Sirius Lyra ve Vega Robotik Düzen Teknolojisiyle..

Başlatan idrnc, 30 Ekim 2010, 03:41:37

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#45
birkaç saat bayağı meşgul olacağım. konuyla ilgili görüşlerimi/iddialarımı (ki elbette çeşitli eksiklikler, yanlışlıklar içeriyordur mutlaka görüşlerim) zevkle paylaşmaya ve sizlerin görüşlerini duymaya devam edeceğim inşallah :)

Alemtac

#46
Teşekkür ederim Sevgili Bozadi, verdiğiniz bilgiler, görüşlerinizi paylaştığınız için. Ruhların yolculuğu var elimde, şöyle bir çevirdim sayfalarını tekrar, belki yeniden okurum. 5.yoğunlukta, aslında seçim yapıyoruz gibi anlıyorum. Bu nedenle negatif ve pozitif varlıkların olması mümkündür gibi geliyor bana. 5. yoğunluk spatyomsa, kendine hizmet ve başkalarına hizmet yolunu seçmemiz için seçimlerimize yön verecek, özgür iradeye müdahale edecek veya etmeyecek varlıklarda bulunmalıdır diye düşünüyorum. Bu anlamdan bakınca, Ra bilgilerinde bahsettiğiniz, 4. yoğunluk negatif varlık gruplarına rehberlik yapan 5.yoğunluk negatif varlıklarının mevcudiyeti doğrulanmış oluyor. Neyse, fazla öğrenemediğim bir konuda bu kadar akıl yürütme yeter diye düşünüyorum :)
 

bozadi

#47
evet, "ruhların yolculuğu" ve benzer nitelikteki bazı kitaplarda tanımlanan bilgileri çok değerli buluyorum. Michael Newton'un "ruhların kaderi" diye bir kitabı da var sanırım benzer nitelikte, ama yeni baskısı yoktu bir ara, şimdi var mı bilmiyorum. "Brian L. Weiss"ın da benzer nitelikli bir kaç kitabı olduğunu hatırlıyorum Türkçe olarak. bir de Dolores Cannon adlı bir yazarın benzer, çevrilmiş bir kitabı var sanırım. bu kaynakların yine kesinlikle her ayrıntısıyla doğru olduğunu sanmıyorum ama genel itibariyle oldukça iyiler bence.

"5. yoğunluk varlığı" ile "5. yoğunluğa 'uğrayan' 3. yoğunluk varlığı"nı birbirinden ayırmak gerekiyor gibi görünüyor bana.

bir şekilde 5. yoğunluk 'spatyom işlevi'ni de görüyor. 4. yoğunluk ra'da "sevgi yoğunluğu" olarak tanımlanırken, 5. yoğunluk "ışık yoğunluğu" olarak tanımlanıyor. ve "ruhların yolculuğu" gibi kitaplarda, 3. yoğunluk enkarnasyonları arası 5. yoğunluğa uğrayan varlıkların da orada 'eğitim/öğrenme vurgulu' bir süreç/ortamda oldukları çok net bir şekilde görülüyor. işte, 'ışık' demek bilgi demek, eğitim demek, öğreniş vurgusu demek. hocalar, öğrenciler, öğrenci sınıfları vurgulanıyor newton'un kitabında (kitabı konuyla ilgilenen herkese önemli tavsiye ederim). tüm bunlar 5. yoğunlukla çok yakından alakalı şeyler. 6. yoğunluk, "ruhların yolculuğunda" tasvir edilen sahnelerin çok çok üzerinde şu anki bilgi, algı ve tahminlerime göre.

tabi üst yoğunluklarla ilgili bilemediğimiz, sezemediğimiz şeylerin miktarı, bildiğimiz, sezdiğimiz şeylerin oranıyla karşılaştırılamayacak derecede fazla. ama konuyu açık bir zihin ve niyetle tartışmak, çok geliştirici bir etki yapıyor yine de pek çok zaman, bence.

ben konuyu giderek sadeleştirebileceğimize, belli başlı parçaları tespit edebileceğimize ve yerlerine oturtabileceğimize inanıyorum.

iki enkarnasyon arası 5. yoğunluğa geçen 3. yoğunluk ruhu (oraya uyumlandıktan sonra o da geçici olarak 5. yoğunluk oluyor), orada önceki enkarnasyonunu gözden geçiriyor, sonraki enkarnasyonlarını planlamaya çalışıyor "öğretmenleriyle" birlikte. o öğretmenlerin bazıları 'has' 5. yoğunluk varlığı ve bir kısmı da oraya projekte olan 6. yoğunluk varlıkları olabilir gibi görünüyor bana. tabi sadece enkarnasyon planları değil, dersleriyle ilintili başka çeşitli şeylerle ilgili de eğitimler olabiliyor görünüyor, konuyla ilgili kitaplardaki tasvirlere bakılınca.

3. yoğunluktaki varlığın kh yoluna mı, bh yoluna mı karar vereceğinin 5. yoğunlukta mı, yoksa 3. yoğunlukta belirlendiği sorusu şu anda cevapsız gibi benim için. her ikisiyle de ilintisi de olabilir. ama şu anki genel algım, bu kararın büyük ölçüde 3. yoğunlukta, bizzat 3. yoğunluk psişesi/ruhu tarafından alındığı yönünde.

3. yoğunluk varlıklar, "gümüş kordon" denen bağla, her an 5. yoğunluktaki varlık "özleriyle" bağlantı halinde. bu varlık enkarne haldeyken, 5. yoğunluktaki "varlık özü"nün faaliyeti "askıya alınıyor" gibi bir durum var, yorumlayabildiğim kadarıyla. yani pasif bir moda giriyor, ancak 3'teki enkarnasyon bitince ve 3. seviye ruh, açılan gümüş kordon bağlantısı içinden 5'e geçince tekrar etkinleşiyor. ama o etkinleşmiş hal bile, normal 5. yoğunluk varlığı ile aynı potansiyele/bilgiye/donanıma sahip değil. dolayısıyla aslında spatyomun 5. yoğunlukta belki nispeten alt seviyelerde olduğu düşünülebilir. ben şu anda böyle algılıyorum yani. ama şurası kesin ki, varlık dezenkarne olup 5. yoğunluk uyumlanmasını yapıp orada kendine geldikten sonra, bir 'sınıfın' parçası olduğunu, gerçek '5. seviye' (ve belki birkaç 6. seviye) öğretmenlerle çevrili olduğunu görüyor, bu kitaplarda tasvir edildiği kadarıyla. bunlara dair çok güzel, çok ayrıntılı tanımlar var mesela "ruhların yolculuğu" kitabında. umarım bazı alıntılar paylaşabiliriz zamanla. bunları öğrenmek büyük ilham. eşsiz.

konu bizim için hala pek çok muallak yönü olan bir konu olduğu için (benim için de öyle kesinlikle!), 'kaybolma' duygusu hissi uyandırabiliyor ve biraz rahatsız edici olabiliyor bu anlamda ama ben o kısmı aştım konuyla olan ilgimde (veya öyle düşünüyorum).

