Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü
avatar_Qui-gon jinn

Kasyopyaya Sorular

Başlatan Qui-gon jinn, 29 Ocak 2012, 07:38:26

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zer-zivi

#15
Sınırlama olamaz elbet zira yaradılışta bir hiyerarşik yapı mevcut ise ve karmada bir sınırlama değilse nedir?

Son sorunun cevabını bildiğin halde neden sorarsın ki! Yaradılışta her zerrenin tekamülü Aşk değilde nedir ki? Derler ki Mecnun Leylaya duyduğu aşktan çöllere düşmüştür ve Leyla ile karşılaştığında; Leyla artık Mecnunun gözüne görünmez olur, zira Mecnun Leylanın aşkıyla Hakka tutuşmuştur artık.

Yunusun dediğide "her zerrenin,varlığın tanrıya doğru tekamülde yaşadıklarını" ifade etmekten başka bir şey değildir. Tekamül acı ve tatlı buda Aşkın tarifi olsa gerek. Aşkta ne tatlıdır nede acı,hem yakar hem avutur,ne vazgeçilebilinir ne de dayanılabilinir.

Hem vereceğim cevaplar sınırlamadan ibaret ise neden merak edersin ki! Umarım cevaplar merakını gidermiştir,yoksa daha fazla egosumu harekete geçirecek,bende bunu merak ettim doğrusu! :)
 

Scyth

#16
Aklıma az önce bir soru geldi. Che Guevera ve Hz. İsa arasında genetik bir bağ varmıydı.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#17
Sanmıyorum doğrusu. Nereden aklına geldi? Celselerden birinde İsa'nın soyundan geldiği söylenen birileri vardı. Arafat ve Churchill adları geçmişti sanırım.

Scyth

#18
Bana bir bağ varmış gibi geliyor. Hatta Celselerde İsa'nın gerçek adının Cessenavara olduğu söylenmişti. Ra bilgilerin de okumuştum sanırım Sokrates'in İsa'nın enkarnasyonlarından biri olduğu bilgisi vardı.

Che Guevera
Cessanavara

Anagram gibi geldi bana. Bununla beraber Celseler'de İsa'nın Ruhunun askıda olduğunu ve ruhunu sonsuz sayıda kopyalayarak isteyenlere yardım ettiğini okumuştum; sanırım. Aynı bilgi Ra Bilgilerinde de vardı. Ya da orda okudum; fakat Celselerde de bu konu işlenmişti; bir göz atarım daha sonra. İlerlemiş ruhlar, kendilerini parçalara bölerek daha fazla enkarnasyon ve deneyim geçirebilirler. Hatta Ra Bilgilerin'de İsa'nın ruhunu sekize böldüğünden bahsedilmişti. Bunlardan biri askı da kalıp kendini sonsuz sayıda kopyalarken diğer parçalar deneyimlemeye devam edebilir. Che Guevare ve Cessanavara sessel olarak birbirlerine benzerken; Sokrates benzemiyor. Bunun sebebi farklı bir ruh parçası olduğundandır; belki. Yani elinizde parçalanmadan doğan; her birinde farklı yetenekler olan bölümler var. İçine düşeceğiniz zaman ve mekan koşullarını gözönüne alıp bir önceki deneyimde bulunan parçayı geriye çekip daha uygun olanını ileri sürer; geriye çektiğinizi farklı bir zaman-mekanda kullanırsınız. Bu varlık parçalarıda birbirine benzer karakterler. Tam olarak aynı değiller ama idealleri için şehit olmuşlar. Her birinin ayırt edici karakter özellikleri olsada; temelde toplumu uyandırmaya çalışmışlar. Ruh parçaları, deneyimlerinden dolayı farklı seviyelere sahip olabilirler. İsa deneyiminde savaşmamıyı seçen İsa, derslerden sonra bu parçanın gelişimi ile başka bir bakış açısı edinmiş ve Che Guevera deneyiminde savaşmayı doğru bulmuş olabilir. Bununla beraber parçalar illaki bu gerçeklikte (boyutta) deneyimlemek zorunda olmasa gerek. Bankacıların dediği gibi "Yumurtaların hepsini aynı sepete koyma". Sözler çokca tekrarlandıkça anlamlarını yitirirler ya; ya da aynı şarkıyı defalerca kez dinlemek ilk dinlediğinizde ki o duyguyu yavaş yavaş azaltırya...
Parçalar bundan dolayı farklı unsurları işe sokabilir yada gelişimlerinden dolayı farklı seçimlerinde bulunabilirler. Bunun öğrenme için daha iyi bir yöntem olduğunu düşünüyorum.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

zer-zivi

#19
Sevgili Scyth, son yazını okuyunca şaşırdım :) Bu gün rüyamda ruhumun dört parça olduğunu ve sonra ikişer ikişer bütünlendiğini gördüm :) Ve diğer iklenen parçaların üstünde de kendimi gördüm. Tuhaf, ne anlam verbileceğimi şaşırdım ama hissettiğim; hepimizin ayrılmış parçalarının olduğu ve zamanı geldiğinde bütünleneceğini hissettim.
 

