Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sybleman

#1635
Gaia birisi siyah bir enerjiydi, karşımda oturan bir tanıdığım kişinin resmen içinden çıktı ayağa kalktı bana doğru gelmeye çalıştı, ama sanki gelmeye çalıştıkça enerjisi çözülüyordu geri dönmek zorunda kaldı. O varlık o kişiden çıktığında kişi bir irkildi kalktı tekrar oturdu, sanki o da bir tuhaflık hissetti o an. O siyah enerji hiç hoşuma gitmedi, negatif gibiydi.

Diğeri buharlaşma gibi sanki görüntüyü büküyordu, olduğu alanda görüntü sanki buhar olduğundaki gibi ya da elmasa bakınca olduğu gibi  yamuluyordu. Bir kadını takip ediyormuş sonra anladım, onun birlikte gitti. Bu varlığın enerji alanı çok büyüktü, sanki 3 metrelik çapta bir aurası vardı. Bu sanki koruma gibi bir varlıktı, onu takip edip koruyordu sanırım.

Sanırım kendimizi koruma için de arada açılıyor bu görüşler.

sybleman

#1636
Celselerdeki 353535 mevzusunu hiç araştıran var mı? Tgur abi paylaşım yapmış mıydın bununla ilgili?

S: (L) Pi sayısı. 11'in karesi bölü pi. Bu bizi nereye götürüyor?
C: 33.sonsuzluk.
S: (L) Ama bundan 33 çıkmıyor ki! Eğer 11'in kare kökünü pi'ye bölersek 3.3166 falan çıkıyor... Fi de nedir? Tamam eğer pi'yi 11'e bölersek
3.5 çıkıyor, 33 değil.
C: 1 kere 1.
S: (L) Aa 11 kere 11 değil, 1 kere 1'i mi kastettiniz?
C: Hayır.
S: (L) 1 kere 1 kaç mı eder? 1.
C: 5 eksi 3.
S: (L) Tamam, 2.
C: Bak: 353535.
S: (L) 35 dizisi nedir?
C: 5 eksi 3.
S: (L) Burada garip bir matematik var. Sayılarla herşey yapılabiliyor çünkü sayılar derin seviyelerde evrene tekabül ediyor...
C: Kod.
S: (L) Bu kod neyle ilgili? Yazılı birşeyle mi ilgili?
C: Sonsuz güç.
S: (L) Bu kodu bilerek nasıl sonsuz güç elde ediliyor? Neyle ilgili olduğunu bilmiyorsan sayısal bir kodu nasıl kullanabilirsin ki?
C: Yılanların Tanrısı kendi taraftarlarına sonsuz bilgiyi arayıp bulma yoluyla sonsuz güce ulaşmayı vaadediyor. Sonsuza kadar sahip oldukları
şeyi sonsuza kadar aramak için sadakat yemini ediyorlar.
S: (L) Bu bir kısırdöngü!
C: Ve aldanma da burada ortaya çıkıyor! Hatırla, sonsuz güçle kendine hizmet etmeye çalışanlar yalnızca kendine hizmet eden diğerlerine
hizmet etmeye mahkum ve yalnızca görmek istediklerini görebilirler.
S: (L) Önceki bir celsede bununla ilgili konuşurken bu düşünce aklıma gelmişti. KH yolu kendine hizmet etmeye çalışan bireylerden
oluşuyor. Bencil ve ego-merkezliler. Diğerlerini onlara hizmet etmeye zorlamak istiyorlar. Diğerlerini köleleştirmek istiyorlar ve diğerlerini
onlara hizmet etmeye manipüle etmenin yollarını arıyorlar. Ama sonunda kendilerinden daha yüksek bir gücün kontrolüne giriyorlar.
İnanarak ve gücünü teslim ederek "kurtulunacağını" savunan popüler dinler dahil bu tür öğretiler yoluyla kendilerine güç çekebileceklerine
inanıyorlar. Ama kandırma ve aldatma yoluyla diğerlerinden ALAN bir kontrol piramidi çıkıyor karşımıza. Alanlardan da sonunda alınıyor.
Piramidin dibindeki çoğunluğun alacağı kimse yok ve o yüzden birsonraki yoğunluğa çekiliyorlar ve bu zirveye ulaşana kadar devam ediyor
ve herşey yok oluyor. BH modunda sadece verenler var. Ve eğer diğer BH varlıklarıyla ilişki içindeysen herkes herşeye sahip ve kimse dipte
veya tepede değil, bir boşlukta. Sonunda herkes başkasına hizmet ediyor galiba ve buradaki prensip NİYET. Ama BH'de daha ziyade bir
daire var gibi ve kimse dışarıda kalmıyor.
C: Denge, yin-yang.
S: (L) Yani 33 Yılan'ı, Medusa'yı falan temsil ediyor...
C: Piramidi belirtmiş olman ilginç... Piramidin tekabül ettiği tek boyutlu geometrik şekil nedir?
S: (L) Üçgen. Ve bir ucu yukarı bakan bir üçgen 3 yapıyor ve ucu aşağı bakan bir üçgenle birlikte 33 yapıyor. Burada anlatmak istediğiniz şey
bunun gibi birşey mi?
C: Evet.
S: (L) 33 rakamı ile Mısır'daki Büyük Piramit arasında bir bağlantı var mı?
C: Evet.
S: (L) Peki bağlantı nedir? Piramidi yapanlar gizli topluluk faaliyetlerine mi katıldılar?
C: Evet. Matrix kitaplarında gördüğün, Yılanları ve Grileri temsil eden sembol neydi?
S: (L) İçinde Yılan kafası olan üçgen mi?
C: Evet.
11 Kasım 1995
442
S: (L) Bu 33 bir grup dünyadışı varlığı mı temsil ediyor, yoksa yüksek bilgili ve yetenekli bir grup insanı mı?
C: Biri veya diğeri. (ç.n.: "ikisi de" anlamında mı acaba?)
S: (L) Bu Bramley'in kitabında Yılan Kardeşliği olarak belirtilen şey mi?
C: Evet.
S: (L) Quorum dediğiniz şey de bununla ilgili mi?
C: Yakın.
S: (L) Yani burada matematikle ve yüksek bilgiyle oynayıp o insanların kafasını meşgul eden ve daha üst bir seviyede kontrol edildiklerinin
farkına varamamalarını sağlayan bir grup varlık var öyle mi? Yoksa yaptıklarını bilinçli olarak mı yapıyorlar? Bu bir aldanma mı yoksa bilinçli
bir tercih mi?
C: Her ikisi.
S: (L) Bu gizli grupta yer alan ünlü birileri varsa birkaç isim verebilir misiniz?
C: Çıkarınıza olmaz.
S: (L) Bu 33 sayısıyla ilgili olarak bakmam gereken başka birşey var mı?
C: Hayır. Düşünmen gerekiyor.


S: (L) Albert Pike'ın yazılarının deşifre edilebilecek ilginç bir kaynak olarak önerir miydiniz?
C: Evet.
S: (L) Kullanılabilecek herhangi bir rakam dizisi var mı?
C: 353535...
S: (L) Bu aynı zamanda genetik bir kod mu?
C: "A noktası ile B noktası" arasında kayıp çok şey var.
S: (L) Belgelerden DNA'ya atlamayı mı kastediyorsunuz?
C: Evet.
S: (L) Tapınakçılar geleneğinin atası veya kalıntısı olduğu iddia edilen Zion Manastırı... Bu büyük sırlara sahip gizemli bir örgüt mü?
C: Bir örtü.
S: (L) Diğer bir perdeleyici.
C: Evet.
S: (L) 353535 koduna dönecek olursak; bu hususta faydalı olabilecek...
C: Bunu Ark'a bırakman daha iyi olur


S: (L) Nefertiti ve ailesinin garip kafatası şeklinin nedeni neydi?
C: Genetik oynama.
S: (L) Bu 4. yoğunluk genetik oynaması KH tarafından mı yapıldı yoksa BH mi?
C: KH.
S: (L) Eğer Leviler Ay'a Tapan Hititlilerse, Nefertiti'yle takılan Akhenaton nasıl oldu da Güneş Tapınımı'nı kurdu? Bu anlamlı değil.
C: Gelecekteki Ho.
S: (L) Gelecekteki ne?
C: Ho.
S: (L) HO'nun bir anlamı olmalı. Anlamadım. Akhenaton'un Güneş tapınımına neden olan kişi Nefertiti miydi?
C: Büyük ölçüde.
S: (L) Neden Ay tapınımı yerine Güneş tapınımı?
C: Ra'nın gelecekteki onurlandırması. 353535'e git. İlah.
S: (L) Yani geleceğe yönelik olarak başka bazı kavramların temelini atıyorlardı?
C: Evet.
S: (L) Girit'te Knossos'taki tapınak, Wunderlich'in iddia ettiği gibi aslında bir mezarlık mıydı?
C: 5. yoğunluk bekleme odası.
S: (L) Orada insan kurban ettiler mi?
C: Evet.
S: (L) Hayvan kurban ettiler mi?
C: Evet.
S: (L) Hangi hayvanları kurban ediyorlardı ve kime?
C: Apis Boğası, kısmen.
S: (L) Diğer kısım?
C: Haho 353535.
20 Ağustos 2001
1055
S: (L) "Ho" bir isim olmalı. Ho bir tanrının adı mı?
C: HOH 353535.
S: (T) Su mu? ...
C: İrlanda domuzunu hatırla.
S: (L) Bu tapınak Süleyman'ın Tapınağı efsanelerinin kaynağı olan tapınak mı?
C: Evet.
S: (L) Süleyman aynı zamanda Girit'in Minos uygarlığındaki Kral Menes mi?
C: Hayır.
S: (L) Süleyman bir Mısır kralı mıydı?
C: Evet.
S: (L) Mısır'ın hangi kralı Süleyman'a tekabül ediyordu?
C: Narmer


S: (L) Rock Lake'deki yapıları inşa eden insanlar nereden geldi?
C: Pek çok yerden.
S: (L) "M" tepesi doğal bir oluşum mu?
C: Hayır.
S: (L) Kim yaptı?
C: F 353535
S: (L) Bu ipuçları araştırmaya değer mi?
C: Evet.


S: (L) Tamam, son celsede Wisconsin'deki "M" tepesinden bahsediyorduk. Doğal bir yapı olmadığını ve "F 353535" için inşa edildiğini
söylediniz. Bunun hakkında başka ne söyleyebilirsiniz? Bir şekilde etraftaki insanları genetik olarak manipüle etmek için mi kullanıldı? ...
İçinde birşey mi gömülü?
C: Güç alanı üreticisi.
S: (L) Orada bulunan kayaların cinsinden dolayı mı bir alan üreticisi? [TB'ye] Altında ne olduğunu görmek için hiç x ışınlarıyla incelediler mi
orayı? (TB) Tüm bölge bir kurşun ve çinko maden alanı. Civarda pek çok kurşun yatağı var. Belki de tepenin etrafını kapatıyorlar ama doğal
bir oluşum olduğu varsayılıyor. Ama K'ler doğal bir oluşum olmadığını söyledi. (L)
... Oradan bir ley hattı geçiyor mu?
C: Yakın.
S: (TB) O bölgede inanılmaz yüksek bir kanser oranı var. O tepe bu yüksek kanser oranıyla ilişkili mi?
C: Evet.
S: (A) Kanserin nedeni suya sızan kurşun olmalı. (TB) Doğru. (L) Genetik olarak etraftaki insanları manipüle ediyor.(TB) KH kontrol alanı. (L)
Bunu mu kastediyorsunuz?
C: Yakın

S: (L) Bu anlamlı geliyor mu? (TB) Sanırım. Hiç bu şekilde düşünmemiştim. (L) Pekala, şimdi Domuz Tanrı hakkında: domuzları Tanrı
enerjisinin tezahürü için veya sadece bir araç olarak ideal bir sembol kılan şey nedir?
C: Genetik olarak manipüle edilmiş RU 353535.
S: (L) Bu kod neyle ilgili?
C: Tribal (kabilesel/soyla ilgili) kod yapısına temel oluşturan ırk.
S: (L) İnsan DNA'sının "tribal bir kod yapısıyla" ilgili bir kodonunun bir hayvana mı eklendiğini söylüyorsunuz?
C: Yakın.
S: (L) Neden bir insana değil de hayvana? KH enerjisi çok kontraktil (ç.n.: kısılır/daralır) olduğu için domuz uygun bir alıcı mıydı? (ç.n.
konuyu anlamadığım için son birkaç cümlenin çevirisi özellikle sorunlu olabilir).
C: Evet.


DNA ile ilgili olabilir diye düşünürken "dna 353535" şeklinde araştırdığımda dna kopyalaması ile makaleler çıktı.

İçerik yükleniyor…


Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR), belirli bir DNA bölgesinin birçok kopyasını (milyonlarca veya milyarlarca!) yapmak için kullanılan yaygın bir laboratuvar tekniğidir.
PCR adımları

Bir PCR reaksiyonunun temel bileşenleri, Taq polimeraz, primerler, kalıp DNA ve nükleotitlerdir (DNA yapı taşları). Bileşenler, enzimin ihtiyaç duyduğu kofaktörlerle birlikte bir tüpte birleştirilir ve DNA'nın sentezlenmesine izin veren tekrarlanan ısıtma ve soğutma döngülerinden geçirilir.