önümüzdeki süreçte konuyu, özünü mümkün olduğunca çarpıtmadan, giderek netleştirebileceğimize, sadeleştirebileceğimize inanıyorum. oldukça ilgimi çeken bir konu.

ve evet, 5. yoğunlukta negatif varlıklar da var. ve onlar da kesinlikle "eş-yaratanlıklarının" farkına varmış varlıklar. 4. yoğunluğu bitirip oraya mezun olmuş varlıklar. ve 5. yoğunluğun her aşamasında mevcutlar gibi bir durum var sanırım, çünkü bu 5. seviye negatif varlıklar negatif kutupsallıklarıyla 6. seviyeye bile mezun olabiliyorlar! evet, negatif yolla 6. seviyeye kadar mezun olunabiliyor ra'nın tanımladığı şekliyle. ancak oranın, yani 6. yoğunluğun daha ilk yarısında, varlık artık tüm varoluşa o kadar yüksek bir noktadan bakıyor ki, o seviyeden bakılıp da hala negatif felsefeyi sürdürmek mümkün olmuyor ve bu varlıklar bu keşif ve tercihle başkalarına hizmete geçiyorlar!

şimdi, şöyle bir sahnenin kafa karıştırıcı olabileceğini düşünüyorum pek çok insan için de, kendim için de: insan "ruhların yolculuğu" gibi spatyomu tanımlayan kitapları okuduğunda, 5. yoğunluğun inanılmaz muntazam, düzenli bir yer olduğunu görüyor. 5. seviye bir negatif varlık, orada serseri mayın gibi dolaşıyor olabilir mi örneğin? orada önüne gelene musallat olabiliyor mu? örneğin bir 3. yoğunluk dezenkarnesine? bu benim de merak ettiğim bir husus. şu anda şu tür fikirler var kafamda:

5. yoğunlukta negatif varlıklarla pozitif varlıklara özel ve özerk iki ayrı alanın/kesidin mevcut olup olmadığını bilmiyorum. yani tıpkı 3. yoğunlukta negatif eğilimli varlıklarla pozitif eğilimli varlıkların bir arada olabildiği ve hatta savaşabildiği gibi, 5'te de her iki kutbiyet için tek ve ortak bir alansallık mevcut mu? bilmiyorum. bu arada 4. yoğunlukta kh gruplarıyla bh grupları arasında savaşlar olduğu bilgisi veriliyor hem ra'da, hem de kasyopya bilgilerinde. ama bu sıcak temasların tüm 4. yoğunluğa yayılan, tüm 4. yoğunluk boyunca yaşanan şeyler olmadığı, aksine çok sınırlı ve belirli koşullarda söz konusu olduğu ve bu işe adanmış/seçilen belirli varlıklar veya varlık grupları arasında gerçekleştiği kolayca anlaşılıyor ra'nın tasvirlerinde. 4. yoğunlukta çok güçlü bir şekilde kendi 'ortamına' çekilme ve kutbiyetine konsantre olma / geliştirme durumu söz konusu her iki 'taraf' için de. zaten anladığım kadarıyla iki grup en çok 3. yoğunluktaki varlıkların akıbeti nedeniyle çarpışıyorlar. yani 3. yoğunluk varlıklarına yönelik aşırı bir baskı olduğunda 4 kh grupları tarafından, 4 bh onlara 'müdahale ediyor'. iki taraf da birbirini yenemiyor. görünüşe göre bu savaş hep berabere bitmek zorunda. bh'nin zaten 'yenmek' gibi özelliği, arzusu yok. bu onu negatifleştirir. kh ise bh'yi yenemiyor doğal olarak. çünkü gerçekten güçleri eşit.

4. yoğunluk dersleri bitirilip 5. seviyeye mezun olunduğunda artık fiziksel bir beden yok (4. yoğunlukta yarı fiziksel yarı eterik bedenler). 5'te ne oluyorsa tamamen düşünce üzerinden oluyor. tamamen eterik bir ortam/varoluş çünkü (yine de, maddesellik bu katta bile, çok çok sınırlı bir nitelikte, çok geçici olarak deneysel olarak kullanılıyor anladığım kadarıyla, kasyopya bilgilerine dayalı olarak).

ve ra'nın tanımıyla; 5. seviyeden itibaren artık varlıklar 'savaş' kavramını geride bırakıyorlar. 5. seviye varlıkların veya grupların birbiriyle savaşması gibi birşeyin söz konusu olmadığı anlaşılıyor verilen bilgilere göre. 5 kh varlıklarının bazı 4 kh gruplarına önderlik/kumandanlık etmesi bir sürekliliğe, devamlılığa sahip değil. 5 kh varlığı bunu muhtemelen kendi eş-yaratanlığının çeşitli yönlerini sınarken/deneyimlerken geçici olarak kullanıyor.

