Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü
avatar_Qui-gon jinn

Kasyopyaya Sorular

Başlatan Qui-gon jinn, 29 Ocak 2012, 07:38:26

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Qui-gon jinn

Merhabalar arkadaşlar

Yakın bir süre önce Sevgili bozadi cassiopaea.org'ta bana şöyle bir öneride bulunmuştu;

"Biliyorsun,Kasyopyalılar pek çok konuda kendi aramızda yapacağımız samimi, ciddi tartışma ve düşünme faaliyetinin, aradığımız pek çok yanıta şaşırtıcı bir şekilde kendi çabamızla ulaşmamızı sağlayacağını sıkça belirtiyorlardı. Sorduğun sorularla ilgili olarak seninle BH forumda muhabbet edelim, tartışalım, ne gibi sonuçlara ulaşabildiğimize bakalım, sonra ulaşamadığımızdan emin olduğumuz ve çok merak ettiğimiz yanıtları burada birlikte sorarız. Olur mu?"

Cevabım evet idi ve daha sonradan bozadi ile arka planda yaptığımız diyaloglardada bunun büyük faydalar saylayabileceği üzerinde fikir birliğine varmış olduk.Bu bağlamda cassiopaea.org'tada benzer bir isim ile yer alan bu başlığı açıyorum.

Yanlız şunu eklemeliyim ki, biliyorum hepinizin kendi seçimleri var ve onlara sonuna kadar saygılıyım.Lakin ben kendi adıma şöyle bir dilekte bulunmak istiyorum ki, ben bu soruların "genel kanal bilgileri tartışmaları" gibi bir şekilden ziyade, daha çok uzun zaman üzerinde kafa yorduğunuz, araştırdığınız, ve cevabını bir türlü bulamadığınıza inandığınız soruları, direkt kasyopyalılara hedeflemiş bir şekilde, yani bir celsede onlara soru sorarmış vaziyette paylaşılmasını uygun buluyorum.

Velhasıl, buyrun arkadaşlar, "Derin sorular"ınızı bende merak içinde beklemekteyim...

Qui-gon jinn

#1
Benim cassiopaea.org'ta dile getirdiğim sorular ise şunlardır;

1) Mutlak varlık/mutlak yokluk dengesine, bir denge var mıdır?

a) Eğer varsa nedir?

b) Eğer yoksa neden?

---

2) Eğer kasyopyalıların söylediği gibi "herşey eşzamanlı olarak var oldu/oluyor/olacaksa";

a) "Mutlak sabit" veya "Mutlak hareket" var mıdır?

b) Eğer varsa "Mutlak sabit" veya "Mutlak hareket" nedir?

c) Özü itibari ile varoluş hakkında hangisi söylenebilir; "Sabit" veya "Hareketli"...?

---

3) Tüm deneyim veya derslerde, gözlemci/bilinç veya bunu bir akıl/beden/ruh bileşimine indirgeyip sorduğumuzda, bir akıl/beden/ruh bileşimi;

a) Düşünülebilen tüm olasılıklarının hepsini aynı "An"da mı deneyimler?

* Eğer aynı "An"da ise nasıl?

b) Yoksa ayrı şeçimler/olasılıklar hattında mı deneyimler?

* Eğer bir akıl/beden/ruh bileşimi tek bir mutlak büyük döngüyü ayrı şeçimler/olasılıklar hattında deneyimliyor ise;

- Aynı noktaya geldiğinde, mutlak olarak aynı noktayı mı deneyimler?

- Yoksa farklı veya deneyimlenmemiş bir seçim/olasılık hattını mı?

---

4) Bir akıl/beden/ruh bileşiminin, karşılaştığı tüm olası denge biçimlerine karşı üçüncü bir seçenek/olasılık arayışının veya eğiliminin nedeni nedir?

a) Eğer böyle üçüncü bir seçenek/olasılık varsa nedir?

---

5) Aşk nedir?

a) Aşk fiziksel düzlemde nedir ve ne anlam ifade eder?

b) Aşk eterik düzlemde nedir ve ne anlam ifade eder?


Saygılarımla...;)

NOT:Örnektir.

Scyth

#2
1.Venüs projesi ne miktarda dezenformasyona uğramış bir proje?
2.Dalga 7. yoğunluktan gelen Kutsal Dişi Enerji midir?
3.Bu projenin dalganın gelişinden sonra uygulanma imkanı varmıdır.
4.Dalga'nın gelişinden sonra 4. yoğunluğa henüz geçememiş insanlar arasında sosyo-ekonomik bir kutuplaşma olması ihtimali nedir?
5.Dalga'nın gelişinden sonra 4. yoğunluğa geçmiş varlıklarla, henüz 3.yoğunlukta olan varlıklar; birlikte çalışacaklar mıdır?
6.Dalga'ın gelişinden sonra 4. yoğunluk BH ile 4. yoğunluk KH kuvvetleri arasında ki gerçekleşecek savaşta, henüz 3. yoğunlukta ki varlıklar bu savaşa her iki kutbiyette de dahil olacaklar mıdır?
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#3
Sevgili Qui-gon jinn (ilk hece 'Kuay' diye mi okunuyor orijinal olarak, bu arada?)

Böyle bir başlık açmış olduğuna çok sevindim. Aslında daha önce bir veya iki tane benzer soru başlıkları açılmıştı ama "Kasyopyalılara sorulabilecek" nitelikte sorular dediğimiz zaman duruma daha ciddi yaklaşmak mümkün olabilir ve güzel olur.

Sevgili arkadaşlar, Qui'nin de belirttiği/alıntıladığı gibi, benim önerim, birşeyi Kasyopyalılara sorulmak üzere Cassiopaea forumda ilgili başlık altında sormadan önce (bu arada bunu yapmak, ille de o sorunun veya soruların Kasyopyalılara sorulacağı anlamına gelmiyor tabi) kendi aramızda, kendi bilgi, sezgi, tartışma ve fikir yürütme yeteneğimiz yoluyla yanıtlara ulaşma/erişme yeteneğimizi kullanmaya çalışmak doğrultusundadır. Kasyopyalıların da sürekli önerdiği şey bu değil mi: Ağ çalışması yapın, konuşun, tartışın. İhtiyaç duyabileceğiniz tüm yanıtlara erişebilirsiniz. Kasyopyalılar benim bu konuda rastladığım en "dost" kanal. En "balık vermekten ziyade balık tutmayı öğretmeye çalışan" kanal. Hatta son yayınladığımız 2007 celsesinde, bir katılımcının bir konuda yaptığı çıkarım neticesinde: "İyi analiz. Görüyor musunuz? Bize ne için ihtiyacınız var ki?" demiş bir kanal. Aynı teşviki pek çok celsede Laura ve diğerlerini daima araştırmaya ve kendi işini kendi görmeye yönlendirişlerden de anlamak hiç zor değil. Ve elbette daima "yardım" da sunuyorlar.

