarına bölünebilir – herbir frekans bütünün bir parçasıdır, ancak herbiri farklı bir zekaya sahiptir.

Öğrenci : Zeka mı?

Öğretmen : Tüm sevgi sekilleri aynı mıdır?

Öğrenci : Tabi ki degildir.

Öğretmen : Sefkat ve anlayıs ile massedilmis sevgi, inatçı ve bencil sevgiden farklıdır, degil mi?

Öğrenci : Evet... ama bunun sevgideki zeka farkından oldugunu sanmıyorum, aksine, sevgiyi ifade eden kisiye baglıdır.

Öğretmen : Bunun nedeni, duyguların frekanslarına dayanan zeka ile yapısık oldugunu ve frekansın çokluevrenin yüksek çevrimleri ile nasıl rezonans içinde oldugunu anlamamandır.

Öğrenci : Anlamıyorum.

Öğretmen : Çokluevreni, on bir holografik bilinç küresi olarak düsün, her biri daha içte bulunan bir küre ile kesisiyor. Sadece en dıstaki küre hepsini kapsıyor, ve bu da İlk Kaynak'ın bilincidir, en içteki küre ise tas ya da deniz kabugu gibi hareketsiz objelerin bilincidir. Sevgi, bu "küreler"in ya da bilinç alanlarının her biri ile uyum içinde titresen frekanslara ayrısmıstır. Benzer sekilde, kalbin kendisi de farklı bilinç katmanlarından olusur, ve her bir "katman" bir algı ve ifade zekasına sahiptir. Bu zeka, beyin ve yüksek zihin ile baglantı içindedir ki böylece insan bedeni çokluevrenin herhangi bir baskın frekansından ya da küresinden ifade etme yetisine sahip olur.

Öğrenci : Buna, İlk Kaynak'ın katmanı da dahil midir?

Öğretmen : Evet

Öğrenci : O zaman kalp her birimizin içindeki çokluevren midir?

Öğretmen : Çokluevrene açılan bir kapıdır, çünkü çokluevrenin yüksek seviyelerinden gelen duygusal frekansların sifresini çözebilir ve bir insan bedeni vasıtası ile üç-boyutlu ortamda ifade edebilir.

Öğrenci : Ben beynin, insan bedeninin yüce organı oldugunu sanıyordum. Taç çarka, üçüncü göz... bunkar beyin ve yüksek zihin ile baglantılı degiller mi? Bunlar, kalbe göre İlk Kaynak titresimi ile daha yakından baglı degil mi?

Öğretmen : Kalp, insan bedeni içinde en yüksek frekansta islev görür. Duygular, düsünce hızından daha süratlidir. Çokluevrenin yüksek devirleri ile rezonans içinde oldugunda zaman / uzay dısında çalısırlar.

Öğrenci : Kalp eger en yüksek frekansta çalısıyorsa, o zaman duygular bizi gerçek benligimize uyandıran asıl katalizörler olmalı?

Öğretmen : Evet, bu yüzden en güçlü ruhsal deneyimler, zihnin düsünceleri yerine kalbin duygularının dokularından örülmüstür.

Öğrenci : Tamam, o zaman bütün bunların kalbime yazılmıs olan duygusal çöküntüleri temizlemek ile nasıl bir ilgisi var?

Öğretmen : Üzerine yazılmıs olan kalp degildir. Duygusal çöküntüler kalpten beyine ve onu saran sinirsel aga geçer. Aynı sekilde arınma da aynı yolu izler ve bir süreçtir, bir olay degil. Bu süreç bagıslamak denilen duygunun sefkat frekansı ile baslar. Bu frekans, kalbinizde su komut ile uyandırılabilir: Kalbimin ısıgı parladıkça, bagıslama kapasitem de parlıyor. Bagıslama kalbime akarken yükseliyor, basımı hayal edilebilecek en narin ve ince ısık ile dolduruyor, ve bu ısıkla, geçmisim için duydugum bir sefkat ile doluyorum ve bu ısıkla, meydana gelmis her sey yeniden yazılıyor. Bu dua söylendigi zaman, sözleri dikkatlice dinleyebilir ve kalbinizde görsel resimlerin sekillenmesine izin verebilirsin.

Öğrenci : İlginç. Bana daima resimleri zihnimde biçimlendirmem ögretildi, kalbimde degil.

Öğretmen : İmgeleme bedenin ya da kafanın herhangi bir bölgesi ile sınırlandırılamaz. Yansıtma ile her yere yerlestirilebilir. Sadece resimleri gögsünün merkezindeki alana yansıt. Yansımayı görüntüleyen kisi bedeninin dısında birkaç metre uzaklıktaki biri olabilir.

Öğrenci : Bedenimin dısından izleyen kim?

Öğretmen : Sensin.

Öğrenci : Bu sezgisel zeka teknikleri olarak adlandırdıgınız tekniklerden biri mi?

Öğretmen : Evet, ancak bu teknigin baska yönleri de var. ilk adımı attıgında daha atılacak üç adım vardır.

Öğrenci : Nedir onlar?

Öğretmen : İkinci adım bu ısıgın içeri yerlesmesine izin vermektir. Bu, ısıgı çok ama çok ince altın-sarısı, havada asılı ama algının yüzeyinin hemen altında hareket eden bir sis olarak algılamanı gerektirir. Kafanın içinde, ısıgın bu hareketinin zekaya sahip oldugunu hissetmen önemlidir – duygusal geçmisini yeniden dösemeye, yazmaya, uyarlamaya muktedir bir zekaya.

Öğrenci : Ve bu teknigi uygulayarak duygusal geçmisimin "bulutlarını" temizleyebilir miyim?

Öğretmen : Evet, ancak imgeleme ve hayal etme, bu islemin önemli unsurlarıdır. Bir kez daha, vurgulamak isterim, bu, bir süre için – örnegin üç gün ya da daha fazla bir süre için sürekli bir çalısma gerektiren bir islemdir.

Öğrenci : Bu islemde imgeleme ve hayal etme neden bu kadar önemli?

Öğretmen : Kalbin merkezi zekasını hedef almaktadırlar ve beyin alıcılıgı da sonuç olarak ortaya çıkmaktadır.

Öğrenci : Diyorsunuz ki beyin, kalbin sinyallerini tercüme eder... sinyallerin netligine baglı olarak?

Öğretmen : Yüksek beyin, kalbin sinyallerini, görsel enerji ve duygusal gerçeklige baglı olarak ne kadar iyi tanımlandıgına dayanarak "okur."

Öğrenci : Görsel enerji mi?

Öğretmen : Kalp bölgesine nasıl resimler yansıtılmıs olursa olsun, güç kazandırılmıstır. Resmi ne kadar net imgeleyebilirsen, onu kalp bölgene yansıt ve onu kalbinin en temel duyguları ile masset, yüksek beynine daha kuvvetli sinyaller göndereceksin. Yüksek beynin yanıt verdigi bu kuvvettir.

Öğrenci : Ne sekilde?

Öğretmen : Bu konusmanın baglamında, duygusal geçmisini sefkat ve anlayıs frekansında tekrar yazma eyleminin gidisatını kolaylastırır.

Öğrenci : O zaman kalp ve beyin ortak çalısırlar, ancak beyin eninde sonunda alınan sinyale göre hareket edilip edilmeyecegine karar verir... ya da kalpten gelen direktifler dogrultusunda?

Öğretmen : Fiziksel kalbin enerjik ya da kuantum bir parçaya sahip oldugu gibi, beynin de sahiptir. Bu iki organ ve çevre sistemleri – hem fiziksel hem de kuantum seviyede – tamamen bütünlesiktir, öyle ki bilim henüz yeni yeni anlamaya baslamaktadır. Beyine emir veren kalp degildir, ne de beyin harekete geçip geçmek için direktifin potansiyelini tespit ederek seçim yapabilir. Kalp ve beyin birlesik bir sistemdir ve enerji, bilgi ve zekayı insan bedeni içinde çevirirler. Sistem, dogal zekasını üç-boyutlu çevrelerde ifade etmede çok büyük bir etkinlik ile isler... sefkat ve anlayısın merkezi kalp enerjisine çekildiginde.

Öğrenci : Sefkat ve anlayıstan bahsediyorsunuz, ancak kosulsuz sevgi, merkezi kalp frekansında degil mi?

Öğretmen : Bu merkezi frekansları, kosulsuz sevgi gibi yanlıs anlasılmamıs bir terim ile ifade etmeyi tercih ederim.

Öğrenci : Ayrıca duygusal gerçekligin, beynin bu teknige nasıl tepki verdiginde anahtar bir unsur oldugunu ifade etmistiniz.

Öğretmen : Yirmi metre öteden bir giysinin rengini seçebilsen, onu ayırt etmeni saglayan nedir.

Öğrenci : Rengi.

Öğretmen : Peki bu giysiyi eline alıp yakından incelesen, o zaman ne saglar?

Öğrenci : Sanırım o zaman doku daha önemli hale gelir... nasıl hissettirdigi.

Öğretmen : Ya tasarımındaki incelik?

Öğrenci : Evet, sanırım yirmi metreden kimse kumasın dokusundaki ince tasarımı göremez.

Öğretmen : Duygular, doku ve zeka ile massedilmistir. Yüksek beyin sistemi, kalp sisteminden gelen duygusal verileri taramak ve verilerin doku ve zekasının, merkezi kalp frekanslarından mı yoksa üç boyutlu çevreden ve/veya duygusal geçmisten mi türedigini belirlemek için tasarlanmıstır.

Öğrenci : Bu belirlemeyi yapan yüksek beyin midir? Peki nasıl biliyor?

Öğretmen : "Tasarlanmıs" kelimesini nasıl kullandıgımı fark ettin mi?

Öğrenci : Evet, ancak onu ifade ettiginiz sekli ile anladıgımdan emin degilim.

Öğretmen : Kalp ve beyin sistemleri, hayal güçlerini merkezi kalp frekanslarından zihnin yüksek frekansına eristirebilenlere, genetik zihnin yüksek zekasını erisilebilir kılmak için tasarlanmıstı. Bu erisim, insanlıgın peygamber ve filozoflarını, tüm insanlıgı yükselten bilgi tasıyıcıları yapmıstır.

Öğrenci : O zaman sadece bu bilgiye sahip olanlar yüksek hallere erisime sahip olabilecek?

Öğretmen : Hayır. Herkes erisebilir.

Öğrenci : Herkes mi?

Öğretmen : Hariç tutulması gereken biri var mı?

Öğrenci : Peki ya bilerek seytana uyanlar?

Öğretmen : 4000 haftalık bir yasam boyunca sonsuz kozmosu arastırmak ve anlamak seytanın tanımıdır.

Öğrenci : Anlamıyorum.

Öğretmen : Bizler, iyi ruhsal varlıklarız, ancak bunu belirleyen davranıslarımız degil, temel dogamız – kökenimizdir. Her birimize, bu yüksek bilgiye erisim hakkı verilmistir, ancak nasıl davrandıgımıza göre degil, sadece varlıgımızın ne olduguna dayanarak

Öğrenci : Tamam, anladıgımı sanıyorum, ve bir anlamda, bunu duyduguma sevindim. Yine de, bütün hayatım boyunca ilahiligin kazanılan bir sey oldugu fikrine mahkum yasadım. Zayıf olan ve karanlık güçler tarafından kolayca yoldan çıkarılabilenlerin, bu tekniklere erismelerine izin verilmemisti yoksa bu teknikler, onların açgözlülüklerini, nefretlerini ve seytani egilimlerini besleyecekti. Su anda bana söylediginiz ise sezgisel zekanın herkese açık oldugu yönünde.

Öğretmen : Öyle. Bahsetmis oldugun mahkumiyet, sadakatin mükafatı olarak kurtulus tekniklerini kullanan gizem okullarının ve ezoterik uygulamaların eseridir.

Öğrenci : Ancak bu teknikleri suiistimal edecek insanlar olacaktır, bencil ve dahi seytani amaçları için kullanacaklardır?

Öğretmen : Biraz önce açıkladım, kalp ve beyin bütünlesik bir sistemdir, ve sefkat ve anlayısın yüksek frekanslarını aktive etmek, erisip ifade etmek için tasarlanmıslardır. Ve beyin kalbin duygusal gerçekligini kesfetme ve takdir etme rolüne hizmet etmektedir. Bu beceri, zeka, içgörü, ona ne derseniz deyin, mutlak ve bütün yüksek yasam formlarının içinde dogustan mevcuttur. Kalp, üç-boyutlu ortamlarda yaygın duygusal bozulmaların türevi olan beyine veri aktarımını yapmadan kimse sezgisel zeka tekniklerini kullanamaz.

Öğrenci : Beynin bunu nasıl yapacagını nereden bildigini hala anlamıyorum, ancak devam edelim. Açıklamaya basladıgınız teknige tekrar bir göz atabilir miyiz?

Öğretmen : Bu özel teknigin dört adımı vardır. Amacı, uygulayıcının duygusal geçmisini sefkat frekansına dogru yeniden sekillendirmesine ve böylece iç sesinin ya da sezgisel zekanın daha derin bir erisim ile birlikte daha akıcı ifade kazanmasına yardımcı olmaktır.

Öğrenci : Bu teknigin bir adı var mı?

Öğretmen : Tek bir ad verebilseydin olurdu.

Öğrenci : Su ana kadar dört adımın sadece ikisini ele aldınız?

Öğretmen : Evet, ilk ikisinden bahsettik: dua ve imgeleme adımları. Üçüncü adım, salıvermektir.

Öğrenci : Bu nasıl basarılır?

Öğretmen : Hayal gücüne ince ayar yaptıgında ve ince ısık frekanslarını bas bölgende gördügünde ve bunun – bir anlamda – yerlesmesine izin verdiginde, içsel bir teslimiyet ve salıverme tavrını benimsemek zorundasındır.

Öğrenci : Neye karsı?

Öğretmen : Teknigin sonuçlarına. İnsan bedeni dedigimiz, sinir ve kuantum agınızda depolanmıs olan duygusal geçmisinin bir degisimden ya da modifikasyondan geçecegi gerçegine.

Öğrenci : Ama bu teknigi uyguluyorsam zaten sonuçlarına teslim olmusumdur? Demek istedigim, içten degilsem neden uygulayayım ki?

Öğretmen : Sonunda, bu durumda, sezgisel zeka ile daha güçlü bir baglantı seklinde saglayacagın yarara duydugun arzu, süreç içindeki bilgeligi görme istekliligini gölgeleyebilir ve arzuladıgın sey için mükafatını geciktirebilir.

Öğrenci : Sabırsız hale gelebilecegimi mi ima ediyorsunuz?

Öğretmen : Bu daha çok, ilk iki islemin organik olarak duygusal geçmisini yeniden biçimlendirme amacına yönelik –kendi zamanında- ortaya çıkmasına izin vermeye daha az istekli olman demektir. Bu sebepten ötürü bu süreç içine üçüncü basamak yerlestirilmistir.

Öğrenci : Bu sizin deyiminizle salıverme islemini nasıl gerçeklestiririm? Özel bir teknik var mı?

Öğretmen : Çok basit, ama aynı zamanda da zor. Salıvermek güvenmektir. Güvenmek en derin benliginin oldugu kadar ortaya çıktıgı kökeninin zekasına inanmaktır. Bu basit tarafı. Zor tarafı ise egokisiligin yargılamalarının hasarlı ve bir ölçüde sezgisel zekanın karsıtı oldugunu anlamaktır. Teknigin bu asaması, sürecin sınırları dahilinde gelisiminin yargısını salıvermektir.

Öğrenci : Ne demek istiyorsunuz? Anladıgımdan emin degilim.

Öğretmen : Duygusal geçmisinin bulutlarını temizleyerek sezgisel zekaya ya da iç sesine eristigini kanıtlarsan eger, ego da dogal basarı açlıgını doyurmak için gelisiminin kanıtlarını arayacaktır. Ego, bu davranısı için uzaklastırılması, ihmal edilmesi ya da suçlanması gereken bir sey degildir, aksine saflastırılması gereken bir seydir.

Öğrenci : Bu salıverme tekniginin bir parçası mıdır?

Öğretmen : Evet.

Öğrenci : Nasıl?

Öğretmen : Bir kisi sezgisel zekasına erismeye ve onu ifade etmeye heves ediyorsa, salıverme psikolojik bir zaruriyettir. Egon, düsük, dıssal güçlerle çalısmada ustadır, aynı sekilde de kalbin de yüksek, içsel güçler ile çalısmada ustadır. Bu içsel güçleri bir araya getirme arayısına girersen, egon, çaba ve süreci, üzerinde baskı kuran gerçek dünya problemlerinin karsısında önemsiz bir oyalama / saptırma olarak algılayacaktır. Ego kisiligin içgüdüsel yanıtı, bu durumda, kalp frekanslarına odaklanmayı yanlıs yönlendirme olarak algılayacaktır.