Scyth

#20
"13 Eylül 2009

S: (Allen) Tekrar açıklayabilir misin, çünkü ben okumadım. (Keit) Darkness over Tibet'ten
bir alıntı yapmıştım. Yazar gelişimde iki ihtimal olduğunu söylüyor: yukarı ya da aşağı. Ve
bir bireyin ruhunu kaybetme olasılığı var ama bunun bilinçli bir karar olması gerekiyor. Bu
bir seçim. Ve bu karar zorla alınamaz. (L) Ama seni yıpratarak bu kararı aldırabilirler.
(Keit) Kesinlikle, ve ben de kendimden örnek verdim zaten. Yaşamlarımızdaki travmatik
deneyimlerimizin bizi aşağı doğru gelişimi seçmeye sevk edici bir etkisi olduğunu
düşündüğümü söyledim. Ve bu aslında kendi varlık seviyemizin aleyhine birşey. Ruh için
çok travmatik. Ruhu çarpıtıyor ve onu aşağı doğru bir konuma koyuyor. Bu olayın nihai
sonucu ruhun parçalanması. Dünyada bu kadar çok acı ve patoloji olmasının nedeni de
bu, çünkü bu durum ruhları seçmeye zorluyor ve manipüle ediyor. (L) Kendi doğalarının
zıddına. (PL) Illion'a göre bir insan varlığı için en kötü şey, kendi ruhuna karşı günah
işlemek. (Keit) Ve ruha karşı günah işlemek, kendi varlık seviyenin veya niteliğinin
zıddına gitmek demek. Ve kendi iyiliğimiz adına, kendimizi narsist eğilimlerden vs
temizlememiz gerekmesinin nedeni de bu. (DD) İnsan kültürüne bu kadar uyuşturucu
yerleştirmelerinin nedeni insanları zayıflatmak mı?
C: Evet ve transmarjinal inhibisyon prensiplerini de hatırlayın. (ç.n. transmarginal
inhibition [TMI], wikipedia'da psikolojik bir terim olarak, "bir organizmanın güçlü/yoğun
çevresel uyaranlara karşı gösterdiği tepki" biçiminde tanımlanıyor.)
S: (L) Bu prensiplerden birine göre, normal şekillerde iradesi kırılamayan köpekler bile,
cerrahi, hastalık veya benzer fiziksel travmalara maruz bırakılarak iradeleri
zayıflatılabiliyor ve nihayetinde saptırılabiliyor. Yani işkence de bu sürecin bir parçası.
C: Evet.
S: (L) Ve biz şu anda bir işkence kültürü içinde yaşıyoruz. Ruh parçalayıcı bir kültür.
C: Evet."


Bende mesajı attıktan sonra ne tesadüftür ki ruh parçalanması ile ilgili bilgiyi okudum; buna müteakip. Burada iki farklı süreç var gibi görünüyor. Bazı ruhlar için parçalanma primal hale dönüşe sebep oluyor. Yani, merhaba birinci yoğunluk. Altında yatan sebepte tekrar birleşememek gibi duruyor. Yani labirentte tamamen yolunu kaybedine artık tek yapılacak girişe geri dönmek ve yeniden başlamak. Ruh parçalanması, dışarıdan yapılan etkiylede gerçekleşebiliyormuş. Bu da bir kağıdı parça parça yırtmaya benziyor. İşte bir puzzle. Ama ne puzzle birleştir birleştirebiliyorsan. Bir düşünsene, Sevgili Zer-Zivi böyle bir kağıdı nasıl birleştirebilirsin ki. Diğer yandan ilerlemiş bir ruhun ruh parçalaması ya da bölümlere ayrılması daha doğru bir tabir; bir fizyon işlemi. Önce ayrılıyor ve ortaya çıkan parçalar deneyimler sonucu farklı birer değere karşılık geliyor. Bir elementin moleküllerini önce atomlara ayırıp; daha sonra bu atomları farklı atomlarla füzyonlamak; ortaya çıkan yeni molekülleri nihayetinde, başlangıçtakı temel elementin atomlarıyla füzyonlamak. Ortaya çıkan ilk halinden çok farklı bir element olurdu; heralde. Ama bu süreci bilinçli bir şekilde yapabilmek için oldukça ilerlemiş bir ruh olmak gerek. Bunun dışında bizim ya da dış etkenler sonucu ruhumuzda ki parçalanmaları bizde birleştirmeye (füzyona) tabi tutmaya çalışıyoruz(zorunlu bir şekilde); fakat kağıt örneğini hatırla bizim kağıdımız darmadağın bir puzzle. Hangi kenar hangi kenarla birleşecek bellisiz. İlerlemiş bir ruhun bölümleri eşleşme noktaları belli bir puzzle olsa gerek.(Yazıyı bitirdikten sonra bir yeri düzeltmem gerektiğini farkettim. Birleşme isteği ilerlemiş veya yeterince ilerlememiş her varlık için zorunlu veya gerekli bir durum; nihayetinde)

Aklıma bir örnek daha geldi. Ruhunuz da 1,2,3 ve 4 değerleri olsun. Karşınıza zorlayıcı bir engel çıktığında; bu değerlerin hepsi ile ilerleyemiyorsanız eğer o noktadan geçiremediğiniz kısımları geride bırakıyorsunuz. Yani örnek dünya olsun; yani maddesellik. Engeli tezgahlayanlar 1,2 ve 3 değerlerinin geçmesine müsade ediyorlar; ama 4. değeri geçirmeniz yasak. Bundan dolayı sizde onu geride bırakmak zorunda kaldınız. Bunun yarattığı eksiklik kim bilir ne denli büyük bir ölçüde. Düşünsenize, kavramayı sağlayan başğarmağınız olmasa ne çok işi yapamazdınız. Sadece bir parmak, ya bacaklarınız olmasaydı. İşte 3. yoğunluk varlıklarının, 4. yoğunluk bakış açısıyla eksiklikleri böyle olsa gerek.