Şimdi, madem böyle bir öneride bulunduk, ortaya sorular koymak ve ortaya koyulmuş soruların yanıtları üzerinde düşünmek ve fikir paylaşmak harikulade bir deneyim olur bence. Arkadaşlar, unutmayalım ki, hepimizin 6. Yoğunlukta bir yüksek benliği var. Bu bilgi temel olarak Ra tarafından verilmişti ve Kasyopyalılar tarafından da onaylanan bir husustur. Kasyopyalılar bir keresinde Laura'nın bir sorusuna "Bunu kendi kanalına sor" gibi bir yanıt vermişti. Laura da "benim kanalım siz değil misiniz?" diye bir şey sormuştu. Bu soru üzerine Kasyopyalılar da "Hayır, biz grup kanalıyız" demişti. Kasyopyalılar bence bariz şekilde burada herkesin kendi Yüksek Benliğine soru sorması gerektiğini söylüyor. Yani aslında her birimizin 6. Yoğunlukta kendine ait bir "Kasyopyalısı" mevcut. Yani bizim geçtiğimiz yoldan çok önce geçmiş olan, şimdi bize şahsen rehberlik sunmakta olan bir varlık var. Her birimizin böyle bir "meleği" var. O meleğe/rehbere yüksek benlik deniyor. 6. Yoğunlukta bulunuyor. 3 KH'deki insanlığa bu konuda böyle bir bilgi verilmediği ve 3 KH'nin eğilimleri içinde de genellikle böyle bir eğilim olmadığı için, bu kadar önemli bir hususu yeterince ele almıyoruz. Yani aslında her birimizin kanallama yapabileceği şahsi bir 6. Yoğunluk rehber varlığı mevcut. Bunun ne kadar önemli bir konu olduğunu düşünebiliyor musunuz? Yüksek benlik için gerekirse ayrı bir başlık açıp üzerinde derinleşmeye çalışmamız gerekiyor. Yani onun farkına nasıl varabileceğimiz ve ondan en iyi şekilde nasıl yararlanabileceğimiz konusunda.

Şimdi, bu başlık altında bir yandan sorularımızı paylaşırken ve o sorular hakkında fikir yürütmeye çalışırken, daima yeni (üzerinde tartışılanlarla alakalı veya alakasız) sorular da sorulabilir ve sorulmalıdır. Bundan çekinilmemelidir. Örneğin aklınıza bir soru geldi ve bu başlıkta altında sormak istediniz. O anda başka sorular üzerinde tartışılıyor diye sorunuzu sormama veya sormayı erteleme yolunu seçmeyin lütfen. Kayda geçmesi için hemen sorun ve illa ki o sorulara da sıra gelecektir, belki hemen belki daha sonra.

Qui şıklara da ayırarak 5 ana soru sormuş. Şimdi ben kendi kavrayışım ve tahminlerim doğrultusunda bunların bazılarına veya tümüne dair yanıtlarımı paylaşacağım ve bunu yapmaya da devam edeceğim. Ama buna başlamadan önce, bu bölüm hakkında önemli olduğunu düşündüğüm bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum:

İnsanın soruları genellikle onun sorunlarından/ihtiyaçlarından kaynaklanır ve elbette bu son derece doğal birşeydir. Yalnız, BH'ye yönelmeye niyet eden KH varlıkları olarak, bazen veya genellikle temel sorun veya sorunlarımızın ne olduğu konusunda yeterince dikkatli olamayabiliriz. Bir KH varlığının en büyük sorunu/dezavantajı KH olmasıdır, Kasyopyalıların dediği gibi. KH'nin negatiflikle ilişkisi (vermek yerine almaya odaklanması), onun kendi kendine gerçek manada yardım edememesi, kendine karşı gerçekten iyi olmaması gibi bir anlama gelir. Yani bu bağlamda, bizlerin de en büyük sorunu kendimize karşı gerçekten iyi olamamamız, kendi gerçek iyiliğimize odaklanamamamızdır. Ben bu başlık altında sorulan çeşitli sorulara dair fikirlerimi paylaşırken, konuyu daima buraya yönlendirme niyetinde olmak niyetindeyim şu anda, umarım bu niyetimi yitirmem. Bunu söylüyorum, çünkü kendimize karşı iyi olamazsak, bu temel sorunu konu alamazsak, sorduğumuz hiçbir sorunun ve ulaşmaya çalıştığımız yanıtların bize gerçek manada yardımı dokunmayabilir.

Son olarak bir de şu husus: Laura veya bir başka celse katılımcısı bazen bir soru sorduğu zaman, Kasyopyalıların cevabı "daha önce sorulmuştu, gözatın" şeklinde oluyor. Yani madem burada sorduğumuz soruların (eğer cevaplarını bulamıyorsak ama bulmayı çok ama çok istiyorsak) Kasyopyalılara sorulmasını istiyoruz, Kasyopyalıların ilgili konu veya konularda şimdiye kadarki (çevrilip sunulan) celselerde verdiği bilgileri incelememiz, araştırmamız gerekir. Samimiyet, ciddiyet bunu gerektirir. Kasyopyalılar bizzat Laura'ya böyle bir yanıt veriyorlarsa, bizim şimdiye kadarki celseleri yeterince okuyup incelemeden Kasyopyalılara sorulmak üzere Laura ve ekibine soru yöneltmemiz kabalık olacaktır.

Şimdi sevgili Qui'nin sorularına dair bilgi ve sezgilerimi paylaşayım:

Alıntı YapEklenti:
1) Mutlak varlık/mutlak yokluk dengesine, bir denge var mıdır?

a) Eğer varsa nedir?

b) Eğer yoksa neden?
"Mutluk varlık/mutlak yokluk diye bir denge var mıdır?" şeklinde bir soru mu kastediliyor acaba burada? A ve b şıkları o anlamda olduğunu düşündürüyor.
Kasyopya celselerinde "mutlak yokluk mutlak varlığı dengeliyor" diye bir bilgi geçtiğini hatırlıyorum. O celseyi bulmaya ve ilgili bilgileri buraya aktarmaya çalışacağım. Ve tabi mutlak varlık ve mutlak yokluğun ne anlama geldiğini de tartışmaya ihtiyacımız olabilir.