Öğrenci : Neden?

Öğretmen : Çünkü, ego düsük zihinde yer almaktadır ve fiziksel bedene olan bagımlılıgı temel olarak gözbeyinin baskın realite – üç boyutlu dünya algısı yoluyla olur. Saf egoya göre, kalp sadece fiziksel bedenin can sıkıcı ve zayıflık gösteren bir teferruatı olmaktan ibarettir.

Öğrenci : Tamam, salıvermenin neden üçüncü adım oldugunu anladım sanırım, ancak özellikle bu adımı süreç içinde nasıl uyguluyorum?

Öğretmen : Kalp bölgen vasıtasıyla nefes almak, egonun arzuları ile kalbin kapasitelerini karıstırma metodudur, ve bu da salıverme metodudur.

Öğrenci : Bunu nasıl yaparım?

Öğretmen : İlk iki adımı tamamladıktan sonra, dikkatini nefesine odakla. İçine çektigin nefesin egonun arzularını kuantum kalbinin iç odasına getirdigini hayal et. Sonra, bu basarı arzusunun – iç nefes seklinde – nefesini tutarak bu iç odada asılı kaldıgını hayal et. Bunu yaptıgında, nefesin, kuantum ya da enerjik kalbinden yükselen sefkatin içeriye akısı ile karısır. Simdi, bu yeni güçlenmis nefesi kalp bölgene geri gönder, ve her seferinde, nefesini verdiginde su sözleri tekrarla: "Kendi ısıgında parlaması için gizemini korumasına izin ver." Bunu altı ila sekiz defa tekrarla.

Öğrenci : Hepsi bu mu?

Öğretmen : Evet.

Öğrenci : Salıverme asamasının daha karmasık ve zor olmasını bekliyordum.

Öğretmen : Zor kısım, salıverme tekniginden yoksun olmandır ya da teknik üzerinde duygusal gerçeklik ve görsel enerji olmadan çalısmaktır.

Öğrenci : Bu islemin dördüncü ve son adımı nedir?

Öğretmen : Bu adıma bazen ısık dagıtımı adı verilir, ama ben onu ısık baglantısı olarak düsünmeyi tercih ediyorum.

Öğrenci : Nasıl çalısıyor?

Öğretmen : Fiziksel kalp kan yoluyla fiziksel bedenin çeperlerine kadar nasıl oksijen dagıtıyorsa, kuantum kalp da ısıgı görsel enerji ve duygusal gerçekligi yoluyla insan bedeninin (varlıgının) sınırlarına ısık dagıtır. Isık dagıtım teknigi, ısıgın – engellenmeden – genisleyen sen boyunca deveran ettigini hayal etmektir.

Öğrenci : Bunun ne anlama geldiginden emin degilim.

Öğretmen : İnsan bedeni, fiziksel beden, duygusal sistem ve zihnin yüzlerinden meydana gelmistir. Bu unsurları birbirine baglayan ve bir sistem olarak verimli bir sekilde çalısmalarına saglayan ag, fiziksel bedendeki damarlara ve arterlere benzerdir. Bu ag, karsılıgında bir kuantum alanını birlestiren ve çokevrende bagımsızca islemesine izin veren ısıgı nakleder. Biz bazen bu bireysellestirilmis aga, genisleyen sen deriz.

Öğrenci : O zaman ben bir sekilde birlesip bir beden ve zihin olusturmayı basarmıs basıbos ısık partikülleri topluluguyum, ve buna göre engeller ya da müdahaleler olmadan dagıtılan ısıgı imgelemem gerekiyor. Fikir bu mu?

Öğretmen : Sadece dikkatini ne oldugun gerçegine yönlendirmen gerekmektedir. Bu sadece bir kaç saniye sürer, ancak bu teknigi sıkça ve özenle çalısman önemlidir.

Öğrenci : Ne kadar sıklıkta?

Öğretmen : Bu sana kalmıs, ancak çok fazla yapamazsın.

Öğrenci : Bunun neden bilincinde olmam gerekiyor? Görünen o ki ısık benim yönlendirmem olmadan da düzgün bir sekilde akıyor.

Öğretmen : Öyle ama onu yönlendirmiyorsun, ona erisiyorsun, üç-boyutlu ortamda varolusunun temel yapısı olan holografik ısık ızgaralarına dokunuyorsun.

Öğrenci : Belki de sadece teknigi açıklamalısınız, ve ben de soru sormayı bırakırım.

Öğretmen : Bu ısık agına konsantre olmayı – onu daha parlak daha yogun yapmayı basarabilirsen; sonucun ne olacagını sanıyorsun?

Öğrenci : Daha fazla enerji?

Öğretmen : Hayır. Bu, beden yoruldugu ve güçsüz düstügü hissiyle ters bir etki yaratabilir.

Öğrenci : O zaman ısıgı dagıtmak, ona konsantre olmakla ilgili degil?

Öğretmen : Hayır. İnsan bedeni içindeki ısık parçasını dengelemek ve tutarlı, ritmik olmasını ve serbestçe aktıgını garantilemek ile ilgilidir..

Öğrenci : Kulaga bir kez daha fiziksel kalbi tanımlıyormussunuz gibi geliyor.

Öğretmen : Bu kalbin ve insan bedeninin bütününün dogal halidir, ancak üç boyutlu çevre ile günlük etkilesimlerde, insan bedeni bu dengeyi kaybedip tutarsız, duragan ve birbirine dolasmıs bir varolus hali içine kayabilir. Kalp bu hali algılar ve dogru tekniklerin bilgisinden yoksun olarak, zihinsel bozuklugu ve psikolojik verimsizligi enerjisi ile atesleyerek yanıt verebilir.

Öğrenci : Daha çok 'bulut' ile kaplanır?

Öğretmen : Kesinlikle. Bu adım, bu süreçte, bu yüzden, bu kadar önemlidir çünkü kalbin enerjisini bagımlı oldugun daha derin, kuantum-altı yapılar ile senkronize etmesine yardımcı olur.

Öğrenci : Nasıl yaparım bunu?

Öğretmen : Kalbini gögüs kafesinin içinde atarken ve bedenine ve beyin sistemine oksijen dagıtırken imgeleyebilir misin?

Öğrenci : Evet.

Öğretmen : Aynı fonksiyonun kuantum ya da enerjik kalbinde de meydana geldigini ve damarların ve arterlerin yerine kuantum kalbinden ayrılan ısık tellerinin oldugunu ve seni daha genis bir ag ile bagladıgını hayal et. Bu ag, fiziksel bir varlık olarak varolusunun kaynagıdır. Simdi, bu tellerin hem kökler hem de kanatlar oldugunu düsün. Kökler varlıgını demirliyor ve topraga baglıyor; ve kanatlar da yasamını yüceltiyor ve genislik kazandırıyor. Gün boyunca, sadece seni çevreleyen enerji yapısını hisset. Bunu yaptıgında, kalbini "fise taktıgını" ya da bu yapıya baglandıgını hayal et, ve bunu imgeleyemesen bile, hayat-veren enerjiyi toprakta hissetmek gibi varlıgını hisset. Bu baglantıyı, ritmik, titresen, agdan kalp sistemine akan ve sonra kalbinden bedeninin geri kalanına akan bir ısık olarak hisset.

Öğrenci : Bunu sizi dinlerken dahi hissettim.

Öğretmen : Dördüncü ve son adımın teknigi de budur.

Öğrenci : Bu dördüncü adım diger üç teknik ile birlikte mi uygulanmalı?

Öğretmen : Bu teknigi diger üç adımdan hemen sonra uygulamak zorunda degilsin. Bu dördüncü teknik, gün içinde uygulanabilir ve sadece bir kaç saniyeni alır. Her gün, günde yirmi defa uygulanabilir. Bu, merkezi kalp frekanslarını tekrar dengelemek ve tazelemek ve insan bedeni boyunca dagıtıldıgını garantilemek için kullanılan bir tekniktir. İçsel akımları aktive eder.

Öğrenci : Nedir onlar?

Öğretmen : Bir nehir akıntısını kaybederse ne olur?

Öğrenci : Yavaslar ve duraganlasır.

Öğretmen : Tempo ve netlik birbirine baglıdır, degil mi?

Öğrenci : Sanırım bu nehirler için geçerli, ancak aynı zamanda insan sisteminden de bahsettiginizi düsünüyorum.

Öğretmen : Dogru.

Öğrenci : O zaman sezgisel zeka teknikleri kisiye getirdikleri bakımından gerçekten çok-yönlüdür?

Öğretmen : Sezgisel zekana erisebilirsen, bir bakıma, baglantının bant genisligini seni destekleyen ısık enerji agına yükselt; yüzlerce kitap seni kayıtsız bırakabilirken, tek bir söz seni yeni bir anlayısa fırlatabilir. Sezgisel zeka, üç boyutlu dünyaya sızan kuantum kalbin potansiyelidir. Asıl bilginin anahtarıdır. Çünkü bu bilgi geçmisin, bugünün ve gelecegin boyutlarında her seyi degistirir.

Öğrenci : Bu teknigi sadakatle uygulayacagım. Benimle paylastıgınız için tesekkür ederim.

Öğretmen : Benim için bir onurdu.





(Çeviri : Semra Ekmekçi)
 

Moderator

#7
WingMakers Felsefesi: Oda Bir


Hükümran Bütünün Yaşam Prensipleri



İfadenin varlık modeli, biyolojik bedenler yoluyla yeni titreşim alanlarını araştırmak ve bu keşif işlemi ile Hükümran Bütün olarak yeni anlayış ve ifade seviyesine dönüşmek için tasarlanmıştır. Hükümran Bütün, varlık modelinin uzay-zaman evrenlerindeki tam ifadesidir ve Kaynak Zeka'nın yetilerini ortaya koyar. Varoluşun evrim modelinin ötesine dönüşen ve kendini bütünleşik Kaynak Kodlarının aktivasyonunu tamamlayarak Hiyerarşinin yönlerini kontrol etmekten alıkoyan varlığın doğal varoluş halidir. Bu, İlk Kaynak tarafından ilk olarak tasarlandığında, ifadenin varlık modeli içine "ekilmiş" yeti seviyesidir. Aynı uzay-zaman evreni içindeki tüm varlıklar, dönüşümsel deneyimin çeşitli evrelerinde bulunmaktadır ve her biri, Kaynak Kodları tamamen aktive oldukça belli bir Hükümran Bütün seviyesine ulaşma amacındadır.



Dönüşümsel deneyim, ifadenin varlık modelinin Kaynak Zeka bilgisine direkt erişim yetisine sahip olduğunun ve İlk Kaynak bilgisinin, Hükümran Bütünün varlık seviyesi içerisinde keşfedildiğinin fark edilişidir. Başka bir deyişle, insan bedeni, biyolojik, duygusal ve zihinsel yetilerinin tümü ile, varlığın Kaynak Kodlarının deposu değildir. Ne de insan bedeni uzanıp bu özgürleştirici – Olan Her şeye erişim özgürlüğüne giden - bilgiyi bir araya getirebilme imkanına sahiptir. İnsan bedeni ile bağımsız varlığın bütünleşmesi yoluyla tezahür ettirebileceği dönüşümsel deneyimlere izin veren Kaynak Kod aktivasyonuna erişim için Varlık, hem bir araç hem de limandır.



Dönüşümsel deneyim, algılanan realitenin kişisel tercihler şeklinde bireyselleştirilmiş Kaynak Realite olduğunu fark etmekten ibarettir. Sonuçta, Kaynak Realite ve bağımsız (hükümran) realite, rüzgar ve hava gibi ayrılamaz bir hale gelirler. Birleşme ancak dönüşümsel deneyim yoluyla gerçekleştirilebilir, ki o da uzay-zaman evrenlerinde varolan hiçbir şeye benzemez.



Yeryüzünde, bu şiddetli fırtınadan yüzeysel bir nefes çekmiş olanlar vardır. Bazıları buna yükseliş dediler; diğerleri aydınlanma, vizyon, uyanma, nirvana, kozmik bilinç gibi isimler addettiler. İnsan standartlarına göre bu deneyimler ne kadar çok güçlü de olsa, Hükümran Bütünün sadece ilk kımıldanmalarıdır, çünkü varlığının en uç sınırlarına dokunup uyandırmada gittikçe ustalaşmaktadır. Mutlak mutluluk olarak bazı türlerin ifade etmiş olduğu şey, nadiren, biçim istasyonlarına fısıldayan ve onları varoluş köklerine bakmaları ve bu her şeyi kapsayan biçimsiz ve limitsiz zeka ile birleşmesi için dürten Hükümran Bütün'e ait tesirlerdir.



Dönüşümsel deneyim, insan dramasının ölçülerinin ötesindedir, tıpkı gökyüzündeki yıldızlara yeryüzünden dokunulamaması gibi. Gözlerinizle yıldızları gözlemleyebilirsiniz, ancak ellerinizle asla dokunamayacaksınız. Aynı şekilde, insan bedeni ile dönüşümsel deneyimi öngörebilirsiniz, ancak onu insan bedeni ile deneyimleyemezsiniz. Ancak varlığın bütünlüğü vasıtası ile ona erişilebilir, çünkü Kaynak Kodlar ve Kaynak Realite algısının diğer etkileri sadece bu bütünlük içinde varolabilir. Ve gerçekte, bu bütünlük bir tek, bireysel bilinç zamandan ayrılabilirse ve zamansızlık içindeki varoluşu görebilirse elde edilebilir.



Bununla beraber, insan bedeni, dönüşümsel deneyimi kolaylaştırmak ve – başkalaşmak misali – biçim dolu kimlikleri Hükümran Bütün ile bütünleştirmeyi tetiklemek için önemli bir rol oynamaktadır. Varlık modeli için bu, algı ve ifadenin bir sonraki aşamasıdır, ve varlık kendi realitesini, Kaynak Realitenin sembolik yaşam prensiplerine göre tasarlarsa aktive edilir. Ve bu tasarlanması istenen realite, tekamül / kurtuluş varlık modeline bağlı dışsal kaynak realitesine zıttır.



Bu yaşam prensipleri, Kaynak Zekanın yaratım şablonlarıdır. Hükümran Bütünün perspektifinden realite yaratmak ve tezahürünü, uzaklaştırıldığı titreşim alanlarında hızlandırmak için tasarlanmıştır. Varlığın biçimli ve biçimsiz kimliklerini bütünleştirmek için fırsatlar yaratan prensiplerdir. İnsan bedeninin - tüm eksiksiz / bozulmamış parçaları ile birlikte – Hükümran Bütünün bütünlük algısını deneyimleyebildiği köprülerdir.



İnsan bedeni, Kaynak Zekaya gitgide hassas hale geldikçe, ilksel yaratımın biçimsel prensibini sembolik olarak ifade eden yaşam prensibine doğru çekilecektir. Hükümran Bütünün dönüşümsel deneyimine teşvik edebilecek ve varlığı zaman-uzay şartlanmasından ve dış kontrollerden özgür kılacak çok geniş çapta ifadeler vardır. İfadeler çeşitlilik gösterebileceği gibi, ifadenin niyeti de oldukça nadiren insan bedeninin artarak Hükümran Bütün perspektifi ile uyumlu hale gelebileceği bir bütünleşme haline doğru genişleme niyeti olarak tanımlanır.



Dönüşümsel deneyimi hızlandıran ve insan bedeninin Hükümran Bütün perspektifi ile uyumlanmasına yardımcı olan üç özel yaşam prensibi vardır. Bunlar:



1) Şükür yoluyla evrensel ilişki

2) Her şeyde Kaynak'ı gözlemlemek

3) Hayatı beslemek




Birey bu prensipleri uyguladığı zaman, yaşam deneyimi, görünürdeki tesadüfi olaylar bileşiminden daha derin anlamlar ortaya çıkarır – hem evrensel hem de kişisel bağlamda.



Şükür yoluyla Evrensel İlişki



Bütünlük Evreninin, tek bir Evrensel Varlık olarak kişileştirilebilecek kolektif zekayı temsil ettiği bir prensiptir bu. Sonuçta, bu intikal modeline göre, tüm kozmosta sadece iki varlık vardır: bireysel varlık ve Evrensel Varlık. Birey, nasıl kolay etkilenip yeni bilgiye adapte olmak için sürekli değişiyorsa, tutarlı bir arkadaşın kişilik ve tavırları kadar bilinebilen potansiyel enerji ve deneyimlerin canlı ve dinamik şablonu olan Evrensel Varlık da aynı şekilde değişir.