Kasyopyalılar, Dalgadan bahsederken hep bir birleşmeden bahsetmişlerdi. Bu birleşme ruhumuzun dağılan parçalarının birleşmesi için bir fırsat olsa gerek. 309.000 yıl önce parçalanmanın ilk adımı atılmıştı; şimdi döngü tamamlanırken bir fırsat doğuyor. Aslında, her bir ruh parçası, başlı başına bir varlık. Özde bir olan parçaların birleşmesi bile ego ile alakalı. Yani büyük plan ruh bütünün egosunu seviye seviye eriterek 7. yoğunlukta Tanrı ile bir bütün olması iken; bunu yapabilmek için önce varlığın bireysel büyük planını gerçekleştirmesi; yani diğer ruh parçalarıyla birleşebilmesi gerekiyor. Bu yolda da bireyselleşen her bir bölüm kendi ego bilincini kaybetmek pahasına birleşmeye acaba razı olacakmıdır. Belkide, yaratılış özde budur. Tek bir ruhun pek çok parçaya ayrılması ve birleşmesi. Fizyon ve füzyon. Büyük ruh, pek çok küçük parçaya ayrılır ve o küçük parçalar da pek çok küçük parçaya. Eğer birleşebilinirse oldukça verimli bir yöntem. Böylece kurduğun sisteme yakıt sağlamış olursun. Kasyopyalılar, çekimden bahsetmişlerdi. Sanırım parçaların birleşme arzusu da burdan geliyor. Çekim bu açıdan bakıldığın her şeyi birbirine bağlıyor. Çünkü büyük plan ya da birleşme için herşeyi iletişimli kılıyordur ki; birleşme gerçekleşebilsin.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

zer-zivi

#21
Ondan geldik ona döneceğiz sözünün ne demek olduğunu anlamak daha kolaylaşıyor şimdi.
 

Qui-gon jinn

#22
İlgili kısımları alıntılamak daha faydalı olucaktır sanırım:

S: (L) İsa, Nasıralı İsa bedeninde dünyaya gelmeden önce hangi boyut veya bölgedeydi?
C: 5. yoğunluk.
S: (L) Bir 5. yoğunluk ruhu muydu?
C: Evet.
S: (L) Dünya gezegeninde başka insan bedenleriyle de enkarnasyonları oldu mu?
C: Evet.
S: (L) Beşinci yoğunluğa ulaşana kadar kaç enkarnasyon geçirdi?
C: 1009.
---
S: (L) Musa'nın sağ kolu Yuşa, İsa'nın enkarnasyonlarından biri miydi?
C: Evet.
S: (L) İsa'nın, bizim tanıdığımız başka enkarnasyonları oldu mu?
C: Evet. Sokrat

[Bu cevapdan basitçe, demekki (İsa olarak yaşadıktan sonra) bizlerin tanıdığı başka bir enkarnasyonu yok anlamı çıkıyor.Bu Scyth'nin Che Guevera ilgili sorusuna bir cevap olabilir.Enkarnasyonu olmadığı açık gibi, lakin kan bağı durumu ayrı, olabilir]
---
S: (L) Bugün veya yakın bir tarihte dünyada bulunmuş tanıdığımız herhangi bir beşinci yoğunluk ruhu var mı?
C: Evet. Arafat. Sedat. Papa beşinci John.
---
S: (L) İsa tekrar bir bedene enkarne olacak mı?
C: Hayır.
---
S: (L) İsa'nın gerçek adı neydi?
C: Jesinavarah. (ç.n.: "cesinavara" diye okunuyor olmalı)

-----

Ve Eckhart Tolle sormuş ama buna cevap vermek imkansızdırda demiş.Daha doğrusu buna bir takım cevaplar, tanımlar yapıp onu bir "biçime" bürümemek gerek demiş.Lakin ben genede sorayım:

1) Bilinç nedir?

Scyth

#23
Eşzamanlı olarak son bir kaç gündür bilinç nedir konusunu aklımda yoğuruyordum. Bilinç=ruh çıkarımı mantıklı geldi. Bilincin sınırlı kısmına akıl dedim. Bilinçaltı ise ruhun büyük kısmını oluşturuyor. O halde bir akıl/beden/ruh üçlüsünde akıl ve ruh bir bütünün farklı oranlarda ki iki yarısı iken bu ikilinin deneyimlemekte kullandığı araçta beden oluyor.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Qui-gon jinn

#24
Kasyopyalılar bir celsede sorulan "Ruh nedir?" sorusuna şöyle cevap vermişti: "Ruh bilinçliliktir.Nokta."