Alıntı YapEklenti:
2) Eğer kasyopyalıların söylediği gibi "herşey eşzamanlı olarak var oldu/oluyor/olacaksa";

a) "Mutlak sabit" veya "Mutlak hareket" var mıdır?

b) Eğer varsa "Mutlak sabit" veya "Mutlak hareket" nedir?

c) Özü itibari ile varoluş hakkında hangisi söylenebilir; "Sabit" veya "Hareketli"...?
Mutlak sabitlik / mutlak hareketlilik kavramları ne ölçüde sağlıklı kavramlar emin olamıyorum. Bu kavramların neden aklımıza geldiğini, bunlara neden ihtiyaç olabileceğini tartışmak gerekiyor belki de önce. Varoluş sabit midir, hareketli midir, bu olası sabitlik veya hareketlilik mutlak mıdır gibi sorular düşündüğümüzde, kasyopyalıların bu gibi düalitelerin hemen hepsi hakkında "her ikisi" cevabını verdiğini hatırlayabiliriz. Örneğin, buna benzer bir soru vardı: "Tanrı bilinçli mi, değil mi?" diye. Ve Kasyopyalılar "her ikisi" diye yanıt vermişti. Buna benzer temel bazı sorulara verilen başka "her ikisi" cevapları da vardı. Bunlardan da örnekler bulmaya çalışayım. Örneğin yine kendimiz çok benzer bir şey sorup cevabını neredeyse tam bir eminlikle verebiliriz: varoluş/hayat pozitif midir, negatif midir? Cevap "her ikisi"dir. Tıpkı bunun gibi, varoluşa dair sorulabilecek pek çok dualite nitelikli sorunun cevabı da "her ikisi" olacaktır pek doğal olarak. Varoluş hem sabittir, hem de hareketlidir. Ve bu sabitlik ve hareketlilik hem mutlak, hem de görecelidir. Varoluşta hem değişmeyen şeyler vardır, hem de değişen şeyler. Bu temel düaliteler her zaman denge içindedir. Kasyopyalılar sıkça evrenin dengeye dayalı olduğunu söylediler. Denge kavramı tüm düaliteleri ("her ikisi"leri ve bu ikiliklerin dengesini) içeriyor.

Alıntı YapEklenti:
3) Tüm deneyim veya derslerde, gözlemci/bilinç veya bunu bir akıl/beden/ruh bileşimine indirgeyip sorduğumuzda, bir akıl/beden/ruh bileşimi;

a) Düşünülebilen tüm olasılıklarının hepsini aynı "An"da mı deneyimler?

* Eğer aynı "An"da ise nasıl?

b) Yoksa ayrı şeçimler/olasılıklar hattında mı deneyimler?

* Eğer bir akıl/beden/ruh bileşimi tek bir mutlak büyük döngüyü ayrı şeçimler/olasılıklar hattında deneyimliyor ise;

- Aynı noktaya geldiğinde, mutlak olarak aynı noktayı mı deneyimler?

- Yoksa farklı veya deneyimlenmemiş bir seçim/olasılık hattını mı?
Akıl/beden/ruh bileşimi Ra'nın sunduğu bir kavram. Ve bu kavramın tam olarak ne anlama geldiğiyle ilgili bazı belirsizlikler var. Yanlış hatırlamıyorsam, "akıl/beden/ruh" ile "akıl/beden/ruh bileşimi" şeklinde iki ayrım var. Ve Ra'nın bu üçlü ifadeyi kullanım biçimiyle ilgili diğer bazı karmaşıklıklar var. Bu karmaşıklık ve olası yanlışlıkların muhtemelen medyumla veya diğer celse katılımcılarıyla ilgili sorunlardan kaynaklanmış olma ihtimali var. Bence forumumuzda sırf bu konuyla ilgili bir başlık açmamız da faydalı olacaktır. Yani "akıl/beden/ruh" kavramı hakkında. O başlıkta bu kavramı netleştirmeye çalışırız ve Ra'nın konuyla ilgili verdiği çeşitli bilgi parçacıklarını birleştirmeye gayret ederiz. Burada senin kastettiğin manayla "insan/birey, düşünülebilen tüm olasılıkları aynı anda mı deneyimler?" şeklinde bir soru sorduğumuzda, öncelikle olasılıkları "deneyimlemekten" ne anladığımızı netleştirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Olasılıkların "potansiyel mevcudiyeti", bu olasılıklara "erişim" ve bu olasılıkların "deneyimlenmesi" şeklinde ayrımlar söz konusu olabilir ve tartışmaya buna göre devam etmeye çalışmak daha faydalı olacaktır.

Alıntı YapEklenti:
4) Bir akıl/beden/ruh bileşiminin, karşılaştığı tüm olası denge biçimlerine karşı üçüncü bir seçenek/olasılık arayışının veya eğiliminin nedeni nedir?

a) Eğer böyle üçüncü bir seçenek/olasılık varsa nedir?
Burada "denge biçimleri" ve bu denge biçimleriyle "karşılaşmak" derken neyi kastettiğini ifade etmen gerekiyor sanırım. Sorunun geri kalanını da netleştirmemiz gerekecek derim.
Alıntı YapEklenti:
5) Aşk nedir?

a) Aşk fiziksel düzlemde nedir ve ne anlam ifade eder?

b) Aşk eterik düzlemde nedir ve ne anlam ifade eder?
Aşk nedir gerçekten? Sevgi nedir? Aşk ile sevgi aynı şey midir? Biz 3KH varlıklarının anladığı şekliyle aşk/sevgi kavramları ne kadar "objektif"? Pek iyi bildiğimiz gibi, Kasyopyalılar bizim sevgi dediğimiz şeylerin pek çoğu aslında ruhsal bir seviyeden kaynaklanmaktan ziyade vücutta kimyasal seviyeyle sınırlı / geçici olabiliyor. Tüm bunları netleştirmek için çok daha fazla soru sormamız gerekecek. Tüm bu konularla ilgili görüşlerimi paylaşmaya devam edeceğim.

Sevgili Scyth'nin sorularıyla ilgili olarak da ilk müsait vaktimde görüş paylaşımında bulunmak istiyorum.

