BEKLENTİ İÇİNDE OLMAK / OLMAMAK

Başlatan believer planet, 08 Eylül 2011, 00:54:00

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

believer planet

HERKEZE SELAM.
dünya düzenindeki varoluşumuz, farkındalık ve evrensel bilgiye sahip olma adına uzun süredir takip ettiğimiz celselerde ve kanal bilgilerinde kafama takılan bir durum varki (aslında çok var ama ilerleyen zamanlarda bunlara da değineceğim)oda "evrensel var oluşta beklenti içinde olmak ve olmamak".
Gerçek şuki insanoğlu cennet diye tabir edilen bir yaşam ortamından, arzulu düşünme durumu ve fizikselliğin deneyimlendiği KH durumuna düştü.(diğer bir deyişle cennet düşüş zaten fizikselliğin deneyimlendiği KH durumu).fakat kasyopya celselerinde (özellikle 2000 yılı) değinilen gözüme çarpan bir konu ,oda kasyopyalıların beklenti/tahmin düşünce tarzının değiştirilmesi ve bırakılması gerektiği.öncelikle bu ne demektir.bizler sonuçta KH yiz. fakat BH yolunda olmak adına yapılması gereken bir durumsa bu dilemekte KH değlmi.burda anlayamadığım bir paradoks var:) bedensel programımız ve yaşam duyularımız arzulu düşünmeye eğilimli. var oluş için başka canlıların ölümüne neden oluyoruz. hayata karşı elbette beklenti içindeyiz fakat bunu gerçekten ekarte etmek istesem bu kavramı kendi hayatıma nasıl uygularım.biliyorum bunu istemekde KH bir prensibi.burdaki durum "var sen hayatını yaşa, olacak olan olucak tahmin yürütme" babında bir düşüncemidir.eğer buysa bunu azıcık algılayabiliyorum.fakat ne yazıkki bu bedenin içinde bu durumları tam algılamam elbetteki olanaksız. ama sanırım tartıştıkça algılayabileceğim.
çok ilginç ben bunları bugün mukayese ederken, düşünürken bir arkadaşım facebooka istemsiz olarak şunları yazmış paylaşmak istiyorum "Beklemekte olduğun şey, ancak onu beklemeyi unuttuğunda gerçekleşir. Bu evrenin ''sen bakarken soyunamıyorum'' deme şeklidir". Okuduğumda şok oldum.üstüstte geldi. sanki konunu cevabı gibi ama yeterli değil elbet:) ama ufacıkda olsa bir farkındalık doğru içimde:)
sonuç olarak bu konuya değinmemin nedeni beklenti içinde olmak / olmamak kavramı hakkında bilgilenmek.fakat daha ilk zamanlar bu konuyla ilgili soru işaretleri kafamda belirdiğinde bunu öğrenmemin gerçek nedeninin altında KH eğilimim olduğu vé bu konunun bilgisiyle "hayatımı nasıl iyi yaparım" gibi bir düşünce belirmişti:) sonuçta KH yiz.ama bunun farkında varıp bu düşünceden vazgeçtim amacım gerçekten öğrenmek:)sonuçta olacak olan olucak .BH yolunda saygılarımla
herşey mümkün

bozadi

#1
Hoşgeldin sevgili believer planet.

Tartışılması faydalı olabilecek bir yorumlar/sorular zinciri sıralamışsın bence. Sevindim kendi adıma.
Ve değindiğin soru ve konular hakkındaki mevcut bazı izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Beklentiselliğin bırakılması çok kritik bir öneme sahip bir konu. Tabi tam olarak ne tür bir beklentisellik çeşidinden bahsettiğimiz veya beklentisellikten ne anladığımızı da tartışmamız gerekecektir ama şu an için biraz kaba ve kısa bir yanıt ile, her türlü beklentisellik bir inançsızlık/güvensizlik göstergesidir, hem kendi varlığına karşı, hem de tüm varlığa karşı. Ama mevcut KH'lik yönlerimiz itibariyle biraz da doğal tabi bizim için. Varoluşun mutlak gerçeği veya gerçekleriyle ilgili sezgisel farkındalık artınca, beklentisellik de azalacak ve sonunda sona erecektir. Evren/varoluş/hayat özde ve genelinde iyidir, herşey yerinde, yolunda, dengededir. Varlık sonsuzca zengindir. O halde herhangi ciddi bir acizlik, noksanlık, adaletsizlik hisleri ve fikirleri temelinde arzular geliştirmek, evrenin/hayatın/varlığın ne olduğu konusunda karanlıkta olmak, haksız bir şekilde onu karalamak, kötülemek anlamına gelir. Tabi idealize edilmiş tanımlar bunlar. Kendim bu bahsettiğim sıkıntıları, problemleri epeyce deneyimleyen biriyim.

Beklentisizliğin "dilenmesi", dilenmesi "en az yanlış" olan şeydir bana göre. Örneğin Maharaj, "Ben O'yum" kitabında, "ben şuyum, ben buyum" demeyi, buna inanmayı bırakmayı tavsiye eder. Bunun yerine "Ben Benim" düşüncesine odaklanmayı tavsiye eder. Ama aslında "Ben benim"in bile ileride bırakılması gerekeceğine, sadece geçici bir araç olduğuna değinir. Tıpkı bunun gibi, yüksek seviyeli pozitif varlıkların rehberliği temelinde "arzulanması en az problemli" olan bazı şeylere vurgu yapılır. Bize istememiz veya "denememiz" önerilen şeyler de bu tür şeylerdir. Onları deneyip sevdiğimizde, bizi onlara ulaştıran isteyişler de sona erecektir. O isteyişler geçici birer araçtır ve faydalıdır. Yine örneğin, bilgiyi/bilinci/farkındalığı istemek, insanı ileride her türlü isteyişlerden arındırıcı bir noktaya ulaştıracak bir araçtır. Bunu bir anda başarmamız gerekmiyor. Yavaş yavaş, derece derece, adım adım.