Temel adımlar şunlardır:

Denatürasyon (96 °\text C96°C96, °, start text, C, end text): DNA zincirlerini ayırmak veya denatüre etmek için reaksiyonu kuvvetlice ısıtın. Bu, bir sonraki adım için tek sarmallı şablon sağlar.

Tavlama (555555 - 656565°\text C°C°, start text, C, end text): Reaksiyonu soğutun, böylece primerler, tek sarmallı şablon DNA üzerindeki tamamlayıcı dizilerine bağlanabilir.

Uzatma (72 °\text C72°C72, °, start text, C, end text): Reaksiyon sıcaklıklarını yükseltin, böylece Taq polimeraz primerleri uzatarak yeni DNA zincirlerini sentezler.

Bu döngü, kopyalanan DNA bölgesinin uzunluğuna bağlı olarak genellikle 222 - 444 saat süren tipik bir PCR reaksiyonunda 252525 - 353535 kez tekrar eder. Reaksiyon verimliyse (iyi çalışıyorsa), hedef bölge yalnızca bir veya birkaç kopyadan milyarlara çıkabilir.


Genetik kopya türlerinden bahsediyor olabilirler mi? Bu 353535 mevzusuyla birlikte?

S: (L) Hangi hayvanları kurban ediyorlardı ve kime?
C: Apis Boğası, kısmen.
S: (L) Diğer kısım?
C: Haho 353535.

Kurban etmek için genetik kopya insan mı ürettiler ?? düşünmek bile acı verici.

Tgur

#1637
Sybleman pi sayısı ve fibonaci dizisi altın oran hakkında "Pi ve Phi nin dansı" şeklinde bir ara yorum yapmıştım ,bilim ve teknoloji 2. sahifesinde bunun haricinde biraz numeroloji ihtiva eden 353535 kodu ve benzerlerine yorumlarım arasında kullanmışımdır ama spesifik olarak üzerinde durmadım,

Alıntılardan sonsuz güç ve insan DNA sı üzerindeki kodlama üzerinde bir şeyler söyleniyor pek açıklayıcı izahlar yok bir yerlere oturtamadım,yalnız dünya genetik mühendisliği ile de pek alakası yok sanırım ,orada geçenler reaktiflere verilen kod no.ları herhalde .

sybleman

#1638
Ark'a bırakalım sözüyle ben de fizikle ilgili olabilir diye tahmin etmiştim. Sonra diğer alıntıları görünce sanki DNA gibi geldi. Aşağıdaki alıntı DNA yı işaret ediyor olabilir mi?

C: Genetik olarak manipüle edilmiş RU 353535.
S: (L) Bu kod neyle ilgili?
C: Tribal (kabilesel/soyla ilgili) kod yapısına temel oluşturan ırk.

Önüne farklı harfler getirerek ifade edilmiş. RU, HO, HAHO gibi.

Tgur

#1639
YORUMLAR 132

C: Laura, bu soruları sorarken konuyla ilgili zaten bazı bilgi-sezgilere sahip olduğunu hatırla.
S: (L) Evet, elbette. Reptoidlerin ve Grilerin KH olduklarını ve 4. yoğunluk olduklarını biliyorum. Aralarında BH olanların, söz etmeye değmeyecek kadar az olduğunu biliyorum. Ayrıca yoğunluk seviyeleri hakkında yeterince araştırma da yaptım. Kanallanmış kaynaklar dışında, tarihsel ve matematiksel olarak verilen pek çok bilgi de bu yönde...
C: Griler ve reptoidler KH ve SİZ de öyle. Ve dolayısıyla sanıyoruz ki bir yerde birileri üçüncü yoğunluk dünya insanlarını "kötü adamlar" olarak tanımlıyor.
S: (L) Oo evet. Özellikle karafatmalar. Onlar açısından bakılacak olursa ben ya intikam alan bir tanrı, ya da şeytanım!
Bir okuyucu şöyle yazmış: "Laura, vizyonunu, girişkenliğini, cesaretini takdir ediyorum... Sunduğunuz materyalin büyük bir bölümümü büyük ilgiyle okudum.Söylediklerinizin doğru olduğunu hissediyorum, ama birkaç sorum var: Fizik duyularla ilgili arzularımız nedeniyle fiziksel bir durumun içine hapsedildiğimiz veya cezbedildiğimiz fikri ile, bitki ve hayvan seviyelerinden geçtiğimiz fikrini uzlaştıramıyorum." Bu iyi bir soru. Yaratılış enerjisi bitki ve hayvan aşamalarından geçiyor gibi görünüyor. Hayvanlar üçüncü yoğunluğa mezun olup insan olabiliyorlar ve insanlar da 4. yoğunluğa mezun olabiliyorlar. Bu bilgi ile, insan ruhlarının tuzağa düşürülüp Kertenkeleler tarafından üçüncü yoğunluk bedenler içine hapsedildiği fikrini nasıl uzlaştırabiliriz? İki farklı işlevden mi bahsediyoruz?  İki  farklı  grup?  (ç.n.:  soru  şu  anlamda  sanırı:  fiziksel  bedenlere  girmeden  önce  herşeyin  tamamen  eterik  olduğu  bir alemdeydiysek, bitki ve hayvan seviyelerini nasıl deneyimledik? [bitki ve hayvan aşamalarının mutlaka fiziksel olması gerektiği 'varsayılarak'])
C: "Kertenkeleler" insanları tuzağa düşürmedi.
S: (B) Buna biz gönüllü olduk! (L) Kertenkelelerin doğru ruh matrisinin "içeri adım atmasını" beklediklerini söylemişlerdi. Demek biz doğru ruh matrisiydik ve Kertenkelelerin yarattığı, üzerinde oynanmış bedenlerin içine girdik. Öyle söylemiştiniz. Genetik olarak oluşturulmuş bu üçüncü yoğunluk bedenleri içine girme olayımız ile ruhsal evrim gereği bitki ve hayvan aşamalarından geçmiş olmamız gerçeğini nasıl uzlaştırabiliriz?
C: Şimdiye kadar sunulan materyale daha dikkatli bir şekilde bakarsanız; insanların ve pek çok diğerlerinin şu anda temsil ettiği bilinç seviyelerinin herhangi birşeye değil de FİZİKSELLİĞE "adım attığı" söylendi. (ç.n.: belki de bitki ve hayvan seviyesi [2. yoğunluk] deneyimlerinin mutlaka "fiziksellik" gerektirmediğini kastediyorlar? formun/biçimin varlığı, fiziksellikten bağımsız olabilir.)
S: (F) Belki de bireysel bilinç birimleri farklı fiziksel formlar içine girdi. Bazıları hemen insan formu içine girdi ve bazıları başka. (B) Hiçbir evrim sisteminde bir başka seviyeyi bekleme diye birşey yok. Herşey sürekli ve eşzamanlı. (F) Pek çok farklı formda fizikselliği deneyimlemeyi BİZ seçtik, belki de lineerden ziyade eşzamanlı bir şekilde, ama zamanı algılama biçimimiz nedeniyle bu bir ilerleme gibi görünebilir. Halbuki başka gerçekliklerde bambaşka varlıklar olabiliriz. (L) "Eşzamanlı dağılım" fikriyle mi ilgili bu yani? Herşeyin yarısı madde halinde "uyumayı" seçti ve diğer birimler veya gruplar ise bununla eşzamanlı olarak maddeyle etkileşime girmeyi, çok çeşitli türler halinde onu biçimlendirmeyi ve bilgilendirmeyi mi seçti? Yani ya uzun dalga döngüsünde çok yavaşça, çok uzun sürelerde yoğunlukları kateden ruhlar var, bir de doğrudan fiziksel bedenlere girip o bedenleri değiştirmek gibi farklı bir yöntemle bunu hızlandırabileceğini düşünen ruhlar. Sanırım bu, o bedenlerin enerjilerinin ve uzun dalga döngüsünde gelişmekte olan bilinçlerinin özgür iradesinin ihlal edilmesi oluyor açıkça. O sırada tam olarak anlaşılmasa bile, aslında burada KH var. Ve böyle bir eylemin, "arzu temelli dengesizlik" dediğiniz şeyi açıklayan pek çok önemli sonucu oluyor. Bu da bizi Kayıp Çocuk hikayesine getiriyor tekrar.
Ruhlar ve onların birden fazla yöntemle gerçekleşen evrimleriyle ilgili çok karmaşık bir kavram söz konusu burada sanırım.
C: Evet.
S: (L) Ve sonuçta bu sürekli bir kitlesel bölünme ve dağılım. Her zaman öyleydi ve her zaman öyle olacak, öyle mi?
C: Evet.

----------------------------------------------------------------------
Bazen uzun ve kısa dalga döngüsünün ve enerjisel formdan evrimleşerek birliğe doğru hareketin dünyasal doğrularımızın içine hapsedilmiş bir anlayışın genele taşındığını sanıyordum,

Öyle değilmiş,

Bu anlayış, zaman ve mesafenin olduğu ve bizim hapsedilmiş bedenler içersinde KH karakterinin arzulu düşünüş sınırlamalarına girmiş ve her şey budur takıntısına sokulmuş bir dünya yaşam şekli,

"Ruhlar ve onların birden fazla yöntemle gerçekleşen evrimleriyle ilgili çok karmaşık bir kavram söz konusu burada sanırım.
C: Evet."

Bu karmaşıklığı bir nebze anlayış standına sokmak için uzun dalga döngüsünde zamanın olmadığını devreye almamız gerekli, o halde madde olayına girmiş olan var oluş varlıklarının mesafeyi de dışlamış  ortam içinde bir evrimi düşünmemiz gerekli,

Bu arada tercüme edenlerin can alıcı yorumları da önemli mesela,
"[2. yoğunluk] deneyimlerinin mutlaka "fiziksellik" gerektirmediğini kastediyorlar? formun/biçimin varlığı, fiziksellikten bağımsız olabilir.)"

Oluşlardaki metamorfozik olaylar yani başkalışım ,evrimleşme maddenin daha gelişmiş segmentlerinde var olma ve onu deneyimleme tamamen bu zamansızlık ve seçimin her zaman olduğu daha doğrusu 2.zaman dediğimiz bizim zaman anlayışımıza katiyen uymayan bir özellikte  var oluş işleyişini düşünmeliyiz,

Bir form seçiliyor beğenilirse kalınıyor beğenilmezse seçimi başka yönler başka formlara geçme şekline bürünüyor ve belki de bu form seçimlerindeki aksaklıklar fark edilip düzeltme imkanı bulunuyor bunun için bekleme o formun sıkıntılarında devamlı kalma gibi olayların dışında zamana bağlı olmayan metamorfozik hikayeler yap boza benzer mükemmeli arama yolunda gelişmeyi seçiyor,

Bir çok başka kanal bilgilerinden hatırladığım kadarı ile var edilen maddi varlıkların dünya planında yaşama uymaları için defalarca 4Y e taşınıp tekrar 3Y e gönderildiklerinden bahsediliyordu,hatta diğer varlıklardan üstün özellik taşıması istenilen insan formu üzerinde de çok çalışılmış ve 3Y de yaşama imkanını sağlamak için tanrısal özellik denilen çok şeyi kapsayan hayatiyet unsurlarının  DNA nın tümünün adapte edilip embryoya yerleşmesinden sonra başarı sağlanmış,

İnsan formlarındaki mükemmellik böylece üst yoğunluk mühendisleri yani o teknolojiyi kullanan 4Y mensupları yoluyla gerçekleşiyor,

Bizi hayretler içinde bırakan varlık mükemmelliği mesela bedenimizdeki akıl almaz çalışma düzenleri böyle titiz çalışmalar sonucu oluşmuş,

Biz kısa dalga döngüsüne kendi seçimimizle girdiğimizde buradaki lineer anlayış düzeni ile olanların bu uzun dalga döngü özelliklerini düşünemediğimizden olaylarda ve DNA kısıtlamalarına uğradığımızdan ve, 

Mutlaka zaman ve mesafe kat etme mecburiyetindeki bu ilkel halimizde iken  var oluşun bu mükemmel düzenindeki bahsettiğim gizleri üst yoğunluk mensupları veya farkındalığa eriştikçe kısmen  3Y de de ruhlu varlıklar tarafından başarıldığını değil de monoteizm anlayışına uygun başka bilinmeyen bir güç ve tanrı özelliği taşıyan tarafından gerçekleştirildiğine takılıyoruz,

3Y deki yaratım işlerine benzer faaliyetleri evvelce çok anlattık,

Kısa dalga döngüsüne kapılıp insan formunda kısıtlanmış bilinç yapısını yılan kardeşliği usulleri ile olduğunu bilgi ve farkındalıkla anlayıp olayın özünü keşfettiğimizde işin içinden çıkıp takıntıları atıp işte bu neticeleri bahsi geçen "karmaşıklığı" çözmeye başlıyoruz,

Esasta uzun ve kısa dalga döngüsündeki sonuçlar benzeşmekte denmekte her ikisi de aynı neticeleri doğuruyor, bu ne demek,