Hatırlıyorumda, bende başka bir platformda bana sorulan "Bilinç nedir?" sorusunu uzun uzun anlatıp, sonrasında Kasyopyalılardan aldığımız o cevapla birlikte şöyle bitirmiştim: "Kısacası Ruh bilinçlilik, biliç farkındalıktır.Nokta."

Peki o zaman farkındalık nedir? sorusu geliyor akla ama şimdi bu şeklin doğru bir yaklaşım olmadığı kanattindeyim bende.O "biçimsiz" olanı, zihinsel sahte bir nesneye dönüştürmemek gerek kesinlikle.Eckhart Tolle'un bu konudaki yaklaşımı yürekten katılıyorum.

"Peki deneyimleyen kim? Sizsiniz. Siz kimsiniz? Bilinç. Bilinç nedir? Bu soru cevaplanamaz. Cevap verdiğiniz anda, sahteleştirirsiniz, çünkü başka bir nesneye çevirirsiniz. Bilinç, geleneksel adıyla ruh, kelimenin gerçek anlamıyla asla tanımlanamaz ve bunu yapmaya çalışmak boşuna olur. Bütün biliş, ikicillik alemindedir; öznel ve nesnel, bilen ve bilinen. Özne, ben, kendisi olmadan hiçbir şeyin bilinemeyeceği, algılanamayacağı, düşünülemeyeceği veya hissedilemeyeceği bilen, daima bilinmez olarak kalmalıyım. Bunun nedeni, bir biçimimin olmamasıdır. Sadece biçimler bilinebilir ve tanımlanabilir ama biçimi olmayan boyutta, biçim dünyası var olamaz. O, dünyanın yükseldiği ve battığı aydınlık boşluktur. O boşluk, ben olan hayattır. Zamandan bağımsızdır. Ben ölümsüzüm. O boşlukta olan şey, göreceli ve geçicidir; zevk ve acı, kazanç ve kayıp, doğum ve ölüm." Eckhart Tolle

Nokta...:)

Scyth

#25
Bir virgül ekleyelim ve işte bir noktalı virgül. Yapısı gereği devam etmek lazım. Bilincin ilk safhası kendini bilme hali; yani 3. yoğunluk. Tanrının parçasının kendini bildiği an; egolaştığı an. Bu bilinç yedi parçadan oluşuyor ya da altı demek daha doğru. Genede yedi diyelim. Tanrıya merkezi çekim küresi demek istiyorum. Şimdi bu merkez etrafında spiral bir evren mevcut. Spiralin içe kıvrılan her bir döngüsü bir yoğunluğa karşılık geliyor. Merkezi çekim küresi en dıştaki halkaya (Ona da birinci yoğunluk diyelim) ulaşabilmek için spiralin dışa kıvrılan her bir döngüsüne, parçanın frekansında ya da matematiksel kodun da bir varlık yerleştiriyor. Böylece merkezden çıkan enerji bu kanal üzerinden bütün spiral boyunca yediden bire kadar ulaşıp; birden yediye tekrar geri dönüyor. Parça ya da deneyimleyen varlık bir sonra kı halkaya geçince bir önceki halkada ki varlığını da beraberinde taşıyor. Taşınan; zaten bir sonraki iç spiralde hazır bulunan akıl/beden/ruh bileşimine aktarılıyor. Buna bütünsel olarak bakarsanız yedi akıl, yedi beden ve yedi ruhu görürdünüz. Bu yedililer mevcut bulundukları spiral enerji yolunda işlenmemiş bir biçimde bulunurlar. Yani onlar matrislerdir. Ne zaman parça; (birinci seviyeden başlayalım; örneğin) evrimleşmeye veya merkeze doğru bir adım ilerlese, bu yedili akıl/beden/ruh parçalarında değişiklere sebep olur. Çünkü enerji haraketlidir. Yani birden yediye gidiş ve dönüş sürekliliği. Böylece daha başlangıçta aşama kaydetmeye başlayan varlık, matrislerini deneyimleri doğrultusunda değişikliğe uğratır.

Diyelim ki dalga ile 4. yoğunluğa geçeceksiniz. Peki orda bu halinizle mi zuhur edeceksiniz. Yarı evet. Üssel olarak artmış bir varlık olarak bulunacaksınız. Bu üssellik bir önceki boğumda ki deneyimlerinizden kaynaklanıyor. Yani siz 1122334567 vs. gibi bir koda sahipken matrisde; şimdi karmakarışık sayılar ve işaretlerle dolu bir denklem haline geldiniz. Buna uygun beden de siz denkleme her bir sayıyı kattığınız da aynı anda bir sonraki iç spiraldeki akıl/beden/ruh bileşiminiz de ve daha içtekilerde, zuhur etti bile. Yani daha doğrusu bir yere gitmek yerine aslında mevcut olan bir şeyle birleşmek; bir diğer deyişle bir sonraki iç spiraldeki kendinizle. Ve kısa bir süreliğine de olsa iç spirallerde ki parçalarınızla bağlantılı olacak; fakat matematik denklemeniz henüz daha ileriye gidecek kadar gelişmediği için daha ileri ilerleyemeyeceksiniz. Sadece bileceksiniz ve deneyimlemeye devam edeceksiniz.