Arkadaşınızın yazdığı mesajla ilgili eşzamanlılık ilginç ve güzelmiş gerçekten :) "Onu beklemeyi unuttuğunda gerçekleşir" düşüncesinin/bilgisinin önemli bir doğruluğu olduğuna inanıyorum ama tam olarak nasıl, onu bilmiyorum ve bilmek istiyorum. Tartışmalarımız sürecinde netleştirebiliriz inşallah. :)

Verdiğim kendimce yanıtların olası tartışmaların, fikirlerin önünü tıkamasını istemiyorum kesinlikle. "Son söz"müş gibi imalarda bulunabilirim farkında olarak veya olmayarak. Tartışmanın herkes için faydalı olmasını "dilerim." :)

bozadi

#2
"İstemek" ile "arzulamak" tam olarak aynı şey değil tabi bu arada. İstemek daha az duygusal şiddet içeren, nispeten daha sağlıklı bir terim muhtemelen. "Arzulamak" da her zaman negatif bir kökene sahip olmak zorunda değil elbette ama arzulamakta negatiflikle daha yakından bağlantılı bir yön vardır. Birşeye veya bir duruma karşı şiddetli bir arzu duymak, herşeyin zaten yolunda, iyi ve güzel olmadığına inanmak demektir. Birşeylerin problemli, kabul edilemez, adaletsiz, yanlış, kötü olduğuna kanaat getirmektir. Ama yaşanan herşeyin bir nedeni vardır ve kötülük/yanlışlık/adaletsizlikle itham ettiğimiz herşey, yeterince ileri bir noktadan geri dönülüp bakıldığında muhtemelen daha farklı değerlendirilecektir. Aslında, mutlak manada ve yeterince geniş ve bütüncül bir perspektifle bakılırsa, hiçbir şey yanlış, kötü veya adaletsiz değildir ve olmayacaktır da.

zer-zivi

#3
beklenti/tahmin düşünce tarzının değiştirilmesi ve bırakılması gerektiği.

Yaşamda olmasını istediğimiz ve istemediğimiz çok beklentilerimiz var. Ve bunları isterken "Bir'liğe" ne kadar uygun bir beklenti olsada beklentimiz(isterken,red ederken) içinde arzulu,egosal duyguları barındırırız.

Örneğin diyelim Nato otadoğuda giriştiği planlarını "özgürlük ve barış" adına uygulamakta. Ve dahası o ülkelerin kendi halklarıda bu müdahaleleri özgürlük ve barış adına uygun bulmakta.Ne kadar iyi niyetli olsalarda bu tuzağa düşmekteler. Bazı insanlardan duyduğum "Barış için bazen birilerini asacaksın,keseceksin" sözlerini duyunca şaşmamak elde değil.Kişi ülkesini,onurunu nefsi müdafada savunabilir ama bu düşüncenin ardına saklanan bazı güç odakları,dünya insanlarını kandırararak kendi emellerine alet etmekte.Bu düşünce amacından saptırılarak uygulamaya konulmakta. Kısaca arzusuz,egosal beklentiden arınmadan beklentiler hep tersine işler. Dünyada barışı istemeyecek çok az varlık vardır onlarda kh yolunda yaradana ulaşmayı hedeflemiş olanlar. İnsanlar Barışı ne kadar arzu ve egoyla isterseler o beklenti o denli ters tepki yaratacaktır. Daha çok kaos. Ama ne zaman gerçekten arzusuz ve egosuz Barış dilersek o zaman Barışın gerçekleşmesi kaçınılmaz olacaktır.

Beklentilerden,tahmini düşünce tarzından vaz geçmek bu yüzden öneriliyor.İstediğimiz evrenin işleyişine uygun,evren ile birlikte kaynağa akmaksa önce nefs ile düşünmekten,hareket etmekten vazgeçmeyi öğrenmeliyiz.Arkadaşının dediği "vazgeçtiğin anda gerçekleşiyor" demesi de bundan ötürü. Vazgeçtiğinde nefs ile istemektende vazgeçmiş oluyorsun. Sonrasındada istediğin şey gerçekleşiyor.

Bazı insanlara gerçeği (ne kadar doğru olsada) ne kadar dile getirirsen getir idrak etmediği sürece yanlışı seçecektir,bazılarıda var ki bildiği yanlışı doğru diye sana dayatmaya,özgür iradeni senin iyiliğine diye çiğneme hakkını kendinde görerek hareket edecektir ne yazık ki.Bu yüzden her kim ne yanlış yapıyorsa,tahmini düşünceyle doğruyu ben biliyorum gibi eylemliliklere girişmememiz gerekiyor. Sessiz kalıp,tahmini düşünce(olumlu-olumsuz yargı) oluşturmamak bazen en iyi yardımdır ama burda fikirlerimi yazarak yine direnç ve tahmini düşünce ürettim bu arada!