***
"C: Herşeyin arzu edilmeyen sonuçları yanında arzu edilebilir sonuçları da vardır, fakat burada şu da belirtilmelidir ki evrenin tüm boyutlarında var olan herşey, varoluşu yalnızca iki şekilde deneyimleyebilir. Bunlar uzun dalga döngüsü ve kısa dalga döngüsüdür. İnsanların neden fiziksel madde içinde esir olduklarıyla ilgili soruna dönecek olursak, ki elbette bu gönüllü bir şekilde ve seçimle gerçekleşti, sizin tamamen eterik veya ruhsal bir varoluş olarak tanımlayacağınız uzun dalga döngüsü deneyiminden, fiziksel varoluş dediğiniz kısa dalga döngüsüne geçmenizden kaynaklandı. Bu iki yol arasındaki fark şudur; uzun dalga döngüsünde evrimde döngüsel bir tarzda çok yavaş bir değişim meydana gelir. Kısa dalga döngüsünde ise bir ikilik/düalite vardır. Dünya'da fiziksel bedenler içindeki ruhların deneyimlediği şey de budur çünkü ruh döngünün yarısında eterik/ruhsal bir halde deneyim yaşarken, döngünün diğer yarısında fiziksel bir durumda deneyim yaşar. Bu iki yarı, zaman olarak sizin zamanı ölçüm şeklinizle ölçülemez ama elde edilen deneyimin bütünü her iki yarıda eşittir. Ruhların grup zihni tamamen eterik/ruhsal bir varlık yerine fizikselliği deneyimlemeyi seçtiğinde bu kısa dalga döngüsüne geçme gereksinimi doğal olarak, evrenin doğal bağları yoluyla gerçekleşti.
S: (L) Ruhla bedenin etkileşiminin bir yan-ürünü var mı?
C: Bu etkileşim hem pozitif hem de negatif nitelikte yan-ürünler meydana getirir.
S: (L) Bu yan ürünler nelerdir?
C: Önce hangisi?
S: (L) Pozitif.
C: Pozitif yan-ürün göreli enerjide meydana gelen bir enerji artışıdır. Bu enerji ruhun ve onun tek boyutlu ve iki boyutlu etkileşimli partnerlerinin öğrenme sürecini hızlandırır. Partnerler flora, fauna, mineraller vb'dir. Bu kısa dalga döngüsündeki fiziksel/ruhsal transfer yoluyla hepsi tekrar-birleşmeye doğru olan gelişim ve hareketi daha hızlı bir şekilde deneyimler. Negatif olarak ise aynı varlıklar için pek çok negatif durum söz konusu olur, çünkü 1. ve 2. bilinç yoğunluğu seviyesinde bulunan flora ve fauna normal olarak fiziksel düzlemde uzun vadeli veya uzun dalga döngülü bir deneyim yaşayacaktı ama insanlarla olan etkileşimleri nedeniyle kısa dalga ruhsal/fiziksel döngüde deneyim elde etmek durumundalar."

***
Haddimize katiyen düşmez ama bu izahtaki uzun, kısa,hızlı,yavaş tabirleri şimdilik lineer konuma takılmış zihnimizin kolayca anlaması için konmuş gibi gözüküyor,

Zira bizim eterik alemdeki kullandığımız zaman özelliğini sizin zaman anlayışınızın hiç bir konumuna adapte edemezsiniz ikazını K.lardan çok duyduk,

Peki bu kısa dalga döngüsü neden yaratıldı,

Maddenin bu ilkel yapısındaki zevklerin tadına varıp bu olaydan çıkmak istemeyenler yani maddeye tapanlar ,bu yaşayışı devamlı sürdürmeye istekli bir kısım ruhlar DNA üzerindeki kısıtlamaları devreye alıp bu yönden kolay çıkamayacak insan formu yaratıp gerçek bilgiyle olan ilgiyi bu şekilde örtüp bir nevi isteklerine uygun biolojik kompiturlar yarattılar 4Y teknolojisini kullanan Orion KH dediğimiz bu saplantılı tipler, deneye dalanlar,

Bazen onları sineklerin kanatlarını kopartıp bakalım ne olacak çocuk deneylerine dalan deneyciler olarak kabul ediyorum ,onlar solucanları da doğrar kertenkelelerin kuyruklarını da kopartırlar vardır bu tip  çocuklar,

Gezegen yaratıp içine oynayabileceği varlıkları koyup şu andaki tarikat mürit karmanyolasına kapılmışlar gibi bir kısım yaratıklarla oynamak onlara hükmetmek, tapma kültürü üzerinde alabildiğine oynayıp korkuyla saçmalıklarla çeşitli ritüellerle kilitlemek,

Örnekleri görmüyor muyuz, tövben iptal oldu gel şu ipi tut,

Bütün bunların yanında K.ların bu kısa dalga döngüsünün de faydalı tarafları var denilip izah edildiğinde bir şeyin daha farkına varıyoruz,

Bu sefer Orion KH saplantılı varlıklar diye insafsızlık ettiğimizi anlıyoruz zira işin içinde Orion BH de var,

Bu insan deneyimine dalınca psişik veya başka sebeplerle patlayan yok olmaya yönelen gezegenlerden ,sebebini bilemediğimiz yaşamlar olan diğer gezegenlerden insan ırkları getirilip dünya gezegenine yerleştirilmiş ve birbirleri ile bağdaşmalarını izlenmeye konulmuş,

Ve onların negatif veya pozitif yolda uç noktalara kadar olan seçimleri izlenerek ,gerekirse KH veya BH yollu müdahaleler yapılarak yaratım işinin mükemmeliyeti konusunda muazzam bir araştırma gerçeği var,

Bir de biolojik ritim denen bu karmaşada yaşayanların üçlü döngü geldiğinde nasıl davranacaklarını beklemek görmek isteği var,

Yani insan olarak o labaratuarlarda kullandığımız kobay dediğimiz varlıklara deney olrak yaptığımız vahşet sonunda olacakları beklemek gibi,

Buna KH ve BH nın sizin üzerindeki savaşı denmekte,

Bunları fark ediyoruz,

Tabii bu izahlarımızın dışında evrensel akılın madde olayındaki çok geniş uygulama ve bunlardan edinilen sonsuz mozaiksel bigi hazinesinin bambaşka ulvi yani bizim kısıtlı var sayımlarımıza dayanıp tıkanmayan başka hedefler vardır şimdilik bu genişliğe tam vakıf olamıyoruz,

Zevklerin ve sevginin alabildiğine koşulsuz ve sınırsız olduğu bir halden uzun dalga döngüsü serbestliğinden böyle kısıtlı yaşamları denemek isteyen ve olayı tam incelemeyip buradaki zevkleri bir tadayım diyen ruhlar yani bakmadan atlayanlar, bizler, devamlı olan döngüye bu işte geri dönüşümün olmadığın anlayıp bu zevkleri yaşam zanneden kabulü devreye alıp kaldık, bunun sebebini de kısıtlanmış DNA nın sınırlı isteklerine bağlı genel ruhsal deney olduğunu da yukarıda  izah ettim ,

İlkel istekleri bazılarının nefis dediğini baş tacı edip birilerine bir şeylere tapmak veya bilgiye bakıp farkındalık yoluna dönmek,

Özet bu.

Ara..



Tgur

#1640
YORUMLAR 133

S: (A) Bu kahverengi yıldızın ve komet kümesinin güneş sistemimize aynı zaman sürecinde gelmekte olduğunu, farklı ama ilişkili olaylar olduğunu söylüyorsunuz. Bu ilişki nedir? Zamansal kesişimleri dışında daha derin bir ilişkileri var mı?
C: Biyoritim grafiğini düşünün.
S: (A) Kutup değişiminin periyodu nedir?
C: Kabaca 100.000 yıl.
S: (A) Şimdiki sorum, meydana gelecek olan fiziksel afetler ile yoğunluk sınırıyla ilgili psişik değişimler arasındaki ilişki hakkında. Buradaki etki ve tepki nedir?
C: Biri diğerinden önce geliyor.
S: (L) Yani felaketler oluyor ve sonra da psişik anlamda realite değişiyor, öyle mi?
C: Evet.
S: (T) Manyetik kutupların yer değiştirmesi ve manyetik alanın genişlemesi, yoğunluk sınırının geçişinden önce mi olacak?
C: Kesişim.
S: (L) Demek göreceğimiz şeyler, yani afetler zinciri, aslında Dünya'nın "temizlenmesi"...
C: Başladı bile.
S: (L) Başladı bile. Hızlanacak ve şiddetlenecek. Ve göreceğimiz şey tüm bunların gerçekleşmesi. Ve bu çeşitli enerjilerin kesişiminin bir sonucu olarak, gezegende kalmış olan insanlar üzerinde önemli etkiler de meydana gelecek...
C: Kutsal kitabınız "son günler"de Dünyada ve Göklerde şaşkınlık yaratacak pek çok şey olacağını söylüyor.
S: (L) Tamam, bu süreç, dünyanın ve üzerindeki tüm canlıların tamamen yok olmasına mı neden olacak?
C: Hayır.
S: (L) Tüm bu değişimlerden sonra dünyada kalan insanlar yeni bir ortamda olacak ve bazıları bu yeni ortamda yaşama yeteneğine sahip olacak ama bazıları da olmayacak, öyle mi? Fiziksel ve psişik yapılar anlamında daha dereceli bir şekilde mi olacak?
C: Hayır.
S: (L) Aniden, tam bir değişim mi olacak? Bir anahtarı çevirmek gibi mi yani? Herşey bir anda mı değişecek?
C: Anahtar husus farkındalık.
S: (L) İnsanlar olacak mı?
C: Evet.
S: (L) Peki olmakta olan şeyi görmeyecek olan insanlar da olacak mı?
C: Karanlıktaki kayıp kuzular.
S: (T) Anlamıyorlar. Kayıp koyunlar. Bu gerçekten durumu tanımlıyor. Geçiş olduğu zaman bazılarının 4. yoğunluğa geçeceğini, bazılarının ise geçmeyeceğini söylememişler miydi? Bu fiziksel bir geçiş değil. ...
C: Fizikselliğin değişkenliği.
S: (L) Bunun farkındalık yoluyla DNA'nın değişmesiyle ilgisi var mı?
C: Her iki şekilde. (ç.n.: farkındalık artışıyla birlikte DNA'nın değişmesi, DNA'nın değişmesiyle birlikte farkındalığın artışı)
---------------------------------------------------------------------

S: (L) Evet, şunu söyleyecektim, teorik olarak eğer bir birey doğru seçimleri yaparak doğal bir şekilde gelişirse ve geçişin yapılacağı zamana ulaşırsa, o bireyin bedeni de fiziksel olarak bu geçişi yaşar mı? Tabii bunu teorik bir soru olarak soruyorum.
C: Elbette.
S: (L) Bu teorik kişinin diğer boyuta geçiş yaptığını düşünelim, o durumda bedeni ne durumda olur? Somutluk bakımından şu anda olduğu gibi mi olurdu? Ne tür bir deneyim olurdu?
C: Buradaki anahtar kavram fizikselliğin değişkenliğidir.
S: (L) Yani herkesin durumu farklı mı olacak, yoksa her birey, bedenin maddesi ve yapısı üzerinde daha büyük bir kontrole mi sahip olacak?
C: İkisi de sayılmaz. Fizikselliğiniz gereksinim ve koşullara göre değişken olacak.
S: (L) Yani bazen ışıktan bir bedenimiz mi olacak?
C: Yakın.
S: (L) Bazen de bedenlerimiz şu andaki kadar somut olacak, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Ortalama yaşam süresi ne kadar olacak?
C: 400 yıl.
S: (L) Bu geçişi 50 yaşındayken deneyimleyecek olanlar da aynı şekilde 400 yıl mı yaşayacaklar?
C: Yenilenerek genç bir görünüm elde edecekler.
S: (L) Işığın ve karanlığın süresi bakımından günler şimdikinden farklı mı olacak?
C: Bu önemsiz. Gezegen de 4. yoğunluk olacak.
S: (L) Ama günler ve geceler, yörünge farklı mı olacak? Eksen açısı değişecek mi?
C: 3. seviye yoğunluk açısından düşünüyorsun. Kurallar o kadar farklı olacak ki, fiziksel temelli karşılaştırmalar anlamsız kalıyor.
S: (L) Fakat ben güneşin doğuşunu, kuşların ötüşünü ve rüzgarları seviyorum. Bu şeylerin de aynı kalıp kalmayacağını bilmek istiyorum.
C: Bir şekilde evet.
S: (L) Birkaç ipucu veremez misiniz?
C: Bunu kendiniz görmenize izin vermemiz gerek.
----------------------------------------------------------------------

S: (L) 4. yoğunlukta Dünya nasıl görünüyor?
C: Görünmüyor.
S: (J) Ha? (L) Görünmüyor derken?
C: Yalnızca istemeyle görünür. Fizikselliğin değişkenliği.
S: (L) Yani Kertişler ve Oryonlar için dünya görünmez mi?
C: Dünya'yı düşünmediklerinde.
S: (J) Dünya hakkında düşünmediklerinde Dünya onlar için mevcut değil mi yani? Görünür olması için üzerinde odaklanmaları mı gerekiyor?
C: Yakın.
----------------------------------------------------------------------