Bilincin yada ruhun bilinemeyicek bir tarafı yok. Sadece parçalı yapısından dolayı keşfetmek gerekiyor. Eğer bir varlık bilemeyeceğini zannediyorsa; bence yanılıyordur. Çünkü herşeyin amacı ve sonucu tektir; kendini bilmek veya yedi parçayı keşfetmekte diyebiliriz.


Ne zaman bir şeylerin bilenemeyeceğinden bahseden bir metin okusam. Aklıma gelen bunun yarım bırakılmış bir cümle olduğu. Yani şunun gibi;

Soru: ..... nasıl bilebilirim???
Cevap: Asla bilemezsin
Soru: O halde nasıl öğrenebilirim
Cevap: Güzel soru.
Soru: Bana öğretebilir misin?
Cevap: Neden olmasın.
Soru: O halde, ne yapmam gerektiğini söyle bana.
Cevap: Bir daha ki sefere, "Hey Boss" diyerek başlayabilirsin mesela.

Bugün güzel bir cümle kurdum. Tabi ki Kasyopyalılar esin kaynağım olmuş olabilir biraz ;). Şöyleydi; "Kendi kendinin efendisi ol; böylece bir patron aramana ihtiyaç olmaz."
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Qui-gon jinn

#26
Budist keşişler "hakikatin realitesi çoktur ama kendisi Bir'dir" derler.Lakin o tek hakikat nedir? Bunun cevabı hiçbir kitapta, hiçbir öğretide geçmemektedir.Bundan daha öncede söz etmiştim.Bahsedilen tüm o şeyler hakikatin ne olduğu değil, ne olmadığıdır sadece.Bilmekten kasıt ise, 'O' olmaktır.Ki zaten 'O'sunuzdur.Bilinende 'O' olduğunuzun idrakine varmaktır sadece.Ben O'yum dersiniz Maharaj gibi ama 'O' nedir?...

Bu olgunun çok önemli bir yönü, her varlığın bunu kendinin idrak etmesi gerektiğidir.Çünkü hiçbir varlık kendi idrakini bir başkasına aktaramaz, heleki burda mevzu bahis olan 'O'nun idrakidir.Bu durum, tüm gerçek ruhsal öğretilerde vardır.O sebeple Ezoterik mabetlerin girişine "Gel sana öğreteceğiz" değil, "Kendini bil" yazılmıştır hep.Şöyle demiştir Osiris rahipleri "- İsis'in gülünü koklamama ve Osiris'in ışığını seyretmeme bir gün izin verilecek mi acaba?..." diye soran genç çırağa:

"Bu bize bağlı bir şey değil.Hakikat kendisini teslim etmez.İnsan onu ya kendinde bulur ya da hiç bulumaz.Biz seni Adept yapamayız.Onu kendi kendine elde etmek zorundasın.Lotüs suyun dibinde yeşerir ama suyun yüzeyine ulaşması çok uzun bir zamanı gerektirir.İlahi Çiçeği açtıracağım diye acele etme.Olacağı varsa, birgün elbette olacaktır.Çalış ve dua et."

Ve şöyle demiştir Krişnamurti ""Hakikat ülkesinin yolu yoktur ve ona ne olursa olsun hiçbir yolla, hiçbir dinle, hiçbir mezheple ulaşamazsınız..." Ve eklemiştir "Hiçbir öğreti veya doktrin bizi o aşamaya ulaştırmaz.Gerçek değişim bilinç düzeyindeki yükselme sayesinde meydana gelir."

Kimseye hakikati vereceğim dememiştir Mevlana, "Artık sende bi toprak ol, bi tecrübe et oğul" demiştir."Gel gör" demiştir Yunus'da, "Hak'tan ayrı ne vardır, kalma şüphe içinde" diyerek.Veya "Bir varlığın şimdiye giden kapıyı ne zaman açacağını kim bilebilir ki?" demiştir büyük RA.

Kasyopyalılar her seferinde uyarmamışlarmıdır, kendinizin öğrenmesi gerek diye.Ve o yüce hakikate dair şunları dememişlermidir celselerde:

C: Evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.

C: Sen, farkındalık profilin içerisinde, tam olarak tüm yaratılışın içerisinde var olan tüm güce sahipsin!! Kesinlikle tüm var olan, var olmuş ya da var olacaklara sahipsin, bilincinin içerisinde. Tek yapman gereken onu nasıl kullanacağını öğrenmek ve bu olduğunda sen harfi harfine, tüm olmakta olan, olmuş olanlar ve olacak olanlar olacaksın!!!!!!!!

Eckhart Tolle'da şöyle tamamlamış yazısını sonunu:

"Bilinci bilemeseniz bile, kendiniz olarak farkına varabilirsiniz. Nerede olduğunuza bağlı olmaksızın, onu herhangi bir durumda doğrudan hissedebilirsiniz. Onu burada ve şimdide hissedebilirsiniz. O, temelde yatan bendir. Okuduğunuz ve düşündüğünüz kelimeler ön plandadır ve ben, bütün deneyimlerin, düşüncelerin ve duyguların algılandığı zemindir."