şu anda hakkında hiçbir tahmin ve sezgiye sahip olmadığım şöyle bir soru da aklıma geliyor örneğin: 4 KH varlıkları da enkarne/dezenkarne oluyor ve onlar da tıpkı bizim gibi enkarnasyonları arasında 5'e gidiyorlar. peki bu varlıklar 5. yoğunluk varlık özlerine uyandıklarında nasıl bir süreç yaşıyorlar bir sonraki enkarnasyonlarına kadar? beynim duruyor bu noktada. ama en azından şunu hayal edebiliyorum şu anda: bir 3. yoğunluk varlığının ölüm sonrası 5. yoğunlukta gittiği seviye ile, bir 4. yoğunluk varlığının ölüm sonrası 5. yoğunlukta gittiği seviye aynı olamaz. spatyomun çeşitli dereceleri/katları var ve tüm öğrenci grupları kendi öğrenmişlik seviyelerine göre bir ortama giriyorlar spatyoma geçiş/uyumlanma sonrası. bunu tahmin etmek o kadar zor değil. ama hemen hemen eşit seviyedeki kh eğilimli ruhlarla bh eğilimli ruhlar, spatyomda kh ve bh diye özel alanlara mı gidiyor? bunlara öğretmenlik yapanlar kim? belki de bh'ye bh öğretmenler, kh'ye kh öğretmenler yardımcı oluyor bu konuda. yine de bu konuda daha net bir farkındalığa sahip olmayı gerçekten çok istiyorum.

konuyu netleştirmeye çalışırken, kendi bilgi yetersizliğim, hatalı algılarım ve yorum/açıklamayla ilgili problemlerim nedeniyle iyice kafa karıştırıcı bir durum yaratmak istemem. bu yazdıklarımı ciddiye almasanız çok iyi olur! : ) deneysel olarak inceliyorum ve kendi inandığım, kabul ettiğim verileri, parçaları birleştirmeye çalışıyorum. bu deneysel incelemeleri yapmama imkan, olanak yarattığınız için hepinize çok teşekkür ediyorum! ve katlandığınız için! (ne kadar katlanabiliyorsanız artık). konuyu kendi inandığım, anladığım gibi incelemeye, parçaları birleştirmeye çalışmaya devam edeceğim elimden geldiğince, uygun zaman ve durumlarda. farklı görüş, yoruma, soruya, eleştiriye son derece açık ve istekliyim.

bozadi

#48
normal 5. yoğunluk varlığı (yani 4. yoğunluktan mezun olarak 5'e çıkan varlık), 3. yoğunluktaki bir varlığın 'varlık özü' falan değil şu anda anladığım kadarıyla. ama belki bir süre öncesine kadar öyleydi! yani şöyle birşey algılıyorum: 2. seviyeden 3. seviyeye mezun olup "birey" olan bir varlık, otomatik olarak 5. yoğunlukta bir varlık özü oluşturuyor. bu böyle olmak zorunda. yani mutlak bireysel varlık 3. yoğunlukta mevcut olamaz. çünkü 3. yoğunlukta varlıklar doğuyor ve ölüyor! buna 'varlık' denemez! öz benlik doğmaz, ölmez. işte bu öz-benliksellik ancak 5. yoğunlukta mümkün. o yüzden 2. seviyeden 3'e mezun olan "birey", otomatikmen 5. yoğunlukta bir 'mutlak' varlık özü oluşturuyor ve 3. ve sonra 4. yoğunluk boyunca hep o 5. yoğunluktaki varlık özüyle irtibat halinde kalıyor ve onu da giderek geliştirmiş oluyor. ve nihayet bu birey 5'e mezun olduğunda, artık varlık özü ve o özün 3. veya 4. seviyedeki varlık 'uzantısı/projeksiyonu' diye bir ayrım kalmıyor. varlık bireysel olarak kendine eriyor. o andan itibaren artık bildiğimiz şekliyle enkarnasyon/dezenkarnasyon döngüsü de sona ermiş oluyor.

"ben oyum" türü kitaplarda ve benzer nitelikteki (sanırım bunlar özellikle hint kökenli) öğretilerde ilhamı verilmeye çalışılan şey bu 5. yoğunluk varlıksallığının ilhamları/öğretileri. ama tabi kişi bunlara yoğunlaştığı zaman 5. yoğunluk varlık haline gelecek değil, ama 3. yoğunluktaki pek çok saçma sapan çıkmazlardan arınma, daha nitelikli, hayat amaçlarının farkında bir yönelime sahip olunmasına yardımcı oluyor anladığım kadarıyla.

hiç birimizin mutlak varlıksallığı bu seviyede değil. her daim 5. seviyedeki varlık özümüzle bağlantı halindeyiz. 5. burç olan aslan'ın ve astrolojide onun yöneticisi olan 'güneş'in, yani benliğin, yani kimliğin anlamı bu görebildiğim kadarıyla.

masterphidias

#49
Şu linkte spadyom hakkında Sadıklar Planı,Kryon ,Ra bİlgileri ve Bilgi kİtabı'ndan bilgile var, bence okunmaya değer,kısa bir yazı, yararlı olacağını sanıyorum.
http://www.bilgikitabi.net/04.htm
 

bozadi

#50
bu kısa spatyom derlemesinde geçen bilgiler genel itibariyle fena değil gibi. yalnız eteriklik-fiziksellik kavramları biraz birbirine girmiş gibi görünüyor, her ne kadar bazı açıklamalar sunulmaya çalışılmışsa da.

kryon'un 'coğrafi' spatyom tarifi biraz tuhaf geldi bana.

hep birlikte, güzel ve zengin bir sadeleştirmeye varmamız dileğimle.

bozadi

#51
'negatif felsefenin' nasıl bir felsefe/yol olduğu ile ilgili, şu an aklımda olan birkaç tahminimi paylaşmak istiyorum:

kh varlıkları iyi bir bütünün parçaları oldukları gibi bir algıya sahip değiller. sürekli tam tersi bir algı, iddia, kızgınlık ve nefret içindeler muhtemelen. evrenin, hayatın mutlak şekilde güvensiz ve ezici bir yer olduğu algısına sahipler.