C: Farkındalıkta meydana gelen "patlamanın" nedeni yaklaşan dalga. Şimdi, bunu gözünüzde canlandırın, yanıtlar orada.... Bir süre bunun üzerinde düşündükten sonra Roger şu anda ruhunun "merkezinde" yer alan bulmacayı çözmesini sağlayacak büyük soruya "rastlayacak"; şu anda sadece tek bir parça eksik. ...
S: (T) Dördüncü yoğunlukla birlikte fiziksellikle sınırlılık sona eriyor. Anahtar kelimesi ise "fizikselliğin değişkenliği." 3. yoğunluktan 4. yoğunluğa geçiliyor ve yedinci yoğunluğa kadar yükseliş devam ediyor. Bilgini, farkındalığını belirli bir seviyeye çıkardığında bir sonraki seviyeye geçebiliyorsun. Üçüncü yoğunluktan dördüncüye geçtiğimizde, gerçekliğimizin ne olduğunu zihnimizde canlandırma ve buna karar verme yeteneğimiz var. Dördüncü seviyeden itibaren gerçekliği kendimiz yaratıyoruz. Yani belirli bir noktadan sonra artık somut bir gerçeklik olmayabilir. Herşey enerji olabilir ve biz de ışıktan varlıklar... Sadece düşünce yoluyla dilediğimiz somutlukta gerçeklikler yaratabiliriz. Dördüncü yoğunluktan itibaren, bizim algıladığımız şekliyle zaman diye birşey yok. Bizim zaman algımız yalnızca ilk üç yoğunluk için geçerli. (RS) Bizim zamanda ileri ve geri hareket dediğimiz şey, dördüncü seviyede bir anlam ifade etmiyor ve bizim bu kavramdan algıladıklarımızı kolayca yapabiliyorlar. (L) Tıpkı bir sürü kapı gibi; birinde 1917 yazıyor, diğerinde 1943 veya herneyse, ve istedikleri kapıdan girebiliyorlar. (T) Boyut sınırı kavramı var. Dünya, 4. yoğunluk alanına doğru gidiyor. Veya o bize doğru geliyor veya her ikisi. Bu yoğunluk geçişi sınırı, boyutlar arasında da bir geçiş sağlıyor. Kasyopyalılara göre boyutlar yanyana dizili gerçeklikler gibi; bir yoğunluk seviyesi dahilindeki olası sonsuz gerçeklikler. Yani yoğunluk ile boyut arasında bir fark var. (RS) Bu harika bir toplantı çünkü matematiksel olarak üçüncü seviyeden dördüncü seviyeye geçiş hakkındaki soruya verilen yanıt, yani birimlerin değiştirilmesi, tam da kitabımda önerdiğim çözümdü. (T) Tüm seviyelerde evrenin hayat dolu olduğu söylendi ve insanlar bunun parçalarından yalnızca bir tanesi. (L) Ve anladığım kadarıyla, bu gelen yoğunluk sınırının, bu yoğunluk değişiminin hissedildiğini ve bunun bilinci canlandırdığını söylüyorlar. Gelen şeyin bir Büyük Döngü'nün sona erişi olduğunu söylediler. Bir Büyük Döngü 300.000 yıl. (T) Birkaç yıl eksik veya fazla. (L) Bu Büyük Döngü'nün başlangıcında farkındalığımızın düşürülmesi için genetik olarak değiştirildik ve DNA'mızda yapılan değişiklikler, zamanı algılamamıza neden oldu. Şu andaki sınırlılığımız DNA'larımızdaki bir sınırlandırılmayla ilişkili. Şimdi, bu 300.000 yıllık döngünün sonunda pek çok insan, enerjideki değişimlerin bir sonucu olarak bölünmüş DNA'larını yeniden birleştiriyorlar ve bu onların zihin güçlerinin ve algılarının katlanarak artmasını sağlıyor. Sanırım Kasyopyalılar bu enerjinin yaptığı etkinin, üzerinde çalıştığımız bulmacanın tamamlanması için ihtiyaç duyduğumuz hamleyi gerçekleştirmemizi sağladığını söylüyorlar. Şu anda sana verilen kavramları kullanarak bu gerçekliği algılayabileceksin ve bu sana bir anahtar sağlayacak. (RS) Sanırım soruları doğru bir şekilde ifade etmezsek... (L) Yanıt alamazsın! Spesifik ol.
C: Aynı kavram alanıyla bağlantısı olmayan çok fazla veri ortaya koyarak akıl karışıklığı yaratmamaya dikkat edin, çünkü ziyaretçi temel olarak belirli bir hususla ilgileniyor; aşinalığının artması için bırakın veriler araştırmacı tarafından kendine uygun bir planla hazmedilsin! Matematiği bölümlenmiş dozajlarla öğrenmek gibi!
----------------------------------------------------------------------

C: Anahtar; fizikselliğin değişkenliği.
S: (L) Fizikselliği değişken yapan şey nedir?
C: Bilinç ile madde arasındaki bağlantının farkındalığı.
S: (L) Bilinç ile madde arasındaki bağlantı nedir?
C: İlüzyon.
S: (L) İlüzyonun özelliği nedir? (T) Bilinç ile madde arasında herhangi bir bağlantı olmadığı. Bu bağlantının mevcudiyeti ilüzyon. Üçüncü yoğunluğun sınırlı algısı...
C: Hayır. İlüzyon, bağlantının olmaması.
S: (L) Yani buradaki ilüzyon, bilinç ile madde arasında bir bağlantının olmadığının düşünülmesi.
C: Evet.
---------------------------------------------------------------------

S: (L) Bir ana gemide kaç tane küçük gemi taşınabilir ?
C: 150.000.
S: (L) Vay anasını! Boyutları nedir ? Ve unutmayalım; o yoğunluktaki tuhaf esaslar uyarınca, bu gemiler içten daha büyükler.
C: Aynen. Hatırla 4. yoğunlukta fiziksellik yok değildir ancak fizikselliğin değişkenliği söz konusudur.
----------------------------------------------------------------------

S: (L) Şu anda okuduğum kitaptaki adam da bundan bahsediyor. Beden hayvani. Hayvani insanların sadece hayvani deneyimlerin arayışı içinde olduğunu, bunları yücelttiklerini, fiziksel duygularını geliştirdiklerini söylüyor.
C: 3. yoğunluğun yerlileri fiziksel olan şeylere odaklanma ve bir ölçüde fiziksellikten zevk alma eğiliminde.
S: (T) Şu anda yaptıkları şey de bu! (L) Evet. (T) Şu anda bunu büyük ölçekte gerçekleştiriyorlar. Ve bunu sürekli yoğunlaştırıyorlar. (J) Varmaya çalıştığım nokta şu; bir süre 3. yoğunlukta kalmak durumunda olan Gezginler fizikselliğin değişkenliğini özlüyor mu? (L) Hatırla, Gezginler 6. yoğunluk varlıkları.
C: Yokluğu.
S: (T) Fizikselliğin yokluğu mu?
C: Evet. Özledikleri şey.
S: (L) Fiziksizliği özlüyorlar. (J) Evet. (L) Fizikselliğin değişkenliğini özlüyorlar. ...
C: Fiziksizliği özlemekten de ziyade fizikselliğe adapte olma zorluğu deneyimliyorlar.
S: (J) Bu tıpkı kör olup görmeyi özlemek gibi. (T) Fiziksizliğin, sınırsızlığın özgürlüğünü yaşadıktan sonra bunu özlememek imkansızdır herhalde.
-------------------------------------------------------------------
S: (A) Einsten'a gelelim. Einstein'ın Birleşik Alan Teorisi'ni veya olası neticelerini keşfettiğini ve durduğunu, fizikselliğin değişkenliğinin onu korkuttuğunu söylemiştiniz. Makalelerinde bunun izine rastlayamadım. Birleşik Alan Teorisi'yle ilişkili olarak fizikselliğin değişkenliğini keşfettiği yıl hangisiydi?
C: 1936.
----------------------------------------------------------------------
S: (L) Sizin seks hakkındaki görüşleriniz hakkında şöyle diyor: "Kasyopyalıların sunduğu görüş, her insana bir günahın işlenmesiyle gebe kalındığını ima ediyor. Bu bana göre intikamcı olmayan, iyi bir ilahi geometriyle uyuşmuyor."
C: Hayır, seks günah değildir. Yemek de öyle. Bu sadece fizyolojiktir. Fizikselliğin değişkenliği hakkında söylediklerimizi hatırlıyor musunuz?
S: (L) Evet, 4. yoğunluk fizikselliğin değişken olduğu seviye. Anladığım kadarıyla kişi o seviyede bulunduğunda, çoğu durumda fizikselden ziyade saf bilinç durumunu seçer çünkü o durumda daha fazla özgürlük olur. Eğer kişi bilinçli bir şekilde fiziksel-olmayan durumda olmayı seçiyorsa, o zaman buna uygun olarak seks yapmamayı, yemek yememeyi de seçer.
C: Yakın.
----------------------------------------------------------------------

Yaşadığımız ortamdaki bazı doğal olayların kuvvetlenmesi bizi dünya ve  varlıkların daha çok insanların "temizlenmesi" yolunda olduğumuzun yakınlaştırdığını ifşa ediyor gibi ve 3Y düşünce tarzındaki felaketler ve felaketlerdeki 3Y insanının hali üzerinde endişe ve korkutucu düşüncelere sevk ediyor,

Oysa K. lar bu hususta yani kıyametimsi olacakları bildirir ve sebepleri üzerinde dururken bizlere elleriniz ensede  durumu coşku ile izleyin demekteler,

Konunun bu şekilde algılanabilmesi için  fizikselliğin değişkenliğini oldukça derin incelememiz ve bu hususta gelişecek farkındalığımıza inanç yolunda bir şekil vermemiz gerek,

Yani olacakları 3Y mantığı ile mi yoksa 4Y yaşantısını fizikselliğin değişkenliğini anlamış olarak mı karşılayacağız,

Yukarıdaki izahlarda ortamı seçme özgürlüğü olan çeşitlilikten bahsediliyor,

Mesela kuşların ötüşü denizin göğün maviliği veya dünya madde  güzelliklerini isteyen ve hala doymamış olanlar bu isteklerine kavuşacaklar ,sıra sıra önlerinde dizilmiş olan bu özellikleri ihtiva eden boyut seçeneklerinden birini seçip gerekirse kendi fiziksel durumları üzerinde ortamın özelliğine göre değişiklik yapıp veya doğal yolla oluşturulup yaşamlarını sürdürecekler,

Ruh olarak biz öyle yapmadık mı, önümüzde açılmış  gözüken zevklere bakıp pek incelemeden bu dünya yaşamını seçmedik mi,

Maddeye olan doymamışlığın terbiyesi için bu davranış bir nevi 5Y deki enkarne döngülerine seçip gelmek gibi bir şey her halde bu farkındalığa geçememişler için ölüm ve 5y e geçmek devam ediyor mu pek anlayamadım,

Belki devam ediyor belki de ölüm denen geçişe gerek kalmadan etrafında farkında olup bu değişim boyutlarını kolayca seçenleri görmek ve evvela dehşet ve korkuya kapılmak sonra bu acılı ilkellikten sıyrılıp olanlar nedir deyip olayı anlamaya çalışmak bir çeşit 5Y öğretisi gibi olacak,

Buna benzer bir öğretiyi yani boyut seçme özgürlüğüne benzer dünyada yaşam seçimi ile ilgili bir anlatımı Ruhların Yolculuğunda gelmeye hazırlık konusunda işlemişlerdi,

"Kader Dairesi"