Evet, onlara tüm kalbimle katılıyorum bende.Bana görede bu herkezin kendi idrakine kalmıştır.Ben 'O'yum diyebilirim ama "O, Şu'dur" diyemem asla.Sınırsızı sınırlandıramam.Yaparsam Tolle'nin dediği gibi sahteleşirim ancak.Ve Üstat Halil Cibran'ın sözlerinide almazsam şimdi bunların yanına, bu günde uyuyamam...:)


Öğretmeye Dair

Sonra bir öğretmen, bize Öğretmek'ten Söz Et dedi.
Ve o dedi ki:
Hiç kimse size bilginin şafağında uykuya yatmış beklemekte olandan başka bir şeyi açıklayamaz.
Tapınağın gölgesinde müridleri arasında yürüyen öğretmen, bilgelikten değil, inancından ve sevgisinden verir.
Gerçekten bilgeyse, sizi kendi aklınızın eşiğine götürüp yol gösteririr.
Gökbilimci size evreni nasıl kavradığını anlatabilir ama kendi kavrayışını size devredemez.
Müzisyen size bütün evrendeki ritmin şarkısını söyleyebilir fakat size ritmi yakalayan kulağı ve yansıtan sesi veremez.
Ve sayılar biliminde uzman birisi size ağırlık ve ölçü diyarlarından söz edebilir fakat sizi oralara götüremez.
Çünkü bir insanın bakışı kanatlarını bir diğerine ödünç veremez.
Ve Tanrı katında her biriniz tek tek bilindiğiniz gibi, Tanrı'ya ilişkin bilginizde ve dünyayı kavrayışınızda da her biriniz tek başınıza olmak zorundasınız.


Ve Kendini Bilmeye Dair

Ve bir adam, bize Kendini Bilmek'ten söz Et dedi.
Ve o yanıtladı, dedi ki:
Yürekleriniz sessizce bilir günlerin ve gecelerin gizlerini.
Fakat yüreğinizdeki bilginin sesine susamıştır kulaklarınız.
Düşüncenizde hep bilmiş olduğunuz şeyi kelimelerle de bilmek istersiniz.
Düşlerinizin çıplak bedenine parmaklarınızla dokunmak istersiniz.

Ve doğrusu da bunu yapmanızdır.
Ruhunuzun saklı pınarı yükselip denize koşmak ihtiyacındadır mırıldanarak;
Sonsuz derinliklerin hazinesi gözleriniz önüne serilmek arzusundadır.
Ama terazilere vurmayın bu bilinmez hazineyi;
Ve bilginizin derinliklerini sırıkla veya iskandil ipiyle ölçmeye çalışmayın.
Çünkü benlik sınırsız ve ölçüye gelmez bir denizdir.

"Gerçeği buldum" değil, "bir gerçeği buldum" deyin.
"Ruhun yolunu buldum" değil, "kendi yolumda yürürken ruhla karşılaştım" deyin.
Çünkü ruh her yolda yürür.
Ruh ne bir hat üzerinde yürür, ne de kamış gibi büyür.
Ruh sayısız yapraklı lotüs çiçeği gibi kat kat açılır.



Ruhları şad olsun...Sağlıcakla.

isiklidusler

#27
bunlar celselerin yanıtları mı olacak, benim mi bilmiyorum ama kendimce yanıtlayacağım;

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Benim cassiopaea.org'ta dile getirdiğim sorular ise şunlardır;

1) Mutlak varlık/mutlak yokluk dengesine, bir denge var mıdır?
a) Eğer varsa nedir?
b) Eğer yoksa neden?


Mutlak varlık- varolan- fiziksel varoluş ya da fiziksel olarak varolan; yansıma; (buradaki fiziksel kavramı eterik varoluşlarıda kapsadı)
Kaynak var ve kaynakın yansıtımları , (gerçeklik üretimleri ya da varoluş;)
"Tanrı mutlak varlıktır" der celseler (tümvarolan) ve karşısına mutlak yokluk'u koyar ve başka bi cevapta "Tanrı da bir ilüzyon" der yani aslında mutlak varlıkta bi ilüzyondur yani mutlak yoklukta; Hepsi varlık'a - varoluşa ilişkindir; Kaynak ölümsüzdür-doğumsuzdur-dirimsizdir-mutlaksızdır; Bunlar kaynak'ın yansıtımlarıdır-üretimleridir;

varsa nedir-yoksa nedir belki de varlık ne ? ya da yokluk ne düşünülerek cevaplanmalıdır/yanıtlanmalıdır;
yokluk kaynağın yokluğu değildir; varoluş kaynağının yokluğu ya da mutlak yokluğu değil; (onun mutlak yokluğunda sözedilemez;) varoluş onun yansıtımıdır;
kaynağın yokluğundan ya da başlangıcından söz edilemez;
Varoluşun yokluğu yokluk değildir-kaynak için;

---

Alıntı YapEklenti:
Eğer kasyopyalıların söylediği gibi "herşey eşzamanlı olarak var oldu/oluyor/olacaksa";
a) "Mutlak sabit" veya "Mutlak hareket" var mıdır?
b) Eğer varsa "Mutlak sabit" veya "Mutlak hareket" nedir?
c) Özü itibari ile varoluş hakkında hangisi söylenebilir; "Sabit" veya "Hareketli"...?


burada belki de Parmenides'in söylediği devinsizlik(devinimsizlik) ve "kendi içinde yatma/olm"a üzerine düşünülebilir ya da takipçisi Zeno'nun (sıkıştırılınca) söylediği "Havada uçan ok devinimsizdir;" Yani burası orası değildir ve sonra şimdi değildir;

isterseniz burada ideayayınevinden bi alıntı yapalım;

---
Devim Uslamlaması. Eğer birşey deviniyorsa ya olduğu yerde ya da olmadığı yerde olmalıdır. Eğer birincisi ise gerçekte dinginliktedir. Eğer ikincisi ise açkıça olanaksızdır.