3'üncü yoğunlukta, kendi özgür iradelerini kullanış biçimleri itibariyle, hayata karşı bu anlayışla şekillenmiş, bu derin kızgınlık ve nefretle evrene/hayata meydan okumaya adanıp %95 negativiteye ulaşıp 4 KH'ye mezun olan ve o yolda ilerlemeye devam eden varlıklar.

negatif varlıklarla pozitif varlıkların hayata bakış açıları arasındaki en önemli ayırt edici faktörlerden birinin şu olduğunu düşünüyorum: negatif varlıklar, sahip oldukları koşulları sonsuza kadar korumak istiyor. hayatın doğal akışının getirdiği değişim ve dönüşüm onları çıldırtıyor. buna meydan okuyorlar. "falanca şeyin şöyle olmasına, şu miktarda olmasına ve şöyle kalmasına karar veriyorum. ve o ben onda herhangi bir değişiklik yapmadığım sürece, mutlak bir şekilde, sonsuza kadar öyle kalmalıdır ve kendim ne zaman istiyorsam, o zaman istediğim nitelikte bir değişiklik yaparım ve o değişiklik de mutlak olarak gerçekleşir ve ben yeni bir değişiklik yapmadıkça sonsuza kadar öyle kalır" gibi bir anlayışları/arzuları var. ama gerçek hayata baktığımız zaman bu yöntemin/beklentinin pek mümkün olmadığı anlaşıyor. hayat sürekli değişim ve dönüşümler içeriyor. özü, temel bazı nitelikleri (sevgi/birlik) itibariyle aynı kalıyor ama aynı anda bu bütünlük sürekli bir hareketlilik, akışkanlık içinde. bütün varlıkların özü bir, ama 7 aşama boyunca sürekli bir akış olduğu için, asli nitelikler hariç olmak üzere hiçbir belirli koşulu mutlak şekilde dondurmak, sabitlemek mümkün değil. ihtiyaç da yok.

güvensizlik öyle bir beklentiye/arzuya neden oluyor. akışa direniş. güven ise akışın bir parçası olmaktan çekinmiyor, çünkü akışın nihai olarak olduğu şeye güveniyor, kendini onunun mutlak bir parçası olarak görüyor, seviyor.

yine şunu hatırlatmak isterim ki, bizlerin dünya üzerindeki yaşam koşullarında, güvensizlik ve koşulları kontrol çabası hepimizin hayatında azımsanamayacak bir yere sahip. bu kısmen doğal, 3. yoğunluğun koşulları/süreçleri içinde, ama bizim dünyamızda doğal seviyeyi epey aşan şeyler de çok oluyor. netice itibariyle hayatlarımızda sürekli ve mutlak bir güven pek imkan dahilinde olamıyor. zaman zaman feci şekilde eksikliğinden de muzdarip olunuyor. ama elbette bu tüm hikaye değil. güven mutlak şekilde eksik de değil. aksine, bir şekilde arttırılmaya çalışılıyor sürekli ve bu çok güzel bir çaba. işbirliği/anlayış ile giderek kolaylaşıyor.

hayatımızı tam kontrol altına almaya niyetlenen üst seviye negatif varlıklar ve onların dünyadaki unsurları, bizim de herşeye onların baktığı gibi bakmamız için çok çaba harcıyorlar. onların mutlak güvensizliklerini ve varoluşa meydan okumaya, onu kendi çıkarları doğrultusunda kontrol altına almaya yönelik hırslarını paylaşmamızı istiyorlar. kh'ye asimile olmamızı istiyorlar kısacası. bize güvensizliğin ve nefretin haklılığını kanıtlamak için, hayat sahnemize bunlardan bolca yaymaya çalışıyorlar. ekono-sosyal kontrol/baskı, siyasi çıkmazlar-karşıtlıklar, dini ve askeri baskı, her türlü saldırı, savaş, terör... sanki insanların bunlara hiç eğilimi yokmuş da, tamamen 4KH ve onların 3KH uzantıları tarafından meydana getiriliyormuş gibi bir durum yok elbette.

3. yoğunlukta bireyler kendi her türlü yeterliliklerini, yetersizliklerini keşfetmek, ve sonunda (başkalarıyla sağlıklı bir hedef doğrultusunda işbirliği/dayanışmaya girme ihtiyacının netleştiği bir noktaya kadar) bir doygunluğa ulaşmak durumundalar. dünyanın zaten oldukça zorlu olan koşullarında, bu kendini, potansiyelini, yeterliliğini, yetersizliğini keşfetme süreci kimbilir kaç enkarnasyonda mümkün oluyor. tüm bu süreçlerde çeşit çeşit hayat biçimleri/yolları test ediliyor. 3. yoğunluk ilk yarısı civarı boyunca zaten dünya bir 'kurtlar sofrası' görünümünde olduğu için, pek güven gelişmiyor herhangi birşeye karşı. ve aksine, güvensizlik için çok bol nedenler algılanıyor. bu bireyler (güvensizlik ve nefret derecelerine göre) 4 kh'nin yönlendirmelerine çok açık hale geliyorlar kendi özgür iradeleriyle, ama bilinçli olarak çok farkında olmadan.

hemen hepimizin bilincinde, hayata karşı güvenimizi çok zedeleyen şeylerin anıları/farkındalığı/yaraları mevcuttur diye düşünüyorum. şiddeti şu veya bu seviyede olabilir, ama sonuç itibariyle bilincimizin bir yerinden sürekli kendini hissettiren, endişe yaratan etkiler, korkular... ve yine, tüm hikaye bundan ibaret değil tabi ki. hayata güvenimizi arttıran, akışa nispeten güvenebilmemizi, akmamızı sağlayan pek çok şey de yaşıyoruz. bilincimizde bunların parçaları da var.

negatif üst seviye varlıklar güvensiz parçalarımıza yatırım yapmaya çalışırken, pozitif üst seviye varlıklar da güvenli parçalarımıza yatırım yapmaya çalışıyor, bizim eğilimlerimizin, özgür irademizin imkan tanıdığı ölçüde.

bozadi

#52
kasyopyalılar şöyle birşey söylemişti:

"BH dışa doğru akar ve kök noktası dahil tüm noktalara dokunur, KH ise içe doğru akar ve yalnızca kök noktasına dokunur."

sanırım, üstte tasvir etmeye çalıştıklarım sırasında, bu cümlenin olası bir anlamına dair bir açıklama olasılığına vardım:




bu simge, astrolojide 'güneş'i (varlığı) simgeliyor (astronomi gibi başka alanlarda da kullanılıyor olabilir, bilmiyorum).

varoluşu bir küre olarak ele aldığımızda ve çekirdeği 7. yoğunluk, dış kabuğu ise 1. yoğunluk olarak ele aldığımızda, bu üstteki simgenin de tam da bu varoluş küresini temsil ettiği anlaşılabilir. ortadaki nokta, 7. yoğunluk. dış çember 1. yoğunluk. aradaki mesafe ise 2., 3., 4., 5. ve 6. yoğunluklar.

