BEKLENTİ İÇİNDE OLMAK / OLMAMAK

Başlatan believer planet, 08 Eylül 2011, 00:54:00

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

believer planet

#15
sevgili maskesiz, düşüncelerini ve ruh halini şu an çok iyi anlıyorum. İnanki bu düzende olmanın,fiziki alemde yaşamı deneyimlemenin en büyük sıkıntısı bu zaten.çünkü hayat bazen cidden acı veriyor.somut bi şekilde bunu hissediyoruz.
içsel bir öz güvensizliğin getirileri bunlar. Bunun örneğini, ailenin ,toplumun muhafazakar ve klişe görüşleriyle paralel tutumuyla yetiştirdiği eserlerini (bizleri) göstererek çok güzel bir şekilde ifade etmişsin.ve yukarıda sevgili bozadinin de dediği gibi KH güçlerinin belkide en büyük başarısıdır bu. kendimizi kötü ,berbat, ve bir hiçliğin ortasındaymışcasına güvensiz hissetmemiz.
bunu yıllardır kendime soruyorum.neden bu şekil hissederiz.bize yapılan birşey ruhumuzu ,içselliğimizi neden bu kadar yaralar ve daha da önemlisi biz bunu neden bu kadar takarız veya neden buna bu kadar odaklanırız.biz önemlimiyiz bu kadar :)
işi aslı kesinlikle önemliyiz.(narsist bir yapıda görünsede anlatmak istediğim bu değil burda) biz bir varlığız. buraya geliş amacımız var.Daha geçen gün başıma gelen olaylarda kendime kızdım ve hayıflandım sinirlendim...vs. sonuç biraz daha yıprandım ve negatif güçler biraz daha beslend. ve hayata karşı beklenti içinde olduğumu ve bu beklediğim şey gelmeyince de (yada tam tersi olduğunda) nasıl kendime ve etrafa kızdığımı anladım. o yüzden bu konuyu açmayı, bu konu üstünde bilgilenmeyi ve farkındalığımı arttırmayı istedim.Amacım bu problem yüzünden başımıza gelen negatif durumları kontrol altına almak.( en azından olaylara bakışımızı pozitif yönde değiştirecek metaryeli toplamak)
elbette ilerde bizim hayatımızı etkileyecek davranışların proglanması daha küçük yaşta başlıyor.özellikle de ailede.
çevremde kendine güvenen,her tarafından özgüven fışkıran tipleri gördüğümde hep şaşırırdım.Bu insanlar nasıl bu hale geliyor.nasıl yetişiyorlar.nasıl oluyor.
şu bir gerçek ki içimizde bizi sürekli eleştiren, her yaptığımızı suratımıza vuran,daha yeni tanıştığımız bir ortamda bile "seni beğenmediler aptal" diyen,"ailen bu kadar üstüne geliyorsa bunun sebebi elbetteki senin bir sorun olman" diye seslenen ,yaşadığımız hayatı cehenneme çeviren özgüvenimizi baltalayan ve sürekli bizi alaşağı etmeye çalışan bir ses, bir düşünce formu var.nedir bu? Sprütiel kaynaklar buna "psişik saldırı". modern bilimin psikolojisi "içsel eleştirmen". Dinsel öğretiler ve ritüeller de buna "şeytan" der.çeşitlendirmek kat kat mümkün.ama garip olan şey böyle birşeyin cidden varlığı. bu bilgiye erişince bunu gerçekten hissedebiliyosun.sevgili maskesiz, şu sitede bunları konuşuyor olmamız bile bu durumun rastlantsal olmadığının göstergesi:)ben bu sitedeki insanların daha yüksek seviyede belirlenen spesifik bir misyonla burda bulunduklarına inanıyorum:) son olarak bu paragrafta alıntılar yaptığım bir kitabı da sana tavsiye etmek istiyorum.kitabın adı "özgüven" yazarlar "matthew mckay,patrick fanning"..işin ilginci uygulamalı bir kitap:)sen bir varlıksın ve senden birşeyler öğreniyorum maskesiz bu yüzden kendini kötü hissetme.sevgili zer-zivi nin dediği gibi yaşanılan olayları tarafsız gözlemlemek ve "sessiz kalmak",hepsinin öğrenme sürecinin bir parçası olduğunu bilmek hafif huzur sağlıyor:) (konunun baya dışında çıktım ama kusura bakmayın amaç yine farkındalık ve bilgilenmek)
herşey mümkün