Scyth

#4
Mesaj başka bir başlık altına taşınmıştır.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Qui-gon jinn

#5
Sevgili Bozadi nasıl istersen öyle söyle, söylediğin gibi, bizde bunu Kuaygon/Kueegon/Kuyeegon gibi şekillerde duymaktayız.Lakin hemen şunu belirtelim ki, tek hece olarak sarfederken "Kuay" şeklinde değilde, "Kuii" diye telaffuz etmek daha hoşuma gidiyor açıkcası...:)

Neyse, diğer kısımlara geçersek, şu anda cevaplarınızın içeriğine değinmekten çok, kendi sorularımın niteliği üzerinde birkaç şey söylemeyi elzem buluyorum.Kabul ediceğiniz ve bildiğiniz üzere sorularım direkt kasyopyalılar nezdinde ortaya sürülmüştür.Yani benim tavrım onların benim neyi kastettiğimi, zaten uygun yönlendirmeye sahip oldukları için anlayacakları doğrultusundadır.Hatta şunuda eklemeliyim ki, tüm bu sorulardan gayrı arkadaki "Asıl soru"ya cevap alabilmektir amaç.Bunu bir yana bırakarak, cevaplarınıza göz attığımda, aradığım cevaba ilişkin benimde şimdi sorularım üzerinde bazı yönlendirmeler yapmam gerekli olmamktadır gibi duruyor.İlk sorudan başlar isek;

Sorudan da çok net bir şekilde anlaşılması lazım gelmesi gerektiği gibi, ben burda "Mutlak varlık" veya "Mutlak varlık" nedir? Veyahutta "Mutluk varlık/mutlak yokluk diye bir denge var mıdır?" gibi bir şey kastetmiyorum.Mutlak varlık ve mutlak yoklukğun ne olduğunu göreceli olarak bildiğimi farz etmenizi isteyerek, bu ikisinin oluşturduğu dengeye, bir başka denge olup olmadığı merakı içerisindeyim.

İkici soruma gelirsem şayet, buradaki sorularımı düaliteler yada varoluş kapsamında değil, farkedeceğiniz üzere, ki benimde ifade edebildiğim en yakın kavram olan "Özü" itibari ile sormuş olduğumdur.

Üçüncü soruda çok fazla açılacak birşey yok, evet insan/birey olarak düşünebilirsiniz ama gözlemci/bilinç içinde cevabı duymaya hayır demem doğrusu.:)

Dörde gelirsek, bence burda önce cevabı duymak gerek ki, soruyu anlayabilelim.Bilmem ki analatabildim mi...:)

Beşinci soruya, yani adeta havada salvolar yaparak gelen bu "Aşk nedir?" yakan topunu, zamanında Mevlana'nın bile "Ben ol ki bilesiniz" volesiyle ters köşeye çaktığını düşürsek...eee düşünün artık...:)

Velhasıl, şimdilik diyebileceklerim bunlar olmakla birlikte, sarfettiğiniz cevaplar, yeni sorular ve önerilerilere ilişkin beraber konuşmaya devam edelim.

NOT: İlgili yorum, ilgili yere taşınmışıtır..

Daha ayrıntılı konuşabilmek dileğimle...

Scyth

#6
"NOT: Sayın "İsis", pardon Scyth.:) İtiraf etmeliyim ki, sizin 2. sorunuza ve burada çıkardığınız varsayımlara ilişkin, "Güç'te büyük bir huzursuzluk" hissediyorum açıkcası.Ama nedir bilmem, hımmm?...;)"

Sevgili Qui yorumuna bir göz atmanı rica ediyorum. İroni eğlence gibi gözüksede aslında küçümseyici bir Kh hizmetidir. Egoyu okşar, kendini değerli kılma çabasıdır. Bunu da, hedef aldığını değersizleştirerek yapar. Alay oldukça eski bir çatışma tekniğidir. Hedef alınanı öfkelendirir, egosunun şişmesine sebep olur. Artık enerjiyi hortumlayabilme için gerekli şartlar yaratılmış olur.

https://www.baskalarinahizmet.com/kanal-bilgileri/kasyopya-celselerinden-oneriler-ve-sozler/

Yukarıda ki sayfayı incelemenizi tavsiye ediyorum.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Qui-gon jinn

#7
evgili Scyth tavsiyen için teşekkürler.Söylediğin başlığı inceledim.Ve itiraf etmeliyim ki, ötekilerine geçmeden daha ilk madde bile bana yettide arttı doğrusu.

1. SEMBOLLER İLE SUNULAN GİZLİ DERSİ OKU, SEMBOLLERİN BİREBİR ANLAMLARINA TAKILIP KALMA.

Ammavelakin, ben eğer yetmezse diye birkaç alıntıyı daha kendim için alıntılamak istedim.

9. YARGILAMA EYLEMİ KH'DİR.

34. HATANI KENDİN GÖR: BİRİNİN HATALARI "GÖRMESİNİN" EN İYİ YOLU BUNU KENDİSİNİN GÖRMESİDİR, BUNUN ONA BAŞKALARI TARAFINDAN HATIRLATILMASI DEĞİL.

90. DUYGULAR ÇOK YARDIMCI OLABİLİR AMA ENGEL DE OLABİLİR.

138. EĞER KIZGINLAŞTIĞINI HİSSEDİYORSAN, BUNU DURDURMANIN TEK YOLU KIZMAYI BIRAKARAK MUTLU VEYA HUZURLU OLMANDIR, MUTLU VE HUZURLUYKEN KH'LERE "DUYGUSAL BESİN" YOLLAMAZSIN.


Tekrar teşekkürler Scyth, ve tabii Tiversonus...

Sevda

#8
Nedense,bu bölüme deli gibi yazma isteğim var dünden beri.Eh,kafamda yazmak istediklerimi şöyle bir düzene koyarak,geçtim klavyenin başına,ki birden,birkaç gündür bozuk olan bulaşık makinasını gidip tamir etmek geldi aklıma.Birkaç vidayı söktükten sonra,sağ elimin orta parmağında koca bir kesikle geri döndüm klavyemin başına...sanırım deli gibi kabarmış isteğimin,biraz sükunete ermesi gerekiyor :) yada(aslında bu ihtimali hiç aklıma bile getrmek istemiyorum )çokmu saçma sorular sormak üzereydim acaba :))

Bu başlık çok hoş olmuş arkadaşlar,çokça faydalanacağımdan hiç şüphem yok,Teşekkürler...
 

bozadi

#9
Alıntı YapEklenti:
Kabul ediceğiniz ve bildiğiniz üzere sorularım direkt kasyopyalılar nezdinde ortaya sürülmüştür. Yani benim tavrım onların benim neyi kastettiğimi, zaten uygun yönlendirmeye sahip oldukları için anlayacakları doğrultusundadır.
Sevgili Qui-gon jinn, doğrudan Kasyopyalılara soru sorma gibi bir lüksün olsaydı bile, sanıyor musun ki Kasyopyalılar tüm sorularının yanıtlarını itirazsız ve hazır olarak verirlerdi? Hiç sanmıyorum. Ve bildiğin gibi bu başlığı açmamızdaki temel motivasyon bir an önce Kasyopyalılara sorulmak üzere sorular yetiştirmek değil, kendi aklımızı ve sezgilerimizi kullanarak bizi (mümkün olduğunca çoğumuzu) ilgilendirdiğine inandığımız soruların yanıtlarına ulaşmaya çalışmak.

