Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kişi saldırıyı bilmeli, beklemeli ve sonra da saldırıyı etkisizleştirmeli

Başlatan Tiversonus, 20 Şubat 2010, 12:42:49

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Gülay

#15
sevgili deja

Senin dışında sana negatif yansıtan hiç bir varlık yok...
Dünya dışı negatif varlıklar karmik-genetik-kalıtımsal kombinasyonla bu hayatında sana ait olan korkularını kullanıp, çekim yasası ile başkalarına yansıtmanı sağlıyarak sana saldırıda bulunuyorlar ve bu sayede besleniyorlar...
Kuranda bu varlıklara ''kuruntu ve vesvese vericiler'' deniliyor..

Bu durumda önerim 'duygusal arınma tekniklerini' kullanıyor olman, ve bu konuda nasıl yaratımda bulunduğunun farkına varabilmen.
Pınar ın yaratımla ilgili açtığı başlık bunu çok güzel açıklıyor.
sevgiler:))
 

Deja

#16
teoride bir nebze katıldığım ama pratikte zerre beceremediğim bir şey bu. :) kendimle uğraşıp duruyorum zaten -hatta en çok kendimle. bi huzur vermedim gitti yani. sürekli öz analiz, özeleştiri, kendimde neyi nasıl düzeltirim derdi.. buna rağmen değişmiyor işte :)
 

Deja

#17
çok teşekkürler ikinize de :)
 

Pınar

#18
Sevgili Deja, ya düzeltilmesi gereken bir şey yok ise ya herşey tam ve olması gereken gibiyse?

Bize hep içinizdeki şeytanla savaşın, dediler. İçimdeki şeytan benim!:)

Kendimizle verdiğimiz savaşta yenen /yenilen taraf yoktur. Aynı güçte iki boksörün dövüşü bitmez. :) Bir de bunu düşün derim, nacizane fikrim budur. Belki de karşındaki boksörü kucaklama zamanın gelmiştir, kimbilir?
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Deja

#19
Bu bakış açısını sevdim! Mücadeleden yorulmuştum zaten. Azıcık o deli tarafımı da seveyim, evet..
 

Deja

#20
İnsanın tek düşmanının kendisi olması konusunu düşündüm de biraz.. Kendime açıklayamadığım noktalar var. Çocukluğundan beri babası tarafından dayak yiyerek büyüyen bir çocuğun, gördüğü bu şiddetin tek sorumlusu olmasını anlamıyorum misal. Belli bir yaştan sonra kurulan ilişkilerde bunu bir nebze anlarım. Etki-tepki derim, karşısına gelen insanlar ona ayna oluyor derim vs.. Ama dediğim gibi tek etkenin bu olduğuna kendimi ikna edemedim. Egodan dolayı değil, yani bunu kabullenemeyecek olduğumdan değil çünkü kendi eksikliklerimin de farkındayım. Yine de tüm açıklama bu olamaz gibi geliyor.
 

Alemtac

#21
Sevgili Deja;

Aile seçimi almamız ve seçtiğimiz aileye vermemiz gereken dersler içindir. Aslında her şey derslerden ibarettir. Yaşadıklarımızdan dolayı kendimize acımak, kızmak vs. yerine, nerede olduğumuza bakmamız gerekir diye düşünüyorum. Doğduğumuz ailenin bize kattıkları veya bizim onlara kattığımız şeyler olmalı ve şanssızlık olarak gördüğümüz şeylerin bizim ruhsal gelişimimizde bizi nereye taşıdıkları önemli. Geçmişi sorgulamaksa bizi bir yere götürmeyecek...geçmişi değiştirmemiz mümkün ama bu andaki biz olmayız ve geçmişi değiştirmeninde anlamı kalmaz çünkü başka biridir o bizim için. Geleceğimizi doğru biçimde şekillendirebilmek içinse yine geçmişte yaşadıklarımıza bakmamalıyız. Bakmamayı başarmanın yolu affetmektir.

Sevgiler :)
 

Tiversonus

#22
Sevgili Deja, bir görüşüm var, size her söylenen pozitif dahil bir çok şeyi kabul edecek yapıda değilsiniz. Açıklayayım. Bir zaman sonra savunucusu olabileceğiniz fikirlerin ya da kavramların bile şu an'da ret edicisi olabilirsiniz...Bu bir deneyim aktarımı.