maskesiz

#16
Teşekkür ederim sevgili believer planet.Hepimiz birbirimizden birşeyler öğreniyoruz.Birbirimizden ne üstünüz nede alçak
Hepinizin her kelimesi okadar değerli ki.Umarım çok ileri gidip haddimi aşmam sözüm sadece forumda olanlarada değil büyük küçük guruplar bir araya geliyor. Örneğin GEZGİNLER
O kadar güzel tespitlerde bulunmuşsun ki.Kendi sorunlarımı çözmeden bir başkasına ne kadar yardımcı olabilirim bilmem.6 yaşımdan beri ciddi psişik saldırı altındayım ve bu genellikle annem üzerinden yapılıyor.Farkındayım ama çok fazla engelliyemiyorum.Olaylara sadece izleyicide olamıyorum.Aman ne yaparsa yapsın diyemiyorum ,bırakamıyorumda bu konuda kendimi duvara sıkıştırılmış hissediyorum.Bir yolu olmalı ama ben daha çözemedim.
Aklımdakileri yazmakta zorlanıyorum umarım çok fazla konu dışına çıkıp rahatsızlık vermemişimdir ama konuşmak tartışmak istediğim bir konu bu Gezginler neden bu kadar yıprandı hastalandı ve aklımı toplar toplamaz dağıtmış olduğum konuyu toplamak için elimden geleni yapıcam.
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

zer-zivi

\\a
#17
Aile,toplum,din kuralları,etik değerler,örf-adetlerin insan üzerinde baskı oluşturduğunun herkes farkındadır ama nedense ona karşı çıkacak cesareti deneyimleyerek öğreniyoruz.

Yıllar önce ailem başka bir şehre taşınmıştı.Bende doğduğum kentten ve dostlarımdan ayrılmak istemiyordum. Velhasıl aile nerde ben orada.Ailemin yanına onlar taşındıktan sonra gitmiştim. Hatta gitmek istemiyordum ve bu yüzden babamla tartışmıştım. Mecbur onunla eve döndük. Babamla kırk gün hiç konuşmadım ve o varken evde hep odama geçtim. Kendimce onu cezalandırıyordum. Evi terkedebilirdim ama nedense buna hiç cesaretim olmadı,babamın hayırlarından korkuyordum. Babam en sonunda beni evden kovdu. "Nereye gidersen git" dediğinde içimde özgürlük kanat vurmuştu. Öyle mutlu ve heyecanlıydım ki ama bunu belli etmedim. Aslında babam ona karşı içimdeki baskı ve korkuyu bilse ve bana git demese ben hala o evden çıkamazdım. Ama bilmiyordu ve bir öfke anında beni azad etmişti.Üzerime çok fazla gelmiyordu çünkü evi terkedebileceğimden korkuyordu sanırım. Daha fazla baskılasa kendi kazanırdı ama allahtan bilmiyordu. Onu anlıyorum insan evlat sahibi olunca ancak anlıyor.

Bazı insanların bilgi ve bilinç sahibi olmadığı halde kendilerine güvenleri benide hep şaşırtmıştır. Ama şimdi takmıyorum,benim kendime olan güvenimi geliştirmem için onlar canımı yakarak bana yol arkadaşlığı yapmıştır.Böyle insanlar kendilerine allah diye tapıyorlar,ilk etapta beni görünce abartılı bir şekilde "aaa canım,cicim" derler sonrada ilk dakkada sanki o samimiyet sıradan diyaloğa döner. Merkezlerinde egolarına ilişkin düşünceleri vardır ve sana bir şey sorarlar sonra sen ona cevap verirken birden cümleni tamamlamadan konuyu kendilerine getirirler. Aslında amaçları seninle dostluğu değil,seni ezerek kendi egolarını pohpohlamak. Onlarında yolu bu ne diyelim,onlarda böyle deneyimleyerek öğreniyor.Onlarlada nasıl başa çıkacağını öğreniyor insan.Negatif tutumlu olanlardan uzak duruyorum, bana verebilecekleri kadar çok şey öğrettiler daha fazlası sabrımı tüketebilir,çünkü daha fazla sabır konusunda kendime güvenemiyorum :)

Baskıyı kaldırabilmenin tek yolu kendi haklarının ve özgür iradenin sınırlarını bilmekten geçiyor.Bunu bilmediğimiz sürece karşımızdakine dur diyemiyoruz ve doğal olarak baskı karşısında sessiz kalıyoruz.Özgürleşmek dileğiyle....