Neden sessizlik önemli çünkü karşındaki senin farkettiğin gerçeği henüz idrak etmemiş ise,sen ona bunu dile getirdiğinde karşındaki kendisinde yanılgıya düştüğünü egosu gereği asla kabullenmeyecektir ve direnç geliştirecektir. Bu yüzden bazen sessiz kalıp bir dalga yaratmamak en doğru eylemliliktir.Her düşünceni ve her sözün enerjisel bir dalga dalga yayılımı var. İşe yaramayacak noktada bu dalga daha çok direnci ve yanlışa neden olabiliyor. Söz gümüş ise sükut altındır derler.
 

believer planet

#4
sevgili üstadlar müthişsiniz.:) evet şimdi adımlar ötesindeyim.
sevgili bozadi'nin
Alıntı YapEklenti:
"İstemek" ile "arzulamak" tam olarak aynı şey değil

ve sevgili zer-zivi 'nin "global KH planlarının ortadoğu planlarının örnekleri ve en önemlisi de sessiz kalmak" .
anlatımınızdaki bu iki örnekten Algıladığım kadarıyla doğal olanı beklemek /gelince kabullenmek/ve sonrasında doğal olanı sürdürmek anahtar kısım.
bunu farkına varmak ve en önemlisi KH bedene sahip olup da doğal olana ulaşma adına bozadi!nin dediği gibi en az problemli istek/arzuyu uygulamak,KH dünyasında BH yolunda olan bir birey için en iyi yol sanırım.(yada o yolda olmayı isteyen bir kişi için)
evet şimdi ilerliyorum.teşekür ederim üstadlar. Farkındalığınız için çok sağ olun.sürekli takipçinizim.aydınlanma yolunuzda izinizdeyim. ve burda çok yeniyim.daha çok yolum var.
herşey mümkün

believer planet

#5
"istemek ve arzulamak aynı şey değilse". cidden bir yol planı çizilmiş durumda burda:)
herşey mümkün

bozadi

#6
Alıntı Yapİstediğimiz evrenin işleyişine uygun,evren ile birlikte kaynağa akmaksa önce nefs ile düşünmekten,hareket etmekten vazgeçmeyi öğrenmeliyiz.Arkadaşının dediği "vazgeçtiğin anda gerçekleşiyor" demesi de bundan ötürü. Vazgeçtiğinde nefs ile istemektende vazgeçmiş oluyorsun. Sonrasındada istediğin şey gerçekleşiyor.


Bazen birşeyden ancak vazgeçtiğimiz zaman onun gerçekleşmesinin nedeniyle ilgili olarak zer-zivi'nin açıklamasını isabetli görüyorum. Eğer isteyiş, problemli olduğu kabul edilen durumun temel gerçeğini veya gerçeklerini anlamaya yönelik samimi bir çaba içermeden "dayatıcı" bir arzu şeklinde cereyan ediyorsa, evren bunu pek ödüllendirmiyor. Evren anlamayı, gerçeği hatırlamayı, güvenmeyi, kendini geliştirmeye açık olmayı ve fazla şikayette bulunmamayı, varsa problemin kaynağını öncelikle kendinde aramayı teşvik ediyor gibi görünüyor :)

believer planet

#7
ilginçtir. son yıllarda ortada dolaşan "The Secret" adında evrene yollanan mesaj ve bir hayat yönetimi. Ya da daha doğrusu evrenden istediğini kesin bir şekilde alma yönteminin, bu düşünceler eşliğinde aslında çokda iyi bir niyeti içermediğini görüyorum. (görmedim ama bu konu forumlarda kesinlikle tartışılmıştır fakat amacım burda sadece örnek vermek)zaten bir kanal bilgisinde bu durumun çokda pozitif bir amaca hizmet etmediği yönünde bilgi vardı.
ama asıl nokta burda evrenin, bütün bu "istek" mesajlarını gerçekleştirecek kadar sınırsız ve sonsuz olduğu. burayı anlayamamıştım. madem sonsuz o zaman herkez memnun ayrılabilir.ama sınırlı olsaydı (sonuçta kaynakları sınırlı bir dünyada yaşıyoruz) o zamanda diğer insanların özgür iradeleri ve yaşamları açık bir şekilde ihlal edilirdi.çünkü kaynaklar size akıyor:)bu da pozitif bir durum değil.ve bu yöntemi uygulayıp hayatında başarı yakalayamayan insanların "the secret" i eleştiri bombasına tuttuğu haberlerinide okumuştum :)
sonuç olarak bu olguları formülize edip hayatıma uygulamak değil amacım. gerçek şuki açıkladıklarınız üzere problemli ve dayatıcı bir isteği evren cidden ödüllendirmiyor.böyle bir istek gerçekleşse bile (ki olabilir).bu asıl amacımıza da hizmet etmiyor.öğrenecek çok şey var ve siz üstadların açıklamaları bir yol haritası:) saygılarımla
herşey mümkün

bozadi

#8
[MESAJIN UZUNLUĞU VE BU BAŞLIKTA ŞU ANA KADAR TARTIŞILANLARI BİR ÖLÇÜDE SABOTE ETTİĞİ İÇİN ÖZÜR DİLİYORUM]


Alıntı YapEklenti:
son yıllarda ortada dolaşan "The Secret" adında evrene yollanan mesaj ve bir hayat yönetimi. Ya da daha doğrusu evrenden istediğini kesin bir şekilde alma yönteminin, bu düşünceler eşliğinde aslında çokda iyi bir niyeti içermediğini görüyorum.
Katılıyorum. Ciddi oranda negatif bir gündem de var bu "secret" felsefeciği ardında. Olgunluktan uzaktır. Büyümeyi, uyanmayı bloke edici eğilimleri güçlüdür (tam tersi imalara rağmen). Evrenin yönetimini zorla kontrol altına almaya yönelik negatif felsefeye hazırlık kurslarından biri olarak işlev göstermesi mümkündür. İçinde doğal olarak pozitif bazı unsurlar da kullanılır. Bu yüzden özellikle bir "karışım" halinde tutuluyor. Çeşitli farklı nedenlerle bu işin içine giren pozitif eğilimli bireyler de vardır mutlaka.