Evrensel Varlık, bireye ve onun algı ve ifadelerine karşı hassastır. Tıpkı, Kaynak Zeka ile massedilmiş ve gölgesi düşen görüntüyü yansıtan bir göl gibi bireyin algılarına yanıt veren kompozit bir tüm-kişilik gibidir. İnsan bedenindeki herkes, en derinlerinde, hükümran bir varlıktır ve insan bedenini Hükümran Bütünün bir aracı haline dönüştürebilir. Ancak, bu dönüşüm, bireyin Hükümran Bütünün görüntüsünü Evrensel Varlığın "aynası" üzerine mi yansıtmayı yoksa gerçek varoluş halinin bozulmuş bir resmini mi yansıtmayı seçtiğine bağlıdır.



Şükür yoluyla evrensel ilişki prensibi, başlıca, kişinin kendi suretinin Evrensel Varlığın destekleyici "aynası"nın takdiri yoluyla bilinçli olarak tasarlanmasını amaçlamaktadır. Başka bir deyişle, Evrensel Varlık, kişinin yaşamındaki realitenin ifadesini biçimlendiren bir partnerdir. Realite, birey Evrensel Varlığın aynası üzerine hükümran bir suret yansıtıyorsa, dış kontrol ve şartlardan bağımsız olan içsel bir yaratım sürecidir.



Bu süreç, birey ile Evrensel Varlık arasındaki destekleyici enerji değiş-tokuşudur, ve bu enerji ancak yaşamın her anında meydana gelen bu değiş-tokuşun ne kadar kusursuz ve titiz olduğunun takdiri yoluyla en iyi şekilde uygulanabilir. Birey eğer Evrensel Varlığın bireyin hükümran realitesini nasıl da mükemmelce desteklediğinin farkındaysa (yada farkına varmak ile ilgileniyorsa), bireyden Evrensel Varlığa doğru akmakta olan güçlü ve doğal bir şükür duygusu vardır. Evrensel Varlıktan bireye doğru destek kanalını açan ve insan bedenini Hükümran Bütünün ifadesine dönüştürme ortak amacını kuran bu şükür pınarıdır.



İnsan bedenini, hükümran varlık bağlantısına ve onun Hükümran Bütün algı ve ifade haline nihai dönüşümüne açan başlıca şey – birey ile Evrensel Varlık arasındaki karşılıklı ilişkinin nasıl çalıştığının takdiri anlamına gelen – şükürdür. Bireyin, Evrensel Varlık ile olan ilişkisi, gelişim ve beslenme için temeldir, çünkü yaşamın sayısızı biçim ve tezahürlerini bireyin nasıl kabul ettiğini belirleyen, diğer her şeyden çok, bu ilişkidir.



Birey, bağımsız realitedeki değişimleri, Evrensel Varlıktaki zati değişim olarak kabul ettiği zaman, yaşamın kendisi ile daha çok uyumlu bir hayat sürer. Yaşam, birey ile Evrensel Varlık arasındaki enerji değiş-tokuşu haline gelir, yargısızca oynanmasına ve korkusuzca deneyimlenmesine izin verilerek. Koşulsuz sevginin asıl anlamı budur: yaşamı tüm tezahürleri içinde, insan bedeninden yansıyan resme kusursuzca yanıt veren tekil, birleşmiş bir zeka olarak deneyimlemek.



Bu sebepten ötürü, insan bedeni, Evrensel Varlığa şükrettiğinde, şartlardan bağımsız olarak, yaşam, insan bedenini Kaynak Kodlarını aktive etmeye ve yaşamı ifade sentez modeli çerçevesinde yaşamaya açmakta artarak daha çok destekçi bir rol almaya başlar. Şükür duygusu, zihinsel takdir kavramı ile birlikte, görünmez bir mesaj misali tüm yönlere ve tüm zamanlara ifade edilir. Bu özel bağlamda, Evrensel Varlığa edilen şükür, insan bedeninin heves ettiği tüm ifade biçimlerinin ardındaki güdüdür.



Her nefes, her sözcük, her dokunuş, her düşünce, her şey bu şükür hissini ifade etmeye odaklanmıştır. Bireyin Kaynak Kodlarını harekete geçirmek ve insan bedenini ve varlığı Hükümran Bütüne dönüştürmek için ideal realiteyi yaratma yegane amacı ile kendini tüm zeka biçim ve tezahürleri yoluyla ifade eden Evrensel Varlık tarafından desteklenen ve hükümran olan birey için edilen şükürdür bu. Kaynak Kodlarının aktivasyonunu ve bu kodların, insan bedeninin ve varlığın birbirinden tamamen farklı parçalarını bütünleştirme ve onları Hükümran Bütünün algı ve ifade haline dönüştürme hususi yetisini hızlandıran, bu özel şükür biçimidir.



Zaman, sadece birey ile Evrensel Varlık arasındaki net bağlantıyı bulandıran faktördür. Zaman araya girip, umutsuzluk, keder ve yalnızlık gedikleri yaratır. Ancak, varlığın Kaynak Kodlarını genellikle aktive eden ve Evrensel Varlık ile daha yakın ve uyumlu bir ilişki meydana getiren de bu "gedikler"dir. Zaman, ayrılık deneyimi ve realitenin devamsızlığı algısını meydana getirir, ve bu da sonuçta Evrensel Varlığın adalet ve amaç sistemine karşı şüphe duyulmasına neden olur. Sonuç, evrenin bir aynadan çok düzensiz, tuhaf bir enerji olduğu korkusunu yaratır.



İnsan bedeni, Hükümran Bütün ile nizam içinde olursa ve bu perspektiften yaşamını sürdürürse, gelişen bir realite olarak, doğal bir uyum halini kendine çeker. Bu, insan bedeninin sorunsuz ya da rahatsız olduğu anlamına gelmez, aksine, yaşamın ortaya çıkardığı her şeyde bütünleşik bir amaç olduğu algısına işaret eder. Başka bir deyişle, doğal uyum, Hükümran Bütüne uyumlandığınız uzantı için yaşam deneyiminin önemli olduğunu ve kişisel realitenizin, bitmeyen neşe ve içsel huzur yaratmak için çokbuyutlu evrenin bu katmanından akması gerektiğini idrak eder.



Şükür, insan bedenini, Evrensel Varlığın rolünü tanıması ve onun amacını, kaderin tuhaf getirileri ya da mekanik, dağınık bir evrenin tepkisinin sonucu olmak yerine hükümran realitenin destekçi bir uzantısı olarak yeniden tanımlamak için açan sevginin önemli bir yönüdür. Evrensel Varlık ile şükür yoluyla bir ilişki kurmak, dönüştürücü yaşam deneyimini de kendine çeker. Bu, yaşamın en derin anlamını ve en geliştirici amacını ortaya çıkarmak için adanmış bir deneyimdir.




Her Şeydeki Kaynağı Gözlem



Bu, İlk Kaynak'ın enerjinin tüm tezahürleri yoluyla tüm realitelerde mevcut olduğu prensibidir. O, parçaları aynı duvara yapışmış bir mozaik misali her şeyin içinde örülüdür, ve sonuçta birdir. Yine de, o mozaiği birleştiren resim değildir, parçaların yapıştığı duvardır. Benzer şekilde, İlk Kaynak öyle çeşitli ve açıkça birbiriyle ilişkisi olmayan bir resim yapar ki hiçbir birlik yokmuş gibi görünür. Ancak bir olan dışarıdaki tezahürler değil, çeşitlilik parçalarının üzerine serildiği içsel enerji merkezidir, ve tüm tezahürleri birleştirir.



Bu merkezi enerji parçası, Bütünlük Evreni içindeki titreşim alanlarındaki tüm yaşamın kolektif deposudur. KENDİNİ, Kaynak Zekasını tüm yaşam parçalarına yansıtarak her biçime sokan İlk Kaynaktır. Böylece, Kaynak Zeka – İlk Kaynak'ın bir uzantısı olarak hareket ederek – tüm yaşam mozaik parçalarının üzerine yapıştığı "duvar" olan birleştirici enerjidir. Yaşam, her şeyi birleştiren tek enerji Kaynağından Her şeye, birden Bir'e akar.



Her Şeyin içindeki Kaynağı Gözlem, yaşama ait tüm tezahürlerin İlk Kaynak'ın bir ifadesini taşıdığı prensibidir. Birleştirici enerjinin ne kadar öteye uzaklaştırıldığı ya da saptırıldığının bir önemi yoktur; Kaynak her şekilde gözlemlenebilir. Dışarıdaki tezahürler rast gele, bozuk, alakasız ve kaotik göründüğünde dahi, enerjinin birliğini algılama faaliyetidir.



Yaşamın tüm tezahürleri gerçekten İlk Kaynak'ın parçalı ifadeleri olarak kavrandığı zaman, tüm yaşam-formlarının temeli olan eşitlik titreşimi, insan bedeni tarafından duyulabilir hale gelir. Yaşam ilk önce Kaynak Realitenin bir uzantısı olarak ve daha sonra, bir biçim içine yerleştirilen bireyselleştirilmiş enerji frekansı olarak ortaya çıkar. Kendi saf, zamansız hali içinde, yaşamın tüm tezahürleri için aynı şekilde titreşir. İşte bu yaşamın paylaştığı ortak zemindir. Bu eşitliğin ton-titreşimdir, ve İlk Kaynak olarak bilinen varoluşun temelinde tüm çeşitteki ifadeleri birleştirir ve tüm yaşam formlarının içinde gözlemlenebilir. Bir birey, eşitlik gözü ile tüm yaşam formlarına bakabilirse, o zaman her şeyin içindeki Kaynak'ı gözlemliyordur.



Bu soyut bir kavram gibi görünürken, İlk Kaynak'ın iç ve dış tezahürlerini arama çalışması yoluyla kesinleştirilebilir. Daha gerçek manada, birey, tüm deneyimlerinde Kaynak Zekanın çalışmalarını gözlemlemeyi ummaktadır. Her şeyin yerli yerinde olduğuna, en uygun görevi yerine getirdiğine ve şu andaki yaşamının en iyi ifadesini aktive etme amacına hizmet ettiğine dair muhakkak beklentidir bu. Bu, tüm yaşamın, şartlar ne olursa olsun en uygun yaratım ve deneyim hali içinde olduğu bir bakıştır. Yaşamın tüm ifadeleri ile mükemmel olduğu algısıdır çünkü mükemmellikten akmaktadır, ve tezahürleri ne kadar birbirini tutmayan şeyler olsa da, yaşam Kaynak Realitesinin bir uzantısıdır.



Yeryüzünde yaşama eşlik eden aşikar kargaşanın ve yıkımın ışığında, bu tuhaf görünen bir bakış açısı ya da görüştür. Yaşam nasıl olur da – tüm biçimleri ve ifadeleri ile – uygun ya da mükemmel olarak algılanabilir? Bu yaşamın büyük paradoksudur, insan bedeninin zihinsel ve duygusal yetileri ile uzlaştırılamaz. Ancak varlığın, ölümsüz, sınırsız, zamansız ve hükümran bağlamı ile anlaşılabilir. Paradokslar vardır çünkü insan draması kapsam ve ölçü olarak sınırlıdır ve bunun nedeni de müdahale etmesi ve bulmacanın parçalarının kusursuz bir ilişki ile nasıl birleştirildiğini ortaya çıkarması için bütünlük algısına izin vermektir.



Zaman ve uzay boyutları ve enerji ve madde unsurları, insan dramasını sınırlar içine almaktadır. Hayatta kalma ve işlevsel olmayan tavır sahnelerinde oynanmıştır ve bunun sebebi de Hiyerarşinin bilgiyi kontrol etme ve şartları maniple etme yöntemleridir. İnsan bedeni içindeki varlık, insan dramasında, hemen hemen hiç ifade edilmemiş ve kapasitesinin altında kullanılmıştır, ve sonuç olarak, yaşamın görünür sapkınlıkları ve kusurları, mükemmelliğin kendisi olmak yerine mükemmelliğin engelleri olarak görülmüştür.



Yaşam, limitsiz bir zekayı genişletme ve ifade etme maksadıyla mükemmeldir. Bu, yaşamın tüm çeşitlilik sahibi tezahürlerinin içinde temel amacıdır, ve her şeyin içinde gözlemlenebilecek olan – KENDİNİ eşitlik titreşimi olarak ifade eden – İlk Kaynak'ın mevcudiyetidir. İnsan bedeninden türeyen duyumsal girdi bilgisi, bu Kaynak titreşiminin sadece bir ekosunu taşıyan belli bir derecedeki frekanslar ile sınırlıdır. Gerçek frekans, her şeydeki eşitlik özünün ve resmin kendisinin ötesindeki resmin kaynağına nüfuz etme yetisinin dikkatle ve odaklanmış bir tefekkürü yoluyla anlaşılabilir.



Bu içgörüler, sizin zamanınızda insanı yöneten beş-duyunun ötesinde, yeni bir algı sistemi gerektirmektedir. Bu yeni duyular Kaynak Kodunun harekete geçirilmesinin bir sonucudur ve dönüşüm deneyiminin ilk aşamasını temsil etmektedir. Bu yeni algı yetisi ile, insan bedeni sadece İlk Kaynak'ın mevcudiyetini hissetmekle kalmayıp, ancak bireyselleştirilmiş ve eşsiz bir şekilde İlk Kaynak'tan ayrılmış olan tüm yaşamın içindeki zamansız özü de hissedebilecektir.



İnsan bedeni içindeki varlık sezgilerini uyandırmak, Kaynak titreşimine sonsuz duyarlılıkta bir erişim elde etmenin ideal yoludur. Bu şekilde birey, her şeyin içindeki Kaynak'ı gözlemleme yetisini geliştirebilir. Sadece enerjinin her bireysel tezahürünün içindeki İlk Kaynak'ı değil, yaşamın kendisinin bütünlüğüdür de gözlemlenen. Sonuçta, bu prensip, Kaynak'ın sadece KENDİNİN çeşitli tezahür biçimlerini gözlemlenmesiyle kalmayıp, yaşamın bütünlüğünün de gözlemlenmesini gerektirir.




Yaşamı Beslemek



Yaşam, bu tanımda, bireyin bağımsız (hükümran) realitesidir. Görecelidir ve insan bedeninden kolayca etkilenir. Yaşam, şimdi boyutunda, bireyin algı alanını aşan deneyimler bütünüdür. Yaşam için asla bir bitiş ya da son bölüm yoktur. Sonsuzdur, asla bitmeyen ya da başlamayan soyut hissi içinde değil, ancak gerçek anlamda, yaşam Kaynak Zekasını, Bütünlük Evreni içindeki tüm titreşim alanlarında ifade etmek için daima genişlediği hissi içinde sonsuzdur.



Yaşamı besleme prensibi, bireyin tüm yaşam içindeki mevcut zekanın doğal genişlemesi ile uyum içinde olmasıdır. Bu, nazikçe destekleme açık niyeti ile bireyden akan yaşam enerjisini geliştiren bir uyumdur. Tüm enerji formlarının içindeki en yüksek güdüyü tanımlama ve bu enerjinin nihai ifadesine doğru akışını destekleme hareketidir. Bu yolla, faaliyet, yargı, analiz ya da sonuca bağımlı olmaksızın gerçekleştirilmiş olur. Bu sadece, tüm tezahürlerden akan enerjiyi beslemek ve kendi yaşam ifadesini desteklemektir.



Bu, enerji ancak kişisel irade ile uyum içinde olduğunda besleme desteğinin bahşedilebileceğine dair normal algıdan ayrılmaktadır. Yine de, birey yaşamı genişleyen zekanın ifade içinde akan bütünleşik enerji olarak görebildiğinde, yaşam İlk Kaynak'ın bir uzantısı olarak onurlandırılmış olur. Bu bağlamda, yanlış yönlendirilmiş ya da destek ve beslenmeyi hakketmeyen hiçbir enerji yoktur. Bu yeryüzündeki ayartıcı enerjinin kanıtına zıt görünse de, "şeytani niyet" ile yüklü enerji dahi, her halükarda, daha yüksek bir ifade arayışı içinde dışarı akan bir enerjidir.



Tüm enerji formları, en yüksek ifadelerine ulaşmaları için beslenebilir ve desteklenebilir, ve bu prensibin temel faaliyeti de budur. Nedensel güdüyü ve bireyin hükümran realitesinden geçen yaşam enerjisinin nihai ifadesini algılama yetisini gerektirir. Enerji, bir olan şekil ile birbirine karışmış bir yaşam elementidir; tıpkı ayrılmaz bir biçimde birbirine birleşik zaman ve uzay gibi. Enerji bir güdüdür. Zihnin anlama yetisinin ötesindeki zekadır. En yüksek ifadesini inkar eden insan uygulamalarına tabi bir kuvvet olsa da, enerji yaşamı daima genişleme ve tekamül etme güdüsü ile massetmektedir.