 

zer-zivi

#18
Sevgili believer planet, paylaştıklarım bana ait bilgiler değil,onlar daha öncesinde okuduğum tüm bilgelerden,üstatlardan öğrendiklerim. Maharaj "Gerçek herkes için birdir,ancak sahte olan kişiseldir" der. Ben eğer şu bilgi bana ait dersem işte orda sahtelik vardır. Öğrendiğimiz tüm bilgiler bütüne aittir ve ben onu alıp kendime mal edip,şahsileştirir isem egosal hareket etmiş olurum. Ve şunuda söyleyeyim,biri gerçeği seninle paylaşıyorsa,o insana karşı hayranlık duyabilirsin ama burda bu hayranlık hem seni hem karşındakini manipule edebilir,buna dikkat etmelisin. Hayranlık duygusu ikiliği,ayrımı yeniden başlatır.Övgü kendini karşındakinden aşşağıda görmek gibi bir durum yaratıyor. Halil Cibran "Övgü bir çeşit kıskançlıktır" der.Şöyleki, kendini karşındaki gibi olmak gibi bir arzu duyabilirsin ve bu arzu seni yanlışa,yarışa itebilir,karşındaki senin atıflarından kendisini özel ve önemlide hissedebilir ve egosu beslenebilir.

Hepimiz aynıyız,aynı ayarda aynı yaradılışın özünü eşit taşımaktayız. Kendini bizden,topraktan,taştan,ağaçtan,hayvanlardan yada buluttan farklı görme. Dilerim seni incitmemişimdir, yani burda herşeyi konuşurken bazı noktalarda rahat konuşamıyabiliyoruz incitmemek adına. Aslına bakarsan bu da uygun bir davranış değil. Sonuçta incitme korkusuda egodur. Özünden beni anlıyorsun. Ben kelimelerini bile kaldırmalı aslında umarım ben yerine uygun bir cümle icat edilir. Sevgiler...
 

maskesiz

Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

zer-zivi

#20
Yaradandan ötürü yaradılanı sevmek adına sevgine sahte diyemem ve yaradandan ötürü yaradılanı sevmek adına teşekkürler sevgili maskesiz. Sende özden seviliyorsun,sevgiler...
 

zer-zivi

#21
Toplumsal değerlerle ilgili bir konuyuda paylaşmayı ve tartışmayı uygun buluyorum.

Cezaevinde yatan arkadaşlarımdan bahsetmiştim.Siyasi tutuklu olan ve müebbet alan aynı zamanda kanser olan bir arkadaşım var içlerinde. Cezası kesinleştiğinde eşine "Beni bekleme ve hayatını yaşa" diyor. Eşi on yıldır onu hep bekledi. On yıldır nüks eden kitleler yüzünden onlarca ameliyat oldu. En son tahlilleri ilk kez temiz çıktı. Ama bu arada arkadaşımın eşiyle sorunlarının olduğunu öğrendim. Ve eşi psikolojik bunalıma girdi ve hastaneye yattı. Sebebini ortak bir arkadaşımızdan öğrendim. Cezaevindeki arkadaşım başka birine aşık olmuş ve bunuda eşine anlatmış.Sonrasında eşi bunalıma girdi. Hepimize karşı sert bir tavır sergilemeye başlamıştı bunun nedenini önce anlayamamıştım ama sonrasında öğrenince ona bir şey diyemiyorum ama eşinede diyemiyorum. Çünkü herkesin gönlünün ve aklının beklentileri birbirini karşılayamayınca yapacak bir şey yok.Bu noktada özgür iradeyi baz almak gerekiyor. Akılda ve gönülde biten bir evliliği kağıt üstünde yürütmeninde anlamı yok.

Mektuplarla yazışarak sürdürülsede, bu ilişkiyi toplumumuzda pek çok insanın etik değerler adına kabullenemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Neden;çünkü aile kutsaldır,çocuklar için yada ailenin korunması adına böyle bir şey kabullenilemez.