İnsanlar kendilerindeki negatifliğin varlığıyla, bunun yaşadığımız bireysel ve kitlesel tüm berbat deneyimlerle yakından alakasıyla, o negatifliği içimizdeki bir şubeleri olarak kullanabilen üst seviye negatif varlıkların gerçekliğiyle ve bu duruma dair bir bilinç geliştirip hayatımızı organize ederken bu gerçeği en temel bileşenlerden biri olarak kullanmak gerektiği gerçeğiyle açıkça yüzleşmemek için ne gerekiyorsa yapıyorlar.

Dünyadaki en basit ve en önemli gerçeklerden biri, bizi giderek negatifleştirmek isteyen karanlık güçlerin var olduğu (ister dünyadışı, ister dünyasal kaynaklı kabul edilsin), bu çevrelerin bu dünyadaki insan yaşamının yönetimi üzerinde çok büyük bir kontrol gücüne sahip olduğu ve bunun bizler için çok ciddi anlamları ve neticeleri olduğu gerçeğidir. Böyle basit, gerçek ve ciddi bir faktörü görmezden gelen tüm pozitifçilik anlayışları çökmeye mahkumdur. Bu durumun en kritik bileşenlerinden biri, aynı negatifliğin bizim kendimizde de mevcut olduğudur. Zaten bizde negatiflik olmasa, dış negatif varlıklar bizim hayatımız üzerinde bu kadar büyük bir etki, kontrol ve yaptırım gücüne sahip olamazdı. Kendindeki egonun, negatifliğin varlığını kabul etmeye yanaşmayan, onu görmezden gelerek başarılı olmayı uman pozitifçilik anlayışları, aynı şekilde verimsizliğe ve hezimetler deneyimlemeye mahkumdur.

İçimizdeki negatiflik, 4KH güçleri tarafından satranç taşı gibi kullanılabilmekte, yönlendirilebilmektedir. Biz falanca falanca bir şey benimsediğimiz ve uyguladığımız için artık hiçbir negatiflik deneyimlemeyeceğimizi, negatifliği terk ettiğimizi sanırken ve bu varsayımla içimizdeki karanlığa körlük tasarlarken, o da bizi en kritik kavşaklarda şarampole yuvarlamak için çok etkili planlar yapabilecek ve bunda en hafif deyimle çok etkili olacaktır.

Yaşadığımız herşeyin "derslerimizden" ibaret olduğu gerçeğinden kaçmak bize çok pahalıya patlıyor. Sürekli doğulup ölünüp spatyoma gidip gelinmesi, dünyadaki fizik temelli şeylere veya koşullara duyulan arzunun anlamsızlığını ortaya koyuyor.

Pozitifliği neden önemsiyor, savunuyoruz? Ciddi negatifliklerimizin varlığından dolayı. "Ben çok (veya tamamen) pozitifim ama etrafımdakilerin negatiflikleri beni etkiliyor, sınırlandırıyor, bana negatiflik bulaştırıyor" diye bir yaklaşımın fazla bir anlamı yoktur. İstisnasız her birimiz ego taşıyoruz. Ve ego negatiftir, bu bu kadar basittir. Kendi varlığı ile mutlak/bütünsel varlık arasındaki mutlak birliğin farkındalığı nedeniyle kesintisiz bir şekilde (evet, bu, "kesintisiz") bolluk-bereket-inanç-güven-sevinç-şifa dağıtıcılığı halinde olmayan hiçkimse mutlak manada "pozitif varlık" değildir ve dolayısıyla ego sahibidir. Pozitif eğilimleri güçlü olan ve hatta diğerlerindeki pozitif eğilimin güçlenmesine de büyük katkılarda bulunan bir varlık olabilir ama sonuçta egosu vardır, inançsızlıkları, güvensizlikleri, dertleri, karamsarlıkları vardır. Varoluşa karşı "her zaman" mutlak bir güven, birlik ve sevinç hali içinde olamaz. Gerçek manadaki "pozitif varlık"ta ise böyle birşey yoktur, olamaz, tanımıyla terstir. İnsanlığın "pozitif birey" tanımı son derece dünyevidir. Dünyadaki ortalama insana göre biraz daha iyimser, biraz daha iyi, biraz daha diğerlerine yardımcı olma eğilimi gösteren herkes "pozitif/iyi birey" diye gösterilebilir ama bu hiçbir kesintisiz mutlaklık ifade etmez. Ama elbette pozitifliğimizi belirli bir seviyenin üzerine çıkarıp 4. varoluş seviyesine mezun olacak hale geldiğimizde, işte o zaman gerçek pozitif varlık olacağızdır. O zamana kadar içimizde negatiflik de bulunacak (etkisi giderek zayıflayacak da olsa) ve o negatiflik her zaman bizim aleyhimize kullanılabilir olacak ve kullanılacaktır da.