***
"Dr. N: Her şeyi rapor etmeye devam et. Şimdi ne görüyorsun?
D: Daire kenarlarda ekranlarla çevrili, onlara bakıyorum.
Dr. N: Ekranlar duvarlarda mı?
D: Duvarlar onlardan oluşmuş gibi görünüyor, fakat gerçekte hiçbir şey katı değil... bütünüyle... esnek... ekranlar etrafımda bükülüyor... hareket ediyorlar...
Dr. N: Biraz daha ekranları anlat.
D: (gergin) Bir an için bir durağanlık oluyor... hep böyle... sonra sanki bir el bir film makinesine dokunuyor. Ekranlar görüntülerle canlanıyor ve renk de var.., hareket de... ışık ve sesle dolu...
Dr. N: Rapor etmeye devam et. Ekranlara göre ruhun nerede bulunuyor?
D: Ortada salınarak her tarafımdaki hayat icralarını seyrediyorum... yerleri... kişileri... (kaygısızca) Bu şehri tanıyorum!
Dr. N: Ne görüyorsun?
D: New York'u.
Dr. N: New York'u görmeyi sen mi istedin?
D: Oraya geri gideceğim hakkında konuşmuştuk... (kaptırarak) Aa... değişmiş... daha çok bina var.., ve arabalar... her zamanki kadar gürültülü.
Dr. N: Birkaç dakika içinde yine New York'a geleceğiz. Ama şu anda Daire'nin içinde senden ne beklenildiğini anlatmanı istiyorum.
D: Panoyu zihnimle işleme sokacağım.
Dr. N: Nedir o?
D: Ekranların önündeki bir tarama cihazı. Onu bir yığın ışık ve düğme olarak görüyorum. Sanki bir uçağın pilot kabininde gibiyim.
Dr. N: Ve bu mekanik nesneleri ruhsal bir mekanda görüyorsun, öyle mi?
D: Kulağa uçuk geldiğini biliyorum, fakat sana ne yaptığımı açıklayabilmem için içimden bana ulaşan şey böyle.
Dr. N: İyi gidiyor, bunun için endişelenme. Sadece bana panoyla ne yapman gerektiğini anlat.
D: Tarayıcıyı zihnimle işleterek kontrolü sağlayanların ekranlardaki görüntüleri değiştirmesine yardım edeceğim.
Dr. N: Oo, yani sinemadaki bir görevli gibi bir film makinesi mi çalıştıracaksın?
D: (gülüyor) Film makinesi değil, tarayıcı. Her neyse, zaten onlar da film değil. New York sokaklarında yaşanan gerçek bir hayatı izliyorum. Zihnim, izlediğim sahnelerin ilerleyişini kontrol için tarayıcıya bağlanıyor.
Dr. N: Bu aygıtın bir bilgisayara benzediğini söyleyebilir misin?
D: Bir bakıma... bir izleme sistemine etki ediyor ve dönüştürüyor...
Dr. N: Neyi dönüştürüyor?
D: Komutlarımı... aksiyonun izini bulabilmem için bunlar panoya kaydediliyor.
Dr. N: Panonun önünde pozisyon al ve onu işletirken bir yandan da her şeyi açıklamaya devam et.
D: (ara) Kontrolü üstlendim. Bir dizi sahnedeki çeşitli noktalarla buluşan hatlar görüyorum... Şimdi hatların üzerinde yol alarak zamanın içinden geçiyorum ve ekranlardaki görüntülerin değişmesini izliyorum.
Dr. N: Ve sahneler sürekli etrafında hareket mi ediyor?
D: Evet, sonra sahnenin durmasını istediğimde hatların üzerindeki noktalarda ışık yanıyor.
Not: Yolculuk hatları terimini daha önce de, ruhun naklinin tanımlandığı başka ruhsal bölgelerde duymuştuk (bk. Vaka 14).
Dr. N: Bütün bunları neden yapıyorsun?
D: Tarıyorum. Durmalar hayatın yollarındaki başlıca dönüm noktaları.., bu kapsamda önemli kararlar... olasılıklar... zaman içindeki alternatif seçeneklerin değerlendirilmesini gerektiren olaylar var.
Dr. N: Demek hatlar zaman ve uzay içindeki bir olaylar dizisinin içinden geçen yaya yollarını işaretliyor, öyle mi?
D: Evet, yol alış Daire'den kontrol ediliyor ve bana naklediliyor.
Dr. N: Yolda ilerlerken hayat sahnelerini sen mi yaratıyorsun?
D: Yo, hayır! Ben sadece onların hatların üzerindeki zamanda akışlarını kontrol ediyorum.
Dr. N: Hatlar hakkında başka ne söyleyebilirsin?
D: Enerji hatları.., üzerinde işaret okları gibi öne, arkaya yürütebildiğim veya durdurabildiğim renkli ışık noktalarının bulunduğu yollardır.
Dr. N: Bir video kasetini, başlat, hızlı ileri, durdur ve geri sar düğmelerine basarak yürütebilmen gibi mi?
D: (gülerek) Öyle.
Dr. N: Tamam, yol boyunca giderek sahneleri tarıyorsun ve durmaya karar veriyorsun. Bundan sonra ne yaptığını anlat.
D: İçine girebilmek için sahneyi donduruyorum.
Dr. N: Ne? Yani senin de sahnenin bir parçası olduğunu mu söylüyorsun?
D: Evet, şimdi eyleme doğrudan giriyorum.
Dr. N: Nasıl bir yolla? Sahnedeki bir kişi mi oluyorsun, yoksa insanlar etrafta hareket ederken sen bir ruh olarak onların başlarının üzerinde mi dolanıyorsun?
D: Her ikisi de. Hem sahnedeki herhangi birisiyle hayatın nasıl olduğunu deneyimleyebilir, hem de bir gözlem noktasından onları seyredebilirim.
Dr. N: Nasıl oluyor da bir yandan Daire'den eylemi gözetlerken diğer yandan panodan ayrılıp yeryüzündeki bir sahnenin içine gidebiliyorsun.
D: Muhtemelen bunu anlamayacağını biliyorum ama bir parçam herhangi bir anda sahneyi tekrar başlatmak ve durdurmak için kumandada kalıyor.
Dr. N: Galiba anlıyorum. Enerjini bölebiliyor musun?
D: Evet ve geriye kendime düşünce yollayabiliyorum. Tabii kumandayı elinde tutanlar da sahnelerin içine girip çıkarken yardım ediyorlar.
Dr. N: O halde temel olarak yol alırken zamanı ileri geri hareket ettirebiliyor ve durdurabiliyorsun.
D: Evet... Daire'nin içindeyken.
Dr. N: Daire'nin dışındayken, ruh dünyasında zaman seninle eş zamanlı olarak var mıdır ya da ilerler mi?
D: Burada benimle eş zamanlı olarak vardır, ancak onun yeryüzündeki ilerleyişini de görebiliriz.
Dr. N: Öyle görünüyor ki ruhlar Kader Dairesi'nin içindeyken zamanı adeta bir alet gibi kullanmaktalar.
D: Ruhlar olarak biz zamanı kullanırız... sübjektif olarak. Şeyler ve olaylar etrafta dolanılar... ve zaman içinde nesneler haline gelirler...fakat bizim için zaman bütündür."

*****
"Siz bu öğretileri anlamaya çalışıp farkında olmaya çalışırken diğerleri için bir kanal oluşturuyorsunuz" bu mealde K.lar çok şey söylediler, anlatılmak istenen bu mudur,

Yine kendimi ortaya koyacağım istemeyerek zira bunun yadırganır olduğunu hissediyorum ama olsun ,konu 3Y düşünüşünden kendimi anlatırken sıyrılabilmeyi becerebilmek ,

Eşim 3Y düşünüşü ile oturduğumuz apt.da birinci kattayız üzerimizde 11 kat var bir zelzele olsa ne yapacağız korkusu içinde ben ise zorlayarak kendimi onun bilinç yapısına sokmak istemeye ve aynı korkuyu samimi olarak duyuyor muyum diye zorluyorum hayır, korku yok ne olacaksa olsun beklentisinden başka bir şey yok,

Hatta hafif bir coşku bile hissediyorum ve bu halimi analiz ediyorum ben insan değil robot muyum ,neden,

Ve insan fizyolojisi ile olan kısmi bilgilerime girip olayda bir izah şekli bulmaya çalışıyorum yanılıyor muyum bilemem,
Bedende bulunan hormonların büyük kısmı acı ve zorluk durumlarında bilinci haz etme ve toptan bu halden kaçışa zorlar hatta melatonin salgısını arttırıp uykuya doğru da sürükler diye bahsetmiştik özellikle manevi acı durumlarında,

Konuya daha tıbbi girip incelersek olay beyinde talamus ve hipo talamusun işleyişine bağlarız, talamus bedende oluşan maddi manevi çeşitli algıları alıp gerekli işlem yapmaya kortexe ve hipotalamusa gönderir o da hormonları hipofiz bezi yoluyla salgı bezlerine yani bu hormonları çıkaran salgı bezlerine kan yolula işlem yapmaya emirler gönderir,mesela TSH gibi ,troid bezi biraz salgı yap emiri gibi (Troid Stimulan Hormunu)

Hadise hormonlar yoluyla bilincin çalışma düzeni ,kısaca astrala geçme işi beden fonksiyonlarının maddi yaşantıdan tamamen soyutlanması ile olur ,

Mekanik maddi felaket yıkımlarında mesela ezilme, çarpma yanma gibi durumlarda olan bu beyinsel ve hormonal  oluşum bedeni kısa zamanda astrala zorlar böylece acı durumunda uzun kalınmaz, geçiş kısa zamanda yapılır,

Özetle bütün bunlar madde anti madde geçişleri ,madde özelliğinden eterik aleme geçiş işleri,uyku durumlarında eterik alemde astraldayız, rüyalarınızda maddi acı duyuyor musunuz olsa bile hemen geçiştirilen sathi şeyler,

Bunları uydurmuyorum aldığımız bir çok bilgilerde ve yaşam durumumuzda bunu anımsatan izlere çok rastlandı,

Mesela Ruhların Yolculuğu bilgilerinde bir denek "beni şimdi cadı olarak yakıyorlar bir direğe bağlayıp altımdaki çalıları tutuşturdular ama ben hiç acı duymuyorum sadece hemen astrala geçip olanları seyredip bunu yapanlara kızmak ve lanet okumaktan çok, acıyorum" demişti,

Tam burada hemen astrala geçmek ifadesi neyi çağrıştırıyor,bu bizim elimizde mi,

Evet bizim elimizde ,güç bizde derken kolay inanamayan monoteist dayatmadan kurtulamayan 3Y bilincime de hitap ediyorum, beyin ölümü demek oluşan travma veya başka bir nedenle hipotalamusun süratle gönderdiği veya gönderemediği özellikte solunum kapatılmış ve bedensel bir çok fizikselle ilgili işlemler  durmuştur,

Ruh bedenden sıyrılmış serbesttir ,

Dünyevi kısıtlamalar kalkınca güç dediğimiz o muazzam her şeyi başarabilecek 7Y farkındalığı bu yarattığı illüzyondan vaz geçip gerçeğe döner  ve maddeyle ilgisi olmayan ve acı ve duygusal bir çok kısıtlamalardan azade kendi hür ve sevgi ortamının getirdiği şartlara bürünür ,

Bunun nasıl ve ne olduğunu artık biliyoruz veya bilgilendik, enkarnasyon olayını bilip inanan ve hazmeden bilinç bir çok defa bu işi yani bu serbest kalma halini hatırlar, yok ben anlamıyorum denilirse ölüp geçici olarak çeşitli sebeplerle dünyaya dönen kişilerin anlattıklarına baksınlar ,şahsen ben çocukluğumdan beri bu tip haberleri yazıları gazetelerde dikkat çeken haberler veya daha sonra bir çok bu konudaki araştırmacıların kitaplarından okudum,  hatırlıyorum ,

Erzurumda babam şark hizmeti yaparken üç gün önce yayınlanmış gazeteleri tren getirebilirse ancak bulur okurduk, Hoş Memo maceralarını takip ederken o çocuk hallerimde bu tip sansasyonel haberlere de rastlardım ilgiyle okurdum, sene 1949-50,

O sıralar bilhassa Doğu illerinde tren geçince ben değil köylü çocukları trendekilerden gazete gazete diye bağırarak okuma isteklerini belirtirlerdi, bu dokunuşlarıma sebep Atatürk Cumhuriyetinin şu sıralar nasıl zedelendiğini kişileri cehalete doğru savurmak isteyenleri ve bunu din kisvesi altında yaptıklarını görün ve ülkemiz nerelere doğru sürükleniyor fark ediniz,

Bunları neden anlatıyorsunuz anlattığınız konu insanların temizlenme aşamasına zaten geliyor zaman çok yaklaştı şeklinde demeyin, şu anda yaşamakta olduğumuz illüzyonun yapılan hataların farkında olmak imkanı varsa müdahalede bulunmak her zihnen gelişmiş  ferdin en doğal hasleti olmalı, esareti hemen kabul etmek farkında insanın harcı değil bence,

Gençliğimde hamasi dense de karşımda emrimde bulunan gençlere fırsat buldukça erdemden faziletten doğruluktan ve o şimdi tamamen atlanıp geçilen yakın tarihimiz Türk İnkilap Tarihinden bahsederdim elli sene geçse dahi hala bir kaç askerim beni arar hatırımı sorarlar,

Ve diğer taraftan olacaklar için zaman hakkında spesifik bir tarihi düşünmenin yeri yok ,ufak tefek ayarlarla bahsedilen değişim zaten yavaş ve  fark etmeden oluşuyor,

****
"S: (A) Bu kahverengi yıldızın ve komet kümesinin güneş sistemimize aynı zaman sürecinde gelmekte olduğunu, farklı ama ilişkili olaylar olduğunu söylüyorsunuz. Bu ilişki nedir? Zamansal kesişimleri dışında daha derin bir ilişkileri var mı?
C: Biyoritim grafiğini düşünün.
S: (A) Kutup değişiminin periyodu nedir?
C: Kabaca 100.000 yıl.
S: (A) Şimdiki sorum, meydana gelecek olan fiziksel afetler ile yoğunluk sınırıyla ilgili psişik değişimler arasındaki ilişki hakkında. Buradaki etki ve tepki nedir?
C: Biri diğerinden önce geliyor.
S: (L) Yani felaketler oluyor ve sonra da psişik anlamda realite değişiyor, öyle mi?
C: Evet."

****
Yüksek bir yerden düşüp yere çakılmadan evvel zaten kişi bedenen astrala geçer diye bilgiler de hatırlıyorum,hatta bir tanıdığımın biraz mistik karakteri olan birinin 4. katta olan dama anteni düzeltmek üzere çıktığında ayağı kayıp aşağıya düşüyor ve etrafının hayretle dolu bakışları ile doğrulup eve gidiyor ve bana çay yapın  isteğinde bulunuyor,

Olayı biraz deşip sorguladığımda, ki benim iş yerime gelen devamlı müdavimimdi, bana düşerken hiç bir korku falan hisstmedim sadece bir martı yanımdan uçtu geçti onu fark ettim dedi, yakınları zorla hastaneye götürdüklerinde bedeninde her hangi bir travmatik iz bulunmamış,

Konuyu mistik duruma sokup sansasyonel hale getirmekten her zaman çekinirim ama bu ve buna benzer şeylerle çok karşılaştığımdan hepsinin benim öğrenim safahatimde ispat unsurları olduğunu düşünürüm ,
Bazılarının boş dedikleri bir dünyadayız, illüzyona dalmış insanlar içindeyiz, olayı tersten düşündüğünüzde eğer farkında olursanız dünya yaşamı sizin için bilincin yarattığı toptan illüzyon,

"C: Hayır. İllüzyon, bağlantının olmaması.
S: (L) Yani buradaki illüzyon, bilinç ile madde arasında bir bağlantının olmadığının düşünülmesi.
C: Evet."