Net anlatmaya çalışayım: Bir verem hastasını mikrop sarmış. Mikrop her hücreyi sarmış. Ve o hasta hayatın tam içinde. Önce hasta bir senataryuma yatar ve bir tedsavi görür. Sonra hücreler sağlıklı yapıya döndüğünde, sağlıklı kişi hayata girer. Hayatın içinde olur...Tüm buradaki kavramları sembolik alınız, birebir anlamlarına takılmayın.

Sizin Akıl/Beden/Ruh yapınızda bir temizlik, arınma olana kadar (bir ölçüde), sizin zihniniz, problemi yaratan olarak, kavramları kurcalayacak, kurcalayacaktır. Zaten problemin bir ayağı zihinsel kirlenmişliğe dayanıyor. Hasta o ve doktorda o şimdi. Çözümü bulamaz.

Beden de keza öyle şimdi. Ve Ruh feryat ediyor. Ruhun dili yok. Dili zihin kapmış:))

Tek yol bu mu? Asla değil, her bir Akıl/Beden/Ruh bileşiminin kendine özgü sapmaları ve kendine özgü dengelenme noktaları birbirlerinden farklıdır. Ben doktormuyum? Hayır. Ama siz de doktorluk yapamayacak kadar hastasınız. Şimdi zihniniz bana neler söyleyecek:)) Ama ben hastaydım ve bir ölçüde dengelendim ve devam edecek ve bu arınma ve dengelenme bitmez. Ancak, bedenin (zihnin, kimyanın ve duyguların başçavuşu) olana kadar, hmmm daha komutanı demedik:)) devam eder.

Çok net, örneği düşünün ve zihninizi bir yönetmen edası ile sadece zihne odaklayın, bakalım zihin ne diyor. Zihnin odağı önce zihinde. Ne kelimeler söyler, neler çıkarsar, nelere itiraz eder? Bakın bakalım problemi çözebilir mi?

Acil, şok tedavilerde, bir süre doğa ortamı şarttır. Doğa ortamına girip çıkmak ve o doğa ortamında elinizde yapılacaklar listesi hazırlamak. Ve orada zihin aman boşver dediğinde "tamam, işte kağıda yazdığımı yapmam için iki misli sebep var" deyin.

Üçer günlük, beşer günlük, kuvvetinizi emmeyecek, sakinlikte bir doğa ortamı. Ve günde 2 defa 5 dakikalık nefes çalışması. İkinci gidişinizde, sadece o saatte orda bulunmak yani yaptığınız sırada kaç dakika olduğuna karar vermek, zihinle değil. Gidecek yer yok der zihin. Belediye otobüs bileti alın ve şehrin son durağında doğal bir ortam bulun, deneyin. zihin hesaplar "faydalı olacak mııı?", olması için yapmıyorum deyin, bana ne deyin, olursa olur olmazsa olmaz, zaten yapınca belli olacak bir şey deyin.

Bu kadar kalabalık yazmam bile yanlış ama, işte zihninmizi iknaya çalışıyorum şimdi:)

Ve veremli hasat gibi. İyileşmeyene kadar belirli bir arınmaya kadar; matematikte dört işlemi bile doğru göremezsiniz. Bırakın manevi/spiritüel konuları. Ve sonra hayatın tam içine dalın. Girin ve arasıra çıkın. Yapacağınız her iş şu anda sizi daha da kötü yapacak potansiyeldedir. Bu ticarette olabilir, başka şeylerde. Veremli hastayı düşünün.

Bu, sadece bir öneri. doğru mu? belki doğru, belki boş şeyler. ama bilmenin bir yolu var: yapmak.

VE BU DOĞRU ise illaki zihinden tepki gelmelidir. Faydasız olsa zihin yap bunu der.

Sonra realitemizin bilinçli yaratıcısı olma oranımız arttıkça hayatın içinde olmak ve hayata vermek ile büyümek gerekecek.

ben bunu kendimden örnek diye vermiyorum (bu zihne) öylesine yazıyorum. şimdi zihin diyecek ki, bak adam alay ediyor. hayır zihniniz kalbin hizasında değil. sadece bu.

selamlar, sevgiler...