Alıntı YapEklenti:
Hatta şunuda eklemeliyim ki, tüm bu sorulardan gayrı arkadaki "Asıl soru"ya cevap alabilmektir amaç.
"Arkadaki asıl soru" derken neyi kastediyorsun?

Alıntı YapEklenti:
İlk sorudan başlar isek; Sorudan da çok net bir şekilde anlaşılması lazım gelmesi gerektiği gibi, ben burda "Mutlak varlık" veya "Mutlak varlık" nedir? Veyahutta "Mutluk varlık/mutlak yokluk diye bir denge var mıdır?" gibi bir şey kastetmiyorum.Mutlak varlık ve mutlak yoklukğun ne olduğunu göreceli olarak bildiğimi farz etmenizi isteyerek, bu ikisinin oluşturduğu dengeye, bir başka denge olup olmadığı merakı içerisindeyim.
"Bir dengeye başka bir denge" ne demek? Sen bu ifadenin çok kolay anlaşılan birşey olduğunu düşünüyorsun belki ama bana öyle görünmüyor. Ne kastettiğinin yeterince açık olduğunu sanmıyorum ve açıklama yapmanı rica ediyorum. "Bir dengeye olan bir başka denge" ne demek? Çok iyi bildiğimiz herhangi bir başka alandan/kavramdan verilecek bir örnek çok faydalı olurdu.

Alıntı YapEklenti:
İkici soruma gelirsem şayet, buradaki sorularımı düaliteler yada varoluş kapsamında değil, farkedeceğiniz üzere, ki benimde ifade edebildiğim en yakın kavram olan "Özü" itibari ile sormuş olduğumdur.
Sorduğun sorunun özü zaten düaliteye dayalı Qui. Düaliteyi ve dengeyi anlamadan konunun özüne ulaşabileceğini sanmıyorum. Sabitlik-hareketlilik, tıpkı varlık-yokluk, pozitiflik-negatiflik aydınlık-karanlık gibi bariz bir düalitedir ve konunun özü bu düaliteden bağımsız olamaz.

Alıntı YapEklenti:
Üçüncü soruda çok fazla açılacak birşey yok, evet insan/birey olarak düşünebilirsiniz ama gözlemci/bilinç içinde cevabı duymaya hayır demem doğrusu.:)
Üçüncü soru diye belirli bir soru yok. Varsayımlarla çoğaltılabilecek 5 ayrı soru var. İlkini ele almaya çalışalım: "Bir insan/birey, düşünülebilen tüm olasılıkları aynı anda mı deneyimler?" Aynı şeyi sorma ihtiyacı duyuyorum: "Olasılığı deneyimlemek" ne demek?

Alıntı YapEklenti:
Dörde gelirsek, bence burda önce cevabı duymak gerek ki, soruyu anlayabilelim.Bilmem ki analatabildim mi...:)
Sorduğun şeyin net olduğunu ve cevabı istediğini ima ediyorsun ama ben de tekrarlama gereği duyuyorum: sorun net değil. "Karşılaşılan denge biçimleri" derken neyi kastediyorsun?

Alıntı YapEklenti:
Beşinci soruya, yani adeta havada salvolar yaparak gelen bu "Aşk nedir?" yakan topunu, zamanında Mevlana'nın bile "Ben ol ki bilesiniz" volesiyle ters köşeye çaktığını düşürsek...eee düşünün artık...:)
Qui, espirili olman, eğlenceli olmaya çalışman çok güzel ama ciddiyeti biraz fazla eksik tutuyorsun bence. Kasyopyalılar neşeyi-eğlenceyi teşvik ediyor ama eğer Laura herşeyi gırgıra almaya çalışsa ve kısayoldan her cevabı Kasyopyalılardan almaya çalışsaydı bu pek iyi sonuçlar doğurmazdı gibime geliyor, ki bunu Kasyopyalılar söylüyor.

Birşeylere çok kızgınsın sanki. Bir iddia. Hatta çok aydınlatıcı olabilecek bir soru-cevap silsilesinin başlangıcını da oluşturabilir bu? Hayatta/hayatında birşey(ler)e çok kızgın gibisin, gerçekten öyle mi? Bu konuda konuşmak ister misin?

Qui-gon jinn

#10
Sevgili Bozadi, hatırlatmamız gerekecek ki, beni foruma üye etmeyi ve bu sorularımı bu platforma taşımamı sen istedin ve bende sevgi ile bunu kabul ettim.Ve şunu da hatırlatayım ki, üye başvurumada şu sözü eklemiş ve onayına sunmuştum;

"baskalarinahizmet.com forum üyelik koşullarını kabul ediyorum.(ama soğuk espiriler yapmayacağımı bu hayatta hiçbir zaman garanti edemem.:))"

Yani ben senin istemediğin ve kabul etmediğin birşey yapmıyorum.O sebeple eğer sen şimdi uygun bulmuyorsan yine söylemen yeterlidir kardeşim.Sorun yoktur...

Neşe ile de sorun yoktur, kızgınlıkla ile de, lakin "Egos"un varsa merak etme aklını alırım ben onun.;)

Burdan sorulara geçersem şayet, bil ki benim bu soruları buraya koymak hiç içime sinmedi açıkcası, çünkü "Asıl amacı" ile bağdaşmıyorlar.Bunu öncelikle sen rica etmiş olduğundan ve bende uygun yönlendirme açısından örnek oluşturmasını sağlayabilir belki düşüncesi ile koymuş bulundum.Soruların içeriğine ilişkin ise üyelerden bir cevap beklentisi içimde hiç olmamıştır doğrusu.

Velhasıl, bunlara kasyopyalılar cevap versin diye bir maksadımda yoktur.Hatta söylediğin şekilde "doğrudan Kasyopyalılara soru sorma gibi bir lüksüm olsaydı bile" emin ol ki bırak bir şey sormayı, muhtemelen tabla başına gelsem ağzımdan bir hece dahi çıkmazdı...

Nitekim illede cevap isteniyorsa bana sorarsan bu ve bir çok sorular için kasyopyalılar değil ama 5 ciltlik kitap içinde en güzel sözü ile cevabı Ra vermiştir;

"Nihayetinde herşey bir bilinmezle başlar, bilinmezle sona erer."

Evet nokta.Lakin sen benden aç aça diye neredeyse cevabı vermemi istiyorsun ama bu mümkün değil.Ra bile bu şekilde söylemişken, Qui'den bunu beklemeyin lütfen.Sonuçta hatırlarsan kendi namıma bilgi düzeyim için Sokrates'in şu sözünü alıntı etmiştim;

"Bildiğim bir şey varsa, hiçbir şey bilmediğimdir."