Dünyada bizim negatifliğimizi arttırmak ve negatiflik yoluna girmemizi sağlamak için olağanüstü bir çaba harcayan ve bu amaçla da egomuzu örtülü ve etkili şekillerde manipüle edebilen bir gücün (KH) varlığını görmezden gelerek pozitifliğe yönelimden bahsetmek anlamsız olduğu gibi bilerek veya bilmeyerek zorlu negatif sonuçlara maruz kalmaya müsait koşullar yaratır.

Sizlerle de paylaşmaya ve geliştirici katkılarınıza açmaya niyet ettiğim bir çeşit pozitifleşme pratiğinden bahsetmek istiyorum şimdi.

Negatif varlıkların bizlerde elde ettiği en büyük başarı nedir biliyor musunuz? "Kendimizi iyi hissetmeyiş." Yani sık ve yoğun negatif hisler. Üzüntüler, nefretler, güceniklikler, güvensizlikler, mutsuzluklar, acizlik, yetersizlik, suçluluk, pişmanlık duyguları... Sosyo-ekonomik-siyasi yaşam koşullarımız (ki bunlar diğer tüm koşulları da ciddi şekilde etkiliyor) sürekli bu duyguların duyulmasını destekleyici şekilde tasarlanıp uygulanıyor. Negatif varlıklar, kendi hissiyatlarını bizim hayatımızda da yaratmaya çalışıyorlar. Ve böylece evrene/hayata onların baktığı gözden bakmamızı istiyorlar. Yani varoluşun, evrenin, hayatın kötü, adaletsiz, çirkin, berbat birşey olduğunu "görmemizi" ve o berbat şekillerde yönetilen evreni ele geçirme mücadelesinde onlara iştirak etmemizi istiyorlar (en alt seviye köle asker olarak).

Ve dikkatimiz sürekli dış dünya koşulları üzerinde tutulmaya çalışılıyor. İçimizde, yani kendimizde birşey aramamaya, her ne arıyorsak onu sürekli dış dünyada aramaya sevk ediliyoruz. Kendi yaratıcılık gücümüzü, kendi ihtiyaç duyduklarımızı kendi kendimize verme gücümüze dair farkındalığımızı azaltıp yok etmek istiyorlar. Mutluluk, sevinç, güven gibi ihtiyaçlarımızı sürekli dışarıdaki durumlar, kişiler veya şeyler üzerinden alabileceğimize inandırılmaya çalışılıyoruz. Yani mutluluğun kaynağı dışarıdaymış gibi. Sevincin, huzurun ve her türlü olumlu ve güzel şeyin kaynağı her zaman daima dışarıdaymış ve biz bunları duyumsamak için dışarıdaki o şeylere "mecburmuşuz" diye hissettirilmeye, bunu böyle kabul etmeye etkili bir şekilde zorlanıyoruz.

Halbuki hayatta yaşayıp yaşayabileceğimiz tüm olumlu şeyler her zaman olduğu gibi tam şu anda da içimizde, kalbimizde, ruhumuzda, yani varlığımızda mevcuttur. Ücretsiz, sınırsız ve koşulsuzdur. Ama bunlara erişim dışarıdaki düzenin sunduğu "şeylerle" koşullandırılıyor ve biz de bunu yiyoruz. Ve bizim koşullarımızda bu dış kaynaklı sevinç, mutluluk, huzur, güven duyguları hemen her durumda geçici, temelsiz, uyuşturucu gibi geçicidir. İnsanlık tarihine ve dünyanın haline bakalım. Kendi halimizin dünyanın (insan hayatının) halinden çok farklı olmadığını görelim.

Pozitif hisleri sürekli dış dünyadaki koşullarla koşullandırıyoruz. Şu olursa, bu böyle olursa kendimi iyi hissedeceğim, güvende olacağım, sayılıp sevileceğim vs vs. Hepsi saçmalık ve kendini kandırmadan başka hiçbir şey değil tabi. Etrafımız sahte mutluluklar, sahte sevinçler, sahte güvenler, sahte huzurlarla dolu. Ama biz bunları gerçek gibi algılıyoruz ve kendimizi aşağılayıp dışarıdaki sahte pozitifliklere tapıyoruz. Bu kadar kendini inkar, bu kadar kendini sabotaj, bu kadar körlük, bu kadar cehalet, bu kadar acı, bu kadar trajedi...

Etrafımızdaki bu sahte ışık kaynakları bize o kadar gerçek ve arzulanabilir görünüyor ki, kendi varlığımızla pozitif kıvılcımlar yaratma yeteneğimizi küçük, değersiz görüyor, onu gizliyoruz. Onun nelere kadir olduğunu, ihtiyaç duyduğumuz herşey olduğunu göremiyoruz. Buna teşvik ediliyoruz yani. "Aman, aman, siz kendiniz birşey yaratmayın, biz size en güzelini veririz (satarız), yeter ki siz kendiniz ihtiyaç duyulan şeyleri yaratmaya yönelmeyin, aman aman! Sonra ne olur halimiz?!" O küçük ve kendi başına bir hiç gibi görünen yaratma yeteneğimizi toprağa gömmemiz isteniyor. Yaratıcılığımız, yani biz, yani varlığımız, toprağa gömülmeye teşvik ediliyor. Ancak o şekilde bizim karşımızda güçlü ve egemen olabilir, bizi korkutup, bastırıp istedikleri herşeye ikna edebilirler. Bir bebeğin veya çocuğun mutlu olmak için en alakasız görünen şeyleri, taşı toprağı ve hayallerini kullanıp pozitifliğini, varlığını, muazzam gücünü deneyimlemesi gibi, kimseye birşey kanıtlama gereği duymadan içimizdeki sonsuz pozitiflikle etkileşim kurup onu ortaya çıkarıp başkalarıyla da paylaşmaya tamamen son verdiğimizde etkili bir şekilde yapabiliyorlar bunu.