Dün konuyla alakalı değil ama eski yazdıklarımın bir kısmına baktım uzun uzun neler yorumlamışım ,şimdi yazdıklarımla samimiyet yönünden biraz ciddi ve kuru izahlar olarak buldum ancak unuttuğum hususlarda çok hassas olarak bilincimi şimdi yine kalibre eden hatırlatan bilgilere ne çok dalmışım,

Hala yorumlamaya devam edebilmek ,elimizde olan ve bize bunu tercüme ve yoğun yorumlarla sağlayanları tekrar teşekkür ile yad ettiren bir halde olmaktan geri kalmamamız gerektiğini anladım,

Onlara tekrar tekrar teşekkür ederim,

Bazı dostların arayışlarındaki rastladıkları mistik veya teolojik başka kişilerin derlediği veya kanalladığı bilgilerdeki açıklığı zihni doyuramayan kapasitelerini ayrıca kişilerin  bilgileri alıp kendilerine adapte edip taklit etme duruma sokan sapmalarını görünce ,

Ancak bunu fazla yadırgamamak lazım kendi bilinç açılım maceramı hatırlayınca bu tip uğraşılar ve bilgilerle dolu denizlerden bata çıka çok yüzdük geçtik,

Sitemizin asaletini ve Ple,RA,Kasyopya ve bilhassa K. bilgilerindeki kişiyi farkındalığa kişi gayretini yani arayış ve düşüncesini hızlandırıp geliştiren özelliği görünce şu geldiğimiz noktada gurur duymaktan şükretmekten kendimi alamıyorum.

Ara..



sybleman

#1641
Eline sağlık Tgur abi. Son cümlene ben de katılıyorum.

Etrüsklerin türk kökenli olduğunu biliyor muydunuz? İtalya'da yerleşmiş bir türk ırkı olarak geçiyor.

S: (L) Konuyu değiştiriyorum. Çeşitli diller ve alfabelerdeki ipuçlarını inceliyorum. Runik, Yunan ve Etrüsk alfabelerinden hangisinin önce
geldiğini, diğerlerinin hangisinden türediğini öğrenmek istiyorum.
C: Etrüsk.
S: (L) Peki Etrüskler kimdi?
C: Tapınak şövalyeleri taşıyıcıları.
S: (L) Bu ne anlama geliyor?
C: Ara, bulacaksın.
S: (L) Bunu nasıl yapabilirim ki? Etrüskler hakkında hiçbir şey bulamıyorum!
C: Hayır.
S: (L) Nasıl yani "hayır?" Etrüskler hakkında bulabileceğim şeyler olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Evet.
S: (L) Tamam. Tapınak şövalyeleri taşıyıcıları nedir?
C: Tövbekar Hava Lordları.
S: (L) Bu ne demek?
C: Araştırman için. Hepsi daha eski bir formdan türüyor.


S: (L) Anka, turnalar, balıkçıllar, güvercinler, kuzgunlar ve hepsi bir şekilde konuşma veya yazıyla ilişkili. Neden tüm bu kuşların böyle bir
bağlantısı var?
C: Testi geç.
S: (L) Nasıl yani?
C: Keşfet.
S: (L) Yazma kelimesi, kesme, yazıt kazıma, makaslama ve köpekbalıklarıyla ilgili kelimelerle ilişkili. Etrüskleri "Tövbekar Hava Lordları"
olarak, ayrıca "Tapınak Şövalyeleri Taşıyıcıları" diye tanımlamıştınız. Bunun tüm bu kuş imgeleriyle bir ilgisi var mı? Ve sonra da konuşma,
yazma ve kesmeyle?
C: Testi geç.
S: (L) Eğer yazarsan ve testi geçersen bir anka kuşu, güvercin veya benzer birşey mi oluyorsun?
C: Keşfet.
S: (L) Ark, Etrüsklerin alfabelerini bir yansıma görüntüsü olarak oluşturmuş olabileceklerini söyledi. Etrüskler aynanın "öbür tarafında"
yaşamış olabilir mi?
C: İkincisi daha yakın


https://belleten.gov.tr/tam-metin/2635/tur


Tgur

#1642
Sybleman teşekkür ederim,
Yaptığın çalışmalar benim gibi arayışta olanlara kapılar açıyor sağol,ırklar hakkında yeni bir yorum hazırlıyorum geliştirdiğimde takdim edeceğim,

Evvelki açılımlarda ırklar hakkında çok şeyler söylemiş ve işin bir Oryon deney karmaşası olduğunu belirtmiştim ,ancak sanırım bu hususta Laura bir kitap da yazmış onu fark ettim, keşke bulup tercüme edip okuyabilsem, her neyse biz araştırma ve bilgi geliştirme işlerine devam edelim bizimki iğneyle kuyu kazmak olsa da başka konuların farkındalığını sağlayan bir uğraşı oluyor,kısaca memnunum..


Tgur

#1643
YORUMLAR 134 

S: (L) Dünya üzerindeki ırklarla ilgili olarak ırksal üstünlük diye birşey var mı?
C: Fiziksel sınırlanma yönünde ancak karmik olarak belirlenebilir.
S: (L) Belirli bir ırka veya bir diğerine doğmak karmik olarak belirlenebilir mi?
C: Evet.
S: (L) Yok olan diğer gezegenden gelen Ariler/Keltler bu gezegene geldiklerinde buradaki insanlardan herhangi bir şekilde daha üstün müydüler?
C: Az çok.
S: (L) Bu üstünlüğün niteliği neydi?
C: Dayanıklılık.
S: (L) Fiziksel mi yoksa zihinsel mi?
C: Fiziksel.
S: (L) Ama sarı saçlı, mavi gözlü insanlar, örneğin zencilerle karşılaştırıldığında biraz daha narin ve ince-tenli görünüyorlar.
C: Yüzeydeki bu ortam için geçerli.
S: (L) Dünyadaki en eski ırk hangisi?
C: Hepsi aynı.
S: (L) Diğer gezegenden gelen Ariler/Keltler de mi?
C: Evet.
S: (L) Tarihte Kantek, Martek ve Dünya'nın her üçü arasında birbirleriyle iletişim kuran varlıklar yaşadı mı hiç?
C: Hayır.
S: (L) Peki tarihte aynı anda her üç gezegende canlıların yaşadığı zamanlar oldu mu?
C: Evet.
S: (L) Neden farklı ırklar var?
C: Pek çok sebep. Deneysel yaratımlar. Kısmen.
S: (L) Doğulular nereden geldi?
C: Diğer tümüyle aynı. Deney sonucu.
S: (L) Bu gezegende mi var oldular? Bu gezegenin yerlileri mi?
C: Her ikisi. Doğulular en gelişmiş ruhlar için, Ariler en agresif ruhlar için, Zenciler de dünya titreşimsel frekansına en doğal şekilde uyumlu ruhlar için ayrıldı. Kızılderili "yerliler" de öyle.
----------------------------------------------------------------------

S: (L) Keltik kökenli bireyler tarihsel olarak ve bariz bir şekilde oldukça agresifler, ama agresyonlarının sonucunda suç işleme oranları daha düşük. Bu neden böyle?
C: Elbette birden fazla yanıtı var. Herkesin kimyasal yapısı doğal ortamına dayalıdır. Siyah ırk, kökenleri olan coğrafyada binlerce, hatta milyonlarca yıldır yaşamış oldukları için, tumoxifen'in daha yüksek miktarda bulunmasının, o ortamda hayatta kalma için gerekli olduğu düşünülebilir. O ortamdan uzaklaştırılıp tamamen farklı bir kimyasal denge gerektiren bir ortama getirildiklerinde, bu hormonun yüksek miktarda olması, belirli bir veya iki türde agresif davranışın meydana gelmesine neden olabilir. Diğer ırk veya kültürlerin bireyleri çeşitli beyin kimyasallarını arttıran veya değiştiren herhangi uyarıcılara maruz kaldığında ise, bu durum ilgili toplumda daha kabul edilebilir olan davranışlara dönüştürülebilen cinste farklı bir agresif davranışın meydana gelmesine neden olabilir.
S: (L) Bu agresyonu veya suç hormonunu düşürmek veya başka davranışlara dönüştürmek için kimyasal olarak yapılabilecek herhangi birşey var mı?
C: Bu oldukça karmaşık bir soru çünkü beyin kimyasına yapılacak herhangi bir müdahale, şu anki gelişim seviyenizde karanlığa ateş etmeye benzetilebilecek bir durumdur, çünkü konuyla ilişkili hususların tümünü bilmiyorsunuz.

----------------------------------------------------------------------

S: (L) Eğer bu, Nordik tiplerle başladıysa ve diğer hümanoit kombinasyonların kaynağı da buysa, insan varlıkları için hangi genetik kombinasyonlar kullanıldı? Örneğin Zenciler / Siyah insanlar "Nordiklere" hiç benzemiyor.
C: Nordik genler Neandertal olarak bilinen, Dünya'da zaten mevcut olan gen havuzuyla karıştırıldı.
S: (L) Doğu ırklarını elde etmek için hangi genetik kombinasyon kullanıldı?
C: Doğulular efsanelerinizde "Lemurya" olarak bilinen bir bölgeden getirildiler. Dünya'nın o zamanki iklim ve kozmik ışın koşullarına iyi uyum sağlayacak şekilde Oryon Birliği içindeki 7 genetik kod yapısının önceki bir melezlemesi yoluyla tasarlandılar.
S: (L) Pekala, ya Sami ve Akdeniz halkları?
C: Yeni bir topluluğun "yerleştirildiği" her defasında, ilgili topluluklar yerleştirildikleri ortama en iyi uyumu sağlayacakları şekilde tasarlandılar. Ariler tek istisnadır çünkü Dünya'ya acil bir durumla getirilmeleri gerekti.
S: (L) Irklar Dünya'ya en iyi uyumu sağlayacak şekilde tasarlanıyorlarsa, Sami ırkıyla ilgili olarak hangi faktörler dikkate alındı?
C: Diğer hepsi gibi onlar da Dünya'da değil, Oryon laboratuarında tasarlandılar. Orta Doğu'ya "yerleştirildiler".
S: (L) Atlantisliler hangi genetik tipteydi?
C: Kızılderililerinkiyle aynı.
S: (L) Kızılderili tipinin kökleri nedir? Gezegende mevcut olan ve Oryon laboratuarına götürülüp genetik olarak değiştirilerek tekrar Dünya'ya yerleştirilen temel bir tür mü vardı?
C: Hayır!!! Söylediklerimize dikkat ediyor musun?!?!
S: (L) Neyi kaçırdım? Neden bazı Kızılderililer Pleyades'ten geldiklerine inanıyor?
C: Pleyades nerede?
S: (L) Oryon yakınında. (RC) Aa tamam, Pleyades'i Oryon'un bir parçası olarak kabul ediyorlar. Peki ya Siryus?
C: Bir yer olarak Siryus karıştırılıyor çünkü kuzey yarımküre göğündeki benzer bir yere benzetiliyor. Kızılderililer gözlem noktları itibariyle benzer görünüşteki bir yer nedeniyle yorumlamada karışıklık yaşadılar.
S: (L) Tamam. (RC) Ama Siryus açık bir şekilde Siryus! Gökyüzündeki en parlak yıldız... tüm efsanelerde var! (L) Belki yalnızca yanlış yorumlama değil, aynı zamanda bilinçli bir dezenformasyondur? (RC) Bu nasıl yanlış yorumlanabilir? Bu belli değil! Yıldız haritaları çok açık!
C: KENDİ efsanelerinizi SİZ nasıl yanlış yorumladınız?
S: (F) Görünüşe göre şu anki kültürümüzde herşeyi ve hatta yakın tarihimizdeki pek çok şeyi bile kolayca çok yanlış anlayabiliyoruz. Daha eski efsanelerin de çarpıtılmış, abartılmış veya yanlış sunulmuş olabileceğini düşünmek zor değil.
C: Bu celsenin başında söylediğimiz şeyi tekrar gözden geçirin.
S: (L) Dogon'lar Siryus'tan mı geldi?
C: Tüm hümanoit türlerin kökeni Oryon bölgesidir; milyonlarca koloni var oldu, oluyor ve olacak.
-------------------------------------------------------------------

S: (L) Andromedalılara göre "bizimkine en yakın 8 galakside 135 milyar insan bulunuyor. Başka ırklar da var. Bu ırklardan bazılarının insan ırkıyla pek çok çatışması var ve çatışma sürüyor. Ama bu sorunu hafifleteceği umulan bazı gelişmeler de var..."
C: Mevcut konumunuzda, mevcut fiziksel formunuz üzerinde gelişmiş biyogenetik mühendislikle çeşitli ayarlar yapıldı. Bu devam eden bir süreç.
----------------------------------------------------------------------

Sybleman dostumuz Türk ırkının nereden geldiğine yakın bir araştırma daha doğrusu Etrüskler Türk ırkı mı idiler şeklinde incelemelerini sundu,arkadaşın çok samimi araştırma gayretlerini bulandırmak istemem araştırmaya yönelmiş bir bilinç kaliteli bir ruhsal aydınlanmayı isteyendir, bu konuda sadece takdir ile anılır,zira bilgiyi genişletmek isteyen bizlere yeni yeni kapılar açacaktır buna şüphe yok,

Bir zamanlar ben de ırkların hassasiyeti hakkında sanki bir tez hazırlar gibi olmuştum ,1071 de Malazgirt meydan muharabesi sonunda Anadoluya akacak Selçuk Türklerinin ırksal karmaşaya nasıl geldikleri hakkında,

Malüm Anadoluda Bizans vardı ve onlar Doğu Romalılar diye bilinirdi mağlüp olmuş olan ülkenin fertlerinin topunun imha edilmesi düşünülemediğine göre akan zaman içinde bir kaynaşma olmuş ve sadece Anadoludaki Bizanslılar değil evvelce bu bölgede yaşamış Yunan İskit Akad Hitit ve şimdi hepsini sıralayamayacağım kadim milletlerin genetik karışıklığı ile Selçukluların Anadoluda uzun dönemde günümüze kadar giderek asimilasyonu düşünülürse saf Türk veya başka bir kavime ait ırkı ayıramayız,alıntı,

****
ANADOLU MEDENİYETLERİ: Anadolu'da kurulan uygarlıklar sırasıyla şunlardır:
Hititler, Frigler,Lidyalılar, İyonlar, Urartular (MÖ 2.bin-Mö.600 yılları arasında)
Persler (M.Ö 543-333)
İskender İmparatorluğu.
Roma İmparatorluğu.
Bizanslılar (395-1071)
Türkler (1071-....)"