sirera

#23
Merhaba Deja, hoşgeldiniz. Yeni kuruyor olduğunuz-kurduğunuz işiniz hayırlı uğurlu olsun.
Girişiminiz birbirini arayan çocukların birbirini bulması yönünde mi yoksa derinliklerinizde kendini kaybolmuş hisseden çocuklara ulaşmak mı yoksa her ikisi de mi :)
Pınar' ın kullandığı yağır sözcüğü ne hoş benzetme.
Arzularımız ve bağımlılıklarımız ile taşıdığımız yüklerle yaşıyorsak, yaralarımızı temizlemek iyileştirmek için aşk ile cereyan eden o mucizeler de ışığın yarasındandır.
Yaranın iyileşmesi duygularımızın peşine takılıp gitmekle gecikiyor sanırım. Tam o ânda salıvermiyor muyuz acaba, bir sonrakine mi taşıyoruz.
Huzura daim neşe, sağlık, genişleyen bereket bolluk ve aşk ile.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#24
Neyase tekrar son bir cümle yazmak için siteye girdiğimde sirera yı görmek güzeldi ve evet yapacağı işi vurgusunu ben de dikkatlice görmüştüm. Ama şu, verimli olabilecek durumda mıyız ya da bundan keyif alacak durumda mıyız? Neyse son cümleyi unutmadan yazayım:

Akıl/Beden/Ruh bir ölçüde dengelendiğinde, müthiş üçlü oluştururlar, yani zihnimize ve bedenimize ihtiyacımız herzaman var. Ve Ruh şimdi acı içinde, bedende sıkıntı, zihinde gereksiz düşünceler.

Bunu hayattan kopmayarak ta yapmak çok mümkün.

Zihin dinginleştiğinde bir çok şeyi daha berrak görebilecek, Ruh ile uymu giderek artacak ve bedensel sapmalara yaratıcı çözümleri bulacaktır.

Genetik, çabasızlık ve toplumsal proramlar.

Asla genetik moron tipi kişileri bu sitelere gelmez. Ya "çabasızlık" içinde dirler ya da programlar devrededir... Son ikisi birbiri ile içiçedir zaten.

Zorlukta şu; programlar zihinde ve zihinaltında çalışır. Yani doktor şimdi o hasta da o... Gelin çıkın içinden...Ben bunları yaşaadıımm:))

Tiversonus

#25
ve Ruh'umuzun bağlı olduğu üst yoğunluk, orada kalan parçamız diyor ki: ben sana yardım etmek için hep hazırım. ancak kanallar kapalı, tıkalı. sen bana ulaşamaz durumdasın bari bırak sen PASİF meditasyon yap ta biraz dinginleş ve ben sana ulaşabileyim.

ve bazen de kanalı açık olanları devreye sokar üst yoğunluk parçamız. işte eşzamanlılık türü yazılarımın altında bu vardır benim, bazen ben de şaşırırız. ama kanallar, ruh kanalları "alıcı olana kadar" çözümsel veriler bulamazsınız ve çözüm dışarıda değil içeride.

ve haklısınız, etki-tepki ile denkleme giremeyecek derecede işler yaşanır. neden? çünkü insanlık BESİN dir ve sizin gibi müthiş HİZMET potansiyeli olanlar "6 TEPKİ=1 etki" yaşarlar. işte bazı metafizik gürültü ve oyalama işlerine dikkat dediğim buydu..

bir bakışla hakedilmeyen denilen şey Ruh'ların hizmet potansiyellerinin zaman yolculuğu ile önüne geçmek. işte orada dengeyi bozan şekilde ACILAR bulunur. bunu kalasik hiç bir ruhçu açıklayamaz. umarım net anlatabildim.

ve benim ruh beni dürtükler ve yazarım ve sezgim ile bunları yazıyorum. kanalınızı açıldığında benim gibilere de gerek kalmaz. önce kuvvetlenmeli kanalı açmalı. kanalı durudran şey ise zihinsel karmaşadır. siz zihni her boşalttığında "bilgi yağar" size kendi üst benliklerinizden. işleyiş bu.

YAĞMACILAR, potansiyeli olanlara güzel acı çektirirler bunun karma ile alakası yok. evet acınızın sebebini ben sadece hizmet potansiyelinizin olmasını durdurma girişimi olarak görüyorum.

Sevgiler...

Tiversonus

#26
"Karma" ya NE Kadar Krebilite VERMELİ?


evet bir itiraf, perşembe egzersizini daha doğrusu perşembeyi unuttum ve gecikmelide olsa bu egzersizi yaptım. demek ki biraz "dalınca" bir bakıyoruz ki, dalganın altında ilüzyonun uykusundayız.

soru şu: karmaya fazladan (var ama bizim yüklediğimiz fazlalık) verdiğimiz değer nedir? elimizdeki veriler, herkes için farklı.

kısaca ben şunu düşünüyorum: ruh bedene bağlanırken bir dengelenme var mı? ve herşey eşzamanlı ise nasıl olurda karma olur?

birde işin farklı işleyen yanı şu, bh eğilimli olarak bu dünyaya gelen ruh neler yaşıyor, tüm yaşadıklarını karma olarak nitelemek nasıl olur?