Çok gerçek, çok ciddi, çok haklı, çok olgun, çok mantılı görünen hayatımız, hayat koşullarımız, bizi mutsuzluğa, isyana, nefrete sevk etmeye çalışan güçlerin tasarımı. Evet. Gözümüzün önünde oynatılan bu korku-gerilim-vahşet ağırlıklı filmden amaç, içimizde hazır ve nazır bekleyen sonsuz pozitiflik kaynağıyla bağlantımızı giderek zayıflatmak ve onun varlığını bir yalan haline getirmek.

Dış bir sebepten kaynaklanmaksızın, durup sadece kaynağı içinizde olduğu için, varlığınızın ta kendisi olduğu için, tüm varoluşun özü ve geneli olduğu için, yani aslında koşulsuzca herhangi bir sevinç, mutluluk, güven duyumsayabildiğinizde bu negatif sisteme karşı aslında ne kadar büyük birşey yaptığınızın farkında değilsiniz belki de.

Ve bunu yapmanın ne kadar zor hale geldiğine dikkat edelim. Yapabiliyor musunuz? Şimdi bir deneyin isterseniz. Ağza geldiği kadar kolay birşey olmadığını, egosal temelli bilincinizin buna büyük bir direnç gösterdiğini göreceksiniz. Bir sürü haklı sebebi vardır kendince, mutluluğu, huzuru, güveni, sevinci koşulsuzca, sonsuzca hissedememek için. Hepsinin sahte olduğunu göreceksiniz, sezeceksiniz. Milyarlarca insanın da aynı sahteliğe ciddi oranlarda boyun eğmiş durumda olması sahteyi gerçek kılmıyor.

Bu nedenle, durup bu konudaki yeteneğimizi kontrol etmemiz ve kullanmamaya alıştırıldığımız mutluluk, coşku, sevinç kaslarımızı tekrar güçlendirmeye başlamaya yönelik tartışmalar ve pratik egzersizler geliştirmemizi öneriyorum. Yani hiçbir dış koşula, hayatımızdaki hiçbir falanca falanca olayın, kişinin, durumun veya şeyin falanca falanca hale gelmesi gibi bir koşul dayatmadan, tamamen kendi kendimizle, içimizde var olduğunu anlayabileceğimiz pozitifliği koşulsuzca, sadece ona ihtiyaç duyduğumuz için ortaya çıkarmaya yönelik egzersizler. Dediğim gibi, bir sürü kişi pozitiflikten bahsediyor. Ve biz de bir pozitiflikten bahsediyoruz burada, ama biz, bunu neden ve nasıl ve hangi koşullarda yaptığımızın da özellikle farkına varıyoruz. Ve bunu yaparken içimizdeki negatifliğin bir anda ve tamamen bizi terk etmeyeceğini bilerek, o yönde acil bir beklentiye girmeden yapacağız bunu. Ve sırf bunu yaptığımız için bize psişik baskılarını, saldırılarını arttırabilecek varlıkların varlığını göz ardı etmeden yapacağız ki bunu, gafil avlanıp güvenimizi, gücümüzü şiddetli şekillerde kaybetme tehlikelerine karşı uyanık olalım. Yani hem dünyasal, hem dünyadışı hem de kendi içimizdeki negatifliğin varlığını ve özelliklerini de keşfetmeyi bu çalışmaların bir parçası yapmayı önemle öneriyoruz veya en azından tartışmaya açıyorum. Eğer içimizdeki ve dışımızdaki negatif güçlerin varlığını görmezden gelirsek, bu işimizi kolaylaştıracak gibi görünür, ama aslında zorlaştırır, hatta bu gerçeğe uyanmayı reddettiğimiz sürece giderek imkansızlaştırabilir bile.

Pratiklerin içeriğinin ne olduğu konusunda henüz fazla somut bir düşüncem yok, birkaç tane fikir dışında. Onları paylaşmaya çalışacağım. Daha doğrusu geliştirici katkılarınıza açacağım. Yeterince somut bir pratik önerisi değiller çünkü henüz.

maskesiz

#9
Hoş geldin Sevgili believer planet
evren sonsuz potansiyele sahip ve derslerimiz çercevesinde bize tüm imkanları sunmakta :)beklenti içinde olmak egosal bir davranış gibi geliyor bana
"evrenden iste gerçek olsun" bana göre böyle bir düşünce iyi niyetli bir düşünce yapısı değil evren hazır balık vermez vermemelide balık tutmak için gerekeni verir:)
kelimelere dökmek çok zor düşündüklerimi ama şöyle söylemem yanlış olmaz sanırım evren yaşamımız ve gelişimimiz için gerekli hammadeyi verir biz onu işleriz:)
Sınırlı olan bedenlerimiz ,sınırlı olan dünyanın düzeni ve işleyişi bedenlerimizin içinde düşünce kalıpları oluşturuldu öğretildi ve yaşam diye hayat diye önümüze sunuldu.Ben kabullenemiyorum dünya düzenini ve işleyişini ve bu nedenle ters giden birşeyler olduğunu düşünüyorum kendi adıma
Beden sınırlı diyorum ama onun bile sonsuz potansiyeli var.Sadece bedenin kullanım süresi kısa zamanlı :)
Diyelim ağaçta bir elma var biraz yüksekte ve ikimizde ulaşamıyoruz evrenden yardım istedik aynı elmayı istiyoruz evren ne yapacak aramızda kura mı seçecek ayırım mı yapacak yoksa ilk isteyene mi verecek bir sürü elma olabilir evrende ama tesadüf ya aynı elmayı istiyoruz.....
Evrenin büyük sırları olduğunu zannetmiyorum :)yada bizim beklentilerimize isteklerimize hizmet ettiğini de zannetmiyorum.Sadece unuttuk çünkü unutturuldu bu bir suçlama değil her alanda her toplumda her yerde vardır "böl parçala yönet" bu boyut çok müsait bölüp parçalayıp yönetilmeye kendine hizmetin sonsuz enerji potansiyeli yok evren tarafından desteklenen bizler kullanılıyoruz bizler KH nin besin zincirinin halkalarıyız
umarım tartışma dışına çıkmamışımdır imla hatalarım varsa şimdiden özür dilerim