Qui olsa olsa, bilmesi gerekeni biliyor, görmesi gerekeni görüyordur ancak, ötesi değil.Ve olsa olsa bildiğini söyleyip, gördüğüne şehadet edebilir...

Son olarak sevgili bozadi, seninde bildiğin gibi başlığın konusu belli, lakin sen Qui-gon jinn'i konuşmak istersen şayet, başlığı "Qui-gon jinn'e Sorular" diye değiştirmen gerekecek sanırım.:) Ki elbet buna gerek yok, ben müsait olduğum zaman kendi adıma bir başlık açayım, sen orda Qui'ye ne sormak istiyorsan sor.Her zaman olduğu gibi bildiğini söyleyip, gördüğüne şehadet edecektir...

---

Ve, Ve aleyküm selam! Sevgili TGUR babacığım, bende seni gördüğüme çok sevindim.Hatta öyle sevindim ki, hiç anlamam ama şiir yazmak geldi içimden;


Foruma girer iken,
Yüzlere baş idin.
Bozadi'ye Üsteğmen,
Tgur'a teğmen idin.
Oysa ki askerde,
alt tarafı çavuş idin.
Ulen Qui sen ne ayaksın???



Vallahi ya gel gör beni 3.yoğunluk neyledi be babacığım.Ama şu askerliği bitittirip, "Hür general" eyledi ya, off.Neyse hem ne demiş şair;

"Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler."


Dimi babacığım.Hadi sağlıcakla...

...:))

Tgur

#11
Bu durumda bize, gecikmiş bir hoşgeldini "özür" zarfı içinde göndermek düşüyor..

Yine bu arada,başta ben dahil, bu site mensuplarının masum ve kırılgan yapıda olduklarını neşeli ve espirili davranışları sevdiklerini ama karşımdakini belki zedelerim diye çekingen davrandıklarını da belirtmeliyim ,tabii ki herkes hakkında hüküm verecek nezaketsizlik de yapmak istemiyorum, bu sözler bana ait müşahadelerdir diyelim..

Sorduğunuz soruları
ve özellikle Bozadi dostumuzun size cevaplarını ilgiyle izliyorum ,konunun aydınlatıcı tarafları üzerinde yoğunlaşmaya çalışıyorum ,karşılıklı atışmaları bertaraf ederek sorularınızın özünde ne ana fikir veya asıl sorulan nedir, anlamaya çalışıyorum ve acizane benim bir zamanlar "niçin bunlar niçin" başlığı altındaki evvelki karalamalarım aklıma geliyor, ve bu arada çok güzel bir sözü ra dan alıntılamışsınız ,

"nihayetinde her şey bir bilinmezle başlar , bilinmezle biter"

Sonuçta ,

Sonuçta, bölüğümdeki bir er ile konuşma veya izah bittiğinde ;
"Maruzatım bu kadar komutanım " der, geriye dönüp marş marş ile sıradaki yerine giderdi..

Öyle oluyor.

zer-zivi

#12
Sevgili Quii, soruların güzel ve kendimce bulduğum cevapları paylaşmaya çalışacağım,

1) Mutlak varlık/mutlak yokluk dengesine, bir denge var mıdır?

a) Eğer varsa nedir?

b) Eğer yoksa neden?



Mutlak varlık ve mutak yokluk, Rada güzel anlatılmıştır. Bu tanıma akıl,beden ve ruhsal dengelenme denebilir. Denge varsa vardır,yoksa yoktur. Neden varolduğumuzu ve hatta ezelden beri varolan 'varlık ve yokluk' oluşumuza bir cevap bulmak zor. Yaradılış sadece kendi varlığında belli kural ve dengelere tabi.Dengesizlik denen şey bile, bir dengeye tabi! neden öyle olduğuda şimdilik bu seviyede bilinemez kanımca.

"mutlak yokluk mutlak varlığı dengeliyor" Bozadinin ve dolayısıyle K ların bu söylemide doğru. Madde, antimaddeye hükmedemez.Öyle olsaydı gerçek hakikat sadece maddeye dayalı olurdu.


2) Eğer kasyopyalıların söylediği gibi "herşey eşzamanlı olarak var oldu/oluyor/olacaksa";

a) "Mutlak sabit" veya "Mutlak hareket" var mıdır?

b) Eğer varsa "Mutlak sabit" veya "Mutlak hareket" nedir?

c) Özü itibari ile varoluş hakkında hangisi söylenebilir; "Sabit" veya "Hareketli"...?

Herşey nasıl eş zamanlı olabilir? Bütünlükten bakınca oluyordur,hepimiz kendi penceremizden bakınca olmuyor görünür.Bedeni yaradılışın kendisi olarak düşünürsek; şu an bedenimde olması gereken tüm faaliyetler aynı anda olmakta,oluyor ve olacak.Tüm hücreler işlevini yerine getirmekte.:)

Mutlak sabit ve mutlak hareket vardır olmasa madde aleminde varolmazdık. Antimadde aleminde de hep varolduk,bu sabit bir gerçeklik.

Mutlak sabit denirken durağan olmayımı kasdettin yoksa değişmeyen gerçeklikmi kasdedilen? Mutlak gerçek; sabittir eğer değişmezliğinden bahsediyorsan. Mutlak sabit mutlak hareketten önce vardır sanırım. Madde bir hareketliliğin sonucuysa mesela. Mutlak hareket; mutlak varlığı yaratan ilk etki olabilir. Ama ikisi ayrı değil 'Bir' dir ise,her ikisi demek mantıklı!Özü itibariyle varoluş her ikisidir. Ve sanırım bu soruları çok sonra ki boyutlarda düşünmemiz gerekecektir kanaatimce :)

3) Tüm deneyim veya derslerde, gözlemci/bilinç veya bunu bir akıl/beden/ruh bileşimine indirgeyip sorduğumuzda, bir akıl/beden/ruh bileşimi;

a) Düşünülebilen tüm olasılıklarının hepsini aynı "An"da mı deneyimler?


Gözlemci akıl-beden-ruh deneyimlerinde tüm olasılıkları aynı anda deneyimlemek değilde,herhangi birini seçme şansına sahip diyelim.Zira aynı anda tüm akıl-beden ve ruhların deneyimlerinin hepsine aynı anda deneyimleyen Tanrının kendisi olabilir. Tabi bizde tanrı kimliğimize ulaştığımızda o deneyimleri algılayabiliriz ve yaşamış gibi değil bizzat yaşıyoruz bir başka parçamızla.Aynı anda bedenimizin pek çok faaliyetlerini yerine getirmesi gibi. Yemek yerken,düşünebilir,nefes alabiliriz,kalp atmaya,saçlarımız,tırnaklarımız uzamaya devam eder,konuşabiliriz,elimizi oynatabiliriz vs.

b) Yoksa ayrı şeçimler/olasılıklar hattında mı deneyimler?