Pınar

#27
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tiversonus

ve Ruh'umuzun bağlı olduğu üst yoğunluk, orada kalan parçamız diyor ki: ben sana yardım etmek için hep hazırım. ancak kanallar kapalı, tıkalı. sen bana ulaşamaz durumdasın bari bırak sen PASİF meditasyon yap ta biraz dinginleş ve ben sana ulaşabileyim.

ve bazen de kanalı açık olanları devreye sokar üst yoğunluk parçamız. işte eşzamanlılık türü yazılarımın altında bu vardır benim, bazen ben de şaşırırız. ama kanallar, ruh kanalları "alıcı olana kadar" çözümsel veriler bulamazsınız ve çözüm dışarıda değil içeride.

ve haklısınız, etki-tepki ile denkleme giremeyecek derecede işler yaşanır. neden? çünkü insanlık BESİN dir ve sizin gibi müthiş HİZMET potansiyeli olanlar "6 TEPKİ=1 etki" yaşarlar. işte bazı metafizik gürültü ve oyalama işlerine dikkat dediğim buydu..

bir bakışla hakedilmeyen denilen şey Ruh'ların hizmet potansiyellerinin zaman yolculuğu ile önüne geçmek. işte orada dengeyi bozan şekilde ACILAR bulunur. bunu kalasik hiç bir ruhçu açıklayamaz. umarım net anlatabildim.

ve benim ruh beni dürtükler ve yazarım ve sezgim ile bunları yazıyorum. kanalınızı açıldığında benim gibilere de gerek kalmaz. önce kuvvetlenmeli kanalı açmalı. kanalı durudran şey ise zihinsel karmaşadır. siz zihni her boşalttığında "bilgi yağar" size kendi üst benliklerinizden. işleyiş bu.

YAĞMACILAR, potansiyeli olanlara güzel acı çektirirler bunun karma ile alakası yok. evet acınızın sebebini ben sadece hizmet potansiyelinizin olmasını durdurma girişimi olarak görüyorum.

Sevgiler...


Sevgili Tiversonus, atladığın şudur ki: Tanrı, insanlar aracılığı ile konuşur.:)

Zihni boşaltmanın en güzel getirisi, farkında olmaktır. Çevrendeki döngünün farkında olmak, sana konuşan herşeyi dinlemeye başlarsın çünkü.Farkına vardığımızda değiştirme şansımız da beraberinde gelir.

Acı aslında, dinsel ve mit temalarındaki yanmak ile eş anlamlıdır. Acı ile pişmekteyiz.Elbette en iyi çömlek ben olacağım diye de harlı ateşe atlamanın da bir manası yoktur. Ateşin ayarı bize bağlıdır.En iyisi kısık ateşte ve zamanla pişmektir, diye düşünüyorum. Çünkü hızlı pişmek, dersleri tüketir ve ömrü kısaltır.Eğer dikkat ederseniz, en önemli yaşam sıçrayışları büyük acıların ardından gelir. Bunu göz ardı etmemek gerekir.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#28
Sevgili Pınar, aslında nasıl ortaya koyacağımı tam net olarak çıkarsayamadım, zira hayat klavyenin bu tarafında da çok hoş olmayan şekilde devam ediyor...Yani müthiş sevincin buraya kadar geliyor ama diyorum işte burası öyle bir ilüzyon ki, tam kavramlara koydum derken bir acıtıcı şey çıkıveriyor. Çıkmayabilirde ama işte ben dersimi bitirdim dediğinde dersin dersi çıkıyor. yani önce etraftan hafiften bir irade zayıflatması ve yavaşça bir çöküş de olabiliyor ve sonra elbette herşey eskisi gibi olmuyor, daha bilgiliyiz ama yaşadığımız alanı hesaba katmak gerekiyor. Kısaca, bu kadar kelime de boş olabilir ama son cümle şu, buna çok katılıyorum: BİL___>>>--BEKLE-etkisezliştir

Yani anlatması zor ama sadece elimizde etkisizleştirme aracımız var ise eğer, "ben çektim, çekmedim" sorunu ortadan kalkıyor veya şu; bilgi yayıyorsun ya etrafına işte bu bile yani sadece kendin için değil etrafındakilere aktardığında çok daha fazla hedef olabiliyorsun...Tamam şu; bilgiyi yayma derdin yok, yaşayarak örnek oluyorsun, orada da problemler var. kısaca ihtiyat ve tedbirli olmak gerekiyor. Ha şu; Ruh odaklı "devamlı" bir duruşta veya hep aynı yüksek bilinçte kalmak, işte bu da mümkün değil, zira et, beden, kemikten bir bedendeyiz...elbette paylaştıklarına katılıyorum, ama işte frekans çitine girmişiz ve hep direncimiz aynı kalmayabilir ve sabit tutmak çok zor, sen tutarsın etrafındaki gönderilir. yani denklem tek kişilkte çok doğru ama...neyse sen anla işte:)) Dikkatli olmak gerekiyor, kapılardan dolayı...