sonsuz sevgilerimle.....
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

maskesiz

#10
Sevgili Bozadi özür dilerim.Çok önce başlamıştım yazmaya yazımı gönderdikten sonra yazmış olduğunu fark ettim.Yazdıkların tespit ettiklerin ve yapmak istediklerin çok güzel.
Sevgili believer planet başlattığın tartışma için teşekkür ediyor ve önünde saygıyla eğiliyorum...
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

bozadi

#11
Özür dilenecek birşey yok sevgili maskesiz. Herkesin görüşlerini paylaşmasını amaçlamıyor muyuz? :) Lütfen sen de görüşlerini paylaşma konusunda suçluluk duyma.

İmla kuralları konusunda biraz çalışmamız gerekiyor ama sanırım :) Pek çok cümleyi sonuna nokta koyarak bitirmediğin için sonraki cümlelerle birleşmiş ve okurken biraz zorluk yaratıyor. Seni bu konuda sıkıştırmaya devam edeceğim, haberin olsun :))

Evrenin balık vermekten ziyade balık tutmayı öğretmeyi tercih etmesi fikrine katılıyorum. Ve aynen belirttiğin gibi bu "ders" realitesiyle alakalı, çok temel birşey. "Secret" anlayışı da insanlara balık tutmayı öğretiyor gibi görünüyor ama burada iki farklı balık tutma durumu ortaya çıkıyor. Evrenin yakalamayı öğrettiği balık "bilinç" anlamında. Yani bilgiyi, bilinci arttırmayı sembolize ediyor bu anlamda balık tutmak. Secret'çılar ise daha çok, dünya "ilüzyonunda" fizik temelli konfor koşullarının elde edilmesi anlamında bir balık tutmayı teşvik ediyor bilinçaltında. Ve ders bilincinden uzaklaştırmaya çalışıyor örtülü olarak. Ama neticede bu tavır, alınması gereken derslerin alınmasının uzatılmasından başka hiçbirşeye yaramıyor temelde. Pozitif eğilimli insanın en büyük arzusu egosundan arınmak olmalı, arzu edilen fiziksel/ilüzyon temelli şeylere ulaşmanın sihirli yollarını aramak değil.

maskesiz

#12
Hehe gerçekten nokta koymayı unutmuşum.Ama nokta yerine arada iyi gülmüşüm:)Uzun zamandır foruma katılmadım. Yazmayı,noktalama işaretlerini unutmuşum yine.Söz elimden geleni yapıcam.
Bir virgül dört nokta kullandım bile:))
Ben şöyle yaptım.Bu boyutta göz ardı edemiyeceğimiz yok sayamıyacağımız ego var.Yok sayamayız olmadığını söyleyen çok büyük hata yapar fikrimce.Herkez çeşit çeşit...Egoyu baş tacı yapanlar var egosunu yerlerde süründüren var.
Çok seviyorum şu sözü "Kibir,şeytanın en büyük yüzü"
Eskiden kütüphaneye giderdim rasgele bir kitap seçerdim.Kapağına bakar sonra rasgele bir sayfa açardım.Ben çok şey öğrendim bu yöntemle...Sadece ogün o sayfayı okurdum başını yada sonunu merak etmeden daha sonra gerek görürsem kitabı alır (ki çogu zaman alıp okudum) okurdum.Daha sonra ise google amcada rasgele bir kelime yazıp karşıma çıkan sayfaları okuyorum. Ve o günlerden birinde google amcada "koşulsuz sevgi " yazdım benim karşıma şöyle bir sayfa çıktı.Anlatacağım sonra...
O günlerdeki sıkıntım ise yok sayamıyacağım ego var burda yapımsa egoyu kabul edemiyor yapamıyorum onunla aynı yerde olamıyoruz:)Benimle her yerde gölge gibi kurtulamıyorum bir türlü ama anlaşamıyoruzda (virus gibi kanımda dolaşıyor)Önce hasta olduğumu kabul etmem gerekiyor birinci aşamayı geçmiştim egonun varlığını kabul etmek.
Kurtulmaya çalıştım iliklerimize kadar işlemiş:(Düşünmeye başladım nasıl kurtulurum.Meğer çağın vebasıymış ve aşısı daha bulunmamış.Bu hastalığın pençesinde çabalarken karşıma şu sayfa çıktı
"Egonuzu omzunuza alın ve ona orda kalmasını ve hayatınız da sadece izleyici olmasını söyleyin"O gündür bu gündür omzumdan inip tac olmak istemiyor mu istiyor ona diyorum ki inersen yerde de sürünebilirsin seçim senin:)
Ondan kurtulmaya çalışmıyorum.Bana ait değil ve geldiğim yere benimle gelemez. O burda bu ilizyonda içinde kaybolduğumuz bir oyun ve burda bu ilizyonda toprak olacak.İyileşmeyi çok arzuluyorum ve istiyorum.Ben bunları yazarken gözyaşlarıma hakim olamıyorum.Durmadan akıyorlar.
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