Yaşam enerjisi daima bir oluş hali içindedir. Doğal halinde asla statik değildir ya da gerilemez. İnsan bedeni, yeni ifade ve deneyim kanalları şekillendirmek için bu doğal enerji genişlemesini besleme konusunda oldukça yeteneklidir. Aslında, fiziksel varoluş içindeki hükümran realiteyi çevreleyen yaşam enerjisini yaymak ve onu, Hükümran Bütünün perspektifini daha doğru bir şekilde yansıtan yeni ifade seviyelerine dönüştürmek insan bedeninin ilk amacıdır.



Yaşamı beslemek için birçok özel faaliyet vardır. Her varlık, bir anlamda, Kaynak Kodlarında, enerjiyi çok çeşitli yollarla dönüştürmek için programlanmıştır. İnsan bedeni yoluyla çalışarak, varlık insan bedeninin içinde enerjiyi toplayıp depolayabilir ve amacına ya da uygulamalarına yönlendirebilir. Enerjinin dönüşümü, hem kişisel hem de Evrensel ifade seviyelerinde meydana gelebilir. Enerji, bir bireyin bağımsız realitesinde kişisel refah vizyonuna uygun hareket edebilmesi ya da evrensel refah ve iyi niyet vizyonu ile uyumlanması için dönüştürülebilir.



Enerjiyi dönüştürmenin en iyi yollarından biri, kişinin inanç sistemidir. Tüm inançlar, enerji sistemlerine sahiptir, ve inancın tezahürü için doğum odaları gibi hareket ederler. Bu enerji sistemlerinin içinde, yaşam deneyimini yöneten akımlar vardır. İnsan bedeni, bilinçli ya da bilinçsiz olsun bu akımların farkındadır, ve sistemin gerçek inanç sistemini yansıtan deneyim alemine taşınmasına izin verir.



Genişleyen ve enerjiyi dönüştüren inançları işleyerek, insan bedeni çeşitli biçimlerde yaşamı besleyen enerji sistemlerini biraya getirebilir. İnançlar tercih edilen varoluş hali olarak açıkça tanımlandığı zaman, enerji sistemi şimdiye bağlanır – gelecekteki herhangi bir zamana değil. Şimdiye. Enerji sistemi, insan bedeninden ayrılamaz olur ve onun ruhuna bir ışık ipi gibi örülür. İnancın netliği inancın enerji sistemi ile bağlanmak için temeldir, ve yaşamın beslenmesinin tüm aktivitelerde devam etmesine izin verir.



Bir kez daha, yaşamı beslemek, sonsuz bağları ile genişleyen bir dokuya sahipmişçesine birbirine bağlı titreşim alanlarının hepsini içeren Bütünlük Evreninin içindeki hem kişisel hem de evrensel realiteler için büyük önem taşımaktadır. Sonuçta, birey, enerjiyi dönüştüren ve onu nazik destek niyeti ile geliştiren yaratıcı gücüne uyandığında, Kaynak Realitesinin aktarıcısı ve varoluşun sentez modelinin mimarı haline gelir.



Bu prensiplerin sürekli uygulanması yoluyla, Kaynak Zeka artarak varlığın kimliği haline gelir ve varlık da insan bedeninin kimliği haline gelir. Sonuçta, kimlik dönüşmüş ve, dönüşümün uyanışı ile, Hükümran Bütün, insan bedenini varlık ile, varlığı da Kaynak Zeka ile birleştirmiştir. Hükümran Bütünün yaşam prensiplerini ifade etmedeki görünen amacı, bu birleşme ve kimliğin değişimidir. Başka bir niyet ya da amaç varsa, bu prensipler yanlış anlaşılmış olarak kalacak, katalitik güçleri de etkisiz kalacaktır.



Tam ifadesi ile hayatın saf sevgi olduğu Hükümran Bütüne ait bakış açısıdır, ve bu tek kavram içinde, bütün yaşam kavranmıştır ve daima vardır. Bu, diğer tüm inançların çıktığı temel inanç haline gelir, ve uzantıları olarak, kişinin inanç sistemi, bu temel bakış açısını destekleyen açık niyet ile ortaya çıkar; tüm yaşamın yaratıldığı, tekamül ettiği ve nihayetinde tasdik edildiği beşik olarak Bütünlük Evrenin beslenmesi, gözlemlenmesi ve takdir edilmesi perspektifi.



Bu yaşam prensipleri, sözle nadir ifade edilen sembollerdir ve insan bedenine, içeride bıkmadan usanmadan yanan ışık korlarını uyandırmak için potansiyel bir reçete olarak sunulmuştur. Bu prensiplerin gücünü uyandırmak için gerekli herhangi bir özel teknik ya da ritüel yoktur. Sadece perspektiftirler. Gerçek anlamda, bilinci genişleten deneyimleri kendine çeken niyetlerdir. Sorunlara hızlı çözümler ya da geçici yaratımlar sunmaz. Kişinin yaşamını nasıl yaşadığına netlik kazandıran kişisel irade ve niyetin yükselticilerdir. Dönüştürücü güçleri, yalnızca uygulamadaki niyetin içinde saklıdır.



Bu, Hükümran Bütünün yaşam prensipleri yoluyla, kişi Benliğini sınırsızlaştırmadan bir üstat olabilir. Sınırlar konmuş, perdeler inmiş ve kişinin ışığı azalmıştır, ve bunun tek nedeni de dış, hiyerarşik kontrollerin, bilinmeyene ve hükümran varlığın gizemli uygulamalarına dair korku yaratmasıdır. Bu yaşam prensipleri, gerçek niyet ile uygulanırsa, Hükümran Bütünün ortaya çıkışını hızlandıran ve perspektifini, içgörülerini ve yeni realiteler yaratma ve bilinci özgür kılan ve genişleten öğretici maceralara biçim verme yetilerini hissettiren araçlardır. Prensiplerin asıl amacı budur, ve belki de onları araştırmanın en iyi nedenidir de.





http://lyricus.page.tl/Felsefe-Bir.htm
 

Moderator

#8
WingMakers Felsefesi: Oda İki



Varoluşun Değişen Modelleri




Hükümran Bütünün bilinci, insan bedenini İlk Kaynak'ın realitesine doğru içine yönelmeye çağıran bir varış noktasıdır. İnsan bilinci, Kaynak Realiteden çıkıp yaptığı tüm yolculuklarda, Kaynak Realitenin mücbir özelliklerini, mantık ve hiyerarşinin dış yönetimlerinden akan sınırlama lisanına olan ısrarcı inanç yoluyla elimine etmiştir.



Lisanın arkasına saklanmış olan Kaynak Realite, zamanla dünyanızın peygamberleri vasıtasıyla "aydınlatılmış" ve sonuç olarak mücbir özelliklerinin ifadesi yerine lisan imajını üstlenmiştir. Lisan, sınırlamanın kaynağıdır. Zulmün ve tutsaklığın maşasıdır. Aynı zaman-uzay evrenindeki tüm varlıklar, sanal olarak, kişi ile Realite Kaynak'ın mücbir özellikleri arasında esneyen bir hiyerarşiye bağımlılığı koruma arzusundadır. Lisanı bir yapısal sınırlama şekli olarak kullanan hiyerarşidir ki lisan aynı şekilde özgürleştiren ve güçlendiren olarak görülebilir.



Kaynak Realite, İlk Kaynak'ın meskenidir ve tüm lisanların yapılarının dışında dans etmektedir. Kendi içinde bütündür ve tek amacı, Bütünlük Evrenindeki tüm türlerin kolektif potansiyellerini göstermektir. Bir kusursuzluk örneğidir. Her varlığın yaratılış tasarımının ve mutlak varış noktasının standart taşıyıcısıdır. ONUN özü, insan bedeninin, dışarıdakilerin ve nihayetinde hiyerarşinin Kaynak Realiteyi tanımlamak için kullandığı lisana müracaat etme eğilimi kavramının çok ötesindedir.



Hiyerarşi, varoluşun bir tekâmül / kurtuluş modelini tedarik etmek yoluyla, tüm varlıkların Bütünlük Evrenindeki gelişimini yönlendirme teşebbüssünde bulunmuştur. Kişi ile Kaynak arasındaki bağlantının altı, lisan, inanç sistemi manipülasyonu ve hiyerarşi tarafından tasarlanmış ritüel katmanlar vasıtasıyla, varlıkların ruhsal özü ile - kaynakları - İlk Kaynak arasına girmek amacıyla kazılmıştır.



Her kişi, dışa bağımlılığın her türlüsünden özgür olmayı kendiliğinden bilmelidir. Bu başkalarına güvenmemek ya da bir arkadaşlık ve topluluk içinde bir araya gelmemek anlamına gelmemektedir. Bu sadece, göreceli gerçeğin sürekli kontrol etme arzusunda olanların ellerinde değiştiği yönünde bir uyarıdır. Niyetleri iyi olsa dahi, yaptıkları hala bir çeşit kontroldür. Hiyerarşi bilgileri kendine sakladığında, göreceli gerçeğin yorumlayıcı merkezleri, Kaynak eşitliğinin gücünü dağıtmak yerine gücü kazanmak ve sürdürmek yönüne kaymaktadır.



Göreceli gerçeğin birçok katmanı vardır, dışarıdakilerin lisanını dinleseydiniz, büyük bir ihtimalle lisanın ilanı için kendi gücünüzden feragat ederdiniz. Lisan, egonun güç ve kontrol güdüsü için baştan çıkarıcıdır, tıpkı zihnin dışarıdakilerin diline teslim olma ve inanma eğilimi gibi. Daha düşük bir gerçeğe bireyleri bağlı tutmak ya da bir amaca hizmet etmiyor olsa da bireylerin hiyerarşiye desteklerini korumak amacıyla – gerçek ya da hayali olsun – görüntülere ve fikirlere saf olanları çekebilir. Hiyerarşinin her seviyesindeki kontrol perdelerinin, kaderinde perdeleri indirmek ve hükümran gücün hiyerarşinin gücünü yenmesini sağlamak olan varlıklar tarafından yerle bir edileceği zaman hızla yaklaşmaktadır.



Gelecekteki varoluşlarını keşif-dünyaya örmüş olan varlıklar var ve onların kaderi, tüm varlıklar arasında ve tüm ifade seviyelerinde Kaynak eşitliğinin olduğu gerçeğini göstermektir. Hiyerarşinin temel amacı, bariyerleri eşitliğe doğru öyle bir şekilde kaldırmak haline gelecek ki hiyerarşi, bilincin engelleyicisinden çok kurtarıcısı gibi görünecek. Kaynakları ile eşit olmaya hazır olanlar için perdenin hızla inmesini sağlayacak olanlar var; hiyerarşinin dolambaçlı yollarından kaçınmak istiyorlar; ve Kaynak Realitenin özgür ifadeleri olarak ilahiliklerini kucaklamak istiyorlar.



Hiyerarşi, çeşitli ilgi alanlarını, realite algılarını ve hareket güdülerini temsil ediyor. Hiyerarşinin, bireyleri İlk Kaynak ile eşitlik statüsüne doğru yönlendirmedeki beceriksizliğine bu çeşitlilik neden olmaktadır. Ancak hiyerarşinin bu kadar çok bireyi ruhsal enerjilerine ve sezgi merkezlerine çekip uyandırmasını da bu çeşitlilik sağlamaktadır. Bununla beraber, hiyerarşi kendini çeşitliliğe hapsetmiş ve kendisinin evrimin zorlu merdiveninden Kaynak eşitliği yoluyla varlıkları güçlendirme amacı ile uyumlu Işığın coşkulu nehrine tekâmül etmesini önleyen özelleşmeye yetki vermiş durumdadır.



Kurtuluş kavramı, genetik zihin yoluyla insanlığın kitle bilincinde sürekli gezinen yetersizlik hissinden kaynaklanır. Bu hisler, insan bedeninin [fiziksel, duygusal, zihinsel bedenlerin] parçalanması ve – parçalanmış iken – bütünlük perspektifini tamamen yakalayıp ilahi kökenlerine ulaşarak kendini İlk Kaynak ile eşit kabul edememesi ile bağlantılıdır. Bu durum, insan bedeninin parçalanmış olmasından kaynaklanan yetersizlik ve güvensizlik halinden kurtarılmak için tükenmez bir arayış ile sürer.



Bilinci evrimleştirme güdüsü, bütünden az olma hissinden türemektedir. Özellikle, insan bedeninin parçalanmasından kaynaklanan kusurlu olma yargısından dolayı İlk Kaynak ile bağlantılı olamama hissinden türemektedir. Bu hisler yüzünden parçalanma tüm türlere yayılmaktadır ve genetik zihne de geçmiştir ki bu insan bedeninin paylaşılan temelidir. İnsan türünün genetik zihni, hiyerarşinin tek ve en güçlü parçasıdır ve hepsi de tüketici olan üç boyutlu, beş duyulu şartlar içinde yaşayan insan bedeninin koşullarından şekillenmiştir.



Bir varlık, ilk olarak doğum ile bir insan bedenine girdiğinde, hemen fiziksel, duygusal ve zihinsel algı ve ifade spektrumuna bölünür. O günden itibaren varlık, keşif-dünyanın üç boyutlu, beş duyulu şartlarına adapte olmak ve yönünü bulmak üzere dikkatlice şartlandırılır. Etki olarak, varlık, bilincini bilerek bütünlükten ayrılığı deneyimlemek üzere böler.



Bu ayrılık hali içinde, varlık, yeni deneyim ve İlksel Mavi Kopya ile ilgili daha derin bir anlayışa ya da İlk Kaynak ile ilgili büyük bir vizyona sahip olmak amacıyla kendini malul etmiştir. Bu derin anlayış ile, varlık, insan bedeninde, üç-boyutlu bağlamı bir kendinin-farkında olmaya, Bütünlük Evreninin ayrılmaz bir parçasına dönüştürebilir. Bu muhteşem ve kararlı çaba, insan bedeninin bütünlüğünü arama ve İlk Kaynak ile ilahi bağlantısını yeniden deneyimleme arzusunun ortaya çıkmasını sağlar.



Bu arayış, büyük ölçekte, bireyin tekâmül / kurtuluş varoluş modelini arayıp araştırma isteğini ateşleyen yakıttır. Bireyin, hiyerarşinin belli bir alt-grubundan yardım ve rehberlik alma isteğini güdüler ve böylece, bir aidiyet ve birlik duygusu geliştirir. Bu, insan bedeni, Varlık Bilinci, Bütünlük Evreni, Kaynak Zekâ ve İlk Kaynak arasındaki birliğin altını çizerek bir farkındalığın katalize olmasına yardımcı olan aynı aidiyet ve birlik duygusudur.



İşte bu nedenle, tekâmül / kurtuluş modeli, Büyük Deneyin kritik bir parçasıdır. İnsan bedeninin birlik ve aidiyet hissi geliştirdiği bir aşamadır. Bir büyük ve kapsamlı vizyon ile ilişkide olma hissidir. Bu nedenle, hiyerarşi kurtarıcıları beslemektedir. Bu ayrıca, yetersizlik ve güvensizlik hislerinin hiyerarşi tarafından geliştirilmesinin ve beslenmesinin de nedenidir. Bu, aslında insanlığın birleşmesini hızlandırmaktadır ki bu da karşılığında, insanlığın Bütünlük Evreni ile birleşmesini hızlandıracak ve yönlendirecektir.



Ruhsal liderler, yaşam realitesinin yüzeyinin altına dalabilir ve her yaşam formunun nasıl birbirleriyle girift şekilde bağlantılı olduğunu ve bu yaşam alaşımının insan bedeninin hem algı hem de ifade yetisinin ötesinde zeki olduğunu deneyimleyebilir. Ruhsal liderler, bu koşul nedeniyle kişisel yetenekleri vasıtasıyla yaşamın boyutsal derinliğini ve sınırsız zekâsını algılayıp ifade ederek bu realiteyi aktarabilen tek insanlar olabilmişlerdir. Lisan araçları ile kimse yaşamın boyutsal derinliğini ve enginliğini ifade edemez. Sadece, ellerinden geldiğince, tercümelerini ya da etkileşimlerini açıklarlar.