Uçan Ok. Uçuyor görünen bir ok gerçekte durgundur çünkü kendine eşit bir yer kaplayan herşey uzayda dinginlikte olmalıdır ve bu bir ok için de böyledir. Bu uslamlama Burası gibi Şimdinin de değişmez olduğunu varsayar. Burası Orası değildir ve Şimdi Sonra değildir.

alıntı;http://www.ideayayinevi.com/2014/on_sokratikler/on_sokratikler_zenon.html
devinim üzerine düşünmelerde buradan/buralardan başlayabilirsiniz, elbette ki yanıtınızı/kavrayışınızı kendiniz bulmalısınız-edinmelisiniz; Sorularınızın belki de beklediğiniz-anladığımız gibi cevabı/cevapları da yoktur,
---

Burada düşünmeye bilincin hareketinden devam edilebilir, Yani kalp atımı gibi attığı belirtilen/varsayılan bilinç; varedilmemiş olan bilinç ya da belki kaynak
"Bilinç boşlukta kap atımı gibi devinmelidir" der celseler;
Burada düşünmeye belki de felsefe ile devam edilmelidir ve çünkü "boşluk" onun yokluğu ya da dışı değildir, Boşlukta kendisidir ya da kendisinin bulunduğu ortam ve eterdir; ama kendisidir ya da kendisini -doğal- ifade ediş şeklidir,
Maharaj'da bilinç eteri (esiri) kavramına rastlıyoruz örneğin;
Örneğin Parmenides'in devinimsizliği belki de bi yokluk ya da olmamalık boşluğu tarafından kuşatılmama ve boşluk( bilinmeyen bi boşlukta) bilinçsizce hareket etmeme; kendi içinden dışına çıkamama--dışı olmama ya da kendi cinsinden olmaynla kuşatılmama gibi çok farklı anlamlarda yorumlanabilir ve genişletilebilir;
Bunun dışında belki de şunu düşünmelisiniz; Devinim enerji gerektirmez-doğal hareketidir ya da doğal varoluşudur-ritmidir-bunu enerji ile yapmaz- enerji üretmez ve dağıtmaz-söndürmez-eksiltmez;
Her ne ise cevap onun niteliğidir-değişmez niteliği (sarsılmaz özü)

(Gerçekliğe ilişkinse şöyle bir hareket ve bilgi var, Ki buna varoluşta diyebiliriz belki "Dalgalanan saydam bir matriks olarak (tüm) gerçekliği gözünün önünde canlandırabiliyor musun?- Buradan hareketle dalgalanma-dalgalanım-titreşim-atım-salınım benzeri döngüsel dairesel bir hareketler ortaya koyabilirmiyiz sormalıyız belkide)

Alıntı YapEklenti:
3) Tüm deneyim veya derslerde, gözlemci/bilinç veya bunu bir akıl/beden/ruh bileşimine indirgeyip sorduğumuzda, bir akıl/beden/ruh bileşimi;
a) Düşünülebilen tüm olasılıklarının hepsini aynı "An"da mı deneyimler?
* Eğer aynı "An"da ise nasıl?
b) Yoksa ayrı şeçimler/olasılıklar hattında mı deneyimler?
* Eğer bir akıl/beden/ruh bileşimi tek bir mutlak büyük döngüyü ayrı şeçimler/olasılıklar hattında deneyimliyor ise;
- Aynı noktaya geldiğinde, mutlak olarak aynı noktayı mı deneyimler?
- Yoksa farklı veya deneyimlenmemiş bir seçim/olasılık hattını mı?"...?

zaman yok ya da hiç başlamadı; celselerin ifadesi bunlar;
Zaman yani bizim algımızla zaman belki de bir gerçeklik yapısı herhangi bi şey gibi- mekan gibi örneğin; başlayıp bitmeyecek zaman, yani ne önemi var; devinim var;
zaman geçen ve süren bi şey değilse ne önemi var, nereye çıkar sonuç/kapı;
Gerçeklik bize böyle sunuyor
---

Alıntı YapEklenti:
4) Bir akıl/beden/ruh bileşiminin, karşılaştığı tüm olası denge biçimlerine karşı üçüncü bir seçenek/olasılık arayışının veya eğiliminin nedeni nedir?
a) Eğer böyle üçüncü bir seçenek/olasılık varsa nedir??"


sonsuz seçenek var ve olmalı; anlayamadım; belki yukarıdaki soruyu da;
---

Alıntı YapEklenti:
5) Aşk nedir?
a) Aşk fiziksel düzlemde nedir ve ne anlam ifade eder?
b) Aşk eterik düzlemde nedir ve ne anlam ifade eder?