Ve bugün sorduğum soruların cevapları o kadar ince ki, özetle şu söylenebilir mi: özgür irademiz ihlal edilmeden de yıpratılabilir miyiz? Düşünün bir adama özgür iradesi ile çok soru sor ve artık soru bitsin diye "öff be yeter" diyebiliyor insan:)) bitsin dedin ve lades olabiliyor mu?

Elbette herşey öğrenmemiz için var, ve tüm yazdıklarımdan çok da emin değilim açıkçası yani şöyle 4 KH kadar bilgimiz olsa bile bu bedenler ve çevresel şeyler yine yıpratıcı, bazen özgür iradem ile istediğim bir şey başka zaman ki özgür irademe uymayabiliyor. Kısaca güçlü kalmak başlı başına bir sorun ki bu güçsüzlük özgür irademizle yanlışa girebiliriz demek. Neyse dağıldı işte ve oyun alanı dengeli olsa "risk" almamadan veya riski dağıtarak daha dinç bile kalabiliriz. İhtiyatlı olmakda fayda var diyorum kendime, elbette hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.

Şu örneği herkesle paylaşmak istiyorum: En yakınımızdaki birisi özgür iradesi ile bir yerden atlamak istiyor simgesi...Ve bu onun özgür iradesi ve bizim de pozitif kalma özgür irademiz var. kalabilime seçimimiz ne olur? ilginç değil mi ortada hiç özgür irade ihlali bile yok...

Ve araba kullanır gibi ara ara "enerji ısınmalarına" karşı kontrollü "soğutma moduna" geçme özgür irademizin de olduğunu bu ara kendime çok söylüyorum. Bu celselerin birinde vardı.

Bu bağlamda genel olarak paylaştım konu aslında tüm herkezi ve beni de kapsıyor. Pozitif titreşimimi ben bilerek ısındırdığımı da biliyorum çoğu kez, diyemedim "boş ver özgür iradesi" diye çoğu zaman bir çok etrafımdaki kişi için. ve özgür iradem ile evet bunun ile ben düşük titreşimli diğer insanlar ile birlikteyim yaşam alanımda. Bu da özgür irade seçimi aslında.

Herkese İyi Akşamlar, benden sanırım bugünlük bukadar.

Pınar

#29
Seni anlayabiliyorum sevgili Tiversınus.Sorular bazen başka soruları da ardında getiriyor ve cevaplanmayan sorular yığını olarak sırtımızda taşımamız gereken bir yük haline geliyor.Sonu ise kısa devre.:)Bizzat yaşadım, hala etkileri mevcut.:))

Özgür iradeye gelince, içimizdeki gölgeleri temizlemedkçe özgür iradeye saygı mümkün görünmüyor.Dengeye gelindiğinde, umursamaz görünen ancak aslında görünenin ardındaki planı görmekten kaynaklanan bir sessizlik oluşuyor.Karışma, müdahale etme gereği duymuyorsun bile.:)

Sorular kısmına gelirsem, ben kendi adıma şunu diyebilirim ki, ben soru sormayı bıraktım. Çünkü, doğru soruyu doğru kişiye sormak gerekiyor.Ancak cevaplar bu şekilde tatmin ediyor, öte yandan dışarıdan alınan cevaplar başka soruları doğuruyor. Yaşamın keyfini çıkararak, ve zihnimdeki soruları niyet ile sorarak çevremi gözlemeye başladım. O nedenle, özellikle koyu yazı biçimiyle yazdım. " Tanrı, insanlar aracılığı ile konuşur." diye.(Aslında herşey aracılığıyla konuşuyor da.) Zihin karıştığında, farkındalık azalıyor ve gelen cevapları kaçırıyoruz. Rahat olmak lazım, sonuçta sıkılıp kaçabileceğimiz hiçbiryer yok.Kaçamayacaksam, neden içine katılıp tadını çıkarmayayım ki!:)

Ve inanın, o kadar muazzam bir oyun bahçesinde oynuyoruz ki! Bunun farkına vardığımızda tüm çektiğimiz acılara teşekkür ediyoruz.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)