Her insan, farklı seviyelerde de olsa, yaşam realitesinin yüzeyinin hemen altına dalıp Bütünlük Evrenine dair kişisel tercümelerini algılayarak ifade edebilir. Kendi tercümelerini geliştirmek için sadece zamana ve niyet etmeye ihtiyaçları vardır. Ve bu, açıkça, bütün büyük ruhsal liderlerin öğrettiği şeydir. Yaşamın derin anlamı, seçilmiş bir azınlık tarafından deneyimlenmek üzere kati değildir; mevcut yaşam formu kadar çok yüze sahip evrimleşen, dinamik bir zekâdır. Hiçbir yaşam formu ya da türü, İlk Kaynak'ın KENDİNİ KENDİ ihtişamı ile ifade ettiği Bütünlük Evrenine açılan hususi bir kapıya sahip değildir. Kapı, herkes ile paylaşılmaktadır çünkü İlk Kaynak her şeyin içindedir.



Keşif-dünyasının büyük ruhsal liderleri, Bütünlük Evrenini ve insanlığın oradaki rolünü, kendi yöntemleriyle tercüme etmişlerdir. Böyle yaparak, tercümeleri, otoriteleri ve içgörü derinlikleri ile tanımlandıkları için, hiyerarşinin birçok alt-grubu içinde tartışmalara hedef haline gelmiştir. Bu tartışma ve sorgulama süreci, inanç kutuplaşmasına neden olmaktadır. Kendi özel liderlerinin tercümelerini savunmak ve süslemek üzere bir sempatik seçmenler grubu ortaya çıkacak ve diğer herkes, bunu, eski inançlardaki küçük görme ifadesi olarak görecek.



Bir kurtarıcı ya da peygamberin Bütünlük Evreni ile ilgili tercümelerine dayalı bir din yaratmanın bu hususi yöntemi, varoluşun tekâmül / kurtuluş modelini araştıran türlere hastır. Büyük peygamberler ya da kurtarıcılar olarak kabul edilen ruhsal liderler, hiyerarşi tarafından yapılmış mevcut tanımların ötesinde Bütünlük Evrenine dair bir vizyon geliştirmişlerdir. Bütünlük Evrenine yeni bir kapı yaratmışlar ve tartışılma ve muhtemel alay edilme bedeline rağmen vizyonlarını paylaşma arzusunu taşımışlardır.



Bu adam ve kadınlar, insanlık için kendinin yeni yüzlerini araştırmanın kapılarıydılar. Aşkın-ruhun (üst-ruhun) bir parçası veya evrensel bilinç ile birleşmek amacını taşıyorlardı ki tekâmül döngüsünün o döneminde, bu, temel bir gereksinimdi. Fakat liderlerin tercümeleri o kadar sıklıkla, bir din ya da mezhep yaratmak isteyen müritleri tarafından tercüme edilmeye başlandı ki vizyon, onu hem koruyan hem de teşvik ettiren bir kitlesel yapı ile bağlantılı olduğu gerçeği ile canlılığını yitirdiği hiyerarşinin ellerine düşmüştü.



İlk Kaynak, bireylere bağlıdır, organizasyonlara (topluluklara) değil. Sonuçta, Hiyerarşinin, hayati ve dinamik bir şekilde Kaynak'tan bağlantısı kopmuştur. Hiyerarşi, daha çok, yardım etmek, hizmet etmek, gücün pozitif bir şekilde kullanılmasına izin veren bir fonksiyon taşımak için kendi kolektif arzusuna bağlıdır. Kendi içinde, bu yanlış ya da sapkın değildir. Hepsi, Kolektiften bireye ve bireyden Kolektife doğru bilincin ortaya çıkışını yöneten İlksel Mavi Kopyanın bir parçasıdır. Bu, bütünlüğü sağlayan ve Kaynak Zeka içerisindeki güzelliği akıtan bütünleşme spiralidir.



Hiyerarşinin Ruh olarak etiketlediği şey, kelime olarak, Kaynak Zekânın olabilecek en yakın sembolik adlarından biridir. Kaynak Zeka, Kaynak'ın bir uzantısı olarak tüm titreşim alanlarında yaşamaktadır. Hiyerarşi ile karşıt-denge olarak örgün, bir İlk Kaynak elçisidir. Kaynak Zeka, bütünlük ve uyumun faktörüdür ve hiyerarşinin İlksel Mavi-kopyanın amacına yönelik hizmet ettiğini garanti altına alır. Kaynak Zeka, etki olarak, zaman ve uzay laboratuarında, Büyük Deneyi denetleyen ve kriterleri belirleyip, değişkenleri seçen, sonuçları izleyen ve alternatif sonuçları değerlendiren bir "bilim adamı" gibidir.



Büyük Deney, tüm varoluş boyutlarındaki tüm varlıklar vasıtasıyla Kaynak Zekânın devam eden dönüşümü ve genişlemesidir. Alternatif varoluş modellerini test ederek, belli bir noktaya kadar, varlığın ve İlk Kaynak'ın hükümranlığını çiğnemeden bilinci birleştirmek için en iyi modeli belirlemek Büyük Deneyin amacıdır. Büyük Deney, Büyük Gizeme açılan birbirine bağlı birçok uzak sahneden meydana gelmektedir. Bütün bu farklı sahneler, evreni Kaynak Realitenin tüm varoluş boyutlarına önlenemez genişlemesine hazırlamak üzere, zaman-uzay evreninde eşzamanlı olarak oynanmaktadır.



Keşif-dünyası örneğinde, burası, bireysel bilincin Kaynak Realitenin mücbir özellikleri ile net bağlantısını hiyerarşinin herhangi bir şekilde müdahalesi olmadan yükselten varoluş sahnesidir. İşte bu, masal ve mitolojik hikâyelerin / efsanelerin ışığa çıktığı ve gerçekten olduğu gibi bilindikleri zamandır. Bu, lisanın, Kaynak Realitenin mücbir özelliklerini kontrol mekanizmasının tüm bariyerlerini yıkacak şekilde enerji ve titreşim sanatkârlığı ile sergileyecek yeni bir iletişim formuna dönüştürüleceği zamandır.



Hiyerarşinin, kozmos boyunca keşfedilebilecek en uç sınırlara kadar uzandığını fark etmenin zamanıdır. Tüm yıldız sistemlerine, tüm boyutlara uzanan dalları vardır. Ve tüm yaşam formları, bu kozmolojik ağacın "yapraklarıdır". Hiyerarşi, her biri ağacın dalları vasıtasıyla tekâmül ederken türlere, ruhlara, gezegenlere ve yıldızlara büyük telkini (fikir aşılama) meydana getirmektedir. Tüm yapıların en büyüğü içinde bir yerde kümelenmiş bir alt-grubun desteği ile enerjilerini sarf etme arzusundaki zahiri bir meclistir: Hiyerarşi. Hizmet, Hiyerarşinin işlevsel amacıdır ve birçok durumda, evrenin kurtarılış kavramı ve öğretmen / öğrenci düzenini ifade etmektedir.



Hiyerarşi, enerjilerini alt gruplara bağlamış her saikten varlıktan meydana gelmiştir. Bu alt grupları, engin kozmolojik bir ağacın bağımsız dalları olarak düşünün – Kaynak Realitesinin dışındaki her şeyi kapsayan bir yapı olarak. Ağacın kökleri, genetik hafıza ve bilinçaltı kimliğinin toprağına bağlıdır. Ağacın alt kısmında, ilk dallar filizlenir ve onlar en eskilerdir, türün yerli dinlerini temsil ederler. Orta bölümdeki dallar, kabul edilmiş dinler ve geleneklerdir ve üst dallar ise, evrende yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan karşılaştırmalı inanç sistemlerini temsil etmektedir. Bütün ağaç, bu anlatımla, Hiyerarşidir ve Büyük Deneyi ateşleme amacı ile Kaynak Zeka tarafından tasarlanmış, ekilmiş ve beslenmiştir.



Bu, evrime karşı dönüşüm deneyidir. Evrim, hiyerarşi içerisindeki pozisyonların sürekli değişim sürecidir – mevcut pozisyonunuzu daima sizi işaret eden yenisine göre değerlendirir. Dönüşüm, hiyerarşiyi pas geçip bağımlı kurtuluş modeli yerine hükümran üstatlığa giden hızlandırılmış yolları fark etmektir. Bu yeni yollara, direkt olarak, tüm varlıklarda mevcut olan eşitliğin deneyimi ton-titreşimi ile ulaşılabilir.



Bu ton titreşimi, küresel müzik olarak adlandırılan şey ya da Kaynak'ın niyeti ile rezonans içindeki evrende hareket eden ruhun titreşimi değildir. Dönüşüm deneyiminin üç kuralını bir arada tutan bir titreşimdir: şükran vasıtasıyla Evrenle ilişki, her şeyde Kaynak'ın gözlemlenmesi ve yaşamın beslenmesi. Bu yaşam prensiplerinin özel bir denklem yönetiminde uygulanması, hiyerarşinin kontrol elemanlarından varlığın kurtulmasını sağlar.



Hiyerarşi, varlıkları maniple etmeden ve özgür iradelerini ortadan kaldırmadan gerçeğin yorumlayıcı merkezi rolünü nasıl oynayabilir? Büyük Deney, özgür irade ile tasarlanmıştı çünkü özgün bilginin kazanılmasındaki öncelikli yöntemi, Kaynak Realitenin tüm varoluş boyutlarına genişletilmesi için kullanılabilmektedir. Özgür irade, Büyük Deney kapsamındaki birçok teste değer aşılayan hakikat bağıdır. Hiyerarşi ya da diğer başka dış yapılar, asla özgür iradeyi riske atmaz. Sadece varlık kendi realitesini seçebilir ve bu da özgür iradenin temel prensibidir.



Özgür irade, sırf, varlığa, Kaynak eşitliğini fark etmesini geciktirmek için alternatif realiteler ya da rölatif gerçekler sunulduğu için kısıtlanmayacaktır. Bu, varlığın seçimidir ve kendi kaynaklarını araştırıp hükümran bir realite yaratmak yerine kendini dış hesaplar realitesine yatırım olarak kullanır. Özgür iradenin değeri, hükümranlığa doğru ilerledikçe sürekli artmaktadır, ve benzer şekilde, dışa bağımlılığa doğru yöneldiğinizde de daima azalır. Hükümranlık ile dışa bağımlılık arasındaki seçim, özgür iradenin temelidir ve bu temel seçimi ortadan kaldırabilecek hiçbir yapı ya da dış kaynak yoktur. Dış koşullara bağlı olmadan dışarıda olan herhangi bir şey tarafından reddedilmeme içsel bir seçimdir.



Bütünlük Evreni, (Kaynak Realitesi de dâhil) tüm boyutları kapsamaktadır, bu nedenle tüm realiteler, burada muhafaza edilmektedir. Kavranabilmesi mümkün olmayan çeşitlilikte, her varlığa, Kaynak Realitesi ile ilişkisi bağlamında özgür iradesini ifade eden bir yapı verilir. Bu yapıların her biri, birçok seçenek ile değişir, fakat her biri, hiyerarşinin süper yapısı ile bağlantılıdır. Kaynak Realitenin, yapısız realitesi, özgür iradenin ilk olarak düşlendiği yerdir ve bu kural, zaman-uzay evrenine bir özgünlük bağı olarak uzandığında, varlığın Kaynak Zeka ile bütünlüğünün ne kadar farkında olduğuna artarak bağımlı olmaya başlamıştır.



Varlık, parçalara bölündüğünde, özgür irade algısı da hiyerarşi tarafından belirlenmiş olan düzeye sınırlanmıştı. Varlık bir bilinç toplamı ise, hükümran bütünlüğünü fark ediyorsa, özgür irade gereksiz bir yapı şeklini alır, tıpkı bir yaz günündeki ateş gibi. Varlıklar bütünlüklerini bilmiyorlarsa, yapı bir kendine-dayatılan bir güvenlik şekli ile ortaya çıkar. Yapılaşan ve yönetilen bir evrenin süregelen gelişimi vasıtasıyla, varlıklar, güvensizlik ifadesi ile sınırlarını -limitlerini- belirlediler. Zamanla bütünlüklerinin parçaları haline geldiler ve güzel bir vazonun cam parçaları misali, toplam güzelliklerine dair çok küçük bir benzerlik taşırlar.



Varoluşunuzun kökenini algılıyor olsaydınız, şüphesiz varlığın ne kadar engin olduğunu da görürdünüz. Kaderinizi kaplayan perdeleri delip geçebilseydiniz, ne kadar daha enginleşebileceğinizi anlardınız. Bu iki varoluş noktasının arasında – köken ve kader – varlık, daima Kaynak Zekanın titreşimli kabıdır. Zaman-uzay evrenlerini İlk Kaynak'ın bir istasyonu olarak keşfetmek için büyük bir arzu ile kendine izin vermiştir. Bu nedenle, hiyerarşi varlığın bütünlük algısını kısıtlayabilir olsa da, teslim olan varlıktır, seçimle, sınırlanmanın lisanını, dış varlıkların beyanlarını dinlemiş ve tekamül / kurtuluş modeli tarafından ayartılmıştır.



Hiyerarşi neden alternatif model olan dönüşüm / üstatlık modelini sunup varlığın bir seçim yaparak özgür iradesini gerçekten deneyimlemesine izin vermemiştir? Çünkü hiyerarşi de diğer birçok varlık gibi, bütünlüğünün farkında değildir. Parçaları ya da alt grupları, tamamen sınırlara sadıktır. Tanımlayan ve sınırlayan sınırların olduğu yerde, yapı da vardır. Derinlere yerleşmiş yapının olduğu yerde, dönüşümün mümkün olmadığına dair değişmez bir inanç vardır. Doğal olarak, zaman-uzay evreni, inanç projeksiyonunun matrisine intibak eder ve dönüşüm kavramı, hiyerarşinin realitesinden tamamen çıkarılmıştır.



Hiyerarşi, dönüşüm / üstatlık modelini en ufak doğrulukta kavramlaştırmaktan dahi acizdir, İlk Kaynak'tan yayılan alternatiflerin olduğundan varlığı haberdar edemez. Hiyerarşi bu durumdan sorumlu değildir, varlığın kendisi sorumludur. Kaynak Zekânın baskın modeli ilkseldir. Hiyerarşiden önce var olmuştur. Büyük Deneye katılmak ve varoluş sentez modelinin ortaya çıkmasına yardımcı olmak amacıyla hiyerarşinin varoluş modelini araştırmayı varlık kendisi seçmiştir. Hiyerarşi, maniple edici güç olarak oldukça naziktir ve nadiren, varlığı, Kaynak Zekânın bir titreşim mahfazası olma rolünün ötesine dönüştürüp Kaynak Realitenin zaman-uzay evrenlerine genişleme sürecine köprü haline gelmesini sağlayan bütünlük reçetesinin anahtar bileşenini temsil eder.



Bu, hiyerarşi tarafından oluşturulmuş, kadim bir inanıştır: zaman-uzay evrenleri Kaynak Realiteye doğru yükselecek ve insanın sevgi dolu bedeni bu yükseliş sürecine eşlik edecek. Aslında, zaman-uzay evrenlerini, varoluşun sentez modeli ile tüm varlıkları uyumlama amacı ile kapsayan Kaynak Realitedir. Kaynak Zeka, zaman-uzay evrenlerindeki ifadenin varlık modelinin gerçek anlamını gizleyen perdeleri yırtmaktadır. Bu meydana geldiğinde, varlık, tüm boyutlardaki ve titreşim alanlarındaki Kaynak eşitliğini sahiplenecek ve hükümran perspektifinin tam olarak ifadesi için parçaları bir araya gelecek.



Varlığın bu dönüşümü, bütünlüğe giden yoldur ve ifadenin varlık modelinin formlar ve şekilsiz olanların tek bir enerjide, tek bir bilinçte birleşen bir alaşımı olduğunu fark etmesidir. Parçalar hizalandığında ve birbirine bağlandığında, varlık, Kaynak Realitesinin genişlemesini sağlayan bir araç haline gelir. Bu nedenle, varlık, zaman-uzay evrenlerinden yükselmez, aksine, hükümran ifadesi Kaynak Realitenin, zaman-uzay evrenlerine genişlemesine ya da farklı bir ifade ile inmesine yardımcı olduğu bir bütünlük hali ile içine girer.



Yükseliş, genellikle, tekâmülün doğal bir sonucu olarak görülür. Tüm gezegen sistemleri ve türleri, sınırların üstüne çıkacakları bir noktaya doğru tekâmül ediyor ve nihayetinde, zaman-uzay evrenleri bir şekilde Kaynak Realitesine çıkacak ve titreşim alanları olarak var olmayı bırakacaklar. Aslında tam tersidir. Kaynak Realite, aşağıya iniyor. O, her şeyi ihtiva eder ve genişlemek onun Kaynak niyetidir, geri çekilmek değil. Varlık, zaman-uzay evreninin beşiğinde bütünlüğe doğru dönüşür ve böylece, Kaynak Realitenin genişleme niyetinin bir aracı haline gelir.