believer planet

#13
teşekkür ederim sevgili maskesiz
en birinci amacımız elbetteki öğrenmek ve farkındalığımızı arttırmak. Evrendeki varoluşla ilgili balık örneğin muhteşem isabetli.
Alıntı YapEklenti:
evren yaşamımız ve gelişimimiz için gerekli hammadeyi verir biz onu işleriz:)
olayın devamın da burdaki söyleyişini, Her ne kadar geç algılasam da (bir kaç yıl önce böyle düşünmüyordum) gerçekten varoluş, özgür irade evreninde gerekli materyal bize sunulduktan sonra ,onunla ne yapacağımızla ilgili.evet bunu geç algıladım:)
sevgili bozadi nin yukarıda özetlediği ,özetlediği diyorum çünkü her ne kadar kendisi uzun yazdığını söylesede aslında yazdıklarının orjinali bir insan hayatı kadar uzun:) bir insan hayatının gerçekliğinin, varoluşunun, asıl gerçekliğinin bikaç satıra yansıması. Bozadi burda bilincimizi resman pozitif bombardımana tutuyor.
hele hele "the secret" ile ilgili
Alıntı YapEklenti:
Secret'çılar ise daha çok, dünya "ilüzyonunda" fizik temelli konfor koşullarının elde edilmesi anlamında bir balık tutmayı teşvik ediyor bilinçaltında.
sözü , durumla ilgili son noktadır."beklenti içinde olma/olmama" kavramını beklentiyi istemek olarak sunan, içselliği dışarda aramayı vaad eden bir zihniyetin,şu durumu nedense cidden komik gözüktü gözüme.ve bu farkındalık içinde yine sizlere teşekkür ederim:)
ne kadar ilginç değilmi.sözcükler gerçekten aklın anahtarı.birşeyin farkındalığına varınca insan ,olaya kuş bakışı bakmak ve asıl amacını kavramak büyük bir mutluluk ve kontrol hissi doğuruyor.kasyopyalıların dediği gibi öğrenmek gerçekten eğlenceli:)
sevgili maskesiz. Özellikle rastgele kitapların sayfalarını okuman ve spesifik güzel bir bigliyle karşına çıkışı çok ilgimi çekti:) hele hele google ye aklına ilk gelen düşünceyi okuman. böyle şeyleri bende deneyimlemiştim ,gerçekten.Çünkü geçmişte bizlere "gerçek" diye dayatılan bilgilere güvenmeyişim,sürekli gerçeği sorgulayışım ve bu arayış sürecinde rastgele bu siteyi ve bu bilgi paylaşımını buluşum. evet bunlar rastlantısal gibi görünsede, aslında değil.:)
(affınıza sığınarak benimde imla kurallarını uygulayışım iyi değildir.nerdeyse unuttum.aslında tekrardan göz geçirmem gerek)
herşey mümkün

maskesiz

\\a
#14
Yeni bir başlık seçmem gerekirmiydi bilmem ama içimden burda yazmaya devam etmek geldi.Alıntı yapmayı hale beceremediğim için Sevgili bozadi 'nin yazdığını kopyalayıp yapıştıracağım.

"Özür dilenecek birşey yok sevgili maskesiz. Herkesin görüşlerini paylaşmasını amaçlamıyor muyuz? :) Lütfen sen de görüşlerini paylaşma konusunda suçluluk duyma"

nasıl başaracağım bunu hastalanmış,parçalanmış, sürekli suçlanmış zihnimle kendimi suçlu hissetmemeyi nasıl başaracağım.Sürekli dayatılmadı mı bize suçluluk duygusu ? Tanrısallıktan uzaklaştırılmanın en kolay yolu suçluluk duygusu.Kendimizden uzaklaştık kendimizi cezalandırdık....
Hastalıklı duygular o yada bu şekilde önümüze geldi ve bizde kabullendik.Kaba olacak belki ama yuttuk yedik KH den masalları
Tıpkı ağustos böceği ve karınca masalını yuttuğumuz gibi....çalıp oynayan ağustos böceği meğer kışı hiç görmezmiş çok çalışkan karıncanın kapısına gidip yemek istesin:)))
Yıllarca yutturdular bize cezalı olduğumuzu hak etmediğimizi.Neyi hak etmiyoruz tanrının ilahi ışığını,sonsuz sevgisini mi haketmiyoruz?
Anne babalarımız hayatlarını bize adadıklarını söylerler peki ya eserleri ortada
Ben örneğin duygularım incinmiş, yıpranmış, hastalıklı yoksun onları suçlamıyorum suçlama değil.Acı içinde kıvranıyorum keder hüzün makinası gibi gülmeyi unuttum nedensiz mutlu olmayı...
Avucumla çeşmeden su içmek istiyorum.Dalından kopardığım bir elmayı yerken gülümsemeyi...Bir süredir düşünüyorum nerde kaybettim küçükçük şeylerden nedensiz sevinmeyi mutlu olmayı....
Ben İYİLEŞMEK istiyorum ve lütfen bana yardım edin
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.