*****
Hele KH nin zaman üzerinde dolaşıp olayı Tarihsel tam karmaşaya sokunca belirli bir ırksal iz üzerinde bilinçsel bir kalış olamıyor,
Ayrıca, İskender fetihlere kalkarken oluşan istila batıdaki kavimlerin Anadolu ve doğu tarafına doğru ,Cengiz ve Timur fetih ve genişleme istekleri ile olan istila Anadoludakileri batıya Balkanlara Yunanistan doğru göç etmelerine sebep olmuştur,

Yani kafatasçılık ırkçılık bu gerçekleri düşündüğümüzde boşa bir uğraşı oluyor,

Bu arada Atatürkün "Ne mutlu Türküm Diyene" vecizesini saf kafatasçılık arayışında olan kişilerin beyhude uğraşıları olduğunu fark edip ,

Esasta bu ifadenin tarif ettiği kavramın bir hudut içinde hasbel kader beraberce savaşlar yıkımlar geçirerek kümeleşmiş bir çok ırka ait olanların olduğu topluluğunun biribirine ortak bir dil ve vatanda bulunmak duygusu  içinde kaynaşmasını ve ayrımları kaldırması icap ettiğini anlaşılması gerekir,

İslam yoğunluğu fazla demek ve şeriata kalkışmak ilkelliği de keza,

Bütün bunların yanında Atatürkün Türk Dil ve Tarih kurumunu kurup ,Mu medineyti hakkında hassas araştırmalarını da biliyoruz ,
"Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir" vecizesinin anlatımı yolunda düşünürsek bilim ve araştırma altında her şeyin yapılması ve ne olursa olsun gerçeği yakalamak her ferdin yolu olmalıdır bilgisi olarak olayı değerlendirmelidir,ayrıca o aralar Hitler gibi şahısların Ari üstün ırk araştırmaları moda idi,bu şartlardaki bilgi ortamında  Türk ırkı nedir neden araştırılmasın,

Gerçeği çok yakınlarda anlamaya başlayan bizlerin Türk Irkı kökenlerini araştırmalarındaki safiyeti de çok normal karşılıyorum,bu Oryon Deney işini bile yeni yeni oturtmaya işin özünü gerçeklerin hakiki yüzünü ancak anlamaya doğru çabadayız,

Bu hallerde KH uğraşısı ile  ayırım çizgileri bulup bu nadide topluluğu parçalamak yolunda olanları fark etmek her farkında kişinin ulaşması gereken bir bilinç olmalıdır,

İşte bu karmaşa hakkında ve Oryon deneysel uygulamaları ve enkarnasyon karma döngüleri  sınırlandırılmalar ile konuyu karışmış ırklar özelliğinde daha geniş bir ölçüde kabul etmemiz gerekir,
****
"C: Fiziksel sınırlanma yönünde ancak karmik olarak belirlenebilir.
S: (L) Belirli bir ırka veya bir diğerine doğmak karmik olarak belirlenebilir mi?
C: Evet."
****
Hele bu karışmayı Oryon deneysel faaliyetlerinin Dünyaya yakın veya uzak gezegenler arasındaki ırk aktarımları genetik ilave ayarlamalar ile Dünya ırk karmaşası içine sokulduğunu da hatırlarsak konuya daha açık bir zihinle bakabiliriz,

Zira Oryon labaratuar çalışmaları demek olan bütün genetik ayarlamaları bir yerde, bir gezegende değil Oryon gurubu denen bölgedeki bütün gezegenlerde ,mesela Siriusta veya Pleyadeste münferit fakat  Oryon çalışmaları olarak addedilen bir kavram altında mütalaa etmemiz gerekir,
(Münferit =tek başına ,Mütalaa=İrdeleme)
Dilimizdeki Osmanlıcadan ben de şikayetçiyim "burada müştekiyim de diyebilirdim"ama karışmış eski bile olsa her zaman gençlerin karşılaşacağı kelimeler, hele hukuk terimlerini anlamak  başlı başına felaket,bence bilginin fazlası eski kelimeler dahi olsa insana sıkıntı vermez, zihni arayışa çalışmaya iter,"Google,"sağolsun,

*****
"C: Diğer hepsi gibi onlar da Dünya'da değil, Oryon laboratuarında tasarlandılar. Orta Doğu'ya "yerleştirildiler".
S: (L) Atlantisliler hangi genetik tipteydi?
C: Kızılderililerinkiyle aynı.
S: (L) Kızılderili tipinin kökleri nedir? Gezegende mevcut olan ve Oryon laboratuarına götürülüp genetik olarak değiştirilerek tekrar Dünya'ya yerleştirilen temel bir tür mü vardı?
C: Hayır!!! Söylediklerimize dikkat ediyor musun?!?!
S: (L) Neyi kaçırdım? Neden bazı Kızılderililer Pleyades'ten geldiklerine inanıyor?
C: Pleyades nerede?
S: (L) Oryon yakınında. (RC) Aa tamam, Pleyades'i Oryon'un bir parçası olarak kabul ediyorlar. Peki ya Siryus?
C: Bir yer olarak Siryus karıştırılıyor çünkü kuzey yarımküre göğündeki benzer bir yere benzetiliyor. Kızılderililer gözlem noktları itibariyle benzer görünüşteki bir yer nedeniyle yorumlamada karışıklık yaşadılar.
S: (L) Tamam. (RC) Ama Siryus açık bir şekilde Siryus! Gökyüzündeki en parlak yıldız... tüm efsanelerde var! (L) Belki yalnızca yanlış yorumlama değil, aynı zamanda bilinçli bir dezenformasyondur? (RC) Bu nasıl yanlış yorumlanabilir? Bu belli değil! Yıldız haritaları çok açık!
C: KENDİ efsanelerinizi SİZ nasıl yanlış yorumladınız?"
*****
Bir de şu alıntı ilginç,

****
"C: Mevcut konumunuzda, mevcut fiziksel formunuz üzerinde gelişmiş biyogenetik mühendislikle çeşitli ayarlar yapıldı. Bu devam eden bir süreç. "

*****
Kaçırılma ve yer altındaki çalışmalar melezleme başka gezegenlerde insan ırkı hazırlanıyor gibi anlatımlara insan ırkı üzerinde yapılan toplu uğraşıların sebebini açıklıyor,
"Bu devam eden bir süreç"
Şu üçlü döngü gelsin ne olacaksa olsun 4Y mi olacağız yoksa karmik borç varsa temizlemeye mi uğraşacağız ,

Önümüzü görelim..

Ara..

sybleman

#1644
Eline sağlık Tgur abi. Güzel bir derleme olmuş. Aslında başka bir konuya yoğunlaştım bir süredir, bir yapı oluşursa size de iletmek isterim. Ama işte yine önüme takılıyor bu mevzu :)

Yeni celseyi bekliyorum heyecanla, iki ay oldu galiba değil mi? Yakında paylaşırlar belki.

Tgur

#1645
Teşekkürler Sybleman,
Araştırma ve sorular üzerinde yoğunlaşman zaten evrensel konularda işgüzar  olan beni daha motive ediyor , bu yaşta gençlerle bir olmak da keza,

Sorular bitmesin ruhsal arayış ve yaşamımızda o bizim en büyük kurtarıcımız,

09.08.2004
Sorular cevapları doğurur yanıtlanır
Cevaplar ,soruları bitirmez arttırır
Tekamülün sonsuzluğu buradadır
Her olguya zihni başka gözle baktırır


Tgur

#1646
YORUMLAR 138

S: (L) Masonların aslının ne olduğunu bilmek istiyorum.
C: Osiryanlar.
S: (L) Esas Masonların bir topluluk olarak ne zaman oluştuklarını söyleyebilir misiniz?
C: MÖ 5633.
S: (L) Masonluk bugün de aynı şekilde mi uygulanmaktadır?
C: 33. derece, evet.
S: (L) Yani 7 bin yıldır devam eden bir gelenek mi var?
C: Evet.
S: (L) Bu oluşumun dünyayı ele geçirip yönetmek gibi bir planı var mı?
C: Öyle denemez.
S: (L) Odaklandıkları şey nedir?
C: Gözetleyiciler.
S: (L) Neyin gözlemi?
C: Quorum'un durumu.
S: (L) Quorum nedir?
C: Derin bilgi topluluğu. Sizin türünüz için tamamen bilinmeyen birşey. Geleceğiniz açısından çok önemli.
S: (L) Ne bakımdan?
C: Değişimler.
S: (L) Daha spesifik olabilir misiniz? Şahsen bizimle ilgili değişimler mi?
C: Kısmen.
S: (L) Dünya değişimleri?
C: O da dahil.
S: (L) Quorum ile Kasyopyalılar arasındaki ilişki nedir?
C: Bizimle düzenli olarak iletişim kuruyorlar.
S: (L) Bu iletişimi sizin Kasyopyalılar olduğunuzu bilerek mi kuruyorlar?
C: Evet.
S: (L) Quorum ile Kasyopyalılar arasındaki ilişki binlerce yıldır var mı?
C: Epeyce süredir diyelim.
********
S: (L) Masonlar'ın İlüminati ile ilişkisi nedir?
C: Masonlar alt seviye kol.
******
S: (L) Gülhaçlılar Masonlarla ilişkili mi?
C: Dolaylı olarak.
S: (L) İlüminati Gülhaçlılarla herhangi bir şekilde ilişkili mi?
C: Önceki yanıtla aynı.
S: (L) Bu üçü arasında, iç topluluğa en yakın olan hangisi?
C: Doğru kavram değil.
S: (L) Gülhaçlıların elinde kendilerinin de anlamadığı yazılar var mı?
C: Evet. Masonların da öyle.
***********
S: (L) Bunun aradığım mutlak şey olduğunu düşünmedim zaten. Masonlar Sinclair ailesi ve Rosslyn Şapeli'yle çok yakından ilgili görünüyor.
Adamlarının Amerika'ya gelmiş olduğundan eminler çünkü usta bir mason tarafından yapıldığı söylenen bu şapelde mısır ve aloe vera oymaları var. Onlara göre bu Prens Henry'nin ve tüm o tapınakçıların ve...
C: Saçma!
S: (L) Peki o halde Rosslyn Şapeli'ndeki bu oymaların açıklaması nedir?
C: Evet, ziyaret ettiler ama Mason öğretisi eski Mısır'da Eseni tarikatiyle içiçe; hayatta kalan Atlantisliler tarafından Sfenks'in tabanına yerleştirilen gizli bilgiyle ilişkili olarak.
S: (L) Masonlar arasında buna dair bilgisi olan var mı?
C: Evet.
S: (L) Birşey bilmek için ne kadar yükselmen gerekiyor?
C: Sayfa 33. Sarı saçlı ve mavi gözlü elbette! Genetik değişiklikten önce kollardan birindekilerin boyu üç metre otuz santimdi.

*******
S: Son bir soru sorayım. Karındeşen Jack hakkında bir kitap okuyorum. Yazar asıl Jack'in "delirmiş bir cerrah" olduğunu iddia ediyor, ki bu daha önce sizin söylediğiniz şey. Bu kitap ayrıca cinayetlerin ardında siyasi bazı ilhamlar da olduğunu söylüyor. Tüm o cinayetlerin belirli birinin öldürülmesinin üstünü örtmek üzere planlandığı iddia ediliyor. Hatta Masonların da bununla ilişkili olduğu ve bu cinayetlerin sembolik Masonik bildirimler olduğu iddia ediliyor. Bu teori doğru mu?
C: Belki biraz.