Bu, İlksel Mavi-kopyanın kusursuzluğunu görebiliyor musunuz? Realitenizin şekillendiği matrisin değişimini hissedebiliyor musunuz? Ayrıca anlamıyor musunuz ki insan bedeni, saf enerjinin tek bir noktası olarak kişiselleştirilmiş bir parça taşırken eşzamanlı olarak birçok boyutta birçok yerde yaşamaktadır? Dönüşüm yerinin keşfi sadece varlık içinde olur; şekilsiz Benlik, birçok şekline girip iletişim kurabilir. Şekilsiz olan, biçim ve algı perdesinin ardında yaşayan ve gezegenler kuyusundan zamanın bilgeliğini kendine çeken Ebedi Gözlemcidir. O, Kaynak Zekânın aktığı yerden çıkış noktasıdır.



Ebedi Gözlemci, varlık için tek gerçek tercüman merkezdir. Varlığı bütünlüğüne kavuşturabilecek tek istikrarlı rehberlik sistemidir. Bu nedenle, varlık, hem Kaynak Zekânın şekilsiz kimliğinden hem de yoğunlaşmış enerjinin şekil dolu kimliğinden oluşmaktadır. Şekilsiz olan tek iken şekilli olan bilincini algı ve ifade adaları şeklinde izole eden birçok ifade parçaları ile mahrum edilmiştir. Bu durum, varlığın engin ve ihtişamlı varoluş doğasını inkâr etmesi ile sonuçlanır.



İnsan bedeninde, varlık, büyük çoğunlukla, sessiz ve hareketsizdir. Size bir dağ esintisi gibi dokunan memnuniyetin geçici fısıltısı gibi görünmektedir. Bir derin okyanus gibi sessizdir. Ancak, varlık, Kaynak Realitesinin genişlemesinin habercisi gibi zaman-uzay evreninde öne çıkmaktadır. Kendini gerçekten olduğu haliyle bilinir kılmaya başlamaktadır. Birçok kişi varlıkların yaklaşan gölgesini hissediyor. Bu "gölge" için birçok tanım getirdiler, çok az kişi bütün benliklerinin fener taşıyıcısı olduğuna inandı. İşte tüm inanç yeminlerinin, sevgi seremonilerinin ve umut hislerinin merkezlenmesi ve her birimizin olduğu hükümran varlığa teslim edilmesi gerektiği nokta burasıdır.



Hiyerarşinin tekâmül / kurtuluş modelinin bu kadar mücbir olmasının öncelikli nedeni, varlığın kendi benliğini algılamada parçalanmış hale gelmesidir. İnsan bedeni vasıtasıyla yaşayan Ebedi Gözlemci, zaman-uzay koşullu zihin için bir yanılsamadır fakat Kaynak Zeka tarafından sürekli ateşlenen Kaynak eşitliğinin görünmez titreşimine uzanıp dokunma atılımlarını yapan da zihindir. Ancak, zihin o kadar çok şartlanmış ve güçsüzleşmiştir ki varlığın tüm faaliyet alanının, sezgi gölgelerinin ötesinde var olduğunu fark edememektedir. Bu nedenle türler, tekâmül / kurtuluş varoluş modelini araştırmaktadır. Kendi bütünlüklerine dair algıları çok az ya da hiç yoktur ve tekâmül etmek, güven hissi ve mutluluk kazanmak için bir kurtarıcıya ihtiyaç duyarlar.



Tekâmül eden türler için, hiyerarşi tarafından aşılanmış, kurtarılma ya da kurtarıcı olma arzusuna sahip olmak doğal bir durumdur. Bu durum, evrenin öğretmen / öğrenci düzenine neden olur ve tekâmülün temel taşıdır ve hiyerarşinin yapısal varlığının özüdür. Bazı türler tekâmüldeki gelişimini katalize etmek için hayatta kalma dramını seçerken diğer türler kurtarılma ve kurtarıcı olma dramını seçerler. Kurtuluş dramı, tekâmül süreci ile meşgul edilen hükümran varlıkların bir ifadesidir ve herhangi bir dini kavramla ilgili değildir fakat kişinin yaşamındaki tüm yönler için geçerlidir.



Göreceli gerçekler olduğu gibi, göreceli özgürlükler vardır. Hiyerarşik süreçte tekâmül ediyorsanız sürekli artan bir özgürlük hissi kazanırsınız fakat lisan vasıtasıyla dıştakilerin titreşimi, düşünce biçimleri, renk ve ses frekansları ve genetik zihnin silinmez görünen eserleri ile kontrol edilirsiniz. Bu elemanların her biri, insan bedeninin hiyerarşiye dayanmasına neden olabilir çünkü hiyerarşi, siz ile Kaynağınız arasına bir eşitsizlik hissi yerleştirmektedir. Tekâmül sürecinin denklemi şöyledir: insan bedeni + Hiyerarşi = Tanrı bağlantısı. Dönüşümsel süreçte ise denklem şu şekildedir: Varlık + Kaynak Zekâ = İlk Kaynak eşitliği



Kaynak Zekâ, genellikle eşitlik titreşimi olarak tezahür etse de, İlk Kaynak'ın iradesine konudur ve Kaynak niyet, Büyük Deneyin çeşitli sahneleri ile değişirken, Kaynak Zekâ da tezahür biçimini değiştirmektedir. Bu değişim şu anda zaman ve uzay dünyalarında meydana gelmektedir çünkü İlk Kaynak, iki varoluş modelinin (tekâmül / kurtuluş ve dönüşüm / üstatlık modellerinin) bütünleşmesi için Büyük Deney içerisinde sahneyi hazırlamaktadır.



Hiyerarşinin baskın modelini (tekâmül / kurtuluş modelini), Kaynak Zekânın baskın modeli (dönüşüm / üstatlık modeli) ile bütünleştirmenin zamanı gelmiştir. Bu bütünleşme sadece varlık seviyesinde gerçekleştirilebilir. İnsan bedeni ya da hiyerarşinin bir yönünde meydana getirilemez. Sadece varlık – Kaynak Zekâ ile aşılanmış boyutlar-arası hükümranlığın bütünlüğü – bu iki varoluş modelinin bütünleşmesini gerçekleştirip tam anlamıyla deneyimleyebilir.



Bu tür bir bütünleşme, varlığın iki modeli araştırıp kurtuluşu varlığın kendini "kurtaracağı" içsel bir rol haline getirip, bu özgürleştirici görevi gerçekleştirmek için dışarıya güvenmeyen bir sentez model geliştirmesi ile gerçekleşebilir. Bu kendine-yetme hareketi, kurtuluş fikrini üstatlığın ortaya çıkışı ile bütünleştirmeye başlar. Bir sonraki adım ise, tekâmül modelinin zaman-temelli ivmeli gelişimini, dönüşüm modelinin farkındalık-temelli kabulü ile bütünleştirmektir. Bu, varlık, bütünlüğünün deneyimlenmesi ve fayda sağlamasının ancak hiyerarşinin çeşitli yapılarından tamamen koptuğu zaman meydana geleceğine ikna olması ile gerçekleşir.



Varlık bir taraftan kişisel özgürlükteki rolünü kabul ederken, hiyerarşinin de ortadan kaldırılması gerektiği anlamı çıkarılmamalıdır. Hiyerarşi harika bir araçtır. İlk Kaynak'ın sembolik bedenidir; insan bedeni varlığın Kaynak Realite dışında işlev görmesine nasıl sağlıyorsa, ONUN zaman-uzay evrenlerinde benzer şekilde ortaya çıkmasını mümkün kılmıştır. Hiyerarşi, bilgiyi saklayıp türlerin yönetici ellerinde itaatkâr olarak kalmalarını sağlasa da dönüşümün bir aracıdır. Varoluşun sentez modeli ve Bütünlük Evrenine üyelik için yeni bir evreni hazırlayan kadim formülün parçasıdır.



Kendini-kurtarma ile hiyerarşiden kopma kombinasyonu sentez modelin tezahürünü başlatır. Sentez model, Büyük Deneyin bir sonraki sonucudur ve çok boyutlu evrenin belli titreşim alanlarında, Kaynak'ın kişiselleştirilmesindeki varlık modelinin öncüleri olarak deneyin bu aşamasını deneyimleyen varlıklar bulunmaktadır.



Bu varlıklar, özellikle, bu gelecek deneyimini iletişim sembollerine ve iki varoluş modeli arasında köprü kurulmasını kolaylaştıran yaşam prensiplerine dönüştürmek üzere tasarlanmışlardır. Bu "köprülerin" başlangıç tasarımı ve yapısının ötesinde, bu varlıklar genellikle bilinmez kalacaklar. Daha fazlasını yapmaları gerekseydi, hızla hiyerarşinin bir fikstürü haline gelirler ve görevleri de feda edilmiş olurdu.



Bu Hükümran Varlıklar, zaman-uzay evreninde resmi öğretmenler olmak üzere bulunmamaktadırlar. Katalizör ve tasarımcı olarak bulunuyorlar. Kaynak Zekânın hiyerarşinin baskın kuvvetini ve tekâmül / kurtuluş modelini dengelemesini garanti altına almak üzere mevcutlar. Yeni bir inanç sistemi yaratmayacaklar. Aksine, varlığın hiyerarşinin kontrolcü yanlarından kopmasını kolaylaştıran çeşitli sanat formları vasıtasıyla yeni iletişim sembollerini yaratmaya odaklanacaklar. Hükümran Varlıklar, ayrıca, iki varoluş bağının bir sentez modele dönüştürülmesinin doğal bir şekilde kolaylaşmasını sağlayacaklar.



İnsan gelişiminin ileri safhasında, varlıklar kolektif olarak varoluşun sentez modelinin ötesinde yeni yollar tasarlayacaklar ki böylece Kaynak Zekânın bilgisi ile şekillenmiş yeni bir hiyerarşi inşa edilebilecek. Bu yeni hiyerarşi, zaman-uzay evrenlerindeki Büyük Deneylerden elde edilen bilgi ile şekillenecek ve kozmik döngü, kendini yeni bir titreşim ve varoluş alanına doğru yeniden oluşturacak. Bu yeni varoluş modeli, tanımlanmaya karşı koyuyor ve sözcük-semboller, gelecek zamanlarınızın sentez modelinden ortaya çıkan bu yeni varoluş formunun dış çizgilerinin gölgesini dahi tarif etmede tamamen yetersizdir.



WingMakers, Hükümran Varlıklardır ve bilinç basamaklarından Kaynak Realitenin kapsama alanına doğru zaman-uzay evrenlerinin dönüşümünü gerçekleştireceklerdir. Başka bir deyişle, Kaynak Realite, zaman-uzay evrenlerine doğru genişleyecek ve içindeki tüm yaşam formları, bu genişlemeyi, Kaynak Zeka ile tam uyumlu yeni bir hiyerarşik yapı vasıtasıyla deneyimleyecek. Bazılarının "yeryüzündeki cennet" ifadesi, bu yaklaşan geleceğin ekosudur. Zaman-uzay evrenlerinde gerçekten meydana gelen şey, Kaynak Realitenin, hangi biçim ya da yapıda olursa olsun tüm varlıklara Kaynak Zekâ bilgisinin erişilebilir kılınması vasıtasıyla genişlemesidir.



Bu erişebilirlik, tamamlandığında ve Kaynak Kodlama tam olarak aktive edildiğinde, tüm varlıklar yeni bir evrensel yapının parçası olacaklar. Bu yeni yapı, Kaynak Zekâ ve Hükümran Varlıklar tarafından Kaynak Realitede geliştirilmekte olan bir sonraki varoluş modelini davet edecek. Şu anda zaman-uzay evreninde aktive edilmekte olan, varoluş modellerindeki bu değişimler için ilk hazırlıklardır. Daha ayrıntılı ifadeyle, keşif-dünyasında, bu varoluş modelleri, bir sonraki dönemde eşzamanlı olarak sahneleneceklerdir. Her zamanki gibi, hangi modeli realitesi olarak kucaklayacağına varlık kendisi karar verecektir.



Varoluşun bu çeşitli modelleri, genellikle, önceden belirlenmiş bir sırada meydana gelir fakat bu, yine de önceden belirlenmiş bir zaman çerçevesinde olmaz. Kaynak Realitenin genişlemesinin sırası şu şekildedir: Kaynak Zekâ yeni titreşim alanları yaratır; varlığın devam eden gelişimi, yeni yaratımın süper yapısı olarak hareket etmesi için hiyerarşiyi inşa eder; hiyerarşiden baskın bir varoluş modeli ortaya çıkar, sizin örneğinizde tekâmül / kurtuluş modeli; Kaynak Zekânın varoluş modelinin tanıtımı, sizin örnekte, dönüşüm / üstatlık modeli; bu iki modelin Kaynak eşitliğinin bir sentez modeli olarak harmanlanması; ve son olarak, Kaynak Realitenin tüm boyutları ve varlıkları kapsayacak şekilde genişlemesi.



İlksel Mavi-kopyanın bu sıralaması gerçekleştiğinde, süreç, Kaynak Zekâ tarafından öğrenilen her şey ile birlikte, yeniden düzenlenecek ve bu aşamada Kaynak Zekâ tarafından bilinmeyen yeni bir İlksel Mavi-kopya ifşa edilecek. Tüm bu döngünün tamamlanması için bir zaman belirlenmemiştir, fakat çok uzak bir zaman olduğu için, bilinmeyeni belirlemek için ölçme girişimi gereksizdir.



Yine de bir yanlış olmasın, İlksel Mavi-kopyanın gerçekleştirilmesi tüm varlıkların yol aldıkları yöndür. Tüm seviyelerden varlıklar, kendi realitelerine özgür irade bahşedildiyse, Kaynak Realitenin yüzü olarak, mutlak varış noktalarını seçmek için özgür irade verilmemiştir. Varlıkların kökeni, Kaynak Zekâdır ve köken gibi kaderi de belirleyen Kaynak Zekâdır. Yine de, varlıklara kendilerini köklerinden kaderlerine kadar belirleme ve kimliklerinin yenilenmiş bir vizyonu ile genişlemiş Kaynak Realitede ortaya çıkma gibi birçok seçenek tanınmıştır.



İnsan bedeninin tüm yüksek imgelemleri, İlksel Mavi-kopyanın derin temelinin hala farkında değildir. Binanın en yüksek kısmına kadar çıktılar ama temelin tasarımından habersizler. Burada, İlk Kaynak'ın KENDİ enerjisi ile ortaya çıktığı ve hükümran üstatlık ile KENDİ eşitliğini geri çektiği varoluşun bu en alt kısmında olmaktadır. Eşitlik bu noktada fark edilir, hiyerarşiye saplı muazzam rölatif gerçek mekânlarında değil, zamanın kendini zamansızlık ile birleştirdiği yaşamın kökenlerine ve kaderine dair temel planın derin parçasında fark edilir. Varoluşun kökeni ve kaderi, yaşamdaki eşitlik tonudur. Bu tonu dinleyin – bu titreşim frekansını – ve her şeyin yükselip geri döndüğü yerdeki temeline doğru takip edin.



Eşitliğin ton-titreşim frekansı, sadece, bir insan bedeni içine sıkıştırılmış varlığın yedinci hissi tarafından duyulabilir. Yedinci his, zaman kapsülleri ile geliştirilebilir ve belli varlıkları en derin ya da temel ifadelerine götürecektir. Temel ifade, yedinci hissi aktive eden şeydir. Bu nedenle, kişinin eşitliğin ton-titreşimini duymadan önce, temel ifadesine erişim kazanmış olması gerekmektedir. Her bir zaman kapsülünde, kişiyi temel ifadesine götürebilecek bir lisan sistemi şifrelenmiştir. Saklıdır çünkü çok güçlüdür. Ve bu güce sadece hak edenleri yönlendireceğiz.