* Eğer bir akıl/beden/ruh bileşimi tek bir mutlak büyük döngüyü ayrı şeçimler/olasılıklar hattında deneyimliyor ise;

- Aynı noktaya geldiğinde, mutlak olarak aynı noktayı mı deneyimler?

- Yoksa farklı veya deneyimlenmemiş bir seçim/olasılık hattını mı?

Ayrı deneyimler olarak düşünürsek; insanlarla ağaçlar,ağaçlarla hayvanların deneyimlerinde farklılıklar görülebilinir. Ama doğanın ve insanın vede kainatın birbirinden ayrı olmadığını tekrar tekrar söylemeye gerek yok değilmi! Her düşünce,varlık ve eylemle bir başka(ki ayrı değiliz) düşüncenin,varlığın yada eylemin oluşumuna,varlığına vesile olabiliyoruz.

Bir tohum toprağa düşer,filizlenir,büyür ve çiçek açar,meyveye dönüşür ve meyveler toprağa tohum olarak yeniden düşer. Sanki bir nakaratı tekrarlar gibi. Ve tohum öncesinde çiçek olarak açtığı ağacın tüm deneyimlerini barındırır içinde,çünkü taşımasa, doğası gereği aynı rotayı izleyemez.Her varlığın içinde onu tanrısallığına/tanrısına doğru iten bir mekanizma var.

Bizler dünyayı bir tohum olarak düşünürsek ve bu tohumun ağaç(tanrı) olabilmesi için daha uzunca bir tekamüle ihtiyacı var.

Yaradılışta sonsuz olasılıklar sonsuz olsada tamamen,kesin olarak bilinmekte tanrı tarafından. Nasıl biz bizden geride tekamül eden varlıkların aşamalarını biliyorsak oda hepsini biliyordur. Bizim bilinç kapasitemiz sonsuzluğu kavrayacak bir aşamada olmadığı için,sonsuz olasılıklar olarak düşünmemiz normal.Tanrı için sonsuz olasılıklar diye bir şey yoktur kanımca.

4) Bir akıl/beden/ruh bileşiminin, karşılaştığı tüm olası denge biçimlerine karşı üçüncü bir seçenek/olasılık arayışının veya eğiliminin nedeni nedir?

a) Eğer böyle üçüncü bir seçenek/olasılık varsa nedir?


Yalnız üçüncü bir seçeneğin seçimini aramak tohumun suda yada açıkta başka koşullarda çürümeyi yada bir başka varlık tarafından yenilmeyi ve o varlığı beslemeyi tercih etmesi de olası! Ama tohumun neye ihtiyacı olduğu değişmez bir gerçek,onun ağaç olabilmesi için toprağa düşmesi gerek başka yerde evrimleşip büyüme şansı olmayabilir. Suda büyüyen bitkilerde var ama toprağa ihtiyacı olan bir ağaç cinsinin suda yaşaması mümkün değil. Balıklar mesela onlarda karada yaşayamaz hatta havadaki oksijenin fazlalığı onları öldürüyor. Bu aynı, henüz tekamül etmeden başka boyutlara geçilemeyeceğine temsil gibi. Bu yoğunluktaki dersi tamamlayıp dördü atlayıp beşe varmak nasıl bir dengesizlik ise öyle bir şey.

Geçen bir üye bir şeyler yazıp düzeltti aslında içinde çok güzel bilgiler ve paylaşımlarda mevcuttu. Sadece o kişinin uyanışı sancılı ve heyecan dolu olmuştur bu yüzden kendindeki dengeyi sağlamaya çalışmasıda normal karşıladım,hatta bir ara onunla dalgabile geçtim kendi içimden tabi ki. Sonra kendime sordum neden bunu yapıyorum,o doğruyu söylüyor olamazmı? Sonra tekrar okudum ve anlamaya çalışarak,önyargısızca. Onun cümlelerinde bir söz geçiyordu ve aslında bunu daha öncesindende söyleyen pek çok insan ve kanal olmuştur,onun vesilesiyle yeniden hatırlamak iyi oldu. İhtiyacımız kadar bilgi veriliyor bize daha fazlası değil,idrak edebileceğimizden daha fazlasını bize verselerdi bu bizde büyük bir dengesizliklere yol açardı. Birde ihtiyacımız olanı verdiklerinde biraz direnç gösterebiliyoruz, bu yüzden geçiş sancılı olabiliyor.

Son sorunu da es geçiyorum şimdilik :)
 

bozadi

#13
Alıntı YapEklenti:
Burdan sorulara geçersem şayet, bil ki benim bu soruları buraya koymak hiç içime sinmedi açıkcası, çünkü "Asıl amacı" ile bağdaşmıyorlar.Bunu öncelikle sen rica etmiş olduğundan ve bende uygun yönlendirme açısından örnek oluşturmasını sağlayabilir belki düşüncesi ile koymuş bulundum.Soruların içeriğine ilişkin ise üyelerden bir cevap beklentisi içimde hiç olmamıştır doğrusu.
Bu söylediğin beni şaşırttı ve üzdü Qui. Öncelikle sana tekrar sorularının "asıl amacı" nedir sorusunu yöneltmek durumunda hissediyorum. "Uygun yönlendirme açısından örnek oluşturmasını sağlayabilir belki düşüncesi ile" şeklinde bir tanımda bulunuyorsun. Kasyopya forumdaki "Kasyopyalılara Sorular" başlığına yönlendirmeyi mi kastediyorsun? O zaman burada bu başlığı açmamızın temel nedeni olduğunu söylediğim şey fazlasıyla havada kalmış olur. Yani senin ve herkesin sorularına kendi aklımız ve mantığımız ve sezgilerimizle cevap bulmaya çalışmak. Amacın bu değilse nedir? Sadece Kasyopyalılara soru sormuş olmak mı?

Alıntı YapEklenti:
Velhasıl, bunlara kasyopyalılar cevap versin diye bir maksadımda yoktur.Hatta söylediğin şekilde"doğrudan Kasyopyalılara soru sorma gibi bir lüksüm olsaydı bile" emin ol ki bırak bir şey sormayı, muhtemelen tabla başına gelsem ağzımdan bir hece dahi çıkmazdı...
Peki o zaman nedir bu soruları sormaktaki amacın?