7. yoğunluk aynı zamanda o varoluşun esas/değişmez niteliklerinin ifadesi: sevgi/birlik/sonsuz zeka/sınırsız potansiyel. işte kh varlıkları kaçıncı aşamada olurlarsa olsunlar buna hemen, mutlak şekilde sahip olmak istiyorlar. çünkü güvensizler. korku ve nefretle dolular. zaten 'o' olduklarını kabullenemiyor/tahayyül edemiyorlar. ona zorla sahip olmaya çalışıyorlar ve kendilerini sürekli zarara sürüklüyorlar.

kısacası, kh sabırsız bir şekilde ve var gücüyle hemen 7. potansiyele sahip olmak istiyor, o iflah olmaz görünen açlığını, hırsını doyurmak için ama bu onları daha iyi bir duruma getirmiyor sanırım. ancak evrenin nizamına göre bilgilerini/kavrayışlarını arttırarak ilerlemeye devam edebiliyorlar. ta ki 6. yoğunluğa kadar. eğer arada bir yerde geçmemişlerse bile bh'ye, 6'da geçmek 'durumunda' oluyorlar, çünkü o seviyeden evrene/bütüne baktıklarında, hırs yapacak, nefret edilecek birşey olmadığını çok iyi görebiliyorlar.

işte o güneş simgesinde 7. yoğunluğu, yani varoluşun özünü temsil eden nokta ile 1. yoğunluğu temsil eden dış kabuk, yani fiziksel form arasındaki 7 yoğunluk süreci/akışı, bu dönüşüm ve gelişim döngüsü, kh varlıklarını nefret ettiriyor, ama bh varlıklarını ettirmiyor. o bütünün doğal bir parçası olma farkındalığı, ve zaman zaman o nihai hedefe dair alınan/sunulan ilhamlar/coşkular, varlığa o anda ihtiyacı olan herşeyi sunuyor. o 7 yoğunluk süreci, varoluşun kendini sürdürebilmesi için gerekli bir devinim/dengelenme sağlıyor. kh ise devinim/dönüşümden hoşlanmıyor. tembelliğe/atalete düşkün olduğu için olabilir, evrenin adaletsizliğinden çok emin olduğu için olabilir, bir şekilde mutlağa yakın seviyede herşeyden nefret eder hale geldiği için olabilir. hepsinin ve fazlasının bir karışımı muhtemelen.

eğer varoluş sadece 7. yoğunluktan (o tek yoğunluktan ibaret olsaydı), yaşam/hareket/canlılık/heyecan/coşku olmazdı. hayat olmazdı kısaca. varlık kendi kendini sürekli devinimden geçirmek, tazelemek durumunda ve bu da o yedi aşamalı süreçte/devinimde gerçekleşiyor. bh bu şekilde mümkün oluyor. varlık kendini sayısız başka varlıklara bölüp, onlara kendi sınırsız potansiyelini sunuyor, onlara hizmet ediyor. sadece ortadaki çekirdek olsaydı, bu kh bir durum olurdu bir şekilde anladığım kadarıyla. kendini bilmeme hali olurdu. kendini bilmek için kendini tanımalısın ve bu da o yedi aşama üzerinden oluyor ve varlık özü, varlığının belki yarısını o çekirdekte, yarısını ise diğer yoğunluklarda tutup, bunu bir devirdaim/akış hali içinde sürdürerek kendini bilmeye ve potansiyelini giderek daha fazla tanımaya/deneyimlemeye devam ediyor. çünkü yedi yoğunluğun hepsi de bizzat kendisi. başkası değil. tek bir varlık. gizemli ve hatta beyni durduran sorular da sorulabilir, ama şu an değil de, çok daha dengeli bir hale geldiğimiz zaman sorsak bunları daha iyi olur sanırım. en azından kendim şu anda fazlasıyla ilgilenme gücüne/dengesine sahip değilim. şu an buna ihtiyaç duyduğumu da sanmıyorum.

kh varlıkları o dönüşümü/tazelenmeyi kaldıramıyor niyeyse. hemen merkeze erişip mutlak şekilde orada kalmak istiyor. ama aslında zaten her an orada bir bakıma. çünkü tüm yoğunluklar yedinci yoğunluğun bir parçası/yansıması aslında. ve istenmesi ve denenmesi durumunda, bunun güveni her an duyulabilir. ihtiyaç duyulan tüm güven. tüm bilgi.

kasyopyalıların bir celsede kh varlıklarının amaçlarını tanımlarken kullandığı cümlede şu ifade geçiyordu: "sonsuza kadar sahip oldukları şeyi sonsuza kadar aramak..." pek çekici değil.

bozadi

#53
tüm bu tahmin/yorumları yaparken, kendimizi bir anda 'bh' olmaya zorlamanın da 'kh' nitelikli olacağı tahminimi/sezgimi/deneyimimi de ifade etme gerekliliği hissediyorum. hepimizde hala epeyce kh'lik var. bunu normal karşılamamız gerekiyor. bh/denge/huzur/güven doğrultusunda yapabileceğimiz en iyi şey, durumumuzu olduğu gibi kabullenmeye niyet edebilmek, hepimizin aynı durumda olduğunu anlamak, yargılama yerine işbirliğine niyet etmek vs.

yavaşlık konusunda endişelenmemize gerek yok sanırım. çünkü zaman diye birşey yok aslında. uzun yıllar boyu bir arpa boyu yol gidilemeyebileceği gibi, inanılmaz kısa bir süre içinde inanılmaz mesafeler de kaydedebiliriz. bunu akışına bırakmak ve güvenmek en iyisi sanırım. kendimi bu konuda hiç ideal bir durumda görmüyorum açıkçası. giderek bir dayanışma ağı oluşturabilmemizi diliyorum.