Bu sözleri, sadece semboller olarak görün. Lisanın bir sınırlama aracı olduğunu unutmayın. Hissetmek, sınırlamanın panzehiridir ve insan bedeninin mantığının sınırlarını aşmasına ve kişiselleştirilmiş kolektif enerjinin sözsüz gücüne birincil tanık olmasına izin verir. Sembollerin arkasındaki gerçeği hissedin ve size uzanan enerji-kuvvetini kullanın. Bunun bir ton-titreşimi olduğunu – yaşamınızın döneceği her köşede sizi bekleyen bir rezonans olduğunu bilin. Sizi, şekilsiz eşitlik tonunu deneyimleyebileceğiniz bir yere götürmek üzere kendini lisan formuna sokan Kaynak Titreşiminin feneridir. Sınırlamadan sıyrılıştır. Kaynak Zekânın, size en yüksek gerçeğin ifadesinde en derin güzelliği yaratma özgürlüğünü bahşettiği İlksel Lisanıdır.





http://lyricus.page.tl/Oda-Felsefesi.htm
 

Moderator

#9
WingMakers Felsefesi: Oda Üç



Keşif Mavi Kopyası



İlk Kaynak, kendini yeniden tanımlamak için ve çoklu evren ve içindeki tüm varoluşa sebep olması için keşif mavi kopyasını yaratmıştır. Bu sistemin amacı, yaratım alemlerini keşfetmek ve bireyselleştirilmiş bilincin bilgeliği kazanma ve ifade etme yetisini geliştirmektir. Her bireyselleştirilmiş bilinç, İlk Kaynak'ın şahsiyetini resmeden güzel mozaiğin bir parçasıdır. Keşif mavi kopyası, birbirinden bağımsız bu parçaları organize eder ve İlk Kaynak'ın bütünlüğüne geri döndürmek için uygun yerlere yerleştirir – başka bir evrenin yaratım, yerleşim ve dönüşümünü gerçekleştirmek için yeniden yapılandırılmıştır.



Kozmos her yerinde yaşam mevcuttur – İlk Kaynak'ın bireyselleştirilmiş ifadesi şeklindedir. Bunlar, benliğin bireysel ifadesini deneyimlemek için bölünme ve İlk Kaynak'ın evrensel ifadesini deneyimlemek için katılaşma sürecindedir. Bizler, kozmosun rahminden doğduk, ve zamanla her şey ona geri dönecektir. Ne zaman ve nasıl olduğunun bir önemi yok. Önemli olan sadece neden olduğudur.



Bu rahmin yeryüzünden uzaklığı neredeyse sonsuzdur, ancak kalbinizi titretecek kadar da yakındır, tabi hayal gücünüzün nerelere erişebileceğini bilseydiniz eğer. Varoluşunuzun başlangıcında, şekilsiz bir bilinç olarak, bireysel ifade deneyimini seçtiniz ve Kaynaktan ayrıldınız. Üç-boyutlu dünyayı deneyim alanınız olarak seçtiğiniz zaman, Yaratıcı ile birliğinizi geri kazanmak üzere her türlü makul engel ve zorluk ile karşılaşabileceğiniz zaman dünyasına adım attınız.



Keşif mavi kopyası, kozmosun kurulumuna işaret eder ve bireysel bilinç ile alakalı beş temel deneyim aşamasından oluşur.



I. Varlık Bilincinin Yaratımı




Her biriniz, Kaynak Zekanın ruhsal özünden çıkarak, İlk Kaynaktan akarak doğdunuz. Kaynak Zeka tarafından mayalanan Işık parçacıkları yükselip bireysel bilinci korumaya aldığında, zamansız ve mekansız olarak İlk Kaynak'ın özünü paylaşan ölümsüz bir varlık olarak doğdunuz. Varlığın İlk Kaynak'tan ayrılıp Kaynak Zekanın rehberliği altında bireyselliğe adım atmasına izin veren, Bütünlük Yönlendiricisi ile massedilmiş Varlık bilincidir.



Varlık bilincin en yüksek halidir; onu deneyim ve içgörü ile besleyen düşük seviyeli araçların ya da bedenlerin toplam bilinç halinin içinde ikamet eder. Varlık bilinci, deneyimin şaşmaz gözlemcisi ve içgörünün birleştiricisidir. Her şekilde, İlk Kaynak'ın bir minyatürüdür, sadece İlk Kaynaktan bağımsız olarak hareket etme gücüne sahip olma hissini geliştiren zaman ve mekan ile deneyimsel ilişkiden yoksundur.



Varlığa hayat veren açıkça bu bağımsızlık hissiyatıdır. Keşif mavi kopyasının merkezi parçasıdır çünkü bu bağımsızlık hissi olmadan, kozmosun ve çeşitli titreşim seviyelerinin keşfedilmesi, Kaynak Zekasının merceğinden yansıyarak İlk Kaynak'ın algısı ile sınırlı olurdu. Tanım olarak, tekil boyutlu bir algıdır bu, ve sonuç olarak tamamlanmamış bir keşiftir. İlk Kaynak bu keşfin hükmünü, çokevreni yaratımının bir sonucu olarak vermiştir, ve çokevren yaratıldığı zaman, İlk Kaynak kendini ışık partikülleri biçiminde tecelli ettirmiş ve bu partikülleri ayırmıştır.



Bu yaratımların ilki, ışık beden olarak bilinen fiziksel bir aracın kullanımı yoluyla bireysel kimlik ile bahşedilmiştir. Bu bedenin yoğunluğu, İlk Kaynak'ın baskın realitesinden gelen bölünmüş parçacıkları engellemek için yeterliydi. Böyle yaparak, partiküller özerk kaşifler haline gelip hızla Bütünlük Evreninin içsel alemlerinde populasyon oluşturdular. Ancak, yaratımın dış alemlerine asla çıkmaya cürret edemediler. Burada, titreşimin yoğunluğu zamanı öyle bir yavaşlatmıştır ki büyük mesafe yüzünden beden içinde keşif imkansızdır.



İlk varlıklar varoluşlarının çok özel bir amaç taşıdığını biliyorlardı: yeni yaratılan varlık bilincinin içinde yaşayabileceği bir araç inşa etmek ki böylece bireyselleştirilmiş ruhsal-form çokluevrenin uzak köşelerine ulaşabilir, keşfedebilir, deneyimleyebilir ve bunlardan bir şeyler öğrenebilirdi. Bu tıpkı dalgıcın denizin dibini keşfetmek için dalmasına izin veren bir dalgıç kıyafeti gibi olacaktı. İlk Kaynak, Kaynak Zekası yoluyla çalışarak, dış yaratım alemlerini algılayabilirdi, ancak deneyimlenmesi ve İlk Kaynak'ın yarattıkları hakkında bilgi kazanılması mümkün değildi.



WingMakers, varlık bilincine yerleşen ilk yaratımlardı. Bizler, çokluevren boyunca tüm insan beden çeşitlerinin mimarı ve tasarımcısıyız. Bilinen evreniniz için diğer gezegenlerde birçok çeşidiniz var. Hemen hemen hepiniz, evrenin diğer alemlerinde deneyimler edindiniz, ancak bu deneyimleri bilinçli zihninize tercüme etmeniz mümkün değildir. İlk Kaynak varlık bilincini meydana getirdiğinde, WingMakers kaşif araçlarını yarattı ve böylece yaratımın en dışındaki yoğun titreşimli alemleri keşfetmek için bu yeni oluşturulan bilince de izin vermiş oldu.



Fiziksel evrenin titreşim hızı öyle bir seviyeye düşürüldü ki partiküller nesneler haline doğru katılaştı, ve böylece zaman sıralı algı çerçeveleri halinde yavaşladı ve varlık bilincinin eşzamanlı olarak birçok dünyayı araştırmasına izin verdi. Bu da bir varlığın binlerce değilse de yüzlerce dünyayı tek bir zaman çerçevesinde keşfetmesini mümkün kılmıştır. Bu da –her ne kadar bir çoğunuz tarafından belli belirsizce hissedilse de - daha önce yaşadığınız ve tekrar yaşayacağınız algısını yaratır.



Gerçekte, bir insan bedeni içindeyseniz, İlk Kaynak'ın aynı özünden bir araya gelmiş ölümsüz ışık bilincisiniz. Bu özden doğdunuz, ve asla ölmeyeceksiniz. Çekirdek merkeziniz olan bu en saf titreşimlerden kurtulmanız ya da onu feshetmeniz mümkün değildir. İçinizde, derinlerde, bu gerçeğe karşı hiç bir şüphe yoktur. Sadece neden bireyselleştirildiğiniz sorusu vardır.



II. Zaman ve Genetik Yoğunluk Bireyi



Yaratımı keşfetmek varlığın doğasından gelir. Bu İlk Kaynak'ın temel kimliğidir, ve anne-babadan çocuğa geçen genetik özellikler gibi tüm yaratımın üzerine bahşedilmiştir. İlkel içgüdü, varlığı keşif amacı ile, başarı ya da zafer beklenmeksizin, yaratım alemlerine dalmaya yöneltir.


Bu keşif şekli, sadece yeni coğrafyaları ya da fiziksel varoluş hallerini içermez. Daha önemlisi, İlk Kaynak'ın kolektif bilgisini geliştiren yeni duygusal algı hallerini keşfetmektir. Keşif bilgiyi getirir. Varlık bilincinin pratik bakış açısı budur, ve kesinlikle varlığı zaman ve yoğunluk içine düşmeye zorlayan bu doğal özelliktir.


Varlık bilinci, Kaynak Zeka yoluyla İlk Kaynak'a bağlantısının farkındadır. Ayrıca, WingMakers tarafından yaratılan araçlar / bedenler vasıtasıyla saf titreşim halini diğer zaman ve uzay boyutlarına taşıma fırsatının da farkındadır. Bu araçlar, ya da size göre bedenler yoluyla, varlık, gezegeniniz gibi düşük titreşimli halleri keşfedebilir.


Varlık ışık beden aldığında, aslında, hala şekilsizdir. Kimliği, İlk Kaynak'tan ayrı iken, ışık beden içinde bulunan diğer varlıklardan ayrı değildir. Yani, henüz bireyselliğe geçiş yapmamıştır. Bu aşama sadece ışık beden, genetik yoğunluktaki bir araca taşındığında meydana gelir. Bilim adamlarınızın DNA adını verdiği araç, WingMakers tarafından yaratılmıştır ve ışık bedenin çokluevreni keşfetmesine, İlk Kaynak'tan ve varlık adını verdiğimiz ışık bilincinin partiküllerinden bireyselleştirilmiş ayrılık halini meydana getirmesine izin verir.


Yaratımın engin koşulları ışık bedeni, bir araç / beden giymeye ve keşif için onun içgüdülerini takip etmeye çağırır. Bu gerçekleştirildiği anda, varlık kendinin birey olarak farkına varır. Yine de, bu bireysellik, ne etkileyicidir ne de korkulan bir şeydir. Sadece bağımsızlığın yeni bir hissidir; kendini-öğrenme mikro-kozmosu yeşermeye başlar.


Dini bilgilerinizin aksine, bağımsızlık halini takip eden bir cezalandırma yoktur. Varlık, keşif seçiminden dolayı cezalandırılmaz, aksi takdirde, bağımsızlık hali elde edilemeyecek kadar imkansız olurdu. Sadece bu bağımsızlık hali ya da özgür irade yoluyla varlık, eşsiz bir bakış açısı kazanabilir. Sınırlar önce oldukça dar tutulsaydı, ve varlık yoldan çıktığı her sefer için cezalandırılsaydı ya da günah işlemiş sayılsaydı, bu bir keşiften çok bir otomasyon olurdu.


Yaratım dünyalarında özgün keşif olmadan, deneyimin değeri, hem varlık hem de İlk Kaynak için ortadan kalkardı. Yeni doğmuş bir insanın enerjisini tuhaf el-kol hareketleri ile ifade etmesi gibi, yeni varlık da enerjisini keşif yolunu seçerek tuhaf kararlar ile ifade eder. Bu kararlar, hayal edilebilecek her türlü karanlık hareketi içerir, ve bu şekilde varlık eşsizliğini geliştirebilir.



III. Ayrılık Yoluyla Deneyim Kazanmak



Varlık eşsiz hale geldiği zaman, eşsiz deneyim ve içgörü kazanabilir. Ve bu, varlığın İlk Kaynak'a iletmek üzere tasarlandığı değerli bir kargodur. Bireysellik ve bağımsızlık varlığa bahşedilmiş armağanlardır, ve bunun karşılığı da eşsiz içgörüdür. Çokluevren bu şekilde tasarlanmıştır, ve keşfin mavi kopyası aracın (Bedenin) doğasına, dış görünüşüne, belli bir türe göre yararları, ya da doğduğu dünyaya katkılarına kayıtsızdır. İfade etmeye değer tek amaç, kendisi için temin ettiği, İlk Kaynak'a sağladığı, zaman ve genetik yoğunluğa yaptığı yolculuktan kazanılan eşsiz perspektiftir.



Varlık insan aracı içinde işlev gördüğü zaman, İlk Kaynak'a bağlı kalır ancak zihin keşif aracı ile tanımlamayı öğrenir ve nadiren varlığın saf titreşim halini tam anlamıyla ifade etmeyi başarır. Ancak, bu titreşim varlık bilinci tarafından daima hatırlanır ve eşitlik hissi ve tüm varlıkların sahip olduğu paylaşılmış amaç yoluyla üç-boyutlu alemde ifade edilir.



İnsan aracı, varlık tarafından giyildiği zaman, varlığın gözlemlediği sahnenin oluşturulduğu baskın realite haline gelir. Bu tıpkı uçağa binen ve kontrol paneli ile meşgul olan bir pilot gibidir. Varlık, birden yaklaşık bine kadar farklı baskın realiteyi etkin bir şekilde kontrol edebilir – her biri eşzamanlı ve ardışık olarak meydana gelebilir. Sonuç olarak, varlık, geniş bir deneyim platformunda öğrenme sürecini hem hızlandırabilir hem de dengeleyebilir.



Eşzamanlı deneyimsel öğrenme platformları kavramının, bedeninizdeki ve zihninizdeki tüm üç-boyutlu lifleri geren bir kavram olduğunu biliyoruz, ancak sizin bu şekilde tasarlandığınız gerçektir. WingMakers, yüz bin çeşit insan aracı üretmiştir – hepsi de aynı DNA şablonunun etrafında yapılandırılmıştır ve her biri çokluevrenimizin yedi fiziksel evrenine serpilmiştir. Siz bu sözleri okurken, çokluevren içinde yüzlerce değilse de onlarca eşzamanlı realitede işlev görüyorsunuz, fakat yalnız varlık tüm bu realiteleri algılama yetisine sahiptir.



Varlık bağımsızlığa adım attığı zaman, ilk olarak tek bir baskın realitede çalışır ve aşama aşama, birden çok araçtan gelen çoklu veri akımlarını işlemekte ustalaşır. Unutmayın ki varlık ilk önce bir ışık beden içindedir, ve bu ışık bedenin bildiğiniz gibi şekli yoktur. Hem zamanda ve de uzayda sabitlenmiş bir nokta hem de her yerde mevcut olan bir bilinçtir. İnsan aracı, bu her yerde mevcut bilinci çoklu algı kanallarına odaklayan bir aralığa (açıklığa) sahip olmak üzere tasarlanmıştır, ancak aynı zamanda insan aracının algısı tek bir baskın realite ile sınırlandırılmıştır.



Bu gerekliydi çünkü zihin, duygular ve beden çoklu araçların bütünleşik deneyimine dayanamazdı. Sistem üzerine fazla yük bindirir ve insan aracının bozulmasına ve nihayetinde çökmesine neden olurdu. Ayrıca, varlık bilinci ile zihin ve duygular arasındaki hassas bağlantının bulutlanmasına neden olmaktadır. Buna rağmen, bilinçaltı alemleri bu eşzamanlılık akımlarına, zihin ve duyguların dağıtılmasına ve arınmasına izin verir.



Varlık, beyaz bir ışık huzmesi gibidir, ve insan bedeninin genetik yoğunluğuna geçtiği zaman, geniş deneyim spektrumuna bölünür. Varlığın ışık enerjisinin geçiş yaptığı genetik yapı sayesinde, İlk Kaynak'a ve tüm türlere aktarılabilen bir duygusal bilgi olarak şekillenen eşsiz bir perspektif biriktirir.



IV. Gerçek Bilgeliğe Yükselen Helezon



Varlığın çokluevrenin fiziksel alemleri içindeki yolculukları, zaman ve uzay ile kıyaslandığında engindir. Birçok durumda, on binlerce yılın birleşiminden oluşur, ve bu yılların her biri, varlık üzerinde bir etki yaratır. Zamanın mesajları yeni formları biçimlendirir. Ve bu formlar, uzak gelecekte olacaklar için numuneler olarak ortaya çıkarlar. Bunlar, daha önceki söylevlerde bahsedilmiş olan Hükümran Bütünlerdir.



Bu varlıklar, her biçimdeki, mekan ve zamandaki deneyimlerine bakarak, deneyimlerin toplamını, insan türlerine nakledilen bir ifade haline getirirler. Bu şahadetin doruk noktasıdır, ve bir türde gerçek bilgeliği tanımlayana kadar nadiren ortaya çıkar.