*****
Yaşam boyunca derinlikli etkileşimde bulunduğum üç mason arkadaşımın sonuncusundaki evrensel bilgilerden kaçma konusunu anlamaya çalışıyorum,

Kendisi dinsel konularda ve bu husustaki tarihsel tesbit edilmiş olayların tümüne son derece dakik bir şekilde hakim, bu KH karıştırmalarına uğramış bilgilerden herhangi bir ruhsal konuyu açtığımda noktası virgülüne kadar bana izah edecek durumda ve bu konuda KH tarafından zamanla karıştırılmış saptırılmış dayattırılmış ortada dolaşan mistik ve teolojik bilgiler yönünden benden çok üstün,

Ancak uğraştığımız bu kanal bilgilerinden bahsedince zihinsel kaçışta, onların yani masonların kendi içlerinde bilgileri nasıl harmanladıklarını ve belirli bir inanca sapmadan dikkatle uğraştıklarını biliyor ama tam genişlikle bir yorumda bulunamıyorum,

Kısaca onların nezdinde her bilgi bizim için esas ama hiç birinin üzerinde duramayız tavrı, bir nevi üstünlük mağruriyet hissediyorum,
Aynı şeyi Yahudilerde de hissettim ,biz üstün ırkız ve bu bakışlarla diğer insanları hor gören durum,

Yahudiler ve Masonlar arasındaki bağın farkındayım ama Yahudilerin akibeti ve aldıkları genetiksel pek açık izah edilmeyen farklılık hakkında sonlarının yine kendi davranışları ile harabiyete uğrayacaklarını biliyorum ama Masonların durumunda zihnimde bir sarahat oluşmadı,

Varlık birliği bilincimde bu tip ayırımlar bana ters geliyor ama olan bitenin de farkında olmalıyız, zira aynı ortamın unsurlarıyız ve burada KH yız,

*******
C: Unutmayın, herşey döngüler ve daireler içinde yapılanıyor.
S: (L) Yani bu tüneller Konsorsiyum tarafından yapıldı ve onlara ait, doğru mu?
C: Daireler içinde daireler.
S: (L) Masonlar gibi mi?
C: Bahsettiğimiz kavramın örneklerinden biri.

********
Masonları incelerken daireler ve birden dairesel düzlem aklıma geldi,onun hakkında,

********
C: Ama bu, doğası gereği aslında dairesel olana lineer bir ölçek dayatmaya yönelik umutsuz bir çaba.
S: (A) Sonsuzluktan kurtulmamız gerektiğini mi söylüyorsunuz? 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 0, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 0 diye mi saymamız gerekiyor? Sonsuzluğa ihtiyacımız yok mu? Hayır, muhtemelen değil, çünkü soru bilinç hakkındaydı. ....ve sonsuzluk hakkında düşünmeye yönlendirilmedik – herşey dairesel. Az önce düzlemi düşünüyordum ve sonlu ve dairesel olan kürenin aksine düzlem sonsuz. Düzlemin iyi, kürenin kötü olduğunu söylediniz. O halde...
C: Hayır.
S: (A) Ama düzlem kendi başına sonsuzdur. Sonsuzluğa da bu şekilde varıyoruz, çünkü sonsuz bir düzlemimiz var...
C: Dairesel düzlem nedir?
S: (A) Ne?! Bir disk. Bazen onlara sorduğumuzdan başka soruların yanıtlarını alıyoruz. ..... Son soru: Genel bir hayalkırıklığı hali içindeyim çünkü öğrenecek çok fazla şey, izlenecek pek çok yol, araştırılacak pek çok şey, kanıtlanacak pek çok teori, geliştirilebilecek pek çok matematiksel kavram, ekin çemberleri örneğinde olduğu gibi matematiğin ve fiziğin dışında araştırılacak pek çok şey var ve nereden başlayacağımı bilmiyorum. Hiçbir yere çıkmayan bir labirente girmek istemiyorum ..... Ne yapmam gerekiyor?
C: Böyle bir karmaşayla karşılaşıldığında, en iyisi önyargısız ve korkusuz bir şekilde sadece yapmaktır. Diğer bir deyişle, bırak yol kendini yaratsın. Ve bu yanıtla birlikte, iyi geceler.

*************
Bu bölümü evvelce çok okuduk atladık belki dairesel düzlem hakkında yorum da yaptım ama zaman içinde başka farkındalığa geçebiliyoruz,

Değişken fiziksellikte yani 4Y de maddi olaylarla yani lineer yapıyla ilgimiz var ve çaba  fiziksellikten kurtulmaya çalışmak,daha sonra 5 ve diğer üst yoğunlukları hak edecek en azından anlayabilecek yapıya gelebiliriz,

4Y de bir nesneye bakıyorsunuz fizikselden kurtulmamış haldesiniz ,ama adaptasyon başlıyor,nesnenin önünü görürken arkasını da görüyorsunuz,

İş bitmedi bunun dairesel düzlem ile ne alakası var ,

Var, orada yönler yok yani nesnenin altını üstünü de görüyorsunuz, bu hal sizin dairesel düzlem kavramınızı bir küre içine koyar, olmadı küre de olmadı zira o da bir sınırlama içeriyor ,kürenin çeperleri, sınırlama olmamalı ,o halde,

Baktığınız nesne ile birsiniz, yani kendiniz o "kim" veya "ne" siniz,

Bu halde benim ve bazı dostların gördüğü bir ile bir olma vizyonlarının neden olduğunu anlamaya başlıyorsunuz,

Hoppala şimdi kendimizi parlatmaya mı başladık ,hayır,katiyen hayır, oluşanı tarif etmeye çalışıyoruz, bu yoğunlukta bir olayı mutlaka artı veya eksi ye benzer kutupsal yönlere koymaya alıştık ne demek,

Masonluğu anlamaya başlıyoruz yani onu bir kutuba koymadan anlamaya K.ların anlattığı kavramlarda bir anlayışa yerleştirmeliyiz,yine yerleştirme diye 3Y düşüncesine takıldım, olayı ,anlayışı dairesel yahut helezoni bir yerlere koymalıyız,helezondan çok bahsetmiştim kavram ve idraki bir noktada tesbit edip dünyada dairesel bir zaman geçirdikten sonra aynı idrakin hudutlarındaysanız yerinde sayıyorsunuz demektir illa idrak yoğunlaşmış bir üst seviyeye gelmiş olmalı,

******
"S: (L) Yani bu tüneller Konsorsiyum tarafından yapıldı ve onlara ait, doğru mu?
C: Daireler içinde daireler.
S: (L) Masonlar gibi mi?
C: Bahsettiğimiz kavramın örneklerinden biri."

******
Tam bu çalışmayı yaparken kıymetli dostlardan biri ölüp dokuz gün öte tarafta ne var ve ne özümsemişse anlatan bir insanın alıntılarını aktardı ve bu çok yerinde oldu ,nefis bir bilgi yığını ve sanırım herkes çok etkilendi ,bu mealde bir çok aktarım ve bıktırıcı bir şekilde Ruhların Yolculuğundan pasajlar veren ben bu yeni hatırlatma faaliyetinden sevindim,

Genişleyen farkındalığın ve bu bilgi patlamalarının tesadüf olmayan benim çalışmama denk gelmesi olayların safha safha birliği adeta haykırarak zihinlere sokma işinin evren topyekün faaliyetinin gerçekliğini ve bunu anlamaya yönelen zihinlerdeki şüpheleri kuvvetle sıyıran başarıyı göstermekte, ne mutlu..

Ara.


sybleman

#1647
Yangın ve portal ilişkisi olabilir mi diye araştırıyorum, şunları bulabildim:

(L) Mısır'da düşen uçak... Başına ne geldi?
(Joe) Birkaç parça bulmuşlar ama ortada ne ceset var, ne birşey. Konu hakkında çok az bilgi mevcut.
C: Atmosferdeki elektrik anormalliği aşırı potansiyel farkına ve ateşli patlamaya neden oldu.
S: (Joe) Uçak nereden kalkmıştı?
(Niall) Paris.
(Joe) Paris'ten Kahire'ye gidiyordu ve Akdeniz üzerindeydi. 19 Mayıs'ta. Her ne olduysa görünüşe göre uçağın çoğunu buharlaştırmış. Bazı
parçaların ve kara kutunun bulunduğunu iddia ediyorlar ama hiçbir ciddi enkaz parçası yok.
(L) Belki de atmosferdeki elektrik yükü bir portal açmıştır ve uçağın bir kısmı başka bir boyuta geçmiştir! Bunun herhangi bir volkanik veya
başka gezegensel faaliyetle ilgisi var mıydı? Herhangi bir elektriksel bağlantı?
C: Etna.
S: (L) Evet, Mayıs sonunda Etna patlıyordu.


: (L) Bir elektromanyetik alan yaratarak antimaddeden yararlanmak çekim dalgasını değişken hale getiriyor, antimaddenin maddeyle
birleşmesini sağlıyor ve mekan/zamanın eğilip değiştirilebildiği bir portal yaratıyor. Diğer bir deyişle bir EM alanı yaratmak, antimadde
girişi sağlamak, mekan/zamanın eğilip bükülmesini, kontrol edilmesini mi sağlıyor?
C: Evet.


Google ile bir siteden makale araştırırken chatgpt çıktı karşıma. Soru ve cevabı aşağıdaki şekilde oldu :)

Yangın ve elektromanyetik alanlar arasındaki ilişki nedir?

 <blockquote id="quote"><font size="2" face="Trebuchet MS, Verdana" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">Ateş ve elektromanyetik alanlar arasındaki ilişki, ateşin özellikle ısı ve ışık şeklinde saldığı enerjinin, elektromanyetik alanlarla etkileşime girebilmesi ve belirli elektromanyetik fenomenler sergileyebilmesi gerçeğinde yatmaktadır.

Ateş yandığında, bir elektromanyetik radyasyon şekli olan görünür spektrumda ışık yayar. Bu görünür ışık, yanan malzemenin atomları veya molekülleri içindeki uyarılmış elektronların daha düşük enerji durumlarına geçişi ve süreçte fotonları serbest bırakmasının sonucudur. Bu fotonlar alevlerin karakteristik renklerini ve parlaklığını oluşturur.

Ek olarak, yangın, kızılötesi radyasyon içeren geniş bir elektromanyetik radyasyon spektrumu olan termal radyasyon üretebilir. Kızılötesi radyasyon da bir elektromanyetik radyasyon şeklidir ve ısı transferi ile ilişkilidir. Kızılötesi kameralar veya termometreler gibi cihazlar kullanılarak tespit edilebilir ve ölçülebilir.

Dahası, belirli koşullarda alevler veya yanan gazlar, atomlara veya moleküllere elektron ekleme veya çıkarma işlemi olan iyonlaşmayı üretebilir, böylece yüklü parçacıklar oluşturabilir. Bu iyonlaşma, atomların veya moleküllerin elektronlarından sıyrıldığı ve elektrik yüklü hale geldiği bir madde hali olan plazma oluşumuna yol açabilir. Plazma, sırayla, elektromanyetik alanlarla etkileşime girebilir ve elektriksel iletkenlik veya manyetik alanlardan etkilenme yeteneği gibi elektromanyetik fenomenler sergileyebilir.

Özetle, yangının kendisi elektromanyetik bir alana sahip olmasa da, görünür ışık, termal radyasyon ve plazma oluşumu gibi yangının ürettiği enerji ve emisyonlar elektromanyetik alanlarla etkileşime girebilir ve bunlardan etkilenebilir.[/quote]

Anladığım kadarıyla ateş sonucunda oluşan radyasyon bir elektromanyetik alan ve plazma oluşturabiliyor.

Belki de bir ilişki olabilir. Etna örneğinde olduğu gibi belki havada uçuşan küller bir elektriklenme yaratıyor ve sonucunda bir elektromanyetik bir alan oluşuyor. Eğer böyle bir enerji oluşuyorsa onu kullanıyor olabilirler. Bilmiyorum olasılık dahilinde gibi.

sybleman

#1648
Yangın alanlarında görülen ufolarla ilgili görüntüler:

https://www.youtube.com/watch?v=Hv7oKePF_RU&ab_channel=HISTORY

Hatta Ufos cause wildfires şeklinde oynatma listesi yapmışlar, sürekli yangınlarda görüntülenen ufolardan dolayı

https://www.youtube.com/playlist?list=PLRtS3MYoVURazKQIPRCEAaQlEpcRLqL-a

gerçek tosun paşa

#1649
S: (L) Yani temelde DNA'nın değiştirilebileceğini mi söylüyorsunuz? Olabileceğini biliyoruz çünkü kitapları okudum. Ama başka bir deyişle, düşüncenizdeki, anlayışınızdaki ve bilgi seviyenizdeki değişikliklerle değiştirilebileceğini mi söylüyorsunuz ?

C: Bilgi en önemli faktördür.

S: (L) Bilgi toplamanın, araştırmanın ve öğrenmenin en önemli faktör olduğunu mu söylüyorsunuz?

C: Evet ve öğrendiklerini uygulamak.

S: (L) Yani bilgi, benzin deposunu doldurmak ve öğrendiklerinizi uygulamak, motoru çalıştırıp gaz pedalına basmak gibi mi?

C: Evet

S: (Pierre) Bu bana bir şeyler düşündürüyor.DNA dönüşümünün anahtarı, en önemli faktör bilgidir. Aynı zamanda DNA, bilgi alanının aracısı veya alıcısıdır. Bana, bireyin dünyada bilgi topladığı ve daha sonra bilgi alanıyla olan bağlantısını iyileştirdiği ve daha da fazla bilgi toplamasına izin verdiği bir tür aynalamayı çağrıştırıyor? Çember gibi mi?

C: Evet. Bir anten inşa etmek gibi.