erica arborea

#54
bozadi 3. sayfadaki girişlerin için teşekkür ederim, eline sağlık. 1. ve 2. sayfadakilerin ise tamamını okumayı başaramadım. bunda etkili olan sözü edilen sistemin henüz kimse tarafından tam ve net olarak tanımlanamıyor olması. tanımlanabilmesi için literatür ve dil oluşturma gayreti var, çünkü mevcut dil anlatmaya yetmiyor. kuran, tasavvuf, mesnevi, mitoloji bu yüzden hep sembollerden, metaforlardan faydalanır. metafor ve sembol kullanmadan anlatmaya çalışan felsefe ise bunların yerine düz kelimeleri koyar ve yine mesele anlaşılmaz hale gelir. bir paragrafı anlamak için 100 kere okumak ve sözlük kullanmak zorunda kalırsınız. hegel sayfalarca hep aynı şeyden bahseder ama sonunda yine de anlatamadığını ifade eder. düz ve en sade anlatımı, (o da çizerek) sanki bentov başarmış gibi. fakat, yine de keyifli ve faydalı bir iş bu: hakikati anlamaya çalışmak. herkes kendi meşrebince anlar, anlatmaya çalışır, "sizde bir türlü, bizde bir türlü" hesabı :)

kh'lar bence şu mesnevi hikayesinde çok güzel tanımlanıyorlar: evde kaybettiği iğneyi sokakta arıyormuş, çünkü ev karanlıkmış, sokağı ise ay aydınlatıyormuş. içerisi karanlık olduğundan içerdekini, dışarıda aydınlıkta aramak... böyle bir ahmaklık...

ve evet, "bh olmak daha iyiymiş, öyle diyorlar" diye menfaat icabı bh olunmuyor. "ne güzel namaz kılıyorsun" demişler de "hem de orucum" demiş, onun gibi :) tohumun ağaç olması, meyve vermesi, meyvenin enerjiye dönüşmesi gibi bu bir süreç. ya da koruk-üzüm-şarap metaforu gibi... ama her üzüm şarap olmaz ya da pekmez olmaz, sirke de olur, gübre de olur ve onlar da lazımdır. sevgiler.
 

bozadi

#55
2. sayfadaki girişlerimi (5. yoğunluk, spatyom vs) zamanla iyice netleştirip sadeleştirince onlar da daha okunabilir hale gelecektir diye ümit ediyorum :) forum paylaşımı yoluyla düşüncelerimi normalden daha net bir şekilde ortaya koyabiliyorum, o anda ne kadar karışık durumda olurlarsa olsunlar (sonuçta bu konuda uyarıyorum herkesi sıkça) ve sonra fikirlerime dışarıdan bakıp giderek toparlamaya çalışıyorum.

açıklamaların zenginleştirici ve sadeleştirici sevgili erica arborea. hepimize sevgiler...

erica arborea

#56
öncelikle okuyamama sorunumun seninle veya bir başka yazarla ilgili olmadığını belirtmeliyim sevgili bozadi. bu doğrudan konuyla (bu başlık ve benzerleri) ve benim zihnimin konuyu algılama biçimiyle ilgili. tuhaf olan şu ki kuran, mitoloji ya da mesnevi'de geçen sembollerin neyi temsil ettiğini metafizik bir zemine oturtup, esas meseleyi bütünsel bir yaklaşımla anlayabiliyor ve sır perdelerini aralayabiliyorken; aynı mesele, açıkca, dümdüz ve türkçe de olsa başka bir dilde anlatıldığında kavramakta zorluk çekiyorum. bu belki alışkanlıklarla ilgili... sembollere dayalı anlatıma alışmış zihnin, sembolsüz anlatımla imtihanı... ya da anlatımda bir sorun var? ama birileri aynı teoriyi, aynı anlatımla gayet güzel anlayabiliyor ve teorinin fanatiği haline gelebiliyorlarsa bu benimle ilgilidir.  öte yandan, ben de yalnız değilim, benim gibi düşünenlerin de sayısı çok fazla :) yani iş geliyor gene özgür iradeye... herkesin yolu da, kitabı da, mürşidi de, ustası da kendine göre... hepimiz kendi gerçeğimizi, kendi yolumuzda bulacağız ve baş melek mikail'in ifadesiyle kendimizin ustası olacağız. herkesin, hepimizin yolu açık ve melekler veya pozitif varlıklar yol göstericimiz olsun.
 

idrnc

#57
Merhaba

Önceki mesajlarla size anlatmaya çalıştıklarım Atlanta Ra Öğretisindeki bilgilerin çok düşük bir parçasını içeriyor. Sizin aklınızda soru oluşturmuş ve oluşturmakta olan her konuda net ve açık bilgilere sahip olan bu öğretinin tüm bilgilerinin elbette hemen önünüze serilmesini bekleyemezsiniz. Burda size sadece sorduğunuz sorulara cevap verirken bu öğretinin bilgilerini anlatarak tanıtmaya çalışabilirim. Amacım kimseyle bilgi yarıştırmak değil, bu nedenle kimseyi ikna etmeye de çalışmıyor. Ve şimdiye kadar karşılaştığım en tutarlı ve net olarak aydınlatıcı bilgilere içinde bulunduğum öğretide sahip oldum. Burayı bulamasaydım beklide bende bir kavram üzerine sayfalarca kitap karıştırıp içinden sadece kendime uygun bulduklarımı seçerek bir bakış açısı oluşturma çabası içinde olacaktım. Ama bilginin ÖZÜNÜ Bulmak benim her zaman tek dileğim oldu. Hiçbir konuda şimdiye kadar acaba şunu mu anlatmaya çalışıyor dememe gerek kalmadan, matematikte fizikte ve kimyada olduğu gibi net tanımlamalarla bilgiyi en açıklayıcı haliyle burada aldım. Önem verdiğim başka bir nokta da bilgiye düşünceye dayalı yorumların katılmamış olmasıydı.
Bakın burada bir konuyu konuşan üç Kişi bile farklı farklı şeylerden bahsedebiliyor ve birbirini net anlamak için çaba harcıyorken ; bir öğretiyi alan herkesin aynı soruyu farklı zamanlarda  sorsanız da aynı cevabı vereceği bir platform çok zor bulunur. Böyle bir ortamın çok tutarlı ve belirli bir düzenle bilgi aktarımı yapılması gerekir ki alıcıda bir karışıklık yaşatmasın.