Alıntı YapEklenti:
Nitekim illede cevap isteniyorsa bana sorarsan bu ve bir çok sorular için kasyopyalılar değil ama 5 ciltlik kitap içinde en güzel sözü ile cevabı Ra vermiştir;

"Nihayetinde herşey bir bilinmezle başlar, bilinmezle sona erer. "
Ra Bilgileri'nde sunulan bu "bilgiden" ilham almış olman güzel, ama bu bilgiden ne anlamalıyız? Soru sormamayı mı? Veya öylesine soru sormayı mı? Bilgimizi arttırmamız gerekmediğini mi? Bilginin önemsiz olduğunu mu?

Alıntı YapEklenti:
Evet nokta.Lakin sen benden aç aça diye neredeyse cevabı vermemi istiyorsun ama bu mümkün değil.Ra bile bu şekilde söylemişken, Qui'den bunu beklemeyin lütfen.
Neden sorularını paylaşıyorsun o zaman? Eğer niyetin sadece biraz muhabbetse, bunu "Kasyopyalılara Sorular" diye bir başlığın altına değil de, "Qui'nin muhabbet sayfası" gibi bir başlık altında yapman ve cevabını aramadığın sorular sormak yerine canın ne istiyorsa onun muhabbetini yapman daha güzel olmaz mı? Ben bu başlığın mevcudiyetinden gerçekten memnunum ve bunun nedeni gerçekten çok merak edilen ve herkes için önemli olabilecek soruların sorulup cevaplarına ulaşmak için aklımızı, bilgimizi, sezgimizi kullanmaya çalışmak ve çok gerekli bulunursa da bazı soruları ingilizce'ye çevirerek kasyopya forumda ilgili başlık altında sormaktır. Sen kendi gerçek ihtiyacına özel bir başlık aç, orada oranın özelliğine göre muhabbetimizi yapalım dostum, ayıp ettin. Ama bu başlığın amacı bu olmasın lütfen.

Alıntı YapEklenti:
Sonuçta hatırlarsan kendi namıma bilgi düzeyim için Sokrates'in şu sözünü alıntı etmiştim;

"Bildiğim bir şey varsa, hiçbir şey bilmediğimdir."
Sokrat'ın bu sözü onun bilgi düzeyinin çok yüksek olduğunu ima ediyor aslında, öyle değil mi? O çok büyük bir "bilge."

Alıntı YapEklenti:
Son olarak sevgili bozadi, seninde bildiğin gibi başlığın konusu belli, lakin sen Qui-gon jinn'i konuşmak istersen şayet, başlığı "Qui-gon jinn'e Sorular" diye değiştirmen gerekecek sanırım.:) Ki elbet buna gerek yok, ben müsait olduğum zaman kendi adıma bir başlık açayım, sen orda Qui'ye ne sormak istiyorsan sor.Her zaman olduğu gibi bildiğini söyleyip, gördüğüne şehadet edecektir...
Heh, ben de sana onu diyorum. Bu başlığın konusu belli. Eğer niyetin sadece muhabbetse, yukarıdaki önerime paralel bir başlık aç kendine allah aşkına! Biz de ona göre muhabbete girelim, öyle değil mi?

Qui-gon jinn

#14
Sevgili bozadi, hatırlarsan kasyopya forumda "Eğer bu hayatta..." diye başlıyan bir cümle sarf etmiştim.Eee boşuna sarf etmedik vesselam...

Velhasıl, ilk mesajıma bakarsan bahsettiğin "niyetlerimden?" hiç birisi mevzu bahis değildir.Yalnız ilk mesajımın sonunda dile getirdiğim isteğime, yani soruların şekline yönelik bir örnektir sadece.Bunun gayet açık olduğunu düşünüyorum.Daha açık olması içinde "Örnektir" diye not ediyorum hemen.

Şimdi bir ilk mesajıma bakıyorum açıkcası, bir de geldiği noktaya.Ve diyorum ki eğer bunu bu noktaya getiren ben isem, ne yapayım yine huyum kurusun işte...Lakin ben değilsem, öyleyse bu durum size kalmış artık, kimseyi de seçimlerinde dolayı yargılayacak değiliz.

Fakat ben kendi namıma şu noktaya bir kez daha dikkat çekmem gerekecek ki, ben henüz "bu başlık nazarında" herhangi bir soru sormuş değilim.Önceki sorular, bu başlık açılmadan çok önce sarfedilmiştir.Bu başlığın "amaç ve gayesi" ile yazılmamıştır.

Siz içinizden geldiği gibi bunlara cevaplar, yorumlar vermekte sonuna kadar özgürsüz elbet, ve benimde bunu sınırlandırmak gibi bir niyetim olamaz ama arka plandaki "amaç ve gayesini" lütfen burda sorup açılım beklemeyiniz benden.Çünkü ne bu başlıkla alakası vardır, ne de velev ki burası onun yeridir.O sebeple nacizane tavsiyem olarak başlığa Schty'nin soruları ile başlamak çok daha fayda getirecektir diye düşünüyorum.Benimde bu başlık kapsamında sorularım olursa soracağım elbet.

Ve son olarak sevgili bozadi, Qui üzerinde ki bu gereksiz odağı buradan koparabilmek maksadı ile seninde istediğin başlığı açtım çok şükür.Tüm bu şeylerden öte, Qui'nin tek derdi/sıkıntısı ve amacını da oraya konu eyledim.Yoksa ondan başka bir derdim, tasam yoktur çok şükür.:) Yalnız sen değil elbet, yazmak isteyen her kim ise, içinden her ne geliyorsa yazabilir...

Sevgiler kardeşim.

---

Ve Sevgili Tgur, şu bilinsin ki, ne benim, ne her hangi birinin ettiği sözün veya her hangi bir şeyin "Varlık" üzerinde hiçbir etkisi yoktur.Ama "Ego's" üzerinde olabilir evet, Egos kudurabilir.Ve bende bundan zevk duyarım.Hatta bu kişisel hobimdir diyebilirim.:))

"Seni görüyorum Egos, sen de beni, sen "Ben" değilsin, "Ben"de sen..;)"

Maruzatım bu kadar komutanım!...:)

---

Ve de Sevgili zer-zivi hepsi için teşekkürler ama ben asıl "son soruya ne yorum yaptı acaba?" diye merak edip hızlıca oraya yönelince, bi de baktım çıt yok? Onca sözler eyler iken, Hayrola "Aşk" deyince Egos'un o koca dilimi tutuldu yoksa? Zati "Ego's", "Eros"u nerden bilsinki canım dimi...:)

Öteki sorulara yorumların için ise bir yorumum vardır sadece o da; "Sınırlandırmaya gerek olmadığıdır." tek cümle ile...;)

Sağlıcakla kal, Herkeze selamlar sevgiler...