aşk, sanrıım celseler yanıtlasaydı bunu; cinsellik-seks-duygular-hormonlar;

şöyle yapalım, fiziksel varoluşu deneyimliyoruz-fiziksel varoluşu arzuladık, (istedik yaptık hatta-yan isonuç oalrak gerçekleşti)
katıyız ve katı olmayı-hissetmeyi-dokunmayı (arzuladık;); belki de haz ve zevk üretmeyi; ve deniyoruz-yapıyoruz;

zeka ya da biz kendimizi böyle ifade ettik; Etmek istedik; Belki de tüm bu soruları sormak ve cevaplamak için-

ama yine de celselerin sorusunu-bakış açısını soruyorsanız cinsellik ve seks için verilmiş yanıtlar var, Ve sanırım bi aşk tanımı sunulmuyor;
Kabaca seks ve sevgi (kavramları var) ; Seks sevgi değildir-sevgi seks değildir; Bunun dışında aşk tanımınızı bu ikisinden birine mi oturmalısınız bilmiyorum, genişletmelimisiniz yani?

Saygılarımla...;)
 

isiklidusler

#28
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Budist keşişler "hakikatin realitesi çoktur ama kendisi Bir'dir" derler.Lakin o tek hakikat nedir? Bunun cevabı hiçbir kitapta, hiçbir öğretide geçmemektedir.Bundan daha öncede söz etmiştim.Bahsedilen tüm o şeyler hakikatin ne olduğu değil, ne olmadığıdır sadece.Bilmekten kasıt ise, 'O' olmaktır.Ki zaten 'O'sunuzdur.Bilinende 'O' olduğunuzun idrakine varmaktır sadece.Ben O'yum dersiniz Maharaj gibi ama 'O' nedir?...


var olan var/varlık olmaktan daha büyük bi gerçek nedir?
gerçek, iradelerin/in bağıtlı olmadığı bi tanrı; (iradeni sana başkalığın vermemiş olması; iradenin kendi iraden ve varolumun-varoluşun kendi tasarımın ve yapımın olması)
gerçek, özgür irade-devinim; herkes ve her şey;
gerçek, varolan-varedebilen zeka/kaynak(ın kendisi) olmak;
başka hangi ne gibi gerçek arıyoruz;

kaynağı bilmek kaynak olmaktır der maharaj; bunu belirti ile (ifade yazım ya da başkasının beyanı ile) blimek belki de kavrayış değildir; hepsi bu belki; Gerçekten inanmak-kavramak ya da emin olmak-hissetmek istiyorsanız maharaj orada başlar ya da kendini bilmek; Bi anlı kbilme isteği der Şafağı getirenler, Bi anlı kbilme isteği isteği canlanır her şey, Bin sayfalı kkomopozisyo nbi anda (beş saniyede) beliriverir) Bunun mümkünlüğünü sorguluyorsanız ya da görmek istiyorsanız;

benim kanıtlara ihtiyacım yok-kanıtlar arayan sizsiniz der maharaj;

"gerçeği ise bilmeli değil olmalısınız;" der maharaj

o olmak; ya da bu ifade çok yönlü düşünülebilir-bilmiyorum ve emin değilim;
"ben tüm varolanım" da diyor maharaj;

ben oyum, /belki de) şu ifadeyle-ifadelerle/birlikte okunmalıdır;

"İçinde tüm varlıkların yer aldığı, tüm varlıkların içinde yer alan, hepsini kutsayan, evrenin En Yüce Ruhu, sınırsız varlık - Ben O'yum."

Herşeye nüfuz eden, hiçbirşeyin aşamadığı, çevremizdeki uzay gibi, herşeyi içten ve dıştan tümüyle dolduran, EnYüce ve Bir olan Brahman O Sensin. Sen O'sun.

Siz o nihai, o en büyük potansiyelsiniz ki, her şeyi kucaklayan bilinç onun tezahürü ve ifadesidir. -Maharaj

Öz'le ilgili doğru bilgi bir bilgi değildir. O sizin her yere bakarak, aramakla bulacağınız bir şey değildir. -Maharaj

Siz bir neden uğruna kendiniz olamazsınız. Siz kendinizsiniz ve hiçbir nedene gereksinim yoktur. -Maharaj

Şunun anlaşılması gerekir ki, gerçeği ya da Tanrı'yı veya Guru'yu arayış ile kendini arayış aynıdır, biri bulunduğunda hepsi bulunur. -Maharaj

Her şeyin kaynağı ve toprağı her şeyin tek nedenidir-Maharaj

(bi de başka ayrıca maharaj'a güveniyorsak ya da inanıyorsak ortada maharaj yoktur, (maharaj'ın ifadesiyle özbenlik-özvarlık vardır) maharaj bi alıcı ya da kanaldır ve bu kanallamadır-bizim anlayışımızla ki bu açıkça belirtilir ve kendiside belirtir, (çocuğa verilen cevap örneğinde örneğin)

Şimdi isterseniz buradaki maharaj kavramlarının ve ifadelerinin hepsini "özvarlık" "özbenlik" "altıncı yoğunluk" ve hatat "kasyopya" yapalım farketmez; Sokratesi'in ya da vicdan sesi farketmez; bulunuz;