Kendi tedrisatımız dışında hiçbir platformla ilgili konuşmam, eleştiri yapmam. Çünkü hemen hepsi hakikati kendince yaşar ve yaşatmaya çalışır. Onlarda bütüne hizmet eder. Bütünün BİRliğine inanan kimsenin de yapmaması gerekir.
Herkes kendi hakikatini paylaşmada özgür yalnız fikir beyan ederken kullanılan ifadeler yaşanan olguların pekte yüksek bir yüceliğin işareti olmadığını her zaman ifade etmekte ve göstermektedir.. Bir tedrisat sadece bilgiyi verişiyle değil bilincin hayatına nasıl bir değişiklik ve katkı getirdiğiyle değerlendirilmelidir. Bu nedenle bizim için bilgi kadar onun yaşama endexlenmesi çok önemlidir.
İçte yaşanan olgularını tam bir gözlemle değerlendirmeyen, manevi değerlerini hakikatteki haline uyumlu olarak revize edemeyenler istedikleri kadar bilgiyi almak istesinler bilgiden mutlaka uzaklaşırlar. Çünkü manevi olarak yücelime uyumlu bir ilerleyiş gösterilmesi bilginin kespedilmesi için değişmeyen bir kuraldır. Sadece tüm bilgiyi tamamıyla bilmek yeterli olsaydı üniversitedeki profesörlerin muhteşem açılımlar yapması gerekirdir. Ama bu kadar basit değil. Bilgi hamalı olmadan manevi yolda ilerlemek gereklidir.
Sanırım Mevlanaydı söyleyen;  "testide ne varsa dışına o sızar." Diyor.
Kendini geliştirmek isteyen her varlığın öncelikle dışa sızdırdıklarını gözlemleyerek içtekileri analiz edip pozitif yaşam olgularına göre tekrar tekrar değerlendirmesinin gerekliliğine bu nedenle çok inanıyorum.
Kimseyi hor görmeyen, anlamasa bile saygı duyan, her varlığın söz hakkı ve en önemlisi öğrenim sürecinde olduğunun kabul eden hiçbir bilincin kendini bir düşünceye kanalize etmemesi bu nedenle gereklidir..
Şöyle düşünün 1900 lü yılların başında alınmış bir celse bilgisi var o bilgi, o sırada hazerun da bulunan kaç kişiyse ve onların bilinç seviyesi neyse ona göre verilmiştir. Bilinçlerin uyanmışlık oranı verilen bilginin mahiyetlerini ve içeriklerini değiştirebilir. Ayrıca mesajları alacak olan medyumik kanalın duygu düşünce zevk ve duyumlama değerleri de mesajlara yön verebilir veya alabilitesini etkileyebilir.Kanal bilgisinde bilginin içeriği kadar medyumun Öz İrade Boyutuna sahip olup olmaması da çok önemlidir.
Atlanta Ra Öğretisini anlatmak istememim sebebi bu burada bir AKIŞ var ama Kanal olarak değil.. Buradaki akışı gördükten sonra elbette diğer bilgi ve tedrisatları değerlendirişimiz de bir farklılık olacaktır. Eğer 15 yıla yakın çalışmalarımda görmemiş olsaydım burada ismi geçen pek çok bilginin bende bir takipçisi olabilirdim.
Bizim amacımız sadece bu geçişte olabildiği kadar çok bilinç geçirmek değil. Bunu yapan pek çok platform var. Biliyoruz ki kendini yücelten kendisine bağlı yüzlerce bilinci de mutlaka geçirebilecektir onların yücelimine, yaptığı Yüksek Frekanslı yayınla pozitif olguları yaşamalarını sağlayarak yardımcı olacaktır.
Burada amaç hem bu yayını yaparken Bilgiye ve onunla beraber gelen enerjiye kendi Bilinç Boyutuna uygun bir kavram irade ve farkındalıkla sahip olacak ve bilişini devreye sokacak akademik çalışma yapabilecek bir potansiyeli ortaya çıkarmaktır. Bu çalışma spritüel pek çok bilgininde ötesini matematiksel dengeye dayalı süper fizik ve süper kimya kurallarını içermekte ve Varoluşun hak ediliş ve yaratılış sırlarını vermektedir.
Amaç sadece geçişi yapmaksa gelip çalışmalara girilmese de sadece okuyarak dahi herkes kendi varlığında çok önemli açılımlar gerçekleştirebilir.

Bir sorumlulukla dünyaya gönderilen her varlık, bu sorumluluğun gerekenlerini yerine getirdiği zaman ancak görevini tam yapmış olabilecektir. Bizim sorumluluğumuz ve görevimizse bu nedenle bunu anlatmaktır. Bu satırları okuyarak verilmek istenenin Özünü almaya çalışan bir kişi bile olsa Bütünlüğün hayrına olacak onunla beraber Sonsuz Sınırsız Uzayın her ferdi - hepimiz kazanacağız.
Varoluşun Bütünün aşkı böyle açığa çıkar ve her bir bilinci böyle zerrelerinden sarabilir.

Bir diğer mesajımda bende spatyomla ilgili bir iki şey söylemek isterim .
Sevgiler.
 

bozadi

#58
sevgili idrnc, şu ana kadar sunduğunuz bilgiler içinde, kendi benimsediğim üç temel kaynakta sunulmayıp da sizin sunduğunuz, bilincimde bir fark yaratan herhangi bir veriye rastlamadım. çeşitli sitelerinizde şu ana kadar inceleyebildiğim veriler arasında da henüz bu tür bilgilere rastlayamadım.

öğretinizi açıklayan metinlerde ürkütücü derecede bir "sadelikten uzaklık", hatta "uzaklaşma çabası" algılıyorum. 'seçkincilik/elitizim' hissi uyandırıyor. pozitiflik sadelikle, kolay anlaşılabilirlikle yakından ilgilidir. yani en azından hitap ettiğiniz kitleyle iletişim temelinde. dolayısıyla ben bu öğretinin kime hitap ettiğini çok merak ediyorum. çok yaygın olarak bilindiği için "ra bilgileri"ni örnek vermek istiyorum: 6. yoğunluk bir kaynak olan (eğer kabul ediyorsanız) ra sizce pek çok durumda sizin öğretinizden kat be kat daha anlaşılır, daha sade bir dille, samimiyet ve sıcaklık duygusuyla bilgi vererek yanlış bir tercihte mi bulunuyor? lütfen buyrun eleştirin, kendi öğretinizle karşılaştırın ra'yı. neden eleştirmeyesiniz? bu kadar bilimsel bir hava yaydığınıza göre bilimsel temelli olarak buyrun karşılaştırın ra ile sizin "atlanta ra" öğretinizi. bunda bir yanlışlık var mı? ra'nın açıklamadığı neyi açıklıyorsunuz siz örneğin? bu konuda bir farkındalığınız var mı? ra'yı sanki çok eskmiş, geçerliliğini yitirmiş bir kaynak gibi ifade ediyorsunuz. bunda ciddi bir yanılgı içinde olduğunuzu düşünüyorum ve her türlü tartışmaya, analize açığım. atlanta ra öğretisinin ra bilgileri karşısında herhangi ciddi bir karşılaştırılabilirlik derecesine sahip olduğunu düşünmüyorum kıymet bakımından. şahsi fikrimdir.

ve bu arada öğretinizin adının seçimiyle ilgili bir bilgi sahibiyseniz, bu bilgiyi de bizlerle paylaşırsanız çok sevinirim. yani neden "atlanta ra" öğretisi diye geçiyor? bilginizi, yorumlarınızı paylaşır mısınız?