Bir yandan üzüldüm çünkü herkes üzülecek ama bir yandanda sevindim çünkü aşk arkadaşımı iyileştiriyor. Neden bu hale geldik diye sormalarının anlamı yok,etik değerler adına bir suçlu aramakta hiç gerçekçi değil. Hatta aklıma tanıdığım biri geldi,ışığı bol olsun,Selmada mutsuz bir evlilik sürerken aşık olmuş ve bu ortaya çıkınca önce eşinin ailesi tarafından dayağa maruz kalıyor. Öz babasına "Baba beni burdan götür,yoksa intihar edeceğim" demesine rağmen,babası " Başımı yere eğdirdin,şerefimi lekeledin,götüremem. Kalıp cezanı çek" diyor. Ardından aşık olduğu insana anlamlı bir mektup bırakarak,kendini asıyor.

Sahi şu namus,şeref nedir, ne işe yarıyor. Namussuzluk nedir,ihanet nedir. İhanet,namussuzluk bir başkasına (eşin bile olsa)değil kendi bedeninin ve özgür iradenin istemediğin halde,belli kurallara,etik denen değerlere tabi bırakılması ve de başkalarının istemediği halde onları zor ve baskı altında gönüllerine,iradelerine hükmetmektir. Evet insanların beklentileri karşılıklı bir birlerine uymuyor ama eski alışkanlıklar "hükmetmek,baskılamak" iyi değerler adına devam ettiriliyor.Fakat süreç değişmekte,neyin özgür iradeye uygun olup olmadığı dahada berraklaşmaya başladı. Özgürleşmek dileğiyle...
 

maskesiz

#22
Başkalarının hayatlarını yargılamak bana düşmez."Başkalarının hayatlarını yargılamak bana düşmez" cümlesiyle başlamış ve bir sürü şey yazmıştım ama sonra hepsini sildim çünkü yukarıda anlatılan örnekleri yaşayan ben değilim.Ne onları yargılayabilirim nede yorum yapabilirim.Bilmiyorumki yaşadıklarını, duygularını , imkanlarını ve imkansızlıklarını.Kimse kolay kolay kendini öldüremez bir anlık bir birikim yada bir anlık birşey değildir.
Aile koşulsuz sevmektir
Namus,şeref koşulsuz sahip çıkmaktır.
Beni sevdiğim aldatsa, ben onu yine severim.Aptal diyebilirsiniz bana sevgi benim sevgim ben seviyorum.Onu o yada bu sebeble sevmiyorum ki.Beni istemediğinde yada aldattığında vaz geçeyim.Onun için en iyisini en güzelini isterim hayatta ve her zaman destek olup yanında olurum.Sevmek korumaktır....
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

zer-zivi

#23
Evet güzel ifade etmişsin sevgili Maskesiz. Koşulsuzca sevmek,sevdiklerimizin özgür iradeleriyle seçimlerine koşulsuz izin vermektir,koşulsuzca özgür bırakmaktır. Çünkü sevgi esarete,egemenliğe tabi olarak varolamaz. Sevgimizi,duygularımızı içimizden geldiği gibi yaşıyamıyoruz.Sevgiye dair duygu ve düşüncelerimizi toplumun belirlediği ölçülere ve koşullarına göre belirliyor ve yaşıyoruz. Aslında hiç kimse bu şartlarda özgür ve mutlu değil. Komik olan toplumu oluşturan bütün bireyler birbirlerini nerden çıktığı vs bilmedikleri(aslında güce sahip olmadan çıkmıştır)kurallarla "hem mağdur hem de suçlu olmaya" (kendi kendisini manipule etmeye) devam ediyor.