Haklı olarak, bilgiyi dini kitaplarınızdan, bilimsel yayınlardan, ve felsefi söylemlerden alıyorsunuz, ancak bu sizin gerçek bilginiz değildir çünkü sizin türünüze mahsustur. Fark basittir; gerçek bilgeliğiniz, türleri bölmez. Onları birleştirir. Ve bu sevgi yollu duygusal bir birleşme olmayacaktır; çokluevrenin gerçek anlamına doğru paylaşılan bir bağlantı yoluyla olacaktır, çünkü odaklandığında bir tür olarak sizin yerinizin gözden kaybolmasını sağlayan tek mercek budur.



Sizi bilimin gerçek bilgeliğe götüreceğini mi söylüyoruz? Hayır, size, türünüzden bazı kişilerin Hükümran Bütün olarak dengelenmiş bilimsel ve felsefi doğaları ile öne çıkacağını ve değişmez kanıtı kabul edecek eğitilmiş bir türün faydasını göreceklerini söylüyoruz.



İlk Kaynak dahi bir türü gerçek bilgeliğe götüremez. Türlerin liderleri, bunu organik, kendilerinin geliştirdikleri yöntemlerle başarmak zorundadır. İlk Kaynak, orijinal keşif mavi kopyası yoluyla, insani türlerin bilgiyi edinebilme yetisini vermiştir. Gerçek bilgelik türlere dışarıdan verilseydi eğer, niteliği gereği güvenilmez olacak ve türlerin birleşmesini yeterince sağlayamayacaktı.



Kanal bilgisi olarak ifade ettiğiniz şekilde fiziksel-olmayan varlıklar yoluyla sizin türünüze getirilmiş birçok ifşaatlar vardır. Kutsal kitaplarınızın bazı kısımları dahi kanallık yoluyla alınmıştır. Ancak, bu yazılar azınlık bir kesim içindi. Gerçek bilgeliği kapsamadılar – sadece gerçek bilgeliğin gölgesinde ip uçları verdiler. Hükümran Bütünler, türünüz için fener misali ortaya çıkacaklardır, ve tüm türün zihinsel ve duygusal idraklerini yükselteceklerdir.



Bir Hükümran Bütün ortaya çıktığı zaman, kendi varlık bilincinin katalizör güçleri ile, bir başkasının, bir başkasının ve bir başkasının ortaya çıkmasına neden olacaktır ve tek jenerasyonda birden bine çığ gibi artacaktır. Bu binden, bir sonraki jenerasyonda bir milyon ortaya çıkacak ve bu bir milyondan da bütün bir popülasyon yükselecektir; çokluevrene açılan portallardan kazanılan içgörü ile. Ve bu portaldan, tüm saldırılara direnebilecek bir biçimde gerçek bilgeliğin organizasyonu yükselecektir.



Bu, türün yeni, hiyerarşik olmayan yapılar etrafındaki büyük birleşimidir ve bu, birleşmeyi sürdürebilmek için, yeni doğmuş bir türe gerçek bilgeliği deneyimleme izni vermektedir. Altı jenerasyon içinde, türün genetik zihni sabit kalır ve sonra güçlü bir keşif aracı haline gelir ve tür bunun, çokluevrene açılan bir "uzay aracı" olduğunu anlayacaktır.



Gezegeninizdeki insan türü, gerçek bilgeliğin gölgelenmiş halini ana hatlarıyla yeni bir türe aktaran öğretmenler haline gelecektir, şu anda dahi, bilinçsizce sizin gelişinizi beklemektedirler. Bu süreç, daha derin içgörüler ve İlk Kaynak'ın varlığının olduğu Merkezi Evrene giden yolları uyandıran çeşitlilik ve anomaliler ile birlikte, tekrar ve tekrar meydana gelir. Yerçekimi olan alanların içinde en güçlü olanıdır ve nihayetinde, bir türü ve onun bireyselleştirilmiş varlıklarını kendi alanına, gelecek benlikleriniz olarak ikamet ettiğimiz WingMakers'ın yer aldığı yere, yönlendirir.



Gelişen Yaratımın Devam Eden Yolculuğu



Zaman ve mekan evreninde varlık, İlk Kaynak tarafından keşfetme, çoğalma, gelişme ve yaratımların ileri uç bölgelerini Kaynak Zeka ile kuşatmak ile görevlendirilmiş gelişen bir kaşif partikülü olarak görülür. Varlık, zamansız ve mekansız boyutlarda --doğal ortamında -- görüldüğü zaman, İlk Kaynak'ın bireyselleştirilmiş ölümsüz yüzü olarak belirir, ancak üç boyutlu genetik yoğunluk çevresinde görüldüğünde, türün geçici bir yüzü olarak belirir.



Tür -- bu örnekte, insan türü -- zaman içinde, metafiziksel ve bilimsel kuruluşlarının oluşumunda gelişmekte olan bir ırka rehberlik eden ata ırk olarak tekamül etmektedir. Yeni bir türün kültür kurucuları olur. Bir türün tekamülü, çokluevreni keşfetmeye uygun birleşik genetik model olarak Merkez Evrenden orijinal hali ile çıkışından, biyolojik çeşitlilik içindeki parçalanmış bir türe, kültür ve teknoloji ile tekrar-birleşmesine, fiziksel olmayan birleşmiş Genetik Zihin olarak yükselişine, bu Genetik Zihnin uygulamalarını kozmosun en uç noktalarına erişip keşfetmek için kullanmaya ve gelişmekte olan bir türe yol göstermeye, ve bu Genetik Zihnin ata ırkın Genetik Zihni ile birleşmesine kadar uzanır.



Bilim adamlarınız, türün evrimini, zaman ve uzayın engin ormanındaki bir kıymığa denk gelecek bir oranda tanımlamışlardır. İnsan türünün zaman ve uzay "ormanındaki" evrimi, aşırı derecede yoğun bir süreçtir ve sayısız gelişim seviyelerinden meydana gelmektedir; bu da nihayetinde türün Genetik Zihninin İlk Kaynak ile uyumlu bir şekilde harmanlanmasına olanak verir.



Bu süreci ateşleyen ise, varlığın yaratım dünyalarını keşfetmeye ve nihayetinde genç bir türü gerçek bilgeliğe doğru yönlendirecek gerekli bilgi ve şefkati kazanmaya karşı duyduğu -genetik olarak vakfedilmiş- dürtüdür. Bu sürecin neden bu kadar yanlış adımlar ve yollar ile dolambaçlı ve gergin bir hal aldığını merak edebilirsiniz. Size bu sürecin hiç de göründüğü gibi olmadığını söylüyoruz. Yeryüzündeki türünüz ile çalışmakta olan ata ırkın Genetik Zihni, hayal edebileceğinizden çok daha kapsamlı ve esaslı bir zaman çerçevesinde işlev görmektedir.



Geleceğinize açılan kapı, bu mavi kopyanın tamamlanması ile olacaktır, ve bu mavi kopya, türünüzün derinlerinde şifrelenmiştir. Köklerinizde, ölümsüz psişik bir ifade ya da zihinsel eko değilsiniz, aksine, İlk Kaynak'ın, Kaynak Zekanın ve bağımsız varlığın hatasız üçlemesisiniz, enerjinin daimi dansı ile çakışmaktasınız. Zihniniz, gerçek doğanızın bütünlüğünü ve varlığınızın derinliğini kavramalıdır, yoksa düşük benliğinizin psişik ifadesine ve zihinsel ekonuza yenik düşeceksiniz.



Size öğretildiği gibi, düşük benliğinize inanırsanız, özü değil de gölgeyi besleyen besine erişeceksiniz. Tasarımınızın özü, geniş benlik-resminizin kavramlarını oluşturan sözcükler ile uyandırılır. Ve bu sözcükler, genellikle dile gelmez, görülür, hissedilir ve duyulur. Sizi, eşitlik tonuna ve bütünlük algısına götürür. Bu sözcüklerin, sizi, canlılık ve hareket getiren nazik dalgalar misali, yıkamasına izin verin. Bu dalga sizi yeni kıyılara sürükleyecektir, ve işte orada gerçek doğanızı ve amacınızı ortaya çıkarmaya başlayacaksınız.



Keşif mavi kopyası, tasarımınızın genetik alt katmanıdır, ve "düşük" adı verilen yaşam formları türünüzün "dallarıdır". Onlar olmadan, varolamazsınız. İnsan türünden bahsettiğimiz zaman aslında kompozit bir yaşam formundan bahsediyoruz. Sizi bitki ve hayvan alemlerinden ayrı tutamayız. Hepsini tek bir bileşik tür olarak görüyoruz. Bir türü milyarlarca alt-türlere bölmeyi seçen bilim adamlarınızdır çünkü bütünlük sınıflandırılamaz ve analiz edilemez.



Zihin araçları türünüzün gerçek doğasını örtbas etmektedir. Eşitlik frekansı ile gözlem yaptığınızda öncelikle kalbinizde ve zihninizde yaptığınızda, bir tek bu örtüyü kaldırabilir ve türünüzü bir hakim organizma halinde organize eden bağlantıları hissedebilirsiniz. İlk Kaynak ile birbiri üstüne öyle mükemmelce örtüşen ve sadece tek gibi görünen iki halka misali mükemmel uyum içinde olan bu organizmadır. Kendisinin sayısız parçalarını üretmek ve bir hakim organizma olarak her birini, hükümranlığını da sürdürmesine izin vererek, birleşmeye yönlendirmek İlk Kaynak'ın doğasıdır. Bu sevginin kusursuz ihsanıdır.



İlk Kaynak aramakla bulunamayacağı gibi, içinizdeki hükümran / bağımsız varlığın yönlendirici dürtülerine itimat ederseniz, adım adım, yaşam yaşam, bir evrenden diğerine, bir çağdan diğerine, nihayetinde Yaratıcınızın gözlerine bakıp bir olduğunuzu fark edene kadar dosdoğru yönlendirileceksiniz. Ve bu fark ediş ile, ortaya çıktığınız türün de bir olduğunu anlayacaksınız. Birin parçaları, sonu öngörülemeyen ve başlangıcı zaman ile ölçülemeyen keşif mavi kopyası yoluyla birbirine yapışır.



http://lyricus.page.tl/Felsefe-Uc.htm
 

Moderator

#10
Sezgisel Zeka Teknikleri (Özet)


1. dua
2. imgeleme
3. salıvermek
4. ısık baglantısı/ ısık dagıtımı



1. DUA:

Kalbimin ısıgı parladıkça, bagıslama kapasitem de parlıyor. Bagıslama kalbime akarken yükseliyor, basımı hayal edilebilecek en narin ve ince ısık ile dolduruyor, ve bu ısıkla, geçmisim için duydugum bir sefkat ile doluyorum ve bu ısıkla, meydana gelmis her sey yeniden yazılıyor.




2. İMGELEME :

İkinci adım bu ısıgın içeri yerlesmesine izin vermektir. Bu, ısıgı çok ama çok ince altın-sarısı, havada asılı ama algının yüzeyinin hemen altında hareket eden bir sis olarak algılamanı gerektirir. Kafanın içinde, ısıgın bu hareketinin zekaya sahip oldugunu hissetmen önemlidir – duygusal geçmisini yeniden dösemeye, yazmaya, uyarlamaya muktedir bir zekaya.


Amacı, uygulayıcının duygusal geçmisini sefkat frekansına dogru yeniden sekillendirmesine ve böylece iç sesinin ya da sezgisel zekanın daha derin bir erisim ile birlikte daha akıcı ifade kazanmasına yardımcı olmaktır.





3. SALIVERMEK :


Hayal gücüne ince ayar yaptıgında ve ince ısık frekanslarını bas bölgende gördügünde ve bunun – bir anlamda – yerlesmesine izin verdiginde, içsel bir teslimiyet ve salıverme tavrını benimsemek zorundasındır.


Çok basit, ama aynı zamanda da zor. Salıvermek güvenmektir. Güvenmek en derin benliginin oldugu kadar ortaya çıktıgı kökeninin zekasına inanmaktır. Bu basit tarafı. Zor tarafı ise egokisiligin yargılamalarının hasarlı ve bir ölçüde sezgisel zekanın karsıtı oldugunu anlamaktır. Teknigin bu asaması, sürecin sınırları dahilinde gelisiminin yargısını salıvermektir.

ego da dogal basarı açlıgını doyurmak için gelisiminin kanıtlarını arayacaktır. Ego, bu davranısı için uzaklastırılması, ihmal edilmesi ya da suçlanması gereken bir sey degildir, aksine saflastırılması gereken bir seydir.

Bir kisi sezgisel zekasına erismeye ve onu ifade etmeye heves ediyorsa, salıverme psikolojik bir zaruriyettir. Egon, düsük, dıssal güçlerle çalısmada ustadır, aynı sekilde de kalbin de yüksek, içsel güçler ile çalısmada ustadır. Bu içsel güçleri bir araya getirme arayısına girersen, egon, çaba ve süreci, üzerinde baskı kuran gerçek dünya problemlerinin karsısında önemsiz bir oyalama / saptırma olarak algılayacaktır. Ego kisiligin içgüdüsel yanıtı, bu durumda, kalp frekanslarına odaklanmayı yanlıs yönlendirme olarak algılayacaktır.


Saf egoya göre, kalp sadece fiziksel bedenin can sıkıcı ve zayıflık gösteren bir teferruatı olmaktan ibarettir.


ancak özellikle bu adımı süreç içinde nasıl uyguluyorum?


Kalp bölgen vasıtasıyla nefes almak, egonun arzuları ile kalbin kapasitelerini karıstırma metodudur, ve bu da salıverme metodudur.


dikkatini nefesine odakla. İçine çektigin nefesin egonun arzularını kuantum kalbinin iç odasına getirdigini hayal et. Sonra, bu basarı arzusunun – iç nefes seklinde – nefesini tutarak bu iç odada asılı kaldıgını hayal et. Bunu yaptıgında, nefesin, kuantum ya da enerjik kalbinden yükselen sefkatin içeriye akısı ile karısır. Simdi, bu yeni güçlenmis nefesi kalp bölgene geri gönder, ve her seferinde, nefesini verdiginde su sözleri tekrarla: "Kendi ısıgında parlaması için gizemini korumasına izin ver." Bunu altı ila sekiz defa tekrarla.




4. IŞIK BAĞLANTISI :


kuantum kalp da ısıgı görsel enerji ve duygusal gerçekligi yoluyla insan bedeninin (varlıgının) sınırlarına ısık dagıtır. Isık dagıtım teknigi, ısıgın – engellenmeden – genisleyen sen boyunca deveran ettigini hayal etmektir.


fiziksel beden, duygusal sistem ve zihnin yüzlerinden meydana gelmistir. Bu unsurları birbirine baglayan ve bir sistem olarak verimli bir sekilde çalısmalarına saglayan ag, fiziksel bedendeki damarlara ve arterlere benzerdir. Bu ag, karsılıgında bir kuantum alanını birlestiren ve çokevrende bagımsızca islemesine izin veren ısıgı nakleder. Biz bazen bu bireysellestirilmis aga, genisleyen sen deriz.


Sadece dikkatini ne oldugun gerçegine yönlendirmen gerekmektedir. Bu sadece bir kaç saniye sürer, ancak bu teknigi sıkça ve özenle çalısman önemlidir.


Öyle ama onu yönlendirmiyorsun, ona erisiyorsun
temel yapısı olan holografik ısık ızgaralarına dokunuyorsun.


Kalbini gögüs kafesinin içinde atarken ve bedenine ve beyin sistemine oksijen dagıtırken imgeleyebilir misin?

Aynı fonksiyonun kuantum ya da enerjik kalbinde de meydana geldigini ve damarların ve arterlerin yerine kuantum kalbinden ayrılan ısık tellerinin oldugunu ve seni daha genis bir ag ile bagladıgını hayal et. Bu ag, fiziksel bir varlık olarak varolusunun kaynagıdır. Simdi, bu tellerin hem kökler hem de kanatlar oldugunu düsün. Kökler varlıgını demirliyor ve topraga baglıyor; ve kanatlar da yasamını yüceltiyor ve genislik kazandırıyor. Gün boyunca, sadece seni çevreleyen enerji yapısını hisset. Bunu yaptıgında, kalbini "fise taktıgını" ya da bu yapıya baglandıgını hayal et, ve bunu imgeleyemesen bile, hayat-veren enerjiyi toprakta hissetmek gibi varlıgını hisset. Bu baglantıyı, ritmik, titresen, agdan kalp sistemine akan ve sonra kalbinden bedeninin geri kalanına akan bir ısık olarak hisset.


Bu, merkezi kalp frekanslarını tekrar dengelemek ve tazelemek ve insan bedeni boyunca dagıtıldıgını garantilemek için kullanılan bir tekniktir. İçsel akımları aktive eder.



Sezgisel zeka, üç boyutlu dünyaya sızan kuantum kalbin potansiyelidir. Asıl bilginin anahtarıdır.