"testide ne varsa dışına o sızar" diyorsunuz alıntıyla. peki sizin öğretinizden ne sızıyor? öğretinizin rahatsız edici derecede sadeliktan ve kolay kavranbilirlikten uzak ve bana hala gayet soğuk gelen niteliği, testinizde ne olduğuyla ilgili pek olumlu şeyler çağrıştırmıyor benim için hala. sizden başka bir kişi çıkıp da öğretinizin şu ana kadar bu forumda temel olarak ele alınan, yorumlanan bilgilerden farkını, üstünlüğünü, açıklanmayan şeylere ışık tutuşunu falan vurgulamış, övmüş, karşılaştırmış değil. kendinizi başka kaynaklarla karşılaştırmaktan sakınmanızın "yargılayıcı olmamaya çalışmak"la pek bir ilgisi yok bence. bilimsellik namına lütfen bu çekincenizi aşınız ve kendinizi örneğin ra bilgileri'yle karşılaştırınız.

öğretiniz hakkında sahip olduğum soğuk izlenimler ve bu forumla temel irtibat nedeninizin hemen hemen sadece reklam çabası olduğunu düşünüyor olmam sizi yanıtlmasın sevgili idrnc. buradaki şahsi varlığınızdan rahatsız değilim. ama bu ortamda hala sizden başka kimse tarafından övülmeyen, tartışma konusu edilmeyen öğretinizin reklamını yapmak yerine, lütfen bu forumda en çok ele alınan bilgilerle karşılaştırın bilgilerinizi ve farkınızı göstermeye çalışın. ben şimdiye kadar pozitif bir fark göremedim. birşeyleri gözden kaçırdığımı düşünüyorsanız, lütfen anladığım dille bana bunları göstermeye çalışın. çekinmeyin. karşılaştırın. farkınızı anlatmaya çalışın. buradaki insanların bilinçlerinde fark yaratın! eğer buradaki insanların fazla kalıplanmış olduğunu düşünüyorsanız, o zaman özgür iradeye saygı duyun, kim öğretinize açlık duyuyorsa, talep ediyorsa, onlara hitap edin.

atlanta ra öğretisi, şimdiye kadar olağan hayat koşullarını açıklama ve geliştirme namına gördüğüm en soğuk, merkeze en uzak öğretilerden biri.

spatyom hakkındaki görüşlerinizi merakla bekliyorum bu arada. böylece bu konuda şimdiye kadar sahip olduğumuz bilgilerde/kavrayışlarda bir fark yaratıp yaratmadığınızı gösterme konusunda bir fırsat yakalamış olursunuz.

öğretinizle ve reklam çabanızla ilgili soğukluğumu üstünüze alınmayın lütfen. sizinle iletişimimden büyük bir rahatsızlık, bir pişmanlık duymuyorum. ama lütfen, buyrun, anlatın, ikna edin beni. ben bilgi karşılaştırmalarında belirttiğim üç kaynağın diliyle/terminolojisiyle/açıklamalarıyla konuşuyorum. evet şahsi bir tavrım var, buyrun şansınızı deneyin o tavra hitap etmek için.

Alemtac

#59
Merhaba idrnc ve Cihangir Derince;

Konunuza olan inancınıza ve bilgilerinizdeki hakimiyetinizi saygıyla karşılıyorum. Ancak bizlerin anlayamadığı bir dilde israr edişiniz bilgilerinizi bizlerle paylaşmamamınız anlamına geliyor. Bütünün hayrına ve başkalarına hizmet amacından uzaklaşmış oluyorsunuz. Yine ısrarla sitenizden verdiğiniz linkler, gelip sizi ziyaret etmemizdeki ısrarcılığınız benim şahsen üzerimde bir baskı oluşturuyor.

Sizlerin davranışlarından bağımsız atlanta ra öğretisini incelediğimde, benim bu güne kadar edindiğim bilgilerin üzerine birşey koyamadığını söylüyorum ve yine anlayamadığım terminolojiye sahip bir öğreti bana hiçbirşey veremiyor. Sorumluluğunuz ve göreviniz adlettiğiniz bilgileri aktarmak görevinizi bu anlamda yerine getiremiyorsunuz bana göre. Bir tedrisatın bilincimizde değişiklik meydana getirebilmesi için önce anlaşılır olması gerekir. Ne kadar basitse o kadar bütünlüğe hizmet eder.

1900 lerde verilmiş ve o zamanki bilinç seviyesine göre olduğundan bahsettiğiniz bilgi hala daha geçerliliğini koruyor ve sizin verdiğiniz bilgileri hala daha anlamıyorsam, kafamı karıştırmaktan başka bir şey vermiyor bana ve ne dediğini anlamak için çabalamaktan bilginin özünden uzaklaştırıyor. Bu güne kadar verilen bilgiler her bilinç seviyesinden olanlara hitap ettiğinden, özünü kavramak ve içselleştirebilmek yada yadsımak bizlerin seçimindedir. Bilinçlerin yükseltilmesi ve bu anlamda bütünlüğe hizmet bilginin her bilinç seviyesinden olanlara ulaşabilmesiyle mümkündür. Bunlar bana göre ve benim görüşlerim.

Bir yazınızda, Cenap Başma'nın aktardığı bilgilerin doğaçlama olduğundan bahsetmiştiniz, medyumik kanal olmadığına göre nereden geliyor bilgiler ?