Ve toplum bireyleri belli bir bilince ve idrake ulaşmadıkça, koşullu evlilikler,koşullu sevmeler devam edecek. Ama eninde sonunda değişecektir çünkü bende çok katı bakan biriydim aldatma olaylarına. Sonra kim neyi, niye aldatıyor, oysa özgür iradesini kullanıyor ve seçimlerini kendisine ihanet etmeden uyguluyor ve bu başkasına göre ihanet oluyor. Patronumla ilgili olayı anlatmıştım forumda. Adama "Peki ben kime ve nasıl dürüst olucam?" dediğimde ne arkadaşımdan nede adamdan cevap alamadım. Ama biliyorum benim sadık olmam gereken ilk kişi kendimim. Kendime sadık değilsem kimseye sadık olamam "eş,kardeş,iş,arkadaş" ortamlarında.İnsan kendisine ne kadar dürüst ve sadıksa çevresinede o kadar dürüst ve sadıktır.Kendisine ihanet eden herkese ihanet eder. Hani diyoruz ya herşey içte başlar diye.

Bir dostumun eşi başka biriyle bir ilişki yaşadı ve o dostumda bilmediği halde bir şekilde anladı. Sezgileri müthiş kuvvetli, oda spritüel konularda epey yol katetti,hatta üye ama hala ilk yazısını yazmadı.Burda ondan bahsetmekten çekinmiyorum çünkü yaşadıklarını çekinmeden herkesle bilgi mahiyetinde paylaşıyor.Ve eşine hiç kimsenin gösteremeyeceği töleransı gösterdi. Eğer kimi ve ne istediğini bilmiyorsan git yaşa ve öyle gel yada gelme demişti. En sonunda aile ortamları eskisindende daha iyi duruma geldi.Ama kimi varki affetmediği gibi hayat boyu kin güdüyor. Ortalık kızılca kıyamete dönüştürülüyor.
 

maskesiz

#24
Özümüze ait olayan duyguları niye taşıyalım dimi kin nefret yüktür insanın sırtında.Kendimden örnek vereyim eşimi aldatmam.Aldatma olayı kendini aldatmaktır aslında.İçini bilmeyen duygularını bilmeyen daldan dala konar ve sonuçta kendini kandırmaktan öteye gitmez:)
Sevdiğim kişi kalan yolunu başkasıyla devam ettirmek istiyorsa sonuna kadar desteklerim yanında olurum.Adı üstünde sevdiğim,değer verdiğim,yaşam koşullarını nasıl rahat kaldırabilecekse o şekilde yaşamalı ama dengede olmalı 15 de bir de gidip gelmemeli:)
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

zer-zivi

#25
Benim eşim 15 günde değil haftada bir gidip üç dörtgünde bir geliyor. Ama işi gereği allahtan :)

Bazen düşünmüyor değilim onca insan bunu yaşarken nasıl karşılarım diye. Onu hayatımda hiç kıskanmadım belkide bu aldatılmaktan yada altatmaktan beni alıkoydu :)İlginç olan en çok kıskançlık duygusu yaşayanların ya aldattığı yada aldatıldığını gözlemledim. Bu ne kadar doğrudur tartışılır. Çünkü neye çok fazla anlam ve duygu yüklersek o kadar ters teper.Ben direkten döndüm diyebilirim :) Eşimden önce konuştuğum biri vardı ve meğer benim dışımda biri daha varmış hayatında. Benimle duygusal onunla tensel. Onu çok sevdiğimi sanıyordum ama,öğrendiğimde bütün o sıcak duygular anında bitivermişti ve kendime ne hissettiğimi sordum,gözlemledim. Hiçbir şey hissetmedim ne acı ne kızgınlık. Hatta diğer kişi ile evlendi ve evlendiği eşide nikah şahidim oldu :)

Hatalar insana hastır derler ama ben buna hata değil deneyimler ve seçimler demeyi uygun görüyorum. İnsanların akılları ve duyguları karışabilir,ne istediğini gerçekte bilemeyebilir ve bu noktada böylesine bir sürü sorunlar yaşanabilir.Çünkü beklentiler her zaman birbirine uymuyor ve bu gerçekleşmeyen beklentiler insanları birbirlerinden uzaklaştırabiliyor. Yanlış tercihler,hatalı evlilikler çok sonradan mükemmel bir sevgiye dönüşebilir yada çok mükemmel başlayan ilişkiler birden ters gidebilir. Herkes kendi nazarında gelişimini tamamlamakta.

Ama en önemli şeyi unutmamak gerek,her ne ilişki yada durum yaşanırsa yaşansın özgür iradeye saygıyı öğrenmek en önemli derslerden biri. Onu öğrenmeden sevgiyi geliştirmek,koşulsuzlaştırmak mümkün olmuyor.